Ömer Akşahan Kimdir? Hayatı, Eserleri

1 Ocak 1953 yılında Aydın İncirliova’da dünyaya gelen Ömer Akşahan, Ortaokuldan sonra Nazilli İlköğretmen Okulunu yatılı olarak 1973 Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitiminden sonra, Lisansını AÖF Coğrafya bölümünde tamamlamış ve eğitim ordusuna katılmıştır.

Haber Merkezi / İlköğretim ve Öğretmenevi Müdürlüğü görevlerinden sonra M.E. Bakanlığı tarafından Almanya’nın Bavyera eyaletinde beş yıl süreliğine öğretmen olarak atanmıştır. Emekliliği sonrası çalışma hayatına özel bir sektörde devam etmiş, Evliya Çelebi misali Anadolu topraklarını karış karış gezmiştir.

İçindeki edebiyat ruhunu her daim yüreğinde taşıyan Akşahan, görevlerinin yanı sıra Almanya’da Almanca Gemeinsam adlı yayın, 1990’da Ödemiş Efe Dergisini çıkarmıştır. Kıyı, Kurşun Kalem, Beşparmak, Eliz, Akat alpa, Yaratı, İzlek, Pir Sultan Abdal, Varlık, Alaz, Batı söz, Cumhuriyet Kitap, Sunak, Ozan Ağacı dergilerinde de deneme, şiir, öykü ve kitap tanıtım yazıları yayınlanmıştır. Ödemiş yerel basınında “Kırık Tebeşir” adlı köşesinde yerel ve genel konulara ilişkin yazılar yazmış; şimdilerde www.haberhurriyeti.com sitesinde köşe yazarlığını sürdürmektedir.

2012 Nisan ayından bu yana aylık olarak yayınlanan Tmolos Edebiyat dergisinin sahibi ve sorumlu yayın yönetmenliğini yapmaktadır. ÇYDD Ödemiş Şubesi’nde başkanlık görevinin yanı sıra, ÖDEV Ödemiş Eğitim Vakfı’nın genel sekreterliğini de yürütmektedir.

Şiir, öykü, gezi, inceleme, anı ve kitap tanıtım yazıları ile öne çıkan Ömer Akşahan, edebiyat ve özellikle şiire ilişkin görüşlerini içeren yazılarının yanı sıra, hayata dair düşüncelerini ortaya koyduğu denemelerle tanınmıştır.

Eserlerinde; doğaya, insanoğluna olan sevgisi, hayat çarkının içinde dönen çarpık düzenlere olan isyanları, ortak duyarlılıkları işleyen Akşahan, yeni Türk şiirini mevcut Türkçe ve edebiyat kitaplarından öğrenemeyen gençlere yeni Türk şiirinin kapısını aralamaya çalışıyor.

Ömer Akşahan, Soloları’ndan sonra yayımladığı ilk hikâye kitabı Salvador Nerede? (2013) kitabında; içli dünyasında besleyip büyüttüğü esintilerini, bilinen keskin kaleminin mürekkebinden özenle damlatıp yazdığı hikâyeleri, okuyucuda bambaşka bir haz bırakıyor. Akşahan, okuyucuya biraz söyleşi, biraz sitem, biraz da ders niteliğindeki hikâyelerle yepyeni ufuklara yelken açıyor. (Kaynak: teis.yesevi.edu.tr)

“Şiir Cini”

soyulmuş bir elma kabuğuydum yerlere atılmış
yalnızlığımla kalakaldım taş kaldırımlı sokakta

soylu bir söylence değil miydi bize anlatılanlar
hep kapıyı açık bırakırken ak sakallı amcamlar

yahu dedim kendime çekip gitsen şu evrenden
bir ılık rüzgâr olup savurdu saçlarımda gezinen

şiir yazmak değildi kastım yalnızca kendine gülen
küçük bir sincap nasıl bakarsa merakla sana gelen

git be işine ey ayna sıkılmadın mı şu kara beneklerden
yalvardı yüzüm bırak onunla kalayım gülmesen de sen
neden yazıyorsun bunca zamandır yok mu derdin tasan
koluma girdi gene yalnızlık, aldırma aynaya, bana inan

buğulandı gözlerim sonbahar sisi miydi cama usulca tıklayan
kır tüy kalemini uyandır şu şiir cinini gümüş ibriğinde uykudan

gelme üstüme n’olur ey gece!
sabaha daha çok şey olacak…

“Küçük Mariya için kar senfonisi”

Yol sinyalleri çalarken sabah olmuş hayli zaman
Şu havlayan köpek gözleriyle yarışan asi ruhum
Kar zerrecikleriyle kaybolup gidiyor umutlarım

Beklenen fırtına kopmuş, yüreğim uğuldayan orman
Güneş sancılı, öykünen katilim olurken hain geceme
Salınan gölgesiz yalnız ağaçtır vurgun yemiş bir aşk

Ey çoban kral! Yaksan şu ayazda ateş-i dilberi tez elden
Huysuz bir dilin sınırlarında sürerken savaşım çığlıklarla
Sürünerek girmeliyim Felluce’nin yoksulluk kapılarından

Tezek kokar ellerin, yanık dilinden akıyor hırçın şu Zap
Velad olmuş gözlerinden çakan tutkularıysa yakan bir ok
Acı türküler yakılmış yurdundan Mariya nasıl çağlayacak?

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir