Kısa Vadeli Dış Borç 142.3 Milyar Dolarla Rekor Seviyede

Ekim ayında, kısa vadeli dış borç, 2021 yıl sonuna göre yüzde 17,1 oranında artışla 142,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borcu yüzde 13,4 oranında artarak 58,3 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borcu yüzde 17,4 oranında artarak 51,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri Ekim 2022 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, ekim sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç, 2021 yıl sonuna göre yüzde 17,1 oranında artışla 142,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç yüzde 13,4 oranında artarak 58,3 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borcu yüzde 17,4 oranında artarak 51,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2021 yıl sonuna göre yüzde 6,1 oranında azalarak 10,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 16,9 oranında artarak 17,9 milyar dolar, yurt dışı yerleşik bankaların mevduatı da yüzde 18,0 oranında artışla 18,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ayrıca, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları geçen yıl sonuna göre yüzde 22,7 oranında artışla 11,6 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Diğer sektörler altında yer alan ithalat borçları, 2021 yıl sonuna göre yüzde 19,4 oranında artarak 46,4 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2021 yıl sonuna göre yüzde 19,5 oranında artarak 26,6 milyar dolar olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 13,9 oranında artarak 83,5 milyar dolar oldu.

Alacaklı bazında incelendiğinde, özel alacaklılar başlığı altındaki parasal kuruluşlara olan kısa vadeli borçlar yıl sonuna göre yüzde 16,8 oranında artarak 74,1 milyar dolar, parasal olmayan kuruluşlara olan borçlar yüzde 17,6 oranında artarak 67,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. 2021 yıl sonunda 460 milyon dolar olan kısa vadeli tahvil ihraçları, 2022 Ekim sonu itibarıyla 349 milyon dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde resmi alacaklılara olan kısa vadeli borçlar 97 milyon dolar olarak gerçekleşti.

2022 Ekim sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu yüzde 45,8’i dolar, yüzde 26,1’i Euro, yüzde 9,2’si TL ve yüzde 18,9’u diğer döviz cinslerinden oldu.

2022 Ekim sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç, 186,3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Söz konusu stokun 16,1 milyar dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurt dışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluştu. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde kamu sektörünün yüzde 20,6, Merkez Bankası’nın yüzde 17,3, özel sektörün ise yüzde 62,1 oranında paya sahip olduğu gözlendi.

Paylaşın

Başörtüsü Teklifi: HDP’den ‘Referandum’ Ayarı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) henüz başörtüsü teklifiyle ilgili tutumunu netleştirmiş değil. Parti kaynakları teklifle ilgili alınacak tutuma dair farklı görüşler olduğunu, bunların yetkili kurullarda tartışılacağını belirtirken, “Net olduğumuz konu teklifin referanduma gitmesine izin vermeyecek bir tutum almak olacak” dedi.

Temel hakların referanduma sunulamayacağını söyleyen HDP’li yetkililer, bu konuda Altılı Masa’nın alacağı ortak tutumun da önemli olacağına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşü AK Parti’nin Meclis’e sunduğu Anayasa değişiklik teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başörtüsü teklifinin Meclis’ten geçmesi konusunda olumlu gelişmeler beklediğini söyleyen Erdoğan, “Olay 336 imzayla gitti ama Meclis’te başta İYİ Parti olmak üzere buraya destekler gelecek diye düşünüyorum. Eğer HDP’den destek gelirse, buna da şaşmayın. Oradan da yeşil ışıklar yanıyor” dedi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, Erdoğan’ın “yeşil ışıklar yanıyor” açıklamasına karşın HDP henüz teklifle ilgili tutumunu netleştirmiş değil. Parti kaynakları teklifle ilgili alınacak tutuma dair farklı görüşler olduğunu, bunların yetkili kurullarda tartışılacağını belirtirken, “Net olduğumuz konu teklifin referanduma gitmesine izin vermeyecek bir tutum almak olacak” dedi. Temel hakların referanduma sunulamayacağını söyleyen HDP’li yetkililer, bu konuda Altılı Masa’nın alacağı ortak tutumun da önemli olacağına işaret etti.

HDP’de farklı görüşler hakim

Başörtüsü teklifine dair HDP içinde farklı görüşler var. Partinin bazı temsilcileri, başörtüsü düzenlemesinin özgürlüklerle ilgili olması ve referandum ihtimalini beraberinde getirmesi sebebiyle desteklenmesi gerektiği görüşünde. Ancak bazı parti yöneticileri, özellikle de kadın yönetici ve milletvekilleri ilkesel olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor. Kadın yönetici ve milletvekilleri, Anayasa teklifinin kabulü halinde LGBTİ+’ların haklarının ihlal edileceğini düşünüyor ve bu sebeple teklifin tümüne ilkesel olarak karşı çıkılması gerektiğini savunuyor.

HDP, kararını Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın Grup Yönetimi ve partinin kurullarıyla yapacağı değerlendirmelerin ardından verecek. Kararın bu hafta şekillenmesi bekleniyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 66,80’e Geriledi

Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonuna ilişkin enflasyon tahmini yüzde 68,06 seviyesinden yüzde 66,80’e, yıl sonu döviz kuru beklentisi ise 19,54 liradan 18,78 liraya geriledi. Ay sonu gecelik faiz oranı yüzde 9,47’den yüzde 9,18’e indi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Piyasa Katılımcıları Anket sonuçlarını yayınladı.

Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 68,06 iken, bu anket döneminde yüzde 66,80 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 37,47 iken, bu anket döneminde yüzde 34,92 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 20,76 ve yüzde 20,56 olarak gerçekleşti.

2022 yılı aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 14,85 olasılıkla yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 26,40 olasılıkla yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 46,42 olasılıkla ise yüzde 39,00 – 45,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 21,95’inin beklentilerinin yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 24,39’unun beklentilerinin yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 36,59’unun beklentilerinin yüzde 39,00 – 45,99 aralığında olduğu gözlendi.

2022 yılı aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 14,85 olasılıkla yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 26,40 olasılıkla yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 46,42 olasılıkla ise yüzde 39,00 – 45,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 21,95’inin beklentilerinin yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 24,39’unun beklentilerinin yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 36,59’unun beklentilerinin yüzde 39,00 – 45,99 aralığında olduğu gözlendi.

2022 yılı Aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 24 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 44,11 olasılıkla yüzde 16,00 – 20,99 aralığında, yüzde 27,33 olasılıkla yüzde 21,00 – 25,99 aralığında, yüzde 10,00 olasılıkla ise yüzde 26,00 – 30,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre, 24 ay sonrası TÜFE enflasyonu beklentileri değerlendirildiğinde, katılımcıların yüzde 14,71‘inin beklentilerinin yüzde 11,00-15,99 aralığında, yüzde 35,29‘unun beklentilerinin yüzde 16,00 – 20,99 aralığında, yüzde 32,35’inin beklentilerinin yüzde 21,00 – 25,99 aralığında olduğu gözlendi.

Faiz beklentisi

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 9,47 iken, bu anket döneminde yüzde 9,18 oldu. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 9,00 olarak gerçekleşti.

Döviz kuru beklentisi 

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 19,54 TL iken, bu anket döneminde 18,78 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla 23,35 TL ve 22,77 TL olarak gerçekleşti.

Büyüme beklentisi

Katılımcıların GSYH 2022 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 5,1 iken, bu anket döneminde yüzde 5,0 olarak gerçekleşti. GSYH 2023 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 4,1 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Kararı ‘Altılı Masa’nın Seçim Planlarını Nasıl Etkiler?

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmiş değil” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Tanju Tosun, “‘Öncelikle aday konusu Altılı Masa’ya bağlı, ısrarla buradan çıkacağının altını çiziyorlar. Kemal Beyin adaylık konusunda istekli olduğunu ve son açıklamalarıyla da sürecin olağan akışında devam edeceğini anlıyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhtemel ocak sonuna doğru aday açıklanacak. Benim anladığım kadarıyla Kemal Bey aday olma konusunda aynı noktada. Ama Meral Hanımın tavrı çok önemli, eğer Ekrem Bey yönünde bir ısrarı olursa Kemal bey bu noktada geri adım atar. Böyle bir senaryo Altılı Masa’nın elini güçlendirir, ve AKP’nin de başından beri kurduğu oyunda elini zayıflatır.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkanı ve üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararıyla birlikte Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı bir kez daha gündemin en sıcak başlığı oldu.

Bir yandan İmamoğlu’na verilen cezanın hukuki ve siyasi yansımaları tartışılırken bir yandan da muhalefetin İmamoğlu’nda karar kılarak, yakalanan bu ivmenin sürdürülmesi gerektiğine dair yorumlar yapılıyor. Farklı düşünenler de var…

Optimar Araştırma’nın sahibi Hilmi Daşdemir’e göre tüm bu olup bitene bakarak Altılı Masa’nın adayı İmamoğlu’dur denilemez.

Fakat düne göre elinin daha da güçlendiği ve yargılamanın İmamoğlu lehine bir katkısı olduğu kanaatinde Daşdemir.

”Her ne kadar İmamoğlu genel başkanı için zaman zaman destek açıklamaları yapsa da ben hiç bir zaman da oyunun dışında kaldığını düşünmedim. Yargılama süreci hukuki bir süreç, ‘ahmak’ sözünün hakaret olduğunu söyleyenler ve söylemeyenler var ama ben daha çok toplumsal boyutu ile ilgili konuşabilirim. Buradan bakınca siyasi anlamda bir rantı var bu durumun. Dolayısıyla bu yargılamanın İmamoğlu lehine bir katkısı oldu elbette.”

Hilmi Daşdemir halihazırda yargılama süreci devam ederken, İmamoğlu hakkında verilen cezanın onanmış olarak kabul edilmesinin hükümete dair oluşturulan algı ile alakalı olduğu düşüncesinde.

”Hükümet müdahale etmiş olarak algılanıyor… Fakat siyasi olarak bir mağduriyet üzerinden bu durumun İmamoğlu’na bir faydası olur mu bilinmez. Çünkü her zaman da bu mağduriyet hikayeleri tutmaz. Toplumun nasıl algıladığına çok bağlıdır bu… Fakat Sayın Erdoğan ve Sayın İmamoğlu hakkındaki kararların benzer olduğuna dair yorumlar var, buna da katılmıyorum. Erdoğan bir şiir okuyarak fikirlerini ifade etmeye çalıştığı için ceza aldı, İmamoğlu ise bir hakaret davasına maruz kalarak ceza aldı ki bu ceza daha onanmadı. Karara göre bir değerlendirme yapılmalı ancak iki konu birbirinden bağımsız.”

İmamoğlu’nun olası adaylığı karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl bir siyaset izleyeceği de merak konusu.

Hilmi Daşdemir’e göre Erdoğan, İmamoğlu’nun şimdiye kadar belediye başkanlığı döneminde yapmış olduğu hizmetlere bakacak. Bununla birlikte, Erdoğan ‘dış politika, Cumhuriyet ve AK Parti döneminde yapılan yatırımların mukayesesi ve de İmamoğlu’nun yetersizliği’ tezi üzerinden bir siyaset izleyecek…

”Olur da İmamoğlu Altılı Masa’nın adayı olursa, Sayın Erdoğan İmamoğlu’nun belediye hizmetlerine bakacaktır. Başkanlığı döneminden beri yaptığı yatırımlar ve toplu taşıma hizmetlerinde ciddi aksama var, kamuoyunun da gündeminde bu durum. Bir yıl öncesine yaptığımız kamuoyu araştırmalarında İmamoğlu’na verilen destek on puan kadar düşmüş durumdaydı. Bence bu faaliyetler ve hizmetler denetlenecek, gözardı edilmeyecek.”

Ayrıca İmamoğlu’nın 23 Haziran sonrasında Cumhurbaşkanı gibi hareket etmesi ve bunun üzerinden bir kurgu yapılması ciddi anlamda ayağını yerden kesti ve iletişim kazalarına neden oldu. Bu iletişim kazalarına yenileri de eklenebilir… Böyle bakıldığında Sayın Erdoğan belediye faaliyetleri, dış politika, Cumhuriyet ve AK Parti döneminde yapılan yatırımların mukayesi üzerinden bir değerlendirme yapacak… Ve İmamoğlu’nun yetersizliği üzerinden bir siyaset izleyecek.”

”Kemal Kılıçdaroğlu aday olmak istiyor fakat Meral Akşener’in tavrı çok önemli”

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Tosun’a göre, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmiş değil.

Fakat bu noktada da İYİ Parti lideri Meral Akşener’in tutumunun belirleyici olacağını söylüyor.

”Öncelikle aday konusu Altılı Masa’ya bağlı, ısrarla buradan çıkacağının altını çiziyorlar. Kemal Beyin adaylık konusunda istekli olduğunu ve son açıklamalarıyla da sürecin olağan akışında devam edeceğini anlıyoruz. Muhtemel ocak sonuna doğru aday açıklanacak. Benim anladığım kadarıyla Kemal Bey aday olma konusunda aynı noktada. Ama Meral Hanımın tavrı çok önemli, eğer Ekrem Bey yönünde bir ısrarı olursa Kemal bey bu noktada geri adım atar. Böyle bir senaryo Altılı Masa’nın elini güçlendirir, ve AKP’nin de başından beri kurduğu oyunda elini zayıflatır.”

Prof. Dr. Tanju Tosun Yargıtay’ın, İmamoğlu hakkındaki kararı onaması halinde oluşan mağduriyetin Altılı Masa’nın elini güçlendireceği kanısında.

Prof. Dr. Tosun, Ekrem İmamoğlu’nun yasaklı hale gelmesi durumunda ise Meral Akşener’in aday belirleme sürecinde etkin rolü olacağını ifade ediyor.

”Belki Yargıtay kararı onarsa Ekrem Bey siyasetin dışında kalır, aday yapılmaz. Ama özellikle buradaki mağduriyet Altılı Masa’nın adayının seçmen nezdinde milli irade adına__meşruiyetinin__artmasına katkı yapar. Eğer İmamoğlu yasaklı hale gelirse bu kez Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mu yoksa Sayın Mansur Yavaş üzerinde mi durulur. Burada Meral Hanımın özellikle belirleyeci rol oynayacağı kanaatindeyim. Mansur Yavaş, hala bu denklemin içinde, edindiğimiz izlenim ve kamuoyu araştırması bunu gösteriyor. İYİ Parti teşkilatında Mnasur Beyin adaylığı öne çıkıyor.”

Ekrem İmamoğlu verilen cezanın hukuki sürecinin hızlandırılacağını da düşünmüyor Prof. Dr. Tanju Tosun. Çünkü aksi durumun bumerang etkisi yaratacağını söylüyor.

”Aday gösterildiği takdirde sürecin hızlandırılacağını düşünmüyorum, bu bumerang etkisi yaratır. Milli irade üzerinden meşruiyet arayan bir hareketin, bizahiti bu iradenin meşruiyeti konusunda atacağı adımlar, Altılı Masa’nın seçmen nezdinde daha fazla itibar kazanmasına yol açar. Seçmen ne yapılmak istendiğini görür, eski siyasilere yasak getirildiğinde iktidara gelen isimler var. Halk asla bu müdahalalere olumlu bakmıyor.”

”Erdoğan’ın karşısında bu haliyle yarışacak olan İmamoğlu, ceza almamış bir İmamoğlu’ndan çok daha güçlü”

Siyaset Bilimci ve istanpolinst Genel Direktörü Seren Selvi Korkmaz’a göre ise İmamoğlu Saraçhane’ye bu çağrıyı yaparak ve de yanına Akşener’i alarak altı lideri etrafında topladı.

Korkmaz, İmamoğlu’nun kendisine dair soru işaretleri olanları bile tarafına çekmeyi başardığına dikkat çekiyor.

”İmamoğlu Saraçhane’ye bu çağrıyı yaparak, yanına da Akşener’i alarak altı lideri etrafında topladı. Bu da oyun değiştirici olduğunu ve toplumun desteğini aldığını gösterdi. İmamoğlu’na dair soru işaretleri olanlar bile bugün çok farklı düşünüyor. Öte yandan daha önceleri yaptığımız araştırmalarda iktidar seçmeni yerel seçimlerdeki adaletsizliğe vurgu yapmıştı. O yüzden baktığınızda Erdoğan’ın karşısında bu haliyle yarışacak olan İmamoğlu, ceza almamış bir İmamoğlu’ndan çok daha güçlü.”

Bu tablodan sonra İmamoğlu’nun adaylığının güçlendiğini fakat yine de Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair son kararın Kemal Kılıçdaroğlu’na ait olduğunun altını çiziyor Siyaset Bilimci Korkmaz.

Siyaset Bilimci ve istanpolinst Genel Direktörü Seren Selvi Korkmaz her ne kadar daha önce Altılı Masa liderlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığında bir uzlaşı olsa da İmamoğlu etrafında oluşan havanın masadaki liderleri de etkileyebileceği görüşünde.

”Bu saatten sonra İmamoğlu’nun adaylığı Kılıçdaroğlu’na bağlı. Ama özellikle bu süreçte İmamoğlu’nun açıkçası adaylığının daha da kuvvetleneceğini düşünüyorum. Altılı Masa’daki liderlerde de fikir değişikliği olmuş olabilir. Çünkü daha önce Kılıçdaroğlu’nda bir konsodilasyon vardı ama İYİ Parti’nin fikir değişikliğini gözlemleyebiliyorduk. Ama bu atmosferin diğer liderlerini etkileyeceğini düşünüyorum.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Yaptırımlar konusunda Türkiye’den beklentiler ve Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler hakkında da değerlendirmelerde bulunan ABD’nin Yaptırım Koordinatörü O’Brian, hem Türk Hükümeti, hem de Türk özel sektörüne, yaptırımlara uyulmasını beklentisini “çok açık bir şekilde aktardıklarını” açıkladı, Türk özel sektörünün bu konuda çok net olduğunu ve büyük ölçüde de yaptırımlara uyduklarını gözlemlediklerini kaydetti.

Türkiye’yi “önemli bir partner” olarak nitelendiren ve “her zaman olduğu gibi bu konuda da çok açık ve samimi görüş alışverişinde bulunduklarını” anlatan O’Brian, ABD’nin yaptırımlar konusunda politikasının net olduğunu, Türk tarafına da “çıkarlarımız gerektirdiği takdirde yaptırım uygularız” mesajını verdiklerini vurguladı.

Önümüzdeki aylarda Türkiye’den bazı beklentileri olduğunu aktaran James O’Brian, “Yaptırımlara uyulduğunu görmek için hem Türk makamları hem özel sektörü ile çok yakın angajmanımızı sürdüreceğiz. Eğer yaptırımlara uyulmadığı tespit edilirse aksiyon alınacak” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yaptırım Koordinatörü Büyükelçi James O’Brien, Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım kararlarına uymasını beklediklerini, bunların delinmesine destek verilmesi durumunda, yaptırım adımları ya da ihlali durduracak başka adımları atabileceklerini söyledi.

O’Brian, uluslararası basın kuruluşlarından gazetecilere, Rusya’ya yaptırımlarla ilgili son gelişmeler hakkında bilgi verdi, ardından soruları cevapladı.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın aktardığına göre, ABD’nin Ukrayna’da sivil altyapıyı hedef alan Rusya’ya yönelik bugün çok kapsamlı yeni yaptırımlar açıkladığını anlatan büyükelçi, uygulanan yaptırımlardan sonuç aldıklarını vurguladı.

Rusya’nın askeri malzeme, mühimmat yapımı ve tedariğinde zora girdiğini, savaş alanında gücünü yitirmekte olduğunu söyleyen O’Brian, mali yaptırımlar nedeniyle de finansal sorunlar yaşamaya başladığını, ayrıca 900 bin Rus vatandaşının savaş nedeniyle ülkelerinden kaçtığını söyledi.

ABD’nin Yaptırım Koordinatörü O’Brian, yaptırımlar konusunda Türkiye’den beklentiler ve Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

Ankara’ya hem övgü hem uyarı

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaşta Türkiye’nin çok farklı konularda, çok önemli roller üstlendiğine vurgu yapan O’Brian, Türkiye’nin silahlı insansız hava araçları ile Ukrayna’ya sağladığı desteği övdü, “Bunlar muharebe meydanında büyük önem taşıdı” dedi.

ABD’nin yaptırım koordinatörü, Türkiye’nin aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Karadeniz Tahıl İnisyatifi’nin de bir nevi sponsorluğunu ve arabuluculuğunu üstlendiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla Türkiye’nin bu ihtilafta hem insani hem de askeri bakımdan üstlendiği rol büyük önem taşımıştır” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte O’Brian, hem Türk Hükümeti, hem de Türk özel sektörüne, yaptırımlara uyulmasını beklentisini “çok açık bir şekilde aktardıklarını” açıkladı, Türk özel sektörünün bu konuda çok net olduğunu ve büyük ölçüde de yaptırımlara uyduklarını gözlemlediklerini kaydetti.

“Uyulmazsa aksiyon alırız”

Türkiye’yi “önemli bir partner” olarak nitelendiren ve “her zaman olduğu gibi bu konuda da çok açık ve samimi görüş alışverişinde bulunduklarını” anlatan O’Brian, ABD’nin yaptırımlar konusunda politikasının net olduğunu, Türk tarafına da “çıkarlarımız gerektirdiği takdirde yaptırım uygularız” mesajını verdiklerini vurguladı.

Önümüzdeki aylarda Türkiye’den bazı beklentileri olduğunu aktaran James O’Brian, “Yaptırımlara uyulduğunu görmek için hem Türk makamları hem özel sektörü ile çok yakın angajmanımızı sürdüreceğiz. Eğer yaptırımlara uyulmadığı tespit edilirse aksiyon alınacak” dedi.

O’Brian bu aksiyonun ne olabileceğine de açıklık getirdi. Yaptırımların delinmesine yol açan materyallerin temini nedeniyle ikincil yaptırım kararlarının alınabileceğini söyleyen ABD’li koordinatör, ayrıca “ihlali durduracak başka adımların atılmasının da seçenekler arasında bulunduğunu” dile getirdi.

ABD petrol tavan fiyatına da uyum bekliyor

ABD’li büyükelçi, G7’nin Rus petrolüne tavan fiyat uygulaması konusunda Türkiye’den beklentilerini de anlattı.

O’Brian, “Beklentimiz Rus petrolünün en büyük alıcıları olan Çin, Hindistan ve Türkiye’nin kendileri için çok iyi bir fiyat pazarlığı yapmaları, böylelikle fiyatların tavan fiyatının altında olmasını sağlamaları. Böylelikle resmi olarak tavan fiyat koalisyonunda yer almasalar da, yaptırımlara uymuş olacaklar” diye konuştu.

ABD, Erdoğan ve Putin’in projesi için ne diyor?

O’Brian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ikili ekonomik ilişkilerini geliştirme, Türkiye’yi doğalgaz üssü haline dönüştürme planlarını da değerlendirdi.

ABD’li yetkili, Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşı için kaynak arayışını yakından takip edeceklerini, yaptırımlarını bu girişimlere uyarlayacaklarına işaret etti.

O’Brian, “Bu Türkiye ile istişarelerin süreceği ve Türkiye’nin Rusya ile angajmanını sürdürme planlarında değişikliğe gitmek durumunda kalabileceği anlamına geliyor” diye konuştu.

AB de bu hafta Ankara’ya çağrı yaptı

Bu arada Avrupa Birliği (AB) de bu hafta Genel İşler Konseyi’nde kabul edilen kararda Türkiye’ye Rusya’ya uygulanan yaptırımlara uyma çağrısı yaptı.

Kararda, Türkiye’nin Ukrayna tahılının ihracatını kolaylaştırmada oynadığı yapıcı rolün Konsey tarafından “takdir edildiği” vurgulanırken, “Ancak Konsey, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına Türkiye’nin uyum sağlamamasını derin üzüntüyle karşılamaktadır” ifadelerine yer verildi.

Konsey kararında, Türkiye’nin AB’nin dış politika pozisyonlarına uyum sağlamasının, yaptırımlara katılmasının ilişkilerdeki “en yüksek öncelikli konu” olduğunun altı çizildi.

AB üyeleri, Ukrayna’ya karşı savaş açması nedeniyle Rusya’ya uygulanan yaptırımların ve kısıtlayıcı tedbirlerin delinmemesi gerektiğinin altını çizerken, şu çağrıyı yaptılar:

“Bu bağlamda Konsey, Türkiye’nin, özellikle çift kullanımlı ürünler de dâhil olmak üzere, mallar konusunda söz konusu olan Gümrük Birliği içindeki serbest dolaşımı da dikkate alarak, söz konusu kısıtlayıcı tedbirlere tam olarak riayet etmesini beklemektedir.”

Ankara: Yaptırımların ihlaline müsaade edilmeyecek

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise AB’nin bu kararları hakkında yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin yaptırımlara taraf olmamakla birlikte yaptırımların ihlaline müsaade edilmeyeceği yönündeki kararlı tutumunun dikkate alınmamasının “kasıtlı bir yaklaşım” olarak görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, “Ülkemizin Rusya’yla ticari ve ekonomik ilişkileri, yaptırımları etkisiz kılacak bir mahiyete sahip olmadığı gibi Rusya’yla diyaloğumuzun sürdürülmesinin, Tahıl Anlaşması ve esir değişimi örneklerinde görüldüğü üzere savaşın olumsuz etkilerinin asgari düzeyde tutulması bakımından da önem arz ettiği açıktır” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan’dan Borrell’e sert tepki

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği bir yazı geçen hafta Alman medyasında yayımlanmıştı.

Haberlerde Borrell’in, Rusya’ya uygulanan yaptırımların Türkiye üzerinden delinebileceği endişesini dile getirdiği belirtilmişti.

Türkiye’nin AB’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarına katılmaması, aksine Rusya ile ekonomik ilişkilerini geliştirme adımları atmasından rahatsızlık duyulduğu aktarılmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada Borrell’e sert çıktı.

“Borrell’i muhatap olarak almıyorum. O, olsa olsa Mevlüt Bey’in muhatabı olabilir” diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Yaptığı açıklama hiç şık değil. Yani bir defa bizim Rusya’yla ilişkilerimizi Borrell tayin, tanzim edemez. O bu konularda böyle bir karar verecek ne kalitededir ne kapasitededir. Çok çirkin bir açıklama. Sen nasıl olur da kalkarsın bizim Rusya’yla ilişkilerimizi yaptırımlar içerisinde değerlendirirsin.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Kararı: İktidar Ne Yapmaya Çalışıyor?

Muhalefet partileri İmamoğlu’na verilen cezayı iktidarın ve hatta Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Altılı Masa’ya kurduğu yeni bir tuzak olarak görmekte. Bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilisine göre iktidar İstinaf ve Yargıtay süreçlerini son ana kadar “Demokles’in kılıcı” gibi bekletmeye devam edebilir.

Bununla da amaçlananın Altılı Masa’nın ortak aday belirleme sürecini etkilemeye çalışmak ve araya “fitne sokmak” olduğu düşünülüyor.

Buna karşı koymak için “egoların geri çekilmesi ve Altılı Masa’nın kenetlenmesinin” gerektiğini söyleyen aynı yetkili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti için kamuoyunda bilinenden çok daha büyük bir rant kapısı olduğunu belirterek, seçim öncesinde bu gelir kaynağını geri almanın onlar için büyük kazanç olacağına işaret ediyor.

“Her şey limbo”

Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarlarından, tecrübeli diplomat Büyükelçi Uğur Ziyal’in Bakanlık önünde saatlerce bekleyen diplomasi muhabirlerine ABD ile 2003’teki tezkere görüşmelerine ilişkin sarf ettiği bu sözler bugünlerde iç siyasetteki durumu da yansıtıyor.

“Her şey limbo” sözü belirsiz ve kesinliğe kavuşmamış durumlar için kullanılıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aldığı hapis cezasının ardından siyaset kulislerinde sayısız senaryo konuşulur ve soru işaretlerine yanıt aranırken, Altılı Masa’nın ortak adayının kim olacağı konusunun da bu sözün yansıttığı gibi bir süre daha belirsiz kalmaya devam etmesi bekleniyor.

İktidar ne yapmaya çalışıyor?

Muhalefet partileri İmamoğlu’na verilen cezayı iktidarın ve hatta Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Altılı Masa’ya kurduğu yeni bir tuzak olarak görmekte.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilisine göre iktidar İstinaf ve Yargıtay süreçlerini son ana kadar “Demokles’in kılıcı” gibi bekletmeye devam edebilir. Bununla da amaçlananın Altılı Masa’nın ortak aday belirleme sürecini etkilemeye çalışmak ve araya “fitne sokmak” olduğu düşünülüyor.

Buna karşı koymak için “egoların geri çekilmesi ve Altılı Masa’nın kenetlenmesinin” gerektiğini söyleyen aynı yetkili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti için kamuoyunda bilinenden çok daha büyük bir rant kapısı olduğunu belirterek, seçim öncesinde bu gelir kaynağını geri almanın onlar için büyük kazanç olacağına işaret ediyor.

Muhalefet partilerinden bir başka isim ise cezanın amacını “Altılı Masa’yı hamle yapamaz hale getirmek, kriz yaratmak ve adaylık tartışmalarıyla bağlamak” olarak gördüğünü söylüyor.

Bu arada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Ömer Çelik, dün yaptığı açıklamada kendilerine yönelik suçlamaları reddederek, “Muhalefetin henüz kesinleşmemiş yargı sürecini tartışırken komplolar üretmesi ve bununla Cumhurbaşkanımızı ve AK Partimizi yan yana getirmeye çalışması tam bir istismar siyasetidir. Biz millet iradesinden başka siyasi güç tanımayanların partisiyiz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise ceza ile ilgili yargı sürecinin tamamlanmadığını ve herkesin yargı kararlarına saygı duyması gerektiğini belirterek, cezanın verildiği akşam Saraçhane’de yapılan mitingin aslında Kılıçdaroğlu’na yönelik düzenlenen bir kumpas olduğunu ileri sürdü.

Bu arada duruşmanın olduğu gün Kılıçdaroğlu’nun Almanya’ya gitmesi ise Ankara’da siyaset kulislerinde konuşulmaya devam ediliyor. İmamoğlu ile ilgili kararın açıklanacağının ve büyük ihtimalle ceza geleceğinin daha önceden tahmin edilen bir durum olduğunu söyleyen bir siyasetçi, buna rağmen Almanya ziyaretinin aynı güne denk getirilmesinin Kılıçdaroğlu’nun çevresini gözden geçirmesi gerektirdiğini gösterdiğini belirtiyor.

“İstanbul Erdoğan’ın aşkıydı”

Muhalefete göre bu son karar İstanbul’u yerel seçimde iktidarın elinden alan ekibin cezalandırılmaya devam edilmesinin yeni bir adımı oldu.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile ilgili yargı sürecinin ardından İmamoğlu hakkında bu kararın çıkmasını iktidara İstanbul’u kaybettiren iki kişinin cezalandırılması olarak okuyan ve Erdoğan’ı iyi tanıyan muhalefetten bir siyasetçi, “İstanbul Erdoğan’ın hayatıydı, aşkıydı, her şeyiydi. Aklı hala 31 Mart’ta” yorumu yapıyor.

Erdoğan’ın ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken İstanbul gibi büyük bir metropolde CHP’li bir belediye başkanının bulunmaması gerektiğini düşünmüş olabileceğini savunan aynı siyasetçi, AK Partili bir belediye başkanı ile İBB’nin imkanlarının seçim için sonuna kadar kullanılmasının hedeflendiğini de belirtiyor.

İmamoğlu aday gösterilebilir mi?

İmamoğlu ile ilgili cezanın ardından en çok konuşulan konulardan birisi de ortak aday olup olamayacağı.

İstanbul Belediye Başkanı şimdiye kadar yapılan anketlerde güçlü bir aday profili olarak öne çıksa da yargı süreci makul bir süre içinde lehine tamamlanmadığı sürece aday olamayacağı hususu muhalefet partilerinde ağır basıyor. Altılı Masa’nın hukuk kurmaylarının buna ilişkin senaryoları çalıştığı belirtiliyor.

Altılı Masa’da İYİ Parti dışındaki partilerin genel eğilimi İmamoğlu’nun aday gösterilmesi ve seçim öncesinde cezasının kesinleşmesi durumunda masayla ilgili şimdiye kadar kat edilen yolun ve seçimin tehlikeye girebileceği yönünde. Parti liderlerinin İmamoğlu’nun adaylığının düşmesi durumunda ikinci bir isim olmayı ve bir çeşit “yedek aday” gibi algılanmayı istemeyecekleri de konuşuluyor.

Bu nedenle İmamoğlu’nun adaylığının artık hem hukuki hem de siyasi açılardan artık söz konusu olamayacağını söyleyenler var. Ancak bu konu liderler arasında henüz ele alınmış değil ve ortada net bir karar yok.

İYİ Parti’nin tutumu ne olacak?

İYİ Parti ise masanın diğer üyelerine kıyasla İmamoğlu’nun adaylığına eskiden beri en yakın duran partiydi ve bu İYİ Parti lideri Meral Akşener’in konuşmalarına ve ilk akşamdan itibaren verdiği desteğe de yansımış durumda.

Akşener’in dünkü miting sırasında boynundaki atkıyı İmamoğlu’nu vererek konuşması sırasında yanında durmasını istemesi dikkatleri çekmişti. Akşener, “Artık 16 milyon İstanbullunun dışında 85 milyon Türkiye’nin de senin yanında olduğunu burada Saraçhane’den görüyoruz” demişti.

Altılı Masa’da aday konusu ile ilgili kriz çıkması beklenmezken, İYİ Parti İmamoğlu ile ilgili kararın istinafta bozulması durumunda adaylığının yeniden devreye girebileceğini düşünüyor.

İmamoğlu ise dünkü Saraçhane mitinginde “Altılı masanın en çalışkan neferi olacağım. Altı genel başkana hepinizin huzurunda söz veriyorum” diye konuşmuştu.

Paylaşın

‘Altılı Masa’dan Saraçhane’de Gövde Gösterisi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi ve Demokrasi Ve Atılım (DEVA) Partisi’nden oluşan Altılı Masa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yargılandığı davada çıkan sürpriz hapis cezası kararının ardından Saraçhane’de gövde gösterisi yaptı. 

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Başkanı Gültekin Uysal’ın katıldığı mitingde Saadet Partisi’ni İstanbul İl Başkanı Ömer Faruk Yazıcı temsil etti.

“Millet, iradesine sahip çıkıyor” sloganı altında düzenlenen etkinlikte ilk olarak sahneye çıkan İmamoğlu, 2019 seçimlerinde İBB için kullanılan oyların geçersiz sayıldığını hatırlatarak “Tertemiz, helal oyunuzu iptal ettiler. Seçimi yenilediler. Onlar sizin seçtiğiniz belediye başkanını görevden alıp hapsetmek için mahkemeden karar çıkarttılar. Baktılar mahkemenin hâkimi istedikleri gibi karar vermeyecek onu sürüp başka bir hakimle karar çıkarttılar. Bu ülkeyi yönetenlerin sizinle ne dertleri, ne alıp veremedikleri var?” sorusunu yöneltti.

“Bunlar hasta, çok hasta. Bunlar milletin iradesine karşı alerjisi olan insanlar” diyen İmamoğlu, “Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun halkın oylarıyla seçilmiş bir yöneticiyi haksız, hukuksuz biçimde görevden almak haddini bilmemektir” dedi.

Altılı masanın en çalışkan neferi olacağı sözü veren İmamoğlu, “Ben ortak aklın iradesine inanıyorum. Toplumun barış içinde, ortak bir geleceği inşa edeceğine inanıyorum. Onların dikte ettirdiği yok hükmündeki kararlardan asla korkmuyorum. Birlikte bu karanlık günleri aşacağız. Asla üzülmeyeceğiz. Asla öfkeye kapılmayacağız. Ama hep birlikte kararlı olacağız. Bu dava bana açılmış bir dava değil. Bu dava ülke davası. Bu dava adalet davası. Bu dava eşitlik davası!” diye konuştu.

İmamoğlu, konuşmasını “2023 çok güzel olacak. Yalnız benim ya da senin için değil. Hepimiz için çok güzel olacak. Bütün vatandaşlarımız için çok güzel olacak. Herkes kazanacak. Çocuklarımız kazanacak. Gençlerimiz kazanacak. Hepinizi çok seviyorum. Hep birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Her şey çok güzel olacak!” diye tamamladı.

Kılıçdaroğlu: Maratonun sonuna geldik

İmamoğlu’nun ardından sahneye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 16 milyon İstanbullunun iradesine bir yargıç aracılığıyla darbe vurulduğunu belirterek “Şunu herkes çok iyi bilsin. Ekrem Başkan hakkında verilen karar bize bir milim geri adım attırmayacaktır. Adalet ağacının içindeki kurtları tek tek temizleyeceğiz. Açık ve net ifade edeyim hiç kimse, hiçbir güç Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’a hizmet etmekten alıkoyamaz” dedi.

“Hiç kimse unutmasın ve umutsuzluğa kapılmasın. Bu bir maratondur. Maratonun sonuna geldik. 6 ay sonra maraton bitecek” şeklinde konuşan Kılıçdaroğlu, vatandaşlara “Asla başınızı öne eğmeyin, önümüzde altı ay kaldı. Siz de haykırın. İktidar, iktidar, iktidar. İktidar olmak için geliyoruz” diye seslendi.

Babacan: İmamoğlu kardeşime yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun ardından bir konuşma gerçekleştirdi. Babacan, üç dönem seçim kuralını hatırlatarak iktidarın artık bu kurala uymadığını belirtti, AKP’nin iktidara gelmeden önce verdiği sözlerden döndüğünü vurguladı.

“İmamoğlu kardeşime yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum. Canan Kaftancıoğlu’na ve Demirtaş’a yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum. İktidarın kaybettiği belediyelere kayyum atayarak rövanş almasını kabul etmiyorum. Nedir bu çektiğimiz? Devlet gücünü ele geçiren başlıyor altındakileri ezmeye, zulmetmeye…”

Uysal: Bu deli gömleğini her türlü yırtacağız

Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, Saraçhane’deki mitingde yaptığı konuşmada “Türk milletinin tarihi yürüyüşünde önemli bir kilometre taşının bulunduğu noktadayız. Milletim için üzüntü içerisindeyim. Bu büyük devlet için üzüntü içerisindeyiz. Geleceği karartılan gençlerimiz adına üzüntü içerisindeyiz” dedi.

Uysal ayrıca, “Demokrasi ile hukuk ile bu iktidar sahiplerinin ufuklarını gömdük. Bakmayın isimlerine Adalet ve Kalkınma Partisi dediklerine. Adaletleri batanı çok oldu. Onların adaleti Deniz Feneri davalarında zaten batmıştı. Adınız ak olacağına alnınız ak olaydı” ifadelerini kulandı.

“Bu kararın milletin vicdanında nokta kadar bir karşılığı yoktur” diyen Uysal şöyle devam etti. “Bugün, bu büyük ülkenin her şeyini çalanlar; çaldıkları yetmedi, sandığı çalmaya kalktılar. Ama bilsinler ki; dünümüzü çalanlara yarınlarımızı çaldırtmayacağız. Bu deli gömleği her türlü yırtacağız.

Davutoğlu: Sahip olduğunuz mutlak güç sizi aldatmasın

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Saraçhane’de “Meselemiz sadece Sayın İmamoğlu’nun hak ettiği makamı korumak değildir. Meselemiz İstanbul seçmeninin iradesini korumak, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik değerlerini korumaktır” dedi.

Davutoğlu ayrıca “Güç sahipleri, sakın ha sahip olduğunuz mutlak güç sizi aldatmasın, geçmişte nice mutlak güç sahipleri aldandılar. Demokrasi aşığı 85 milyon adına söylüyorum korkmadık, korkmayacağız. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, herkesin hakkını koruyacağız.” ifadelerini kullandı.

Akşener: Demokrasi, sandık ve bu irade bizimdir

Davutoğlu’nun ardından sözü alan İYİ Parti Merak Akşener, şu ifadeleri kullandı: “Yüz yıl önce olduğu gibi bugün de ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyenler burada. İstanbul’dan haykıranları duymadıkları anda biz Saraçhane’deyiz. Siz diyorsunuz ki ‘Saray sizinse Saraçhane bizimdir’ 16 milyon İstanbullunun iradesi burada.

Size bize terörist deseler de haksız yere Ekrem kardeşimi yargılasalar da bu irade, bu yürek, bu cesaret bu demokrasi aşkı bu sandıkta verilecek cezanın ortaya koyduğu irade gösteriyor ki artık 16 milyon İstanbullunun dışında 85 milyon Türkiyelinin de Ekrem İmamoğlu’nun yanında olduğunu görüyoruz. Hiçbir haksızlık sonsuza kadar sürmez. Geldikleri gibi giderler. Demokrasi, sandık ve bu irade bizimdir”

Sabri Tekir: Şüphesiz kaybedecekler

Akşener’in ardından sözü Saadet Partisi Genel Vekili Sabri Tekir ise, “Dünden bugüne, adalet mekanizmasına kişisel ve siyasi hesaplarla müdahale edenler mutlaka ve mutlaka kaybetmişlerdir, eğer böyle bir müdahale varsa, buna müdahil olanlar şüphesiz kaybedeceklerdir” dedi.

Altılı Masa’ya dahil olan Saadet Partisi’nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, önceden planlanmış bir hastane randevusu nedeniyle Saraçhane’deki programa katılamayacağını açıklamış, “Orada bulunan herkese canıgönülden selamlarımı iletiyorum. Hepimizin ortak talebi: Önce Adalet, Her daim adalet, Herkese Adalet!” paylaşımında bulunmuştu.

Ne olmuştu?

İmamoğlu’nun Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi dün 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmetmiş ve TCK’nın 53’üncü maddesi uyarınca “siyasi yasak” hükmü uygulamıştı. Kararın kesinleşmesi için istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçlerinin de tamamlanması gerekiyor.

İmamoğlu, 30 Ekim 2019’da Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen kongrede 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesini eleştirmiş, Soylu buna karşı yaptığı açıklamada, “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum; bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti. Gazetecilerin Soylu’nun bu sözlerini soruğu İmamoğlu da, “Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye. Tam da 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır, önce oraya bir odaklansın” yanıtı vermişti.

İmamoğlu bu sözleriyle, yanıt verdiği Soylu’yu kastettiğini savunuyor. Geçen duruşmada tanık olarak dinlenen FOX TV muhabiri Gülşah İnce de bu yönde beyanda bulunmuştu.

Paylaşın

Altı Soruda ‘Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ Düzenlemesi

Türkiye’de prim gününü doldurmasına rağmen emekli olamayan vatandaşlar, uzun yıllardır mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor. Emeklilik sorunu aralıklarla gündeme gelmesine rağmen bir türlü çözüme kavuşmadı. Yaşa takılan çalışanlar ise 28 Şubat 2014’te EYT Derneği’ni kurdu.

Grup, Türkiye’nin 22 ilinde dernekleşerek federasyon haline geldi. Ankara, İzmir, İstanbul, Bursa ve Kayseri’de geniş katılımlı mitingler düzenledi. Emeklilikte yaşa takılanların (EYT) 23 yıldır süren mağduriyetlerinin giderilmesi için yapılacak düzenlemede ise sona yaklaşıldı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, Çarşamba günü yaptığı açıklamada Sosyal Güvenlik Kurumu’nun dijital ortamda olmayan dosyaların kayıt çalışmalarını tamamladığını söyledi. Altyapıyı oluşturduklarını belirten Bilgin, “İstifade edecek insanların tamamını kapsayacak bir düzenleme yapılacak” ifadesini kullandı.

Haziran ayı itibarıyla EYT düzenlemesine tabi olacak 8 Eylül 1999 öncesi prim günü ve sigortalılık süresini tamamlamış 1,5 milyon kişinin olduğu tahmin ediliyor. Bu rakamın Ocak 2023’te ise 1,7-1,8 milyon kişiye yükselmesi bekleniyor.

Peki EYT’liler tam olarak ne istiyor? Sorunun çözüme kavuşturulmasının bütçeye maliyeti ne olacak? Kasada bunun için yeterince kaynak var mı? İşte altı soruda EYT tartışması:

Bütçeye maliyeti ne olacak?

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Sosyal Güvenlik uzmanı Özgür Erdursun, “Ocak ayından itibaren 1,5 milyon kişi emekli olsa, yaklaşık 8,5 milyar Türk Lirası (TL) gibi aylık bir maliyeti, yıllıkta 100 milyar TL gibi bir maliyeti olur” diyor.

Türkiye’de ortalama emekli aylığının 4 bin 600 TL olduğunu, Ocak ayında devlet memurları, SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı emeklilerine yüzde 17 gibi bir enflasyon farkı verileceğinin tahmin edildiğini ifade eden Erdursun, ortalama emekli aylığının 5 bin 400-5 bin 500 TL civarına yükseleceğini söylüyor.

Bir yılda 400 bin kişinin EYT düzenlemesi çıkmasa dahi emekli olduğunu dile getiren Erdursun, bu nedenle gerçek maliyete 1 milyon kişi üstünden bakılması gerektiğini vurguluyor.

Kasada yeterince para var mı?

Asgari ücrete yüzde 50 civarında zam beklendiğini hatırlatan Erdursun, “Türkiye’de özel sektörde 19 milyon çalışan var. Bu 19 milyon çalışanın aylıklarına yüzde 50’ye yakın zam yapılması demek, aynı zamanda devletin özel sektör çalışanları üzerinden almış oldukları vergi ve sigorta primlerinin de yüzde 50’si artması demek” diyor ve ekliyor: “Bu da devletin çalışanlar üzerinden alacağı sigorta primi ve verginin yaklaşık olarak aylık 28 milyar TL artacağı anlamına geliyor.”

Erdursun’un verdiği bilgiye göre yaklaşık 13 milyon emeklinin de aylığı yüzde 17 oranında arttığında devletin aylık gideri 10 milyar artmış olacak. Aynı dönemde sigorta primi ve vergi üzerinden devletin gelirinin 28 milyar arttığı düşünüldüğünde devletin aylık gelir-gider farkı 18 milyar TL’yi bulacak. Özgür Erdursun, bu 18 milyar TL’nin 8,5 milyarı EYT’lilere verilse kasada yine 10 milyar liraya yakın paranın kalacağını vurguluyor.

Diğer yandan artan maaşların harcamalara yansıyacağını, dolaylı vergi gelirlerinin de artacağını ifade eden Erdursun, “Aslında kendi kendini amorti eden bir sistem var. Kaldı ki bu bedavaya dağıtılan bir para da değil. EYT’lilerin maliyeti diyoruz ancak EYT’liler zaten yıllarca çalışmış, primlerini yatırmış, vergilerini ödemişler. Bedavaya bir şey isteyen kişiler değiller ki” diye konuşuyor.

Mağduriyet neden kaynaklanıyor?

Türkiye’de prim gününü doldurmasına rağmen emekli olamayan vatandaşlar, uzun yıllardır mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyor.

17 Ağustos 1999 depreminin hemen ardından yapılan sosyal güvenlik reformu, Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) denilen binlerce çalışanın mağduriyetine yol açtı. IMF ile stand-by anlaşması yapan DSP-MHP-ANAP hükümeti tarafından 8 Eylül 1999’da çıkarılan 4447 No’lu yasa, geriye dönük olarak işletildi ve bu tarihten önce sigortalı olanlara da uygulandı. Binlerce kişi, işe başladığı tarihe göre tüm şartları yerine getirse de yaşı beklediği için emekli olamadı.

Sorun 1999’dan bu yana aralıklarla gündeme geldi ama bir çözüme kavuşmadı. Yaşa takılan çalışanlar 28 Şubat 2014’te EYT Derneği’ni kurdu. Grup, Türkiye’nin 22 ilinde dernekleşerek federasyon haline geldi. Ankara, İzmir, İstanbul, Bursa ve Kayseri’de geniş katılımlı mitingler düzenledi.

EYT’liler ne talep ediyor?

EYT Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Avcı, milyonlarca emekçi için artık bir dönüm noktasına gelindiğini vurgulayarak “23 yıllık mağduriyette bugün bir çözüm aşamasına gelinmiş olması EYT federasyonumuzun ortaya koymuş olduğu kararlı bir duruşun göstergesidir” diyor.

Ancak federasyon olarak siyasi irade tarafından çözüm masasına çağrılmadıklarını söyleyen Avcı, bunun gerçek hak sahipleri tarafından kabul edilmeyecek bir yaklaşım olarak görüldüğünü belirtiyor. “EYT federasyonu olarak 23 yıllık mağduriyeti görmezden gelen çözüme katkı sunmayan yanımızda olmayan her türlü siyasi iradeye muhalifiz” diyen Avcı, “Bizler davaya başladığımız ilk günden itibaren bu yolda emek vermiş tüm dava arkadaşlarımızla birlikte ‘EYT haktır çözüm tektir’ düşüncemizden hiçbir zaman ödün vermedik, vermeyeceğiz. Bizlere sunulması muhtemel yaş veya prim odaklı şartlı çözüm önerilerini kesinlikle kabul etmiyoruz. Hiçbir pazarlık içinde olmadık olmayacağız. Çünkü emeğin pazarlığı olmaz” ifadelerini kullanıyor.

EYT’liler için yaş haddi tamamen raftan kalktı mı?

Geçtiğimiz günlere EYT’de yaş sınırı iddiası damga vurmuştu. Kadınlarda 48-50, erkeklerde ise 50-52 yaş sınırı geleceği iddiası sonrası tüm gözler ekonomi yönetiminden gelecek açıklamaya çevrildi.

Bakan Bilgin’in açıklaması “EYT’de yaş sınırı olmayacak” olarak algılandı. Ancak EYT’de yaş sınırı için net bir bilgi yok.

Özgür Erdursun, emeklilikte yaşa takılma konusunda yaş sınırının konuşulmasının çok manasız olduğunu vurguluyor. Erdursun, “Mağduriyet meselesi konuşulurken biz bu işi çözüyoruz ama yaşla çözüyoruz derlerse yaşla mağdur olan kişiler bir kere daha yaşla mağdur olur. Konu yaş değil çünkü. Konu hak mağduriyeti, hakkını kaybetme meselesi” diyor.

Kıdem tazminatı ve ilk maaş ne zaman ödenir?

Düzenlemenin Aralık ayı sonuna kadar Meclis’e gelmesini bekleyen Erdursun, yürürlük tarihi Ocak olduğu takdirde emeklilik müracaatında bulunanların ilk aylıklarının Şubat ayı itibariyle hesaplanmaya başlanacağı, ilk maaşın da Nisan ayının 25’inde ödeneceğini tahmin ediyor.

Bir EYT’linin kıdem tazminatı alabilmesi için son iş yerinde en az 1 yıllık çalışmanın olması gerektiğinin altını çizen Erdursun, “Emeklilik hakkını aldıktan sonra kıdem tazminatını talep eder, kıdem tazminatını alır, daha sonra tekrar çalışmak isterse işveren bu kişilerin girişlerini bir gün sonra, emeklilik talebinden sonra da hemen yapabilir. Sosyal güvenlik destek primiyle, emekliler için ödenen primle tekrar girişlerini yapar. Bu kişiler tekrar çalışabilirler. Emekli olduktan sonra emekli aylıklarına bir kesinti olmaz” bilgisini veriyor.

Prim günü eksik olan ve borçlanmayla EYT’ye başvuracak kişilerin ise 31 Aralık tarihine dikkat etmesi uyarısı yapan Erdursun, “Doğum, askerlik gibi süreleri borçlanıp primlerini tamamlayacaklar, ödeyecekleri parayı yüzde elli daha fazla ödememek için muhakkak bu tarihe dikkat etsinler. Küçük bir örnek vereyim. Bir çocuk için 720 gün doğum borçlanması yapılır. Bu doğum borçlanması için bir kadın 31 Aralık’a kadar müracaatta bulunursa 49 bin 695, 1 Ocak’tan sonra başvurursa 75 bin liraya yakın para öder” diyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘İmamoğlu’ Yorumu: Sarı Öküzü Vermeyecektiniz

İmamoğlu’na hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilmesiyle ilgili değerlendirmede bulunan Demirtaş, “Üzgünüm ama sarı öküzü vermeyecektiniz. Yine de geç değil. Şimdi hep birlikte direnme ve hep birlikte kazanma zamanıdır.” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis cezası ve siyasi yasak kararı ile ilgili sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirmede bulundu.

Mesajında, “üzgünüm ama sarı öküzü vermeyecektiniz” diyen Demirtaş, su ifadeleri kullandı:

“Bana verilen ceza üst mahkemede, Saray’ın açık talimatıyla 41 günde, Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’ya verilen ceza ise 35 günde onaylandı.

Üzgünüm ama sarı öküzü vermeyecektiniz.

Yine de geç değil. Şimdi hep birlikte direnme ve hep birlikte kazanma zamanıdır.”

Demirtaş, kararın verildiği günde yaptığı açıklamada, “Halkın iradesine bu kaçıncı “yargı” darbesi. Bütün hukuksuzluklar er geç halkın kararına çarpıp döner. Oldu olacak, Ekrem Bey’i Pınarhisar Cezaevine de koyun ki akıbeti aynı olsun” demişti.

Ne olmuştu?

Ekrem İmamoğlu hakkında, 4 Kasım 2019’da yaptığı bir basın açıklamasında Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” diyerek hakaret ettiği gerekçesiyle iddianame hazırlandı. İddianamede YSK Başkanı Sadi Güven ile 10 kurul üyesi ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldı.

Ancak İmamoğlu soruşturma kapsamında yazılı olarak alınan ifadesinde YSK üyelerine “ahmak” şeklinde bir söylemi olmadığı, bu söylemin kimse tarafından YSK üyelerine yönelik algılanmadığı, söylemin belli bir şahsı hedef almadığı, siyasi bir söylem olup sert bir eleştiri olduğu, somut olarak bir kimseye yöneltilmemiş olduğunu söyledi.

İddianamede Ekrem İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılması istendi. Davada İmamoğlu 2 yıl 7 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Siyasi yasak konuldu.

Paylaşın

‘Pırlanta’ Gibi Parlayan Yeni Bir Galaksi Keşfedildi

Şimdiye kadar uzaya gönderilmiş en güçlü teleskop olan James Webb, uzayda daha önce hiç görülmemiş bir galaksiyi görüntüledi. Görüntüye ilişkin araştırma, 14 Aralık’ta The Astronomical Journal adlı akademik dergide yayımlandı.

Teleskobun yeni görüntüsü, Yeniden İyonlaşma ve Mercekleme Bilimi için Samanyolu Dışı Alanlar (PEARLS) adlı gözlem programının bir parçası olarak çekildi.

PEARLS kapsamında James Webb’den çekilen fotoğrafla, ‘pırlanta’ gibi parlayan yeni bir galaksi görüntülendi.
Fotoğrafın, evrenin ilk ‘görülebilen en sönük gök cisminin’ ve ‘en geniş alanının’ yakalandığı görüntülerinden biri olduğu belirtildi.

Uzayın Kuzey Ekliptik Kutbu isimli bir kısmına odaklanan James Webb teleskobu, çıplak gözle görülebilenden 1 milyar kat daha sönük olan gök cisimlerini görüntülemek için sekiz farklı yakın kızılötesi ışık rengi kullandı.
Araştırmacılar, görüntüyü netleştirmek için James Webb verilerini Hubble Uzay Teleskobu tarafından yakalanan üç renk ultraviyole ve görünür ışıkla birleştirdi.

Görüntünün, program tamamlandığında, halihazırda çekilen kısmına göre 4 kat daha büyük olması bekleniyor.
PEARLS programının baş araştırmacısı ve çalışmanın yazarı Rogier Windhorst, açıklamasında, “Keşfedilen alan James Webb ile yılda 365 gün gözlemlenebilir olacak şekilde tasarlandı, bu nedenle zaman alanı, kapsanan bölge ve ulaşılan derinlik ancak zamanla daha iyi hale gelecektir” ifadesini kullandı.

Teleskobun kızılötesi gözleri evrenin derinliklerine bakıyor

25 Aralık 2021’de ESA’nın Ariane 5 adlı kargo roketiyle fırlatılan teleskobun kaydettiği görüntüler, yıldızların ve galaksilerin evriminin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak. Gözlem aracının MIRI ve diğer kızılötesi kameraları, bir zaman makinesi görevi görüyor.

Güçlü teleskopları kullanarak çok uzaktaki gök cisimlerini inceleyen bilim insanları, ilgili gök cisminden gelen ışığın Dünya’ya ulaşma süresi uzadığı için “zamanda geriye bakma” imkanı yakalıyor. James Webb Uzay Teleskobu ise 13,5 milyar yıl öncesini, yani evrenin yeni oluştuğu zamanı gözlemleyebilecek kadar güçlü bir cihaz.

Evrendeki en eski galaksiler, Büyük Patlama’ya o kadar yakın bir dönemde oluştu ki bunların ışığı Dünya yörüngesine ulaştığında son derece soluk oluyor. Bu ışık evrende ilerlerken genişleyip dağılarak spektrumun kızılötesi ucuna doğru kayıyor. Gözlemlenebilmesi içinse son derece güçlü bir teleskop gerekiyor.

Hubble şimdiye dek geçmişe dair birçok gizemi aydınlatmayı başardı. Ancak gücü bu türden gözlemlere yetmiyordu. Ayrıca Hubble çoğunlukla ultraviyole ve görünür ışıkta gözlem yapmıştı. Öte yandan James Webb Uzay Teleskobu, kızılötesinde rahatça gözlem yapabilmek için gereken tüm kriterleri karşılıyor.

Paylaşın