Vücuda Giren Bazı Kimyasallar Erkeklerde Sperm Kalitesini Düşürüyor

Yeni bir araştırmaya göre kullandığımız birçok üründen vücudumuza giren bisfenol A (BPA) ve dioksin gibi kimyasal maddelerin vücudumuzdaki karışımı erkeklerde sperm kalitesinde düşüşe neden oluyor.

Environment International adlı akademik dergide yayımlanan araştırma, aralarında BPA, poliklorlu dioksin, parasetamol ve ftalat da bulunan 9 kimyasal maddeyi inceliyor, bu maddelerin karışımının vücuttaki hormonların normal işleyişine engel olduğunu ve bu yüzden sperm kalitesini düşürdüğünü öne sürüyor.

Danimarka’da 18-30 yaşları arasında 98 erkeğin idrar örneklerini inceleyen çalışma, en çok tehlike yaratan kimyasalın su şişesi, süt ve konserve gıda ambalajları gibi birçok üründe bulunan BPA olduğunu tespit ediyor.

Çalışmanın bulguları, erkeklerin cinsel gelişiminin henüz anne karnındayken başladığını belirtiyor, bu yüzden hamile kadınların araştırma sonuçlarından özellikle etkilendiğine işaret ediyor.

Uzun zamandır düşüş yaşanıyor

Erkeklerde sperm kalitesini takip eden araştırmacılar uzun zamandır düşüş olduğunu kaydediyor.

2017 yılında Human Reproduction Update adlı akademik dergide yayımlanan ve Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yapılan 200 araştırmayı derleyen bir çalışma, erkeklerde sperm sayısının son 40 yılda yüzde 50 oranında azaldığını tespit etmişti.

Bunun üzerine bazı doktorlar, bu düşüşün devam etmesi durumunda insanlık türünün yok olabileceğini öne sürmüştü.

Uzmanlar, erkeklerin cinsel sağlığının olumsuz etkilendiğini ispatlayan hastalık sayısının artığını ve bu hastalıkların artık daha sık görüldüğünü vurguladı.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan ve İngiltere-Danimarka ortaklığında yapılan çalışma ise bu artışın en önde sebebi olarak hormon dengesini bozan kimyasalları gösteriyor.

Guardian’ın haberine göre araştırmanın başında çalışan, İngiltere’deki Brunel Üniversitesi’nden Profesör Andreas Kortenkamp, bulguların şaşırtıcı olduğunu, kimyasalların yarattığı riskin çok ciddi olduğunu ifade ediyor.

Haberde değerlendirmelerine yer verilen Kortenkamp, araştırmanın sonuçlarına bakıldığında bu kimyasalların kullanımını kısıtlamak için daha fazla beklemenin bir anlamı olmadığını söylüyor.

20 kimyasal madde daha incelendi

Araştırmada aynı zamanda Avrupa Gıda Standartları Ajansı verilerinden yola çıkarak 20 kimyasal madde daha incelendi.

Uzmanlar, erkeklerin tehlikeli düzeyde kimyasal maddelere maruz kaldığını belirtirken araştırmaya dahil olan erkeklerden bir tanesinin vücudunda olması gerektiğinden 100 kat fazla zararlı madde tespit edildi.

Araştırmacılar aynı zamanda kimyasalları tehlike seviyelerine göre sıraladı. Buna göre BPA’yı sırayla dioksin, parasetamol ve ftalat takip ediyor.

Daha önce yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde parasetamol kullanımının bebeğin ileride cinsel gelişimini ve sağlığını etkilediğini öne sürüyor. Bazı uzmanlar, hamile kadınların ağrı kesici alımından dikkatli olmasını ve doktorlarıyla danışmasını tavsiye ediyor.

Sonuçlara herkes katılmıyor

Araştırmanın sonuçlarına katılmayanlar var. Bazı uzmanlar, sperm kalitesindeki düşüşe bu çalışmada sıralanan kimyasallar değil de başka faktörlerin neden olduğunu söylüyor. Kimisi de araştırmaya dahil edilen kimyasalların sayısı sınırlı olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda kadınların çalışmaya dahil edilen kimyasallara ne kadar maruz kaldığı bilinmiyor, böylece hamile kadınlarda bu kimyasalların ne kadar görüldüğü araştırmanın bulgularında yer almıyor.

Uzmanlar, sperm kalitesinde düşüşe neden olan ve bu çalışmada etken olarak değerlendirilmeyen bazı diğer faktörler olduğunu belirtiyor. Bunlardan bazısı hava kirliliği, aşırı kilo alımı ve sigara tüketimi.

Guardian’a konuşan Kortenkamp, “Tek etkenin bu kimyasallar olduğunu elbete söylemiyoruz. Örneğin beslenme uzmanları peynir, tereyağı ve yağlı etlerin de sperm kalitesini etkilediğini söylüyor” diyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

10 Soruda ‘Gelire Endeksli Devlet İç Borçlanma Senedi (GES)’ Nedir?

Türkiye lirası cinsi varlıklara yönelimlerin teşvik edilmesi amacıyla ihraç edilecek devlet iç borçlanma senedi (GES) ihracına ilişkin talep toplama işlemleri, Türkiye genelinde 15-22 Haziran’da yapılacak.

