ILO’dan Çocuk İşçi Sayısında Artış Uyarısı

12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü öncesi, dünyada çocuk işçiliğine dair son durumu değerlendiren Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Çocuk İşçiliği Yetkilisi Benjamin Smith, COVID-19 salgınının çocuk işçiliğinin artışını etkilediğini söyledi.

“ILO olarak COVID-19 dönemi sonrası için yaptığımız tahminler ve ülkelerden aldığımız rakamlar, salgının geçim kaynağı, istihdam ve hane halkının ekonomik durumuna yönelik etkilerinden ötürü çocuk işçiliğinin artmakta olduğunu doğruluyor.” diyen Smith, salgın öncesi döneme ait ILO’nun yaptığı araştırmalara göre dünya genelinde çalışan 160 milyon civarında çocuğun bulunduğunu kaydetti.

Smith, “Tahminlerimize göre bu yılın sonuna doğru dünyada çocuk işçi sayısı yaklaşık 9 milyon artabilir.” dedi.

Çocukların yüzde 70’i tarım sektöründe

Cenevre’de Anadolu Ajansı muhabiri Ömer Faruk Yıldız’a konuşan Smith, çocuk çalışanların genellikle kayıt dışı ekonomi dahilinde istihdam edildiğini belirterek, “İş gücünde yer alan çocukların yüzde 70’i tarım sektöründe çalışıyor ve çocuk işçilerin üçte ikisi aileleriyle beraber iş yapıyor.” ifadelerini kullandı.

Aileleriyle beraber çalışan çocukların yoksulluktan ötürü iş gücüne katılmak zorunda kaldığını söyleyen Smith, “Ebeveynlerin doğru düzgün bir işi olmadığı için çoğu zaman çocuklarını, üretkenliklerine bakmaksızın iş gücünde kullanmak durumunda kalıyorlar.” değerlendirmesini yaptı.

Benjamin Smith, ILO’nun bu yılki Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Gününde, bu sorunu çözmek için kilit unsurlardan biri olan “Evrensel Sosyal Koruma” konusuna odaklanacağını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocuk işçiliğine dair UNICEF ile hazırladığımız rapor, ailelere nakit yardımı yapılması, işsizlik sigortası ve emekli maaşında düzenleme gibi tedbirleri içeren sosyal koruma yatırımlarının, çocukların okuluna devam etmesi ve iş gücünden uzak durmasına dair büyük katkılar sunabileceğini gösteriyor.

“Bunun yanı sıra sosyal koruma kapsamında okullara beslenme desteği yapılması da çocukların eğitime devamını teşvik edebilir. Ülkelere mesajımız, kaliteli eğitimin yanı sıra sosyal korumaya da yatırım yapmalarıdır. Bu yatırımlar tabii ki sağlık ve ekonomi alanlarındaki yatırımlarla da tamamlanmalıdır ki eğitimin önündeki engeller kaldırılsın.”

Öğrencilere nakit yardımının da çocukları eğitime devam etmeye teşvik eden önemli bir unsur olduğunu kaydeden Smith, “Temel eğitim birçok ülkede ücretsiz, fakat okul üniforması, ders kitabı veya okula ulaşım gibi masraflar, birçok çocuğun eğitimine engel teşkil edebilecek unsurlar.” ifadelerini kullandı.

Ekonomik durumu kötü olanların yanı sıra ötekileştirilmiş etnik azınlıklar, yerli topluluklar ve göçmenlerin de günümüzde çocuk işçiliğine en uygun sosyal gruplar arasında yer aldığını vurgulayan Smith, “Her ülke ulusal çocuk işçiliğiyle mücadele politikası benimser ve sosyal koruma sağlayan tedbirler alırsa, ILO olarak belirlediğimiz 2025’e kadar her türlü çocuk işçiliğini sonlandırma hedefinin gerçekleştirilmesi yolunda büyük adımlar atılmış olur.” diye konuştu.

79 milyon çocuk tehlikeli işlerde çalışıyor

ILO ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 2020’de ortak hazırladığı rapora göre dünyadaki yaklaşık 160 milyon çocuk işçinin içinde yaşları 5 ila 17 olan ve tehlikeli işlerde çalışan 79 milyon çocuk bulunuyor.

Çalıştırılan çocukların 5-11 yaşlarındakilerin yüzde 28’i ve 12-14 yaşlarındakilerin yüzde 35’i okula gitmiyor.

Asya ve Pasifik, Latin Amerika ve Karayipler, 2008’den bu yana çocuk işçiliği konusunda istikrarlı bir ilerleme kaydederken, Afrika genelinde durum 2020’ye doğru kötüleşti.

En çok çocuk işçi Afrika’da

Çocuk işçiliği oranı Asya ve Pasifik bölgesinde yüzde 13,3’ten 5,6’ya, Latin Amerika ve Karayipler’de yüzde 10’dan 6’ya düşerken, Sahraaltı Afrika bölgesinde ise 2008-2012 döneminde düşüş olsa da 2012’de yüzde 21,4 olan oran 23,9’a yükseldi. Sahraaltı Afrika, çocuk işçilerin en yoğun olduğu bölge olarak dikkati çekiyor.

ILO, çocukların içinde bulunduğu kötü durumu vurgulamanın bir yolu olarak 2002’de ilk kez “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü’nü başlattı.

“Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü” ile çocuk işçiliğine karşı dünya çapında büyüyen hareket için bir katalizör olunması ve çocuk işçiliğine karşı kampanyada hükümetler, sivil toplum, okullar, gençlik ve kadın gruplarıyla medyanın desteği amaçlanıyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kulislerde Seçim Konuşuluyor: İşte Erdoğan’ın Çevresiyle Paylaştığı Tarih

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşmesi sonrası seçim için çevresi ile kasım ayını paylaştığını aktardı.

Mustafa Balbay, geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Erdoğan-Bahçeli görüşmesinin ana gündeminin seçim olduğunu köşesinde taşıdı. Balbay, “Durum vahim çare seçim!” başlıklı yazıda durumu değerlendirdi.

Balbay, “MHP’nin bu sürecin sonunda halkın ekonomisinde olumlu bir gelişmenin olacağına yönelik inancı zayıf. Bunu Bahçeli’nin Erdoğan’a aralarındaki nezaket çerçevesinde ilettiği söyleniyor.” dedi.

Ankara’da erken seçimin yapılıp yapılmayacağının değil, erken seçimin tarihinin konuşulduğunu öne süren Balbay, “Yakın gelecekte farklı bir değerlendirme olmazsa Erdoğan’ın çevresiyle paylaştığı seçim tarihi kasım ayı içinde” dedi. Balbay bu çerçevede bir yol haritasının hazırlandığını da aktararak şu ifadeleri kullandı:

“Yaz aylarında sebze-meyve bir nebze ucuzlayacak.

Temmuz’daki maaş zammı bir nebze rahatlatacak.

Sonbaharda sıcak para bulunacak, olumlu hava estirilecek.

Bunların bileşiminden oluşacak iklime “iktidarda kalmak beka meselesi” dedirtecek bir yükleme yapılacak”

Yukarıda paylaştığımız yol haritası Nasrettin Hoca’nın borç ödeme takvimine benzeyebilir ama bunun ciddi ciddi tartışıldığını vurgulayalım.

Ekonomiyle ilgili yaz-sonbahar planına Saray inanmış görünüyor. Ancak MHP’nin bu sürecin sonunda halkın ekonomisinde olumlu bir gelişmenin olacağına yönelik inancı zayıf. Bunu Bahçeli’nin Erdoğan’a aralarındaki nezaket çerçevesinde ilettiği söyleniyor.

Ekonomide uzmanların elinin değdiği, planlı bir çare arayışının olmadığı önceki gece bir kez daha görüldü. Akşam saatlerinde piyasalara büyük enerji katacak önlemlerin açıklanacağı söylendi. Gelir endeksli senet (GES) diye bir “müjde” verildi. Ancak döviz bunu da “dinlemedi”, inişe değil yükselişe geçti.

Öyle anlaşılıyor ki millet gelir endeksli değil, bu iktidarın gidişine endeksli bir arayış içinde.”

Mustafa Balbay’ın yazısının tamam için TIKLAYIN

Paylaşın

Tarımda Kayıp Geçen Yıla Göre Arttı

İktidarın tarım politikaları, üreticiyi batağa sürükleyen uygulamaları beraberinde getirirken çiftçi borç batağına saplandı. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) verileri ise tarımsal üretimde yaşanan çöküşü ortaya koydu.

TMO’nun 84’üncü hesap dönemine yönelik raporunda, 2021 ve önceki yıllarla ilgili tarımsal üretim verilerine yer verildi. Verilere göre, buğday ve arpayı da kapsayan beş önemli kalemde tarımsal üretim, bir yıl içinde yüzde 19 eridi.

Üretim azalıyor

Ülkede geçen yıl toplam 17,65 milyon ton buğday üretildi. 2020’de buğday üretiminin 20,5 milyon ton olduğu öğrenilirken buğdayda bir yılda yaşanan üretim kaybı yüzde 14 oldu. Çavdarda ise rekor üretim kaybına imza atıldı. Buna göre, 2020’de üretilen 295 bin 981 ton çavdara karşın 2021 yılında yüzde 32,4’lük kayıpla yalnızca 200 bin ton çavdar üretilebildi.

BirGün Mustafa Bildircin’in haberine göre; bbenzer bir kayıp, arpa, yulaf ve tritikale üretiminde de yaşandı. 2020’de 8,3 milyon ton olan arpa üretimi yüzde 30,7’lik azalışla 5,75 milyon ton oldu. 314 bin 528 ton olan yulaf üretimi ise yüzde 12,2 azalışla 276 bin tona geriledi. 276 bin 212 ton olan tritikale (buğday ve çavdar melezi) üretimi de yüzde 17,5 azalışla 228 bin ton olarak gerçekleşti.

Tarım arazisi bırakmadılar

2001 yılında 26 milyon 350 bin hektar olan tarım alanı, geçen yıl 23 milyon 137 bin hektara kadar geriledi. Tarım alanlarında 20 yılda yaşanan kayıp yüzde 12 olarak kaydedildi. Ülke, 20 yılda 15 Hatay büyüklüğündeki tarım arazisini yitirdi.

Paylaşın

Karadeniz’deki Mayınlar Tahıl Ticaretini Engelliyor

Birleşmiş Milletler (BM) Ukrayna’dan tahıl tedariği yolunu açarak küresel gıda krizi kaygılarını gidermeye çalışırken, Karadeniz’e yerleştirilen yüzlerce mayın, herhangi bir anlaşmaya varılmasından sonra bile çözümü aylar sürecek bir kabus anlamına geliyor.

Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’nın kıyılarının bulunduğu Karadeniz, tahıl, petrol ve petrol ürünleri nakliyatında kritik öneme sahip.

Ukrayna hükümeti yetkilileri, Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı işgal öncesinde dünyanın dördüncü büyük tahıl ihracatçısı olan Ukrayna’nın elinde bulunan 20 milyon ton tahılın ihraç edilemediğini bildiriyor.

Ukrayna ve Batılı liderler, Moskova’yı, Ukrayna limanlarını işlevsiz hale getirmek ve bunun sonucunda gıda ürünlerini bir silah olarak kullanmakla suçluyor. Rusya ise tahıl ihracatının akışının yeniden sağlanması için Batılı ülkelerin yaptırımları kaldırmasını talep ediyor.

Ancak herhangi bir anlaşmaya varılsa ve Ukrayna limanları yeniden açılsa da Ukrayna ve Rusya’nın denize yerleştirdiği mayınlar, denizcilik yetkililerine göre aylar boyunca gemi nakliyeciliğini sekteye uğratmaya devam edecek.

Tahıl ürünlerinin denizlerden geçişini sağlamak için çaba gösteren kurumlardan biri olan BM’ye bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden bir sözcü, “Deniz mayınları liman girişlerine döşendi ve bazı çıkışlar batırılmış mavna ve vinçlerle bloke edildi. Limanlardaki deniz mayınlarının tamamını temizlemek birkaç ay sürer” dedi.

Gıda fiyatları

Uluslararası Tahıl Konseyi, küresel tahıl üretiminin 2022-2023 sezonunda talebin gerisinde kalacağını tahmin ediyor.

Ukrayna tahılına erişimin kesilmesi, mevcut arzı daha da daraltacak ve küresel açlığın daha önce hiç olmadığı seviyelere tırmanmasıyla ekmek, makarna gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarını arttıracak, gıda enflasyonunu körükleyecek.

Batılı deniz taşımacılığı yetkilileri, Ukrayna’da limanların civarına ne tür mayınlar döşendiğinin netlik kazanmadığını söyledi.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Mart ayında Reuters haber ajansına, Rusya’nın döşediği 372 deniz mayınının “R-421-75” tipi olduğunu, bunların Ukrayna donanmasında kayıtlı olmadığını ve Ukrayna donanması tarafından kullanılmadığını bildirmişti.

Rusya Savunma Bakanlığı, Mart’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın Odesa, Oçakov, Çoromonsk, Yujni limanlarının girişine 400 mayın döşediğini bildirmişti.

Rus istihbarat dairesi FSB de yine Mart’ta, Ukrayna’nın limanları yakınında bağlı oldukları kablolardan kopan mayınların Karadeniz’e sürüklendiğini kaydetmiş, Ukrayna ise FSB’nin uyarısının yanlış olduğunu, denize sürüklenen mayınlar hakkında bilgi sahibi olunmadığını iddia etmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, bazı mayınları Ukrayna’nın döşediğini söyledi ve ”BM anlaşmasının 51’inci maddesiyle garanti altına alınan meşru müdafaa hakkımız kapsamında denize mayın döşedik” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı 26 Mayıs’ta Mariupol limanının mayınlardan temizlendiğini bildirdi ve yabancı hükümetleri, “Mariupol’daki gemi sahiplerine gemilerini daimi olarak demirledikleri yerlere çekmeye teşvik etmeye” çağırdı.

Ukrayna’daki limanlarda 84 yabancı gemi mahsur kalmış bulunuyor. Bu gemilerinin birçoğu tahıl taşıyor.

Mayın tehlikesi uyarı işaretleri bulunan Odesa’daki plajlarsa kapalı. Bazı mayınlar Türkiye ve Romanya’ya kadar ulaştı.

Deniz taşımacılığı kanallarını açmak için çalışan bir başka örgüt olan Uluslararası Nakliyecilik Odası’nın Genel Sekreteri Guy Platten, “Şu anda gemilerin limanlara giriş ve çıkış yapmaları güvenli değil. Mayınlar temizlenene kadar durum değişmeyecek” dedi.

Ukrayna kıyıları yakınlarında şimdiye kadar yedi gemi mayına çarptı, bunlardan ikisi battı. İki denizciyse yaşamını yitirdi. Londra’daki sigorta şirketleriyse tüm bölgeyi yüksek risk kategorisine aldı.

Mayın temizleme

Ukrayna kıyılarındaki mayınları temizlemek için başlatılacak girişim, 1980’li yıllarda İran-Irak savaşından bu yana mayın temizleme konusunda atılacak en büyük adım olacak.

İngiltere Kraliyet Donanması’ndan emekli Gerry Northwood, döşenen mayın türleri ve bunların nereye döşendiği konusundaki istihbarata daha işin en başında ihtiyaç olduğunu söyledi.

Denizcilik güvenliği firması MAST’ta danışmanlık yapan Northwood, “Mayın temizleyicilerin mayınların yerini tespit etmesi ve imha işlemi için uzaktan kumandalı sualtı araçlarına ihtiyacı olacak” dedi.

İngiliz Kraliyet Donanması’ndan emekli Koramiral Duncan Potts, Karadeniz genellikle gel-gitin ve da güçlü akıntıların çok olmadığı bir deniz olsa da yüzeydeki mayınların zaman içinde uzak mesafeler kat edebileceğini söyledi.

Batılı hükümetlere danışmanlık yapan Potts, “Deniz yüzeyinde bir yere bağlı olmadan serbest dolaşan mayınlar, düşmanınıza olduğu kadar size de yönelik bir tehdittir” dedi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, üst düzey BM yetkililerinin son 10 gündür tahıl ürünlerinin güvenli geçişini sağlamak amacıyla Ankara, Brüksel, Kiev, Moskova ve Washington’da temaslarda bulunduğunu söyledi.

Bir Avrupa Birliği (AB) yetkilisi, mayın temizliği için birliğin yapabilecekleri hakkında konuşmanın tamamen varsayıma dayalı olduğunu, döşediği mayınları Rusya’nın temizlemeye başlaması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan yetkili, “Bu sağlanana kadar deniz koridorları olmayacak. Ukrayna’ya savunmadan vazgeçmeleri için baskı yapmayacağız. Varılacak her türlü anlaşma Ukrayna tarafından kabul edilebilir olarak tanımlanmalı” dedi.

Denizcilik kaynakları, hangi ülkelerin donanmalarının mayın temizliğine katılacağına ilişkin bir anlaşma gerekeceğini, Rusya’nın çabalarına duyulan güvensizlik nedeniyle ticari firmalar ve sigorta şirketleri için bu anlaşmanın kabul edilebilir olmasının şart olduğunu bildirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Erken Seçim İsteyenlerin Oranı Yüzde 62’ye Ulaştı

Yöneylem kamuoyu araştırma şirketinin son araştırmasında “Kasım’da bir erken seçim olmasını ister misiniz?” sorusuna “Evet” yanıtı verenlerin oranı yüzde 62 oldu. Kuruluş üç ayda erken seçim isteyenlerin yüzde 9 oranında arttığını açıkladı.

Yaygınlaşan erken seçim iddialarının halk arasındaki yankılarını araştıran Yöneylem Araştırma şirketi,  anket sonuçlarını açıkladı.

Ankette katılımcılara, “Son günlerde kasım ayında bir erken seçim olacağına dair iddialar dile getiriliyor. Siz Kasım’da bir erken seçim olmasını ister miydiniz” sorusu yöneltildi.

Yurttaşların yüzde 62’isi “Evet bir an önce erken seçime gidilmesini istiyorum”, yüzde 34’ü ise “Hayır, seçimin zamanında yapılmasını istiyorum” dedi. “Bilmiyor / cevap yok” diyenlerin oranı yüzde 4 oldu.

Yöneylem Araştırma, erken seçim isteyenlerin oranında son 3 ayda 9 puanlık bir artış yaşandığını da açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın adayının kendisi olduğunu ilk kez İzmir’de resmen ilan etti.

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na seslenerek, “Cesaretin varsa, yüreğin yetiyorsa bugünden tezi yok, adaylığını ya da adayını açıkla” dedi.

Gözlerin çevrildiği muhalefet cephesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylık açıklamasına ilk tepki, “Sandığı hemen getir, adayımızı açıklayalım” oldu.

Paylaşın

DEVA Partisi’nde Toplu İstifalar

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Muğla Kurucu İl Başkanı Tolga Keskin ve il yöneticileri partinin değer yargılarıyla ortak bir noktada örtüşmedikleri gerekçesiyle toplu istifa kararı aldı.

OdaTV’nin haberine göre, DEVA Partisi Kurucu İl Başkanı Tolga Keskin, “Partinin içindeki rahatsızlıklardan ötürü biz istifamızı vermiştik ayrılmak istediğimizi belirtmiştik. Onlar da bir atama yaptılar. Bizim bilgimiz dâhilinde oldu her şey. Yani teşkilatlanmamız ile sıkıntılar vardı” dedi.

DEVA Partisi’nden istifa eden 40 kişinin yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Muğla İl Başkanı Sn. Tolga Keskin önderliğinde, korku ve diken üstünde yaşadığımız memleketimize sahip çıkmak amacı ile ve çocuklarımıza, gençlerimize güçlü ve onurlu bir Türkiye emanet etmek üzere siyasi bir yola çıktık.

İnandığımız taşın altına elimizi koyarken, inanç ve amacımız; ülkemizin getirildiği mevcut durumdan kurtarmak, ulusal ve uluslararası saygınlığını hak ettiği yere getirmek idi. Parti programımızı özümser ve sahip çıkarken, partimizin teşkilatlanma biriminin liyakat çizgisinin hayallerimiz ve inancımız ile aynı yolda olmadığını fark ettik. Üzülerek gördük ki; menfaatler ülkemizin çıkarına değilmiş.

Muğla İl Yönetimi olarak; Deva Partisi ile aynı inançlara sahip olmadığımız, değer yargılarımızın ortak noktada örtüşmemesi sonucunda toplu toplu olarak ayrılma kararı vermiş bulunmaktayız.”

Paylaşın

CHP’de Adaylık Hesapları: Kriter Kazanabilirlik

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını açıklamasının ardından gözler bir kez daha muhalefetin adayına çevrildi. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için çalışmalarını yürüten altılı masada henüz aday ismi dile getirilmese de CHP’de son dönemde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi tartışılıyor. Ancak hem diğer partiler açısından hem de CHP içerisinde halen soru işaretleri bulunuyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Nisan ayının sonunda partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada partililere “Ya bana katılın ya da yolumdan çekilin” çağrısında bulunmuştu. Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri adaylık sinyali olarak değerlendirilmişti. Kılıçdaroğlu’nun üç hafta önce İstanbul Maltepe’de düzenlediği miting için de parti içerisinde “Adaylığını ilan etti” yorumları yapıldı. Mitingin ardından parti yöneticileri son dönemde “Adayımız Kılıçdaroğlu” açıklamalarında bulundu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün genel merkez yöneticileri ve parti örgütünden edindiği bilgiye göre CHP’de Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda henüz tam bir fikir birliğine varılabilmiş değil.

Örgüt de “kazanabilirlik” diyor

Altılı masayı oluşturan diğer partilerin yöneticileri tarafından da sık sık dile getirilen “kazanabilirlik kriteri”ni Kılıçdaroğlu da öncelik olarak görüyor. Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde “Aday olacak kişinin en az 3-4 puan önde olması gerekiyor. Bu kriterin göz önünde bulundurulması gerekiyor” dediği belirtiliyor. Genel merkez yöneticileri ile milletvekillerinin il ziyaretlerinde de örgütler tarafından yapılan değerlendirmelerde bu kriterin önemine dikkat çekiliyor.

Parti örgütü yöneticilerinin “tek adam yönetiminden kurtulmak için bu seçimin çok önemli olduğunu, bu nedenle de kazanabilirlik kriterini öncelik olarak gördükleri” görüşünde oldukları ifade ediliyor.

Genel başkanlık beklentisi

Parti içerisinde de Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda farklı görüşler dile getiriliyor. CHP’li bazı yetkililer, adaylık konusunda genel merkezde farklı ekiplerin oluştuğuna dikkat çekiyor. Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanan ve şimdiden anketlerde önde çıktığını savunan yöneticiler, altılı masanın aday olarak Kılıçdaroğlu’nu göstermesi gerektiğini savunuyor.

Bunun yanında genel merkezde Kılıçdaroğlu sonrasında genel başkanlık beklentisi oluşan bazı isimler de bulunuyor. Bu isimlerin Kılıçdaroğlu’nu adaylık konusunda koşulsuz şartsız desteklediği iddia ediliyor. Diğer yandan siyasi geleceğini Kılıçdaroğlu ile birlikte gören ve seçimi kazanacağına inanan partililer de aynı şekilde Kılıçdaroğlu’nu destekliyor. Bir ekip ise Kılıçdaroğlu’nun seçimi kazanamayacağı ve seçim sonrasında genel merkezdeki konumlarını kaybedeceklerini düşündüğü için Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklemiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı destekleyen ekipler arasında da İmamoğlu destekçilerinin son dönemde sessiz kaldığı gözlemleniyor. İmamoğlu’nun Karadeniz turu sonrası aldığı eleştirilerin bu sessizlikte etkili olduğu ifade ediliyor. Belediye başkanlarını destekleyen partililerin de gerekçelerinden birini kazanabilirlik kriteri oluşturuyor.

İYİ Partililer çekinceli

Parti içerisinde adaylıkla ilgili değerlendirmeler yapılırken “Alevilik” tartışması da gündeme geliyor. Bazı Alevi örgütlerinin “Kemal Kılıçdaroğlu seçilemezse partideki etkimizi yitiririz, güç kaybederiz” şeklinde uyarılarda bulunduğu iddiaları gündeme gelirken İYİ Parti cephesinden gelen açıklama tartışmayı başka bir boyuta taşıdı.

İYİ Parti Ankara Milletvekili Halil İbrahim Oral, önceki gün katıldığı bir programda “Alevi kimliği Sünniler için endişe” ifadesini kullanmış, ardından da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bu sözler için Kılıçdaroğlu’ndan özür dilemişti. Daha sonra Oral da Kılıçdaroğlu’ndan özür diledi.

İYİ Partili yetkililer ise Oral’ın açıklamalarını doğru bulmasa da adaylık konusundaki çekincelerini kulislerde dile getiriyordu. İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu da geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önündeki ankette Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş olmak üzere üç ismin bulunduğunu belirtmiş ancak Kılıçdaroğlu’ndan bahsetmemişti. İYİ Partililer, bir süredir kulislerde yaptıkları değerlendirmelerde Kılıçdaroğlu’na saygı duyduklarını, ancak adaylık için kazanabilirlik kriterinin olmazsa olmaz şartlardan biri olduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Gelire Endeksli Senet (GES) İhracının Detayları Açıklandı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, gelire endeksli Devlet iç borçlanma senedi (GES) ihracına ilişkin yeni bir açıklama yaptı, koşullarını açıkladı. Buna göre; 15-22 Haziran arasında talep toplanacak. 

Haber Merkezi / Senetler için asgari talep tutarı 1.000 TL olacak 1 TL’nin katları şeklinde ihraç edilecek. Senetler, talep toplama dönemini takip eden haftada, 24 Haziran 2022 Cuma gününde, yatırımcıların hesaplarına aktarılacak.

Bakanlıktan yapılan açıklama şöyle: 

“Bakanlığımızca, yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi, yatırımcı tabanının genişletilmesi ve yatırımcıların Türk Lirası cinsi varlıklara yönelimlerini teşvik etmek amacıyla gelire endeksli Devlet iç borçlanma senedi (GES) ihraç edilecektir. Bu çerçevede, Türkiye genelinde 15 Haziran – 22 Haziran 2022 tarihleri arasında, GES ihracına ilişkin talep toplama işlemleri gerçekleştirilecektir.

Söz konusu senet, yalnızca gerçek kişilere ihraç edilecek olup talep toplama işlemleri ile kupon ve anapara ödemeleri aşağıdaki bankaların şubeleri aracılığıyla gerçekleştirilecektir.

1) T.C. Ziraat Bankası AŞ.
2) T. Halk Bankası AŞ.
3) T. Vakıflar Bankası T.A.O.

Senetler için asgari talep tutarı 1.000 TL olup 1 TL’nin katları şeklinde ihraç edilecektir. Senetler, talep toplama dönemini takip eden haftada, 24 Haziran 2022 Cuma gününde, yatırımcıların hesaplarına aktarılacaktır.

GES’lerin getirileri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri içerisinde yer alan Devlet Hava Meydanları İşletmeleri (DHMİ) ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nden (KEGM) bütçeye aktarılan hasılat paylarına endeksli olacaktır. Bu çerçevede, söz konusu senetlerin getirilerine ilişkin ödemelerin hesaplanmasında DHMİ ve KEGM tarafından bütçeye aktarılan üç aylık hasılat payları toplamı esas alınacaktır.

Kupon ödemeleri, Hazinece belirlenen getiri oranının hasılat payı tutarları gerçekleşmeleri neticesinde hesaplanan endeks değeri ile yeniden değerlenmesi yöntemiyle hesaplanacaktır.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Bunlar Yapamıyor, Seçim Yakın

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Seçim yakın, kasımda da olsa, haziranda da olsa seçim yakın. Şu anda hükümetin yapması gereken şu, ‘Beceremedim, yapamadım. Enflasyonu, kuru, dövizi patlattım’ diyerek bırakıp gitmesi lazım. Yanlışta ısrar edilmez. Hep beraber ülkeyi ayağa kaldıracağız” dedi.

Ali Babacan, bir dizi ziyaret için geldiği Kuşadası’nda partisinin il ve ilçe yöneticileriyle kahvaltıda buluştu. Babacan, ilçe binasının açılışında zeybek gösterisi izledi ve keşkek karıştırdı.

Babacan, Türkiye’de krizlerin çok büyüdüğünü ve derinleştiğini, her alanda problemlerinin arttığını belirterek dün gece yaşanan ekonomik gelişmeleri eleştirdi. Maliye Bakanı, Merkez Bankası ve BDDK’nın açıklamalarını eleştiren Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Çok uzaklara gitmeden, sadece dün geceden bu sabaha yaşadıklarımıza bakın. Ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Dolar 17 lirayı geçti faizler yükseliyor. Türkiye dünyada artık riskli ülke olarak görünüyor. Dün bütün devlet kurumları sözüm ona açıklamalar yaptılar. Bir açıklama yetmedi, üç, dört yetmedi, beş açıklama yapıldı. Sabah uyandık, piyasalar açıldı, dolar kuruna baktık zerre kadar faydası yok. Devleti oyuncağa çevirdiler koskoca BDDK açıklama yapıyor, Merkez bankası açıklama yapıyor, Hazine açıklama yapıyor sonuç sıfır. Bu kurumlar bir araya gelip konuştuğu zaman piyasaların kendisine çeki düzen vermesi gerekiyor.

İktidar kontrolü elden kaçırdı. Bunlar yapamıyor, yapamayacaklar. Bu işi bilmiyorlar. Bilmediklerinin de farkında değiller. Şu an için ülkenin başındaki kişi ‘Ekonomistim’ diyor. Ülkeyi ne hale getirdiğini gördük. Çarşı pazarda herkes ülkenin düştüğü durumu gayet iyi biliyor. Fiyatlar üçe dörde katladı. Yazıktır bu ülkeye günahtır, bilmiyorsanız yapamayacaksanız çekilin gidin. Bu ülke sizin yükünüzü taşımak zorunda değil.”

‘Bittik, para kazanamıyoruz’

Babacan’ın konuşması sırasında caddeden geçen bir minibüs şoförü, “Bittik. Para kazanmıyoruz. Çoluk çocuğumuzun ekmeği çıkaramıyoruz. Sizden umut bekliyoruz” diye bağırdı. Babacan’ın mikrofonu verdiği minibüsçü aynı sözleri bu defa kalabalığa söyledi.

Babacan ise “Görüyorsunuz, bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz. Ülkenin gerçeği bu, kim ne derse desin. Şu an Türkiye Avrupa’da en yüksek enflasyonu yaşayan ülke. Bugün mazot 28-29 lira, yazık değil mi? Lastik 2 bin 500 lira. İş yapıp, alnının teriyle para kazanarak mutlu olan hiç kimse yok. Vatandaşa bir dokunuyorsunuz bin ah işitiyorsunuz. Ülkenin durumu bu” diye konuştu.

Vatandaşın dayanacak gücü kalmadığını söyleyen Babacan, şunları kaydetti:

“Seçim yakın, kasımda da olsa, haziranda da olsa seçim yakın. Günler sayılı. Vatandaş bize soruyor, bu sürede nasıl dayanacağız? Haklısınız. Şu anda hükümetin yapması gereken şu, ‘Ben beceremedim, yapamadım. Enflasyonu, kuru, dövizi patlattım’ diyerek bırakıp gitmesi lazım. Olması gereken bu. Yanlışta ısrar edilmez. Bunlar ısrarla inatla yanlış yapıyorlar. Ama hep beraber başaracağız. Türkiye büyük bir ülke. Hep beraber ülkeyi ayağa kaldıracağız.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Akaryakıt Tasarrufu Mümkün Mü, Doğru Bilinen Yanlışlar Neler?

Akaryakıt fiyatları dünya çapında hızla artıyor. Türkiye’de geçerli olmak üzere benzine 2,18 TL, otogaza (LPG) ise 54 kuruş zam yapılması bekleniyor. İstanbul’da ortalama motorinin litre fiyatı 27,89 TL, benzinin litresi 26,23 TL, otogazın litre fiyatı ise 12 TL’ye yakın.

Geçtiğimiz günlerde İngiltere’de de benzin fiyatları rekor düzeye çıktı. Ülkede bu hafta ortalama bir aracın deposunu doldurmanın maliyeti ilk kez 100 sterlini (yaklaşık 2128 TL) aştı.

Benzin fiyatlarındaki artışın önümüzdeki dönemde sürmesi muhtemel. Peki araç sahiplerinin çeşitli önlemlerle benzin tasarrufu yapabilmeleri mümkün mü? Bu konuda doğru bilinen yanlışlar neler?

Saatte 90 kilometre hızla gitmek

Çok sayıda sürücü, yakıt verimliliği için saatte 90 kilometre hızla gitmeyi öneriyor. Ancak İngiltere merkezli RAC otomotiv hizmetleri şirketine göre bu bir şehir efsanesi ve yakıt tasarrufu için optimum bir hız seviyesi yok.

RAC, saatte 90 kilometre hız seviyesinin bir zamanlar yapılan yakıt verimliliği denemelerinden alındığını ve günümüzde kullanılan araçlarda geçerli olmadığını belirtiyor, yakıt tasarrufu için hız seviyesinin aracın modeline ve boyutuna göre saatte 72-80 arasında değiştiğini vurguluyor.

RAC aynı zamanda sürücülerin uzun yolculuklarda hız seviyelerini düşürmelerini de tavsiye ediyor, dışarıdaki hava direncine karşı hızlanmanın daha çok benzin tüketilmesine neden olduğuna dikkat çekiyor.

Klima mı pencere mi?

İngiliz otomotiv şirketi AA’ya göre araçlarda klima açmak benzin tüketimini yüzde 10 oranında artırıyor. Klima ilk açıldığında aracın içindeki ısıyı düşürmek için çok yoğun çalışıyor ve böylece daha çok benzin harcanıyor.

Diğer taraftan pencereyi açınca dışarıdan gelen hava aracı yavaşlatıyor, hız seviyesini sabit tutmak için sürücü gaza basıyor ve motor daha yoğun çalışıyor. Böylece daha çok benzin harcanıyor.

Bu iki seçenek arasında kaldığınızda gittiğiniz hıza göre karar verebilirsiniz. Yavaş gidiyorsanız pencere açmak, 80 kilometreden hızlı gidiyorsanız ise klimayı kullanmak daha tasarruflu olabilir.

Boş viteste gitmek iyi fikir mi?

Araçlarda boş viteste gitmenin daha az benzin tüketimine neden olduğu söyleniyor. Ancak otomobil güvenliği alanında çalışanlar bunun doğru olmadığını, üstelik boş viteste gitmenin tehlikeli olduğunu söylüyor. Boş viteste aracı kontrol etmenin zorlaştığı belirtiliyor.

AA, yeni üretilen araçların büyük çoğunluğunda artık elektrikli bir mekanizma olduğunu, sürücü ayağını gazdan çekince otomatik olarak benzin kullanımının kesildiğine dikkat çekiyor ve bu yüzden boş viteste gitmenin tasarruflu olmadığını söylüyor.

Aracın seyir kontrolünde kullanılması tasarruf sağlar mı?

Seyir kontrolü, sürücünün aracın içinde kalacağı hızı ayarlamasına ve gaz pedalına basmadan seyahat etmesine olanak sağlıyor.

Sürücüler devamlı gaz ve fren pedallarına basmadan, seyir kontrolünde araç kullanmanın daha tasarruflu olduğunu düşünüyor.

Ancak otomobil uzmanlarına göre bu yalnızca uzun ve eğimi az olan otoyollarda geçerli ve seyir kontrolü sistemi yokuşlu yollarda yavaşladığı için benzin tüketimi artıyor.

Buna örnek olarak seyir kontrolüyle yokuş aşağı gitmek örnek gösteriliyor. Bu durumda araç, önünde ne olduğunu göremediği için olması gerektiğinden daha yavaş gidiyor ve daha çok benzin harcıyor.

Lastiklerinizi yeterince şişirmezseniz ne olur?

Yeterince şişirilmemiş lastikler de aracın daha fazla benzin tüketmesine neden oluyor. Sürücülerin özellikle uzun yolculuklardan önce lastiklerini kontrol etmesi tavsiye ediliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın