İstanbul Seçimleri: İmamoğlu, Moral Üstünlüğünü Ele Geçirmiş Durumda

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde sonucu en çok merak edilen İstanbul seçimine ilişkin değerlendirmede bulunan Bekir Ağırdır, İmamoğlu çalışılmış bir stratejiyle yürüyor ve moral üstünlüğü de ele geçirmiş durumda” dedi ve ekledi:

“İmamoğlu İstanbul’da 2019’da üç ay arayla iki kez kazanan, son güne kadar Cumhurbaşkanlığı seçimleri için iddiasını korumuş, kaybedilen seçim sonrası duygusal olarak çökmüş partisinde kurultay kazanmış bir siyasetçi olarak sahnede.”

Bekir Ağırdır, değerlendirmesinin devamında, “Muhalefet blokundaki ittifakların dağılışı ardından sert ve öfkeli iç rekabete, her birisi güçlü adaylarıyla İstanbul’da yarışan partilere karşın İmamoğlu partilerin İstanbul seçmenlerinin neredeyse yarısının Başkanlık oyunu kazanıyor görünüyor. Yine de İmamoğlu’nun kesin kazanacağını söylemek için henüz erken” ifadelerini kullandı.

KONDA Araştırmanın sahibi Bekir Ağırdır, Oksijen gazetesinde yayınlanan “31 Mart öncesi son durum: Genel seçimin tekrarı mı yoksa geleceğin habercisi mi?” başlıklı yazısında 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimleri değerlendirdi. Yazının bir bölümü şöyle:

“Fakat blok içi partilerin oy oranlarında farklılaşmaların oluşacağı da anlaşılıyor. Özellikle de muhalif blok partileri arasında oy oranlarında değişiklikler gözleneceği söylenebilir. Muhalif blok içi ittifaklar dağıldı, parti kurumsal akılları yerel seçimde iktidar kadar birbirleriyle de rekabeti öne çıkardıkları, psikolojik olarak iktidar lehine olan dengeyi veri kabul eden tutumları dikkate alınırsa da genel dengeyi değiştirecek bir sonuç beklemek çok gerçekçi değil. Her birisi kendi gerçek ağırlıklarını ölçme ve görme fırsatı bulacaklar denebilir.

Öte yandan blokların öncü partileri olan AK Parti, CHP, MHP ve DEM’in kendilerini tekrarlayan ve kimliklere sıkışmış siyasetlerinin verdiği bıkkınlıktan yararlanan YRP, Zafer, Memleket gibi partilerin ağırlığı artacak gibi görünüyor. Sonuçta partilerin seçimle tartılmış ve öğrenilmiş gerçek ağırlıkları 2028 kadar genel olarak siyasette ve partilerin kendi iç yapılarında değişim tartışmalarına kaynaklık edecektir.

Seçmen üzerinden bakılınca, muhalif seçmenin umutsuzluğu, iktidar seçmeninin bezginliği aşılamamış görünüyor. O nedenle partilerin kurumsal yönetimleri dışında partilerin oy oranlarıyla ilgilenen yok. İlgi odağı belediye başkanlıklarını kimlerin kazanacağı, asıl odak ise İstanbul belediye başkanlığı seçimlerinin sonucu. Yerel seçim İstanbul Belediye Başkanlığı seçimine dönüşmüş durumda.

Belediye başkanlığı oyları ile yerel meclis oyları arasında ise kayda değer oranlarda farklılaşma beklenebilir. Partiler düzeyinde ittifaklar dağılmış olsa da muhalif partilerin seçmenlerinde kazanma potansiyeli olan adaylar üzerinde seçmen ittifaklarının bazı büyükşehirlerde oluşacağı ve dikkate değer sonuçlar üreteceği anlaşılıyor.

Seçmenin sandıkta kazanacak adaylara yönelerek oluşturacağı zımni ittifaklar kadar başkanlık seçimlerinin sonuçlarını etkileyecek blok içi rekabetler de oluşacak.

Yeniden Refah Partisi İstanbul’da yüzde 3-4 mertebesinde bir oyla belki de iktidar blokunun kaybetmesinde anahtar rol oynayacak. YRP Şanlıurfa ve Yozgat’ı kazanmaya çok yakın görünürken, Eskişehir’de, Ordu’da, Bursa’da belki de kazananı belirleyecek oy oranları yakalayabilir.

Muhalefet blokunda DEM adayları yine 2019’da kazandıkları şehir ve ilçelerin çok büyük kısmında seçimi kazanacaklar. Öte yandan İstanbul, İzmir ve Akdeniz büyükşehirlerinde DEM adaylarının ulaşacakları oy oranları kazananı etkileyecek gibi görünüyor.

CHP yeni yerler kazanmaktan çok 2019 kazanımlarını koruma derdinde. Hatay, Edirne, Eskişehir, Antalya ve hatta Aydın belki de İzmir’de bile başkanlığı korumaya çalışırken zorlandığı anlaşılıyor. Buna karşılık Ankara’da rahat görülürken Bursa’yı da kazanma umudunu taşıyor. Kurultay’la genel başkan değiştirmenin hikayesini aday belirleme sürecinde harcamış görünen CHP ülke genelinde yeni bir dalga yaratamamış durumda.

Yerel seçimin odağı haline gelen İstanbul’da ise yayınlanan 15 araştırma şirketinin 36 araştırması bulguları kullanılarak masa başı bir çalışmayla bakıldığında İmamoğlu 3 puan mertebesinde önde görünüyor. YRP, İYİ Parti, Zafer partileri adaylarının yine aynı masa başı çalışmadaki ortalama 3’er puan, DEM partinin 5 puan mertebesindeki oy oranları dikkate alınınca hala seçimin ortada olduğu söylenebilir.

Genel seçimlerin ardından muhalif blok seçmenlerinde oluşan öfke ve umutsuzluk duygusu henüz tümden geçmiş değilse de iktidar bloku seçmenlerinin de moral üstünlüklerini sahaya yansıtamadıkları, aksine temkinli bir bekleyişte oldukları gözleniyor. Hala Erdoğan yine son hafta şapkadan tavşan çıkarır mı tedirginliği ya da umudu olsa da sanki Erdoğan’da da bilindik enerji yok. Yine de son haftada hangi çılgın vaat ya da söylemle seçmenini gayrete getireceğini göreceğiz.

İktidar blokunun handikapı yalnızca YRP’nin ayrı aday çıkarması da değil. Erdoğan uzun bir süredir artık AK Parti örgütünden çok bürokrasiyle sahaya müdahale ediyor. Bu da parti örgütünün enerji ve kapasitesinde kayda değer eksilmeyi üretiyor. Yerel seçim için seçilen adayların büyük kısmı Murat Kurum da dahil örgütten değil bürokrasiden geliyor.

Benzer bir kapasite kaybı strateji ve kampanya tasarım ve uygulamalarında görülüyor. Kurum için yürütülen kampanyanın esaslı bir stratejiye ve yaratıcılığa dayandığını söylemek mümkün değil. Belli ki Kurum ve ekibi de Erdoğan’ın maharetine kaderini bağlamış durumda.

Ekrem İmamoğlu moral üstünlüğünü ele geçirmiş durumda

Buna karşılık İmamoğlu çalışılmış bir stratejiyle yürüyor ve moral üstünlüğü de ele geçirmiş durumda. İmamoğlu İstanbul’da 2019’da üç ay arayla iki kez kazanan, son güne kadar Cumhurbaşkanlığı seçimleri için iddiasını korumuş, kaybedilen seçim sonrası duygusal olarak çökmüş partisinde kurultay kazanmış bir siyasetçi olarak sahnede.

Muhalefet blokundaki ittifakların dağılışı ardından sert ve öfkeli iç rekabete, her birisi güçlü adaylarıyla İstanbul’da yarışan partilere karşın İmamoğlu partilerin İstanbul seçmenlerinin neredeyse yarısının Başkanlık oyunu kazanıyor görünüyor. Yine de İmamoğlu’nun kesin kazanacağını söylemek için henüz erken.

İstanbul’da İmamoğlu ile Kurum yarışı varsa da herkes biliyor ki aslında yarış Erdoğan ile İmamoğlu arasında. O nedenle geleceğe dair en önemli işaret İmamoğlu’nun kazanması olur. Genel denge değişmese de İmamoğlu’nun kazanması hem CHP hem muhalefet kanadında yeni hizalanmaları tetikler. Daha önemlisi umutsuz muhalif seçmen için bir umutlanma kaynağı olur.

Seçimlere 10 gün kala vaziyet budur efendim.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İstanbul Seçimleri: İmamoğlu’nun Üç Handikabı

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere sayılı günler kalırken, seçim sonucu en çok merak edilen İstanbul için değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Araştırmacı Bekir Ağırdır, Ekrem İmamoğlu’nun Murat Kurum’un önünde olduğunu, ancak bu farkın kesin bir kazanma ima etmediğini belirtti.

Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) oy potansiyelinin Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum’un kaybetmesine neden olabileceğine de dikkat çeken Ağırdır, “YRP devam da dese, vazgeçtik de dese benim için sürpriz olmayacak. Ancak YRP adayında ısrar ederse Murat Kurum’un potansiyel oylarında kayda değer büyüklükte eksilme olacaktır” ifadelerini kullandı.

Bekir Ağırdır’ın Gazete Oksijende yer alan yazısında öne çıkanlar şöyle:

“31 Ocak’ta “Muhalefetteki dağılmaya bakılınca İmamoğlu’nun iki ay önceki avantajının kaybolduğunu, yarışın başa baş başladığını söyleyebiliriz” demiştik. Geçen altı haftadan sonra araştırmalara yansıdığı kadarıyla İmamoğlu’nun 2.5 puan farkla önde olduğunu ama bu farkın henüz kesin bir kazanma ima etmediğini not etmeliyiz

ktidar blokunun Ak Parti ve MHP kanadı ortak aday olarak Murat Kurum’u sahneye sürerken henüz Yeniden Refah Partisi’ni ikna edebilmiş değiller. Henüz diyorum, çünkü Erdoğan’ın siyaset tarzını öğrendiysek, son güne kadar YRP’yi ikna etmenin yollarını aramaktan, son dakika vazgeçişi için çabalamaktan vazgeçmeyecektir. YRP kanadı bu basınca nasıl dayanır, kararı ya da kararlılığı ne olur kestirmek mümkün değil. Çünkü mayıs genel seçimleri öncesinde de bu sürecin nasıl gelgitlerle yaşandığını görmüştük. O nedenle YRP devam da dese, vazgeçtik de dese benim için sürpriz olmayacak.

YRP adayında ısrar ederse Murat Kurum’un potansiyel oylarında kayda değer büyüklükte eksilme olacaktır. YRP’nin fırsatı iktidarın ekonomi politikalarından dolayı afallamış ama negatif kimliklenme duygusu ağır bastığı için de özellikle sol söyleme mesafeli, CHP ve DEM karşıtlığı güçlü muhafazakâr seçmen için adres olabilme potansiyeli. Bu potansiyeli nedeniyle araştırma bulgularından bakıldığında, Ak Parti MHP toplam oyları ülke genelinde yüzde 40-42 bandına, İstanbul’da yüzde 38-40 bandına sıkışmışken YRP İstanbul’da yüzde 5-6 oy oranına ulaşabilir de. Bu da Murat Kurum potansiyel oylarından eksilme, muhalif blokta adaylar arası dağılımlar nedeniyle İmamoğlu maksimum potansiyeline ulaşamasa bile Kurum’un kaybetmesine neden olacak bir oy oranı anlamına gelir.

Genel seçimlerdeki kazanımlarından sonra moral üstünlüğü ele geçirmiş olsalar da önceki bazı seçim dönemlerinde gözlediğimiz Ak Parti örgütsel gücü de çok arzulu ve gayretli görünmüyor henüz.

Genel seçimlerde gördüğümüz iktidar bloku seçmeni sanki yerel seçime kayıtsız, oyunu değiştirip İmamoğlu’na vermiyor olsa da İmamoğlu’nun kazanmasından rahatsız olmayacakmış gibi bir sessizlik içinde. Kurum’un kampanyası, toplantıları, mitingleri daha önceki seçimlerde gördüğümüz kalabalık, dirilik ve heyecandan ırak bir görüntü veriyor.

Yayınlanan araştırmalardan bakınca Murat Kurum henüz iktidar bloku oy potansiyeline ulaşabilmiş değil.

İmamoğlu ise iddialı bir siyasetçi. Erdoğan’la mücadeleyi göze almış, bu mücadeleden kaçmayan ve hatta arzulayan bir profil sergiliyor. Kararlı duruşu ve siyasi vizyonuyla Kurum’dan daha çok Erdoğan’la ve iktidar blokuyla mücadele görüntüsü veriyor. Buna karşılık bu mücadeleyi seçmenin gözüne sokmadan İstanbul’u esas alan kampanya söylemi, sloganları, vaatleri önde. İstanbul’a dair ama bunların seçmen gözünde Türkiye’ye dönük olduğunun bilincinde bir ton tutmuş durumda.

Tüm kamuoyu belediye başkanlığı seçimine odaklanmış olsa da İstanbul Büyükşehir Meclisi kombinasyonu da önemli olacak. Şu andaki gibi iktidar bloku üyelerinin çoğunlukta olduğu bir meclis matematiğinde kazansa bile handikaplarının neler olduğunu İmamoğlu yaşadı. Bunun farkında olarak İstanbul’un her bir ilçesinde muhalif blok oylarını konsolide edebilmek gibi bir stratejisi olduğu anlaşılıyor. O nedenle ilçe adaylarıyla bütünleşik bir strateji ve kampanya yürütülmeye çalışıldığı gözleniyor.

Beklenenden daha organize bir kampanya ve çalışılmış bir siyasal strateji izliyor, bugüne kadar da oldukça özgüvenli biçimde kendi gündemini takip ediyor.

Öte yandan üç büyük handikabı var. Birincisi aday belirleme süreçlerinin yanlış yönetilmesi nedeniyle CHP örgütü ne kadar güçlü, bu güç yerel seçim sürecinde ne kadar arzulu ve gayretli olduğunu henüz bilmiyoruz, çünkü sahada henüz CHP örgütü yok gibi. CHP’nin gelenekselleşmiş iç gruplaşmaları, gerilimleri adaylık süreçlerinin yanlış yönetimi nedeniyle daha da kemikleşmiş durumda. Kurultay ile genel başkanını değiştirmiş olmak bile yeterince güçlü bir hikâye imkânı sunarken CHP bu fırsatı üç ayda tüketti. Buna karşılık 2019 seçimlerinde yaşanan benzer bir gerilim ve eksiklik nedeniyle örgütlenmiş gönüllüler ağının bu seçimde de sahada olduğu gözleniyor.

İkinci handikabı İyi Parti’nin, DEM’in, Zafer ve Saadet partilerinin kendileri açısından güçlü adaylar çıkarmış olmaları. Bu partilerin seçmenlerinin kendi partilerinin adayları ile İmamoğlu arasında bölüneceği anlaşılıyor. Bu da İmamoğlu’nun potansiyel oyu ya da İstanbul muhalif oyundan eksilme sonucu doğuracak.

Öte yandan muhalif seçmendeki umut yorgunluğunun seçim yaklaştıkça, Erdoğan sahneye çıktıkça bir miktar daha gerilemesi ve İmamoğlu’nun oy desteğinin artması beklenebilir.

İstanbul seçim sonuçlarını etkileyecek katılım oranından sonraki ikinci dinamik, İmamoğlu ve Kurum dışındaki adayların kendi blok içlerinden ne kadar oy alacakları olacak. Araştırmaların ulaşabildiğimiz detaylarına bakıldığında muhalefetteki adayların partilerinin oylarının ancak yarılarını alabildikleri, diğer yarılarının İmamoğlu’na dönük olduklarını da not edelim.

Şu ana dek yayınlanan anketlerde grafikte de gördüğünüz gibi İmamoğlu başından beri önde gidiyor. Yayınlanan 27 araştırmanın verdiği örüntüde şu noktalar öne çıkıyor.

‘İmamoğlu 2,5 puan farkıyla önde’

25 Ocak-17 Şubat arasında İmamoğlu ve Kurum arasındaki fark daralmış gibi görünse de 17 Şubat’tan bu yana yarış İmamoğlu’nun lehine dönmüş durumda.

Farklı araştırmalarda İmamoğlu-Kurum oy farkı 1.5 ile 5 puan arasında görünse de hesaplamalara göre fark 21 Şubat’tan bu yana İmamoğlu’nun lehine ortalama 2.5 puan gibi gözüküyor. Bu oran yaklaşık 250 bin İstanbullu seçmene tekabül ediyor. Başbaşa gerçekleşen, 15 bin oyla İmamoğlu’nun kazandığı 31 Mart 2019 seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında tüm kısıtlamalara karşın bugünkü puan farkı İmamoğlu’nun başarısıdır ama 23 gün sonrasını henüz garantileyen bir sonuç da değil kuşkusuz.

31 Ocak’ta bu sütunlardaki yazımızı bitirirken gözlemimiz, “Muhalefetteki dağılmaya ve yıkıcı karşılıklı söylemlere bakılınca İmamoğlu’nun iki ay önceki kağıt üzerindeki avantajının kaybolduğunu ve İmamoğlu-Kurum yarışının başa baş bir noktadan başladığını söyleyebiliriz” demiştik. Geçen altı haftadan sonra araştırmalara yansıdığı kadarıyla İmamoğlu’nun 2.5 puan farkla önde olduğunu ama bu farkın henüz kesin bir kazanma ima etmediğini de not etmeliyiz.”

Paylaşın

İYİ Parti Masadan Kalkarak “İntihar Etti”

İYİ Parti Lideri Akşener’in CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ortak adaylığına karşı çıkarak Altılı Masa’dan ayrıldığına yönelik açıklamasında kullandığı dili yadırgadığını söyleyen Bekir Ağırdır, bu sonuçla İYİ Partinin siyaseten “intihar ettiği”ni belirtti.

Ağırdır, Altılı Masa’dan İYİ Parti’nin çekilmesine karşın seçmenin üçte ikisinin Erdoğan karşısındaki adaya oy vereceğini söyledi.

T24 yazarı ve KONDA Araştırma kurucusu Bekir Ağırdır, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortak adaylığına karşı çıkarak Altılı Masa’dan ayrıldığına yönelik açıklamasında kullandığı dili yadırgadığını söyledi.

Ağırdır, bu sonuçla İYİ Partinin siyaseten “intihar ettiği”ni değerlendirdi. Altılı Masa’dan İYİ Parti’nin çekilmesine karşın seçmenin üçte ikisinin Erdoğan karşısındaki adaya oy vereceğini söyledi.

“Bu sattten sonra Meral Hanımın aday olmaktan başka çaresi yok”

T24 editörü Candan Yıldız’ın sunduğu canlı yayına katılarak Yıldız ve T24 yazarı Murat Sabuncu’nun Meral Akşener’in açıklamalarına ilişkin soruları yanıtlayarak gündemi değerlendirdi. Ağırdır’ın Akşener’in çıkışı ve İYİ Parti’nin kararı sonrasında ortaya çıkan durumla ilgili tespitleri şöyle: .

– Akşener’in artık aday olmaktan başka çaresi yok.

– Akşener ve İYİ Parti 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde alınan oya ulaşamazlar.

– İkinci tura Kılıçadaroğlu ve Erdoğan kalacak.

– Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş Akşener’in çağrısına karşılık vermeyecek.

– Meral Akşener kötü bir liderlik sınavı veriyor.

Seçmen partiyi izlemeyecek

İYİ Parti’nin “intihar ettiğini” söyleyen Ağırdır, partinin “sosyolojik tabanı ile örgütsel dokusu arasındaki bariz fark”ı giderme çabasındaki Meral Akşener’in “seküler dünyanın içinde olan sol fikriyata yakın durmayan, kendilerince milliyetçi ya da daha geleneksel değerleri olan ama dindarlığı baskın olmayan, ama seküler dünyada da yüzü muasır medeniyet olarak batıya dönük kentli seçmen” ile “örgütsel dokusu”nu oluşturan “MHP’den gelen ülkücüler” arasında kaldığını söyledi.

Ağırdır “Meral Hanım bu örgütsel dokunun aklıyla hareket ediyor olabilir ama seçmeni yüzde 12-13 oy, o seçmenin 3’te 2’si Meral Hanım ve o kadroyla hareket etmeyecek. Tayyip Erdoğan karşısında kim varsa, oraya oy verecek. Meral Hanım ya da İYİ Parti hangi adresi gösterirse göstersin” dedi.

Ağırdır, İYİ Parti’nin bu pozisyonu alması halinde o seçmenin “en az yarısı ya da önemli bir kesimi[nin] orada durmayaca[ğını]” ileri sürdü, ve yönetimin tutumunu bu nedenle “intihar” olarak değerlendirdiğini söyledi.

Ağırdır süreçte duygusal bir boyutun da olabileceğini söyledi: “Bir takım duygusal meseleleri var, anlayabiliyorum hak vermesem de. İstanbul’da İmamoğlu’nun kazandığı, Altılı Masa’nın ‘HDP ile işbirliği yapmıyor’ baskılarına karşılık, ‘Benim de başkanım Ekrem Bey, benim oyumla seçildi’ derken; onun da onore edilme ihtiyacı beklentisi; bunu anlıyoruz. Evet ama bu duygu hali eğer bütün siyasi tarzını ele geçiriyorsa, o zaman yapacak bir şey yok. Hakikaten intihar etti demek lazım.”

Meral Akşener’in tutumu açıklanamaz

Meral Akşener’in Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a yaptığı adaylık çağrısın karşılık bulmayacağını düşünen Ağırdır, “Ekrem Bey’in de Mansur Bey’in de […] bir fikri yakınlık içinde olsalar bile […] bu tavırla ve bu biçimde bir ayrılışla yan yana duracağını san[madığını] söyledi.

Ağırıdr, örgütsel doku ve kurumsal akıl açısından “bir arada durmakta zorlana[cağını]” değerlendirdiği altı partinin liderlerinin buna karşın birbirlerine olan yüksek güveni dolayısıyla “paradoksal bir biçimde lider oligarşisi ilk defa işe yaraya[bilecek olduğunu]” söyledi.

Buna karşılık Akşener’in “bu tarzını gerçekten izah edemiyorum, anlayamıyorum” diyen Bekir Ağırdır “Bir başka durum olması gerektiği” kanısında. “Bu kadar duygusallığa ve örgütün basıncına teslim ise, bu basınç daha önce de vardı, 6 ay önce de vardı 12 ay önce de vardı” diyor.

“Meral Hanım kötü bir liderlik sınavı veriyor”

KONDA kurucusu, Akşener’in “yalnızca bu kararıyla değil […] böyle bir meseleyi bu noktaya gelene kadar bekleyerek […] bu noktaya gelene kadar yönetem[eyerek] çok kötü bir [liderlik sınavı ver[diğini]” söyledi. “Mesele de şu ki, İYİ Parti’nin anketelerde o oy oranını görme ihtimali yoktur” diye ekledi.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Önümüzdeki 10 Yılın En Önemli Figürleri: Demirtaş Ve İmamoğlu

İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak cezalarına gelen tepkiyi değerlendiren Bekir Ağırdır, Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.” dedi.

“Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var” diyen Ağırdır, “gerçekleştirdikleri bir ankette vatandaşın hayal ettiği Türkiye’yi tanımlarken tercih ettiği ilk kavramın adalet olduğunu” anlattı. Ağırdır, “Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi” diye konuştu.

Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni bir sabah” programına konuk olan araştırmacı yazar Bekir Ağırdır’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bizim bir ezberimiz var ‘Türkiye insanı mağduru seviyor’ diye. Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var. Türkiye insanının 20 sene önce de 10 yıl öne de şu anda da en büyük talebi adaletti. Somut bir araştırma sonucu söyleyeyim size, hayal ettiğiniz Türkiye’yi tanımlayacak 10 tanım seçin demişiz, 100 maddelik bir liste var, AKP’ye CHP’ye oy veren, üniversite mezunu ilkokul mezunu, Türk veya Kürt, kadın veya erkek, genç veya yaşlı, herkesin birinci sıraya koyduğu şey adalet. Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi.

“Herkes adalet diyor”

Şunu da söylemekte yarar var, adalet denilince sadece yargıdaki adalet kastetmiyor insanımız. Diyelim kadınlar bu hayatta ben de varım kararımı verebilirim diyor eşitlik istiyor; gençler bu hayatta ben de varım diyor; Kürtler bu ülkede biz de varız diyor. Yani herkes kendi varlığının tanınması, kendine dair kararlara dahil olmak… onun için adalet kavramı çok geniş. Yoksulluğa gidiyorsunuz gelir adaletinden bahsediyor ama herkes adalet diyor.

Kamuoyunda zaman zaman bu altılı masanın eksik çalıştığı performansının yeterli olmadığı gibi bir sürü şey konuşulabilir ama en önemli unsur bu altı liderin birbirlerine olan kişisel güvenleri. O nedenle de hükûmetin veya olayların hangi basıncı üretirse üretsin bu altı liderin arasındaki kişisel güven bozulmayacak. Birbirleri hakkında eleştirileri, zaman zaman endişeleri olabilir ama o güven bozulmayacak. Buradaki en büyük sermaye bu. İkincisi, bu altı lideri bir araya getirmenin mimarı olarak Kemal Bey ve Meral Hanım, ikisinin de bagajında şu başarı var; yerel seçimlerde o ittifak denendi ve sonuç ortada.

Tamam AK Parti çok büyük gerilemedi, toplamda meclis oylarında 51 ama, siyasi sonuçları çok büyük olan başkanlık seçimlerindeki minik oy değişiklikleri bile bugün ne kadar hayatımızı etkiliyor.  Onun için Kemal Beyin yansıra Meral Hanım. Bu gidişata karşı olmak konusunda çok samimi ve kararlı bir duruşları var. Önemli olan altı bu kişinin bir arada olmasıydı. Ve bir de şu oldu bence ve bunan sonrası olacak; belki de bu altı kişinin örgütlerinden henüz alamadıkları o büyük enerji şimdi ahaliden o meydanlardaki inşalardan geliyor. Bundan sonra çok daha farklı bir ivme gözlemek mümkün.

(Küçükkaya: Önümüzde altı  ay tahmin bile edilemeyecek birtakım siyasi gelişmeler yaşanabilir.) Aynen öyle. Çünkü çok açık oyun planı belli iktidarın. İktidarın oyun planı uzun süredir belli; siyasi alanı daraltmak. Sansür yasası da bu amaçla hazırlandı. Vatandaşın kanaatini belirleyecek olan habere, bilgiye sadece erişim yasağı değil, o bilginin üretimine de engel olmak. Dolayısıyla hep hani seçim güvenliği, evet Türkiye’nin gündeminde bu mesele de var, deyince biz hep sandığa giren oyu korumak diye anlıyoruz. Evet bu işin çok önemli bir parçası. Ama asıl hikâye seçmenin kanaatinin oluştuğu ve o mührü bastığı ana kadar geçer süre. Tayyip Bey ve AK Parti bunu bildiği için de bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Hikâye sadece seçim gününün oylarını çaldık çalmadık değil. Bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Onun için de siyasi alanı daraltmak; örneğin HDP’nin her türlü konuşmasını, insanlarını tutuklamak dahil. Hükûmetin oyun planı, siyasi alanı olabildiğinde daraltmak. Bundan sonra da daha sert. HDP’yi kapatma ihtimali de, bu kararda (İmamoğlu kararı) ve benzeri başka kararlarda.

“Görevden alma operasyonu da yapılabilir”

Bütün kamuoyu istinafta bozulur mu, bu iş Yargıtay’da onanır mı falan konuşuyor ya, ya iş  oraya bile kalmazsa? Yani İçişleri Bakanlığı bugün bu kararı mesnet alıp, geçenlerde İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması vardı biliyorsun, hala ispatlanamadığı halde ‘1400 küsur terörle iltisaklı insan var belediye’ falan gibi, bu kararı da gerekçe gösterip yarın görevden alma operasyonu da yapabilir. Kayyum da atayabilir. Bunu da göze aldıklarını sanıyorum.

(İsmail Küçükkaya: HDP’nin kapatılması söz konusu olabilir. Başka belediye başkanları için de konuşuluyor.) Konuşuluyor tabii, Mansur yavaş, Tunç Soyer’le ilgili konuşuluyor uzun süredir. Dolayısıyla hükûmetin alanı daraltma çabasının sınırının olmadığını söylemek mümkün. Son derece cüretkârca bunu yapacak. Altılı Masa’nın buna ne tepki vereceği, hikâye orada.

Benim şöyle bir cümlem var, hükümet alanı daraltmaya çalışıyor, seçmen doğru bilgiye yolsuzlukla ilgili keyfiliklerle ilgili bilgiyi alamasın ve kanaati hükümet hakkında olumsuz olmasın. Çabası bu. Muhalefetin çabası şu, bu karanlık alanda karanlık siyaset mi yapacak? O da böyle kural dışı, sadece diyelim mesneti olmayan birtakım şeylerle mi iş yapacak, ya da karanlıkta siyaset yapmanın yeni yol ve yöntemlerini bulacak mı? Yani medyada konuşamıyorsa 25 milyon evin kapasını çalabilecek mi? Burada mesele, hükûmet hep belden aşağı vuruyor diye belden aşağı siyaset üretmek, ya da geleneksel tabiriyle trollere yasalanmak yerine 25 milyon kapıyı çalacaksınız. 65 milyon seçmene ulaşacaksınız. Bunun yolunu yordamını bulacaksınız. Her gün uçaklarla broşür atacaksınız, her ne ise. Ama karanlıkta siyaseti yapmanın yolunu bulacaklar.

Burada kritik meselemiz şurada Türkiye insanının ve özellikle gencinin siyasete ve siyaset marifetiyle bu işleri çözebileceğimize olan inancı yükseltmemiz gerekiyor. Asıl altı liderin yapması gereken şey o. Bunun da araçları var. Nedir o? Zaten toplumda çeşitli mağduriyetler var, bunların örgütleri var, sivil toplum örgütleri var, başka türden platformlar var. Dolayısıyla var olan yapılanmaların ya da sorunların nüne ortak ufku koymak ve siyaset marifeti ile kaos ve karmaşa olmadan biz bu işin başaracağız duygusunu vermek. Bunu verdikten sonra zaten partilerin üyelerinden daha çok partilere üye olmayan diğer insanlar gayrete gelecek. Burada altı liderin sorunu bence sivil toplumla, aydınlarla, diğer örgütlenmelerle karşılıklı güven ilişkisinde eksiklik olması. Herkeste tedirginlik yapan şey bu. Bugün altı partinin yeniden sokakta sıfırdan temel açıyorum, kazıyorum bina yapıyorum demesine gerek yok. Sokakta bir enerji var zaten. Sadece onların ortak bir ufka  ve bu ortak ufka varmak için de  siyasete güveni inşa etmeleri lazım ve bunu göstermeleri lazım.

“Şaşırtıcı bir karar değil”

(Küçükkaya: İmamoğlu kararını bekliyor muydunuz?) Evet. Bekleniyordu çünkü hele hele zaman sabah 11’den itibaren İmamoğlu ekibinin yazışmalarından ben ‘alındı istihbarat’ diye düşündüm. Bunun bu kadarının da gizlemek mümkün değil o talimatı. Hem İmamoğlu ekibinin tepkilerinden hem İstanbul İl örgütünün Canan hanımın örgütünün tepkilerinden 11’den itibaren kararın gelişimi belliydi. Nitekim ben Ankara’daydım TÜSİAD’ın toplantısı için. 11’den itibaren kulağımız İstanbul’a dönmüştü. 10 gün öncesinde beklenir miydi? Belki bu karar celsede değil ama böyle bir karar çıkacağı açıktı ama. Biraz sonra konuşacağız, bu kararın aktörlerinden ya da taraflarından birisi Erdoğan ve Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına baktığınız zaman çok da şaşırtıcı bir karar değil.

(Küçükkaya: İmamoğlu’na şimdi bu takvimsellik içinde siyasi yasak getirilmesi, İstinaf ve Yargıtay sürecini düşünerek de olsa, esas amacı nedir?) Birkaç neden bir arada. Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.”

Paylaşın

Konda Genel Müdürü Ağırdır: Kürt Seçmenden Erdoğan’a Destek Yok

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” dedi ve ekledi:

“Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok.”

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Gazete Oksijen’de yayımlanan yazısında, “Siyasi tercihlerin dışında, her 100 seçmenin 80’i ekonominin gidişatından, 70’i yönetim sisteminden memnuniyetsiz. Öte yandan hala bir kesim seçmen kimliğinden, karşı tarafa olan duygusal mesafesinden düşünmeye ve siyasal pozisyon almaya devam ediyor. Yayınlanan araştırmalara bakıldığında muhalefete dönük yüzde 60-65, iktidara dönük 35-40 gibi iki büyüklük açık biçimde gözleniyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi tabloyu henüz kararını vermemiş yüzde 35 belirleyecek

“Öte yandan anketlerdeki siyasi tercihlere dair sayılara bakınca seçmenin yüzde 65-70’inin kararı belli” diyen Ağırdır, “Bu seçmenlerin hastalık, seyahat gibi zorunlu haller dışında sandığa gidecekleri de anlaşılıyor. Geri kalan 30-35 seçmenin sandığa gitme arzusu ya da isteksizliği siyasi tabloyu belirleyecek” yorumunu yaptı.

İttifakların oy oranları

Ağırdır, “Yayınlanan anketlere yani bugünü esas alarak bakınca, sandığa gidip gitmeyeceklerini dikkate almadan ve nihai istatistiki hesaplamayı yaparak bugünkü tablo[nun] şu seviyelerde” olduğunu ileri sürdü:

Cumhur İttifakı yüzde 40-42
Altılı Masa yüzde 42-44
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yüzde 11-13
Diğerleri yüzde 4-5

Ağırdır, tabloyu şöyle değerlendirdi:

“Bu sayıların ima ettiği şu: Meclis’te iktidar blokunun veya Altılı Masa’nın sayısal milletvekili çoğunluğunun olamayacağı bir tablo yüksek ihtimal. Yani Cumhurbaşkanı kim seçilirse seçilsin Meclis çoğunluğuna sahip olamayacak. Özelikle de iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğa ulaşma ihtimali oldukça düşük. Bu durumda Meclis’te her bir yasa değişikliği için ya iki büyük blokun uzlaşması ya da HDP ile uzlaşma gerekecek.”

Kürt seçmenden Erdoğan’a destek yok

“Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında ise, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” diyen Ağırdır, “Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin oyu belirleyici

“Fakat bu seçmenin henüz içine sinerek, güvenerek muhalefetin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğine dair emareler de oldukça düşük. Altılı Masa’nın adayının kim olacağına ve adayın Kürt meselesine nasıl cevaplar ürettiğine bağlı olarak karar verecekleri anı bekliyorlar. Cumhurbaşkanı seçimini bir bakıma Kürtlerin oyu belirleyecek diyebiliriz.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Analiz: Dip Dalgadan Beslenen ‘Sol İttifaklar’

Ekonomik sorunların sınıfsal bir kutuplaşma da yarattığına dikkat çeken Bekir Ağırdır, sınıfsal yapısı gereği “kapsayıcı olamayan Altılı Masa” ile bileşenleri sebebiyle “yeniyi kurma sürecinin aktörü olmaya aday Emek ve Özgürlük İttifakı”nın ortak aday belirlemelerinin Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat olacağını belirtti.

Ağırdır, yazısında, tüm dünyada otoriter yönetimlere karşı gelişen itirazların “bir iddiaya dayanan örgütlülük önderliğinde gelişmiyorsa” hüsranla sonuçlandığını yazdı.

Bekir Ağırdır’ın Gazete Oksijen’de yayınlanan “Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Siyasi alanda Altılı Masa yanı sıra iki yeni ittifak daha oluştu ve kamuoyuna açıklandı. İki hafta önce sol, sosyalist, komünist partilerin bir araya gelerek oluşturduğu Sosyalist Güç Birliği kuruldu. Geçen hafta HDP’nin öncülük ettiği yine sol partilerin dahil olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı (EÖİ) kuruluşunu ilan etti. Hâlâ da ilan edilen ittifakların dışında kalan Zafer Partisi, Memleket Partisi, Yeniden Refah Partisi gibi diğer partilerin içlerinde olacağı yeni ittifaklar mümkün görünüyor.

Başkanlık sistemi ve yüzde 50+1 oy gerekliliği, yüzde 7 seçim barajı gibi nedenlerle seçimler için sistem değişmediği sürece bu türden ittifaklar kaçınılmaz hale gelecek. Belki sistem değişmez ise siyaset bu ittifaklar üzerinden yeni bir konsolidasyon süreci yaşayacak.

Ama oy potansiyelini de dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın (EÖİ) seçimlerin sonucunu ve sonrasındaki yaşanacakları belirleme potansiyeli en yüksek oluşum olduğu da dikkat çekiyor. Demokratikleşme, laiklik, adil ekonomi gibi itirazlardan öte kapsamlı bir hedefler bildirgesi de yayınlayan ittifak HDP’nin yüzde 13’lük oy potansiyeli nedeniyle başlarken bile yeniyi kurma sürecinin bir aktörü olmaya aday olarak başlıyor.

Altılı Masa’nın en önemli handikaplarından birisi ideolojik olarak beşi geleneksel sağ biri sosyal demokrat olduklarını söyleseler de devlet-yurttaş ikileminde devletçi oluşları. Yurttaş öncelikli bakmadıkları için de Kürtler, emek-kadın-yeşil hareketlerine karşı kapsayıcı bir siyaset üretememiş olmaları, sivil topluma mesafeli oluşları ve sivil toplumun bilgi, maharet ve enerjisinden beslenme damarlarının tıkanıklığı da bir başka handikaplarıydı.

Bu kapsayıcılık eksikliği ve beslenme tıkanıklığı yalnızca seçimi kazanma sürecinde değil, asıl seçimin ardından yeniyi kurma sürecinde toplumun ihtiyaç ve taleplerini anlamak, kapsamak konusunda da önemli bir eksikliğe işaret ediyordu.

Halbuki pandemi, ardından gelen ve hâlâ süren büyük ekonomik tufan, rejimin keyfiliği, otoriterliği, hoyratlığı gibi bir dizi nedenle toplumsal bir dip dalga yaşanıyor. Ülkenin uzun süredir akli ve ruhi esaretine kapıldığı kutuplaşma ve kimliklere sıkışmanın harareti düşerken sınıfsal gerilim tekrar yükseliyor.

Ekonomik buhran karşısındaki çaresizliği deneyimledikçe toplum meselenin inanç farklılığı, etnik aidiyet ya da hayat tarzı meselesi olmaktan da öte yoksulluk meselesi olduğunu kavrıyor her gün. Yalnızca gelir adaletinin olmadığını değil, yanı sıra eğitimde ya da istihdamda fırsat adaletinin de olmadığını görüyor gençler. Hayatlarına dair kararlara katılamadıklarını görüyor her gün kadınlar ve gençler. Kendi seçtikleri siyasetçiler, belediye başkanları görevden alınır, tutuklanırlarken tanınma adaletinin olmadığını bir kez daha deneyimliyor Kürtler.

Terse dönen, dipte kabaran bir şey var. Büyük bir rahatsızlık var ve insanlar ilk kez o rahatsızlığın sadece kimlik farklılıklarından kaynaklanmadığını, ekonomik bir mesele olduğunu hissediyorlar artık. Kültürel kimlik eksenli kutuplaşmanın da siyasal kutuplaşmanın da yanı sıra yeniden sınıfsal kutuplaşma yükseliyor ve bunun siyasette önemli yansımaları olacak.

Altılı Masa henüz bu dinamiği kavramış ve buna uygun siyaseti üretiyor gibi görünmüyor. EİÖ’nin fırsatı hatta sol ittifakın da fırsatı bu dip dalgadan besleniyor. Bu toplumsal dinamik diğer yandan HDP’nin Türkiyelileşme fırsatını da güçlendirebilir.

Eğer bu ittifakların tümü cumhurbaşkanlığı seçiminde tek adayda uzlaşabilirler ve milletvekili seçimleri için siyasi rekabeti doğru kurgulayabilirlerse ülke bir tarihi fırsat yakalayabilir. Bu fırsat cumhurbaşkanının kim olacağından öte, yeni anayasanın tartışılacağı, biçimleneceği Meclis’te ülkenin tüm kültürel ve sınıfsal kesimlerinin en yüksek biçimde temsil edilebilmesinin zemini oluşabilir.

Eğer seçim süreci yeni dönemin, yeni sistemin tartışılması, bu tartışma süreçleriyle büyük toplumsal uzlaşmanın üretilebilmesi yönünde her parti ve ittifakın yeni bir siyaset tarzı, dili oluşturması süreci şeklinde yaşanabilirse ülke yıkımı yeniyi kurma sürecine çevirebilmek yönünde çok olumlu bir fırsat yakalayabilir.

Siyasi aktörler, liderler ve cumhurbaşkanı adayı bu sorumluluğu yerine getirebilecek mahareti geliştirebilecekler, yeni bir siyaset tarzı, stratejisi üretebilecekler mi yoksa Fransa ve İtalya’daki gibi çok yüksek seçimlere katılmama ya da Macaristan ve Şili gibi geri dönüşler mi yaşanacak göreceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan, ‘Öcalan’ Açıklamasıyla Politik Bir Hamle Yapıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Abdullah Öcalan, Selahattin Demirtaş’ın verdiği mesajlardan rahatsız” ifadelerini yorumlayan Bekir Ağırdır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Öcalan’la her zaman konuşabilirim’ mesajı verdiğini söyledi.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK Lideri Abdullah Öcalan ile ilgili açıklamasıyla muhalefetteki çatlakları büyütmeyi amaçladığını aynı zamanda Kürt seçmene de ’bu konu çözülecekse yine benimle çözülür’ mesajı vermeye çalıştığını söyledi. Ağırdır, “Erdoğan, İyi Parti’nin Kürt meselesine CHP’den farklı baktığını biliyor dolayısıyla muhalefet blokunun yapacağı olası hataları da biliyor. Muhalefet blokunu sarsacağı ve muhalefet üzerinde sürekli bir basınç uygulayacağı konunun da Kürt meselesi olduğunun farkında” dedi.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Türkiye’de iktidarın dünyanın diğer popülist iktidarları gibi endişeleri korkuya çevirerek toplumsal rıza üretmeye çalıştığını, toplumun bir ‘özgürlük mü, güvenlik mi’ ikilemine sıkıştırılmaya çalışıldığını belirterek “Ekrem İmamoğlu meselesinde de bunu gördük. Sözde ahalinin güvenliği için kurulan MOBESE’ler siyasetin aracı haline getiriliyor. Bu kendi özgürlük alanlarımızın denetleniyor olmasının ürettiği kaygı ve korkuları da popülist anlatı başka bir yere çekiyor ve topluma diyor ki; ‘özgürlük mü, güvenlik mi’, özgürlük deyince Selahattin Demirtaş’lar, Sedef Kabaş’lar konuşuyor ötekiler dinimize,  bunlar milli birliğimize laf ediyor” diye konuştu.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ve Murat Sabuncu, Sayıların Dili’nde gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. T24’te yer alan değerlendirme şöyle:

KONDA’nın yaptığı popülizm araştırmasının verilerine değinen Ağırdır, seçmen tabanı olarak da partiler olarak da popülist söylemlerin sadece iktidara özgü olmadığını belirtti. Hem sağ da hem sol da hem CHP’de hem de AKP’de ciddi popülist damarların olduğunu söyleyen Ağırdır, “Türkiye’de bir yaşam tarzı gerilimi var” dedi.

Türkiye’deki siyasi atmosferin karşıtlıklar üzerinden yapılan tartışmalara hapsolduğunu belirten Ağırdır, KONDA olarak yaptıkları Türkiye’deki kutuplaşmaya yönelik araştırmada, toplumun büyük çoğunluğunun daha makul bir yerde, ortada yığılmaya devam ettiğini tespit ettiklerini söyledi. Ağırdır, “Gündelik hayatta kutuplaşma söylemlerine teslim olmayan büyük bir çoğunluk var” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Öcalan, Demirtaş’ın verdiği mesajlardan rahatsız” ifadelerini yorumlayan Ağırdır, Erdoğan’ın ‘Öcalan’la her zaman konuşabilirim’ mesajı verdiğini söyledi. Ağırdır, Erdoğan’ın açıklamalarına ilişkin şöyle dedi:

“Kendi kitlesini Kürt meselesinde ikna edeceği konusunda bir tereddüdü yok”

“Erdoğan, Kürtlere, ‘ben iki kez İmralı ile temas yarattım ve açılım süreci başlattım. Başarılı olmamasının sebebi muhalefetin destek vermemesi ve PKK’nın o süreci bozması’ diyor. Kürt seçmen olmadan yeni bir nizam kurmak, düzen kurmak, toplumsal rızayı üretmek, yüzde elliden fazla siyasal güce ulaşmak mümkün değil. Dolayısıyla HDP’yi aşarak Kürt seçmene doğrudan bir mesaj vermeye çalışıyor. AKP’nin tabanı eksildi diyoruz ama geride kalan seçmeni üzerinden kendi liderliğinin dönüştürücü kapasitesi hala yüksek. Çünkü Erdoğan, hala arkasında duran seçmen kitlesinin duygularından konuşuyor. Kendi kitlesini Kürt meselesinde ikna edeceği konusunda bir tereddüdü yok.

Erdoğan, İyi Parti’nin Kürt meselesine CHP’den farklı baktığını biliyor dolayısıyla muhalefet blokunun yapacağı olası hataları da biliyor. Muhalefet blokunu sarsacağı ve muhalefet üzerinde sürekli bir basınç uygulayacağı konunun da Kürt meselesi olduğunun farkında. Dolayısıyla politika bir hamle yapıyor. Yoksa seçimden önce bir açılım süreci veya başka bir ihtimal söz konusu değil bence. Buradaki politik hedef, muhalefetin arasındaki farklılıkların su yüzeyinde kalmasını sağlamak ve Kürt seçmene de  ’bu konu çözülecekse yine benimle çözülür’  mesajı vermeye çalışmak”

İyi Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Çelik’in “CHP, iyi Parti’ye saygı duymak zorunda. CHP ile ittifak kurmaya mecbur değiliz” açıklamalarını da değerlendiren KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, muhalefetin ülkenin temel meselesinin ‘yeni bir düzen’ olduğunu anlaması gerektiğini söyleyerek “Muhalefet, Erdoğan’ın karşısına kimi çıkarırsak seçimi kazanırız oyunundan çıkmadan, seçimi yeni bir düzen vaadine çevirmeden, beklenen siyasal gücü belki de seçimi bile kazanamaz. Bu hala en büyük eksiklik” dedi.

“İyi Parti değişmek zorunda”

Türkiye’nin nüfusunun yüzde yirmi mertebesinde Kürt nüfusunun olduğunu ve bu gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade eden Ağıdır, İyi Parti’nin Kürt meselesine ilişkin pozisyonun hala belirsiz olduğunu söyledi. Ağıdır, “Hangi probleme bakarsak bakalım Kürt meselesi var. Bunu kabullenip tartışıp çözmeden Türkiye huzur bulamıyor. Bunun anlaşılamıyor olmasını anlamıyorum. Evet, İyi Parti MHP’den koparak kuruldu ama aynı zamanda bir sosyolojik farklılığın da ifadesi. Seçmen kitlesi olarak da MHP’den ayrılıyor. İyi Parti de değişmek zorunda. Ama başlangıcındaki MHP içindeki çekişme içinden alınan pozisyonlarla kendilerini tanımlıyorlarsa o da doğru değil” dedi.

Ağırdır, İyi Parti’nin Kürt meselesine ilişkin tutumunu yorumlarken şöyle konuştu:

“Şu soruyu kendilerine sormaları lazım. Bu ülkede nüfusun yüzde 20’si Kürt ve Kürtler diyor ki bir derdim var. Diyelim ki tümüyle haksız söylüyorlar ama sonuç olarak insanlar diyor ki ‘derdim var.’ Siz bugünün Türkiye’sinde, Türkiye’nin milliyetçileri olarak geleneksel milliyetçi söylemden yeni bir şey üretecek misiniz, öğrenen bir parti olacak mısınız, yönetmeye talip olduğunuz toplumun bir kesiminin dertlerini varsayıp saymadığınız bir pozisyonda devam edecek misiniz yoksa yeni açılım getirip ya bu ülkede bir mesele varsa çözmemiz lazım diyecek misiniz? 10 sene önceki pozisyondan devam edecekseniz o zaman seçime dair meseleyi sadece Erdoğan gitsin-kalsın üzerinden görüyorsunuz anlamına gelir. Kürt seçmen de böyle okur ve Kürt seçmen açısından da baktığınız zaman birisi(AKP) problemleri kendince kabul etmiş ve açılım süreci yapmış, birisi ise problemi zaten hiç kabul etmeyen iki siyasi aktör arasında tercih etmek zorunda kaldığı zaman ne yapacak?”

İyi Parti’nin beslendiği kitle ile ve o kitledeki değişimi görmeyen bir pozisyonda kalması durumunda ülkeyi yönetme iddiasını sürdüremeyeceğini söyleyen Ağırdır, “Özü itibariyle İyi Parti’nin Kürt meselesindeki bu pozisyonu esas itibari ile Kürt meselesini yok saymaktır.  Bunun kod adı Kürt meselesi ama özü itibariyle Türkiye’de devletin, kurumların, kuralların, hukukun katılımcılara açık herkesin kendi kimliği ile yaşaması olarak tanımlarsan hiç Kürtler demeden böyle bir ortak alan var. Ama bu gerçekliği de görmüyor gibi davranmaya devam edemezsiniz.  Hala eski pozisyonu koruduğunuz zaman bunun üreteceği handikapları da görmeleri gerekir diye düşünüyorum. Erdoğan’da bu zaafı gördüğü için ‘Öcalan’ açıklamasını yapıyor ve belli ki önümüzdeki dönemde daha fazla da yapacak” dedi.

Paylaşın

Bekir Ağırdır: Kimlik Siyasetinin Yerini Sınıf Siyaseti Aldı

Yoksulluk, gelir dağılımında eşitsizlik ve geçinme başlıklarının daha çok ön plana çıkmasıyla beraber kimlik siyasetinin ve gündeminin yerini sınıf siyasetinin aldığını söyleyen KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttığı için yeniden sınıfsal gerilimler gündeme geldi. Özetle kimlik geriliminin yerini, sınıfsal gerilim aldı.” dedi.

KONDA Araştırma, Civil Rights Defenders (CDR) için hazırladığı Ekim 2021 tarihli “Türkiye Toplumunda İnsan Hakları Algısı ve Farkındalığı” raporunu dün İstanbul, Taksim’de düzenlenen basın toplantısıyla paylaştı.

Türkiye’deki insan hakları ihlallerini, ayrımcılık türlerini ve Türkiye’nin insan hakları alanındaki faaliyetlerini ortaya koyan raporun sunumunu KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır yaptı.

Civil Rights Defenders Temsilcisi Ivana Randjelovic de kuruluşun araştırma kapsamında amaçladıklarını ve faaliyet alanlarını özetledi:

“Özellikle Avrupa’daki baskıcı toplumlarda siyasi hakların geliştirilmesine odaklanarak hukuk ve ifade özgürlüğü alanlarındaki hak ihlallerini ve bu alanlardaki insan hakları faaliyetlerini güçlendirmeyi hedefliyoruz.

“Benzer çalışmaları dört kıtada yürütüyoruz. Türkiye’dekine benzer bir çalışmayı ise tüm Balkan ülkelerinde sürdürüyoruz. Özellikle azınlık haklarının geliştirilmesi, ifade özgürlüğü ve ağ kurma konularında çalışmalarımıza özenle devam ediyoruz.”

“Bu sorunlar böyle gider”

Araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiye’de en fazla siyasetçiler (yüzde 56) ve medya (yüzde 32) insan haklarını ihlal ediyor.

Türkiye’nin insan hakları alanındaki sorunlarını mevcut hiçbir partinin çözemeyeceği algısı toplum geneline hakim.

Toplumun yüzde 15’i AKP’nin, yüzde 9’u CHP’nin, yüzde 7’si İyi Parti’nin insan hakları sorununu çözebileceğini düşünüyor.

Ancak yüzde 38 gibi daha çarpıcı bir sonuç Türkiye’nin insan hakları alanında bir gelişme kaydedemeyeceğini ifade ederek “Bu sorunlar böyle gider” diyor.

En önemli üç hak

Topluma göre en önemli üç insan hakkı şöyle: Yaşama hakkı, ifade ve düşünce özgürlüğü ve iyi bir eğitime erişim hakkı. En az önem atfedilen üç hak ise: Örgütlenme, protesto, toplantı ve gösteri hakkı.

LGBTİ+’lar: İki kişiden birine uzak

Ayrımcılık yasağı, yasa önünde eşitlik, yasalar tarafından eşit derecede korunma gibi haklar Anayasa’yla korunsa da süregelen politikalar ve toplumun eksik ya da yanlış bilgilendirilişi yurttaşlar arasındaki ayrımcılığı körüklüyor.

Yurttaşlara yöneltilen ayrımcılık temelindeki sorular, ayrımcılığın sürdürülen politikalarla ilgisini açıkça ortaya koyuyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre toplumun yüzde 50’si kendini LGBTİ+’lara uzak hissediyor. Her iki kişiden birinin kendini uzak hissettiği LGBTİ+’lar, toplumun kendini en uzak hissettiği kesim.

Kadınlar, yoksullar, Kürtler

Toplumda en çok haksızlığa uğradığı düşünülen gruplar ise şöyle: Kadınlar, yoksullar, Kürtler ve gençler.

Kadınlarla toplumun hiçbir uzaklık problemi yokken toplumun yarısının onların haklarının ihlal edildiğini belirtmeleri çarpıcı.

“Yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttı”

Bekir Ağırdır, toplumun Türkiye’ye insan hakları konusunda 5 üzerinden 2.7 puan verdiğini, 2012’de bu oranın 2.9 olduğunu söylüyor.

“Rapor kapsamında öne çıkan iki başlık toplumun muhatap olarak hâlâ siyasileri ve siyaseti işaret etmesiyle, bilgi eksikliği/eğitim düzeyi.

“Sorunun kaynağı olarak da çözümün adresi olarak da toplum, siyaseti işaret ediyor. Ülkenin kadim problemleri içinden baktığımızda dahi toplumun hâlâ serinkanlı bir yerden siyasetten çözüm beklediğini görüyoruz. Ki bunun önemli olduğunu düşünüyorum.”

Ağırdır, yoksulluk, gelir dağılımında eşitsizlik ve geçinme başlıklarının daha çok ön plana çıkmasıyla beraber kimlik siyasetinin ve gündeminin yerini sınıf siyasetinin aldığını söylüyor.

“Son on yılda kimlikler, yaşam tarzı gibi başlıklar tüm araştırmalarımızda öne çıkmıştı ve bu seçimlere de yansımıştı. Bugüne dek kimliklerimizden ötürü, bir nevi kimlik sayımına benzer şekilde oy kullanıyorduk.

“Ama 2019’dan beri KONDA olarak takip ettiğimiz şu oldu: İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlikler arttığı için yeniden sınıfsal gerilimler gündeme geldi. Özetle kimlik geriliminin yerini, sınıfsal gerilim aldı.”

Ağırdır’a göre toplum, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konularındaki zaaflarının farkında. İfade özgürlüğünün ne denli gerekli olduğunun da.

Toplumun, insan hakları ihlallerinin bilincinde olması, mevcut hükümeti bundan sorumlu görüp eleştiriyor olması ve insan haklarını ihlal eden partilerden oyunu esirgeyeceğini belirtmesinin muhtemel bir seçimde önemli bir unsur olacağını işaret ediyor.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın