GP Lideri Davutoğlu’ndan ‘Erken Seçim’ Çağrısı

Partisinin Kürt sorununun çözümü için hazırladığı 10 maddelik planı açıklamak ve sivil toplum örgütleriyle tartışmak üzere Diyarbakır’da bulunan Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, ekonomik kriz daha da derinleşmeden erken seçime gidilmesi çağrısı yaptı.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın haberine göre, GP Lideri Davutoğlu, krizin sosyal gerginliklere neden olabileceğini savunarak, iktidarın bu nedenle olağanüstü hal ilan edebileceğini de söyledi.

“Kürt Meselesi Yeni Bir Demokratikleşme Sürecinin Temel Unsurları” başlıklı 10 maddelik planı Diyarbakır’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler, gazeteci ve yazarlarla tartışan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha sonra bir basın toplantısı düzenledi. Davutoğlu’nun gündeminde Kürt sorunu, Suriye’ye olası bir operasyon ve seçimler vardı.

Davutoğlu, bir soru üzerine seçim sürecine ilişkin uyarılar yaptı. Vatandaşlara protesto amacıyla sokağa çıkmamaları uyarısı yapan Davutoğlu, AKP, MHP ve Vatan Partisi’ni eleştirdi. Yaşanan ekonomik krizin gerekçe gösterilerek, olağanüstü hal ilan edilebileceğini savunan Davutoğlu, seçimin bir an önce yapılması çağrısı yaptı.

Ekonomik krizin gittikçe derinleştiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Burada milletimize seslenmek istiyorum, iktidardaki bu üçlü ortağın provokasyonlarına, tahriklerine kapılmadan, vakarla ülkeyi seçime götürmemiz lazım. Bu üçlü ortaklığın kullanıldığı dil, yöntem demokrasiye aykırıdır, tehlikeli bir dildir. Kadınlara karşı küfür dili, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı ihanet dili, bu dil Türkiye’yi yanlış yerlere götürür. Ama benim esas çekindiğim, risk olarak gördüğüm husus, Türkiye’de üstü örtülmeye çalışan ekonomik krizin derinleşmesi ve ciddi sosyal gerilimlere yol açacak şekilde halkın isyan haline gelmesi ve kontrol edilemez hale gelmesi, bunun istismar edilerek bir olağanüstü durum hali varmış bir tavır oluşmasıdır. Bunun için Türkiye’nin en erken dönemde seçime gitmesi gerçek bir çözüm olacaktır” dedi.

“Üç ayaklı yeni vizyon”

Davutoğlu, Kürt sorunun çözümü için üç ayaklı yeni bir vizyona ihtiyaç olduğunu savunarak, Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununun çözülemeyeceğini ifade etti. Yeni bir Anayasa ve güçlü bir ifade özgürlüğüne dikkat çeken Davutoğlu, Kürtçe üzerindeki baskılara son verilmesi gerektiğini söyledi.

Bölgede her türlü vesayete karşı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Kürtçe üzerindeki yasakların, kısıtlamaların, her türlü engelleyici tutumun kaldırılması şart. Ana dilde eğitim, ana dilde sosyal hayatta faaliyette göstermek, ana dilin kamu hizmetlerinde kullanılması doğal haklardandır. Kimse başkasının ana dilini yasaklayamaz. Maalesef bölge halkı son 20-30 yıldır bir taraftan seçim yapıyor ama şu parti seçimi kazanırsa KCK komiserleri geliyor, onlar yönetiyorlar. Onlar engellendiği zaman da kayyum geliyor. Bizim açık ilkemiz şudur; hiçbir vesayetin olmadığı, bölge halkının diğer bölgeleri gibi seçtikleri belediye başkanını hizmet vermedikleri zaman siyaseten cezalandırıldıkları tekrar seçmedikleri bir düzenin bölgede kurulması lazım. Sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili ortaya çıkan gelişmeler, onlara bakış açımız Irak’taki, Suriye’deki, İran’daki Kürtleri bir tehdit unsuru değil Türkiye’nin doğal kültürel uzantıları ve kendi ülkelerinde onurla, insan haklarına sahip bir şekilde yaşamalarını hakkına sahip olan kaderdaşlarımız olarak görüyoruz” diye konuştu.

“Suriye’ye operasyon yapılmadan Amerika ile görüşülmeli”

Davutoğlu’nun gündemindeki konulardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde sıkça dile getirdiği Suriye’ye yapılması planlanan bir operasyondu. Türkiye’nin operasyon yapmadan önce bölgeyi kontrol eden Amerika ile diplomatik görüşmeler yapmasını öneren Davutoğlu şöyle devam etti:

“Suriye’de bugün o bölgedeki YPG- PYD ve Amerikan himayesinde ortaya çıkarılan statüko eğer Türkiye için bir tehdit ise önce bunun için Amerika nezdinde en kararlı bir şekilde diplomatik mücadele sürdürülmesi lazım. Orada olan her hareketin birinci dereceden sorumlusu Amerika’dır Çünkü fiilen askeri olarak kontrol eden odur. Bu konuda Amerika ile bunları net olarak masaya yatırıp, kendi diplomatik tavrını göstermeden sadece operasyonla buraya düzene sokacağını düşünmek doğru değil. Türkiye’nin kendi sınır güvenliği koruyabilmek için ötesinde operasyon yapma, eğer o ülkenin güçleri bunu yapamıyorsa bir haktır. Ancak bu hakkın kullanılmasının içeride iç politikada istismar aracı olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkarız. Oradaki halkın bu konuda bir olumsuz bir psikolojiye yönelmesine karşı çıkarız. Demografik değişiminde Suriye için doğru değil. Türkiye’nin Suriye’deki en önemli karı demografinin korunmasıdır.”

“Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var”

Son günlerde Kürtçe tiyatro ve konserlerin yasaklanmasına da değinen Davutoğlu, “Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var” dedi. Türkiye’de devlet aklının kalmadığını savunan Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Maliye Bakanı’nı görüyorsunuz, ‘Gözümün içine bakın’ diyor beyninin içine bakmamız lazım, gözünün içine değil. Başka birisi Kürt vatandaşlarımıza dönüp akıl almaz şeyler söyleyebiliyor, gelip buralarda ahkam kesiyor. Kürtçe’nin yasaklandığı konserler söz konusu oluyor. İşte bunlar devlet aklı değil, biz bunları devlet aklı olarak görmüyoruz. Bunlar devlete çöreklenmiş, kendi menfaatlerini düşünen bir grubun aklı.”

Çözüm için 10 madde

Davutoğlu’nun açıkladığı çözüm planı 10 başlıkta toplandı.

  • Yeni Bir Zihniyet
  • Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım
  • Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa
  • Düşünce ve İfade Özgürlüğü
  • İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık
  • Kapsayıcı Muhataplık
  • Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı
  • Demokratik Yerel Yönetimler
  • Sınır Ötesindeki Kürtler
  • Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi
Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’ye Silah Satışı İçin ‘NATO Şartı’

Türkiye’nin ülkesinin NATO üyeliğine izin vermesi halinde Ankara’ya silah satışına onay verilebileceği mesajını veren İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, ülkesinin Türkiye’nin terör örgütü olarak değerlendirdiği gruplara silah göndermediğini söyledi.

STV kanalına konuşan Linde “Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kalkıp kalkmayacağına” ilişkin bir soru üzerine Linde, bunun için ilk önce Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ima etti.

Linde, “Biz dünyanın en katı silah ihracatı kurallarına sahip ülkesiyiz. Yasada bir çok uyulması gereken kriterin dışında İsveç’in dış, savunma ve güvenlik politikasının da göz önüne alınmasıyla ilgili konular var. NATO üyesi olursak bunlar da değişecek.” ifadesini kullandı.

Ann Linde, ülkesinin Türkiye de içinde olmak üzere NATO’nun tam güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunacağını ifade etti.

İsveç hükümetinin PKK’yı terör örgütü olarak tanımladığını kaydeden Linde, ülkesinin son 30 yıldır terörle mücadelede en katı kurallara sahip ülkelerden biri olduğunu iddia etti.

Ann Linde, ülkesinin Türkiye’nin terör örgütü olarak değerlendirdiği gruplara silah göndermediğini bildirdi.

İsveç’te hükümet yetkilileri, Türkiye’nin itirazları üzerine geçtiğimiz günlerde de “PKK’yı Türkiye dışında terör örgütü olarak kabul eden ilk ülkelerden biri” olduklarını vurgulayarak, terör örgütlere müsamaha gösterilmediğini belirten açıklamalar yaptı.

Öte yandan Finlandiyalı yetkililere göre de şu ana kadar PKK ve Gülen grubuyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin Türkiye’ye iade talepleri kabul görmedi.

Finlandiya’da kamu yayın kuruluşu Yle, Finlandiya’nın Türkiye’nin talep ettiği kişileri teslim etmeyi kabul etmediğini bildirdi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO daimi temsilcileri büyükelçiler Klaus Korhonen ve Axel Wernhoff, ülkelerinin üyelik başvurularını ittifakın Brüksel’deki merkezinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e iletmişti.

İki ülkenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Stoltenberg, NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine diğer müttefiklerden güçlü destek geldiğini söylemişti.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya ne zaman üye olabilecekleri henüz bilinmiyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, 307 Milyar Dolar Fakirleşecek

Dolar kurundaki artışlar milli gelir hesaplarını da değiştirdi. Hükümetin geçen yılın eylül ayında açıkladığı 2022-2024 dönemine ait Orta Vadeli Program’da yapılan hesaplamalar, bu yıl dolar kuru ortalamasının 9,27 olacağı varsayımına dayanıyordu.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; Bu yıl Türkiye’nin yüzde 5 büyüyeceğini hesaplayan ekonomi yönetimi, gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) Türk Lirası bazında 7 trilyon 880 milyar lira, dolar bazında 850 milyar dolar olacağını öngörüyordu. Aynı hesaplamayla kişi başı GSYH öngörüsü de 9 bin 947 dolardı.

Hedefler tutmadı

Ancak yıla 13,4 lira seviyesinden başlayan dolar kuru, yılbaşından bu yana yüzde 28 artışla 17,20 seviyesini geçti. Buna göre yıllık ortalama kur 14,51 seviyesine ulaştı.

Orta Vadeli Program’da bu yıl için yapılan hesaplamalar kur artışıyla şaştı. Bu yıl içinde gerçekleşen ortalama kura göre hesaplandığında, sadece kur farkından dolayı Türkiye’nin milli geliri 543 milyar dolara iniyor. Kişi başına milli gelir ise 6 bin 354 dolara geriliyor.

Buna göre, ekonomi yönetimi yıl sonuna kadar adım atmazsa, kişi başına 3 bin 593 dolar fakirleşen Türkiye, kâğıt üzerinde milli gelirden 307 milyar dolar kaybediyor.

Öte yandan bu hesaplama, hükümetin bu yılki yüzde 5’lik büyüme hedefinin tuttuğu ve kurun yeni rekorlar kırmadığı varsayımına dayanıyor.

Hükümet bu yıl için yüzde 5 büyüme hedefi koysa da Merkez Bankası’nın reel ve finansal sektör temsilcileri ile profesyonellerden oluşan 48 katılımcıyla gerçekleştirdiği mayıs ayı beklenti anketinde 2022 büyüme beklentisi yüzde 3,3 oldu.

Büyüme öngörüleri düşük

Uluslararası kuruluşların Türkiye için 2022 büyüme tahminleri de hükümetin yıllık öngörüsünden daha düşük.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), 8 Haziran’da yayınladığı “Ekonomik Görünüm” raporunda, Türkiye için 2022 yılı GSYH büyüme tahminini yüzde 3,7 olarak açıkladı. OECD, yüksek enflasyon ve azalan tüketici güveninin, tüketici harcamalarını sınırlayacağı, yatırımların ise jeopolitik faktörler ve finansal koşullardaki belirsizlikten olumsuz etkileneceği değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası Para Fonu (IMF) en son Nisan ayında Türkiye için büyüme tahminini yüzde 3,3’ten yüzde 2,7’ye indirdi. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Mayıs ayında açıkladığı büyüme beklentisi yüzde 3,5 olurken, Dünya Bankası’nın büyüme tahmini yüzde 2,3’te kalıyor.

Kur tahminleri yükseliyor

Kur tahminleri ise yukarı yönlü. Dolar/TL değerlemesi üzerinden çalışmalarda bulunan İngiliz Standard Chartered Bank, Ocak ayında yayınladığı raporda, 2022 yıl sonu kur tahminini 12 seviyesinden 20’ye çıkardı. İngiltere merkezli HSBC, Mayıs ayında dolar/TL için yıl sonu tahminini 16,5’ten 17,5’e yükseltirken, İtalyan bankası Unicredit’in tahmini 18 oldu.

Merkez Bankası’nın Mayıs ayı piyasa katılımcıları anketine göre ise katılımcıların yıl sonu dolar/TL beklentisi 17,57.

Ekonomistler, dünyadaki merkez bankalarının faiz arttırımına gittiği dönemde, Türkiye’de kurlardaki ve enflasyondaki yükselişi durdurmak için para politikasının etkin araçlarından biri olan faiz artırımından kaçınılmasının ekonomiye güveni zedelediği görüşünde. Buna göre ekonomi yönetiminin faiz artırımı yerine kullandığı enstrümanlar geçici çözüm sunarken, yatırımcılar güvenli limanlara yöneliyor ve kurdaki yükseliş hızlanıyor.

Dolar bazında küçülme

Mevcut veriler de Türkiye’nin milli gelirinin TL bazında artarken dolar bazında eridiğini gösteriyor. Bu da geçen yıl dünyanın en büyük 21 ekonomisi olan Türkiye’nin daha alt basamaklara düşmesine yol açabilir.

Resmi verilere göre Türkiye, yılın ilk çeyreğinde TL bazında yüzde 7,3 büyüme kaydederken, dolar bazında yüzde 4,9 küçüldü. Kişi başı milli gelir de 9 bin 539 dolardan 9 bin 374 dolara geriledi. Uluslararası arenada 10 bin dolar kişi başı milli gelir için psikolojik sınır olarak kabul görüyor. Türkiye’de kişi başı milli gelir ise 2018 yılından bu yana 10 bin doların altında seyrediyor.

Kişi başına gelirde 78. sırada

AKP iktidarının en büyük iddialarından biri Cumhuriyet’in 100’üncü yılı olan 2023 yılında Türkiye’nin ilk 10 ekonomi arasında yer almasını sağlamaktı. Ancak 2015’te dünyanın en büyük 16’ncı ekonomisi olan Türkiye, IMF’nin Nisan ayı raporuna göre, geçen yıl 806,8 milyar dolarlık GSYH ile en büyük ilk 20 ekonomi içerisinden çıkarak 21. sıraya geriledi. Aynı rapora göre Türkiye, kişi başına gelir açısından da 2015 yılında 66’ıncı sıradayken 2021 yılında 78’inci sıraya indi.

Fon, Nisan ayında açıkladığı raporda, bu yıl da Türkiye’nin 692,4 milyar dolarlık milli gelirle 23. sıraya gerileyeceğini tahmin etmişti. Öte yandan diğer ülkelerin GSYH’sinin artmadığı düşünülse dahi, kur kaynaklı gelişmelerden dolayı Türkiye’nin daha alt basamaklara inmesi söz konusu olabilir.

Paylaşın

Türkiye’de Son 9 Yılda En Az 566 Çocuk Çalışırken Yaşamını Yitirdi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre 2021 yılında Türkiye’de en az 62 çocuk, çalışırken hayatını kaybetti. İSİG Meclisi’nin 2013 yılından bu yana çalışırken yaşamını yitiren çocuk sayısının en az 556 olduğunu açıkladı.

İSİG, Türkiye’de son dokuz yıl içerisinde ölen çocukların 316’sının tarım ve orman; 57’sinin inşaat 37’si metal; 27’sinin ise konaklama ve eğlence işkolunda hayatını kaybettiğini belirtti.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) verilerine de yer veren İSİG, (Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları, 2019) çalışan çocukların yüzde 70,6’sı oğlan çocuğu, yüzde 29,4’ü kız çocuğu olmak üzere 720 bin çocuk işçi bulunduğunu ifade etti.

Gerçek veriler perdeleniyor

İSİG, Türkiye’de çalışan çocuklara dair gerçek verilerin ise; “perdelendiğini” belirtti:

“Türkiye’de 5-17 yaş aralığında 720 bin çocuk, işçi olarak çalışıyor. Bu verilerde çalışan çocukların yüzde 30,8’inin tarım, yüzde 23,7’sinin sanayi, yüzde 45,5’inin ise hizmet sektöründe yer aldığı görülüyor.

Türkiye’de mevsimsel olarak, çocuk işçiliğin en az olduğu Ekim ila Aralık aylarında yapılıyor, bu da çocuk işçiliğin gerçek boyutlarını gizliyor. Bunlar göz önüne alındığında, bugün Türkiye’de en az 2 milyon (yaz aylarında 4 milyon civarı) çocuk işçi olduğu görülüyor.

Mülteci çocuklarla 6 milyon çocuk çalışıyor

Türkiye’de yaşayan Suriyeli ve Afganistanlı mülteci sayısının, kaydı bulunmayan göçmen ve mültecilerle birlikte altı milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu nüfusun önemli bir kısmını oluşturan göçmen ve mülteci çocukları, tarım, sanayi, inşaat, ticaret gibi işkollarında günübirlik ve güvencesiz şekilde işgücü piyasasına dâhil oluyor.

Bu da patronlar açısından, ücret pazarlığı imkânı olmayan, ücret ödemelerini eksik yatırabileceği ya da geciktirebileceği, hakkını aradığında şiddet uygulayabileceği, zorla çalıştırabileceği ek bir çocuk işçi kitlesi anlamına geliyor.”

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 12 Haziran tarihini “Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü” olarak kabul ediyor. Örgütün 2020 yılına ait son verilerine göre 63 milyon kız çocuğu ve 97 milyon oğlan çocuğu olmak üzere toplam 160 milyon çocuk işgücünde yer alıyor.

Paylaşın

Karagümrük’te Andrea Pirlo Dönemi

Süper Lig ekiplerinden Karagümrük, İtalyan teknik direktör Andrea Pirlo ile anlaştığını duyurdu. Transfer haberini sosyal medya hesaplarından duyuran İstanbul temsilcisi, Pirlo ile 1 Temmuz’da başlamak üzere bir yıllık sözleşme imzalandığını açıkladı.

43 yaşındaki Pirlo, tek teknik direktörlük deneyimini, futbolculuk döneminde dört sene formasını giydiği İtalya Seriea A takımlarından Juventus’u çalıştırarak elde etti.

Teknik direktör olarak Juventus ile 52 maça çıkan Pirlo, 34 galibiyet, 10 beraberlik ve 9 mağlubiyet elde etti ve maç başına 2,15 puan ortalamasıyla görev yaptı.

Karagümrük, 2020-21 sezonunda Süper Lig’e çıktı. O sezon takımın başına İtalyan teknik adam Francesco Farioli’ye emanet eden kulüp, Serie A geçmişi olan Emiliano Viviano, Lucas Biglia, Fabio Borini, Andrea Bertolacci ve Lucas Castro gibi isimleri transfer etmişti.

Geçtiğimiz sezon takımı çalıştıran Volkan Demirel ile de sezon sonu yollarını ayıran Karagümrük, ligi sekizinci sırada tamamlamıştı.

Süper Lig takımlarından Adana Demirspor’u da yine eski bir futbolcu olan İtalyan teknik direktör Vincenzo Montella çalıştırıyor.

Brescia’dan AC Milan’a

Futbola, 1994 yılında doğduğu kent olan Brescia’da başlayan Pirlo, bir yıl sonra 16 yaşındayken ilk Seria A maçına çıktı. O yıllarda takımın başında ise bir dönem Galatasaray, Beşiktaş ve Türkiye Milli Takımı’nı da çalıştıran Mircea Lucescu vardı.

1998 yılında Inter Milan’ın başına geçen Lucescu, eski öğrencisini de Milano’ya getirdi. Ancak yeteri kadar forma şansı bulamadı ve daha sonra Reggina’ya kiralandı.

Buradaki başarılı sezonunun ardından Inter’de yine şans bulamayan Pirlo, 2000-01 sezonunda Roberto Baggio’nun yer aldığı eski takımı Brescia’ya kiralandı. Burada parlak bir sezon geçirdi ve daha sonra da 2001 yılında Inter’in ezeli rakibi AC Milan’a satıldı.

Carlo Ancelotti’nin çalıştırdığı AC Milan’da büyük bir yol kat eden İtalyan futbolcu, dünya çapında bir futbolcu olma yolunda ardı ardına sezonlar geçirdi. Daha önceki takımlarında ofansiv bir orta saha oyuncusu olarak görev yaparken Pirlo, Ancelotti yönetimindeki AC Milan’la defansif orta saha ve oyun kurucu olarak yıldızlaştı. Pirlo, Milan formasını giydiği ilk yıl Fatih Terim’le de çalıştı.

Juventus yılları

2011 yılına kadar formasını terlettiği AC Milan’la iki Serie A şampiyonluğu, bir İtalya Kupası, bir İtalya Süper Kupası, iki Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, iki UEFA Süper Kupa kazandı.

Ardından da Juventus’a katıldı. Torino temsilcisi, Pirlo ile oynadığı yıllarda Serie A’da büyük bir egemenlik kurdu ve 2011 yılından itibaren 4 sene üst üste şampiyon oldu.

2015 yılına gelindiğinde ise Pirlo, ABD’de New York City takımının yolunu tuttu ve iki sezon bu takımın formasını giydi.

Futbolu da bu kulüpten bırakan Pirlo, 2006 yılında ülkesiyle Dünya Kupası’nı da kaldırdı, 2012 yılında ise Avrupa Şampiyonası’nda final oynadı.

Paylaşın

HDP’li Sancar: Ne Zorba İktidarı Ne De Köhnemiş Eski Sistemi İstiyoruz

Katıldığı bir etkinlikte güdeme ilişkin değerlendirme yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bizlerin uzun süredir burada çeşitli kuruluş ve partileriyle halkın çeşitli kesimleriyle oluşturmaya çalıştığımız mücadele ortaklığı tam da bu hedefe yöneliktir. Biz bu mücadele ortaklığını sadece günün sorunlarının çözümü için değil, sadece seçimlere dönük bir hesap ya da taktik politika olarak değil stratejik bir birliktelik olarak görüyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Ortak mücadele bu iktidarı durdurmak ve değiştirmek için şarttır. Ama aynı zamanda bu iktidarın yerine eski köhnemiş zihniyetlere karşı gerçek alternatifi de üretmektir. Bizler ne bu zorba iktidarı ne de köhnemiş eski sistemi istiyoruz. Bizler yeni bir başlangıç istiyoruz, bizler halkların birlikteliği ile eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yeni yaşam inşa etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halkevleri’nin 27’nci Genel Kurulu’na katıldı. Sancar, burada yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar şunları söyledi:

“Bizlerin gücü de büyüktür o yüzden krizden, krizin yarattığı çöküntüden yılgınlığa kapılacak kesimlere şunu hep hatırlatmak lazım; dönüşüm yakındır, kurtuluş elimizdedir. İşte bu genel kurulda, Halkevleri’nin güçlü onurlu mücadele birikiminin bu ülkede devrim, sosyalizm, demokrasi, laiklik, eşitlik, özgürlük mücadelesinin bu onurlu kitlesinin burada oynayacağı rolün ne kadar önemli olduğunun farkında olarak genel kurula bir kez daha başarılar diliyorum.

Çözüm demokratların, devrimcilerin, ilericilerin ortak mücadelesidir 

Sevgili dostlar, sevgili yoldaşlar iktidar çözülüyor ama çözüldükçe toplumu çökertmek ülkeyi çürütmek istiyor. Her tarafı talan, kan ve yalan siyasetiyle iyice çürütecek, çözecek politikalar yürütüyor. Yoksulluk aldı başını gidiyor. Belki de tarihin en acı dönemlerini yaşıyoruz yoksulluk ve açılk bakımından, toplumun 4’te 3’ününü açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşadığı artık saklanamaz bir hale gelmiştir. İktidarın kurumları da saklayamıyor bunları. Bu açlık, yoksulluk ve sefaletin sebebi iktidarın rant, talan, sömürü ve savaş politikalarıdır. Rant ve savaş politikaları, sömürü ve talan politikaları bu ülkede ve iktidarda çözülmeyi ve çöküşü büyüttükçe aynı yöntemleri çözüm olarak sunmaya kalkıyor bu iktidar.

Savaş politikalarına sarılıyor, halkın sorunlarına çözüm bulma imkanı bulmayınca halkı ayrıştırmak, düşmanlaştırmak ve savaş tehditleriyle yıldırmak için uğraşıyor. İşte bunlara karşı asıl ve gerçek çözüm bütün demokratların, devrimcilerin, ilericilerin ortak mücadelesidir. Bizler gücümüzü birleştirirsek bütün bu politikaları boşa çıkarırız, bu zorba iktidarı mutlaka durdurur ve değiştiririz. Bundan şüpheniz olmasın. Ama asla ihmal etmememiz ve unutmamamız gereken görev ortak mücadeledir. Güçlerimizi birleştirmektir, halk ile birlikte halk için bir yeni başlangıç yaratma yolunda en güçlü yürüyüşü örgütlemektir.

Birleşeceğiz, en geniş mücadele ortaklığını kuracağız ve bu iktidarı göndereceğiz 

İşte bizlerin uzun süredir burada çeşitli kuruluş ve partileriyle halkın çeşitli kesimleriyle oluşturmaya çalıştığımız mücadele ortaklığı tam da bu hedefe yöneliktir. Biz bu mücadele ortaklığını sadece günün sorunlarının çözümü için değil, sadece seçimlere dönük bir hesap ya da taktik politika olarak değil stratejik bir birliktelik olarak görüyoruz. Ortak mücadele bu iktidarı durdurmak ve değiştirmek için şarttır. Ama aynı zamanda bu iktidarın yerine eski köhnemiş zihniyetlere karşı gerçek alternatifi de üretmektir. Bizler ne bu zorba iktidarı ne de köhnemiş eski sistemi istiyoruz. Bizler yeni bir başlangıç istiyoruz, bizler halkların birlikteliği ile eşit, özgür, demokratik ve barış içinde bir yeni yaşam inşa etmek istiyoruz.

Savaşa, Kürt sorununda çözümsüzlüğe, tecrit politikalarına karşı hep birlikte mücadele etmek istiyoruz patronların, yandaşların insafsız pervasız sömürüsüne ve ülke kaynaklarının talanına karşı bütün emekçilerle ortak mücadele etmek istiyoruz. Kadını yok sayan, kadına şiddeti meşru gören bütün zihniyetlere karşı özellikle bu iktidarın uygulamalarına karşı kadın hareketiyle birlikte büyüyerek bir mücadele örmek istiyoruz. Bu ülkede inançlarından dolayı ayrımcılığa, ötekileştirmeye maruz kalan başta Aleviler olmak üzere bütün inanç gruplarının eşit yurttaşlık hakkı için birlikte yürümek istiyoruz. Biz yeni bir başlangıç istiyoruz, bu yeni başlangıcı ancak birleşerek gerçekleştirebiliriz. Eğer bunu başaramazsak, ki başaramama gibi bir şansımız lüksümüz yok.

Halka karşı tarihe karşı sorumluluğumuz gereği ortak mücadeleyi en geniş şekilde örme sorumluluğumuz var. Bu sadece bir sorumluluk değil aynı zamanda bir zorunluluktur. Çünkü Türkiye halkları gerçek bir çözüm istiyor, gerçek alternatif istiyor. Halkçı bir yönetim istiyor halk ile beraber yönetim istiyor. O nedenle birleşerek eşit özgür ve demokratik bir geleceği birliktte inşa etme zorunluluğumuz, sorumluluğumuz var, halka karşı yükümlülüğümüz var, halka da sözümüz var. Birleşeceğiz, en geniş mücadele ortaklığını kuracağız ve bu iktidarı göndereceğiz, eski köhnemiş sistemin getirilmesi çabalarına karşı da halkın seçeneğini oluşturacağız.

İktidar, Kürt sorununda savaş politikalarını hakim kılmaya çalışıyor 

Kürt sorununda güvenlikçi anlayışı, savaş politikalarını hakim kılmaya çalışan bu iktidar Güney Kürdistan’a operasyon yapıyor, Rojava’ya işgal tehditleri savuruyor. Buradan sonuç alamayınca savaşı başka yerlerde alevlendirmeye çalışıyor. Savaş tehdidini bu sefer Yunanistan ile örmeye çalışıyor. Bizler bu ülkede Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de bulunduğumuz bütün bölgede ve bütün dünyada gerçek bir barışı, halkların barışını savunuyoruz. Halkların bir arada barış içinde, eşitçe bir bölge düzeni, bir dünya düzeni istiyoruz. Buna ülkede barışı, eşitliği, özgürlüğü kurarak başlayacağız.

Kürt halkının mücadele geleneğini, Mahirlerin, Denizlerin, İboların mücadelesiyle birleştirirsek kazanacağız 

Konuşmayı çok uzatmak istemem. Hepinizin çok iyi bildiği bir şiiri bu konuşmanın akışı içinde paylaşmak istiyorum. Yılgınlık yok, asla yok çünkü biz çoğunluğuz. Biz çokuz, bu ülkenin gerçek sahipleri kaynaklarını üretenler, bu ülkede değerleri yaratanlar bu ülkenin en büyük çoğunluğunu oluşturuyoruz. Eğer bu büyük çoğunluk birlikte mücadele etmeyi başarırsa geçmişin direniş mücadele ve bütün o güzel umutlar birikimini devralırsa Kürt halkının o güçlü mücadele geleneğini, Mahirlerin, Denizlerin, İboların o güzel mücadelesiyle birleştirirse elbette kazanacak. Bu ülke kazanacak, halklar kazanacak, şüphemiz olmasın, buna gücümüz var. İrademizi de en güçlü şekilde ortaya koymalıyız.

Adnan Yücel’in şiiriyle bitireceğim, hepinizin iyi bildiği şiir, birçoğumuz ezbere okur.

Saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün, zulüm biter.
Menekşeler de açılır üstümüzde leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için direnenler…

Yolumuz açık olsun yoldaşlar değerli kardeşlerim.”

Paylaşın

Kulis: İktidar Cephesi, Rakip Aday İçin 5 İhtimal Konuşuyor

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar partisinde beş ihtimalin konuşulduğu kulislere yansıdı. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş ve Akşener isimleri gündeme gelirken, bir başka AK Partili yönetici “Bence No-name bir isim belirleyecekler” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçime 1 yıl kala adaylığını İzmir’den ilan etti ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da adaylığını ya da adayını açıklamaya çağırdı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu bu sözlere henüz karşılık vermedi ama parti yöneticilerinden “Sandığı getir adayı açıklayalım” yönünde değerlendirmeler geldi.

Muhalefet partilerinin oluşturduğu altılı masa, şimdilik seçim takvimi belli olmadan aday açıklamayı planlamıyor. Bu tutum “Muhalefetin adayı kim olacak?” sorusunun daha uzun süre siyaset kulislerinde sorulmaya devam edeceğini gösteriyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre muhalefet kadar adayı merak eden iktidar cephesinden ise farklı tahminler geliyor. Bir kesim Kılıçdaroğlu’nun aday olacağını düşünürken İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a şans verenler de var.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in hâlâ denklemden çıkmadığını düşünenlerin yanı sıra bir beşinci görüş ise muhalefetin bu 4 isim dışında aday çıkaracağı yönünde.

AK Partili bir yönetici, adayın daha önce adı duyulmayan biri olabileceğini belirterek, “Bence No-name bir isim belirleyecekler” iddiasında bulundu.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kullanan Kişi Sayısı 36 Milyonu Aştı

Emeğiyle geçinen yurttaşlar hayatlarını devam ettirebilmek için bankalara yönelirken, AK Parti iktidarının çözümü ise ekonomide atılan son adımlar ile tüketici kredilerine yönelik kısıtlamalar getirmek oldu.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verileri ise bireysel kredi borcu olan kişi sayısının yeni bir sınırı daha aştığını ortaya koydu. 2022 Nisan sonu itibarıyla bireysel kredi borcu olanların sayısı 36 milyon 52 bin kişiye ulaştı. Toplam kredi borcu ise son bir yılda 902,5 milyar liradan bir trilyon 137 milyar liraya çıktı.

Nisan ayı verileri

Verilerin yer aldığı TBB Risk Merkezi’nin Nisan 2022 ile ilgili yeni açıkladığı “Aylık Bülten”de öne çıkan detaylar şöyle:

“2022 yılı nisan sonu itibarıyla bireysel kredi borcu olanların sayısı 36 milyon 52 bin kişiye ulaştı. Bu sayı Nisan 2021 sonunda 34 milyon 538 bin, Mart 2022’de 35 milyon 873 bin kişiydi. Ayrıca küresel Covid-19 salgını öncesi; Mart 2020’de kişi sayısı 32 milyon 156 bindi.

Toplam kredi borcu tutarı ise Nisan 2022 itibarıyla son bir yılda 902,5 milyar liradan bir trilyon 137 milyar liraya ulaştı. Bu rakam Aralık 2021’de bir trilyon 47 milyar lira, Mart 2020’de ise 659 milyar liraydı.

Yine geçen nisan sonu itibarıyla son bir yılda bireysel kredi borcu (kredi riski) ortalaması 26 bin 131 liradan 31 bin 541 liraya ulaştı. Bu rakam Mart 2022’de 30 bin 716 lira, Mart 2020 sonunda ise 20 bin 501 liraydı.

Kullanım alanlarına bakıldığında, konut kredisi borcu olanlar Nisan 2022 itibarıyla son bir yılda 2 milyon 539 binden 2 milyon 479 bin kişiye inerken borç tutarı 285,4 milyar liradan 330,9 milyar liraya yükseldi. Taşıt kredisi kullananların sayısı da 473 bin kişiden 438 bin kişiye düşerken kredi hacmi 47,9 milyar liradan 62,3 milyar liraya yükseldi. Ayrıca her iki kredi türünü kullanan kişi sayısı Mart 2022’ye göre arttı.

Daha çok günlük giderler için ihtiyaç kredi kullanan kişi sayısı ise son bir yılda 28 milyon 297 binden 28 milyon 627 bine çıktı. Kredi hacmi de 414,5 milyar liradan 502.3 milyar liraya yükseldi. Bunun yanında Nisan 2021’den Nisan 2022’ye bireysel kredi kullanan kişi sayısı 28.3 milyondan 30.8 milyona, bireysel kredi kartı kullanımı nedeniyle borç tutarı ise 154,7 milyar liradan 241,6 milyar liraya ulaştı.

Paylaşın

Z Kuşağı Anketi: ‘Millet’ İle ‘Cumhur’ Arasındaki Fark Yüzde 42

Türkiye’de gelecek seçimlerin en önemli belirleyicilerinden biri olması beklenen Z kuşağı, 1997 ile 2012 yılları arasında dünyaya gelenleri temsil ediyor. 24 Haziran 2018’deki seçimlerde Z kuşağının toplam seçmen içindeki payı yüzde 7’yken, 2023’te bu oran en az yüzde 16 olacak.

Bu kuşağa ilişkin yapılan araştırmalarda genel olarak maddi olanaksızlıklar ön plana çıkıyor. Sokak röportajlarında en çok, “Telefonunu çıkar” ifadesiyle özdeşleşen ve AKP’li olduğunu söyleyen vatandaşlar ile gençler arasındaki tartışmalar dikkat çekiyor.

BUPAR Araştırma Danışmanlık, 17-24 yaş arasındaki 2 bin 780 kişiyle yüz yüze yaptığı araştırmayla gençlerin Türkiye’nin gündemindeki sorunlara ilişkin bakış açılarına yer verdi. Buna göre AKP politikalarına destek her geçen gün azalıyor.

Cumhuriyet gazetesinden Sena Tufan’ın haberine göre ilk defa oy kullanacak seçmenlerin yüzde 65’i Millet İttifakı’na oy vereceğini söylerken, Cumhur İttifakı’na oy verecek yeni seçmen oranı yüzde 23 oldu. Yüzde 12’si ise diğer partiler ve ittifak dışı partilere oy vereceğini belirtti.

‘Yeni biri cumhurbaşkanı olsun’

“Yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar seçilmesini mi istersiniz yoksa yeni biri mi cumhurbaşkanı olsun?’’ sorusuna verdikleri yanıtla gençler, değişimden yana olduklarını, yeni bir cumhurbaşkanı istediklerini ortaya koydu.

Gençlerin yüzde 72’si “yeni biri cumhurbaşkanı olsun” derken yüzde 20.5’i “Recep Tayyip Erdoğan olsun” dedi. Yüzde 7.5’lik bir kesim ise “Kararsız” olduğunu belirtti.

‘Ekonomi daha kötü olur’ diyenlerin oranı yüzde 75

Araştırmaya katılanların yarısı “Gelirim giderimi karşılamıyor, eski birikimlerimi harcıyorum’’ derken, gençlerin yüzde 30’u ailesinden yardım alarak geçindiğini belirtti. “2022’de sizin ekonomik durumunuz ile ülkenin ekonomik durumu nasıl olur’’ sorusuna, “Daha kötü olur’’ diyenlerin oranı yüzde 75. “Kendinizi genel olarak mutlu hissediyor musunuz’’ sorusuna ise yüzde 70 “hayır’’ yanıtını verdi.

“Yurtdışında okumak ister misiniz’’ sorusuna yanıt veren lise öğrencilerinin yüzde 77’si “Evet’’ derken, yüzde 12’si “Hayır’’ yanıtını verdi. Yüzde 11’i ise ‘Şu anda karar veremiyorum’ dedi. Üniversite öğrencilerinin yüzde 71’i “Dünya genelinde ülkemizdeki üniversitelerin kalitesi ve saygınlığı azalıyor” derken yüzde 9’u ise “Dünya genelinde ülkemizdeki üniversitelerin kalitesi ve saygınlığı artıyor” yanıtını verdi.

‘Gezi davası siyasi’

Gezi eylemlerinin demokratik bir hak kullanımı olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 40 iken, 15 Temmuz darbe girişiminin dış güçlerin organizasyonu olduğunu düşünenler ise yüzde 20’de kaldı. Gezi Davası’nda açıklanan kararları doğru ve hukuki bir karar olarak değerlendirenler yüzde 20, “Siyasi bir karardır’’ diyenlerin oranı ise yüzde 40 olarak kayda geçti.

Sığınmacı politikası eleştirisi

Gençlerin yüzde 90’ı sığınmacıların ülkelerine dönmeleri gerektiğini ve vatandaşlık verilmesinin doğru bulmadıklarını belirtti. Konut alan yabancılara vatandaşlık verilmesine de yüzde 90’ı karşı çıktı. Gençler, ‘’İktidarın Suriyeli ve Afgan politikalarını destekliyor musunuz?’’ sorusuna yüzde 9 oranında ‘Evet’, yüzde 85 oranında ‘Hayır’ yanıtını verdi.

Paylaşın

Taşıma Maliyeti Kilo Başına Bir TL’yi Geçti

Motorin ve benzin zamlarının ardından nakliye maliyetleri de katlandı. Son zamlarla beraber bir ürün bedava bile alınsa Antalya’dan İstanbul’a nakliye ücreti kilogram başı 1 lira 16 kuruş tutuyor.

Akaryakıta art arda gelen zamlar gıda sektörünü de doğrudan etkilerken, yurttaşların sofrasında ürünler de zamlanmaya devam ediyor. Nakliye maliyetleri nedeniyle fiyat artışları sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Uşak Milletvekili Özkan Yalım da gıdada taşıma giderlerinin yılın ilk 69 gününde yüzde 111 arttığına dikkat çekti.

Yalım, bir ürünün Antalya’dan bedava dahi alınsa İstanbul’a gelmesi için kilo başına 1,16 TL maliyeti olduğunu belirterek, “Tarladan çıkan bu ürünlere ayrıca; ürün ücreti, komisyoncu ücreti, hal ücreti, KDV ve halden şehir içi nakliye ücreti, satıcı kârı gibi ücretler eklenecektir” dedi.

‘Ton başına bin 115 TL maliyet’

BirGün’den Berkay Sağol’un haberine göre Yalım, yaşanan artışı güncel fiyatlarla anlatırken, “Mevcut tarih itibari ile Antalya-İstanbul arası tarla mesafeleri de dikkate alındığında yaklaşık 800 kilometre yol gidilmektedir. Gidiş ve dönüş olmak üzere bir kamyon bin 600 kilometre yol yapmaktadır. 20 ton sebze taşıma kapasitesine sahip olan, kırkayak diye tabir edilen bir kamyon veya bir TIR 100 kilometrede yaklaşık 40 litre motorin yani; 800 kilometrede 320 litre mazot yakmaktadır. Bir aracın yalnızca gidişteki yakıt ücreti 9 bin 17 TL. Geri dönüşü var, köprü geçişi, Osmangazi Köprüsü geçişi var, şoförün kişisel giderleri, araç bakım eklendiğinde gidiş dönüş için rakam 23 bin 107 TL’ye yükseliyor. Bu da ton başına bin 115 TL, kilo başına da 1,16 TL maliyet çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

Yalım, “Çoğu nakliyeci, ürünü yükleyince zamlara yolda yakalanıyor ve maliyeti yükseliyor. Bu da nakliyecileri zor durumda bırakıyor” değerlendirmesini yaparken, 1 Ocak 2022’de 12,74 TL’lik mazot fiyatıyla İstanbul’a tek yön gidişin 4 bin 77 TL olduğunu anımsatarak bugün aynı rotada maliyetin 9 bin 17 TL’ye yükseldiğini vurguladı. Yalım, “Yani 131 günde yüzde 111 artışla geldiğimiz nokta bu” dedi.

Paylaşın