Erdoğan, Seçime Krizsiz Girmek İçin Zaman Kazanmaya Çalışıyor

Karar yazarı Mustafa Karaalioğlu “erken seçimin Erdoğan için bir avantaj olmadığını” söyledi. Erdoğan’ın, “süresini sonuna kadar kullanıp, türlü ekonomik paketleri deneyerek seçime krizsiz girmek için zaman kazanmaya çalıştığını” belirten Karaalioğlu, muhalefetin de adayını açıklamayarak elindeki tek erken seçim kozunu harcadığını ileri sürdü.

Mustafa Karaalioğlu’nun “Erdoğan rakip adayın gecikmesinden şikayetçi midir?” başlıklı yazısından bir bölüm şöyle:

“Son olarak İYİ Parti lideri Meral Akşener dile getirdi. ‘Seçim tarihini açıkla, ertesi gün adayımızı ilan edelim’ dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın aylardır yaptığı çağrıya böyle cevap verdi Akşener. Bilindiği gibi, altılı masa liderlerinin tamamı böyle düşünüyor.

Görünürde bu tavır bir rest, özgüven ve meydan okuma içeriyor. Yani, muhalefet seçime hazır ve aday ismini gizleyerek iktidarın merakını artırıyor. İktidarın sürekli hata yapması nedeniyle zamanın kendi lehlerine gelişmesinden yararlanıyor. Muhalefet bir yandan da adayı erken açıklamayıp yıpranmasını önlemek gibi bir ihtiyat gözetiyor. Buraya kadar güzel…

Ancak, meselenin iktidar açısından da siyasi anlamı ve avantajları var. Birincisi ve en önemlisi ekonomide tablonun bu kadar olumsuz olduğu ortamda beş yıllık dönemi sonuna kadar kullanabilecek olmak büyük bir başarıdır. Diyebiliriz ki Erdoğan’ın en büyük siyasi başarısı, bu ekonomiye rağmen erken seçime gitmeden zamanında seçim yapabilmek olacaktır. Böylelikle zımnen, aslında ekonominin o kadar da kötü olmadığı, olağanüstü bir yönetim problemi bulunmadığı ve durumun abartıldığı kanaati pekişmektedir. Bu sayede iktidar ekonomi bakanlarını, Merkez Bankası başkanlarını defalarca değiştirebilmekte ve ömrü birkaç ayı geçmeyen ekonomi modelleri veya ağır maliyetli enstrümanlarla şansını deneyebilmektedir. Sadece son bir yılda Çin modeli, rekabetçi kur ve cari açığı azaltma modelinden enflasyonla büyüme modeline, oradan kur korumalı mevduatla Türkiye ekonomi modeline; olmayınca yeniden enflasyonu azaltma modeline ve en nihayet gelire endeksli senede kadar birbiriyle alakasız birçok yöntemi deneme imkanına kavuşmuştur. Her modelin ve enstrümanın sisteme, bütçeye ve gelecek yıllara yüklediği maliyetlerine aldırmadan, sınırsızca deney yapabilmek bulunmaz bir siyasi imtiyazdır. Bu yolu, seçim takviminde kararı Erdoğan’a tamamen teslim ederek muhalefet kolaylaştırmıştır. Aday belirleme kararı rutin seçim takvimine bağlandığı için iktidarın üzerindeki erken seçim baskısı tamamen bitmiş durumdadır. Yakın tarihin en büyük enflasyonu, hayat pahalılığı, kur şoku, işsizliği ve faiz oranları yaşanırken, iktidarın süreyi sonuna kadar kullanarak seçime gitmesi küçümsenemez bir siyasi başarıdır ve bunda muhalefetin payı büyüktür.

Dolayısıyla, Erdoğan’ın altılı masadan gelen ‘Seçimi açıkla, adayı açıklayalım’ tavrından şikayetçi olduğu düşünülemez. Çünkü, aday erkenden açıklanmış olsaydı erken seçim baskısı artacak ve büyük ihtimalle de bu baskı sonuç alacaktı. Muhalefetin analizin aksine altılı masanın adayı değil, Erdoğan yıpranacaktı. Ayrıca, bu ağır şartlarda bile olduğu yerde yıpranan bir muhalefet adayı endişesi varsa, o doğru aday da değildir. Adayı erken ilan etmenin riskini almak bir siyasi vizyon anlamı taşırdı. Adı sanı belli bir alternatifin ortaya çıkması mevcut ekonomik şartların da eşlik etmesiyle, ‘Daha fazla vakit ve kaynak kaybetmeden hemen seçim’ duygusunu güçlendirecekti.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Rusya’nın Savaş Bütçesinin Temel Finansmanı: Fosil Yakıt

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air, CREA), fosil yakıt ticareti üzerine yeni raporunu yayımladı. Rapora göre Rusya, mayıs ayında ihracat hacminde düşüş yaşamasına rağmen, Ukrayna’yı işgalinin ilk 100 gününde fosil yakıt ihracatından 93 milyar Euro kazandı.

Rapor, Rusya’dan tüm ülkelere yapılan petrol, doğal gaz ve kömür ihracatını mercek altına alınıyor. Fosil yakıtların Rusya’nın savaş bütçesini nasıl beslediğine dair önemli örneklerin verildiği raporda özetle şu bilgiler yer alıyor:

  • Ukrayna’daki savaşın ilk 100 günü incelendiğinde Rusya’dan en fazla fosil yakıt ithal eden ilk beş ülke arasında Türkiye de yer alıyor.
  • Türkiye, savaş başladığı andan itibaren, son 100 günde (24 Şubat – 3 Haziran) sadece Rusya’dan 6,7 milyar Euro’luk fosil yakıt ithalatı gerçekleştirdi.
  • Rusya’dan en çok doğal gaz ithalatı yapan ülkeler arasında, Almanya ve İtalya’nın ardından Türkiye üçüncü sırada yer alıyor.
  • En büyük ithalatçılar Çin (12.6 milyar), Almanya (12.1 milyar), İtalya (7.8 milyar), Hollanda (7.8 milyar), Türkiye (6.7 milyar), Polonya (4.4 milyar), Fransa (4.4 milyar) ve Hindistan (3.4 milyar Euro).
  • Gelir tahminlerine göre ham petrolden 46 milyar, boru hattı gazından 24 milyar, petrol ürünlerinden 13 milyar, kömürden 4,8 milyar euro kâr elde edildi.
  • Rusya’nın petrol ve kömür sevkiyatı ile boru hatlarıyla ihraç ettiği doğalgazın incelendiği araştırma, ihracatın yüzde 61’inin Avrupa Birliği’ne yapıldığını ortaya koyuyor. AB’nin Rusya’dan ithal ettiği petrol, kömür ve doğal gaz için ödediği miktar yaklaşık 57 milyar Euro.

Fosil yakıt: Savaşın temel finansmanı

Fosil yakıt ihracatından elde edilen gelir, Rusya devlet bütçesindeki gelirin yüzde 40’ını oluşturuyor ve Rusya’nın savaş bütçesinin temel finansmanını oluşturuyor. Rusya’nın ihracat hacminde düşüş yaşanmasına rağmen, küresel ölçekte yüksek seyreden yakıt fiyatları, Rusya’nın ihracat gelirine artış olarak yansıdı.

Rusya’dan yapılan fosil yakıt ihracatının toplam hacmi, işgalden önceki zamana kıyasla mayıs ayında yüzde 15 azaldı. AB’nin Rusya’dan yaptığı ithalat miktarı, Polonya, Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkelerinin öncülüğünü yaptığı girişimlerle, mayıs ayında yüzde 20 düşüş gösterdi.

Rusya’dan ithal edilen petrolün fiyatı, uluslararası piyasa fiyatının yüzde 30 altına geriledi. Talepteki düşüş ve indirimli fiyatların maliyeti, Rusya ekonomisine mayıs ayında günde yaklaşık 200 milyon Euro kayıp olarak yansıdı. Ancak, küresel ölçekte fosil yakıt talebinde gerçekleşen artış, beklenmedik bir durumla sonuçlandı.

Fosil yakıt kârı

Rusya’dan ithal edilen fosil yakıtların ortalama fiyatı, küresel ölçekte alıcı bulan fiyatlardan düşük seyretmesine rağmen, geçtiğimiz yıla kıyasla ortalama yüzde 60 yüksek seviyede gerçekleşti.

CREA’nın baş analisti Lauri Myllyvirta, rapora dair şunları kaydediyor: “Rusya petrolünün yeni pazarlara ihracatı, Yunanistan ve diğer Avrupalı denizcilik şirketleri yoluyla yapılıyor. Rusya petrolünün daha uzak coğrafyalardaki piyasalara sevk edilmesi sebebiyle, nakliye amaçlı tanker altyapısına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

“Örneğin, Rusya petrolünü Hindistan ve Orta Doğu’ya taşıyan tankerlerin yüzde 80’i Avrupa veya ABD’ye ait. Bu durumun Avrupa Birliği’nin bir sonraki odak konusu olması gerekiyor.”

CREA hakkında

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air, CREA) hava kirliliğine yönelik eğilimleri, nedenleri, sağlık açısından etkilerini ve çözümleri ortaya koymak üzere çalışmalar yürüten bağımsız bir araştırma kuruluşu. 2019 yılının aralık ayında Helsinki’de kurulan CREA’nın birçok Asya ve Avrupa ülkelerinde uzmanları var.

Fosil yakıt nedir?

Fosil yakıtlar, canlı kalıntılarının (hayvan ve bitki kalıntılarının) milyonlarca yıldır toprak altında ayrışması sonucunda meydana gelen ve “enerji kaynağı” olarak tanımlanan yakıtlardır. En yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlar kömür, petrol ve doğalgaz; en yaygın kullanım alanları ise ısı, yakıt ve elektrik üretimidir.

Fosil yakıtlar, sera gazlarını açığa çıkardığı, bu gazlar da doğal seviyelerin üstünde bulunduğunda küresel ısıtmayı ve dolayısıyla iklim krizini tetiklediği için hem tüm canlılar hem de gezegen için zararlıdır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Altılı Masa, Kamu Maliyesine Yönelik Önerilerini Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan  ‘Kurumsal Reformlar Komisyonu’ ilk raporunu açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanı İbrahim Çanakcı, Demokrat Parti Ekonomik İşler Başkanı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu Başkanı Feridun Bilgin, İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz ve Saadet Partisi Ekonomik İşler Başkanı Sabri Tekir’den oluşan Kurumsal Reformlar Komisyonu çalışmalarını ortak bir basın toplantısı ile duyurdu.

Komisyonun açıkladığı başlıklar arasında kamu maliyesine yönelik öneriler yer aldı. Partilerin adayının cumhurbaşkanlığını kazanmaları durumunda atacakları adımlar raporda sıralandı.

Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre, 6 Partinin raporunda atılacak adımlar arasında ilk olarak Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak. Kurul kurumlardan veri ve bilgi talep etme konusunda tam yetkili olacak. Komisyon veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri Cumhurbaşkanı’na rapor edecek.

Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlev kazandırılacak

Komisyon raporundan Ekonomik ve Sosyal Konsey’ işlev kazandırmak iççin alınan önlemlerde sıralandı. Konsey istikrar, kaynak tahsislerinden etkinlik, rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterlilik, yeşil ve dijital dönüşünün sağlanması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam gibi konularda önerilerde bulunacak.

Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması

Komisyonun raporunda yer alan başlıklardan bir diğeri ise Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması oldu. Kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programa dayalı, kurumlar arası koordinasyon esas alacak olan teşkilat başlangıçta cumhurbaşkanına, parlamenter sisteme geçişten sonra ise başbakana bağlı olarak çalışacak. Teşkilat çalışmalarında akademi, STK ve özel kesimlerle yakın iş birliği içinde olacak.

Merkez Bankası’nın yapısı yeniden düzenlenecek

Raporda; Merkez Bankası’nın enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilmesi hedefine yönelik olarak hükümet ile belirlediği enflasyon hedefi ve kur rejimi çerçevesinde elindeki araçları bağımsız şekilde kullanan ve karar alan itibarlı bir kurum olmasının hedeflendiği vurgulandı. Merkez Bankası başkanın atanmasına yönelik de değişiklikler öngörüldü.

Buna göre; Merkez Bankası’nın üst yönetimini 5 yıllık süre için atanacak. Başkan Bakanlar Kurulu kararıyla, başkan yardımcıları ise başkanın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacak. Başkan atanmadan önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda açık bir değerlendirmeye tabi tutulacak.

Paylaşın

KCDP’den Dikkat Çeken ‘Yargıda Cinsiyetçilik’ Raporu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), takip ettiği davalarla ilgili Yargıda Cinsiyetçilik Raporu’nu yayımladı. Raporda, “Covid-19 Pandemisi, kadınlar için “Gölge Pandemi” olarak adlandırılmaya neden olabilecek biçimde kadınları çok yönlü etkilemiş, bu durum adalet mekanizmasına da yansıyan sonuçlar doğurmuştur” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Rapor, bu dönemi Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi süreciyle birlikte ele alıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu dava takibinde en sık rastlanan ayrımcı uygulamaları şöyle sıralıyor:

  • Son dönemde artış gösteren “şüpheli kadın ölümleri” ile ilgili davalarda etkin soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin işletilmediğine, “delil yetersizliği” gerekçe gösterilerek dosyaların hızla kapatıldığına tanık oluyoruz.
  • Dava açılabilmiş dosyalarda ya hızla beraat kararları ya da “kasten öldürme” yerine faillerin daha düşük ceza almalarını sağlayan suç türlerinden(taksirle öldürme, yaralama, cinsel saldırı gibi) ceza verildiğini görüyoruz.
  • Ayrımcı ceza indirimleri sıkça karşımıza çıkıyor. Sanığın pişmanlığı, giyim kuşamı, cezanın geleceği üzerine etkileri, sabıkasız olması gibi gerekçelerle “iyi hal” olarak bilinen takdir indirimi uygulanabiliyor.
  • Benzer biçimde “sadakatsizlik” gibi cinsiyetçi bahanelere dayandırılan “haksız tahrik” indirimi uygulanması ya da “gönüllü vazgeçme” maddesi gibi ayrımcı indirim uygulamanın yeni yöntemleri uygulanıyor.
  • Göz göre göre gelen kadın cinayetlerinde bile “tasarlamayı” yok sayan kararlara, bu kararların “bir anlık öfke”, “kabul etse öldürmezdi” gibi ayrımcı gerekçelere dayandırılmasına tanık oluyoruz.
  • Sadece şüpheli ölüm davalarında değil, tüm şiddet davalarında suç türünün değiştirilerek daha düşük cezalı bir suça çevrilmesi sıklıkla karşılaştığımız bir durum oluşturuyor.

  • Tutuklamalarda “somut delil şartı” aranması, özellikle takip ettiğimiz cinsel şiddet ve çocuk istismarı davalarına; tahliye, beraat ve ayrımcı indirimler olarak yansıyor.
  • Sanığa verilen cezanın paraya çevrilmesi ya da ertelenmesi, kadına yönelik suçlarda caydırıcılığı ortadan kaldırıyor, cezasızlığa neden oluyor.
  • Ceza Kanunu’nda suç tipleri tanımlanırken “toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle işlenen suçlar” ya da “kadına yönelik şiddet” benzeri bir suç tanımlaması bulunmuyor. Bu durum, ceza kanunu reformu, ceza infaz kanunu değişikliği gibi gündemlerde yetkililer tarafından sık sık sarf edilen “kadına yönelik şiddet suçlarını düzenliyoruz” ve “reform” tarzı ifadelerin ne kadar gerçeği yansıtmadığını ortaya koyuyor.
  • İstanbul Sözleşmesi ile ilgili gelişmeler, hukuki mekanizmalardaki ayrımcılık olarak; bir cinsel taciz davasında, sanık avukatının “İstanbul sözleşmesi kalktı, kadının beyanını esas almayın” ifadesinde olduğu gibi duruşmalardaki tutumlara doğrudan yansıyor.

Raporun tamamına ulaşmak için TIKLAYIN

Paylaşın

Cari Açık, Dokuz Ayın En Yüksek Seviyesinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Nisan ayına ilişkin ödemeler dengesi istatistiklerini yayımladı. Buna göre cari işlemler açığı, bir önceki yılın aynı ayına göre 1,2 milyar dolar artarak 2,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Bunun sonucunda 12 aylık cari işlemler açığı 25,7 milyar dolar oldu ve 9 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Bunda, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 2.7 milyar dolar artarak 4,4 milyar dolara yükselmesi etkili oldu.

Seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 933 milyon dolar artarak 1.5 milyar dolara ulaştı. Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 323 milyon dolarla sınırlı kaldı.

Merkez Bankası tarafından konuya ilişkin yapılan açıklama şu şekilde:

“Bu gelişmede, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 2.692 milyon ABD doları artarak 4.433 milyon ABD dolarına yükselmesi etkili olmuştur.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, bir önceki yılın aynı ayında 1.132 milyon ABD doları fazla vermişken, bu ay 4.022 milyon ABD doları fazla vermiştir.

Hizmetler dengesi kaynaklı net girişler bir önceki yılın aynı ayına göre 1.482 milyon ABD doları artarak 2.699 milyon ABD dolarına yükselmiştir.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler bir önceki yılın aynı ayına göre 933 milyon ABD doları artarak 1.599 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Birincil gelir dengesinden kaynaklanan net çıkışlar, bir önceki yılın aynı ayına göre 328 milyon ABD doları azalarak 970 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Bir önceki yılın aynı ayında 307 milyon ABD doları net giriş kaydeden ikincil gelir dengesi kalemi bu ayda 33 milyon ABD doları net çıkış kaydetmiştir.

Finans hesabı

Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 323 milyon ABD doları olarak gerçekleşmiştir.

Portföy yatırımları 606 milyon ABD doları tutarında net çıkış kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 139 milyon ABD doları net alış, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında ise 136 milyon ABD doları net satış yaptığı görülmektedir.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 606 milyon ABD doları ve 26 milyon ABD doları net geri ödeme yapmışken, Genel Hükümet ise 305 milyon ABD doları tutarında yeni tahvil ihracı gerçekleştirmiştir.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 1.458 milyon ABD doları net azalış kaydetmiştir.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 958 milyon ABD doları ve Türk Lirası cinsinden 167 milyon ABD doları net artış olmak üzere toplam 1.125 milyon ABD doları net artış kaydetmiştir.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak; bankalar, Genel Hükümet ve diğer sektörler sırasıyla 280 milyon ABD doları, 34 milyon ABD doları ve 248 milyon ABD doları net kullanım gerçekleştirmiştir.

Resmi rezervlerde bu ay 3.217 milyon ABD doları net artış gözlenmiştir.”

Cari Açık nedir?

Ülkenin dış dünya ile olan mal ve hizmet ticaretinin sonucu cari denge olarak adlandırılır. Sadece mal ticaretinin sonucu ise dış ticaret dengesidir.

Eğer ülkenin sattığı mallar satın aldığı mallardan fazla ise dış ticaret fazlası, tersi geçerli ise dış ticaret açığı vardır. Mal ticaretinin sonucuna hizmet ticaretinin (en önemli kalem turizm)  sonucu eklenerek cari dengeye ulaşılır.

Örneğin dış ticaret açığı -60 milyar $ olan (yani mal ticaretinde – 60 milyar $ açık veren) bir ülkenin turizm gelirleri giderlerinden 20 milyar $ daha fazla ise (yani hizmet ticaretinde +20 milyar $ fazla vermişse)  cari açığı 40 milyar $ dolar olacaktır.

Cari açık ülkenin dış dünyadan dolar talebini gösterir. Bir başka deyişle bu açığın finansmanı için 40 milyar dolar bulunması gerekir.

Döviz bir ülkeye nasıl girer?

Dolar arzı yani ülkeye döviz girişi esas olarak üç kanaldan olur.

a-Doğrudan yabancı yatırımlar (yabancıların şirket satın almak, fabrika kurmak amacıyla ülkeye getirdikleri dövizler)

b-Portföy yatırımları (yani yabancıların özel şirket tahvil ve hisse senetleri ile devlet tahvillerini satın almak üzere ülkeye soktukları döviz)ve

c- Kısa ve uzun vadeli borçlanmalar.

Cari açığın finansmanı içinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının da artması demektir. Çünkü bu tür dövizler iç ve dış faktörlere bağlı olarak kolaylıkla her an ülkeyi terk edebilirler.

Paylaşın

Sanayi Üretimi Yıllık Yüzde 10,8 Arttı

Sanayi üretimi nisan ayında yıllık bazda yüzde 10,8 artarken, aylık bazda değişmedi. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde ise, yıllık bazda en fazla artış madencilik ve taş ocakçılığı ile imalat sanayinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Sanayi Üretim Endeksi Nisan 2022 verilerini yayımladı.

Açıklanan verilere göre, nisan ayında takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 yükseldi. Arındırılmamış sanayi üretim endeksinde de yıllık bazda yüzde 10,5 artış oldu.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, nisan ayında madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,4 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 11,9 artarken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 0,4 azaldı.

Sanayi üretimi aylık aynı kaldı

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, nisan ayında madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 3,4 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 0,1 artarken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 3,3 azaldı.

Ekonomistler, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim endeksinin nisanda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 artmasını bekliyordu. Arındırılmamış sanayi üretim endeksinin de yıllık bazda yüzde 7,6 artacağı öngörülmüştü.

Paylaşın

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

Paylaşın

Bitcoin, Aralık 2020’den Beri En Düşük Seviyeyi Gördü

Kripto para piyasası haftaya ağır kayıplarla başladı. Dünyadaki en büyük kripto para birimi olan Bitcoin’in değeri yaklaşık 25 bin 500 dolara inerek Aralık 2020’den bu yana en düşük seviyeyi gördü.

Bitcoin son 24 saatte yaklaşık yüzde 7,59 değer kaybederken, CoinMarketCap’in verilerine göre kripto para piyasasındaki genel kayıp 24 saatte yüzde yaklaşık yüzde 6 oldu.

Bitcoin şu an 26 bin dolar seviyesinde seyrederken, ikinci en büyük kripto para birimi Ethereum da 24 saatte yüzde 7,88 değer kaybederek 1357 dolara geriledi.

Kripto piyasasındaki bu son düşüş, Amerika Birleşik Devletleri’nin geçen cuma açıkladığı enflasyon verilerinin ardından geldi. ABD’de enflasyon Mayıs 2022’de yıllık bazda yüzde 8,6 oldu. Bu son 40 yılın en yüksek enflasyon oranı.

Bu da yatırımcılarda ABD’nin daha agresif bir sıkılaşmaya gideceği beklentisi doğurdu.

Enflasyon verisi Amerikan Merkez bankası Fed’in para politikasını belirlemesinde kritik önemde. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) toplantısı 14-15 Haziran tarihinde gerçekleşecek. Bu toplantıda Fed’in yeniden faiz artırımına gitmesi bekleniyor ve 50 baz puanlık bir artış yapacağı tahmin ediliyor.

Bu şartlar altında kripto paralara yatırımcı güveni kırılgan olmaya devam ediyor. Kripto paraların düşüşü, bu sektörün dayandığı teknolojiden ziyade, enflasyon, yüksek faiz oranları, Ukrayna savaşından kaynaklı jeopolitik istikrar sorunları gibi makroekonomik ortamdan kaynaklı sorunlara dayandırılıyor.

Asya piyasaları da kayıpla başladı

ABD’deki yüksek enflasyonun daha fazla sıkılaşmaya neden olacağı beklentisi nedeniyle Asya piyasaları da güne kayıpla başladı. Pekin’deki yeni Covid kısıtlamaları da piyasaların düşüşünde etkili oldu.

Japon Nikkei endeksi güne yüzde 2,7 düşüşle başlarken, Hong Kong’daki Hang Seng de yüzde 2,7 düştü. Öte yandan Amerikan doları 20 yılı aşkın bir süredir ilk kez 135 Japon yenine yükseldi.

Faiz artırımlarının olumsuz etkisi

Kripto para birimleri kurumsal yatırımcılar için risk varlıkları olarak değerlendiriliyor. Piyasalarda belirsizlik olduğu dönemlerde geleneksel yatırımcılar daha riskli olduğunu düşündüğü varlıkları satıyor ve paralarını daha güvenli yatırımlara yönlendiriyor.

ABD ve İngiltere merkez bankaları faiz artırırken, yatırımcılar enflasyon ve yüksek borçlanma maliyetinin küresel ekonominin büyümesi üzerinde büyük etki yaratabileceği ve ayrıca Ukrayna savaşının dünya ekonomisine etkileri konusunda endişeli.

Öte yandan Rusya’nın Ukrayna işgalinin başlamasının hemen ardından, Mart ayı başında, Moskova’ya uygulanan ekonomik yaptırımlarla birlikte kripto paralara ilgi artmıştı.

Öte yandan Bitcoin yakın zamanda El Salvador ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde resmi para birimi olarak kullanıma girdi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

CHP’den Türkiye’nin Dert Haritası: Temel Sorun Ekonomi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi ‘Türkiye’nin Dert Haritası’ yayımladı. Raporda, Türkiye’de yaşanan yoksullaşmanın nedenleri arasında işsizlik, fabrikaların kapanması, tarım politikaları ve geçici sığınmacıların istihdam edilmesi gibi başlıklar öne çıktı.

CHP’nin hazırladığı “Türkiye’nin Dert Haritası” raporuna göre vatandaşların temel sorunu; işsizlik, fabrikaların kapanması, tarım politikaları ve geçici sığınmacıların istihdam edilmesi gibi nedenlerle ortaya çıkan yoksulluk. Doğa karşıtı santrallar, arazilerde ranta dayalı dönüşüm, uyuşturucunun yaygınlaşması, çocuk yaşta gebelik ve altyapı yetersizliği de raporda sorun olarak görülen konular arasında yer alıyor.

Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi eşgüdümünde hazırlanan raporda şehirlere göre vatandaşların sorun sıralamasında işsizlik seçeneği 31 il ile en başta geliyor. İşsizliği 24 il ile kapanan fabrikalar takip ederken, 8 ilde terör ve asayiş sorunları, 4 ilde de geçici sığınmacı konusu yurttaşlar tarafından başlıca sorun olarak görülüyor.

Ortak sorun

İşsizlik tüm illerde öncelikli sorunlardan birisi olarak tanımlanırken; geçici sığınmacılar, tarım politikalarından kaynaklı sıkıntılar ve altyapı aksaklıkları, şehirlerin tamamına yakınında temel sıkıntılar olarak dikkat çekiyor.

İşsizlik: Tüm illerde sorunlar içerisinde kabul edilen işsizlikle ilgili İstanbul 460 bin 892 kayıtlı işsiz ile başı çekerken İstanbul’u 200 bin 239 ile Ankara takip ediyor. Kayıtlı işsiz sayısı 29 ilde 10 bin, 21 ilde 25 bin, 10 ilde 50 bin, 4 ilde de 100 bin bandını geçmiş durumda.

Kapanan fabrikalar: Yurttaşlar tarafından 24 ilde en önemli sorun olarak görülen kapanan fabrikalar içinde, özelleştirilen ve kapatılan şeker fabrikaları başı çekerken, bu fabrikaları kapatılan tütün ve tekstil fabrikaları izliyor.

Sığınmacılar: İzmir, Gaziantep, Hatay ve Kilis’te yaşayan yurttaşlarca başlıca ‘dert’ olarak kabul edilen sığınmacı konusu, 34 ilin yurttaşları tarafından da temel sorunlardan birisi görülüyor.

Çevre sorunları: Dokuz şehirde başlıca dert olarak görülen çevre sorunlarında HES’lerin doğaya verdiği zarar öne çıkarken HES’lerden sonra nükleer santrallar, bulunduğu şehrin yurttaşlarında büyük endişe yaratıyor.

Tarımcılık: Yoksulluğun dolaylı nedenlerinden Tarım ve hayvancılık da, ülkenin tamamına yakınında başlıca sorunlar arasında önemli bir yer tutuyor.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye’nin Endişeleri Meşru

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bugün Finlandiya’ya yaptığı ziyarette, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularına karşı çıkarken dile getirdiği güvenlik endişelerinin meşru olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Stoltenberg, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ile Finlandiya’nın Naantali kentindeki yazlık Cumhurbaşkanlığı konutunda düzenlediği ortak basın toplantısında, “Bunlar meşru endişeler. Bu terörizmle ilgili, silah ihracatıyla ilgili” dedi.

Sorunun mümkün olan en kısa sürede çözülmesini istediğini ifade eden NATO Genel Sekreteri, “Bu nedenle bu sorunları çözmek için NATO müttefikimiz Türkiye ve ayrıca Finlandiya ve İsveç ile birlikte sıkı bir şekilde çalışıyoruz. Başka hiçbir NATO müttefikinin Türkiye’den daha fazla terör saldırısına uğramadığını anlamalı ve hatırlamalıyız” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında geçen ay Batı’nın savunma ittifakına katılmak için başvurmuştu. Ancak bu iki ülke, kendilerini Kürt militanları ve terörist olarak kabul ettiği diğer grupları desteklemek ve barındırmakla suçlayan Türkiye’nin muhalefetiyle karşılaştı.

İsveç’ten “Türkiye’ye silah ihracatı” açıklaması

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, ülkesinin NATO üyeliği ve Türkiye’nin itirazları ile ilgili İsveç’in STV kanalına konuştu.

Dışişleri Bakanı Linde, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine izin vermesi halinde Türkiye’ye silah satışına onay verilebileceği mesajı verdi.

Linde “Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kalkıp kalkmayacağına” ilişkin bir soru üzerine, bunun için ilk önce Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ima etti:

Biz dünyanın en katı silah ihracatı kurallarına sahip ülkesiyiz. Yasada bir çok uyulması gereken kriterin dışında İsveç’in dış, savunma ve güvenlik politikasının da göz önüne alınması ile ilgili konular var. NATO üyesi olursak bunlar da değişecek.
Ann Linde ayrıca İsveç’in “Türkiye de içinde olmak üzere NATO’nun tam güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunacağını” ifade etti.

İsveç hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) “terör örgütü” olarak tanımladığını kaydeden Linde, ülkesinin “son 30 yıldır terörle mücadelede en katı kurallara sahip ülkelerden biri olduğunu” söyledi.

Finlandiya: Görüşmeler sürecek

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de Türkiye ile müzakerelerde herhangi bir gelişme olup olmadığına ilişkin soruya yanıt verdi.

“İlerleme, diyalog kanallarımızın açık olması, görüşmelere devam etmemiz olarak düşünülebilir” diyen Niinistö, “ülkesinin, Türkiye’nin endişeleriyle ilgili diğer NATO ülkelerinden farklı bir tutumu olmadığını, neden özellikle bu konuda hedef gösterildiklerini anlamakta zorlandığını” söyledi.

Türkiye’nin ‘İsveç ve Finlandiya’ itirazları

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin itirazları karşısında İsveç ve Finlandiya heyetleri Türkiye heyeti ile 25 Mayıs’ta Ankara’da istişarelerde bulundu.

Heyetin başkanlığını yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, İsveç ve Finlandiya heyetleriyle yaptığı görüşmenin ardından medyaya yaptığı açıklamada “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının, somut adımlarla belli bir takvim çerçevesinde karşılanmadığı takdirde, sürecin ilerleyemeyeceğine dair mesajımızı çok net bir şekilde ifade ettik” dedi.

İsveç’in Expressen gazetesi, Türkiye’nin İsveç’ten NATO üyeliğine “Evet” demek için beş temel talepte bulunduğunu hatırlatıyor: “Teröre siyasi desteğe son verilmesi; terörü finanse eden kaynakların ortadan kaldırılması; PKK ve PYD’ye silah desteğinin durdurulması; Türkiye’ye yönelik ambargo ve yaptırımların kaldırılması; teröre karşı küresel işbirliği.”

Paylaşın