Çin’de Eski Adalet Bakanı’na Rüşvet Almaktan Ölüm Cezası

Temmuz ayında 117 milyon yuanı (16.50 milyon dolar) aşan rüşvet kabul ettiğini itiraf eden eski Adalet Bakanı Fu Zhenghua, rüşvet almaktan ölüm cezasına çarptırıldı. Fu’nun cezasının infazı iki yıl askıya alınırken ömür boyu hapis cezası uygulanmaya başladı.

Uzmanlar, yolsuzlukla mücadele kampanyasıyla Devlet Başkanı Şi Cinping’in siyasi düşmanlarının ortadan kaldırılmasının hedeflendiği görüşünü dile getiriyor.

Şi Cinping’in 3. dönem devlet başkanlığına seçilmesi beklenen iktidardaki Komünist Parti’nin beş yılda bir yapılan kongresi 16 Ekim’de başlayacak.

Çin’de yolsuzluk soruşturmaları yürüten eski Adalet Bakanı Fu Zhenghua, rüşvet almaktan ölüm cezasına çarptırıldı. Eski Bakan Fu’nun cezasının infazı iki yıl askıya alınırken ömür boyu hapis cezası uygulanmaya başladı.

Devlet televizyonu CCTV, Fu’nun 2005-21 yıllarındaki üst düzey görevleri sırasında, erkek kardeşi de dahil olmak üzere suçluların yasadışı faaliyetlerinin gizlenmesine yardım etmekle suçlandığını duyurdu.

CCTV, Fu’nun cezasının hafifletilmesi halinde şartlı tahliye olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırılacağını kaydetti.

67 yaşındaki Fu’nun, eski güvenlik birimleri yöneticisi Zhou Yongkang’a karşı açılmış yolsuzluk soruşturmasına nüfuz etmeye çalıştığı belirtiliyor.

Rüşvet aldığını itiraf etti

2018’de Adalet Bakanı olmadan önce Kamu Güvenliği Bakanlığı yardımcılığı yapan Fu, Temmuz ayında 117 milyon yuan’ı (16.50 milyon Dolar) aşan rüşvet kabul ettiğini itiraf etti.

Çin yolsuzlukla mücadele birimi, Fu’nun ayrıca bir dönem kendisiyle aynı görevde bulunan Sun Lijun’un “siyasi çetesine” katıldığı kaydetti.

“Ortadan kaldırılması gereken kanser”

O dönem kamu güvenliği bakan yardımcısı olan Sun, 2020’de hakkında soruşturmalar başladığında, bazı üst düzey kolluk kuvvetleriyle kişisel zenginleşme amacıyla gizli anlaşma yaptığını itiraf etmişti.

Sun ayrıca, Başkan Şi Cinping’in “otoritesini benimsememekle” de suçlandı. Parti içinde güçlü etkisi olan Sun, yetkililer tarafından “zehirli” ve “ortadan kaldırılması gereken kanser” olarak nitelendirildi.

Ayrıca Şanghay, Chongqing ve Shanxi eyaletinin üç eski polis şefi, yolsuzluktan biri ömür boyu olmak üzere yıllarca hapis cezasına çarptırıldı.

Fu gibi onlar da Sun’ın kliğinin bir parçası olmakla ve Cinping’e sadakatsiz olmakla suçlandı.

Geçtiğimiz Ocak ayında aralarında eski bankacılık düzenleme kurumu başkan yardımcısı da olmak üzere üç üst düzey yetkili “yolsuzluk” suçlamasıyla ülke yönetiminde tek söz sahibi Komünist Parti’den atılmıştı.

Uzmanlar, yolsuzlukla mücadele kampanyasıyla Devlet Başkanı Şi Cinping’in siyasi düşmanlarının ortadan kaldırılmasının hedeflendiği görüşünü dile getiriyor.

Şi Cinping’in 3. dönem devlet başkanlığına seçilmesi beklenen iktidardaki Komünist Parti’nin beş yılda bir yapılan kongresi 16 Ekim’de başlayacak.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Uluslararas Af Örgütü: Birleşmiş Milletler, Sincan İçin Harekete Geçmeli

Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi’nin bir yıldır süren eylemsizliğine son vermesi ve Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde işlenen uluslararası hukuk suçlarını soruşturmak üzere bağımsız bir uluslararası mekanizma kurması gerektiğini belirtti.

BM İnsan Hakları Konseyi, Sincan raporunun ardından ilk kez 12 Eylül’de toplandı. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, Konsey’in rapora uygun bir müdahalede bulunması gerektiğini açıkladı:

“İnsan Hakları Konseyi, Sincan’da son beş yılda sayısız suça maruz bırakılan milyonlarca Müslümanın insan haklarını korumakta defalarca başarısız oldu. Konseye üye çok sayıda devlet, önceki Yüksek Komiserin uzun süreli sessizliğini, kendi sessizliklerini haklı göstermek için kullandı.

Ancak İnsan Hakları Yüksek Komiseri, belgelenen suçların insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına girebileceğini ve acilen dikkat gerektirdiğini doğruladığına göre artık yarım yamalak tedbirlerin zamanı doldu. Konsey, ihlallerin boyutları ve vahametine uygun bir müdahalede bulunmak zorunda.

Konsey üyeleri derhal harekete geçmezlerse, Çin hükümetinin ihlalleri örtbas etme çabalarında suç ortağı olacaklar. Böylesi bir durum, Çin yetkililerine, üye devletlerin ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin güvenilir kanıtları görmezden gelmeye zorlanabileceği ve güçlü ülkelerin etkin incelemeden muaf olduğu yönünde tehlikeli bir mesaj iletir.

Bu da ihlallere maruz bırakılan ve hayatta kalan milyonlarca kişiye ve aile üyelerine yönelik affedilmez bir ihanet olur. Hâlâ alıkonulduğu düşünülen yüz binlerce kişi buna dahildir.”

“Bağımsız uluslararası mekanizma kurulmalı”

Uluslararası Af Örgütü, Konsey üyelerini, Çin yetkililerinin işlediği ihlalleri durdurmak ve hesap verebilirliği sağlamak yönünde somut adımlar atmaya çağırdı:

“Konsey, bu toplantı esnasında bir karar taslağı oluşturmalı ve Sincan’da işlenen uluslararası hukuk suçları ve diğer ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin hesap verebilirliği, şüpheli faillerin tespitini de içerecek şekilde sağlamak amacıyla, bağımsız bir uluslararası mekanizma kurmalıdır.

“Üye devletler aynı zamanda, acilen ve kesin surette, Çin hükümetinden gözaltı kamplarında, cezaevlerinde ve diğer merkezlerde keyfi olarak alıkonulan herkesi serbest bırakmasını talep etmeli ve zulüm veya diğer ciddi insan hakları ihlalleri riski altında olan hiç kimseyi Çin’e geri göndermemeyi taahhüt etmelidir.”

Ağır insan hakları ihlalleri

Uluslararası Af Örgütü Ocak-Haziran 2022 arasında, kısa süre önce Sincan’dan kaçan kişilerle ve keyfi olarak alıkonulanların aileleriyle görüşmek için Orta Asya’yı ve Türkiye’yi ziyaret etmişti.

2020 ve 2021 sonlarında Sincan’dan kaçan altı kişi, isimlerinin gizli kalması koşuluyla Uluslararası Af Örgütü’ne konuşmayı kabul etti. Bu kişiler Sincan’da, Çin’in, çoğunluğu Müslüman etnik grupların özgürlüklerini büyük ölçüden sınırlandırmayı amaçlayan politikalarından kaynaklanan ağır baskılar altındaki yaşamı anlattı. Buna kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, dolaşım özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, fikir, vicdan, din ve inanç özgürlüğü, kültürel yaşama katılma, eşitlik ve ayrımcılığa uğramama ve zorla çalıştırmaya maruz bırakılmama haklarına yönelik ağır ihlaller dahil.

Paylaşın

ABD Başkanı Biden’dan Uzak Doğu’da Gerilimi Artıracak Açıklama

Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan ABD Başkanı Biden, verdiği bir röportajda, Çin’in olası bir saldırısına karşı Tayvan’ı ABD ordusunun koruyacağını söyledi.

Biden, “Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.” dedi.

Amerikan CBS kanalına bir röportaj veren ABD Başkanı Joe Biden, bu sözlerinin ardından “Yani ABD ordusu Tayvan’ı mı savunacak?” diye sorulmasının üzerine “Evet” yanıtını verdi.Pazar günü yayımlanan röportaj, Beyaz Saray’ın Tayvan politikasının değişmediğini ortaya koyuyor.

Washington’ın Tayvan politikası “stratejik belirsizlik” üzerine kuruluydu. Tayvan’ı korumaya tam anlamıyla kararlı olduğunu açıklamasa da Amerikan yönetimleri bu ihtimali hiçbir zaman saf dışı bırakmadı.

Tayvan, Çin’in doğusunda tek taraflı bağımsızlığını ilan eden bir yönetim; Pekin ise adayı kendi toprağı olarak kabul ediyor. Washington ile Pekin arasında Tayvan sebebiyle yaşanan gerilimler son dönemde yeniden tırmandı.

ABd Tayvan’ı ayrı bir ülke olarak kabul etmiyor; Çin’in bir parçası olarak sayıyor ve ayrı bir diplomatik ilişki geliştirmiyor. Örneğin Tayvan’da ayrı bir ABD Büyükelçiliği yok. Ancak Ada yönetimiyle yakın ilişkileri var ve Tayvan’a savunma konusunda destek oluyor.

Biden da verdiği röportajda bunu açıkça ortaya koymuş oldu:

“Tek Çin politikamız devam ediyor. Tayvan, bağımsızlık üzerine kendi yorumunu yapıyor. Biz de bu konuda farklı bir yöne ilerlemiyoruz, Tayvan’ı bağımsızlık için cesaretlendirmiyoruz. Bu onların kendi kararı.”

Biden benzer yorumları Mayıs ayında da yapmış; Çin’in olası bir işgali durumunda Tayvan’ı savunacaklarını söylemişti. Ancak hemen ardından beyaz Saray’dan bir açıklama yapılmış ve “Amerika’nın yıllardır benimsediği ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmediği duyurulmuştu.

Bu röportajın ardından Beyaz Saray yine bir açıklama yayımladı. “Sayın Biden Tayvan politikamızın değişmediğini de bir kez daha net bir şekilde ifade etmiştir” denildi.

Bu, Biden’ın bir yıl içinde Tayvan’la ilgili resmi politikayı bir adım ileri taşıyan üçüncü açıklaması. ABD Başkanı, geçen yıl Ekim ayında ve bu yıl Mayıs ayında askeri operasyona ihtimalini açıkça dile getirmişti.

Bu ayın başında ABD, Tayvan’a 1,1 milyar dolar değerinde silah ve füze savunma sistemi satma kararını açıkalmış; bu karar Çin’le gerilimin tırmanmasına yol açmıştı.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos ayında Ada’ya yaptığı ziyaretin ardından -her ne kadar Biden ‘pek iyi bir fikir değildi’ dese de- gerilim daha da tırmanmıştı.

Ziyaretin ardından Çin, Tayvan çevresinde beş gün süren bir askeri blokaj uygulamış; ABD de Çin ordusunun Ada etrafında füze denemeleri yaptığını iddia etmişti. Ancak Pekin yönetimi bu iddiayı doğrulamadı; Tayvan ise füzelerin tehdit yaratmayacak bir şekilde atmosfere fırlatıldığını savunmuştu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Pentagon, Çin Malzemesi Kullanıldığı İçin F-35’lerin Teslimatını Askıya Aldı

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), üretici firma Lockheed Martin’in Çin malzemesi kullanıldığını tespit etmesinin ardından hem Amerikan ordusuna hem de yurt dışındaki müşterilere F-35 uçaklarının teslimatlarının geçici olarak askıya alınmasını kararlaştırdı.

POLITICO sitesinde yer alan haberde, Lockheed Martin şirketi, savaş uçağı motorunda kullanılan metal bir bileşenin Çin’den geldiğini keşfetti.

Savunma İhaleleri Yönetimi Ajansı, 19 Ağustos’ta Pentagon’daki F-35 Ortak Üretim Programı Dairesine, F-35’in uçaklarının turbo makine pompalarında bulunan mıknatıslarda kullanılan bir alaşımın Çin’den geldiği uyarısında bulundu.

F-35 savaş uçaklarının önemli bir kısmı Lockheed Martin şirketi tarafından üretilirken, bu uçaklardan kullanılan turbo makineleri Honeywell şirketi tarafından temin ediliyor.

Pentagon’daki F-35 Ortak Üretim Programı Dairesi, Çin’den gelen parçalarını kullanılmasının şu anda envanterlerde bulunana F-35 uçaklarının uçuş operasyonlarını etkilemeyeceğini duyurdu.

“Hizmet içi F-35 filosunun uçuş operasyonlarının normal şekilde devam edecek”

Ortak Üretim Programı Dairesi Sözcüsü Russell Goemaere, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Turbo makine pompalarında bulunan mıknatıslar bilgi aktarmadığını veya uçağın bütünlüğüne zarar vermediğini, bu konuyla ilgili herhangi bir performans, kalite, emniyet veya güvenlik riski bulunmadığını ve hizmet içi F-35 filosunun uçuş operasyonlarının normal şekilde devam edeceğini teyit ettik.” dedi.

Goemaere, üretimi yapan şirketlerin gerekli bilgilerini kendileriyle paylaştığını belirterek, yine bu şirketlerin turbo makinalarında kullanılacak alternatif parçalar için gerekli kaynağı bulduklarını bildirdi.

F-35 uçağındaki turbo makine ne işe yarıyor?

