İBB Davası’nda 30. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

402 sanığın yargılandığı İBB davası 30. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, 30. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Otuzuncu Duruşma: Yüksek Yargı Kararının Açıklandığı Son Oturum

Otuzuncu duruşma, temyiz sürecinin tamamlandığı ve yüksek yargı kararının açıklandığı nihai oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin tüm incelemelerin tamamlandığını belirterek kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte taraflar, sürecin hukuki değerlendirmesini yapacaklarını ifade etti. Savunma tarafı, kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde inceleyeceklerini ve gerekli görülmesi halinde uluslararası yargı yollarına başvurabileceklerini dile getirdi.

İddia makamı ise verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek sürecin tamamlandığını savundu.

Böylece dosya, ulusal yargı süreci bakımından sonuçlanırken, kararın etkileri ve olası yeni başvuru yolları kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Yirmi Dokuzuncu Duruşma: Temyiz İncelemesinde Son Aşamaya Gelindi

Yirmi dokuzuncu duruşma, temyiz incelemesinin son aşamasına yaklaşıldığını gösteren önemli bir oturum olarak kayıtlara geçti. Üst mahkemenin dosyaya ilişkin değerlendirmelerini büyük ölçüde tamamladığı ve karar aşamasına geldiği belirtildi.

Savunma tarafı, son beyanlarında bir kez daha adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyada yer alan çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal etkileri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiği dile getirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını yineleyerek, temyiz başvurusunun reddedilmesi ve alt derece mahkemelerinin kararlarının onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Duruşma sonunda, nihai kararın bir sonraki oturumda açıklanacağı belirtildi.

Yirmi Sekizinci Duruşma: Dosyanın Yüksek Yargı Gündemine Alınması

Yirmi sekizinci duruşma, dosyanın temyiz incelemesine alınması sürecine ilişkin gelişmelerin ele alındığı oturum oldu. Üst mahkeme tarafından yapılan ön incelemenin ardından dosyanın esastan incelenmesine karar verildiği bilgisi paylaşıldı.

Savunma tarafı, temyiz dilekçesinde yer alan hususları ayrıntılandırarak, özellikle hukuki değerlendirme hatalarına ve delil takdirine ilişkin itirazlarını yineledi. Ayrıca, dosyanın yalnızca teknik değil, temel haklar açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, yerel mahkeme ve istinaf kararlarının hukuka uygun olduğunu savundu.

Mahkeme sürecin bundan sonraki aşamasının tamamen yüksek yargı incelemesine bağlı olduğunu belirterek, tarafları gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Yirmi Yedinci Duruşma: Temyiz Sürecinin Başlatıldığı Oturum

Yirmi yedinci duruşma, istinaf kararının ardından dosyanın bir üst yargı merciine taşınması sürecinin resmen başladığı oturum olarak kayda geçti. Kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından savunma tarafı, daha önce işaret ettiği hukuki eksiklikleri detaylandırarak temyiz başvurusunu mahkemeye sundu.

Savunma, gerekçeli kararda yer alan değerlendirmelerin maddi gerçeği yansıtmadığını, delillerin yorumlanmasında hatalar bulunduğunu ve yargılama sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, dosyanın üst mahkeme tarafından yeniden incelenmesi talep edildi.

İddia makamı ise istinaf kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, temyiz başvurusunun reddi yönündeki görüşünü dile getirdi.

Mahkeme heyeti, temyiz başvurusunun usulüne uygun olduğunu belirterek dosyanın ilgili yüksek yargı merciine gönderilmesine karar verdi. Böylece yargılama süreci yeni bir aşamaya taşındı.

Yirmi Altıncı Duruşma: İstinaf Kararının Açıklandığı Kritik Oturum

Yirmi altıncı duruşma, istinaf sürecinin en belirleyici aşaması olarak kayda geçti. Daha önceki oturumlarda tamamlanan incelemeler, taraf beyanları ve ek raporların ardından mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin nihai kararını açıkladı.

Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, dosyanın tüm yönleriyle değerlendirildiğini ve hukuki incelemelerin tamamlandığını belirtti. Ardından, istinaf başvurularına ilişkin karar okunmaya başlandı.

Savunma tarafı, karar öncesinde son kez söz alarak önceki itirazlarını yineledi; dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini, delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve hukuki eksikliklerin sürdüğünü ifade etti. Sanıklar adına beraat talebi bir kez daha vurgulandı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son sözlerinde adil yargılanma ilkesine dikkat çekerek, verilecek kararın yalnızca mevcut delillere değil, hukukun evrensel ilkelerine de uygun olması gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını tekrar ederek, dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirtti. Bu doğrultuda, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, yapılan değerlendirmeler sonucunda istinaf başvurularına ilişkin kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte duruşma salonunda dikkat çekici bir sessizlik oluşurken, taraflar kararı hukuki çerçevede değerlendireceklerini belirtti. Savunma tarafının, kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından dosyayı temyiz yoluyla üst yargıya taşıyabileceği ifade edildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda geniş yankı uyandıran kararın, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir dönüm noktası olduğu değerlendirildi. Özellikle temyiz sürecinin açık olması, dosyanın yüksek yargı mercileri tarafından yeniden incelenmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi altıncı duruşma, böylece istinaf sürecinin sona erdiği ve yargılamanın yeni bir aşamaya taşınabileceğinin netleştiği kritik bir oturum olarak kayıtlara geçti.

Yirmi Beşinci Duruşma: Nihai Karar Aşamasında Kritik Oturum

Yirmi beşinci duruşma, istinaf sürecinde artık kararın açıklanmasının beklendiği ve yargılamanın en kritik eşiğine gelindiğini gösteren bir oturum olarak kayda geçti. Önceki duruşmalarda tamamlanan incelemeler, sunulan ek raporlar ve taraf beyanları çerçevesinde mahkeme heyeti dosyayı son kez değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki tüm itirazlarını tekrar ederek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve hukuki eksikliklerin devam ettiğini ileri sürdü. Ek raporların da bu çelişkileri ortadan kaldırmadığı vurgulanarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi talebi yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak, kararın yalnızca mevcut deliller değil, hukukun temel ilkeleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirterek, istinaf başvurularının reddi ile kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada değerlendirmelerin tamamlandığını ve karar aşamasına gelindiğini belirtti. Ancak nihai kararın yazımı ve son incelemelerin tamamlanması için ek süreye ihtiyaç duyulduğu ifade edilerek, kararın bir sonraki duruşmada açıklanacağı yönünde güçlü bir işaret verilerek oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti en üst seviyeye ulaşırken, açıklanacak istinaf kararının davanın geleceğini doğrudan belirleyeceği değerlendirildi. Kararın ardından temyiz yolunun açık olması, sürecin yüksek yargıya taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Dördüncü Duruşma: Karar Öncesi Son Değerlendirmeler

Yirmi dördüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına artık çok yaklaşıldığı bir oturum olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda istenen ek incelemeler ve tamamlanan raporlar üzerinden dosyayı kapsamlı şekilde değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki beyanlarını tekrar ederek dosyada yer alan usul ve esas yönünden eksikliklerin giderilmediğini savundu. Özellikle yeni gelen ek raporların da çelişkileri ortadan kaldırmadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve beraat yönünde hüküm kurulması talebi bir kez daha yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında yargılamanın adil ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak, dosyanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukuki bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise mevcut delil durumu ve ek raporlar ışığında ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada gelinen aşamada değerlendirmelerin büyük ölçüde tamamlandığını, taraf beyanları ve ek raporların nihai karar sürecine dahil edildiğini belirtti. Kararın açıklanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü ifade edilirken, bir sonraki duruşmanın kritik önem taşıyacağına işaret edildi ve oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklentinin daha da arttığı gözlemlenirken, istinaf mahkemesinden çıkacak kararın davanın seyri açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması, yargılamanın üst yargı aşamasına taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Paylaşın

AİHM, Ekrem İmamoğlu İçin Türkiye’den Savunma Talep Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında yapılan başvuruyu öncelikli inceleme kapsamına aldı.

Mahkeme, “siyasi tutukluluk” ve “seçilme hakkının ihlali” iddialarını değerlendirerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden kapsamlı bir savunma istedi.

İmamoğlu’nun tutukluluk süreci, 2025 yılı Mart ayında başlayan bir dizi kritik gelişmeyle şekillendi:

19 Mart 2025: Diplomasının iptal edilmesinin ardından gözaltına alındı.
23 Mart 2025: Mahkeme kararıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
13 Mayıs 2025: Avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.
10 Kasım 2025: AYM sürecinden sonuç alınamaması üzerine dosya AİHM’e taşındı.
23 Mart 2026: AİHM İkinci Bölümü, başvuruyu ciddi bularak Türkiye’ye resmi savunma talebinde bulundu.

Başvurunun Temel Gerekçeleri

Başvuruda, tutukluluğun yalnızca hukuki değil aynı zamanda demokratik hakları hedef aldığı iddia ediliyor. Öne çıkan gerekçeler şu şekilde sıralanıyor:

Hukuka aykırı tutuklama: Somut ve yeterli suç şüphesinin bulunmadığı savunuluyor.

Etkin yargısal denetim eksikliği: Tutukluluğa yönelik itirazların hızlı ve tarafsız biçimde değerlendirilmediği iddia ediliyor.

Siyasi saik iddiası: Tutuklama kararının hukuki değil, siyasi bir sürecin parçası olduğu ileri sürülüyor.

Seçilme hakkının ihlali: Cumhurbaşkanlığı adaylığının bu süreçle engellendiği savunuluyor.

AİHM’in Sorduğu Kritik Sorular ve “Siyasi Amaç” Tartışması

AİHM’in Türkiye’ye yönelttiği sorular arasında, davanın seyrini etkileyebilecek nitelikte kritik başlıklar yer alıyor. Mahkeme özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi kapsamında olası “siyasi amaçlı kısıtlama” iddialarına dikkat çekti.

Bu kapsamda Türkiye’ye şu sorular yöneltildi:

Tutuklama kararı, Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında siyasi amaç taşıyor mu?
Bu süreç, İmamoğlu’nun siyasi faaliyetlerini ve seçilme hakkını kısıtlama amacı güdüyor mu?

Değerlendirmelere göre bu sorular, mahkemenin dosyayı yalnızca bireysel bir özgürlük ihlali değil, aynı zamanda demokratik süreçlere müdahale iddiası olarak ele aldığını gösteriyor.

Ayrıca Mahkeme, önceki içtihatlar arasında yer alan Selahattin Demirtaş kararı kararına da atıfta bulundu.

Hukuki Takvim: Süreç Nasıl İşleyecek?

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya resmî bir takvime bağlandı.

Hükümetin savunması (16 hafta): Adalet Bakanlığı, mahkemenin sorularına yanıt veren kapsamlı bir savunmayı delilleriyle birlikte sunacak.

Cevap hakkı: Savunmanın ardından İmamoğlu ve hukuk ekibi karşı görüşlerini AİHM’e iletecek.

Nihai karar: Tüm belgeler tamamlandıktan sonra AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği ve esas yönünden ihlal olup olmadığına karar verecek.

Sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Kararın, Türkiye’nin iç siyasi dengeleri ve yaklaşan seçim atmosferi üzerinde etkili olabileceği yorumları yapılıyor.

Özellikle “siyasi amaç” iddiasına ilişkin değerlendirme, davanın en kritik noktası olarak öne çıkıyor.

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya yeni ve resmî bir aşamaya geçti. Önümüzdeki süreçte verilecek yanıtlar, davanın hem hukuki yönünü hem de siyasi etkilerini belirleyecek temel unsur olacak.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan İktidara “Milli İradeye Çöktünüz” Tepkisi

Ekrem İmamoğlu, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin tartışmalı bir operasyonla AKP’ye geçmesine sert tepki gösterdi. İmamoğlu, “Zaman, Türkiye’nin muhafızı olma zamanıdır” diyerek mücadele çağrısı yaptı.

Haber Merkezi / Türkiye siyaseti, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan yönetim değişimi ve beraberinde gelen hukuk tartışmalarıyla sarsılıyor. Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, sürece dair sessizliğini bozarak iktidara çok sert eleştiriler yöneltti.

İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabı üzerinden paylaşılan mesajda, Bursa’daki görev değişiminin demokratik meşruiyetine vurgu yapıldı. İktidarın hamlesini “milli iradeye çökme” olarak nitelendiren İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin en büyük 4. şehri Bursa’ya da çöktünüz. Milletin iradesine, milli iradeye çöktünüz! Milletimiz; zalimlikte, hukuksuzlukta sınır tanımayan bir aymazlıkla karşı karşıyadır. Demokrasi, adalet ve cumhuriyet kolonları tehdit altındadır. Mücadelemiz büyüktür. Zaman, Türkiye’nin muhafızı olma zamanıdır!”

Paylaşın

“İmamoğlu Davası” Dünya Basınında Geniş Yankı Buldu

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında süren dava süreci, yalnızca Avrupa ve ABD’de değil, dünyanın farklı bölgelerindeki medya kuruluşlarında da geniş yankı uyandırdı.

Uluslararası basın kuruluşları, davayı Türkiye’de siyaset ve yargı ilişkisi bağlamında değerlendirirken gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor.

İngiliz gazetesi The Guardian, davanın Türkiye’de yaklaşan siyasi süreçler açısından önemli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Gazete, İmamoğlu’nun Türkiye’de muhalefetin öne çıkan figürlerinden biri olduğunu vurgulayarak, dava sürecinin siyasi dengeler üzerinde etkili olabileceğini yazdı.

ABD merkezli The New York Times ise haberinde davanın, Türkiye’de ifade özgürlüğü ve siyasi rekabet tartışmalarını yeniden gündeme taşıdığını belirtti. Gazete, muhalefet temsilcilerine yönelik yargı süreçlerinin uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip edildiğini aktardı.

İngiltere merkezli BBC News de analizinde, İmamoğlu’nun 2019’da İstanbul’da kazandığı seçimlerin Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası olduğunu hatırlatarak, dava sürecinin hem iç politika hem de uluslararası ilişkiler açısından dikkatle izlendiğini yazdı.

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise davanın Türkiye’de muhalefetin geleceği açısından kritik bir gelişme olarak değerlendirildiğini ifade etti. Gazete, Avrupa’daki birçok siyasi çevrenin de süreci yakından izlediğini aktardı.

Uluslararası haber ajansı Reuters da gelişmeleri aktarırken, davanın Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve demokratik standartlar tartışmasını yeniden gündeme getirdiğini belirtti.

Japonya merkezli The Japan Times, İmamoğlu’nun Türkiye siyasetinde yükselen bir lider olarak görüldüğünü ve davanın ülkenin siyasi rekabet ortamına ilişkin tartışmaları artırdığını yazdı. Çin’in uluslararası yayın yapan gazetelerinden Global Times ise gelişmeleri Türkiye’deki iç siyasi dengeler çerçevesinde ele alarak davanın bölgesel ve diplomatik yansımalarına dikkat çekti.

Brezilya’nın önde gelen gazetelerinden Folha de S.Paulo, davayı Türkiye’de muhalefet ve iktidar arasındaki siyasi rekabetin önemli bir başlığı olarak değerlendirdi. Arjantin merkezli Clarín ise haberinde, davanın uluslararası kamuoyunda Türkiye’deki demokratik süreçlere ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdığını ifade etti.

Uzmanlara göre İmamoğlu davası, yalnızca Türkiye iç siyasetini değil, aynı zamanda ülkenin demokrasi ve hukuk devleti algısını da etkileyebilecek bir gelişme olarak dünya basınının gündeminde kalmaya devam edecek.

Paylaşın

İmamoğlu’na AB’den “Pawel Adamowicz” Ödülü

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Avrupa Birliği tarafından verilen Pawel Adamowicz Ödülü’ne layık görüldü.

Ödül, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu binasında düzenlenen törende takdim edildi.

Avrupa Bölgeler Komitesi tarafından verilen ödül, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve dayanışma değerlerini savunan yerel yöneticilere veriliyor. Jüri, İmamoğlu’nun özellikle yerel demokrasi, hukukun üstünlüğü ve belediyelerin bağımsızlığı konusundaki tutumunu gerekçe gösterdi.

Tutuklu olduğu için törene katılamayan İmamoğlu adına ödülü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Nuri Aslan teslim aldı. Aslan törende yaptığı konuşmada, İmamoğlu’nun kaleme aldığı mesajı okudu.

Mesajında İmamoğlu, “Bugün çok istememe rağmen aranızda değilim. Ancak demokrasiye inanan dostların gösterdiği dayanışma en az bu ödül kadar kıymetli” ifadelerini kullandı.

Seçilmiş yerel yöneticilere yönelik baskıların yalnızca belediyeleri değil, doğrudan seçmenin iradesini hedef aldığını söyleyen İmamoğlu, mücadelesinin yalnızca kendisine ait olmadığını vurguladı.

“Demokrasi ve insan hakları hepimizin hak ettiği değerlerdir” diyen İmamoğlu, Türkiye’nin demokratik Avrupa ailesinin bir parçası olması gerektiğini de belirtti.

“Adalet istiyoruz”

Törende Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu’nun video mesajı da gösterildi. Dilek İmamoğlu, eşinin yokluğuna alışmayacaklarını belirterek “Bizler ülkemiz için adalet istiyoruz” dedi.

Bu ödülün yalnızca bir takdir değil, aynı zamanda uluslararası dayanışmanın güçlü bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Ödülün anlamı

Pawel Adamowicz Ödülü, 2019 yılında suikast sonucu hayatını kaybeden Polonya’nın Gdansk kentinin belediye başkanı Paweł Adamowicz anısına veriliyor. Ödül, demokrasi, özgürlük ve insan haklarını savunan yerel yöneticileri onurlandırmayı amaçlıyor.

İmamoğlu, 2019’dan bu yana İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak görev yapıyordu. Mart 2025’te tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılmıştı. Avrupa’daki birçok siyasetçi ve kurum, ödülün aynı zamanda demokratik değerlere destek mesajı taşıdığını belirtiyor.

Ödül, bir önceki yıl Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko’ya verilmişti.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Bir Uçurumun Kıyısındayız

“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine mesaj gönderen Ekrem İmamoğlu, “Ekonomide bir uçurumun kıyısındayız. Demokraside, adalette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada bir uçurumun kıyısındayız” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Eyüpsultan’da düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine bir mesaj gönderdi.

İmamoğlu’nun mesajında şu ifadelere yer verdi: “”Son bir yıldır siyasetin yargı eliyle yaptığı en büyük operasyonlardan biriyle mücadele ediyoruz. Ailelerimiz dahi hedef alınıyor. Bizim ise 2019’dan beri tek amacımız var, İstanbul’un tüm ilçelerine aynı özenle, eşit hizmet etmeye çalışıyoruz.

Her iki ilçemizde yaşayan vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran T5 Haliç-Tramvay Hattı’nı hizmete sunduk. Avrupa Yakası’nın ilk tam otomatik sürücüsüz metro hattı olan Yıldız-Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı’yla, Eyüpsultan’a ve Kağıthane’ye ulaşımı rahatlattık. İlçelerimizin altyapı sorunlarını çözdük. Haliç Su Sporları Merkezi’ni, Cendere Yaşam Vadisi’nin 1. etap 1. kısmı hizmete açtık.

Artİstanbul Feshane’yi, Biyometanizasyon tesisimizi, Türkiye’nin ilk, Avrupa’nın en büyük atık yakma tesisi olan Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi’ni hizmete açtık. Yurtlarımızla öğrencilerimizin, bölgesel istihdam ofislerimizle iş arayan vatandaşlarımızın, daha önce örneği görülmemiş desteklerle tüm dar gelirli hemşerilerimizin yanında olduk. Milletin parasını, yine milletin hayatını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek için harcadık. Eyüpsultan’a da Kağıthane’ye de hak ettiği değeri verdik.

“Bir uçurumun kıyısındayız”

Bizler, hiçbir ayrım gözetmeden vatandaşımıza en iyi hizmeti sunmaya çalışırken, iktidar sahipleri ayrıştıran, kutuplaştıran politikalarıyla ülkemizi bir uçurumun kıyısına sürükledi. Ekonomide bir uçurumun kıyısındayız. Demokraside, adalette, eğitimde, sağlıkta, dış politikada bir uçurumun kıyısındayız. Ya milletçe birbirimize güvenerek kenetleneceğiz ve huzura, refaha kavuşacağız ya da bir kötü aklın, ayrıcalıklı, dar bir zümrenin hırslarına geleceğimizi kurban edeceğiz.

Hepimiz zorlu bir dönemde, ağır görev ve sorumluluklar altındayız. Fakat ne olursa olsun, milletin temsilcilerine diz çöktürmeye çalışanların, milli iradeyi baskı altına almaya gayret edenlerin önünde boyun eğmeyeceğiz. Mücadelemiz, çok partili demokratik rejime son verme niyetini açıkça ortaya koymuş bir avuç insana karşı 86 milyonun demokrasi, adalet ve hürriyet mücadelesidir. Mücadelemiz, herkesin hak ettiği yaşam standartlarına kavuştuğu, özgür, mutlu ve güvenli bir Türkiye kurma mücadelesidir.

Bu mücadelede duraklamaya, ayrışmaya yer yoktur. Bugünkü mücadele azim ve kararlılığımızı dalga dalga büyütmeye devam edeceğiz. Ülkemize adaleti, hürriyeti ve refahı getirene kadar asla durmayacağız. Baştan sona adaletle işleyen, herkesin daha iyi, daha rahat, daha özgür yaşamasını hedefleyen, üretim odaklı, bereketli bir düzen kuracağız.

Bu yeni düzenin hiçbir yerinde partizanlık olmayacak, liyakatsizlik olmayacak. Milletime inancım, güvenim sonsuzdur. Sizleri çok seviyorum. Değerinizi bilin, kendinize güvenin. Kim ne planlar ne kumpaslar kurarsa kursun, son sözü siz söyleyeceksiniz. Bu ülkenin geleceği sizinle aydınlanacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

Paylaşın

İmamoğlu “Siyasal Casusluk” Suçlamasıyla Tutuklandı

Ekrem İmamoğlu, casusluk soruşturması kapsamında sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Soruşturmanın “4 Temmuz’da aynı suçlamayla tutuklanan Hüseyin Gün’ün dijital materyalinde rastlanılan bulgulara dayandığı” belirtilmişti.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Mart ayında İBB’ye yönelik “mali” soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ilk kez Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. İşlemleri beş saat gecikmeyle başlayan İmamoğlu’nun savcılık ifadesi yaklaşık üç saat sürdü.

İmamoğlu ifadesinde, “Benim nazarımda casusluk vatan hainliği ile eşdeğerdir. Dolayısıyla söz konusu dosya nazara alınarak hakkımda yürütülen casusluk kapsamındaki hiçbir suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Komplo teorisi ile karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Roma’yı benim yaktığım daha gerçekçidir” dedi.

“Wickr me” adlı mesajlaşma uygulamasını kullanıp kullanmadığı da sorulan İmamoğlu, “Sormuş olduğunuz ‘wickr me’ isimli mesajlaşma programını ilk defa duydum. Dolayısıyla bu programda üyeliğim daha önce hiçbir şekilde olmamıştır” yanıtını verdi.

Savcılık sorgusunun ardından nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen İmamoğlu hakkında tutuklama kararı verildi.

Tutuklama kararları sonrası savcılık yeni bir açıklama yaptı. Savcılık İstanbul Senin uygulamasını kullanan milyonlarca kişinin verilerinin yabancı ülkelere sızdırıldığını ve dark web üzerinden satıldığını iddia etti.

Dark web, mevcut internet tarayıcılarının erişmesinin mümkün olmadığı sitelerin bulunduğu alanı tanımlıyor.

27 Ekim’de bir açıklama yayımlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Senin uygulamasını kullanan 4,7 milyon kişinin verileri ve konum bilgilerinin iki farklı yabancı ülkeye sızdırıldığını, uygulamayı kullanan 3,6 milyon kişinin verilerinin ve konum bilgilerinin dark web üzerinden satışa çıkarıldığını, bu uygulamanın içinde bir altı uygulama olan İBB Hanem’de ise 11 milyon kişinin sandık verilerinin işlendiğini ve program dışına sızdırıldığını öne sürdü.

Başsavcılık “firari örgüt yöneticisi” olarak nitelediği Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerine naylon fatura düzenlendiğini de iddia etti.

Bu kararla birlikte Ekrem İmamoğlu halihazırda iki ayrı suçlamadan tutuklu bulunuyor. İmamoğlu’nun ilk kez tutuklandığı yolsuzluk davasında Mart ayından bu yana henüz iddianame yazılmadı.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

“Mücadele azmimiz daha da büyüdü”

Ekrem İmamoğlu, mahkeme kararının ardından avukatları aracılığıyla sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Milletimizin geleceğini perişan etmeye and içmiş bu zihniyetle mücadelemiz, bundan böyle daha da büyümüştür. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Asla umudunuzu yitirmeyin. Cesaretle, azim ve kararlılıkla başaracağız” diye yazdı.

İmamoğlu ayrıca yaptığı bir başka sosyal medya paylaşımında ise, “Boşverin şu casusluk zırvasını filan. Mert olun, asıl derdinizi söyleyin. Sıkıştınız mı? Sözde yolsuzluk dosyanız boş mu kaldı? İddianameyi yazamıyor musunuz? Size beni daha çok içerde tutacak başka bir kumpas dosyası mı lazım oldu? Derdiniz ne derdiniz?” diye sordu.

Paylaşın

İmamoğlu, “İhaleye Fesat Karıştırma” Suçlamasından Beraat Etti

Ekrem İmamoğlu, “ihaleye fesat karıştırma” davasından beraat etti. Karara ilişkin açıklama yapan İmamoğlu, “Varlığımla da icraatlarımla da sizi korkutmaya devam edeceğim…” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin ‘ihaleye fesat karıştırma’ iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti.

2014-2019 yılları arasında Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak görev yapan İmamoğlu hakkında, bu döneme ilişkin “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasından 7 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

İmamoğlu’nun, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde şartları oluşmayan firmaya ihale verdiği suçlamasıyla yargılandığı davanın bugünkü duruşması, saat 15.00’te Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İmamoğlu, söz konusu suçlamalardan beraat etti.

Beraat kararının ardından İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından yapılan paylaşımda, “Ne kumpaslarınız ne tezgahlarınız beni yolumdan döndürebilir! Ben, bu toprakların has evladı Ekrem İmamoğlu: Varlığımla da icraatlarımla da sizi korkutmaya devam edeceğim…” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi. Bu soruşturmaların başlangıcında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Onlar da çok iyi biliyorlar ki daha turpların büyükleri heybede. Telaşlarının sebebi bu,” demişti.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı. İmamoğlu’nun yerine CHP’li Belediye Meclis Üyesi Nuri Aslan İBB Başkanvekili olarak seçildi.

İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve sonrasında tutuklanmasıyla tetiklenen kitlesel protestolar, Türkiye’de on yıldan uzun süredir görülen en büyük gösterilere dönüştü. Polis, protestolara karşı biber gazı, göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su ile karşılık verdi. İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok büyük şehrinde güvenlik güçleri göstericilere sert müdahalelerde bulunuyor.

Yetkililer aralarında gazetecilerin de olduğu 2 binden fazla kişiyi gözaltına aldı. Gözaltılar sonrası 300’ü aşkın kişi tutuklandı. Daha sonra ise bunların bir kısmı itirazlarla serbest bırakıldı.

Paylaşın

Anket: İmamoğlu İle Erdoğan Arasındaki Fark 9 Puan

Son seçim anketine göre; Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 54.5’i İmamoğlu’na, yüzde 45.5’i ise Erdoğan’a oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

ALF Araştırma, 06-09 Ekim 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin katılımcıyla gerçekleştirdiği “Seçmen Eğilimleri Araştırması” sonuçlarını açıkladı.

“Bu pazar cumhurbaşkanlığı seçimi olsa kime oy verirsiniz” sorusunun sorulduğu ankette, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel yer aldı.

Ankette yer alan cumhurbaşkanlığı seçim senaryolarında ise Erdoğan’ın üstünlük kuramadığı görüldü:

Ekrem İmamoğlu vs. Recep Tayyip Erdoğan: İmamoğlu yüzde 54.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 45.5’de bırakarak galip geldi.

Mansur Yavaş vs. Recep Tayyip Erdoğan: Yavaş yüzde 55.7 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 44.3’de bırakarak açık ara önde yer aldı.

Özgür Özel vs. Recep Tayyip Erdoğan: Özgür Özel yüzde 50.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 49.5’de geride bıraktı.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Diploma” Davası 8 Aralık’a Ertelendi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edilen diploma davası 8 Aralık’a ertelendi.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması salon tartışmaları arasında ertelendi.

Duruşma salonunun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldı. Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşındı ve hakim İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verdi. Ancak bu salon da ilk duruşmanın görüldüğü en büyük salon değildi.

İmamoğlu mahkemede, “Salon değişikliğinden bu sabah haberimiz oldu. Kalabalık avukat ve seyirci kitlesi diğer salonu düşünüp geldiler. En dar salona alınmasından dolayı birçok avukat içeri giremedi. Aralarında benim müdafilerim vardı” dedi.

İmamoğlu, “içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını” söyledi ve duruşmanın ertelenmesini talep etti.

İmamoğlu’nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık’a ertelendi.

Silivri’de kameraların karşısına geçen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Ekrem İmamoğlu’nun zorla salona getirilmesi söz konusu olamaz. Ekrem İmamoğlu müdafiileri ile müzakere içerisinde bu kararı almıştır. Olağan yargılama koşulları söz konusu olduğunda Ekrem İmamoğlu salonda yerini alacaktır” dedi.

Duruşmanın küçük bir salona taşınmasını keyfi olarak değerlendiren Günaydın, “Olağanüstü koşullar söz konusu olduğu sürece buraya çıkmayacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’un tutuklu olduğunu da hatırlatan Günaydın, “Avukatının bu duruşmaya SEGBİS’le bağlanması dahi son dakika kararı ile oradan kaldırılmıştır” dedi.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990’da Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmış ve 1994’te işletme fakültesinden mezun olmuştu. İddianamede, GAÜ’nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs’ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı, ancak “yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı” iddia edildi.

İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi’ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığı ifade edildi.

“İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği” iddia edilen belgenin “şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte” olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçunu “zincirleme şekilde” işlediği, “hileli bir şekilde aldığı evrakı” yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu iddia edildi.

Paylaşın