Şehir Hastanelerinin Bütçesi Sağlık Bakanlığı’na Geçti

AK Parti’nin sene başında belirlenen bütçeyi yıl ortası gelmeden bitirmesinin ardından ek bütçe teklifi de Meclis’te kabul edilirken, şehir hastanelerine ayrılan bütçe de Sağlık Bakanlığı’na ayrılan bütçeyi geçti. CHP’li Fikret Şahin, “6 ayda hastanelerin kira ve hizmet bedeli yaklaşık 11 milyar 900 milyon TL arttı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edilen ek bütçe üzerinden şehir hastaneleri müteahhitlerine büyük ayrıcalık sağlandığını söyledi.

Bu bütçeyle hastanelerin kira ve hizmet bedellerinde yüzde 20’ye yakın bir artış yapıldığını söyleyen Şahin, “Şehir hastanelerinin kira bedellerinin döviz cinsinden yapılmış olması her geçen gün vatandaşın sırtına fazladan maliyet yüklüyor. 2022 Sağlık Bakanlığı bütçesinde tüm sağlık yatırımlarına 29 milyar lira ayrılmışken, şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedellerine 21,5 milyar lira ayrılmıştı. Bugünün döviz kuruyla bu hastanelerin kira ve hizmet bedelleri 33 milyar 769 milyon liraya kadar yükselmiş durumda. Yani 6 ayda söz konusu hastanelerin kira ve hizmet bedeli toplamında yaklaşık 11 milyar 900 milyon TL’lik bir artış yaşandı” ifadelerini kullandı.

‘Müteahhitlere daha fazla para ayrıldı’

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre 13 şehir hastanesinin müteahhidine tüm sağlık yatırımlarından daha fazla miktar para ayrıldığını vurgulayan Şahin, “Ek bütçede de şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedellerinde 4,2 milyar liralık, sağlık tesisleri yapım gideri olarak da 3,9 milyar liralık bütçe ayrıldı. Böylece 13 şehir hastanesinin kira ve hizmet giderleri, Sağlık Bakanlığı’nın tüm sağlık yatırımlarına ayırdığı bütçeden daha fazla hale geldi” dedi.

Şahin, “Bu ek bütçe soygunun boyutunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Şehir hastanelerinin devlet hastanelerinde ucuza mal olduğu iddiası, ek bütçenin henüz 6 ay geçmeden Meclis’e gelmesiyle birlikte çürümüş, bu projelerin tamamıyla rant amacıyla yapıldığını bir kez daha kanıtlamıştır. Ek bütçeden de şehir hastanesi patronlarına büyük imtiyazlar çıkmış, vatandaş bir kez daha kenara itilmiştir” tepkisini gösterdi.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Açıklaması

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan 6’lı masadaki liderler buluşmasından bir gün önce Kocaeli’nin Gebze ilçesindeydi. İlk mitingi Gaziantep’te düzenleyen Ali Babacan ikinci mitingini de Gebze’de yaptı.

Miting sonrasında gazetecilerle sohbet toplantısında bir araya gelen Babacan 6’lı masadaki görüşmeye ilişkin merak edilen soruları yanıtladı. Habertürk’ten Sibel Erdem’in haberine göre; Babacan’ın açıklamalarından satır başları:

“İşleri çok zor. Sorunları çözecek kapasiteleri yok. Elle tutulur bir sağlık vardı. O da kötüye gitti. Kasımda seçim yüksek ihtimal değil ama olmaz diyemiyorum. Ekonomi düzelmeyecek, yönetilemeyen bir ülke haline geldi. Mayıs-Haziran, Kasım’dan daha kötü olacak. Fırsat penceresi görürlerse “Altı ay kaybederiz ama beş yıl kazanırız” diyebilirler.

Cumhurbaşkanı adaylığı, 6’lı masada gündem konusu değil. İsimler üzerinden bir tartışma yok. Kriterleri belirledik ve açıkladık. Spesifik isimler üzerinden hiçbir isim masaya gelmedi. İki ay önceki toplantıda çıktı bu kriterler. Kasım’da olursa seçim, kararının zaten Eylül’de alınması lazım. Orada da süreç çok hızlı işletilir. Toplumda sıhhatli bir tartışma devam ediyor. Her ay kamuoyu yoklamaları yapılıyor. Araştırma şirketleri soruyor o mu olsun bu mu olsun. Erdoğan’ın karşısına çıkarsa kim ne oy alır. Toplumda sıhhatli bir tartışma sürüyor açıkçası.

Şu anda konuşulan, anketlerde yer alan 4 ismin dışında başka isimler de görüyorum. Önümüz bayram aile ziyaretlerinde oralarda da konuşulacaktır. Bunlar iyi şeyler dolayısıyla toplumda adı geçen kişilerle ilgili yavaş yavaş kanaatler oluşuyor. Kanaatler değişebiliyor. Bir sene önce adı geçenlerde ilgili kanaatler hangi noktadaydı bugün hangi noktada. Bir senede belli değişiklikler oldu.

Bakacağız göreceğiz, bizim hedefimiz altı parti ortak aday göstereceğiz. İlk turda açık ara seçim kazanması lazım. Açık farkla olmalı ki kimse itiraz edemesin. İdeal bu ama baktık olmadı. Her şeyin sonu değil, 2018’de de her parti kendi adayını çıkardı, yine de partiler ittifak halinde seçime gitti. Ama bizim şu anda ana planımız, A planımız altı partinin ortak bir aday üzerinde uzlaşmasıdır. A planı bu olmalı ama olmazsa da her şeyin sonu değil. Bunun süreci daha hızlı ve sıhhatli işleteceğini düşünüyoruz.

Geçiş sürecinde ülke nasıl yönetilecek, biz diyoruz ki geçiş sürecinde ülke defacto parlamenter sistemle yönetilsin. Altı partinin ortak adayı ben yetkiyi aldım, kimse bana karışmasın sonuna kadar kullanırım anayasal yetkilerimi demesin. Altı partinin farklı farklı konulardaki düşüncelerini yok saymaması lazım. Bu partilerin ne dediğini hangi konularda iradesinin ne yönde olduğunu dikkate alsın dolayısıyla, geçiş sürecinin yol haritasının çok kıymetli olacağını düşünüyoruz. Kendi iç çalışmamızı oldukça ilerlettik. Sadece parlamenter sistem değil, parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritasında mutabakat sağlanmasını da önemli buluyoruz.

Madem altı parti parlamenter sistem istiyor, parlamenter sistemin ruhunu hemen yaşatalım, anayasa değişikliğini beklemeyelim. Bizim tercihimiz en kısa sürede parlamenter sisteme geçmek. Ama seçilen cumhurbaşkanının ve parlamentonun da beş yıllık görev süresini tamamlaması. Beş yıl komple bir paketi sunalım. Vatandaş da bir daha mı seçim demesin, kafası karışmasın.

Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışması

Hukukçuların kahir ekseriyeti cumhurbaşkanının ikinci dönem görev yaptığını söylüyor. Azınlıktaki hukukçular ise sistemin değiştiğini ve yeni sisteme göre bir daha aday olabileceğini söylüyor. Ama biz istiyoruz ki görev süreniz doldu ifadesini halk söylerse daha iyi olur. Sağlıklı olan bu.

Olumsuzluk ihtimaliyle masaya oturmak doğru değil, sıkıntılar olabilir bu yolculukta ama bunun kaygısıyla yolculuk olmaz. Niyet önemli. Her şey üzerine mutabık kalınmadıkça, hiçbir şey üzerinde mutabık kalınmamıştır kuralını ilk toplantıda konuştuk.

Babacan’ın adaylıkla ilgili sorulara yanıtları da şöyle oldu:

Aday konusunda bir metodolojiniz var mı?

Metodoloji, ortak anket falan konuşmadık. Her parti kendi çalışmasını yapar diye düşünüyorum.

Altılı masadan birisi mi aday olmalı, dışarıdan birisi mi olmalı?

Hangisi hayırlısı ise o olsun.

Önerilen isme 6 liderden 4’ü evet 2’si hayır derse ne olacak?

Altılı masada her şey mutabakatla, konsensüsle gidiyor. Oylama falan olmadı. Tek bir parti tek bir kelimeyi kabul etmiyorsa o açıklamayı girmiyor mesela. Altı partinin evet demesi… 4 parti evet dedi, 2 parti hayır dedi o öyle işlemez zaten. İşin ruhunda zaten mutabakat var. Bundan sonra da hedef mutabakat.

Paylaşın

Bitcoin, 12 Yılın En Kötü Ayını Geçirdi

Kripto para piyasalarındaki deprem hız kesmeden devam ediyor. Bitcoin, haziran ayında yaklaşık yüzde 38 oranında gerileme kaydederek 12 yılın en kötü ayını geçirdi. En büyük ikinci kripto para birimi Ethereum da ayı yaklaşık yüzde 47 düşüşle kapattı.

Coin Gecko verilerine göre 1 Haziran’da 31 bin doların üzerinde işlem gören kripto para birimi, 17 bin 700 dolara kadar düştü, ardından toparlanıp ayı 19 bin 209 dolarda bitirdi.

Kasım 2021’de tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 68 bin 990 dolara ulaşan Bitcoin, böylelikle söz konusu tarihten bu yana yüzde 72 değer kaybetmiş oldu.

CNBC’ye göre, 2010’da borsalarda ilk kez kullanıma sunulduğundan bu yana kripto para birimi için en kötü ay bu haziran oldu.

Piyasa değerine göre dünyanın en büyük ikinci kripto para birimi Ethereum da ayı yaklaşık yüzde 47 düşüşle kapattı. Kripto para biriminin değeri yaklaşık bin dolara kadar geriledi.

Kriptodaki çöküşün nedeni ne?

Analistlere göre piyasalardaki çöküş, kısmen ABD’deki enflasyon ve faiz artırımları sebebiyle yatırımcıların riskli gördüğü kripto varlıkları satması ve daha güvenli görülen başka hisselere yatırım yapmasından kaynaklanıyor.

Çöküşün bir diğer nedeni de stablecoin UST’nin dolara sabitliğini ve istikrarını korumasında rol oynayan ekosistemin yönetişim token’ı LUNA’nın çöküşü oldu.

Stablecoin, itibari para birimi veya altın gibi bir rezerv varlığa sabitlenmiş bir kripto para birimlerine deniyor. Stablecoin’ler istikrar ve güvenilirliği sayesinde, kripto piyasasına girmek ve çıkmak için güvenli bir liman sunuyor.

