Bakterilerden Jet Yakıtı Üretmenin Yolu Keşfedildi

Ulaşım araçlarının büyük çoğunluğu gibi, uçaklar genellikle fosil yakıtlarla çalışır. Daha doğrusu, uçaklar jet yakıtından (göklerdeki araçlara güç veren güçlü motorlar için tasarlanmış ve petrolden elde edilen özel bir yakıt) güç alır.

Ancak son zamanlarda bir grup bilim insanı şunu sorgulamaya başladı: Ya bu uçaklara bakterilerden elde edilen bir yakıtla güç verebilseydik nasıl olurdu?

Araştırmacılar bu konuda öncülük edebilecek yeni bir araştırmayı yakın tarihli bir makaleyle yayımladı. Ekip, genellikle toprakta bulunan bakterilerle jet yakıtı oluşturmada kullanılabilecek bir molekül yarattığını, hazırladığı basın bülteninde söyledi.

Araştırma sonuçları perşembe günü Joule adlı bilimsel dergide yayımlandı.

Basın bildirisinde, söz konusu “yüksek enerjili” molekülün, yemek yedikleri sırada bakteriler tarafından doğal olarak üretildiği ve, petrol gibi fosil yakıtlara çok benzer şekilde, karbondan oluştuğu belirtildi.

Bu bilim insanları, bu moleküllerin “poliketid sentazlar” diye bilinen ve hücrelerin içindeki kimyasal reaksiyonları kontrol edebilen bir grup enzimden kaynaklandığını keşfetti. Üstelik ekip bu enzimleri kullanarak söz konusu molekülleri toplu olarak üretebildi.

Ekip, süreç sonunda ürettikleri maddenin litre başına 50 megajul enerji içerdiğini söylüyor. Buna kıyasla, benzinde litre başına yaklaşık 32 megajul var.

Ancak bu süreç, ticari jetleri ülkenin dört bir yanına gönderebilmekten henüz çok uzak. Bilhassa, bilim insanlarının bir uçağa veya uçak endüstrisine güç sağlayacak yeterli yakıtı elde etmek için üretimin ölçeğini nasıl büyüteceklerini bulması gerekiyor.

Yine de çalışmanın arkasındaki ekip, basın bildirisinde de belirttiği üzere, bu yakıtın geleneksel fosil yakıtlar kullanmadan bir rokete güç verebilecek kadar güçlü olabileceğine inanıyor.

Danimarka Teknik Üniversitesi’nden mikrobiyolog ve bu çalışmanın baş araştırmacısı Pablo Cruz – Morales, “Bu yakıtı biyolojiyle elde edebilirsek petrolle üretime devam için hiçbir mazeret kalmıyor” diyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca: Adaleti Rahat Bıraksınlar

Anayasa’ya göre mahkemelere tavsiye, telkin ve baskı yapılamayacağını, görüş ve öneride bulunulamayacağını hatırlatan Yargıtay Başkanı Akarca, “Anayasa’nın bu açık hükmü dururken buna aykırı şekilde söylem geliştiren, yerleştiren insanları bir kez daha anayasal çizgiye, hukuka uygun davranmaya davet ediyorum” dedi.

Akarca, “Mahkemelerimiz, hakimlerimiz ve savcılarımızın onurunu zedeleyecek söylemlerden herkesin kaçınması gerekir. Adaleti rahat bıraksınlar, her şey tıkır tıkır yürür, sistemi içinde yürür” ifadelerini kullandı.

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Denizli Büyükşehir Belediyesi Nihat Zeybekci Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Bölgesel İçtihat Forumu’nun açılışında konuştu.

Yargıya yönelik eleştirilere cevap veren Akarca, “Mahkemelerimiz, hakimlerimiz ve savcılarımızın onurunu zedeleyecek söylemlerden herkesin kaçınması gerekir. Adaleti rahat bıraksınlar, her şey tıkır tıkır yürür, sistemi içinde yürür” dedi.

Akarca, “insan haklarının, hukukun, hukuki güvenliğin, barışın, refahın ve özgürlüğün en önemli teminatının iyi işleyen bir yargı sistemi olduğunu” söyledi:

“İtiraz, istinaf ve temyiz sistemi var, kanun yolu var, olağanüstü itiraz kanun yolu var, yargılamanın yenilenmesi olayı var, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e başvurma imkanı var ama daha baştan itibaren mahkemeleri baskı altına alacak söylemlerden bütün toplum kesimlerinin kaçınması gerekir.”

“Ağır saldırıları kabul edemiyoruz”

Yargı ve mahkemelerin kararlarına yönelik eleştirilerin insaf ve vicdan ölçüleri içinde bilimsel yöntemlere, evrensel ilkelere ve hukuka uygun yapılması gerektiğini” vurgulayan Akarca, yargılama süreci bitmeden getirilen eleştirilere dikkati çekti:

“Yargı süreçleri devam ederken bir mahkemenin verdiği karar ister beraat, ister mahkumiyet, ister tahliye, ister tutukluluk halinin devamı… Her ne şekilde olursa olsun daha itiraz, istinaf sistemi, temyiz yolu mümkünken başından itibaren bütün yargı mensuplarına yönelik haksız ve ağır saldırı niteliğindeki görüşleri veya ifadeleri bizim kabul etmemiz mümkün değildir.”

“Savcılarımız da insandır”

Yargı süreçleri bitmeden, kesinleşmeden bir kararın eleştirilmesi gerçekten doğru değil, mahkemelere tavsiye ve telkin niteliğini taşımaktadır ve bundan sonraki süreç de zehirlenmektedir. Sonuçta hakim ve cumhuriyet savcılarımız da insandır. Onlar da kamuoyunda oluşan havadan etkilenebilirler. O zaman adaletin gerçekleşmesi ve tecelli etmesi gerçekten zarar görebilir.”

Anayasa’ya göre mahkemelere tavsiye, telkin ve baskı yapılamayacağını, görüş ve öneride bulunulamayacağını hatırlatan Akarca, “Anayasa’nın bu açık hükmü dururken buna aykırı şekilde söylem geliştiren, yerleştiren insanları bir kez daha anayasal çizgiye, hukuka uygun davranmaya davet ediyorum” dedi.

Paylaşın

CHP’den ‘Asgari Ücret’ Tepkisi: Millet Açlığa Terk Edildi, Rezilsiniz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. CHP yöneticileri, açıklanan asgari ücrette sert tepki gösterdi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise “Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı” değerlendirmesini yaptı.

CHP’lilerin sosyal medya hesaplarından verdiği tepkiler şöyle:

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: Kendilerine ‘ekonomistim’ diyenler, daha dört işlem yapıp asgari ücrete yapılan zammı hesaplayamıyor. Ama çakma ekonomist, o kadar çaresiz ki asgari ücretliyi enflasyona ezdiren bir zam oranını bile kendisi açıklıyor. Millet, sandıkta bunun hesabını soracak. Geliyor gelmekte olan.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede asgari ücreti 5 bin 500 TL olarak açıklamak, milyonlarca yurttaşa ‘açlığınız umurumuzda değil’ demektir.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi: Emekçileri sadece enflasyona ezdirmekle kalmayıp bir de kendileri ezdiler. Çarşı, pazara yansıyan enflasyonun yüzde 200’lere dayandığı ülkede asgari ücret, yapılan zamla açlık sınırına dahi yaklaşamıyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı: Yılın başında 4 bin 253 TL yapılan asgari ücret, yeni zamla 5 bin 500 TL oldu. Açlık sınırının altında kalan asgari ücretle insanlar geçinemez. Yoksulluk sınırı ise bu ücretin kat kat üstünde. Tek bir karar ülkeyi düze çıkarır; hemen seçim.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun: Asgari ücrete yapılan sözde zamla ‘vatandaşı enflasyona ezdirmedik’ diyen, milletin aklıyla dalga geçen bu hükümet gidecek. Saraylarda, bir eli yağda, bir eli balda olan bu hükümetin üstünde, açlığa terk ettikleri milletin ahı var.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç: Erdoğan enflasyonu durdurulamadıktan sonra maaş artışları işe yaramayacaktır. Açlık sınırının altındaki 5 bin 500 TL asgari ücret, vatandaşı açlığa terk etmektir. Güçlü demokrasi, güçlü ekonomi, güçlü Türkiye için oyunuzu altı oka basın.”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay: Açlık sınırının 6 bin 391 TL olduğu bir ülkede, 6 bin 770 TL’nin altındaki her rakam zülümdür, emek hırsızlığıdır.

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke: Aç kalmamak için en az 6 bin 400 TL gerekiyor, asgari ücret 5 bin 500 TL. Rezilsiniz! Emekçiyi ezen Saray düzenini değiştireceğiz.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Emek Büroları Koordinatörü Veli Ağbaba ise yapılan zamma ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yeni asgari ücret 5 bin 500 TL. Erdoğan’ın ‘Hiçbir vatandaşımızı enflasyona ezdirmeme sözümüz, kararlığımız var’ dedikten sonra açıkladığı asgari ücret, açlık sınırının altında kaldı. Erdoğan, asgari ücreti değil, asgari açlık ücretini açıkladı. TÜİK’in 5 aylık açıklamış olduğu enflasyon oranı yüzde 35,6. Eğer haziran enflasyonu sıfır bile çıksa zam oranı yüzde 35,6 olacakken asgari ücret zammı yüzde 30 olarak açıklandı. Erdoğan, asgari ücretliye manipülasyon kurumu TÜİK verilerinden dahi daha az zam verdi.

“Açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu”

Haziran ayı için açlık sınırını Türk-İş 6 bin 391 TL, Birleşik Kamu İş 6 bin 778 TL olarak açıkladı. Yani ortalama açlık sınırı 6 bin 585 TL. Bu zam, ortalama açlık sınırının tam bin 85 TL altında kaldı. 10 milyon asgari ücretli ve ailesine Erdoğan’ın verdiği müjde, açlık oldu. Asgari ücrete zam yapılmadı, açıklanan 5 bin 500 TL asgari ücret, 4 bin 253 TL asgari ücretin de alım gücü olarak gerisinde kaldı. Yapılan zam, asgari ücretlinin yılın geri kalan 6 ayını yine açlık sınırı altında yaşamasının ilanı oldu.

Erdoğan, 5 bin 500 TL asgari ücreti ‘Türkiye çalışanların emeği ile büyüyor’ sloganı altında açıkladı. Oysa bu ifade, ‘AKP emekçilerin emeğine el koyarak büyüyor’ olarak değiştirilmeliydi.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 6 Bin 391, Asgari Ücret 5 Bin 500 TL

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1 Temmuz’dan itibaren uygulanacak yeni asgari ücretin net 5 bin 500 lira olacağını açıkladı. Türk-İş’in 28 Haziran’da açıkladığı verilere göre, açlık sınırı 6 bin 391 TL’ydi. Bir başka deyişle asgari ücret, açlık sınırından 891 TL düşük.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, hükümeti temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, işçileri temsilen TÜRK-İŞ Genel Başkan Ergün Atalay ve işvereni temsil eden TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol önderliğinde toplanarak yeni asgari ücreti belirlemek üzere toplantılarını tamamladı.

Belirlenen asgari ücreti, İstanbul Dolmabahçe’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm tarafların katıldığı basın toplantısında açıkladı. Erdoğan zam oranı önce yüzde 25 olarak duyurdu. Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin Erdoğan’ın kulağına fısıldayarak uyarıda bulundu. Erdoğan bunun üzerine zam oranını yüzde 30 olarak düzeltti.

Erdoğan “Buna göre yeni asgari ücret net 5 bin 500 lira olacak.” dedi. Adından “İşçi başına devletimiz, işverenlere de 100 lira destek verecektir. Yeni asgari ücretin tüm kesimlere hayırlı olmasını diliyorum. Bu bir ara artıştır, asıl tespiti inşallah yılbaşında gerçekleştireceğiz.” diye konuştu.

Açlık sınırından 891 TL düşük

Asgari ücret bu haliyle açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş’in 28 Haziran’da açıkladığına göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 6 bin 391 TL. Bir başka deyişle asgari ücret, açlık sınırından 891 TL düşük.

Yine dört kişilik bir ailenin gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 20 bin 818 TL. Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8 bin 313 TL. Asgari ücretle çalışan bekar bir çalışan, yaşam maliyetini karşılayabilmesi için 2 bin 813 TL daha bulması gerekiyor.

Paylaşın

TTB: Maymun Çiçeği Solunum Yoluyla Da Bulaşıyor

TTB, Sağlık Bakanlığı’nın olağandışı bir durum olduğunu kabul etmesi gerektiğini belirterek, enfekte hastaları izole etmesi gerektiğinin altını çizdi. TTB, ayrıca, önlemlerin ivedilikle alınması ve hazırdaki önlemlerin gözden geçirilmesi gerektiğini de vurguladı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye’de ilk vakası görülen maymun çiçeği virüsü ile ilgili olarak açıklama yaptı. Hastalıkla ilgili bilgi veren TTB, maymun çiçeği hastalığının halk sağlığı açısından öneminin hafife alınmaması gerektiğinin altını çizdi.

Hangi yolla bulaşıyor?

“Maymun çiçeği hastalığı, maymun çiçeği virüsünün yol açtığı, hayvandan insana ve insandan insana bulaşabilen bir hastalıktır. İnsandan insana bulaş mekanizması olarak; enfeksiyöz yaralar, kabuklar ve vücut sıvıları ile yakın temas, enfeksiyöz materyalle kontamine olmuş çarşaf gibi eşyalarla temas, uzun süre yüz yüze temas (solunum salgıları ile temas veya damlacıklara maruz kalmak) ve gebeden fetüse geçiş düşünülmektedir. Hastalığın başlangıcından, yaraların kabuklanıp tamamen epitelizasyonu gerçekleşene kadar kişiler bulaşıcı kabul edilmektedir.”

Kesin tanının PCR testi ile konulduğunu belirten TTB, hastalığın kuluçka süresinin ise 4 ile 21 gün arasında değişebildiğini belirtti.

Belirtiler: Döküntüler ağrılıdır

“Sonrasında; genellikle tipik olarak 5 güne kadar sürebilen ve ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, lenf bezlerinde şişme ile kendini gösterebilen prodromal (ön belirti) dönem yaşanır. Yüzde, el ve ayak tabanlarında daha sık olmak üzere bütün vücutta görülebilen içi sıvı dolu döküntüler, genellikle ateşin ortaya çıkmasından sonra 1-4 gün içinde başlayıp 2-3 hafta boyunca devam edebilmektedir. Döküntüler genelde ağrılıdır, ancak iyileşme sürecindeki döküntüler kaşıntılı olabilir.”

Öneriler: Maskeler yayılımı önler

“Hastalığın oluşturduğu salgının kontrolünde hastaları sağlıklı bireylerden ayırma (izole etme), karantina ve sürveyans sisteminin etkin çalışması gerekmektedir. Ayrıca maskeler maymun çiçeğinin yayılmasını önleyebilir. Uzun süreli yüz yüze maruz kalma durumlarında maymun çiçeği virüsü solunum yoluyla yayılabilir. Bu nedenle enfekte hastalarla yakın temas kurması gereken kişilerin ve sağlık çalışanlarının hastalanmalarının önüne geçmek için maske yararlı olabilir. Hastalığa karşı çeşitli ilaçlar ve aşılar kullanılmaktadır. Çiçek hastalığına karşı bağışıklamanın da hastalığı engellemede veya asemptomatik (belirtisiz) geçirilmesinde etkili olduğu düşünülmektedir.”

“Bakanlık enfekte hastaları izole etmeli”

TTB son olarak şu uyarıda bulundu:

“Son elli yıldaki maymun çiçeği hastalığı sayılarına ve son iki aydaki hızlı vaka artışına baktığımızda; maymun çiçeği hastalığı, devam eden COVID-19 pandemisi ile karşılaştırılabilir bir tehdit düzeyine henüz ulaşmamıştır. Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği (TTB) olarak salgının kontrol altına alınacağı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyiz.

“Sağlık Bakanlığı olağandışı bir durum olduğunu kabul edip ciddiyetle aşağıdaki önlemleri ivedilikle almalı ve hali hazırdaki önlemleri gözden geçirmelidir.

  • Zaman kaybetmeden Bulaşıcı Hastalıkların İhbarı ve Bildirim Sistemi Hakkında Tebliğ’de değişiklik yaparak maymun çiçeği hastalığını bildirimi zorunlu bir hastalık olarak listelemelidir.
  • Enfekte hastaları izole etmelidir.
  • Temaslı takibi ile olası yeni vakaların tespitini erken yapmalıdır.
  • Uygun enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerinin uygulanmasını sağlamalıdır.
  • Paniğe neden olmayacak biçimde sağlık çalışanları başta olmak üzere toplumun geneline yönelik eğitim ve bilgilendirme çalışmaları planlamalı ve yapmalıdır.
  • Riskli ve temaslı kişilere yönelik bir aşı programı planlamalı ve uygulamalıdır (Halihazırda iki farklı aşı seçeneği mevcuttur; ACAM2000 ve JYNNEOS).
  • Hastalar için ilaç teminini gerçekleştirmeli, semptomları olabileceğinden endişe duyan herkesin sağlık hizmetlerine erişebileceğini hissetmesini sağlamak için, maymun çiçeği hastalığı ve şüpheli maymun çiçeği hastalığının teşhis ve tedavisini tamamen ücretsiz yapmalıdır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İstanbul’un Enflasyonu Son 24 Yılın En Yüksek Seviyesini Gördü

İTO verilerine göre, Haziran ayında İstanbul’da perakende fiyatlar yüzde 94,19, toptan fiyatlar yüzde 87,98 arttı. Verilere göre, İstanbul’da enflasyon son 24 yılın en yüksek seviyesini gördü!

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO) haziran ayına ilişkin fiyat endekslerini yayımladı. İTO tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

“2021 Haziran ayına göre 2022 Haziran ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 94,19, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 87,98 olarak gerçekleşmiştir.

Haziran 2022’de Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 5,16, Konut Harcamalarında yüzde 5,06, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 4,55, Gıda Harcamalarında yüzde 3,79, Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 3,72, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 3,57, Giyim harcamalarında yüzde 2,12 ve Diğer Harcamalar grubunda yüzde 0,52 artış izlenmiştir.

Haziran 2022’de Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 15,11, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 10,34, Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 8,06, Mensucat Grubunda yüzde 6,75, İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde 5,33, İnşaat Malzemeleri Grubunda yüzde 3,52 artış, Madenler Grubunda yüzde -1,00, azalış görülmüştür.”

Paylaşın

Saadet Partisi, Sahada En Çok Karşılaştığı 50 Soruya Verilecek 50 Cevabı Belirledi

Saadet Partisi (SP), teşkilat mensuplarının sahada çalışma yaparken en çok karşı karşıya kaldığı 50 soruya 50 yanıt veren bir bir kitapçık hazırladı. Kitapçık İstanbul İl Başkanlığı tarafından teşkilatlarla paylaşıldı.

Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’ın haberine göre, parti içi eğitim faaliyeti olan bu kitapçıkta Saadet Partililerin en çok, “Neden Cumhur İttifakı’nda değil de Millet İttifakı’ndasınız”, “PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu”, “Yönetiminizde neden kadınlar yok”, “İttifak yaptığınız Kılıçdaroğlu Alevi değil mi”,  “IŞİD ve Taliban hakkında ne düşünüyorsunuz”, “AK Parti başörtüsü yasağını kaldırmadı mı, Ayasofya’yı cami yapmadı mı, inançlı insanların devlette yer almasını sağlamadı mı” gibi sorularla karşılaştığını tespitleri üzerine partililerin kullanacakları cevaplarla birlikte hazırlandı.

“Neden Cumhur İttifakı yerine Millet İttifakı?”

Söz konusu çalışmada, partililere sıklıkla yöneltilen “Neden Cumhur İttifakı’nda değil de Millet İttifakı’nda yer aldınız” sorusuna şu cevap veriliyor:

Saadet Partisi siyasetinde “öteki” ve “karşı mahalle” gibi kavramlara, ötekileştiren ve kutuplaştıran tutumlara yer yoktur.

Meşruiyetini anayasadan ve milletimizden alan her kişiyle ve partiyle iletişime ve işbirliği süreçlerine makul bakan bir partiyiz.

Yapmış olduklarımız işbirliklerinde ve ittifaklarda bulunduğumuzda masalarda milletimizin hayrına ve faydasına olan çalışmalara vesile olacak, zararına olan politikalara engel olacak durumumuzu esas alırız.

Bugün itibarıyla fikirlerimiz, ülkenin durumuna, siyasal sistemin değişimine dair güncel durumu tespit ve çözüm önerilerinde yakınlığımız Millet İttifakı’yla teması mümkün ve gerekli kılmaktadır. Benzer şekilde AK Parti de fikri kulvarı noktasında yakın olduğu partilerle ittifak içinde bulunmaktadır.

Seçimde en çok oy alan partinin dahi ittifak paydaşı olmak zorunda olduğu bir sistemde ‘Niçin ittifak içindesiniz’ sorusu, bu kadar yanlış bir sistem kurmak suretiyle siyasi partileri münhasır davranma imkanından yoksun bırakma tavrı nedeniyle de Cumhur İttifakı’nda neden olmadığımız sorusu anlamını yitirmektedir.

“Saadet Partisi, Cumhur İttifakı’na katılır mı?”

Parti çalışmalarında, Saadet Partililere “Son anda Cumhur İttifakı’na geçer misiniz” sorusunun da sıkça yöneltilmesi üzerine buna da bir yanıt hazırlandı:

Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemine geçiş aşamasında bugün yaşanan olumsuzlukları ısrarla dile getirmiştik. Şu an muhalefetin iktidar üzerindeki denge ve denetim hakkı ve yetkisi ortadan kalkmıştır. Bu nedenle güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi istemekteyiz. Çünkü bu sorun aşılmadan diğer problemlerin çözüm imkanına kavuşamayacağına inanıyoruz.

Saadet Partisi olarak partilere göre bir ittifak arayışı içinde değil, ilkelere göre bir ittifak arayışı içerisinde oluruz. İlkelerimiz hususunda uzlaşabileceğimiz hangi parti olursa olsun seçim sathı mailinde temel konular karşılıklı görüşülerek ve Saadet Partisi yetkili kurullarında değerlendirerek ittifaklara karar veririz.

“PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu?”

Seçmenden Saadet Partililere yöneltilen sorulardan biri de “PKK ile işbirliği yaptığınız doğru mu, değilse neden işbirliği yaptığınız söyleniyor” sorusu. Kitapçıkta, bu soruya verilmesi gereken cevabın şu olduğu belirtildi:

Saadet Partisi’nin herhangi bir terör örgütüyle, bırakın işbirliğini, isminin bile yan yana anılması mümkün değildir. Artık ortaya çıkmıştır ki iktidar, muhalefeti pervasızca siyaset yapmaktadır. Ellerindeki medya gücüyle de bunu topluma yoğun olarak empoze etmektedirler. Ama bu aleni bir iftiradır, karalamadır.

Çözüm Süreci’nde PKK’yı tek muhatap kabul edenlerin, 3-5 oy fazla almak uğruna PKK’nın elebaşını, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa halkın televizyonu olan TRT’ye çıkaranların bu iftiralarına cevap vermek Saadet Partisi adına zuldür.

“Partide kadınlara yer yok mu?”

Partinin yönetim kademelerinde neden kadınların yer almadığına ilişkin gelen sorulara verilecek cevap ise şöyle belirlendi:

Saadet Partisi, hem geçmişte hem de bugün kadınların siyasette yer alması, partinin karar süreçlerinde ve organlarında temsiline imkan-fırsat sağlanması noktasında hem öncü hem de örnek parti konumundadır.

Kadınlar partimizin en aktif üyeleri olması yanında yönetim birimlerinde üstlendikleri görevleri yüksek motivasyonla yerine getirmektedirler.

Saadet Partisi Kadın Kolları, fikri birikimi, fiili zemindeki aksiyonerliği ile hem partinin hem de siyasetin gündemine, bakışına yön verecek irade ortaya koymaktadır.

Bazı diğer sorular ve bu sorulara verilecek yanıtlar ise kendilerine şu şekilde yer buldu:

“Erdoğan, Türkiye’yi dünya ligine çıkarmadı mı? Türkiye Cumhurbaşkanı dünya liderleri arasına girmedi mi?”

Her iki sorunun da ortak ve basit bir cevabı var: “Kesinlikle hayır”.

Dünya ligine girmek ekonomi, kültür, bilim-sanat ve hukuk ile olur.

Türkiye, eğitimde 2015 PISA sınavları içinde 71 ülke içinde 51’inci, OECD ülkeleri arasında sonuncu olmuştur. Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 126 ülke arasında 109’uncu olabilmiştir.

Bilim alanında Aziz Sancar dışında Nobel ödülü alan başka biri çıkamamış, Sancar da eğitimini Amerika’da görmüştür.

Ekonomide para birimimiz Bulgar levasının altına düşmüştür.

Türkiye’nin tarihi ve kadim birikiminin ürettiği güç hariç konjonktürel zeminde veri veya algı düzleminde bölgesel lider ve küresel aktör olduğunu tescilleyen tek bir vakıa ve kabul söz konusu değildir.

Benzer şekilde Erdoğan’ın dünya lideri olduğu yönündeki tekrarlar, yandaşların yanda kalma telaşının ürünüdür. Erdoğan, ilgiyle takip edilen, söylemleri merak edilen bir siyasi figürdür fakat dünya lideri konumunun çok uzağındadır.

“AK Parti, Erbakan’ın cezasını kaldırmadı mı?”

28 Şubat ortamında Rahmetli Erbakan Hocamıza yönelik mesnetsiz suçlama ve buna dayalı açılan davada verilen hapis kararı da AK Parti iktidarı döneminde verilmiştir.

Bu mantıkla, ‘Söz konusu mahkumiyet kararı da AK Parti’nin eseri’ demek gerekir. Cezanın infazının kaldırılması kararıyla minnet borcu oluşturma çabası hukuki, siyasi ve insani açıdan kabul edilemez.

“Erdoğan, 28 Şubat medyasını susturmadı mı?”

Susturulan 28 Şubat medyası değil, Erdoğan adına, Erdoğan için konuşmayı kabul etmeyen medyadır. Şüphesiz ki bunların içinde 28 Şubat döneminin vesayet destekçileri de vardır.

Fakat Erdoğan ve AK Parti’nin bu medya ve patronajıyla hesaplaşmasının nedeni millete çok şey kaybettiren 28 Şubat’ın failleri olması değil, Erdoğan’ın-AK Parti’nin kazanmasına destek vermemesi ya da rakiplerini destekleme iradesidir.

28 Şubat’ın en arsız tetikçilerinden olan Aydınlık Grubu’na yönelik herhangi bir karar alınmaması karşısında, kendisine bağlı medya üretmek, kendisine bağlı olmayanları ise çökertmek taktiğini gizlemek için 28 Şubat’çı medyaya savaş açtığı ve kazandığı algısını üretmek, “Bir taşla koca bir kuş sürüsünü vurma çabası” olarak görülmelidir.

“Camileri ahır yapan, Kur’an öğretimini yasaklayan, 28 Şubat’ı destekleyen, başörtüsü zulmü yapan, İmam-Hatip’lerin orta kısımlarını kapatan, Erbakan’ı mahkum eden, bu ülkede taş taş üstüne koymayan, önceki belediye dönemlerinde milleti çöp ve susuzluğa mahkum eden, yolsuzluklarla anılan CHP ile bir arada olmayı nasıl doğru buluyorsunuz?”

Biz, partilerle düne dair değil, güne ve geleceğe dair bir ortak bakış üretmenin derdindeyiz.

Kaldı ki CHP’ye yönelik bu ithamlar ağırlıkla en az 20 yıl öncesine aittir. Son 20 yıllık süreçte CHP’ye yönelik ortaya konan en net iddia ve tepki AK Parti’ye muhalefet etmesidir.

Kaldı ki tekrarlanan Siirt seçimleriyle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesinin sağlanmasının kimlerin desteğiyle gerçekleştiği halen hafızalarda tazeliğini korumaktadır.

Bizim CHP’yle birlikte olduğumuz söyleniyor. Neden CHP’nin bizim yanımızda, Saadet Partisi’yle birlikte olması durumu esas alınmıyor?

28 Şubat sonrası iktidara getirilen DSP-ANAP-MHP Koalisyonudur. Mesut Yılmaz, “Siyasi hayatıma da mâl olsa (İmam-Hatip liselerinin orta kısımlarının kapatılmasına yol açan) 8 yıllık kesintisiz eğitim zorunluluğu sağlayacağım” demiş ve gerçekleştirmiştir.

“İttifak yaptığınız Kılıçdaroğlu Alevi değil mi?”

Bı sorunun sorulmasını da bu soruya cevap verilmesini de Anadolu irfanına, inanç dünyamıza, medeniyetimize yön veren değerlere ve ahlaki çerçeveye aykırı buluruz. Sayın Kılıçdaroğlu’nun mezhebi ve meşrebiyle ilgili bir merak ya da cevap içerisinde hiç olmadık, olmayacağız.

“CHP iktidara gelirse bütün olumlu gelişmeleri tersine çevirecek, Müslümanlara yeniden zulmedecek… Hiç mi korkmuyorsunuz?”

Saadet Partisi açısından herhangi bir partinin iktidara gelmesi değil, partimizin iktidara gelmemesi bizim açımızdan korkulacak bir durumdur.

CHP’nin iktidar olması da AK Parti’nin iktidarda kalması da bizim açımızdan “iktidarda olmamak” yönüyle üzüntü gerekçesidir.

Bizim ilk hedefimiz Türkiye’yi yeniden daha dengeli ve daha denetime açık yönetim şekline sahip kılmaktır.

Denge-denetleme mekanizmasının bulunduğu ve hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir siyasi ortam ve idari düzende gelişen evrensel şartlarda daha önceki olumsuzlukların tekrarlanması olası değildir.

28 Şubat darbesinin siyasi aktörlerini bir sonraki seçimde sandığa gömen milletimizin varlığı en büyük teminattır.

“Kamplaşmaya karşıyız diyorsunuz. İktidara gelirseniz devleti ve kurumları solculara, Alevilere mi teslim edeceksiniz?”

Kamplaşmaya karşı olmanın ispatı ve gereği sizin gibi düşünmeyenleri, sizden farklı inanç kulvarlarında, ideoloji zemininde bulunanları görevle, makamla, yetkiyle, kadroyla ilişkilendirmek değildir.

Çatışmaya karşı olmanın ispatı birlikte yaşama hukukunu inşa etmektir. Devleti, kurumları, makamları belli bir fikrin, ideolojinin, inanç kitlesinin uhdesine teslim etmek “devleti yönetmek” değil “devletin birliğini, kudretini, milletin birlik ve kardeşliğini yok etmektir”.

Bunun en yakın örneğini 15 Temmuz’da gördük. Devletin kadrolarını zimmetlendirdiği FETÖ ve mensupları daha fazlasını talep etti. Sonuçta ülkeyi işgale hazır hâle getirmek ve darbe yaparak devleti ele geçirmek istediler. Bunun sorumlusu da suçlusu da siyasi zeminde AK Parti iktidarıdır. Milletin feraseti, cesareti ve devletin FETÖ’yle temassız unsurlarının dirayeti olmasaydı bugün FETÖ’nün yönetiminde bir devlet ve düşman ülkelerin işgalinde bir ülke söz konusu olacaktı.

Biz Saadet Partisi olarak herhangi bir yapıya teslim olmak, devleti ve iktidarı teslim etmek gibi bir hatanın, aymazlığın faili olamayız. Herhangi bir inanca, etnik kimliğe, fikri zemine, ideolojik fikre sahip kitle ve kişileri de devletin, kurumların, görevlerin dışında tutmak hukuksuzluğuna da neden olmayız.

“Saadet Partisi AK Parti’yi yoğun bir şekilde eleştirirken CHP’ye neden eleştiride bulunmuyor?”

Saadet Partisi muhalefette olan bir partidir. İktidar partisi ülkeyi yönetir. Muhalefette olan partiler iktidarın icraatlarını eleştirir. CHP bugün iktidarda değildir. Dolayısıyla onlara dönük bir icraat eleştirisi yapamaz.

“Ümmetin lideri kimdir? Lideri Erdoğan ise onunla hareket etmeniz gerekmez mi?”

İslam dünyanın bir lideri olabilmesi için önce İslam birliğinin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İslam birliğinin olmadığı yerde şu veya bu isim ümmetin lideridir demek abesle iştigaldir.

Sayın Erdoğan, Cumhuriyet tarihinde seçimle gelmiş onlarca devlet yöneticisinden biridir. Bu görev yeterince sorumluluk gerektiren bir görevdir ve Sayın Erdoğan’dan beklenen ülkemizin artık tahammül edilemez hale gelmiş sorunlarına çözüm üretmesidir.

Ümmetin lideri güçlü ve tek yürek olmuş İslam birliği çatısı ve anlayışı olabilir. Şahıslar çağında değil kurumlar çağında yaşıyoruz. Ümmetin lideri de bu kurumsal yapının tepe yöneticisidir.

“AK Parti Ayasofya’yı açmadı mı? Erbakan Hoca’nın bütün ömrü bu talebi seslendirmekle geçmedi mi?”

Ayasofya’nın açılışına yön ve güç veren Milli Görüş partilerinin ve öznelerinin ortaya koyduğu kararlılıktır. Ayasofya’nın açılması “bir ayıbın, büyük bir kaybın” sona ermesini sağlamıştır. Bu memnuniyet vericidir.

Fakat milletin bütününe mutluluk üreten bu sonuç milletimiz ve tüm insanlık için insan hak ve hürriyetlerinin sağlanması, ekonomik özgürlüğün temin edilmesi hedeflerinin gerçekleştirilmemiş olmasını perdeleyen bir konuma evrilmemelidir.

“Hükümet 28 Şubatçıları yargılamadı mı, Çevik Bir’i hapse atmadı mı, apoletlerini sökmedi mi?”

Üniformalı bürokrasi 28 Şubat’ın efendisi ya da azmettiricisi değil tetikçisidir.

Medya mecrasında, iş dünyasında, siyaset kulvarında ve STK ayağında konumlanmış 28 Şubat faillerine dair eylemsizliğin gerekçesi ortaya konmalıdır.

28 Şubatçılık değil bir kısım 28 Şubatçılar yargılanmak suretiyle sürecin tamamlandığı kanaati oluşturulmasını doğru bulmuyoruz.

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘Yeni Çözüm Süreci’ Yazısı

Edirne Cezaevi’nde 5 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından Selahattin Demirtaş, ‘Kürt sorununun er ya da geç diyalog ve müzakere yöntemiyle, barış içinde çözüleceğini’ belirterek, seçim öncesi gündeme getirilecek adımlar konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Şu an da AK Parti’nin ‘çözüm niyeti de kapasitesi de’ olmadığını vurgulayan Demirtaş, “HDP tabanı da Kürt seçmen de deneyimli, bilinçli, politik ve örgütlü bir güçtür. Neyin ne olduğunu çok iyi bilir” dedi.

Yeni Yaşam gazetesi için ‘Yeni çözüm süreci’ başlıklı yazı kaleme alan Demirtaş, “Benim gözümden durum budur” diyerek, şu değerlendirmede bulundu:

Olacak mı? Elbette olacak. Kürt sorunu er ya da geç, diyalog ve müzakere yöntemiyle, barış içinde çözülecek.

Bunu, bugünlerde yeniden ısıtılan çözüm söylentilerine bakarak değil, ilkesel bir yaklaşım olarak belirtiyorum.

AKP’nin bir çözüm arayışında olmadığını, tam tersine bir çözülme süreci yaşadığını en net şekilde Sayın Pervin Buldan, son Meclis grup toplantısında ifade etti.

Tecride karşı Gemlik yürüyüşü ve sonrasında İmralı’da görüşmeye izin verileceği söylentisiyle birlikte yoğun bir tartışma başladı.

Acaba Öcalan’dan seçime yönelik bir mektup mu gelecek? HDP ile AKP yakınlaşacak mı? Çözüm süreci yeniden mi başlıyor? Kürtler seçimde tarafsız mı kalacaklar?

Bu ve benzeri sorular ile çeşit çeşit yanıtlar peş peşe sıralandı.

HDP’den yapılan açıklamalar yerli yerinde ve açıklayıcı olmasına rağmen, belli ki tartışmalar bitmeyecek. Zararı yok, herkes tartışabilir hatta tartışılmasında yarar var. Bununla birlikte, bazı gerçekleri ortaya koyup tespitler yapmadan yürütülecek tartışmalar doğru sonuçlar doğurmaz.

Nedir bunlar, sırayla gidelim.

Tecrit, hukuk ve ahlak dışı bir işkence yöntemidir. Tecridi savunmak işkenceyi savunmaktır. Cezaevindeki herkes gibi Sayın Öcalan’ın da ailesi ve avukatlarıyla yasalar çerçevesinde görüşme hakkı vardır. “Tecrit kaldırılsın” demek ne suçtur ne de yanlıştır. Tersini savunmak ahlak dışıdır ve suça ortak olmaktır.

Tecrit siyaseten de yanlıştır. Öcalan’ın konuşabilmesi çatışmayı değil, çözüm olasılığını büyütür. Bunu her fırsatta defalarca denediğine, barış çağrıları yaptığına tanık olmadık mı?

Çözüm sürecine karşı çıkmak açık açık savaş taraftarlığıdır. Çözüm sürecinden lanetli bir öcü gibi söz etmek yaşamı değil, ölümü savunmak demektir. Bununla birlikte, çözüm sürecinin yöntemini, yolunu ve yordamını eleştirmek, öneriler yapmak herkesin hakkıdır.

Öcalan’ı AKP’ye destek veriyor ya da verecek gibi göstermek kesinlikle yanlıştır, haksızlıktır. Sayın Öcalan, barış için en küçük bir olanağı bile değerlendirmekten geri durmaz. Bunun yanı sıra, barış umutlarını bir seçime kurban etmeyecek kadar da deneyimlidir.

Öcalan bugüne kadar HDP’ye tek bir talimat bile vermedi, vermez. Böyle bir tarzı yoktur. Gerekçeleriyle birlikte öneride bulunur, çağrı yapar. Bu önerileri ve çağrıları her siyasi partinin yetkili organlarında mutlaka gündeme geldiği gibi HDP’de de ciddiyetle ele alınır, değerlendirilir ama karar organı da irade de HDP yönetimidir.

Türkiye sınırlarının içinde ve dışında çatışma durumuna dair en etkili barış kurucu aktör Öcalan’dır. Kendisinin desteği ve katkısı olmadan barış yolunda mesafe kat edilemez. PKK, Öcalan’dan başka hiç kimseyi dikkate almaz.

Demokratikleşmenin ve nihai çözümün adresi TBMM’dir. Burada da muhatap, HDP ile birlikte tüm siyasi partiler ve toplumun kendisidir.

Şu anda AKP’nin çözüm niyeti de kapasitesi de niteliği de yoktur. Gırtlağına kadar adaletsizliğe, zulme, yolsuzluklara batmış, çözülme süreci yaşayan, tükenmekte olan zayıf bir iradedir AKP. Atacağı her adım, küçük ve ucuz seçim hesaplarından öte anlam taşımaz.

HDP tabanı da Kürt seçmen de deneyimli, bilinçli, politik ve örgütlü bir güçtür. Neyin ne olduğunu çok iyi bilir, nasıl davranacağını da günü geldiğinde ortaya koyar. Kandırmaya, kafa karıştırmaya dönük AKP’den gelecek her hamle, halkın iradesine çarpıp geri döner.

AKP yeni bir çözüm süreci başlatır mı başlatmaz mı yoksa bu bir oyun mudur değil midir şeklindeki spekülatif tartışmalara girmek yerine, muhalefetin Kürt sorununda kendi çözüm stratejisini ortaya koyması daha doğru olur. Muhalefet bunu yapmadığı sürece iktidar Kürt sorununu ve çözüm sürecini istismar etmeyi sürdürecektir. Kast ettiğim şey, AKP ile birlikte yeni bir çözüm süreci değil, seçimden sonra iş başına gelirlerse muhalefetin nasıl bir çözüm önerdiklerini ana hatlarıyla şimdiden ortaya koymalarıdır. Kürt sorunu Türkiye’nin birliği ve barış içinde çözülecekse HDP dahil tüm muhalefetin şimdiden ortak bir çözüm stratejisinde uzlaşmaları, Türkiye’nin geleceği açısından çok gerekli ve önemlidir.

Benim gözümden durum budur.”

Paylaşın

Kamunun Döviz Satışı 3 Milyar Dolara Yaklaştı

Bankacılık kaynakları BDDK’nın geçen cuma TL kredilere döviz varlığı sınırı getirmesiyle birlikte kamu bankaları ve Merkez Bankası’nın yoğun şekilde döviz satışı yaptığını belirterek bu hafta yapılan satışın 2-3 milyar doları bulduğunu vurguladı. Merkez Bankası net uluslararası rezervleri ise 7.53 milyar dolar seviyesinde.

Türk Lirası’ndaki değer kaybını durdurmayı ve kredileri kısmayı amaçlayan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun geçen cuma aldığı karar sonrası Merkez Bankası ve kamu bankalarından yoğun döviz satışı gerçekleştirildi.

Dünya Gazetesi’nin bankacılık kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre, geçen hafta Cuma günü kararın açıklanmasıyla beraber başlayan ve bu hafta bireysel ve kurumsal talebi karşılamaya çalışan döviz satışı 2-3 milyar doları buldu. Merkez Bankası ise para ve banka istatistiklerinde 24 Haziran ile biten haftaya ilişkin uluslararası net rezerv verilerini açıkladı. 17 Haziran haftasında 7 milyar 380 milyon dolar ile 20 yılın en düşük seviyesine gerileyen IMF tanımla net uluslararası rezervler 24 Haziran haftasında 7 milyar 531 milyon dolar ile yine 20 yılın en düşük seviyelerinde kalmaya devam etti. Analistler bu hafta da yaşanan döviz satışlarından kaynaklı net uluslararası rezervlerde kaybın sürmesini bekliyor.

Önce bireysel sonra kurumsal talep

Geçen hafta cuma günü dolar/ TL’nin Türkiye piyasalarında günü 17.39 lira seviyelerinden tamamlamasının ardından BDDK’nın TL kredi için döviz varlığı sınırı kararını açıkladı.

BDDK’nın TL kredi kullanılıp döviz alınmasını engellemek için aldığını açıkladığı karar ilk etapta döviz varlığı sınırı aşan şirketlerin döviz satışına yol açabileceği şeklinde yorumlandı. Türkiye piyasaları kapalıyken ise dolar/ TL bu karara sert bir tepki verdi ve 16.47 liraya kadar geriledi. Pazartesi sabah Türkiye piyasaları açılana kadar 16.09 liraya kadar inen dolar/ TL, piyasalar açıldıktan sonra ise gelen yoğun bireysel talep nedeniyle 16.40 liraya yükseldi. Bankacılık kaynakları cuma kararın açıklanması ve pazartesi piyasalar açılıncaya kadar kamu bankaları ve Merkez Bankası’nın yoğun bir şekilde düşük hacimli piyasada işlem yaptığını dile getirdi.

Pazartesi günü 1 milyar dolara yaklaşan bireysel talep nedeniyle kamunun döviz satışının sürdüğünü söyleyen bankacılık kaynakları salı gününden itibaren ise dövizde kurumsal talebin ortaya çıktığını vurguladı. Bankacılık kaynakları bunu şaşırtıcı olarak yorumlarken kamunun da bu talebi karşılamak için satışlara devam ettiğini dile getirdi. Dolar/TL ise hafta boyunca 16.09-16.73 lira arasında hareket etti. Türkiye piyasaları kapalıyken ulaşılan 16.09 lira piyasalar açıkken bir daha görülemedi. Kaynakların verdiği bilgiye göre cuma günü karardan itibaren düne kadar kamunun sattığı döviz miktarının 2-3 milyar doları buldu.

Net rezervde artış 150 milyon dolar

Merkez Bankası dün ise 24 Haziran ile biten haftaya ilişkin verileri açıkladı. Buna göre Merkez Bankası’nın IMF tanımlı net uluslararası rezervleri bir önceki haftaya göre 150 milyon dolar artış ile 7 milyar 531 milyon dolar oldu. 17 Haziran ile biten haftada 7 milyar 380 milyon dolar ile 20 yılın en düşük seviyesine gerileyen rezervler geçen hafta da bu seviyelerde kalmaya devam etti.

Yüzde 40 sınırı yüzde 50’ye mi çıkarılacak?

Merkez Bankası, KKM, reeskont kredileri, ihracat gelirinin yüzde 40’ının Merkez Bankası’na satılması ve ülkeler arası swap anlaşmalarıyla rezervlerini güçlendirmeye çalışıyor. Ancak döviz piyasasına müdahale için yapılan satışlar ve BOTAŞ başta olmak üzere KİT’lere yaptığı döviz satışları ile rezervler geriliyor. Bankacılık kaynakları BDDK’nın bu son TL krediye döviz varlığı sınırı adımının da Merkez Bankası’nın talebiyle atıldığını dile getirdi. Bu adımla da bir miktar döviz satışı bekleyen Merkez Bankası’nın bir sonraki adımının ise ihracat gelirinin yüzde 40’ının değil yüzde 50’sinin Merkez Bankası’na satılması zorunluluğu olabileceğine dikkat çekildi.

Bloke kıymetin değerini Merkez belirleyecek

Bankaların Merkez Bankası’nda tutacakları bloke menkul kıymetlerin değerini Merkez Bankası belirleyecek. Yabancı para yükümlülükleri için Türk Lirası cinsinden menkul kıymet tesis edilmesine ilişkin şartları düzenleyen 10 Haziran tarihli tebliğde değişiklik yapıldı. Değişiklik yapılan tebliğ bankalara kur korumalı mevduata dönüşüm oranına göre belirli bir hedef veriyor. Bu hedefe uymayanlar için de bloke olarak menkul kıymet tesis etme şartı getiriyordu. Buna göre bankaların Merkez Bankası’nda açtıkları hesaplarda bloke olarak bulunduracakları menkul kıymetlerin değeri Merkez Bankası tarafından belirlenecek.

KKM hesapları 1 milyar lirayı aştı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) haftalık verilerine göre kur korumalı mevduat 24 Haziran ile biten hafta itibariyle 1 milyar 18 milyon 197 bin liraya yükseldi. BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün kredi hacmi, geçen hafta 40 milyar 664 milyon lira artarak 6 trilyon 344 milyar 453 milyon liraya çıktı. Bankacılık sektöründeki toplam mevduat da (bankalararası dahil), geçen hafta 26 milyar 847 milyon lira arttı. Söz konusu haftada yüzde 0,4 yükselen bankacılık sektörü toplam mevduatı, 7 trilyon 7 milyar 981 milyon lira oldu. Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 24 Haziran itibarıyla 9 milyar 830 milyon lira artışla 905 milyar 932 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 345 milyar 238 milyon lirası konut, 23 milyar 308 milyon lirası taşıt ve 537 milyar 387 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu. Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 2 milyar 315 milyon lira artarak 843 milyar 302 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 3,0 artışla 276 milyar 759 milyon liraya çıktı. Bireysel kredi kartı alacaklarının 115 milyar 276 milyon lirası taksitli, 161 milyar 482 milyon lirası taksitsiz oldu. BDDK haftalık verilerine göre, bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 24 Haziran itibarıyla bir önceki haftaya göre 2 milyar 310 milyon lira azalarak 160 milyar 510 milyon liraya geriledi. Söz konusu takipteki alacakların 128 milyar 992 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.

Rezervlerin güçlendirilmesine odaklanılacak

Para Politikası Kurulu’nun (PPK) geçen hafta politika faizini sabit tutma kararı aldığı toplantının dün özetleri yayımladı. Özetlerde büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı iyileşmelerin yanında enerji fiyatlarından kaynaklanan riskler devam ettiği belirtilirken şu noktalara dikkat çekildi: “Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının geçici etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmekte. Bu süreçte, politika araçlarının Türk lirası mevduat gelişiminin desteklenmesi, APİ fonlamasının teminat yapısında Türk lirası cinsi varlıkların artırılması, para takası (swap) miktarının kademeli şekilde azaltılması ve döviz rezervlerinin güçlendirilmesi istikametinde geliştirilmesine odaklanılacak.”

Yabancı TL menkul kıymet satarken yerlinin aklı dövizde

Yabancı yatırımcıların TL menkul kıymetlerinden çıkışı geçen hafta da devam etti. Merkez Bankası haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre 24 Haziran haftasında yabancı yatırımcılar 98.4 milyon dolarlık hisse senedi, 57.7 milyon dolarlık da devlet iç borçlanma senedi sattı. Yabancı yatırımcı satış yapıp çıkarken yurtiçi yerleşik kişilerin de döviz mevduatlarını artırdı. Merkez Bankası haftalık para ve banka istatistiklerine göre parite etkisinden arındırılmış olarak döviz mevduatı 769 milyon dolar arttı. Yabancı yatırımcılar hisse senedinde son 3 haftadır DİBS’te ise 10 haftadır kesintisiz çıkış yapıyor. Yılbaşından bu yana 24 Haziran ile biten hafta itibariyle hisse senedinde 3 milyar 317,5 milyon dolar, DİBS’te 1 milyar 741,7 milyon dolar olmak üzere toplam çıkışı 5 milyar 59 milyon dolara ulaştı. Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı 24 Haziran ile biten haftada hem bireyselde hem kurumsalda arttı. Bireysellerin döviz mevduatı parite etkisinden arındırılmış olarak 78 milyon dolar artarken, kurumsalların döviz mevduatı BDDK’nın yeni hamlesi öncesi 691 milyon dolar arttı.

Paylaşın

İsveç: İade Kararları Bağımsız Yargı Tarafından Verilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO bünyesinde yapılan üçlü muhtıra çerçevesinde “İsveç’ten 73 teröristin iadesini” istediklerini söylemesinin ardından İsveç Adalet Bakanı Morgan Johansson, İsveç’te iade kararlarının bağımsız yargı tarafından verildiğini söyledi.

Bakanı Johansson yaptığı yazılı açıklamada, “İsveç’te bağımsız mahkemeler ile İsveç yasaları geçerlidir” dedi.

İsveç vatandaşlarının iade edilemeyeceğini de hatırlatan Johansson, “İsveç vatandaşı olmayan kişiler diğer ülkelerin talebi üzerine, ancak İsveç yasaları ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi ile uyumlu olması koşuluyla iade edilebilir” ifadesini kullandı.

Salı akşamı Türkiye ile imzalanan ve Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği üzerindeki vetosunu kaldıran anlaşma, Stockholm’e göre suçluların iadesi konusunda “Avrupa Sözleşmesine saygı gösterilmesini açıkça belirtiyor”.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NATO Zirvesi’nin bitmesinin ardından İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlediği basın toplantısında “İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvuruları bağlamında yaşananlar, Türkiye’nin terör konusundaki kırmızı çizgilerini ortaya koymuştur. Bu muhtıra Türkiye ve milletimiz açısından zorlu müzakere sürecinden sonra elde edilmiş diplomatik bir zaferdir. Muhtırada kayıtlı hususların uygulamasını titizlikle takip edecek, adımlarımızı buna göre atacağız. İsveç’in verilmiş olan sözü şudur, 73 teröristin Türkiye’ye iadesi.” demişti.

İsveç Adalet Bakanı Johansson, akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın açıklamasına doğrudan yorum yapmadı ancak iade konusunda son sözün hükümette değil, “iadeler üzerinde veto yetkisi olan” Yüksek Mahkeme’de olduğunu söyledi.

Muhtırada konuya ilişkin şu ifadeler yer almıştı:

“Türkiye, Finlandiya ve İsveç Washington Antlaşması’nda belirtilen ilkelere ve değerlere bağlılıklarını ifade ederler. İttifakın en temel unsurlarından biri, üye devletlerin milli güvenliğinin yanı sıra uluslararası barış ve istikrara doğrudan tehdit teşkil eden terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede tam dayanışma ve iş birliğidir. Müstakbel NATO müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verirler.

Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır. Türkiye de milli güvenliklerine yönelik tüm tehditlere karşı Finlandiya ve İsveç’e tam destek verir. Finlandiya ve İsveç, terörizmi tüm biçim ve tezahürleriyle en kuvvetli şekilde reddeder ve kınar. Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar, Türkiye’yle ve mağdurların aileleriyle en derin dayanışma duygularını ifade eder. Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder.

Finlandiya ve İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin, bunların uzantılarının faaliyetleri ile iltisaklı kuruluşlar ve paravan örgütler içerisinde yer alan veya bu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder. Türkiye, Finlandiya ve İsveç bu terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek amacıyla aralarındaki iş birliğini artırmaya karar vermişlerdir. Finlandiya ve İsveç, bu terör örgütlerinin emellerini reddeder.”

Paylaşın