Turbo makine, bir yardımcı güç ünitesini ve bir hava döngü makinesini tek bir ekipman parçasına entegre ediyor. Turbo makine ayrıca, yer bakımı, ana motor çalıştırma ve acil durum gücü için elektrik tedarik ederken, yer bakımı sırasında termal yönetim sistemi için basınçlı hava sağlıyor.

Honeywell Sözcüsü Adam Kress ise yaptığı yazılı açıklamada, şirketin tüm müşteri sözleşme gereksinimlerini karşılayan, yüksek kaliteli ürünler sağlama konusunda kararlı olduğunu belirtti.

Üretime katılan diğer şirketlerle birlikte istişare içinde çalıştıklarını belirten Kress, F-35’te kullanılmak üzere tedarik edilen ürünlerde verilen taahhütleri yerine getirmek için yine bu şirketlerle yakın işbirliği içinde çalıştıklarını vurguladı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çin’den Birleşmiş Milletler’in Sincan Raporuna Tepki

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin (BMİHYK) Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki hak ihlallerine işaret eden raporuna dair açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı Cao Licien, Pekin’deki günlük basın toplantısında, “raporun ABD ve bazı Batılı güçlerce planlandığını ve üretildiğini” söyledi.

Bianet’te yer alan habere göre, Licien, “BMİHYK’nın Çin karşıtı güçlerin siyasi planlarına göre değerlendirme yaptığını” ileri sürdü. Raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını savunan Cao, “Bu, ABD ve bazı Batılı güçlerin Çin’i stratejik olarak çevrelemek üzere Sincan’ı siyasi araç olarak kullanma amacına hizmet eden bir dezenformasyon yığınıdır” dedi.

Cao, raporun yasa dışı olduğunu ve hiçbir güvenilirliğinin olmadığını öne sürerek, “BMİHYK, bir kez daha, ABD ve bazı Batılı güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kendi hizasına sokma çabasının suç ortağı olmuştur” diye konuştu.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliğinin açıkladığı raporun içeriğini değerlendireceğini, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerini bir kez daha kınadığını bildirdi.

AB Komisyonu sözcülerinden Nabila Massrali, dünkü günlük basın toplantısında, AB’nin, BM Ofisinin söz konusu insan haklarının ihlaliyle ilgili endişelerini yayınlanmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi:

“Şu anda raporun içeriğini değerlendiriyoruz ve zamanı geldiğinde tepkimizi yayınlayacağız. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi AB, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki insan hakları ihlallerini, özellikle Uygurlara ve ulusal, dini ve etnik azınlıklara yönelik zulmü şiddetle kınamaktadır.”

Massrali, AB’nin Sincan sorununu Çinli yetkililerle yıllardır görüştüğünü, bu yılın başlarındaki AB-Çin zirvesi ve en yüksek düzeydeki ikili görüşmeler de dahil olmak üzere belirli forumlarda gündeme getirdiğini vurguladı.

Raporda ne var?

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (BMİHYK), uzun süredir beklenen Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu önceki gün yayınladı.

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri işlendiği” ve bu ihlallerin “insanlık suçu teşkil edebileceği” değerlendirmesine yer verildi.

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu. Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki görmüştü.

48 sayfalık rapor için Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldı. Konuşulan isimlerden 26’sı, 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığını anlattı.

Raporda, “Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır” dendi.

Bölgedeki yeniden eğitim kamplarında tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtilen raporda, Komiserliğin eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceği fakat “yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğu” kaydedildi.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği belirtilen rapora göre, “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Paylaşın

BM’den Çarpıcı ‘Sincan’ Raporu: Kamplardaki Muamele Endişe Verici

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlallerine dair raporunu açıkladı. Geçen yıl açıklanması beklenen raporda çarpıcı bilgilere yer verildi.

48 sayfalık raporda, Sincan’da yaşayan 23 Uygur, 16 Kazak ve 1 Kırgız Türküyle detaylı mülakat yapıldığı, konuşulan isimlerden 26’sının 2016’dan bu yana belirli aralıklarla ya keyfi tutuklandığı ya da Çin’in yeniden eğitim kamplarında çalıştırıldığı bilgisi yer alıyor.

“Terörle mücadele kanunları sorunlu”

Raporda Sincan bölgesinde “terör ve aşırılıkla mücadele adı altında ciddi insan hakları ihlalleri tespit edildiği” ve “bu ihlallerin insanlık suçu teşkil edebileceği” vurgulandı:

“Hak ihlallerinin dayandırıldığı terörle mücadele kanunları, uluslararası insan hakları norm ve standartları açısından oldukça sorunludur. Bölgedeki yetkililere geniş soruşturma, yasaklama ve baskı imkanı tanıyan bu yasada belli belirsiz, geniş ve ucu açık tanımlamalar bulunmaktadır.”

İşkence, kötü muamele ve zorunlu tedavi

Bölgedeki “yeniden eğitim kamplarında” tutulanlara yönelik muamelenin endişe verici olduğu, işkence, kötü muamele ve zorunlu tıbbi tedavi uygulandığına dair raporların güvenilir bulunduğu belirtildi.

BM Komiserliği, eriştiği belgelerin, söz konusu hak ihlallerinin net bilançosunu çıkarmaya yetmeyeceğini fakat yeniden eğitim kamplarındaki ayrımcı ortamın, bu tesislerde insan hakları ihlallerinin geniş eksende yaşandığını doğrulayacak yeterlilikte olduğunu açıkladı.

Yeniden eğitim kamplarında tutulan Müslüman azınlığa mensup kişilerin temel insan haklarından mahrum edildiği kaydedildi: “Dini kimlik, ifade, mahremiyet ve hareket özgürlükleri usulsüzce yasaklanmıştır.”

Çin hükümetine çağrı

Rapora göre, Çin’in Sincan’daki baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının etkisi sınırları aştı, tutuklamalar ve eğitim kamplarında zorla çalıştırmalardan ötürü birçok kişi ailesinden ayrıldı veya baskı ortamından ötürü ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Raporun sonunda Çin hükümetinden şu taleplerini yerine getirmesi istendi:

  • Yeniden eğitim kampları, cezaevleri ve benzeri tutukluluk merkezlerinde keyfi tutulanların derhal serbest bırakılması,
  • Sincan’da aile mensuplarının haber alamadığı kişilerin nerede olduğuna dair bilgi verilmesi,
  • Terörle mücadele, ulusal güvenlik ve azınlık haklarına dair yasaları gözden geçirecek çalışma planı oluşturulması,
  • Yeniden eğitim kamplarındaki hak ihlallerinin ivedilikle araştırılması,
  • Bölgedeki cami, tapınak ve mezarlıkların yıkıldığına dair iddialara somut veriler sunularak açıklık getirilmesi.

Geçen yıl açıklanması bekleniyordu

Komiserlikten 10 Aralık 2021’de yapılan açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Çin’in uygulamalarına ilişkin raporun haftalar içinde açıklanacağı duyurulmuştu.

Açıklamanın ardından aylar geçmesine rağmen raporun yayımlanmaması, Uygur Türkleri başta olmak üzere uluslararası hak örgütlerinden tepki gördü.

23-28 Mayıs’ta Çin’e giden ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni de ziyaret eden Bachelet, ziyaretin ardından Çin’in başkenti Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, raporun ne zaman açıklanacağına ilişkin bilgi vermemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Çin, Kuraklıkla Başa Çıkmak İçin ‘Bulut Tohumlamaya’ Başladı

Çin, iki aydan fazla süredir tarım ve hayvancılığı tehdit eden, bazı bölgelerde elektrik üretiminde kesintilere sebep olan şiddetli kuraklık ve rekor kıran sıcak hava dalgasıyla baş etmeye çalışıyor.

Ülkenin orta ve güneybatı bölgelerinde yağışları artırmak amacıyla bulut tohumlama yapılıyor.

Çin Ulusal İklim Merkezi’ne göre, 64 gün süren bu dönem ülkede 1961’den bu yana yaşanan en uzun sıcak hava dalgası olarak kaydedildi.

Asya’nın en uzunu olan Yangtze Nehri’nin su seviyesi rekor derecede azaldı.

Ülkenin bazı bölgelerine normalin yarısından daha az yağış düştü.

Yetkililer, hidroelektrik rezervlerinin yarı yarıya azaldığını söylüyor.

Bu durum enerji şirketlerini de baskı altında bıraktı.

Yerel basın, kuraklıktan etkilenen Yangtze Nehri çevresindeki illerde, yağmursuzlukla mücadele etmek için bulut tohumlama operasyonlarına yöneldiğini bildiriyor. Yani bulutlardan düşen yağış miktarını artırmak için havaya çeşitli kimyasal maddeler yayacak roketler fırlatılıyor.

Elektrik sıkıntısı

Siçuan eyaleti ve komşu illerdeki sıcaklıklar 40 santigrat dereceyi aştı.

Reuters’ın yerel gazete Sichuan Daily’den aktardığına göre, eyaletteki devlet dairelerinden klimalarını 26 derecenin altında tutmaları ve çalışanlardan mümkünse asansör yerine merdiven kullanmaları istendi.

Milyonlarca bölge sakini de elektrik kesintilerine maruz kalıyor.

Yerel basında çıkan haberlere göre, eyalette bulunan yaklaşık 5,4 milyon kişinin yaşadığı Dazhou şehrinde elektrik kesintileri üç saat kadar sürebiliyor.

Ayrıca eyaletteki fabrikalar, güç kaynaklarını evlere yönlendirmek için alınan acil durum önlemlerinin bir parçası olarak, üretimi kesmek veya işi durdurmak zorunda kalıyor.

Siçuan havzası ve orta Çin’in büyük bölümlerinde yüksek sıcaklıkların 26 Ağustos’a kadar devam edeceği öngörülüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Çin’de Fabrikalar Üretimi Durdurdu

Çin’de son 60 yılın en kötü sıcak dalgası yüzünden fabrikalar geçici olarak üretimi durdurdu. Çin’in Siçuan bölgesinde Apple ve Intel gibi büyük firmaların ürünleri üretiliyor. Ayrıca, yarı iletken çip sektörünü de karardan olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Yaklaşık 80 milyondan fazla kişinin yaşadığı Siçuan bölgesinde pazartesi günü yetkililer, halkın elektrik kullanımına öncelik sağlanması için 21 şehirden 19’unda cumartesiye kadar fabrikaların üretime ara vereceğini duyurdu.

Hükümetten açıklanan verilere göre temmuzdan beri aşırı sıcaklarla boğuşan Siçuan’da 7 Ağustos’ta yapılan ölçümlerde, son 60 yılın en yüksek sıcak hava dalgasının yaşandığı kaydedildi. Geçen yıllara göre ortalama yağış oranında da yüzde 51 azalma gözlemlendi.

Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu’nun sözcüsü Jin Şiandong, bugün yaptığı açıklamada sıcak hava dalgası ve kuraklık nedeniyle hidrolik güç üretiminin ciddi ölçüde azaldığını, ülkenin elektrik üretimi için kömür kaynaklarını daha fazla kullanacağını ifade etti.

Siçuan bölgesi, elektronik, mobilya ve gıda alanında birçok fabrikaya ev sahipliği yapıyor. Düşük üretim maliyetleriyle şirketleri çeken bölgede, özellikle yarı iletken çip ve güneş paneli fabrikaları yer alıyor. Teknoloji devi Apple, elektronik imalat sağlayıcısı Foxconn ve Intel gibi firmaların fabrikaları da kesintilerden etkilenecek.

Ayrıca Siçuan, elektrikli araba bataryalarında kullanılan lityum madenciliğinin de önemli merkezlerinden biri. Japonya merkezli yatırım bankası Daiwa Capital, müşterilerine gönderdiği bilgilendirme notunda, fabrikaların kapanmasının polisilikon ve lityum tedarikini zorlaştırabileceği ve fiyatların yükselmesine neden olabileceği ifade edildi.

Çin Ulusal Meteoroloji Merkezi, 13 Ağustos’ta sıcak hava dalgasına karşı uyarı yayımlamıştı. “Kırmızı uyarı” açıklamasında Şaanşi, Siçuan, Hubey, Hunan, Ciangşi, Anhui, Ciangsu ve Cıciang eyaletleriyle Şanghay ve Çongçing şehirlerinin bazı bölümlerinde, hava sıcaklıklarının 42 dereceyi aşabileceği belirtilmişti.

Bölgedeki Luzhou şehrindeyse yetkililer, geçen hafta elektrik santraline binen yükü hafifletmek için geceleri sokak lambalarının kapatılacağını duyurmuştu.

Güneş enerjisi panellerinde kullanılan kristal silikon güneş hücresi üretiminde dünya lideri Tongwei Solar şirketi, kesintilerin ne kadara mal olacağını bilmediklerini ve yetkililerin getirdiği sınırlamalara göre hareket edeceklerini belirtti.

Apple ürünlerinin yapımından sorumlu Foxconn ise kesintilerin büyük bir etki yaratmayacağını açıkladı.

Öte yandan sıcak hava dalgası mahsul kıtlığı da yarattı. Çin Ulusal İstatistik Bürosu Sözcüsü Gu Linghui, pazartesi günkü basın açıklamasında, aşırı hava koşulları nedeniyle taze sebze fiyatlarının yıllık bazda yüzde 12,9 arttığını belirtmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İkinci ABD Heyeti Tayvan’da; Çin Askeri Tatbikat Başlattı

ABD Kongre üyelerinden oluşan bir delegasyon, iki gün sürmesi planlanan resmi ziyaretleri kapsamında Tayvan’a gitti. Beş Kongre üyesinin Tayvan ziyareti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin 2 Ağustos’taki ziyaretinin ardından ABD’li bir Kongre heyetinin Tayvan’a yaptığı ikinci ziyaret olma özelliği taşıyor.

Demokrat Partili Massachusetts Senatörü Ed Markey’nin liderliğindeki delegasyonda ayrıca Demokrat Partili Kongre üyeleri John Garamendi, Alan Lowenthal ve Don Beyer ile Cumhuriyetçi Partili Kongre üyesi Aumua Amata Coleman Radewagen de bulunuyor.

CNN International’ın aktardığına göre, Tayvan’ın başkenti Taipei’ye daha önceden duyurmadıkları ziyaretleri ile ilgili Twitter’dan açıklama yapan delegasyon başkanı Markey, ziyaretin “ABD’nin Tayvan’a olan desteğini bir kez daha teyit etme” çabalarının bir parçası.

Markey’nin açıklamasına göre, heyetin ziyaretinin “Tayvan Boğazı’nda istikrar ve barışı teşvik etmesi” bekleniyor.

Heyetin ziyaretleri sırasında Tayvan lideri Tsai Ing-wen ve Dışişleri Bakanı Joseph Wu ile de görüşmesi planlanıyor.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, ABD delegasyonu, ziyaretleri sırasında Parlamento Dışişleri ve Milli Savunma Komitesi ile de “güvenlik ve ticarete ilişkin konuları görüşmek için” bir araya gelecek.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı, ABD’li heyetin ziyaretini “memnuniyetle karşılarken” Nancy Pelosi’nin ziyaretine de tepki gösteren Çin, “ABD’nin provokasyonlarına karşı önlem alacaklarını” açıkladı.

Çin, tekrar tatbikat başlattı

Çin’in Washington Büyükelçiliği’nden dün (14 Ağustos) yapılan açıklamada, “ABD Kongre üyeleri, ABD hükümetinin tek Çin politikasına uygun şekilde davranmalı” değerlendirmesinde bulundu.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) da Tayvan çevresindeki sularda ve hava sahasında yeniden “müşterek muharebeye hazırlık ve hakiki savaş tatbikatı” başlattığını duyurdu. PLA Doğu Harekat Alan Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Çin’in ulusal egemenliği ile Tayvan Boğazı’ndaki barış ve istikrarı korumak için gerekli tüm tedbirlerin alınacağı” söylendi.

Pelosi’nin Tayvan ziyareti

Çin, bir asırdan uzun süredir “bağımsızlık” anlaşmazlığı yaşadığı Tayvan’a ABD Kongresi’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin başkanı Nancy Pelosi tarafından yapılacak resmi bir ziyarete karşı çıkıyordu.

Pelosi’nin Nisan ayında COVID-19’a yakalanması sonucu iptal ettiği ve Çin’in tepkisini çeken Tayvan ziyaretini gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceği merak ediliyordu. Bu ihtimalin konuşulduğu günlerde, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Joe Biden ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş ve “Ateşle oynayan kendisini yakar” uyarısını yapmıştı.

Fakat Nancy Pelosi, 2 Ağustos 2022’de yerel saatle 22:20 sularında Tayvan’a geldi ve ertesi gün ülkede bir dizi resmi temasta bulundu.

Tayvan lideri Tsai Ing-wen, 3 Ağustos’taki görüşmelerinde Pelosi’ye Tayvan’daki hükümetin devamı olduğu söylenen Çin Cumhuriyeti’nin “Uğurlu Bulutlar Düzeni” isimli şeref madalyası ve özel şeridini takdim etti.

Çin, Pelosi’nin ziyaretini “ciddi bir provokasyon” olarak değerlendirerek ada çevresinde dört gün sürecek askeri bir tatbikata başladı. Tayvan, tatbikatın başladığı 4 Ağustos’ta bir açıklama yaparak Çin’in tatbikat kapsamında ateşlediği füzelerden 11’inin karasularına düştüğünü duyurdu. Ülke ayrıca “savunma sistemlerinin etkin duruma geçirdiğini” açıkladı.

Tayvan da Çin’in ardından 9-11 Ağustos’ta askeri tatbikat kararı alırken Çin Dışişleri Bakanlığı Nancy Pelosi ve yakın aile üyelerine yaptırım uygulanacağını ve Washington yönetimiyle bazı ikili diyalog ve işbirliği mekanizmalarının durdurulduğunu duyurdu.

Çin-Tayvan anlaşmazlığı

Çin’de İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çıkan iç savaşta Mao Zedong liderliğindeki Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949’da iktidarı ele geçirmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Chiang Kai-shek liderliğindeki Çin Milliyetçi Partisi üyeleri, Tayvan’a yerleşip 1912’de kurulan “Çin Cumhuriyeti” iktidarının adada devam ettiğini söyleyerek bağımsızlık ilan etti.

Bu girişim, Çin tarafından kabul edilmese de Tayvan temsilcileri, 1971’e kadar Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Çin’i temsil etti.

1950’ler ve 1960’larda çok sayıda ülkenin diplomatik ilişki tercihini Çin Halk Cumhuriyeti’ne çevirmesinin ardından 1971’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Pekin hükümetinin Çin’in tek meşru temsilcisi kabul edilmesiyle Tayvan’ın uluslararası örgütlerdeki konumu belirsiz hale geldi.

Pekin yönetimi, “Tek Çin” ilkesini benimseyerek Tayvan’ın kendi topraklarının parçası olduğunu savunuyor.

Çin, boğaz ve çevresindeki askeri varlığının yanı sıra Tayvan’ın dünya ülkeleriyle müstakil diplomatik ilişkiler kurmasına, BM’de ve diğer uluslararası kuruluşlarda temsil edilmesine karşı çıkıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Çin: ABD, Ukrayna Ve Tayvan’da Aynı Kışkırtma Taktiğini Uyguluyor

Çin’in Moskova Büyükelçisi Zhang Hanhui, Ukrayna’daki krizin “başlıca kışkırtıcısı” olarak adlandırdığı Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) Ukrayna ve Tayvan’da çatışmayı “kışkırtmak için aynı taktikleri” uygulamakla suçladı.

Rusya’nın TASS haber ajansına konuşan Büyükelçi, ABD’nin NATO’yu genişleterek ve Ukrayna’yı Moskova yerine Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirmek isteyen güçlere destek vererek Rusya’yı “köşeye sıkıştırdığını” söyledi.

Zhang, “Ukrayna krizinin başlatıcısı ve ana kışkırtıcısı Washington, Rusya’ya eşi benzeri olmayan kapsamlı yaptırımlar uygularken Ukrayna’ya asker ve silah tedarik etmeye devam ediyor. Nihai hedefleri Rusya’yı uzun süreli bir savaş ve yaptırımların ağırlığı altında ezmek ve tüketmek” dedi.

Çin-Rusya ilişkilerinin tarihteki en iyi dönemine girdiğini belirten Zhang, iki ülke arasındaki ilişkilerin “en yüksek seviyede karşılıklı güven, etkileşim ve stratejik önem” içerdiğini ifade etti.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin geçtiğimiz hafta Asya turu kapsamında Tayvan’a yaptığı ziyarete ilişkin de konuşan Büyükelçi, ABD’nin Ukrayna’da ve Tayvan’da büyük güç rekabetini ve çatışmayı kışkırtmak için aynı taktikleri uyguladığını söyledi.

Washington’ın Tayvan politikasını eleştiren Zhang, “İçişlere müdahale etmemek, dünyamızda barış ve istikrarı korumanın en temel ilkesidir” şeklinde konuştu.

Washington’un politikası uzun süredir “stratejik muğlaklık” üzerine kurulu. ABD, Çin’in Tayvan’ı işgal etmesi halinde duruma askeri olarak müdahale edeceğini söylüyor.

Bir yandan Pekin’in sadece tek bir Çin hükümeti olduğunu öne süren “tek devlet” politikasını destekliyor ve Taipei ile değil Pekin’le resmi diplomatik ilişkileri var.

Ancak diğer yandan da Tayvan’a savunma silahları tedarik edeceğini söylüyor ve Çin’in olası bir saldırısının büyük endişe yaratacağını belirtiyor.

Çin, Tayvan’ı, sonunda yeniden Pekin’in kontrolü altında olacak ayrılıkçı bir eyalet olarak görüyor. Tayvan ise kendisini, anayasası ve demokratik yollardan seçilmiş liderleriyle bağımsız bir ülke olarak tanımlıyor.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping daha önce “Tayvan ile yeniden birleşmenin gerçekleşmesi gerektiğini” söylemiş ve bunu başarmak için güç kullanımı ihtimalini dışlamamıştı.

ABD Başkanı Joe Biden, Mayıs 2022’de ülkesinin Tayvan’ı askeri açıdan savunup savunmayacağı yönündeki bir soruya duruma müdahale edecekleri yönünde yanıt vermişti.

Kısa süre sonra Beyaz Saray konuya açıklık getirmeye çalışmış, ABD’nin Tayvan politikasının değişmediğini belirtmiş, Çin’in “tek devlet” politikasına taahhütlerini yinelemişti.

Tayvan konusu, ABD-Çin ilişkilerinde yıllarca gerilime neden oldu. Çin, Washington’un Taipei’ye desteğini kınayan açıklamalar yaptı ve Biden’ın ABD Başkanı seçilmesinden bu yana Tayvan hava sahasında ihlallerini artırdı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın