İBB Başkanı İmamoğlu: Muhalefet Kazanacak Adayı Belirlemeli

2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası alan ve kesinleşmesi halinde siyasi yasaklı olacak olan İBB Başkanı İmamoğlu, “Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim” dedi ve ekledi:

“Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz.

Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane çağrısını sosyal medyadan öğrendiğini söylemesi hakkında,”Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkumiyet kararı çıkması halinde Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” dedi.

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı’ya konuşan İmamoğlu, “Ben şunu merak ediyorum. İktidar, daha doğrusu Sayın Cumhurbaşkanı bu kararla ilgili ne düşünüyor, bunu net biçimde söylesin. Bu kararı doğru mu buluyor yanlış mı! Bu karara katılıyor mu, yoksa bu kararın karşısında mı! Bilmek hakkımız. Yargı kararları hakkında konuşmuyorum diyemez çünkü en üst yargı kararları ile ilgili olarak dahi fikirlerini hiç sakınmadan söyledi. Yine söylesin” dedi ve “Çünkü bunu ben değil, toplum merak ediyor” diye de ekledi.

İmamoğlu “Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp fikrini açıkça paylaşsın. ‘Evet bu karar doğrudur’ da diyebilir, ‘Bu karar yanlıştır ve istinaftan dönmelidir’ de diyebilir. Ama net olsun. Top çevirmesin” ifadelerini kullandı ve “mertçe bir mücadele istediğini, cumhurbaşkanı da mertçe mücadele istiyorsa bunu söylemesi çağnısı yaptı.

‘Takımın sahaya çıkartabileceği bir oyuncuyum’

İmamoğlu, Altaylı’nın “Yani mertçe bir mücadele derken kendinizi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında rakip olarak mı görüyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi;

“Fatih Bey, ben tek başıma kendimi rakip olarak görmüyorum elbette. Ama Erdoğan’ın karşısındaki rakip takımın bir oyuncusuyum. Teknik direktör beni oyunu sokar veya sokmaz. Ona ben karar vermeyeceğim. Ama oyuna girme ihtimali olan bir oyuncuyum. Ve işin güzeli bugün bizim takımda oyuna girmeye ve sonucu değiştirmeye aday, o kapasitede pek çok oyuncu var artık. Dün sayamazdınız bu oyuncuları bugün ise pek çok oyuncumuz var rakibe gol atabilecek. Bu zenginlik artık muhalefet tarafında var. Tek seçeneğe mahkum olan iktidar tarafı artık, muhalefet değil. Benim söylemek istediğim ise şu. Rakibin oyuna girme ve skoru değiştirme gücüne sahip oyuncularından biri maç öncesi yolda, maça gelirken ve üstelik oyuna girip girmeyeceği bile belli değilken sakatlamasınlar. Yolda otomobille çarpıp oyun dışı bırakmayı içlerine sindiriyorlar mı, sindiremiyorlar mı bunu söylesinler! Rakibin bir oyuncusunu, saha dışında sakatlayıp oyun dışı bırakmayı doğru buluyorlar mı, bulmuyorlar mı bunu açıkça halka anlatsınlar. Mertçe bir mücadele istiyorlar mı, istemiyorlar mı ben bunu merak ediyorum. Tam fikirlerini duymak istiyorum… Yoksa tabii ki, kendimi aday görmek gibi bir hadsizlik içinde değilim. Ama takımın sahaya çıkarabileceği bir oyuncusuyum. Bu net.”

Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane mitingini sosyal medyadan duyduğu yönündeki sözleri sorulduğunda ise “Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkeme kararının açıklanacağı gün Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” yanıtını verdi.

İmamoğlu “Nereden belliydi?” sorusuna da “dava sürecinde, son 7 aydır partinin bu konu ile ilgili görevlendirdiği parti yöneticisi arkadaşlarla beraber çalıştıklarını, her detayı aylardır ele aldıklarını ve tüm seçenekleri değerlendirdiklerini” vurguladı.

İmamoğlu şöyle devam etti;

“Açıkçası biz iktidarın tavrından ve son hakim değişikliğinden anlamıştık ki, niyet kötü ve siyasi sonuçları olan bir ceza gelecek. Beni oyun dışına çıkarmak, İstanbullunun iradesini elinden almak isteyecekler. Bu seçeneği değerlendirirken de, eğer böyle bir ihtimal ortaya çıkarsa Saraçhane’de toplanmayı, millete böyle bir adres göstermeyi, tepkimizi Saraçhane Meydanı’nda ortaya koymayı çok önceden konuşmuştuk. Bu yüzden de karar günü, özellikle de hukukçularımız mahkeme heyetinin uzun bir görüşme için çekilmesinden sonra bu ihtimali güçlü görmeye başladılar ve bunu da bana söylediler. Ben de bunun üzerine daha önceden konuşulup, üzerinde mutabık kaldığımız Saraçhane’de toplanma fikrini sosyal medya üzerinden duyurdum. Zaten CHP’liler de bir yerde tepkilerini göstermek istiyorlardı. Mahkeme önüne mi gidelim, nereye gidelim diye soruyorlardı. Onlara bir adres göstermek lazımdı ve ben de daha önceden üzerinde mutabık kalınmış bir adresi gösterdim. Doğru, Sayın Genel Başkanı arayıp yeniden bilgilendirmedik. Çünkü bir mahkumiyet kararı çıkması halinde burada toplanma kararı çok önceden zaten alınmıştı.”

Ekrem İmamoğlu kararla birlikte cumhurbaşkanı adaylığının daha ön plana çıkıp çıkmadığı, kararı kendi lehine bir fırsat olarak görüp görmediği konusunda da “Bu kararı benim adaylığımı güçlendiren bir karar olarak değil, iktidarın korkusunun ne kadar büyük olduğunu gösteren bir karar olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

‘Muhalefet kazanacak adayı belirlemeli’

İmamoğlu, Altaylı “Sizden korkusunu mu?” diye sorunca da şu yanıtı verdi;

“Yo kendimi kast etmiyorum. Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim. Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz. Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

‘Duygusal bir ortam oldu’

Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener ile kucaklaşma görüntüsünü de şu sözlerle açıkladı;

“Mahkeme kararını bekliyorduk odada. Meral Hanım, eşim, ben, birkaç arkadaşımız daha. Bir ara eşim duygusallaştı. Gözleri doldu. Ben de ‘Yapma. Bunların hepsine hazırlıklı olarak bu işteyiz’ dedim. O da ben görmeyeyim diye arkama geçti duvara yaslandı. Tabii Meral Hanım görüyor. O sırada karar geldi ve bana yazılı olarak ilettiler. Okudum. Duygusal bir ortam oldu. Meral Hanım bizi teselli eder gibi, gelip sarıldı. Siyaseten bir büyüğümüz, bir ablamız, tecrübeli bir lider olarak bizi kucakladı. Ben de azami saygı ile onun bu sıcak davranışına, özellikle eşime vermek istediği ‘Yalnız değilsiniz” mesajına karşılık verdim. Bundan bile anlam çıkardılar. Gülüyormuşum. Tebessüm ediyordum doğru. Ne yapacaktım. Bize karşı verilen bu karardan ötürü oturup ağlamamamı bekliyorlardı…”

‘Burası CHP, biat yok, fikir tartışması var’

İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile aralarındaki tartışma iddialarını da doğruladı;

“Elbette sorun var. Burası CHP. Biat yok. Fikir tartışması var. Burada farklı düşüncelerin tartışılması ve bir sonuca ulaşılması geleneği var. Canan Kaftancıoğlu ile bazı konularda farklı düşünüyoruz ve bunu da birbirimize söylüyoruz. Bu medeni bir tavırdır. Canan Hanım da çok net bir insandır. Fikir ayrılıklarımız olduğu bir gerçektir ama bunun detayı parti içi konudur. Ancak söylendiği, iddia edildiği gibi durum yoktur, olamaz da. Daha fazlasını konuşmaya da gerek yoktur. Canan hanım, Saraçhane’de durduğu yerle gereken mesajı zaten vermiştir. Fikir ayrılıklarımızın olması hedefimizin aynı olduğu gerçeğini değiştirmez.”

Paylaşın

Tüketici Güven Endeksi Aralık Ayında Geriledi

Tüketici güven endeksi, aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,3 oranında azaldı. Kasım ayında 76,6 olan endeks, aralık ayında 75,6’ya geriledi. Endeksin 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,3 oranında azaldı. Kasım ayında 76,6 olan endeks, aralık ayında 75,6’ya geriledi.

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülüyor.

Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

103 Emekli Amiralin Yargılandığı Dava Beraatla Bitti

“Anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmakla” suçlanan 103 emekli amiralin yargılandığı davada mahkeme, suç unsuru oluşmadığı gerekçesiyle tüm sanıklar hakkında oy birliği ile beraat kararı verdi.

103 emekli amiral hakkında Montrö Sözleşmesi’yle ilgili yaptıkları açıklama nedeniyle ”anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak” suçlamasıyla dava açılmıştı.

Bildiri, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili sözleri ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın takke ve cübbe giydiği bir fotoğrafının basına yansımasına ardından 4 Nisan 2021’de yayınlandı.

Bildiride, Montrö’nün, “Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan bir anlaşma olduğu” belirtildi. Sözleşmenin büyük bir diplomasi zaferi olduğu aktarıldı. “Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz” dendi.

Tuğamiral Mehmet Sarı’nın fotoğrafı için de bildiride “kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur” ifadeleri yer aldı.

Bildiriyle ilgili iktidar “darbe/muhtıra” yorumu yaparken, bazı muhalefet partileri buna karşı çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 kişi hakkında “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezası talebiyle iddianame düzenledi.

Savcı 12 sanığa ceza istemişti

Savcı, mütalaasında, “sanıkların ortak bir iştirak iradesiyle hazırlanan bildiriyi kamuoyuyla paylaşarak, meşru iktidara karşı harekete geçmek üzere ve hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde emir komuta dışında hareket edilmesini hedeflediklerini” aktardı.

Sanıklar Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçunu işlediklerini belirterek, 3 yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi.

Savcı, aralarında eski Deniz Kuvvetleri komutanları Bülent Bostanoğlu, Eşref Oğuz Yiğit ve Murat Bilgel’in de bulunduğu 91 sanığın isnat edilen suça yönelik kasıtlarının bulunmadığını, cezalandırılması istenen 12 kişinin eylemlerine iştirak iradelerinin olmadığını belirterek, bu sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat talebinde bulundu.

Paylaşın

Hollanda Başbakanı, Ülkesinin Köleci Geçmişinden Dolayı Özür Diledi

Hollanda Başbakanı Mark Rutte, ülkesinin yıllarca köleciliği etkinleştirdiğini, teşvik ettiğini, sürdürdüğünü ve bundan yararlandığını vurgulayarak,  “İnsanlar metalaştırıldı. İnsan onuru ayaklar altına alındı. Bunun için özür dilerim” dedi.

Lahey kentindeki Ulusal Arşiv’de toplanan dinleyicilere hitap eden Başbakan Rutte, “Bugün Hollanda hükümeti adına Hollanda devletinin geçmişteki eylemleri için özür diliyorum” dedi.

Rutte, bu cümlesini İngilizce, Papiamento ve Sranan Tongo dillerinde tekrar etti. Bunlar halen Hollanda Krallığı’na bağlı özerk devletler olan Karayip adalarında ve 1975’te bağımsızlığını kazanan Surinam’da konuşulan diller.

“İnsanlığa karşı suç”

“Hollanda devleti köleleştirilmiş halkların ve onların torunlarının uğratıldığı büyük acıların sorumluluğunu taşımaktadır” ifadelerini kullanan Rutte “Şimdi ve burada yaşayanlar olarak biz bunu sadece tanıyabilir ve köleciliği en açık ifadelerle insanlığa karşı suç olarak kınayabiliriz” dedi.

Hollanda’nın resmi özrü, ülkenin Surinam, Curaçao ve Aruba gibi Karayipler’deki adalarda ve Endonezya gibi sömürgelerinde köleliğin kaldırılmasından yaklaşık 150 yıl sonra geldi. Hollanda 1 Temmuz 1863’te köleliği kaldırma kararı almış ancak bunun tamamen hayata geçmesi 10 yıllık bir geçiş sürecinin ardından 1873’te tamamlanabilmişti.

Rutte’nin resmi özrü, devletin bir tazminat ödememesi nedeniyle eksik bulunuyor. Hollanda Krallığı’na bağlı ada ülkesi Aruba’nın Başbakanı Evelyn Wever-Croes özrü “bir ilk adım” olarak değerlendirdiğini ve kabul ettiğini açıkladı.

Ancak Sint Maarten Başbakanı Silveria Jacobs özrü kabul etmeyeceklerini duyurdu. Jacobs “Şunu açıkça söyleyeyim danışma komitemiz bunu tartışmadan ve ülke olarak bunu tartışmadan özrü kabul etmeyeceğiz” dedi.

16’ncı ve 17’nci yüzyılda “Altın Çağ”ını yaşayan ve dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri haline gelen Hollanda’nın, köle ticareti amacıyla Güney Amerika ve Karayiplere taşıdığı Afrikalıların sayısının 600 bini geçtiği tahmin ediliyor. Sömürge imparatorluğu doruğunda iken Surinam, Güney Afrika ve Endonezya, Hollanda’nın sömürgeleri arasında yer alıyordu.

Kraliyet Ailesi”nin kölecilik geçmişi araştırılacak

Hollanda Kralı Willem-Alexander da, Kraliyet Ailesi”nin kölecilik tarihindeki rolünün araştırılması için talimat verdi. Araştırma 16. yüzyılın sonlarından sömürgecilik sonrası ve günümüze kadar olan dönemi kapsayacak ve üç yıl sürecek.

Hollanda Kralı, “Tarihsel gerçekleri ve gelişmeleri anlamak ve bunların insanlar ve topluluklar üzerindeki etkileriyle olabildiğince açık ve dürüst bir şekilde yüzleşmek için geçmişe dair derinlemesine bilgi şarttır” diyor.

Araştırmayı Leiden Üniversitesi yürütecek. Tarihçi Gert Oostindie başkanlığındaki bağımsız bir komite de araştırmayı denetleyecek. Hollandalı tüccarlar, “Altın Çağ” adı verilen 17. yüzyıldan itibaren Afrika ve Asya’dan 600 binden fazla insanı kaçırarak köleleştirdi.

Köle ticareti, Hollanda’nın refah toplumuna dönüşmesinde önemli rol oynadı. Yapılan araştırmalara göre, 17. yüzyıldaki ekonomik büyümesin en az yarısı, köle ticareti ile bağlantılı.

Paylaşın

Dünya’nın Yüzde 30’una Koruma

Kanada’nın Montreal kentinde 193 ülkeden beş binden fazla temsilcinin katılımıyla düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı sona erdi. Yaklaşık iki haftadır düzenlenen konferansta önemli bir anlaşmaya varıldı.

DW Türkçe’nin aktardığına göre, anlaşma dünya üzerindeki toplam kara ve deniz alanlarının yüzde 30’unun 2030 yılına kadar koruma altına alınmasını öngörüyor. Yüzde 30’luk oran dünya geneli için geçerli olduğu için bazı ülkelerin koruma yükümlülüğü altına alacağı alanlar diğerlerine göre daha fazla. Şimdiye kadar bu oran, kara alanlarının yüzde 17’si ve deniz alanlarının yüzde 8’i düzeyindeydi.

20 milyar dolarlık uluslararası yardım

Anlaşmada ayrıca 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik için farklı kaynaklardan 200 milyar dolar toplanmasında mutabık kalındı. Zengin kuzey yarımküre ülkeleri güney yarımküre ülkelerine doğanın korunması için mali destekte bulunacak. Buna göre 2025 yılına kadar kalkınmakta olan ülkelere doğayı korumak için yılda en az 20 milyar dolar destek verilecek. 2030 yılına kadar da bu miktar en az 30 milyar dolara çıkartılacak. Söz konusu meblağın halihazırda biyolojik çeşitlilik için ayrılan kaynağın iki ila üç katına denk olduğu belirtiliyor.

Yeniden doğal hale getirme

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya üzerindeki kara parçasının üçte biri insan etkisi sonucunda “makul ya da aşırı oranda” tahribata uğramış durumda. Montreal’de varılan anlaşma uyarınca 2030 yılına kadar tahrip olmuş ekosistemin yeniden doğal hale getirilmesi hedefleniyor.

Daha az pesitisit

Avrupa Birliği’nin yanı sıra Brezilya, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler Montreal’deki görüşmelerde çevre kirliliği konusunu ele aldı. Anlaşma “2030 yılına kadar çevre kirliliği risklerini ve çevre kirliliğinin olumsuz sonuçlarını biyolojik çeşitliliğe zarar vermeyecek seviyeye indirmeyi” öngörüyor. Bu hedefe ulaşmak için de imzacı ülkelerin “pestisitler ve tehlikeli kimyasallardan doğan toplam riski yarıya azaltmaları” isteniyor. Plastik nedeniyle oluşan çevre kirliliği de azaltılacak.

Anlaşmanın hayata geçirilmesinin denetlenmesi

2010 yılında düzenlenen konferansta kabul edilen hedeflerden hiçbiri 2020 yılına kadar tutturulamadı. O nedenle ülkeler planlama ve denetim için de bir mekanizma oluşturulması konusunda mutabık kaldı. Ancak varılan mutabakatın Paris İklim Anlaşması’ndan daha az bağlayıcı olduğu belirtiliyor.

Bir sonraki toplantı Türkiye’de

Kanada’daki görüşmelerde Türkiye’yi Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci başkanlığındaki heyet temsil etti. 2024 yılında düzenlenecek bir sonraki taraflar konferansına Türkiye ev sahipliği yapacak. Sözleşmeye 1996 yılında taraf olan Türkiye, sözleşmenin 2024-2026 yılları arasında dönem başkanlığını üstlenecek. Türkiye, dönem başkanlığını 2024’te ev sahipliğini yapacağı BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 16. Taraflar Konferansı’nda Çin’den devralacak.

Paylaşın

Milyonları İlgilendiriyor: Asgari Ücrette Olası 4 Zam Senaryosu

Asgari Ücret Tespit Komisyonu, üçüncü toplantısını yarın saat 14.00’te gerçekleştirecek. Yeni yılda geçerli olacak asgari ücret rakamının bu toplantıda belirlenmesi bekleniyor. Öte yandan zamla ilgili olası 4 senaryo konuşuluyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ev sahipliğinde 7 Aralık’ta birinci, 14 Aralık’ta ikinci toplantısını yapan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, üçüncü toplantısını yarın saat 14.00’te gerçekleştirecek.

NTV’de yer alan habere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, 3. toplantıda uzlaşma sağlanacağını, işçilerin beklediği, işverenin de ödeyebileceği bir ücretin belirleneceğini söyledi.

Bilgin, “Esas problem şudur. Enflasyon şartlarında emekçilerin enflasyonun baskısından onları kurtaracak bir ücret seviyesinin belirlenmesi. Bunun yanı sıra işverenin ödeyebileceği bir ücret seviyesinin belirlenmesi” dedi.

Hazine ve Maliye ile Ticaret bakanlıkları ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) temsilcilerinden istenen ilave verilerin görüşüleceği toplantıda, işçi ve işveren tarafı rakamlar üzerinden pazarlık edecek.

Yeni yılda geçerli olacak asgari ücret rakamının bu toplantıda belirlenmesi bekleniyor.

TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulunun, komisyon toplantısından önce asgari ücret gündemiyle toplanıp, değerlendirmelerde bulunacağı öğrenildi.

Komisyonda işçi kesimini temsil eden TÜRK-İŞ, öncelikle pazarlığın Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırmasının kasım ayına ait açlık sınırı verisi olan 7 bin 785 lira üzerinden başlamasını istiyor. Bunun yanında, refah payı ile enflasyona karşı satın alma gücünün korunmasını talep ediyor. Bu rakamsal talebin yanında, gelir vergisi dilimlerinin çalışanlar lehine düzenlenmesi ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması da TÜRK-İŞ’in pazarlık masasına taşıdığı konular arasında bulunuyor.

İşveren kesimini temsil eden Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ise asgari ücrete dair rakam paylaşmamakla birlikte, temel olarak işçilerin ve işverenlerin gözetildiği dengeli bir asgari ücretten yana tutum sergiliyor. Yeni asgari ücret rakamında, istihdamın korunmasını, yeni istihdam yaratılmasını ve işletmelerin rekabet gücünün dikkate alınmasını isteyen TİSK, asgari ücret işveren desteğinin 2023’te de sürdürülmesini talep ediyor.

İşte olası senaryolara göre kalem kalem hesabı…

Yüzde 45 zam

İlk senaryo net asgari ücretin 8 bin liraya çıkması. Net olarak yüzde 45 artırılan asgari ücret brüt 9 bin 412 liraya çıkıyor ve işverene maliyeti de 11 bin 59 lira oluyor.

Yüzde 50 zam

İkinci senaryo yüzde 50 artışla 8 bin 250 liraya yükseltilmesi. Brüt ücret 9 bin 706 liraya çıkıyor ve işverene maliyeti 11 bin 404 lira oluyor.

Yüzde 55 zam

Üçüncü senaryo asgari ücretin yüzde 55’lik artış ile 8 bin 500 lira seviyesine ulaşması. Bu durumda brüt ücret 10 bin liraya, işverene maliyeti ise 11 bin 750 liraya yükseliyor.

Yüzde 60 zam

Son senaryo ise net asgari ücretin yüzde 60 artışla 8 bin 750 liraya çıkarılması. Bu durumda brüt ücret 10 bin 294 liraya, işverene maliyet ise 12 bin 95 liraya denk geliyor.

Asgari ücreti, yasa gereği işçi, işveren ve hükümetten beşer temsilci olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor. Komisyon, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı tarafından toplantıya çağrılıyor ve yeni asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında teamül üzerine aralık ayında dört kez toplanıyor.

Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp oy çokluğuyla karar veriyor. Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor.

Asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 6 bin 471 lira, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 5 bin 500 lira 35 kuruş olarak uygulanıyor.

Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 7 bin 603 lira 43 kuruş. Bunun 6 bin 471 lirası brüt asgari ücret, 1003 lira 1 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 129 lira 42 kuruşunu işveren işsizlik sigorta primi oluşturuyor

Paylaşın

İsveç, Türkiye’nin ‘Bülent Keneş’ Talebini Reddetti

İsveç Yüksek Mahkemesi, Türkiye’nin, Bülent Keneş ile ilgili iade talebini reddetti. Kararının ardından İsveç basınına konuşan Today’s Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş, “Elbette çok mutluyum. Ama bu karar zaten bekleniyordu.” ifadelerini kullandı.

Fransız haber ajansı AFP’ye göre İsveç Yüksek Mahkemesi, Keneş’in iadesini, “çeşitli handikaplar” nedeniyle durdurma kararı aldı; bu noktada “Keneş’e yönelik suçlamaların siyasi olmasını” ve “Keneş’in İsveç’te mülteci statüsüne sahip olmasını” kararına gerekçe gösterdi.

İsveç’te yayımlanan Aftonbladet gazetesinde yer alan habere göre ise mahkeme, Keneş’in, siyasi görüşlerinden dolayı Türkiye’de “zulüm görme riski” olduğuna hükmetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Kasım’da İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Bülent Keneş’in “FETÖ terör örgütünden” olduğunu söylemişti.

Erdoğan, “terörist” olarak nitelendirdiği Keneş’in iadesinin “kendileri için büyük önem arz ettiğini” belirtmişti.

Ankara, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylamak için iki ülkeden, “terör örgütü üyesi” olarak nitelendirdiği kişilerin Türkiye’ye iadesini istiyor.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından NATO’ya katılmak için resmi başvuruda bulunmuştu. NATO üyeliğine aday bir ülkenin ittifaka katılabilmesi için Türkiye dahil mevcut 30 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Bülent Keneş kimdir?

Gazeteci Bülent Keneş, Today’s Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olduğu dönemde Twitter’daki mesajlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesi ile10 Ekim 2015’te tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

Bülent Keneş, avukatlarının yaptığı itiraz üzerine 4 gün sonra tahliye edildi. Keneş, 4 Aralık 2015’te Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmenliği görevinden istifa etti.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Keneş hakkında 18 Ekim 2016’da ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan yakalama kararı çıkarıldı. Keneş bir süredir İsveç’te yaşıyordu.

Paylaşın

Bilim İnsanları, Dünya’daki Suyun Yaşını Belirledi

Güneş Sistemi, Güneş nebulası adı verilen dev bir moleküler buluttan doğdu. Bu bulut çoğunlukla suyun ana bileşeni olan hidrojeni içeriyordu. Onu da sırayla helyum, oksijen ve karbon takip ediyordu. Bulut ayrıca küçük silikat tozu ve karbonlu toz tanelerine de ev sahipliği yapıyordu.

Güneş Sistemi’ndeki suyun tarihi de bu noktada başladı. Dünya üzerindeki en eski suyun ise 4 milyar 571 milyon yıllık olduğu anlaşıldı.

GeoScienceWorld Elements adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan çalışmada Çinli ve İtalyan iki araştırmacı bir dizi karmaşık hesaplamayla gezegenin suyunun hangi dönemlerde oluştuğunu ayrıntılarıyla ortaya çıkardı.

Buna göre Dünya’daki suyun iki kaynağı var. İlki Güneş Sistemi soğuk bir bulutken ortaya çıktı. İkincisiyse gezegenlerin oluştuğu dönemde (4 milyar 543 milyon yıl önce) meydana geldi.

Araştırmacılar, Güneş Sistemi’nin doğuşunun erken aşamalarında meydana gelen ilk suyun da bir şekilde Dünya’ya ulaştığını söylüyor.

Güneş Sistemi aslında Güneş nebulası adı verilen dev bir moleküler buluttan doğdu. Bu bulut çoğunlukla suyun ana bileşeni olan hidrojeni içeriyordu. Onu da sırayla helyum, oksijen ve karbon takip ediyordu. Bulut ayrıca küçük silikat tozu ve karbonlu toz tanelerine de ev sahipliği yapıyordu.

Araştırma makalesine göre Güneş Sistemi’ndeki suyun tarihi de bu noktada başladı. Yani hidrojen ve oksijen reaksiyona girdi ve iki tür su buzu oluştu: Normal su ve döteryum içeren ağır su.

Döteryum, ağır hidrojen (HDO) adı verilen bir hidrojen izotopu. Çekirdeğinde bir proton ve (normal suyun aksine) bir de nötron yer alıyor.

Yeni araştırmanın arkasındaki Cecilia Ceccarelli ve Fujun Du, bu en eski suyun Dünya’da olup olmadığını anlamak için toplam su miktarı ve döteryumlu su miktarını kullandı.

Hesaplamaları sonucunda Dünya’daki suyun yüzde 1 ila 50’sinin Güneş Sistemi’nin doğuşunun ilk aşamasından geldiği ortaya çıktı.

Araştırmacılar yüzde 1 ila 50’nin çok geniş bir aralığa işaret ettiğini kabul ediyor. Ancak yine de Dünya’yı anlamak için son derece önemli bir bilgi olduğunu vurguluyor.

Araştırma makalesinde konuyla ilgili, “Kuyruklu yıldızlar ve asteroitlerdeki su da büyük oranda miras alındı” ifadelerine yer verdi.

Önde gelen hipotezlerden biri, kuyruklu yıldızlardan kopan asteroitlerin Dünya’yı bombardımana tuttuğu ve bu sırada gezegene su molekülleri taşıdığını iddia ediyor.

Ancak Ceccarelli ve Fujun, bunun doğru olmayabileceğini söylüyor: Dünya ilk suyunu büyük olasılıkla asteroitlerin ve gezegenlerin öncüleri olduğu varsayılan gezegenciklerden (planetesimal) miras aldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Siz Daha Tokat Görmemişsiniz

Polisin, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü’ye tokat atmasına tepki gösteren Selahattin Demirtaş, Kürtler kesinlikle unutmayacak. Siz daha tokat görmemişsiniz. Sandığı bekleyin, göstereceğiz!” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, hasta ve infazı yakılan tutuklu yakınlarının İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yaptığı yürüyüşte polisin HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü’ye tokat atmasına tepki gösterdi.

Demirtaş, sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Gırtlağına kadar pisliğe, suça bulaşmış bu iktidar haddini aşalı çok oldu. Analarımıza yapılan bu saldırıyı ve Ferhat Encü’ye atılan tokadı Kürtler kesinlikle unutmayacak. Siz daha tokat görmemişsiniz. Sandığı bekleyin, göstereceğiz!”

Ne olmuştu?

Kadıköy’de hasta ve infazı yakılan mahpusların serbest bırakılması için yapılan eylemde polis, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili ve İstanbul İl Eşbaşkanı Ferhat Encü’ye tokat atmıştı.

Polisin Encü’ye tokat atarken görüntüleri de kaydedildi. O anları kayıt altına alan Artı TV kameramanı Mehmet Zeki gözaltına alınmıştı.

Artı TV muhabiri Meral Danyıldız, sosyal medya hesabından “Görüntüleri çektiği için Zeki’yi gözaltına aldılar. Artı TV muhabiri Umut Taşdağ’ı da darp ettiler. Umut yere düştü. Şimdi hastaneye gitti. Darp raporunu alacak. Zeki’yi de bırakmıyorlar. Tüm ısrarlarımıza rağmen polis bırakmıyor” demişti.

Polis, milletvekili Eksik’in de bacağını kırmıştı

9 Ekim’de Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yapılan yürüyüşte ise; polis HDP milletvekilleri Habip Eksik’e sert müdahalede bulunmuştu. Eksik’in bacağı kırıldı ve ameliyat edilmişti.

Eksik, o gün yaşananları şöyle anlatmıştı: “Müzakereler sürerken Emniyet Müdürünün talimatıyla saldırıya geçtiler. Hakkari Milletvekilimiz Sait Dede de saldırıya uğradı. Hatta onun da bacağını kırmaya yönelik tekmelerle vurdular.

“Ağırlık olarak bana göre daha zayıf olduğu için o tekmenin karşısında savruldu ve onun bacağı kırılmadı. Ayağını kırın, bir yerlerini kırın talimatını gerçekleştirdiklerinin göstergesidir. Gaz ve gaz bombalarıyla oradaki kitleyi dağıttılar ve bizim etrafımızı bilinçli bir şekilde boşalttılar.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ya Çok Zenginsin Ya Da Hiçbir Şeyin Yok

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Orta sınıfı yok ettiler. Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok. Oysa birlikte yaşadığımız, demokratik ve özgür bir ülke idealini gerçeğe dönüştürmek zorundayız. Aynı zamanda gelirin de daha eşit paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Çok rahat ifade edeyim ki… Böyle bir Türkiye mümkün…” dedi ve ekledi: 

“Ama bu sürecin, bunları gerçekleştirmenin kolay olmadığını da biliyorum. Önümüze sürekli engeller çıkaracaklar, mücadele edeceğiz. Yasa dışı yollara başvuracaklar, mücadele edeceğiz. Yargıyı sopa olarak kullanacaklar, mücadele edeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Demokrasi Vakfı’nın düzenlediği Demokrasi Şurası’na katıldı. Gündeme yönelik açıklama yapan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları söyle:

“Adalet bir demokrasi meseledir. Bu ülkede yaşayan herkesin; kimliği, inancı ne olursa olsun, kadının erkeğin, başı açığın başı kapalının, ailenin, bekarın. Yani herkesin ama herkesin barış ve huzur içinde yaşadığı bir ülke hayal ediyorum, en büyük hedefim bu. Huzurlu bir ülke var etmek.

“Kanunlar önünde herkes eşit olacak”

Parklarında çocuklarımızın sevgiyle oynadığı, annelerinin çocuklarını sevgiyle yatağa yatırdığı bir Türkiye. Üniversitelerde özgürce araştırmanın yapılmadığı, hiç kimsenin düşüncelerinden dolayı, hapse atılmadığı bir Türkiye istiyoruz. Böyle bir Türkiye, 21. yüzyıla yakışan bir Türkiye olabilir. Kanunların adil olduğu, kanunlar önünde herkesin eşit muamele gördüğü bir ülke.

Biz bunları neden başarmayalım? Eşitliği sadece insan hakları bağlamında söylemiyorum. Demokrasi sadece insan hakları değildir. Demokrasi aynı zamanda eşit fırsatlarla olur. Eşit fırsatlar da temel insan hakkıdır. Bu ülkede eşit fırsatlar yok. 21. yüzyıl Türkiye’sinde; işsizliği, yoksulluğu derinden yaşayan, elektriği kesilen, internete erişemeyen milyonlarımız var.

“Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok”

Orta sınıfı yok ettiler. Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok. Oysa birlikte yaşadığımız, demokratik ve özgür bir ülke idealini gerçeğe dönüştürmek zorundayız. Aynı zamanda gelirin de daha eşit paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Çok rahat ifade edeyim ki… Böyle bir Türkiye mümkün…

Ama bu sürecin, bunları gerçekleştirmenin kolay olmadığını da biliyorum. Önümüze sürekli engeller çıkaracaklar, mücadele edeceğiz. Yasa dışı yollara başvuracaklar, mücadele edeceğiz. Yargıyı sopa olarak kullanacaklar, mücadele edeceğiz.

“Bu halk demokrasiye kavuşacak”

TBMM’yi vesayet altına alacaklar, mücadele edeceğiz. Gazeteleri, televizyonları, binlerce trolleri aracılığı ile saldıracak, karalayacaklar; mücadele edeceğiz. Çünkü bu mücadele bir hak mücadelesidir. 3 Aralık’ta söyledim, yine söylüyorum. Bu ülke hak ettiği demokrasiye ya kavuşacak, ya kavuşacak.

Bugün size adil bir toplum inşa etmenin kolay olduğunu söylemeyeceğim. Zor olacak. Ama başaracağız. Önemli olan zaten zoru başarmaktır. Bugün bu ideallerle ne yazık ki taban tabana zıt olan ülkemizin en karanlık anlarını yaşıyoruz.

Geçmiş daha mı parlaktı? Değildi. Demokrasi hep hor görüldü. Demokrasi o zaman postalların altında ezildi. Bugün kirli sermayenin altında eziliyor. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı idam ettiler. Seviniyordu o zaman birileri. Bugün de başka zalimler seviniyor. Ama biz demokratlar; hiç bitmedik, hiç azalmadık.

“Son bir şey kaldı: Helalleşmek”

Şimdi yapmamız gereken son bir şey kaldı. Helalleşmek. Ve artık bu ülkenin bedel ödemesini bitirmektir, asıl hedefimiz. Ve artık bu kavgayı biz bitireceğiz. Darbeciye darbeci diyeceğiz. İster eskisi olsun, ister bugünün olsun; kötü olana da kötü diyeceğiz.

Ama dostlar, şunu da hatırlatmama izin verin: Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden önceki andır. Unutmamak lazım ki, bu bir yüz metre koşusu değildir. Bu bir maraton. Ve biz altı lider, bu maratonun son metrelerini koşuyoruz. Siz hep mücadele ettiniz. Bu kez yalnız değilsiniz. Biz de sizlerle beraber koşuyoruz. Beraber koşacağız, mücadele edeceğiz.

“Nefret yaratmalarına izin vermeyeceğiz”

Saraylılar karşısında umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Ama kesinlikle kızgınlığımızın bizi ayrımcı, ötekileştirici yapmasına da izin vermeyeceğiz. Çünkü adalet istiyoruz. Bizleri değiştirmelerine ve kalplerimizde nefret yaratmalarına asla izin vermeyeceğiz.

İdeolojiler farklı olabilir; inançlar, değerler farklı olabilir. Ama adil ve kapsayıcı bir ülke ve demokrasi hepimizin ortak hayali. Bundan dolayıdır ki bizi kimse durduramayacak. Değişimi birlikte getireceğiz, birlikte hayata geçireceğiz.”

Toplantıya Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti TBMM Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, siyasi partilerin genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve belediye başkanları katıldı.

Paylaşın