Dolayısıyla dolara endeksli bu coinlerin her zaman 1 dolar civarında bir değere sahip olması hedefleniyor. Ancak UST talep düşüşü nedeniyle 1 dolarda tutunamadı. Para birimi, kripto piyasasındaki oynaklık hafta sonu sürerken dolardan ayrıldı.

UST’nin merkez bankası sayılabilecek Luna Foundation Guard veya Türkiye’de bilinen ismiyle Luna Vakfı’nın bu tip durumlar için satmaya hazır tuttuğu Bitcoin rezervleri var. Son aylarda bu rezervlerin olası bir çöküşte ne kadar yeterli olup olmadığı tartışma konusu haline gelmişti.

Luna Vakfı’nın sabit değeri yeniden yakalamak için 1 milyar dolar değerinde Bitcoin sattığı ve bunun da çöküşü tetiklediği düşünülüyor.

Zira mayıs ayında UST ve LUNA’nın toplamda 60 milyar dolarlık bir zarara yol açtığı tahmin ediliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsmi Açıklanmayan Dernek Ve Vakıflara Milyonlar Aktı

Pandemi nedeniyle toplumun büyük bir kesiminin gelirini kaybetmesi sonrasında, bankalar aracılığı ile kredi dağıtarak halkı borçlandıran Saray yönetimi, buna karşılık ismini açıklamadığı dernek ve vakıflara 865 milyon TL aktardı. Bu tutarın 769 milyon 830 bin TL’si cari transfer kaleminden yapılırken 96 milyon TL’si ise “sermaye transferi” adı altında aktarıldı.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2021 Yılı Genel Faaliyet Raporu, iktidarın harcama tercihlerini halktan yana kullanmadığını bir kez daha ortaya koydu.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; geçen yıl, Kültür ve Turizm Bakanlığı, cari transfer adı altında dernek ve vakıflara tam 292 milyon 311 bin TL aktardı. Sağlık Bakanlığı 170 milyon 138 bin TL, Gençlik ve Spor Bakanlığı 136 milyon 760 bin TL, Diyanet 95 milyon 578 bin TL, İçişleri Bakanlığı 42 milyon TL, Milli Eğitim Bakanlığı 7 milyon 491 bin TL, Dışişleri Bakanlığı ise 7 milyon 106 bin TL aktardı. Milli Savunma Bakanlığı 824 bin TL, TBMM 400 bin TL, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 167 bin TL, Adalet Bakanlığı ise 21 bin TL’yi dernek ve vakıflara yardım yaptı. Özel bütçe kapsamındaki idarelerin aktardığı tutar ise toplam 16 milyon 826 bin TL oldu. Dernek ve vakıflara, yardım amacıyla yapılan sermaye transferi toplamı ise 96 milyon TL oldu. 2020 yılında aktarılan 1 milyar 97 milyon 513 bin TL ile birlikte, vakıf ve derneklere son iki yılda aktarılan tutar, 1 milyar 962 milyon 513 bin TL’ye ulaştı.

Faaliyet Raporu’nda genel kamu hizmetlerine ilişkin istatistiki bilgilere de yer verildi. Buna göre, 2020 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kur’an kursu hizmeti verilen vatandaş sayısı 1 milyon 420 bin 909 olurken 2021 yılında bu sayı, 3 milyon 824 bin 448’e yükseldi. Ayrıca, yine Diyanet İşleri Başkanlığı’nca 2020 yılında “Halkı aydınlatmak için” düzenlenen konferans, şura, panel sayısı 14 bin 147 olurken, 2021 yılında bu sayı iki katına yakın artarak 28 bin 5 olarak kayıtlara geçti.

Erdoğan pembe bir tablo çizdi

2021 Yılı Genel Faaliyet Raporu hakkında bir yazı kaleme alan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ekonomik ve siyasi sorunlara değinmezken Türkiye’nin küresel ekonomideki etkinliğin arttığından bahsetti.

“Ülkemizin son 20 yılda kaydettiği mesafe dikkate alındığında, 2002-2020 yılları arasında Türkiye yıllık ortalama yüzde 5,2 gibi önemli bir büyüme oranı yakalamıştır. Yatırımın, üretimin ve ticaretin yükselen merkezlerinden biri olan ülkemizin 2002 yılında 238 milyar dolar olan milli geliri döviz kurundaki spekülatif dalgalanmalara rağmen üç kat artışla 2021 yılında 803 milyar dolara yükselmiştir” diyen Erdoğan, yazısında ayrıca, “Satın alma gücü paritesine göre ülkemiz 2021 yılında dünyada 11’inci sıraya çıkmayı başarmıştır. 2002 yılında 36 milyar dolar seviyesindeki ihracatımız ise 2021 yılında rekor kırarak 225 milyar doları geçmiştir. Yine bu dönemde küresel ihracattan aldığımız pay ilk kez yüzde 1 oranını aşmıştır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DP Lideri Gültekin Uysal’dan ‘Aday’ Tarifi

DP Lideri Gültekin Uysal, 6’lı masanın Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili olarak, ‘sembolik aday, siyasetin dışında bir aday, iddiasız bir aday’ şeklinde bir gündemlerinin olmadığını belirterek, “Birincil iddiası olan, icracı olacak bir aday profilidir. Ama bunu söylerken de çok net bir gerçeklik var ki, o da başarıyı elde etmektir” dedi.

Demokrat Parti (DP)  Genel Başkanı Gültekin Uysal, Antalya Dostlar Meclisi’nin konuğu oldu. Partisinin il kongresi için geldiği Antalya’da DP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, parti üst düzey yöneticileri ve Muratpaşa Belediye Başkanı CHP’li Ümit Uysal’ın katıldığı Antalya Dostlar Meclisi’nin toplantısında Gültekin Uysal, ülke gündemi, 6’lı masa ve adaylık konularına ilişkin konuştu.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için, ‘Aday olursa destekleriz’ yönündeki açıklamaları sorulan Gültekin Uysal, şöyle konuştu:

“Bir temel prensibi, hem Kemal Bey, hem Ali Bey, hem diğer genel başkanlar ifade etti. Heyetin içerisinde siyasetin farklı sorumluluk sahalarında bulunmuş çokça insanımız, dostumuz var sizlerin arasında, gayet iyi bilirler ki birtakım kararların tabii, doğal bir zamanlaması vardır. Ne öncesi ne sonrası olmaz. O doğal zamanlamayla son bir ayda, bir haftada veya son bir günde vereceğimiz kararları bugünden veremezsiniz. Aday belirleme süreçleri de dahil. Bu noktada bir prensip kararı ifade edildi.

İsimleri tartışmaya açtığınızda, çok kolay yönetebileceğiniz süreçler değildir haklı olarak ama her siyasi parti kendi cephesinde bir değerlendirme yapıyor. Bu değerlendirmeyi yaparken de ülkenin siyasi şartlarının önümüze koyduğu kısıtlar, parametreler, ölçüler var. Onların çerçevesinde değerlendirmek mecburiyetindeyiz.”

‘İddiasız bir aday, böyle bir gündemi olamaz’

İki düzlemde bir rekabet olduğunu dile getiren Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir siyasal karakterin çok daha fazla ön plana çıktığı, siyasal kimliğin, kişiliğin ön plana çıktığı cumhurbaşkanlığı rekabeti. Aynı zamanda da partilerin hem ittifak içi hem ittifak dışı bir genel seçim rekabeti iç içe geçmiş birbirini etkileyen süreçler bunlar aynı zamanda.

Bunları atbaşı, eşgüdüm içerisinde, senkronize şekilde yürütebilmek çok kolay değil takdir ederseniz. Ama mesuliyetimiz bunları yürütmek. Bu açıdan bakınca Türkiye’nin bir ‘sembolik aday, siyasetin dışında bir aday, iddiasız bir aday’ böyle bir gündemi olamaz, ki yakınlarda Sayın Kılıçdaroğlu da bunu ifade etti.

Çünkü önümüzde bir yanda dış politikadan ekonomiye çok sıcak kriz başlıklarımız var.”

DP lideri Uysal, sadece bir iktidar değişimi değil, iktidar değişimiyle birlikte bir kurucu akılla Türkiye Cumhuriyeti devletini belki yeniden kuruyormuşçasına kodlayacak bir siyasal süreci yönetecek bir liderliğe Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu kaydetti. Gültekin Uysal, çıkartılacak adayla ilgili şunları söyledi:

“Özellikle de 20 yıllık bir tek başına iktidar döneminin akabinde yolsuzluklardan, yaşanan hukuksuzluklara, usulsüzlüklere, Türkiye’nin yaşadığı pek çok travmatik dönem var ki, bugünden seçim gününe kadar da Türkiye’nin bu manada hangi olumsuzlukları yaşayabileceği hakkında hepimizin bir öngörüsü ve değerlendirmesi var.

Bunları da üzerine koymakta fayda var. O açıdan biz de ifade ediyoruz, birincil iddiası olan, icracı olacak bir aday profilidir. Ama bunu söylerken de çok net bir gerçeklik var ki, o da başarıyı elde etmektir. Hem seçim öncesi hem seçim sonrası bu iki süreci ortak bir paydada bir algoritmayla değerlendirerek pek çok cephesinden bir tercih yapmaktır. En azami sonucu hem TBMM temsiliyetinde hem cumhurbaşkanlığı seçiminde nasıl üretiriz, aslında herkesin vatandaşların, siyasi partilerin, siyasi parti genel başkanlarının üzerinde durduğu mesele o.”

Paylaşın

Cemal Kaşıkçı Kararının Perde Arkası Ortaya Çıktı

Suudi Arabistan’ın daha önce Cemal Kaşıkçı davasının kendilerine devredilmesi talebinde bulunması sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, devirle birlikte “yargılamayı durdurma” kararı almıştı.

İstanbul 11. Ağır Ceza mahkemesi aynı zamanda Suudi Arabistan’dan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamaya devam edecekti.

Suudi Arabistan adli makamları, yaşanan ilk gelişmelerin ardından bu kez de davanın düşürülmesi amacıyla girişimde bulundu. Suudi Arabistan’ın 31 Mayıs 2022 tarihli talebinin Ankara’ya ulaşmasıyla dosyayla ilgili yeni süreç başlatıldı.

Türkiye ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin askıya alınmasına neden olan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesiyle ilgili yargılama sürecinde yeni bir gelişme daha yaşandı.

T24’ten Tolga Şardan’ın ulaştığı belge ve bilgilere göre, Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesi olayına ait yargılamanın kapatılması anlamına gelen “davanın düşürülmesi” işleminde talebin Suudi Arabistan tarafından yapıldığı ortaya çıktı.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen dava dosyasına giren yazışmalara göre, Suudi Arabistan Krallığı Başsavcısı Suud Bin Abdullah Almucib imzasıyla 31 Mayıs 2022 tarihli Ankara’ya özel yazı gönderildi.

Yazıda, Türkiye’nin 7 Nisan 2022 günlü davanın devredilmesi kararı sonrasında yapılan işlemlerin yerel makamlarca incelendiği ifade edildi. Sürecin hukuki esasının “Uluslararası Nezaket İlkesi” olarak belirtildiği yazıda, dosyanın devredilmesi sonrasında İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bilgi talebine yanıt verildiği aktarıldı.

Bilindiği gibi, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesi kararını alırken, “yargılamanın durdurulması ve Suudi Arabistan’dan yanıt beklenmesi” kararını vermişti.

İstanbul mahkemesinin bu kararıyla Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı’ndan gelecek yanıta göre gerekirse yargılamanın devam etmesi süreci yaşanacaktı.

Böylelikle Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, dosyanın düşürülmesini talep ettiği yeni yazısıyla aynı zamanda İstanbul’daki mahkemenin beklediği yanıtı da göndermiş oldu. Dosya, Türkiye’de tamamen kapatılmış oldu.

Riyad’dan ‘davayı düşürün yazısı

Yazıda, “Taleplere Yönelik Yanıt” başlıklı bölümde Türkiye’deki davanın düşürülmesi isteği yer aldı.

Başsavcı Almucib’in yazısında şöyle denildi:

“Suudi Arabistan Başsavcılığı, Suudi vatandaşı Cemal Bin Ahmet Kaşıkçı’nın öldürülmesi olayı ile ilgili İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 190/2022 sayılı kararını ve ekinde davaya ilişkin 26 sanık hakkında Türk makamlarının elinde bulunan dosyayı incelemiştir.

Türk adli makamlarından intikal eden davaya ilişkin dosyada yer alan hususların değerlendirilmesinin ve sanıklar hakkında yapılan soruşturmaların ve verilen hükümlerin incelenmesinin ardından dosyanın yetkili mahkemeye sevki yapılmıştır. Bu bağlamda mahkeme, 411195570 sayılı ve 30.05.2022 tarihli kararını vermiştir.

Suudi Arabistan Krallığı Başsavcılığı, bahsi geçen karara istinaden ve belirtilen gerekçelerden yola çıkarak, ‘kardeş Türk adli makamlarından davanın nihai olarak düşürülmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını’ ve kararın / neticenin tarafımıza bildirilmesini talep eder.”

Riyad’dan gelen teklif yazısı, aynı gün “Çok Acele” kaydıyla Dışişleri Bakanlığı’nca “gereği yapılması” amacıyla Adalet Bakanlığı’na gönderildi.

Adalet Bakanlığı ise, gelen yazıyı inceledikten sonra 15 Haziran günü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yolladı. İstanbul Adliyesi’ne gelen yazı sonrasında, Kaşıkçı davasına bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı düşürme kararı aldı.

Davanın düşürülmesiyle, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Ankara’ya gelişinin aynı güne rastlaması tartışmalara neden olmuştu.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri: Hukuk Yıldırma Aracı Olarak Kullanılıyor

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak üzere yıllardır mücadelelerini sürdüren Cumartesi Anneleri 901. hafta açıklamasında, geçen hafta yaşananları da hatırlatarak demokratik kamuoyuna çağrıda bulundu.

700. haftadan itibaren kendilerine yasaklanan Galatasaray Meydanı’na 900. hafta nedeniyle geçen hafta yeniden çıkmak isteyen Cumartesi Anneleri’ne polis saldırısı düzenlenmiş ve birçok kişi gözaltına alınmıştı. Söz konusu saldırıların ardından ise suç duyurusunda bulunulmuş ve mücadele kararlılığı dile getirilmişti.

Sosyal medyadan yapılan 901. hafta açıklamasında, “Gözaltında kaybetmelerin tarihini Galatasaray’da yazdık” denilirken, devlet eliyle barışçıl toplanma hakkının 4 yıldır engellendiği vurgulandı.

“Hukuk bize karşı bir yıldırma aracı olarak kullanılıyor. Anayasa yok sayılarak temel hak ve özgürlüklerimizi kullanmamız engelleniyor. Yaşanan keyfiyet karşısında, hukuk fakültelerinden, bu fakültelerin insan hakları merkezlerinden, anayasa kürsülerinden ses çıkmıyor. Haklarımıza işlerlik kazandırmakla görevli barolardan, hep yanımızda olan istisnalar dışında ses çıkmıyor. Baroların üst yapılanması Türkiye Barolar Birliği’nden ses çıkmıyor” ifadelerine yer verilen açıklamada, “Yurttaşlık alanının ağır bir tahdit altında olduğu bir ülkede hukuk güvenliğinden bahsedilemez” denildi.

İktidarın baskılarına karşı mücadeleye devam edileceği vurgusu yapılan açıklamada, “901. haftamızda demokratik, özgür, eşitlikçi ve adil bir Türkiye talep eden herkesi Cumartesi Anneleri nezdinde barışçıl toplanma hakkını savunmaya davet ediyoruz. Başta barolar olmak üzere, hukuk örgütlenmelerini göreve çağırıyoruz. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ihlallerin önlenmesi amacıyla faaliyet yürüttüğü iddia edilen ulusal koruma mekanizmalarını göreve çağırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Cumartesi Anneleri, “Devlet şiddetinin bir yönetme biçimi olmaktan çıktığı bir Türkiye istiyoruz. Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açığa çıkartılacağı, fail ve sorumlulardan adil bir yargı önünde hesap sorulacağı, gözaltında kaybetmelerin bir daha asla yaşanmayacağı demokratik bir Türkiye istiyoruz” sözleriyle taleplerini dile getirdi.

901. hafta açıklaması

“901 haftadır tüm baskı ve engellemelere karşı hakikat ve adalet talebimizde ısrar ediyoruz” sözleriyle yapılan basın açıklamasının tamamı şöyle:

“Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen insanlarımız için sürdürdüğümüz hakikat ve adalet arayışımızın 901. haftasındayız.

İnsanlar görüşlerini ifade etmek için düzenledikleri toplanma ve gösterilerde mekân yerini ve zamanını serbestçe seçme hakkına sahiptir. Çünkü mekân seçimi, toplantı ve gösteri hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Biz, gözaltında kaybedilenlerin aileleri ve gözaltında kaybetmelere dikkat çeken insan hakları savunucuları olarak ‘Kayıplarımız nerede?’ diye sormak için Galatasaray’ı seçtik. 699 hafta boyunca oturduğumuz Galatasaray’ı kayıplar mücadelemizin bir parçasına dönüştürdük. Gözaltında kaybetmelerin tarihini Galatasaray’da yazdık.

Bu yüzden hak karşıtı, özgürlük karşıtı iktidarların düşmanca tavırları ile karşı karşıya kaldık. Şiddet ve baskı politikaları ile bizi susturmak, mücadelemizi sekteye uğratmak istediler. Ama biz her seferinde sözümüzü söylemenin bir yolunu bulduk.

Devletin barışçıl toplantıları kolaylaştırma ve koruma yükümlülüğü olmasına rağmen Beyoğlu Kaymakamlığı’nın anayasayı yok sayan, keyfi kararları ile Galatasaray’a çıkışımız yasaklanıyor. İdare, kendisini bağlayan yasalara karşı hile yaparak 4 yıldır barışçıl toplanma hakkımızı engelliyor.

Hukuk bize karşı bir yıldırma aracı olarak kullanılıyor. Anayasa yok sayılarak temel hak ve özgürlüklerimizi kullanmamız engelleniyor. Yaşanan keyfiyet karşısında, hukuk fakültelerinden, bu fakültelerin insan hakları merkezlerinden, anayasa kürsülerinden ses çıkmıyor. Haklarımıza işlerlik kazandırmakla görevli barolardan, hep yanımızda olan istisnalar dışında ses çıkmıyor. Baroların üst yapılanması Türkiye Barolar Birliği’nden ses çıkmıyor.

Unutmayalım ki barışçıl toplanma hakkı demokrasilerin ölçüsüdür. Bu hakkın engellendiği yerde hukuktan, demokrasiden söz edilemez. Yurttaşlık alanının ağır bir tahdit altında olduğu bir ülkede hukuk güvenliğinden bahsedilemez.

Biz iktidarın tüm engellemelerine karşı sözümüzü söylemeye, meşru taleplerimizde ısrar etmeye devam edeceğiz. Bunu yalnız gözaltında kaybedilen sevdiklerimize karşı duyduğumuz sorumluluğun ifadesi olarak değil, ülkemize karşı sorumluluğumuzun bir parçası olarak da yapacağız.

901. haftamızda demokratik, özgür, eşitlikçi ve adil bir Türkiye talep eden herkesi Cumartesi Anneleri nezdinde barışçıl toplanma hakkını savunmaya davet ediyoruz. Başta barolar olmak üzere, hukuk örgütlenmelerini göreve çağırıyoruz.

İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi, ihlallerin önlenmesi amacıyla faaliyet yürüttüğü iddia edilen ulusal koruma mekanizmalarını göreve çağırıyoruz.

Talebimiz açık ve net: Devlet şiddetinin bir yönetme biçimi olmaktan çıktığı bir Türkiye istiyoruz. Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açığa çıkartılacağı, fail ve sorumlulardan adil bir yargı önünde hesap sorulacağı, gözaltında kaybetmelerin bir daha asla yaşanmayacağı demokratik bir Türkiye istiyoruz.

Kaç yıl geçerse geçsin kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 202 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Liderlerden Sivas Katliamı Mesajları: Unutmayacağız

Bundan tam 29 yıl önce; 2 Temmuz 1993’te 33 aydın ve sanatçı Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında gittikleri Sivas’ta gericiler tarafından bulundukları Madımak Oteli’nde yakılarak katledilmişti.

Haber Merkezi / 2 otel görevlisinin de yaşamını yitirdiği katliamın yıldönümünde siyasi parti liderleri sosyal medya hesaplarından anma mesajları yayınladı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, mesajında, “Acısını ilk günkü gibi yüreğimizde hissettiğimiz, Sivas Katliamında yitirdiğimiz canlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Aynı acıların bu topraklarda bir daha yaşanmaması için; sevgi tohumlarını ekip, birlik ve beraberliği sağlamak onlara olan borcumuzdur.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Meral Akşener: 29 yıl önce Madımak Oteli’nde, yüreğimize düşen ateşin acısı hâlâ içimizde… Hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: Sivas Katliamı’nın derin yarası yine sızlıyor çünkü aradan geçen bunca yıla rağmen hakiki bir yüzleşme olmadı. Bunu sağlama ve aynı acıların bir daha asla yaşanmaması için mücadele etme sözümüzü yineliyor, yaşamını yitirenlerin anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan: Madımak Katliamı’nda aramızdan koparılan 35 canımızı saygıyla ve rahmetle anıyorum. Devirleri daim olsun. Hem geçmişle yüzleşerek adaletin ve hakikatin izcileri olmak hem de yarınları saygı ve eşit vatandaşlık temelinde kurmak zorundayız. Bunu başaracağız.

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu: Madımak katliamında hayatını kaybeden canlarımızı rahmetle anıyorum. Birliğimize, kardeşliğimize kasteden tüm katliamları lanetliyorum.

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu, partisinin mesajını retweetledi; Bugün hepimizin ortak acısı Madımak’ta yaşanan vahşetin 29. yılı! Acımızı unutmamak ve yaralarımızı kardeşlik, birlik ve beraberlikle sarmak temennisiyle hayatını kaybeden 35 vatandaşımızı rahmetle anıyoruz.

 

Paylaşın

Altılı Masa, Akşener’in Ev Sahipliğinde Toplanıyor: Söylem Birliği Belirlenecek

Altı muhalefet masası, yarın İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde toplanacak. Aday açıklanması beklenmezken Erdoğan’ın ‘üçüncü kez adaylığı’ tartışmasında ‘söylem birliği’ belirlenecek.

Muhalefet partilerinin bir araya gelmesiyle kurulan altılı masa yarın altıncı kez bir araya gelecek.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu; İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde buluşacak.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre; “Üçüncü Mustafa Kemal Zirvesi” adı verilen toplantıda liderler, önceki beş buluşmadan farklı olarak saat 14.00’te, öğle yemeğinde bir araya gelecek. Bu değişikliğin, ‘toplantıların uzun sürmesi ve bildiri yayımının geç saate kalması’ nedeniyle yapıldığı öğrenildi.

Toplantıda liderlerin, Erdoğan’ın açıkladığı ‘üçüncü kez adaylığı’ ve bunun ardından kamuoyunda başlayan ‘aday olup olamayacağı tartışmalarını’ değerlendirmesi bekleniyor. Liderlerin bu konuda görüş alışverişinde bulunacağı ve bir “söylem birliği oluşturacağı” dile getiriliyor.

Aday gündemi gelecek ay

Edinilen bilgiye göre, iktidar kanadından 6’lı masaya yönelen ‘adayınızı açıklayın baskısına karşı nasıl bir tavır alınacağına’ da üçüncü Mustafa Kemal Zirvesi’nde karar verilecek. Toplantının ardından liderler bir aday açıklamayacak, aday belirleme süreci ağustos ayında Saadet Partisi’nde yapılacak zirvenin gündeminde olacak.

Paylaşın

Sivas Katliamı’nda Yaşamını Yitirenler Anıldı

Bugün 2 Temmuz 2022… Bundan tam 29 yıl önce; 2 Temmuz 1993’te 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel görevlisi, Sivas’ta bulundukları Madımak Oteli’nde gericiler tarafından yakılarak katledildi.  Türkiye tarihine kara leke olarak geçen katliam öncesi 33 aydın ve sanatçı, Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında Sivas’a gitmişti. 

Etkinlikler öncesi gerici-şeriatçı güruhlar ise kentte bildiriler dağıtıp katliam çağrısında bulunuyordu. 2 Temmuz 1993 günü; çoğunluğu Alevi ve devrimci olan 51 kişilik grup, şeriatçıların katliam çağrılarının ardından Madımak Oteli’nde saldırıya uğradı. Grupta Aziz Nesin, Metin Altıok, Hasret Gültekin, Asım Bezirci ve Nesimi Çimen gibi tanınmış isimler de vardı…

“Laik düzen yıkılacak”, “Yaşasın şeriat” sloganları eşliğinde otele yönelen saldırganlar, güvenlik güçlerinin gözleri önünde katliamı gerçekleştirdi. Gerici grup, Madımak Oteli’ni “tekbir getirerek” ateşe verdi. Çıkarılan yangında 33 aydın ve sanatçı ile 2 otel görevlisi, dumandan boğularak ve yanarak yaşamını yitirdi.

Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenler: Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Gülender Akça, Metin Altıok, Ahmet Alan, Mehmet Atay, Sehergül Ateş, Behçet Aysan, Erdal Ayrancı, Asım Bezirci, Belkıs Çakır, Serpil Canik, Muammer Çiçek, Nesimi Çimen, Carina Cuanna, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Murat Gündüz, Gülsüm Karababa, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Koray Kaya, Menekşe Kaya, Handan Metin, Sait Metin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Ahmet Öztürk, Ahmet Özyurt, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Asuman Sivri, Yasemin Sivri, Edibe Sulari İnci Türk, Kenan Yılmaz.

33 aydının Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle öldürülmesi 29’uncu yılında anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi önünde toplanan kitle, Madımak Oteli önüne yürüdü. Kortejin ön saflarında, ölenlerin fotoğrafları aileleri tarafından taşındı. Aleviler Madımak Otel’i önünde katledilenleri anarak, Madımak Oteli’nin “Utanç müzesi” olması için çağrıda bulundu.

Pirha’nın haberine göre Sivas’a giriş ve çıkışlar dün geceden itibaren polis tarafından tutulmuş durumda. Şehre girişlerde kimlik kontrolü (GBT) yapılırken, anmanın yapılacağı bölgede de çok sayıda polis bulunuyor. Madımak Oteli’nin önü ise bariyerlerle çevrilmiş durumda. Alana girmek isteyenler polis kontrolünden geçirilerek içeri alındı.

Bu yıl “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “93’ten bugüne Sivas hala yanıyor” temasıyla anmalar gerçekleştiriliyor. Otel önüne doğru yürüyüşe geçen kitle sık sık “Sivas’ı unutma, unutturma”, “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Sivas’ı Yakanlar, AKP’yi Kuranlar”, “Madımak Oteli Müze Olacak” sloganları attı.

Yürüyüşe, katliamda ölenlerin aileleri başta olmak üzere, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD), Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Emek Partisi (EMEP), Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkevleri, Devrimci 78’liler Federasyonu, Kamu Emekçileri Sendikası Federasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Ankara Dersimliler Derneği ve çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve demokrasi örgüt temsilcileri katıldı.

Karanfiller bırakıldı, semahlar dönüldü

Madımak Oteli’nin önüne gelen kalabalık karanfiller bıraktı. Otel önündeki anma katliamda hayatını kaybedenler için yapılan saygı duruşuyla başladı. Ardından deyişler eşliğinde semah dönüldü.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, tüm Alevi kurumları adına açıklama yaptı. Erçe konuşmasında şunları söyledi:

“Bu otel hala yanıyor ve ışık saçıyor. Devletin mahkemelerinin kararları bizim için yok hükmündedir. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Biz bitti demeden bitmez bu dava. Zaman aşımına asla uğrayamaz. Gerçek anlamda adalet sağlanana kadar mücadele edeceğiz. Tüm kesimler bir araya gelecek, kol kola gireceğiz ve böyle mücadele edeceğiz. Burada sadece 33 can yakılmadı. Laiklik, adalet, hukuk, demokrasi, her şey yakıldı.

2 Temmuz, bugünkü gibi tek adam rejimini getirmek için yapıldı. Bugünkü siyasi iktidarın yol yürüdükleri yaktı canlarımızı. Tarihiyle yüzleşmeyen toplumlar çürür. Bugün çürümüş durumdayız. Her türlü katliam yaşanıyor bugün. Tarihle yüzleşmezsek karanlığa boğulup kalırız. Çok acı çektik ama doğrularımızdan ve inancımızdan asla geri adım atmadık, atmayacağız. Yüz yıllardır katledildik. Bizden korkmuyorlar. Çoğalarak geleceğiz buraya. Ezilen sömürülen tüm kesimlerle birlik olacağız. Diyanet ve bakanlıklar gençlik kampı kuracakmış. Hadi oradan. Alevi kurumları varken sana ne oluyor? Onların kampına giden, alet olan düşkündür. Alevilerin talebi belli. 30 yıldır haykırıyoruz. Özgürlüğü, demokrasiyi, adaleti, biz getireceğiz. Kaç gündür anmalarımızı engellenmeye çalışıyorlar. Kahrolsun faşizm.”

Erçe’nin konuşması sırasında bir grup ülkücü, polislerin gözleri önünde kitleye küfür ve hakaretler etti.

Valilik karanfil bıraktı

Öte yandan sabah saatlerinde Vali Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Ticaret Sanayi Odası Başkanı Mustafa Eken, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Hakan Demirgil, Ticaret Borsası Başkanı Abdulkadir Hastaoğlu ile çeşitli kurum ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan heyet, Valilik binasından Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürülen eski Madımak Oteli’ne yürüdü. Heyet, bina içinde 2 Temmuz 1993’te yaşamını yitirenlerin isimlerinin yer aldığı anı köşesine karanfil bıraktı.

Burada açıklama yapan Vali Yılmaz Şimşek, “Burada hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyoruz ve onlara dualarımızı gönderiyoruz. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Baki Doğan ise, “Aradan 29 yıl geçmiş. 29 yıl önce yaşanan bu acı halen bizim yüreğimizde. Hiç sönmedi. Bu acıyı dün yaşanmış gibi hissediyoruz. Burada hayatını kaybeden tüm canlarımıza Hak’tan rahmet diliyorum ve kederli ailelerine sabırlar diliyorum” ifadelerini kullandı.

Göstericilerin ismi çıkarıldı

Bilim ve Kültür Merkezi’nde olayın ardından oluşturulan anı köşesinde, hayatını kaybeden aydın ve otel çalışanlarının yanında göstericilerden Ahmet Alan ve Hakan Türkgil’in de isminin yazılması uzun süre tepkilere neden olmuştu. Gelen tepki ve talepler doğrultusunda bu yıl bu isimlerin anı köşesinden çıkarıldığı görüldü.

Anma etkinlikleri kapsamında Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) üyeleri, eski Madımak Oteli, şimdiki Sivas Bilim ve Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. MESAM Başkanı Recep Ergül ve beraberindekiler içeride bulunan ve olaylarda hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazdığı köşeye karanfil bıraktı.

MESAM üyeleri, anma etkinlikleri kapsamında Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyüne giderek, olaylarda hayatını kaybeden sanatçı Muhlis Akarsu adına yaptırılan kültürevinin açılışını gerçekleştirecek.

Paylaşın