Bu kapsamda Hazine ve Maliye Bakanlığı, GES’lere ilişkin 10 soru ve yanıtlarını paylaştı.

Soru 1: Gelire endeksli olduğu ifade edilen senetler hangi kurumun gelirine endeksli olacak?

Kamu İktisadi Teşebbüsleri içerisinde yer alan Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden (KEGM) bütçeye aktarılan hasılat paylarına endeksli olacak.

Soru 2: Ödenecek asgari bir gelir oranı olacak mı? Olacaksa bu nasıl belirlenecek?

İlgili endeks değeri asgari 95 ve azami 110 seviyesinde olabilecek ve bu kapsamda yatırımcıya ilan edilen kupon oranının asgari yüzde 95’ine denk gelen bir getiri garantisi sunulacak.

Soru 3: Duyuru ve talep toplama işlemleri nasıl gerçekleştirilecek?

Bakanlığın internet sayfasından kamuoyu ile paylaşılacak. Senetlerin ihracı halka arz yöntemiyle gerçekleştirilecek, talep toplama süreci aracı bankalarla belirlenecek.

Soru 4: Üründen faydalanmak isteyen vatandaşlar hangi adımları izleyecek?

Aracı bankalar vatandaşları detaylı bir şekilde bilgilendirecek. Vatandaşlar aracı bankalara başvuru yaparak bu ürünü kolaylıkla alabilecek.

Soru 5: Ürünün vadesi ve vade getirisi nasıl hesaplanacak?

Senedin vadesi 6 ay olarak belirlendi. Sonraki aşamalarda 1 yıl ve/veya diğer vadelerde de ihraç yapılması öngörülüyor.

Soru 6: Ürün hangi bankalar aracılığıyla gerçekleştirilecek?

İlk etapta Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıflar Bankası aracılığıyla gerçekleştirilecek.

Soru 7: Vatandaşların gelir paylarındaki değişimlerden olumsuz etkilenmesi nasıl önlenecek?

Senedin nihai getiri oranı, bakanlık tarafından belirlenen getiri oranının hasılat pay gerçekleşmeleri çerçevesinde hesaplanacak endeks değeri ile çarpılması yoluyla ortaya çıkacak. Hasılat payları gerçekleşmelerinin projeksiyon tutarının üzerinde olması durumunda yatırımcı daha yüksek bir getiri elde edebilecek.

Soru 8: Sisteme sadece gerçek kişiler mi dahil olacak? Şirketler dahil olabilecek mi?

Söz konusu senetler sadece gerçek kişilere ihraç edilecek

Soru 9: Kur korumalı mevduat hesabın ya da açıklanan farklı ürünleri kullananlar bunu da kullanabilecek mi?

Anılan hesap ve/veya ürünleri kullanan vatandaşlar da bu senetleri satın alabilecek.

Soru 10: Sisteme sadece döviz hesabını bozduranlar mı dahil olacak?

Söz konusu ihraçlara tüm bireysel yatırımcılar dahil olabilecek.

Paylaşın

Bitcoin Serbest Düşüşte: Çok Daha Düşük Seviyelere Gelebilir

ABD ve Avrupa’da yükselen enflasyon sonrası merkez bankalarının para politikaları, kripto para birimlerindeki değer kaybını hızlandırdı. ABD’nin ardından Avrupa Merkez Bankası’nın da temmuz ve eylülde faiz artırımına gideceğini açıklaması, kripto paralara darbe vurdu.

27 bin 264 dolara düşen Bitcoin’deki günlük kayıp yüzde 3’ü buldu. Bitcoin son 24 saatte 850 dolar geriledi.

Bu sabah itibariyle 1462 dolardan işlem gören Ethereum’un günlük kaybı yüzde 5’i geçti.

Cuma günü açıklanan ABD enflasyonunun beklentileri aşmasıyla hisse senetleri çakılırken, 2 yıllık hazine tahvil getirileri 2008’den bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Teknoloji hisseleri gibi riskli varlıkların yanısıra kripto paralar ise bu süreçte değer kaybediyor.

Kripto platformu Luno’nun Başkan Yardımcısı Viyaj Ayyar, kripto paralardaki düşüşle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

“ABD enflasyon verisi hafta sonuna girerken aşağı yönlü trendi destekledi ve özellikle önümüzdeki hafta yapılacak FOMC toplantısı nedeniyle düşüş trendinin devam etmesi olası görünüyor.

Eğer daha önce yaşanan ayı piyasalarını incelersek Bitcoin’in yüzde 80 ve üzeri değer kaybı yaşadığını diğer kripto paraların ise yüzde 90 ve üstü gerilediğini görüyoruz. Eğer şu anda yaşadığımız durum bu ise Bitcoin’de önümüzdeki 1-2 ay içinde Bitcoin’in çok daha düşük seviyelere gerilediğini görebiliriz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Kürt Meselesi’ Raporu

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Meselesi Çalıştayı”ndan sonra 10 maddelik “model” metni yayımlandı. “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” adıyla yayımlanan metinde “anadili öğrenmenin, sosyal ve kamusal alanda kullanmanın en temel ve doğal insan hakkı olduğu” vurgulandı.

Metinde, “Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür. Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır” görüşü dile getirildi.

“Kayyum uygulamasına karşıyız”

Metnin yerel yönetimlere ilişkin bölümünde, “Seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanı’nın inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir” dendi.

Türkiye dışında yaşayan Kürtlere ilişkin olarak da, metinde, “Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir” görüşü paylaşıldı.

10 maddelik model

Gelecek Partisi’nin Diyarbakır’daki çalıştaydan sonra açıkladığı “Kürt Meselesi | Yeni Bir Demokratikleşme Süreci’nin Temel Unsurları” başlıklı raporun tam metni şöyle:

“1.Yeni Bir Zihniyet: Kürt Meselesini ortaya çıkaran anti-demokratik zihniyet ve politikalar, birçok medeniyete ev sahipliği yapan bu toprakların mayasına da asırlarca bir arada yaşamış milletimizin tarihsel hafızasına da yabancıdır. Yaşanan ağır travmaların etkisiyle geçen yüzyılın başında hayata geçirilen tektipleştirici, ayrımcı ve güvenlikçi otoriter paradigma, yüzyıl sonra bugün bile yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğumuz pek çok maliyet üretmiştir. Cumhuriyetimiz 100. yılına girerken bir asır öncesine giden sorun başlıkları daha fazla varlığını sürdüremez. Kürt Meselesi başta olmak üzere tüm meselelerimizin çözümü için küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan köklü dönüşümü hesaba katan yeni bir zihniyet inşasına ihtiyaç bulunmaktadır. Geçmişteki hatalarla yüzleşerek, tecrübelerden dersler çıkararak yeni bir sayfa açmak, yeni bir süreç başlatmak zorundayız. Bu süreç, bütün vatandaşlarımızın her anlamda eşitliğini tesis ederek toplumsal barışımızı ve ortak aidiyetimizi güçlendirecek tam demokratik bir Türkiye inşa etmeyi öngörmektedir.

2. Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım: Sorunlarımızın çözümü için ülkemizin bütün farklılıklarından süzülen ortak ve yerli bir dile ihtiyacımız bulunmaktadır. Çözümü başka başkentlerde, başka modellerde aramak yerine insanlığın tecrübesinden yararlanan ama kendi dinamiklerimizi esas alan bize özgü bir çözüm geliştirmek zorundayız. Bu çerçevede, yeni bir sürecin en asli niteliği bir bütün olarak bu ülkenin birikimlerine dayanması ve yerli dinamiklerin ürünü olmasıdır.

3. Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa: Tam demokratik bir Türkiye inşa etmenin ana omurgası insan hak ve özgürlüklerine dayanan özgürlükçü yeni bir anayasadır. Devleti öncelikli görüp insanı ikinci plana iten, farklılıklarımızı tehdit görüp tektipleştirici bir model dayatan 12 Eylül Anayasası vakit kaybedilmeden tedavülden kaldırılmalı, sivil, özgürlükçü, kapsayıcı yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Bu anayasanın yaslanacağı siyasal düzen insan hak ve özgürlüklerine dayalı kapsayıcı demokrasidir. Türkiye yeni yüzyıla muhtevası itibarıyla tüm toplumu kapsayan, oluşum süreci itibarıyla bütün toplum kesimlerinin katılımı ile oluşan yeni bir anayasal zemin üzerinde girmelidir.

4. Düşünce ve İfade Özgürlüğü: Türkiye’yi tam demokrasi hedefine ulaştıracak, halkımızın huzur ve refahını artıracak yeni toplumsal sözleşmenin ruhunu eksiksiz bir düşünce ve ifade özgürlüğü oluşturmalıdır. Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir ortamda insanların sorunları tespit edebilmesi, sorunların tarafları arasında diyalog kurabilmesi ve empati yapması beklenemez. Hukuk sistemi düşünce ve ifade özgürlüğünü korumayı ve sürdürmeyi esas alarak yeniden düzenlenmeli, sivil toplum ve akademinin hukuksal açıdan özerklik ve özgürlüğü garanti altına alınmalıdır.

5. İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık: Etnik kökenimiz, dini, mezhebi ve siyasi inancımız ne olursa olsun hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu eşit vatandaşlarıyız. Benimsediğimiz ilke eşit vatandaşlık ilkesidir. Kimse özel bir imtiyaz ve ayrıcalığa sahip olmadığı gibi hiç kimse ayrımcılığa da tabi tutulamaz. Çoğulculuk katlanılması gereken bir külfet değil, aksine savunulması gereken temel bir yapı taşıdır. Siyasi temsilde temel ilke toplumsal çeşitliliğin temsili, bürokratik atamada temel kriter, ehliyet ve liyakat olmalıdır.

6. Kapsayıcı Muhataplık: Kürt Meselesinin muhatabı bütün vatandaşlarımız, siyasi partilerimiz ve bütün unsurlarıyla sivil toplumdur. Kürt meselesi tüm tarafların karşılıklı güvensizliği değil, güveni üzerine oturtulmak zorundadır. Türkiye’de Kürt meselesi tek bir siyasi partinin değil her siyasi partinin öncelikli gündemlerinden birisi olmalıdır. Kürt vatandaşlarımızın görünen ve görünmeyen, ifade edilen veya edilmeyen siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve hukuki hiçbir engelle muhatap olmadığı tam demokratik Türkiye inşa etmekten başka bir çözüm yoktur.

7. Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı: Anadilin öğretilmesi, eğitimde ve sosyal hayatta kullanılması en temel ve doğal insan hakkıdır. Kimse anadilini seçemeyeceği gibi kimse da başkasının anadiline yasak getiremez. Ortak resmi dilimiz olan Türkçe’nin yanısıra herkes kendi ana dilini öğrenme ve bireysel ve toplumsal yaşamda kullanma hakkına sahiptir. Bu temel ilke çerçevesinde, devlet gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.

Bu bağlamda, ülkenin asli dillerinden olan Kürtçe’ye yabancı veya bilinmeyen dil muamelesi yapılması kabul edilemez. Resmi dilimiz Türkçe olmakla birlikte Kürtçenin kamusal hizmet alanlarında kullanılması Kürt vatandaşlarımızın aidiyet bilincini güçlendirilmesi bağlamında ayrıştırıcı değil birleştirici bir etki yapacaktır. Kamusal alanda, devletin ve yerel yönetimlerin sunduğu tüm hizmetlerde Kürtçenin de kullanılmasının önündeki ideolojik ve yasal engellerin kaldırılması şarttır.

8. Demokratik Yerel Yönetimler: İşlevsel ve demokratik bir yerel yönetimler sistemi için başta Anayasanın 127. maddesi olmak üzere merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki baskıcı uygulamalarına izin veren tüm yasal düzenlemeler ilga edilmelidir. Yerel yönetimler demokratik bir hukuk sistemi ve vatandaşlar karşısında sorumlu kılınmalıdır. Bu bağlamda seçilenler üzerinde açık bir vesayet niteliği taşıyan KCK uygulamasına da demokratik hukuk devleti ile çelişen kayyum uygulamasına da karşıyız. Seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmaksızın görevden el çektirilmesi kabul edilemez. Ayrıca, görevden alınan belediye başkanının yerine İçişleri Bakanının inisiyatifiyle kayyım atanması da milli iradenin tecellisini engellemektedir. Bu çerçevede, mahkeme kararına istinaden görevden alınan seçilmiş belediye başkanının yerine yine seçimle oluşturulmuş belediye meclis üyelerinden birinin seçilmesi teminat altına alınmalıdır.

9. Sınır Ötesindeki Kürtler: Türkiye, sınırları dışındaki tüm tarihdaş ve soydaşlarla farkındalık ve sorumluluk ilkeleri ışığında ilişki içinde olmayı ve bölgeye onlarla birlikte oluşturulan bir vizyon çerçevesinden bakmayı temel bir ilke olarak ilan etmelidir. Biz, doğal tarihdaş ve soydaş olarak gördüğümüz komşu ülkelerdeki Kürtlere bu genel ilke çerçevesinde bakıyoruz. Sınır ötesinde yaşayan Kürtlerin geleceği ne emperyalist güçlerin ne de terör örgütlerinin insafına terk edilemez. Türkiye olarak sorumluluğumuz ve görevimiz, sınırlarımızın dışındaki Kürtleri tehdit olarak görmek yerine bütün diğer soydaşlarımız gibi Kürtlerin de bulundukları ülkenin onurlu ve eşit vatandaşları olmalarına katkı sunmaktır. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı çerçevesinde gerçekleşecek böylesi bir katkı bu ülkelerle aramızdaki barışçıl ilişkileri güçlendirecektir.

10. Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi: Son dönemde derinleşen ekonomik kriz özellikle genç kitlelerin bölgeden koparak sadece büyük şehirlere değil fırsat buldukları anda yurtdışına göç etmeleri sonucunu doğurmaktadır. Bereketli Fırat ve Dicle havzalarında tarım ve hayvancılığın bitme noktasına gelmesi, niteliksiz akademik kadrolarla kurulan üniversitelerden mezun olan gençlerin hayat standardı beklentileri ile işsizlik arasındaki derin uçurumun yol açtığı umutsuzluk, seksenli ve doksanlar yıllarda terör ve güvenlik sorunlarının neden olduğu göçlere benzer bir iç ve dış göç dalgası yaratmaktadır.

Bu kaygı verici gelişmeye karşı özellikle genç ve kadın istihdamını önceleyen kapsamlı bir sosyo-ekonomik kalkınma programı uygulamaya konmalıdır. Tarım ve hayvancılık alanında genç çiftçi destekleri, üniversitelerin nitelikli bilimsel yatırımlarla ciddi bir bölgesel teknoloji merkezi haline getirilmesi, bölgenin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu sektörlerde üretim üsleri kurulması, bölgenin çevre ülkelerle ihracat kapasitesinin artırılması gibi önceliklere dayanan yeni ve kapsamlı bir dönüşüm stratejisi hayata geçirilmelidir.”

(Kaynak: T24)

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın ‘Adayınızı Açıklayın’ Çağrısına Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığını açıklaması ve muhalefete ‘Adayınızı açıklayın’ çağrısı hakkında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Sayın Erdoğan’a bir tavsiyem, bir çağrım var. Alsın seçim kararını, diyelim ki yarın aldı, 3 ay sonra seçim var. Yarın (seçim kararı) alsın, öbür gün adayımızı açıklayalım. 2023 Haziran’ında dediğinde o zaman biraz bekleyecek. Bekleyecek ve meraklanacak. Bu sistemi tartışmadıkça o yün yumağına düşmeyeceğiz”  dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk canlı yayınına katıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığını açıklaması ve muhalefetin Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili açıklamalarda bulunan Akşener, şunları söyledi:

“Biz, altılı masada bulunan genel başkanlar, Cumhurbaşkanı adaylığını konuşmama kararı aldık. Bunu da diğer arkadaşlarımın hepsi söyledi. ‘Konuşmadık, konuşmayacağız’ dedik, orada bir sorun yok.

Biz Cumhurbaşkanı adaylığının ötesinde, bu ucube sistemin ortadan kalkması, halk oyuyla, demokrasiyle, insanların tercihiyle değişmesi ve güçlendirilmiş parlamenter siteme geçilmesiyle ilgili bir iddianın sahibiyiz ve onun etrafında birleştik.

Cumhurbaşkanı adaylığı üstünden yapılan her bir tartışma, o asıl olması gereken konunun tartışılmadığı, onun gözden kaçırıldığı, perdelendiği bir tartışma biçimi. Biz bunu reddediyoruz.

Ama 6’lı masadan bakıldığında, biz genel başkanlar Cumhurbaşkanlığı adaylığını konuşmama kararını aldık. Bunu da diğer arkadaşlarımız hep söyledi. Şöyle bir durum var, biz Cumhurbaşkanı adaylığının ötesinde bu ucube sistemin ortadan kalkması, halkoyuyla, demokrasiyle, insanların tercihiyle değişmesi.

Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesinin iddiasının sahibiyiz. Bu iddiada birleştik. Asıl olması gereken konunun tartışılmadığı, gözden kaçırıldığı, perdelendiği tartışma biçimi. Biz bunu reddediyoruz. Sayın Erdoğan’a bir tavsiyem, çağrım var; alsın seçim kararını. Diyelim ki yarın aldı, üç ay sonra seçim var.

Biz de Pazartesi adayımızı açıklayalım. 2023 Haziran’ında dediğine göre o zaman biraz bekleyecek ve meraklanacak. Bu sistemi tartışmadıkça. O yün yumağının üstüne düşmeyeceğiz, kapılmayacağız biz. Adaylarını açıklamadı demek hep yün yumağı. Kedilerin önüne atarlar ya.

“Biz seçimde birinci parti olacağız”

Bizim samimi bir biçimde, tekrar söylüyorum, 6 genel başkanın içinde ben Cumhurbaşkanı adayı olmayacağımı Eylül ayında söyledim. Burada hiçbir değişiklik yok. Biz seçimde birinci parti olacağız. Parlamenter sistem konusu çok önemli.

Bu ucube sistemin değişmesi behemahal oylarla, demokrasiyle, sandıkta, hür irade tercihiyle değişmesi şart. Aksi takdirde bizim partili Cumhurbaşkanı sistemi ne ABD ne Finlandiya ne de Fransa ile alakası yok. Burada özne sayın Erdoğan değil. Bir Bakanlığın bölge müdürlerinden tutun il müdürlerine kadar tayin sistemi içinde söz sahibi.

Bu ülkenin bütün kurumları gitti. Müsteşarlık makamı bu ülkenin hafızasıydı, gitti. Bakanlar gelir Meclis’te hesap verirdi. Biraz evvel gelirken gördüm, Sabri Uzun’un rütbeleri geri alınmış. Emekli bir polis müdürü bir mesaj yazmış. Bu mesajı beğenmeyebilirsin. Canan Kaftancıoğlu ile ilgili.

Bu tweete gıcık olursunuz, uyuz olursunuz, anlarım. Mahkemeye de verebilirsiniz, bunları anlarım. Yazılan doğruysa kararname ile rütbeler, polis müdürü olduğu için aldığı emekli maaşının polis müdürlüğü kısmı gitti, silah verirlerdi, o gitti, emekli müdürlük gitti. Biz eğer Cumhurbaşkanı adaylığı üzerine odaklanırsak, bu sistemin ne büyük zarar verdiğini gözden kaçırırız.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: ‘Beşli Çete’lerle Hesaplaşacağız

Çaycuma Belediyesi’nin toplu açılış töreninde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde her bir kuruşun hesabını vereceklerini söyleyerek, “Halkımızla helalleşeceğiz. Ama ‘beşli çete’lerle hesaplaşacağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Zonguldak’ta; Çaycuma Belediyesi’nin toplu açılış töreninde açıklamalarda bulundu. Millet İttifakı’nın Türkiye yöneteceğini belirten Kılıçdaroğlu,”Beraber, demokrasi içinde yöneteceğiz. Herkesi kucaklayarak yöneteceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu iktidara geldiklerinde her bir kuruşun hesabını vereceklerini söyleyerek, “Halkımızla helalleşeceğiz. Ama ‘beşli çete’lerle hesaplaşacağız. O ayrı bir şey. Yolsuzluk yapan, kul hakkı yiyene, ‘gel seninle helalleşeceğiz’ demeyeceğiz. Onun hesabını soracağız, o nedenle biz halkımızı seviyoruz. Hangi görüşten, inançtan, kimlikten olursa olsun beraber yaşıyoruz, aynı havayı teneffüs ediyoruz, aynı bayrağın altındayız, aynı vatandayız. Bu ülkede huzur içinde yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Sıkıntılarınız var, sevgili halkım biliyorum. Mutfaklarda yangın var, bunu da çok iyi biliyorum. Gencecik evlatlarımız işsiz bunu da çok iyi biliyorum. ‘Beşli çete’lere çalışan bir iktidar var, onu da çok iyi biliyorum. Bütün bunların hepsini çok iyi biliyorum. Sizden tek isteğim, asla ve asla umutsuzluğa kapılmayın, bizim kitabımızda umutsuzluk yok, umudu büyüteceğiz, beraber birlikte Türkiye’yi yeninden inşa edeceğiz, bundan emin olmanızı isterim.

“Sandık gelecek, büyük bir sabırla sandığa gideceğiz”

“Devletin temeli adalettir” diyen Kılıçdaroğlu, “Devlet; adaletle, liyakatle yönetilir, iş ehline verilir. Eğer devleti, belediyeyi adaletle yönetmezseniz; ne kadar borç alırsanız alın o belediyeyi yönetemezsiniz. Kaynakları israf edersiniz. O nedenle liyakat denen kavran çok ama çok önemlidir” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: “Belediye başkanımız kimseye gidip, el avuç açmadan Çaycuma’yı gerçekten hepimizin imreneceği bir Çaycuma haline getirdi. Kendi kaynaklarıyla, kendi imkanlarıyla getirdi ve harcadığı her kuruşun hesabını da Çaycumalılara verdi. O nedenle sizler seçtiniz. Geldim bereketli bir hava, yağmurumuz yağıyor, bereketimiz bol olsun.

Bereket tarlada olsun, manavda olsun, esnafta olsun, sanayide olsun, evlerde olsun, mutfaklarda olsun, her yer bereketli olsun. Biz bereketten, sevgiden, kucaklaşmaktan yanayız. Ayrımcılığa karşı çıkacağız ve bu güzel ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Yönetmeye hazır mıyız? Sandık gelecek, büyük bir sabırla sandığa gideceğiz, oyumuzu kullanırken elimizi vicdanımıza koyup oyumuz kullanacağız. Dolayısıyla kimse endişe etmesin. Geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

‘Finlandiya, Türkiye’nin İade Taleplerini Reddetti’ İddiası

Finlandiyalı yetkililer şu ana kadar PKK ve Gülen Hareketi ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişileri Türkiye’ye iade etmeyi reddetti. Türkiye, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle “evet” demeyeceğini açıklamıştı. 

Finlandiya devlet medyası Yle, Finlandiya’nın Türkiye’nin talep ettiği kişileri teslim etmeyi kabul etmediğini bildirdi.

Yle haber kanalı, Finlandiya Adalet Bakanlığı’ndan 2019 ile 2022 yılları arasında Türkiye tarafından Finlandiya’ya yapılan iade taleplerinin kayıtlarının STT haber ajansı tarafından istendiğini belirtti.

Haziran ayı itibarıyla Finlandiya’nın Gülen Hareketi ve PKK ile bağlantılı olduğu düşünülen 10 kişiye ilişkin iade talebi aldığı aktarıldı.

Finlandiya yetkililerinin şu ana kadar 7 davayı sonuçlandırdığı, bu kişilerden ikisinin Türkiye’ye teslim edildiği bildirildi. Teslim edilen 2 kişiye ilişkin terör bağlantısı kurulamadığı ifade edildi.

İadesi istenen diğer kişilerden birinin Helsinki’de Türkiye Büyükelçilik binasına molotofkokteyli atan saldırgan olduğu ifade edildi. 2008 yılında Türkiye’nin Kürtlere karşı muamelesini protesto eden 5 kişi Büyükelçilik girişine saldırı düzenlemişti.

Faillerden dördü 14 ay tecilli hapis cezasına çarptırılmış ve toplum hizmeti yapmaları emredilmişti. O sırada 16 yaşında olan en genç saldırgana ise 11 ay tecilli hapis cezası verilmişti.

Türkiye, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine “teröre destek verdikleri” gerekçesiyle “evet” demeyeceğini açıklamıştı.

İsveç, Türkiye’nin çekinceleri konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemeyi hedefliyor

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, İsveç Parlamentosunda dış politikaya yönelik hazırladıkları yıl ortası beyannamesini sundu.

Linde, NATO üyelik başvurusuna ilişkin, hedeflerinin Türkiye’nin gündeme getirdiği çekinceler konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemek olduğunu söyledi.

Türkiye ile NATO konusunda süren müzakerelere atıfta bulunan Linde, “İsveç’in NATO üyeliğinin Türkiye’nin güvenliğine de dayanışma içinde katkı sunacak. Hedefimiz Türkiye’nin gündeme getirdiği çekinceler konusunda yapıcı bir yaklaşımla ilerlemek. Terörizme karşı mücadelede de benzer düşünenlerle ortak hareket edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Terörü kınadığını da vurgulayan Linde, 1 Temmuz’da yeni terör yasasının yürürlüğe gireceğini ve yasanın sıkılaştırıldığını kaydetti.

Linde, İsveç’in NATO üyeliği dahilinde silah ihracatı koşullarını değiştirebileceğini aktardı.

Hristiyan Demokratlar Partisi milletvekili Mikael Oscarsson da Linde’ye, bağımsız milletvekili Amineh Kakabaveh ile yaptıkları PKK/YPG’ye destek anlaşmasına dikkati çekerek, eleştirilerde bulundu.

Oscarsson, Linde’ye, “‘Vahşi bir siyasi’ Kakabaveh ile partiniz Sosyal Demokratların yaptığı anlaşma ortada durdururken Türkiye ile nasıl bir müzakere yapmayı sürdüreceksiniz?” şeklinde soru yöneltti.

Linde ise Kakabaveh’e “vahşi siyasi” demenin küçültücü bir dil olduğunu ve buna itiraz ettiğini vurgularken, Türkiye ile bir çözüme ulaşmak için müzakere yaptıklarını hatırlattı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Osman Kavala’dan Gerekçeli Karara Tepki

Müebbet hapis cezasının gerekçeli kararına ilişkin açıklama yapan Osman Kavala, “Hukuk devletinde yargıçların yükümlülüğü, olguları tarafsız gözle inceleyerek nesnel değerlendirmelerde bulunmak, somut deliller tereddüde mahal bırakmayacak şekilde suç işlendiğini gösteriyorsa mahkumiyet kararı vermektedir” dedi.

Gezi Davasın’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen iş insanı Osman Kavala, mahkemenin gerekçeli kararına ilişkin açıklama yaptı.

“Bana verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, vicdani kanaate dayandırılarak açıklanmış” diyen Kavala, açıklamasında şöyle dedi:

“İlk iddianamede Gezi eylemlerinin yöneticisi olmakla suçlanıyordum. Karar gerekçesinde ise protestoculara akıl hocalığı yaptığım iddia edilmiş. Hangi suç sayılan eylem için akıl vermiş olduğum meçhul.

Hukuk devletinde yargıçların yükümlülüğü, olguları tarafsız gözle inceleyerek nesnel değerlendirmelerde bulunmak, somut deliller tereddüde mahal bırakmayacak şekilde suç işlendiğini gösteriyorsa mahkumiyet kararı vermektedir.

Vicdanları, yargıçların maddı çıkar, ideolojik inanç, siyasi baskı gibi faktörlerden dolayı bu ilkelerden ve gukuk normlarından sapmalarını engeller. Hukuk devletinde suç işlendiğini gösteren hiçbir somut delil olmadan bir insanın müebbet hapse mahkum edilmesinin vicdani kanaat ile gerekçelendirilmesi mümkün değildir.”

Ne olmuştu?

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’yı, Gezi eylemlerini organize ederek hükümeti devirmeye çalıştığı gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Can Atalay, Ali Yiğit Ekmekçi, Hakan Altınay ve Tayfun Kahraman’a ise;  18’er yıl hapse mahkum etmişti.

Gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, eylemlerin hükümeti devirmeye çalışmaya yönelik olduğunu, bu amaçla şiddet ve cebir kullanıldığını kanıtlamak için Yargıtay’ın “28 Şubat postmodern darbe” kararını gerekçe göstermişti.

Kararda, Kavala’nın “George Soros’un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü’nün ülkedeki temsilciliği olan Açık Toplum Vakfı üzerinden Gezi eylemlerini organize ettiği” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

Galatasaray’da İkinci Dursun Özbek Dönemi!

Galatasaray Spor Kulübü Olağanüstü Seçim Genel Kurulu, Galatasaray Lisesi’nde gerçekleştirildi. Kulübün 4459 üyesinin katıldığı 24 sandıkta yapılan oylama sonucunda, oyların 2208’ini alan Dursun Özbek Galatasaray’ın yeni başkanı oldu.

Haber Merkezi / Saat 10.00’da başlayan Galatasaray’da seçim sona erdi. Geçen yıl haziran ayında başkanlık koltuğuna oturan Burak Elmas’ın görev süresinin bitmesi sonrası 2 aday Galatasaray’da başkanlığa talip oldu.

Eşref Hamamcıoğlu ve Dursun Özbek, Galatasaray’ın yeni başkanı olmak için yarışırken, seçimde kazananı son sandıklar belirledi. Dursun Özbek, Galatasaray’ın 39. Başkanı oldu.

Seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra kürsüye çıkan Dursun Özbek şu açıklamayı yaptı:

“Bugün Galatasarayımızın geleceği için iradesini gösteren bütün üyelerimize teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Bu yola benimle beraber çıkan tüm ekip arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar. Bu süreçte yanımda olan eşime, kardeşime, aileme teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.

Eşref kardeşime ve ekibine de çok teşekkür ediyorum. Çok güzel bir yarış oldu. Sağ olsunlar, var olsunlar. Değerli kardeşlerim. Yarın bambaşka bir gün. Yarın hep beraber, hep birlikte olmanın zamanı geldi. Size vaadim var değerli Galatasaraylılar! Galatasaray’a arkadaşlarımla beraber sevgi iklimini getirmeye çalışacağım. Galatasaray’a barışı getirmek istiyorum. Artık barışmanın zamanı geldi.

Bu seçimde kazanan, kaybeden diye bir şey yok. Yarından itibaren yeniden hep beraberiz, kol kolayız. Galatasaray’ı güzel günlere taşımak için el ele, sırt sırta vermeye hazır mısınız değerli kardeşlerim? Hep beraber Galatasaray’ı hepimizin, çocuklarımızın, torunlarımızın gurur duyacağı seviyeye getireceğiz. Yaşasın Galatasaray! Ne mutlu Galatasaraylıyım diyene!”

Dursun Özbek’in listesinde kimler var?

Yönetim Kurulu:

Asil: Metin Öztürk, Niyazi Yelkencioğlu, Bora İsmail Bahçetepe, Rıza Tevfik Morova, Eray Yazgan, Levent Yaz, Cemal Özgörkey, İsmail Sarıkaya, Mehmet Cibara, Dikran Gülmezgil.

Yedek: Can Natan, Emir Aral, Cansu Ak, Tanur Lara Yılmaz, Cem Soylu.

Denetim Kurulu:

Asil: Ömer Çirkin, Fabrizio Casaretto, Ethem Baturalp Pamukçu.

Yedek: Merve Deniz Örken, Hasan Can Külahçıoğlu, Canan Dilara Kızılyalın Uç.

Sicil Kurulu:

Asil: Mehmet Çağatay Altınlı, Kenan Altıntaş, Hayri Gürkan Eliçin, Okan Güngör, Özcan Karamahmutoğlu, Berat Uygur, Burçin Aslan.

Yedek: Ozan Bingöl Yurtsever, Yakup Peker.

Disiplin Kurulu:

Asil: Hakkı Akil, Mithat Can Baydarol, Muharrem Remzi Tan, Hasan Mehmet Tirali, Aydın Önder, Ahmet Murat Canaydın, Ali Baran Öztürk

Yedek: Ali Güray Kızılay, Nuri Bora Ebussuutoğlu, Sencer Seren, Günran Çalın, Ahmet Mert Gülşen

Paylaşın

Erdoğan Üçüncü Kez Aday Olabilir Mi? LDP, Tartışmayı YSK’ya Sordu

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2023 seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın adayı olacağını açıklamasının ardından Anayasa’ya göre 3. kez aday olup olamayacağına ilişkin tartışmalar yeniden başladı.

Aralarında hukukçuların da olduğu pek çok kişi, ‘bir kimsenin en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebileceği’ hükmünün yer aldığı Anayasa’nın 101. maddesini işaret ederek Erdoğan’ın 2023’te aday olamayacağını öne sürüyor.

İktidar kanadı ise Erdoğan’ın ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde sadece bir kere seçildiği için adaylığının önünde bir engel bulunmadığını savunuyor.

Kılıçdaroğlu “itiraz etmeyeceğiz” demişti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Erdoğan’ın üçüncü kez aday olması halinde itiraz etmeyeceklerini belirterek, “Aday olmak istiyorsa buyursun gelsin, millet herkesin boyunun ölçüsünü verecektir. Özel bir tartışma yapmayacağız. Bu tartışmalar artık geride kalmalı. Biz yapmayacağız. Başkaları tartışırsa ona bir şey diyemeyiz, en azından biz yapmayacağız” demişti.

YSK’ya soruldu

Bu tartışmalar sürerken Liberal Demokrat Parti (LDP), Erdoğan’ın 3. kez aday olup olamayacağını Yüksek Seçim Kurulu’na yazılı olarak sordu.

LDP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Kulaksız tarafından YSK’ya sunulan yazılı soruda, Anayasa’nın 101. Maddesi hatırlatılarak Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda kurumun görüşünün paylaşılması istendi.

LDP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Kulaksız imzalı yazıda şu ifadeler yer alıyor:

1. Mevcut Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçiminde aday olacağını 09 Haziran 2022 tarihinde kamuoyuna açıklamıştır.

2. Mevcut Cumhurbaşkanı, iki dönemden beri Cumhurbaşkanlığı görevindedir.

3. Anayasanın 101. Maddesi ‘…Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir…’ şeklinde hüküm içermektedir.

4. Anayasanın 116. Maddesi de ‘….Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde. Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir…’ Hükmünü ortaya koyarken Cumhurbaşkanı seçilebilmenin diğer koşullarını da belirlemişti.

Sonuç ve istem:

Anayasanın açık hükümlerine göre, mevcut cumhurbaşkanının üçüncü defa adaylığı için hangi koşulların gerçekleşmesi gerektiği hakkında Yüksek Seçim Kurulu’nun görüşünün tarafımızla paylaşılmasını arz ve talep ederiz.

LDP tarafından YSK’ya sorulan soruyu partinin eski genel başkanlarından Cem Toker, “Bakalım ne yanıt gelecek…” diyerek sosyal medya hesabından paylaştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın