Peru’daki Protestolarda Yaşamını Yitirenlerin Sayısı 23’e Yükseldi

Peru’da, Cumhurbaşkanı Castillo’nun görevden azledilip cezaevine gönderilmesinin ardından başlayan protestolarda 23 kişinin hayatını kaybetti, olaylarda yarısı polis olmak üzere 569 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Ölümler nedeniyle dün 2 bakan görevlerinden istifa etmişti.

Peru’da, Cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun 7 Aralık’ta Kongrede görevinden azledilip cezaevine gönderilmesinin ardından başlayan protestolarda şimdiye kadar yaşamını yitirenlerin sayısı 23’e çıktı.

Ülkenin birçok kentinde sokağa dökülen binlerce kişi yeni Cumhurbaşkanı Dina Boluarte’nin istifasını ve gözaltında bulunan Castillo’nun serbest bırakılmasını talep etti.

Kamu Denetçiliği Ofisi verilerine göre, ölenlerden 19’u, polis ile göstericiler arasında çıkan arbedede hayatını kaybetti. Olaylarda yarısı polis olmak üzere 569 kişinin de yaralandığı kaydedildi.

Ölümler nedeniyle dün 2 bakan görevlerinden istifa etmiş, Boluarte’nin seçimlerin Aralık 2023’te yapılması önerisi Kongre’de yapılan oylamada reddedilmişti.

Ne olmuştu?

Peru Cumhurbaşkanı Pedro Castillo, hükümeti devirmekle suçladığı Kongre tarafından “kalıcı ahlaki yetersizlik” suçlamasıyla görevinden azledildi.

Castillo’nun görevinden alınması yönündeki karar, 7 Aralık’taki genel kurul toplantısında altı aleyhte, 10 çekimser oya karşı 101 lehte oyla alındı.

Kongrede Castillo’nun görevden azledilmesi kararına gerekçe olarak “kamu fonksiyonlarını gasp etmeye, devlet yetkilerinin işleyişini engellemeye ve siyasi anayasa tarafından kurulan düzeni ihlal etmeye çalışmak” gösterildi.

Pedro Castillo, Kongreyi feshetme ve ulusal acil durum hükümeti kurma kararının ardından polis tarafından gözaltına alındı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Boluarte, Castillo’nun görevinden alınmasının ardından ülkenin yeni cumhurbaşkanı olarak 8 Aralık’ta yemin etti.

Castillo’nun 7 Aralık’ta azledilmesinin ardından göreve gelen Dina Boluarte, 11 Aralık’ta yaptığı açıklamada, “ülke için sağlıklı olmayan siyasi bir çatışma olduğunu” söylemiş, erken seçim önerisinde bulundu:

“Birkaç gün içinde Kongreye erken seçim önerisini getireceğim, cumhurbaşkanı olarak görevim çoğunluğun iradesine uymaktır.”

Eğer yeni cumhurbaşkanının teklifi kabul edilirse, genel seçimlerin 2026 yılı yerine Nisan 2024’te yapılması bekleniyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

IŞİD’den Kerkük’te Bombalı Saldırı: 9 Polis Yaşamını Yitirdi

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak’ın Kerkük kentinin güneyinde bulunan federal polis gücüne yönelik düzenlediği bombalı saldırıda aralarında bir subayın da bulunduğu dokuz polisin yaşamını yitirdiği duyuruldu.

Kerkük Polisi Müdürlüğü Basın Sorumlusu Amir Nuri, Anadolu Ajansı’na (AA) yaptığı açıklamada, IŞİD’in Kerkük’ün güneyinde bulunan Irak federal polis gücüne yönelik saldırı düzenlediğini söyledi.

Nuri, kentin güneyindeki Rıyad Nahiyesi yakınlarında, IŞİD’in daha önce yola yerleştirdiği bomba düzeneğini, federal polis gücüne ait aracın geçtiği sırada uzaktan kumandayla patlattığını açıkladı.

Saldırıda aralarında bir subayın da bulunduğu dokuz polisin öldüğünü belirten Nuri, saldırı sonrası bölgede operasyon başlatıldığını söyledi.

Euronews’ün Reuters haber ajansından aktardığına göre, saldırı kentin 30 kilometre güneyindeki Safra köyünde gerçekleşti.

AFP haber ajansı ise bombalı saldırının ardından silahlarla doğrudan saldırı düzenlendiğini aktardı. Ajansa konuşan federal polis gücünden bir yetkili faillerden birinin öldürüldüğünü, diğerlerinin arandığını kaydetti.

IŞİD, Haziran 2014’te Irak’ın Musul, Salahaddin ve Enbar vilayetlerinin tamamı ile Diyala ve Kerkük vilayetlerinin bir kısmını ele geçirmiş, söz konusu bölgeler yıllar içinde örgütten geri alınmıştı.

Eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, 9 Aralık 2017’de örgüte karşı zafer kazanıldığını duyurmuştu.

IŞİD’in bölgeden çıkarılması ve kentlerin geri alınmasının üzerinden yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen örgütün özellikle Kerkük, Diyala, Musul, Salahaddin ve Enbar vilayetlerinin kırsal bölgelerindeki saldırıları sürüyor.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Can Kaybı 469’a Yükseldi

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen ve ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası 16 Eylül’de başlayan protestolarda bilanço ağırlaşıyor.

Haber Merkezi / Norveç’in başkenti Oslo merkezli İran İnsan Hakları (IHR) Örgütü, Amini’nin öldüğü ve protestoların başladığı 16 Eylül’den bu yana hayatını kaybeden protestocu sayısının 469’a yükseldiğini açıkladı.

IHR’ye ait internet sitesinde yayımlanan rapor, ölenlerin 32’sinin kadın, 437’sinin erkek, 63’ünün ise 18 yaş altı çocuklar olduğunu gösterdi.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Futbolda Dünya’nın En Büyüğü Arjantin

Katar’ın ev sahipliğini yaptığı FIFA 2022 Dünya Kupası’nın finalinde Arjantin ile Fransa, Lusail Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem Szymon Marciniak’ın yönettiği  mücadelede Arjantin, normal süresi 2-2, uzatmaları 3-3 biten maçta Fransa’yı penaltı atışlarıyla yenerek Dünya Kupası’nı üçüncü kez kazandı.

Haber Merkezi / Arjantin karşılaşmanın ilk yarısında, 23. dakikada Messi ve 36. dakikada Di Maria ile 2-0 öne geçti. Fransa’da ise 80. ve 82. dakikalarda ağları havalandırarak karşılaşmayı uzatmalara götürdü. 109. dakikada Arjantin bir kez daha öne geçti. Kylian Mbappe’nin 118. dakikada ise maçı penaltılara götürdü.

İlk penaltı atışını Mbappe gole çevirirken Messi de hata yapmadı. Fransa’da ikinci ve üçüncü vuruşlar için topun başına gelen Coman, Martinez’i geçemezken Tchouameni ise topu dışarı gönderdi. Arjantin’de Dybala ve Paredes hata yapmazken Fransa’da dördüncü penaltı vuruşunda topun başına gelen Kolo Muani ikinci gollerini kaydetti. Arjantin’de kritik penaltıda topun başına geçen Montiel, top ile Lloris’i farklı köşelere gönderdi.

Karşılaşmadan dakikalar

5. dakikada Antoine Griezmann’ın pas hatası sonucu topu kazanan Julian Alvarez’ın bıraktığı topta Alexis Mac Allister’ın ceza sahası dışından yaptığı vuruş Hugo Lloris’te kaldı. 8. dakikada Arjantin’de Angel Di Maria’nın soldan ortasında ceza sahası dışı sağ çaprazda topla buluşan Rodrigo De Paul’un vuruşu Raphael Varane’a çarparak kornere gitti.

17. dakikada gelişen Arjantin atağında Lionel Messi’nin pasında sağ kanatta topla buluşan Rodrigo De Paul, ceza sahası içinde yeniden Messi’yi görmek istedi. Messi’nin önünden geçen topa arka direkteki Angel Di Maria, sağ ayağıyla vuruşunu yaptı ve top üstten dışarı gitti.

20. dakikada Fransa’nın Antoine Griezmann ile ceza sahası sol çizgiden kullandığı serbest vuruşta Olivier Giroud, kafa vuruşunu yaptı ve top dışarı çıkarken maçın hakemi Szymon Marciniak, Fransız oyuncunun faul yaptığına karar verdi.

21. dakikada Julian Alvarez’in pasında sol kanatta topla buluşan Angel Di Maria, Ousmane Dembele’den sıyrılarak ceza sahası içine girdi fakat Dembele’nin müdahalesi ile yerde kalınca maçın hakemi Szymon Marciniak, penaltı noktasını gösterdi.

23. dakikada Arjantin’de penaltı vuruşunu kullanan Lionel Messi, topu Hugo Lloris ile ayrı köşelere yollayarak takımını öne geçirdi: 1-0.

36. dakikada gelişen Fransa atağında topu kazanan Arjantin’de Alexis Mac Allister, kendi yarı sahasında Lionel Messi’yi gördü. Onun sağ kanada bıraktığı topla buluşan Julian Alvarez, bir kez daha Alexis Mac Allister ile topu buluşturdu. Mac Allister’ın pasında ise uzak direkte topla buluşan Angel Di Maria, farkı 2’ye çıkardı: 2-0.

41. dakikada Fransa’da Ousmane Dembele ve Olivier Giroud kenara gelirlerken Randal Kolo Muani ve Marcus Thuram oyuna girdiler. 45+8. dakikada Fransa’nın sağ kanattan Antoine Griezmann ile kullandığı serbest vuruşta arka direkte kimsenin dokunamadığı top auta gitti.

46. dakikada Arjantin’de Enzo Fernandez’in savunma arkasına pasında uygun pozisyondaki Alexis Mac Allister, hareketlenmekte bir an geç kalında Hugo Lloris topu aldı.

49. dakikada Angel Di Maria’nın sol kanattan arka direğe yaptığı ortada Rodrigo De Paul’un gelişine şutu kaleci Hugo Lloris’te kaldı. 59. dakikada Angel Di Maria’nın savunma arasına pasına hareketlenen Julian Alvarez’in ceza sahası içi sol çaprazdan yaptığı vuruşu direk dibinden Hugo Lloris çıkardı.

60. dakikada Angel Di Maria’nın sol kanattan ceza alanı içerisine çevirdiği topta Rodrigo De Paul, topun üzerinden atladı ve arka direkte topla buluşan Lionel Messi’nin sağ ayakla yaptığı vuruş auta gitti. 64. dakikada Arjantin’de Angel Di Maria, alkışlarla kenara gelerek yerini Marcos Acuna’ya bıraktı.

68. dakikada Fransa’nın sol kanattan Antoine Griezmann ile kullandığı kornerde Randal Kolo Muani’nin kafa vuruşu auta gitti. 71. dakikada Fransa’da sol kanattan ceza sahasına yaklaşan Kylian Mbappe’nin sol çaprazdan yaptığı vuruş üstten dışarı gitti.

79. dakikada Nicolas Otamendi’nin önünde topa dokunarak ceza sahası içine giren Randal Kolo Muani, Otomandi’nin müdahalesi ile yerde kaldı ve maçın hakemi Szymon Marciniak, penaltı noktasını gösterdi. 80. dakikada penaltı vuruşunu kullanan Kylian Mbappe, farkı 1’e indirdi: 2-1.

81. dakikada Mbappe kendisinin ve takımının ikinci golünü atarak skoru eşitledi. 2-2 Mbappe, Thuram ile yaptığı verkaç sonrasında ceza alanında sol çaprazdan gelişine yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı Martinez’in sağından uzak köşede filelerle buluşturdu.

90+4. dakikada Eduardo Camavinga’nın pasında Adrien Rabiot’nun ceza sahası içi sol çaprazdan vuruşunu Emiliano Martinez çıkardı. İkinci topta Cristian Romero, Fransız oyunculara vuruş şansı vermeden topu Martinez’e bıraktı.

90+7. dakikada Lionel Messi’nin kaleyi karşıdan gören pozisyonda ceza sahası dışından yaptığı vuruşu Hugo Lloris çıkardı. 93. dakikada Marcos Acuna’nın ortasını Raphael Varane uzaklaştırırken dönen topta Alexis Mac Allister’ın şutu auta gitti.

105. dakikada Lionel Messi’nin pasında ceza sahası içinde uygun pozisyonda topla buluşan Lautaro Martinez’in şutuna son anda yatarak Dayot Upamecano müdahale etti. Dönen topta Gonzalo Montiel’in ceza sahası dışından şutu Raphael Varane’ın kafayla müdahalesi sonucunda kornere gitti.

105+1. dakikada savunma arkasına hareketlenen Lautaro Martinez’in uygun pozisyonda yaptığı vuruş, dışarı gitti. 107. dakikada Lionel Messi’nin sağ çaprazdan sol ayağıyla yaptığı vuruşu Hugo Lloris çıkardı.

108. dakikada Enzo Fernandez’in pasında Lautaro Martinez’in ceza sahası içi sağ çaprazdan yaptığı vuruşu Hugo Lloris çıkarırken dönen topta Lionel Messi, topu ağlara gönderdi: 3-2.

116. dakikada Kylian Mbappe’nin sol çaprazdan yaptığı vuruşta Gonzalo Montiel’in elle müdahalesi sonucunda maçın hakemi Szymon Marciniak, penaltı noktasını gösterdi.

118. dakikada ikinci kez beyaz noktanın başına gelen Mbappe skoru 3-3’e getirdi. Kazanılan penaltı vuruşu için topun başına geçen Mbappe, yaptığı vuruşla kaleci Martinez ve topu ayrı köşelere gönderdi.

Stat: Lusail

Hakemler: Szymon Marciniak, Pawel Sokolnicki, Tomasz Listkiewicz.

Arjantin: Emiliano Martinez, Tagliafico (Dk. 120+1 Dybala), Romero, Otamendi, Molina (Dk. 91 Montiel), Rodrigo de Paul (Dk. 102 Paredes), Di Maria (Dk. 64 Acuna), Allister (Dk. 116 Pezzella), Fernandez, Alvarez (Dk. 103 Lautaro Martinez), Messi.

Fransa: Lloris, Varane (Dk. 113 Konate), Kounde (Dk. 120+1 Disasi), Upamecano, Hernandez (Dk. 71 Camavinga), Tchouameni, Rabiot (Dk. 96 Fofana), Griezmann (Dk. 71 Coman), Giroud (Dk. 41 Thuram), Mbappe, Dembele (Dk. 41 Kolo).

Goller: Dk. 23 (penaltıdan) ve 108 Lionel Messi, Dk. 36 Di Maria (Arjantin), Dk. 80, 118 (penaltıdan) ve 81 Mbappe (Fransa)

Paylaşın

Dünya Kupası: Fas’ı 2-1 Geçen Hırvatistan Üçüncü Oldu

Katar’ın ev sahipliği yaptığı 2022 FIFA Dünya Kupası üçüncülük maçında Hırvatistan ile Fas, Khalifa Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem Abdulrahman Al Jassim’in yönettiği karşılaşmayı Hırvatistan 2-1 kazandı.

Haber Merkezi / Karşılaşmanın 7. dakikada Hırvatistan yıldız savunmacısı Gvardiol’un golüyle 1-0 öne geçti. 9. dakikada Achraf Dari topu filelere gönderdi ve Fas skoru 1-1’e geldi.

42. dakikada bu kez Hırvatistan adına sahneye çıkan isi Mislav Orsic oldu ve Hırvatlar soyunma odasına 2-1 önde girdi. Kalan sürede skor değişmedi ve Hırvatistan, Fas’ı 2-1 yenerek dünya üçüncüsü oldu.

Karşılaşmadan dakikalar

7. dakikada Hırvatistan harika bir duran top organizasyonuyla öne geçti. Orta alanda kazanılan serbest vuruşta ceza alanına orta yapıldı, Perisic penaltı noktası üzerine kafayla indirdi, Gvardiol iyi bir kafa vuruşuyla topu ağlara gönderdi: 1-0.

9. dakikada golden iki dakika sonra Fas’tan cevap geldi. Bu kez Fas’ta Ziyech duran topu kullandı, seken top bir anda kale önünde boşta kaldı, Dari kafayı vurdu ve fileleri sarstı: 1-1.

10. dakikada Orsic’in ceza sahası dışından kaleye gönderdiği şutunda top kalenin üstünden auta çıkıyor. 14. dakikada Stanisic ceza sahası yayından şansını denedi ancak çerçeveyi bulamadı.

18. dakikada Perisic’in sol kanattan ortaladı, Kramaric kafayı vurdu ancak kaleci Bono başarılı. 24. dakikada Modric’in ceza sahası yayından sol ayağıyla yaptığı yerden sert vuruşta kaleci Bono topu iki hamlede uzaklaştırdı.

42. dakikada Orsic ceza sahası içi sol çaprazından ayağının içiyle uzak direğe vurdu, top direkten içeri girdi. Harika golle Hırvatistan yeniden öne geçiyor: 2-1.

51. dakikada Majer’in sol kanattan ceza alanına gönderdiği ortasında Livaja’nın vuruşu yandan dışarı gitti. 55. dakikada Orsic’in ceza sahası dışından şutu etkisiz.

75. dakikada Attiat-Allal’ın ortasında arka direkte En-Nesyri araka direkte kaleciyle karşı karşıya kalan topu kontrol ettikten sonra altıpasta sağ ayağıyla yaptığı vuruşta Livakovic topu çelmeyi başarıyor.

Stat: Khalifa

Hakemler: Abdulrahman Al Jassim, Taleb Al Marri, Saoud Al Maqaleh.

Hırvatistan: Livakovic, Stanisic, Sutalo, Gvardiol, Perisic, Modric, Kovacic, Kramaric (Dk. 61 Vlasic), Majer (Dk. 66 Pasalic), Orsic (Dk. 90+5 Jakic), Livaja (Dk. 66 Petkovic).

Fas: Bono, Hakimi, El Yamiq (Dk. 67 Amallah), Dari (Dk. 64 Banoun), Attiyat, Amrabat, Ziyech, Sabiri (Dk. 46 Chair), Khannous (Dk. 56 Ounahi), Boufal (Dk. 64 Zaroury), Nesyri.

Goller: Dk. 7 Gvardiol, Dk. 42 Orsic (Hırvatistan), Dk. 9 Dari (Fas)

Paylaşın

Suriye’de ABD İle SDG’den Yeni Ortak Operasyonlar

ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamındaki ortağı SDG ile devriyelerin başlamasından bu yana, 6 ortak operasyon düzenlendiği açıklandı. Açıklamada ayrıca ABD güçlerinin IŞİD’in kalıcı şekilde bozguna uğratılabilmesi için Suriye’de yerel güçlerle ortaklık halinde bulunmaya devam edeceği ifade edildi.

13 Aralık’ta ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde SDG ile devriye faaliyetlerini tam kapsamlı olarak başlattığı açıklanıştı. Bu devriye faaliyetleri, bölgede Türkiye’nin operasyonları nedeniyle askıya alınmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı Sözcüsü Joe Buccino, ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamındaki ortağı Suriye Demokratik Güçleriyle (SDG) devriyelerin başlamasından bu yana, 6 ortak operasyon düzenlendiğini ve bu operasyonlar kapsamında, IŞİD savaşçılarının tutulduğu bir hapishaneye ve mülteci kampı El Hol’e saldırı düzenlemeyi planlayan, 5 IŞİD çalışanının yakalandığını bildirdi.

Açıklamada ABD’nin, IŞİD’le mücadeleyi ortaklarıyla ve yerel güçlerle sürdürmeye devam ettirmeye kararlı olduğu kaydedildi. IŞİD’in saldırgan bir faaliyet takvimi olduğu belirtilen açıklamada, bunlar arasında ABD ve ortaklarına, bölgede ve bölge dışında saldırılar düzenlemenin de olduğu kaydedildi. Açıklamada ayrıca Amerikan güçlerinin IŞİD’in kalıcı şekilde bozguna uğratılabilmesi için Suriye’de yerel güçlerle ortaklık halinde bulunmaya devam edeceği ifade edildi.

Savunma Bakanlığı Pentagon, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde SDG ile devriye faaliyetlerini tam kapsamlı olarak başlattığını, 13 Aralık’ta açıklamıştı. Bu devriye faaliyetleri, bölgede Türkiye’nin operasyonları nedeniyle askıya alınmıştı.

ABD’nin desteklediği, çoğunluğunu Kürtler’in oluşturduğu SDG, 2 Aralık tarihinde yaptığı bir açıklamayla, bölgede Türkiye’nin saldırıları nedeniyle ABD ve diğer müttefiklerle tüm ortak operasyonlarını durdurduğunu açıklamıştı.

Türkiye geçtiğimiz haftalarda Suriye’deki PKK uzantısı gruplara yönelik kara operasyonu başlatmaya hazırlanırken bölgede hava saldırılarını da arttırmıştı.

SDG uzun süredir, yeni bir Türk saldırısına karşı mücadelenin, IŞİD’in uyuyan hücrelerine karşı ve IŞİD savaşçılarının tutulduğu bir hapishanenin korunması için kullanılan kaynakların bölünmesine neden olacağı uyarısında bulıunuyordu.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin de Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a, ABD’nin Türkiye’nin Suriye’deki olası bir askeri harekatına güçlü şekilde karşı olduğunu iletmiş, Türkiye’nin saldırılarının doğrudan Suriye’de IŞİD’le mücadelede yerel ortaklarla çalışan ABD güçlerini tehlikeye attığını bildirmişti.

ABD liderliğindeki koalisyon, SDG’yi hava saldırıları, askeri malzeme ve danışmanlar sağlayarak 2017’den bu yana destekliyor. ABD önce SDG’nin, IŞİD’den toprak kazanmasına daha sonra cihatçı uyuyan hücrelere karşı operasyonlarına yardım etti.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan: Mahkemenin Kararları Herkesi Bağlar

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunan AYM Başkanı Arslan, mahkemenin iptal kararları sadece davanın taraflarını değil herkesi bağladığını vurgulayarak, “Anayasa Mahkemesi basitçe şunu söylüyor: ülkedeki her bir ihlali telafi etmeye gücüm yetmez. Bu nedenle benzer davaları ele alırken Mahkemenin yorumunu takip etmek gibi önleyici tedbirler almak zorundayız” dedi.

Haber Merkezi / Başkan Arslan, on yıllık anayasa şikayeti deneyiminin ihlallere karşı etkili ve başarılı bir başvuru yolu olduğunu kanıtladığını belirterek bu yolun gelecekteki başarısının sadece Anayasa Mahkemesine değil başta diğer mahkemeler olmak üzere tüm paydaşlara bağlı olduğunu vurguladı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan ve beraberindeki Heyet, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa Konseyi tarafından ortaklaşa yürütülen “Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi” kapsamında Venedik’e çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Başkan Arslan’a Anayasa Mahkemesi üyeleri, Genel Sekreter Yardımcısı, Başraportörler ve raportörler eşlik etti.

Ziyaret kapsamında Anayasa Mahkemesi Heyeti, İtalya, Almanya ve Kuzey Makedonya Anayasa Mahkemesi üyeleri, anayasa ve insan hakları profesörleri ile düzenlenen toplantılara katıldı. Toplantılarda temel hakların korunması konusunda Türkiye, İtalya, İspanya, Almanya ve Balkanlar’daki deneyimler paylaşıldı. Toplantının ilk gününde konuşma yapan Başkan Arslan, Anayasa Mahkemesinin başta bireylerin temel hak ve özgürlükleri olmak üzere anayasal değerlerin koruyucusu olduğunu vurguladı.

Anayasal hakların korunmasında Mahkemenin iki ana mekanizmasının bulunduğuna değinen Arslan, Mahkemenin kuruluşundan bugüne kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anayasaya uygunluğunu denetlediğine, yasama ve yürütme organlarının işlemlerini denetleme yetkisine sahip olduğuna işaret etti.

Zühdü Arslan, Anayasa Mahkemesinin hem norm denetimi hem de anayasa şikayeti içtihadının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun olarak anayasal hakların korunmasına yönelik standartları ortaya koyduğunu belirtti ve “Anayasa’nın 148. maddesi açıkça Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunduğundan Anayasa Mahkemesi anayasa şikâyetlerini karara bağlarken Strazburg Mahkemesinin içtihadını dikkate almaktadır.” dedi.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurunun getirilmesindeki iki temel amaca ulaştığını  vurgulayan Arslan, bu amaçların bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasına, geliştirilmesine yönelik standartların yükseltilmesi ve Strazburg Mahkemesi önünde Türkiye aleyhine yapılan başvuruların ve ihlallerin sayısının azaltılması olduğunu ifade etti.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında Türkiye’de anayasa şikâyeti sisteminin etkili ve başarılı bir şekilde uygulanmasının önünde iki zorlu engel olduğunu dile getirdi.  Bireysel başvurularla ilgili inanılmaz ve kıyaslanamaz bir iş yüküyle karşı karşıya kalındığını belirten Başkan Arslan, bugün itibarıyla Mahkemede yaklaşık 100 bin derdest başvuru bulunduğunu ifade etti. Arslan, bu iş yükünün yıkıcı etkisinin şu anda 47 farklı taraf devletten yaklaşık 75 bin bekleyen başvuru bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iş yükü ile karşılaştırılarak daha iyi anlaşılabileceği değerlendirmesinde bulundu.

İhlal kararlarının etkili bir şekilde uygulanması konusunun Mahkemenin önündeki ikinci büyük zorluk olduğunu dile getiren Zühdü Arslan, Strazburg Mahkemesi gibi Anayasa Mahkemesinin de bir başvurunun kitlesel ve tekrarlayan ihlallere yol açan sistematik ve yapısal bir sorunu gündeme getirmesi halinde “pilot karar usulünü” benimsediğini belirtti.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunarak Mahkemenin iptal kararlarının sadece davanın taraflarını değil herkesi bağladığını vurguladı ve “Anayasa Mahkemesi basitçe şunu söylüyor: ülkedeki her bir ihlali telafi etmeye gücüm yetmez. Bu nedenle benzer davaları ele alırken Mahkemenin yorumunu takip etmek gibi önleyici tedbirler almak zorundayız.” ifadesini kullandı.

Konuşmasının sonunda Arslan, on yıllık anayasa şikayeti deneyiminin ihlallere karşı etkili ve başarılı bir başvuru yolu olduğunu kanıtladığını belirterek bu yolun gelecekteki başarısının sadece Anayasa Mahkemesine değil başta diğer mahkemeler olmak üzere tüm paydaşlara bağlı olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Önümüzdeki 10 Yılın En Önemli Figürleri: Demirtaş Ve İmamoğlu

İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak cezalarına gelen tepkiyi değerlendiren Bekir Ağırdır, Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.” dedi.

“Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var” diyen Ağırdır, “gerçekleştirdikleri bir ankette vatandaşın hayal ettiği Türkiye’yi tanımlarken tercih ettiği ilk kavramın adalet olduğunu” anlattı. Ağırdır, “Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi” diye konuştu.

Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni bir sabah” programına konuk olan araştırmacı yazar Bekir Ağırdır’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bizim bir ezberimiz var ‘Türkiye insanı mağduru seviyor’ diye. Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var. Türkiye insanının 20 sene önce de 10 yıl öne de şu anda da en büyük talebi adaletti. Somut bir araştırma sonucu söyleyeyim size, hayal ettiğiniz Türkiye’yi tanımlayacak 10 tanım seçin demişiz, 100 maddelik bir liste var, AKP’ye CHP’ye oy veren, üniversite mezunu ilkokul mezunu, Türk veya Kürt, kadın veya erkek, genç veya yaşlı, herkesin birinci sıraya koyduğu şey adalet. Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi.

“Herkes adalet diyor”

Şunu da söylemekte yarar var, adalet denilince sadece yargıdaki adalet kastetmiyor insanımız. Diyelim kadınlar bu hayatta ben de varım kararımı verebilirim diyor eşitlik istiyor; gençler bu hayatta ben de varım diyor; Kürtler bu ülkede biz de varız diyor. Yani herkes kendi varlığının tanınması, kendine dair kararlara dahil olmak… onun için adalet kavramı çok geniş. Yoksulluğa gidiyorsunuz gelir adaletinden bahsediyor ama herkes adalet diyor.

Kamuoyunda zaman zaman bu altılı masanın eksik çalıştığı performansının yeterli olmadığı gibi bir sürü şey konuşulabilir ama en önemli unsur bu altı liderin birbirlerine olan kişisel güvenleri. O nedenle de hükûmetin veya olayların hangi basıncı üretirse üretsin bu altı liderin arasındaki kişisel güven bozulmayacak. Birbirleri hakkında eleştirileri, zaman zaman endişeleri olabilir ama o güven bozulmayacak. Buradaki en büyük sermaye bu. İkincisi, bu altı lideri bir araya getirmenin mimarı olarak Kemal Bey ve Meral Hanım, ikisinin de bagajında şu başarı var; yerel seçimlerde o ittifak denendi ve sonuç ortada.

Tamam AK Parti çok büyük gerilemedi, toplamda meclis oylarında 51 ama, siyasi sonuçları çok büyük olan başkanlık seçimlerindeki minik oy değişiklikleri bile bugün ne kadar hayatımızı etkiliyor.  Onun için Kemal Beyin yansıra Meral Hanım. Bu gidişata karşı olmak konusunda çok samimi ve kararlı bir duruşları var. Önemli olan altı bu kişinin bir arada olmasıydı. Ve bir de şu oldu bence ve bunan sonrası olacak; belki de bu altı kişinin örgütlerinden henüz alamadıkları o büyük enerji şimdi ahaliden o meydanlardaki inşalardan geliyor. Bundan sonra çok daha farklı bir ivme gözlemek mümkün.

(Küçükkaya: Önümüzde altı  ay tahmin bile edilemeyecek birtakım siyasi gelişmeler yaşanabilir.) Aynen öyle. Çünkü çok açık oyun planı belli iktidarın. İktidarın oyun planı uzun süredir belli; siyasi alanı daraltmak. Sansür yasası da bu amaçla hazırlandı. Vatandaşın kanaatini belirleyecek olan habere, bilgiye sadece erişim yasağı değil, o bilginin üretimine de engel olmak. Dolayısıyla hep hani seçim güvenliği, evet Türkiye’nin gündeminde bu mesele de var, deyince biz hep sandığa giren oyu korumak diye anlıyoruz. Evet bu işin çok önemli bir parçası. Ama asıl hikâye seçmenin kanaatinin oluştuğu ve o mührü bastığı ana kadar geçer süre. Tayyip Bey ve AK Parti bunu bildiği için de bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Hikâye sadece seçim gününün oylarını çaldık çalmadık değil. Bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Onun için de siyasi alanı daraltmak; örneğin HDP’nin her türlü konuşmasını, insanlarını tutuklamak dahil. Hükûmetin oyun planı, siyasi alanı olabildiğinde daraltmak. Bundan sonra da daha sert. HDP’yi kapatma ihtimali de, bu kararda (İmamoğlu kararı) ve benzeri başka kararlarda.

“Görevden alma operasyonu da yapılabilir”

Bütün kamuoyu istinafta bozulur mu, bu iş Yargıtay’da onanır mı falan konuşuyor ya, ya iş  oraya bile kalmazsa? Yani İçişleri Bakanlığı bugün bu kararı mesnet alıp, geçenlerde İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması vardı biliyorsun, hala ispatlanamadığı halde ‘1400 küsur terörle iltisaklı insan var belediye’ falan gibi, bu kararı da gerekçe gösterip yarın görevden alma operasyonu da yapabilir. Kayyum da atayabilir. Bunu da göze aldıklarını sanıyorum.

(İsmail Küçükkaya: HDP’nin kapatılması söz konusu olabilir. Başka belediye başkanları için de konuşuluyor.) Konuşuluyor tabii, Mansur yavaş, Tunç Soyer’le ilgili konuşuluyor uzun süredir. Dolayısıyla hükûmetin alanı daraltma çabasının sınırının olmadığını söylemek mümkün. Son derece cüretkârca bunu yapacak. Altılı Masa’nın buna ne tepki vereceği, hikâye orada.

Benim şöyle bir cümlem var, hükümet alanı daraltmaya çalışıyor, seçmen doğru bilgiye yolsuzlukla ilgili keyfiliklerle ilgili bilgiyi alamasın ve kanaati hükümet hakkında olumsuz olmasın. Çabası bu. Muhalefetin çabası şu, bu karanlık alanda karanlık siyaset mi yapacak? O da böyle kural dışı, sadece diyelim mesneti olmayan birtakım şeylerle mi iş yapacak, ya da karanlıkta siyaset yapmanın yeni yol ve yöntemlerini bulacak mı? Yani medyada konuşamıyorsa 25 milyon evin kapasını çalabilecek mi? Burada mesele, hükûmet hep belden aşağı vuruyor diye belden aşağı siyaset üretmek, ya da geleneksel tabiriyle trollere yasalanmak yerine 25 milyon kapıyı çalacaksınız. 65 milyon seçmene ulaşacaksınız. Bunun yolunu yordamını bulacaksınız. Her gün uçaklarla broşür atacaksınız, her ne ise. Ama karanlıkta siyaseti yapmanın yolunu bulacaklar.

Burada kritik meselemiz şurada Türkiye insanının ve özellikle gencinin siyasete ve siyaset marifetiyle bu işleri çözebileceğimize olan inancı yükseltmemiz gerekiyor. Asıl altı liderin yapması gereken şey o. Bunun da araçları var. Nedir o? Zaten toplumda çeşitli mağduriyetler var, bunların örgütleri var, sivil toplum örgütleri var, başka türden platformlar var. Dolayısıyla var olan yapılanmaların ya da sorunların nüne ortak ufku koymak ve siyaset marifeti ile kaos ve karmaşa olmadan biz bu işin başaracağız duygusunu vermek. Bunu verdikten sonra zaten partilerin üyelerinden daha çok partilere üye olmayan diğer insanlar gayrete gelecek. Burada altı liderin sorunu bence sivil toplumla, aydınlarla, diğer örgütlenmelerle karşılıklı güven ilişkisinde eksiklik olması. Herkeste tedirginlik yapan şey bu. Bugün altı partinin yeniden sokakta sıfırdan temel açıyorum, kazıyorum bina yapıyorum demesine gerek yok. Sokakta bir enerji var zaten. Sadece onların ortak bir ufka  ve bu ortak ufka varmak için de  siyasete güveni inşa etmeleri lazım ve bunu göstermeleri lazım.

“Şaşırtıcı bir karar değil”

(Küçükkaya: İmamoğlu kararını bekliyor muydunuz?) Evet. Bekleniyordu çünkü hele hele zaman sabah 11’den itibaren İmamoğlu ekibinin yazışmalarından ben ‘alındı istihbarat’ diye düşündüm. Bunun bu kadarının da gizlemek mümkün değil o talimatı. Hem İmamoğlu ekibinin tepkilerinden hem İstanbul İl örgütünün Canan hanımın örgütünün tepkilerinden 11’den itibaren kararın gelişimi belliydi. Nitekim ben Ankara’daydım TÜSİAD’ın toplantısı için. 11’den itibaren kulağımız İstanbul’a dönmüştü. 10 gün öncesinde beklenir miydi? Belki bu karar celsede değil ama böyle bir karar çıkacağı açıktı ama. Biraz sonra konuşacağız, bu kararın aktörlerinden ya da taraflarından birisi Erdoğan ve Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına baktığınız zaman çok da şaşırtıcı bir karar değil.

(Küçükkaya: İmamoğlu’na şimdi bu takvimsellik içinde siyasi yasak getirilmesi, İstinaf ve Yargıtay sürecini düşünerek de olsa, esas amacı nedir?) Birkaç neden bir arada. Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.”

Paylaşın

Rusya, Erdoğan’ın ‘Üçlü Diplomatik Mekanizma’ Önerisinden Memnun

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim” açıklaması Rusya’da memnuniyetle karşıladı.

Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimali ile ilgili bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Rusya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye, Rusya ve Suriye arasında üçlü bir diplomatik mekanizma kurulması önerisini memnuniyetle karşıladı.

Rus haber ajanı RIA Novosti, bir Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı’na dayandırdığı haberinde, sürecin sonunda üç ülkenin liderlerinin bir araya gelmesini de öngören mekanizmayla ilgili olarak, Suriye’nin tutumunun ise henüz bilinmediğini bildirdi.

RIA Novosti, Rusya ve Suriye yetkililerinin konuyla ilgili olarak temas halinde olduğunu kaydetti.

Türkmenistan gezisi sonrası dün uçakta gazetecilerin soruların yanıtlayan “Biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim” demişti.

Önerisini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ilettiğini ve “Putin’in de teklifine olumlu baktığını” belirten Erdoğan, “Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Endonezya’daki G-20 Zirvesi sonrası Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşme ihtimali ile ilgili bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Reuters haber ajansına konuşan Suriye kaynakları ise Esad’ın Erdoğan’la görüşmek istemediğini söylemişti.

Bir kaynak “Neden Erdoğan’a bir zafer hediye edilsin ki? Seçimden önce yakınlaşma olmaz” demiş, Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde görüşülmesi teklifini de reddettiğini belirtmişti.

Reuters’ın konuştuğu bir Suriyeli diplomat “Somut bir adım olmadıkça böylesi bir görüşmeyi anlamsız buluyoruz. Talep edilen somut adım ise Türk askerlerinin ülkeden çekilmesi” demişti.

13 Kasım’da İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde düzenlenen ve 6 kişinin öldüğü saldırıdan PKK/PYD/YPG’yi sorumlu tutan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir kara harekatı düzenlemek için Rusya ve ABD’yle temaslarını sürdürüyor.

PKK ve YPG saldırılarıyla ilişkileri olmadığını açıklamış, saldırıyı üstlenen olmamıştı. Ankara, Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı yöneten Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD), “PKK’nın uzantısı” olarak görüyor ve “terör örgütü” olarak nitelendiriyor.

Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise Türkiye’yi, İstiklal Caddesi’ndeki saldırıyı “uzun zamandır planladığı sınır ötesi harekât için bahane olarak kullanmakla” suçluyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Ekonomi Kötüye Giderken Lüks Tüketim Neden Artıyor?

Son derece belirsiz ekonomik koşullara rağmen lüks ürün pazarı 2022 yılında, geçen yıla oranla yüzde 21 büyüdü. Peki, bütün dünya enflasyonun yıkıcı etkilerine karşı mücadele etmeye çalışırken lüks ürünlerin tüketimi neden artıyor?

Dünyanın önde gelen danışmanlık firmalarından Bain & Co ve İtalyan lüks markalar temsilcisi Altagamma ortaklığında yapılan bir çalışma, lüks ürün pazarının 2022 sonunda 1,4 trilyon euroya ulaşmasına ve 2030 yılına kadar büyümesini öngörüyor.

Öte yandan yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı birçok ülkede insanları etkilemeye devam ediyor, uzmanlar ekonomik eşitsizliğin giderek arttığını söylüyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötünün yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini” kaydetmişti.

Ekonomi kötüye giderken lüks ürünlerin tüketiminin neden arttığını uzmanlara sorduk.

‘Lüks ürünler pazarı çok daha dirençli’

Kasım 2022’de yayımlanan Bain & Co ve Altagamma raporuna göre lüks ürün pazarındaki büyüme eğilimi 2030 yılına kadar devam edecek.

Analistler, ABD lüks ürünler pazarının güçlü olmaya devam ettiğini, Avrupa pazarının ise son dönemde yaşanan ekonomik sarsıntılardan geri sıçrayarak yeniden canlandığını söylüyor.

Çin’de lüks ürün tüketiminde son yıllarda ciddi bir artış kaydeden analistler, 2021’de yüzde 21 olan pazardaki payının Covid-19 kısıtlamalarının kaldırılmasından sonra yeniden yükselişe geçeceğini tahmin ediyor.

Lüks ürün pazarının olası bir ekonomik durgunluk karşısında 2008 ekonomik krizine kıyasla “çok daha dirençli” olduğuna özellikle dikkat çeken bu çalışma, tüketici tabanının artık daha geniş ve yoğun olmasını buna gerekçe gösteriyor.

Raporda kayda değer bir diğer tespit ise Z ve Alfa kuşaklarının lüks ürün tüketimine yapacağı katkıya yönelik…

Buna göre bu kuşakların 2030 yılına kadar önceki nesillere kıyasla üç kat fazla lüks tüketime kayacağı ve pazarın üçte birini oluşturacağı öngörülüyor.

Analistler, bu kuşaktakilerin bir önceki Y kuşağına kıyasla lüks ürün tüketimine ortalama 3-5 yıl erken başladığını aktararak bu eğilimin devam edeceğini tahmin ediyor.

Sektördeki bu direncin kaynağına ve gençlerin lüks ürünlere nasıl eriştiğine gelmeden önce lüks ürünün ne olduğunu inceleyelim.

‘Kendimizi tatmin etmek için aldığımız ürünler’

BBC Türkçe’den Asya Robins’e konuşan Fransa’nın İktisadi ve Ticari İlimler Enstitüsü (ESSEC) İşletme Fakültesi’nde küresel strateji profesörü olan Ashok Som’a göre arzu yaratan, statü kazandıran ve bu statü sayesinde belli bir toplulukla özdeşleşme isteği uyandıran ürünler “lüks ürün” olarak nitelendiriliyor.

“Lükse Giden Yol: Lüks Marka Yönetiminin Evrimi, Pazarlar ve Stratejiler” (The Road to Luxury: The Evolution, Markets, and Strategies of Luxury Brand Management) adlı kitabın yazarı olan Som’a göre Fransa ve İtalya’da ortaya çıkan lüks tüketim akımındaki ürünlerin “kaliteli, yenilikçi, yaratıcı ve dayanıklı, yani nesilden nesile aktarılabilir” olması ayırt edici özellikler.

“Lüks” deyince akla saat, mücevher, parfüm ve kozmetik ve tekne gibi ürünlerin geldiğini söyleyen Som, günümüzde iPhone gibi teknolojik aletlerin, çeşitli seyahat ve tatil deneyimlerinin ve NFT (bir şeyin gerçekliğinin dijital sertifikası) gibi ürünlerin de bu kategoride yer alabildiğini belirtiyor.

“Kendimize harcayabileceğimiz ek gelirimiz olduğunda, isteklerimizi tatmin etmek için aldığımız her ürün lüks üründür” diyen Som, günümüzde bu ürünlerin Metaverse’te bile olabileceğine dikkat çekiyor.

‘Demokratikleşme ve yeni nesil farkındalığı’

Som, lüks ürün tüketiminde bir “demokratikleşme” yaşandığını, toplumdaki aşırı zengin yüzde 1’lik kesimin yanı sıra orta ve orta-üst sınıfların da artık pazara daha fazla erişebildiğini söylüyor.

Som’a göre bunun sebeplerinden biri, lüks tüketimde daha ucuz ürünleri de kapsayan yeni kategorilerin oluşması. Bir diğer nedense insanların paralarını biriktirerek daha az tüketmesi ama daha pahalı ürünleri tercih etmesi:

“Zengin kesimin büyük bir kısmının son dönemde daha da zenginleştiği doğru ama bu insanlar yüzlerce çanta ve binlerce otomobil daha satın almıyor. Bir ev veya tekne alamayan ama en pahalı telefon olan iPhone’u veya pahalı bir ruj ya da parfümü alan kişiler de lüks ürünler dünyasına katılıyor.”

Lüks ürün tüketimindeki artışın bir diğer sebebini ise Som şöyle anlatıyor:

“Gençler artık çevre ve iklim krizi konusunda çok duyarlı. Tek kullanımlık, ucuz ürünleri geri çeviriyorlar. Para biriktirip daha dayanıklı, pahalı ve böylece lüks olarak sınıflanan ürünleri veya ikinci el ya da vintage ürünleri tercih ediyorlar.”

‘İki farklı dünya’

Lüks ürün tüketenler Som’un dediği gibi “demokratikleşiyor” olsa bile bu grubun büyük bir kısmı hala dünyanın en zengin yüzde 1 ve yüzde 10’luk kesiminden oluşuyor.

Financial Times gazetesine lüks ürün sektörünün ekonomik krizlere olan dayanıklılığı hakkında konuşan Bain & Co ortaklarından Claudia D’Arpizio, “Satışlar harcanabilir ek gelirleri olan ve ekonomik çalkantılardan etkilenme olasılığı düşük, aşırı zenginler arasında yoğunlaşıyor” ifadelerini kullanıyor.

İsviçre bankası Credit Suisse’in ‘2021 Küresel Servet Raporu’na göre dünyanın en zengin yüzde 1’lik dilimi, dünyanın toplam servetinin yüzde 45,8’ine sahip.

Diğer taraftan küresel nüfusun yüzde 55’lik kesimi küresel servetin yalnızca yüzde 1,3’üne erişebiliyor.

Cambridge Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Dr. Toke Aidt, eşitsizliğin son 20 yılda “olağanüstü” seviyede arttığını ve “iki farklı dünyanın” oluştuğunu söylüyor

Aidt’e göre yüzde 1’lik kesim gelirinin büyük bölümünü servet yönetiminden elde eden ve kendini enflasyondan korumak için çeşitli yatırım araçlarına sahip kişilerden oluşuyor.

Aidt, “2008 ekonomik krizinden, pandemiden ve enflasyon şoklarından etkilenmeyen bu kesimin hala alım gücü var, bu yüzden lüks ürün tüketim eğilimindeki artış çok normal” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Gelir dağılımında çok daha aşağılarda olanlar ve bu tür krizlerden etkilenenler zaten lüks ürün pazarında yer almıyor.”

Aidt, küresel gelir ve servet dağılımında yüzde 10’luk kesimi incelediğimizde yine pandemiden daha az etkilenen, ekonomik sarsıntılarla baş etmek için yeterince birikmiş parası olan ve hala alım gücüne sahip bir grup ile karşılaştığımızı söylüyor:

“Avukatlar, şirket sahipleri, yöneticiler gibi kişilerin bulunduğu bu kesimdeki insanlar kendilerini enflasyondan tamamen izole edebilecek seviyede değiller ama harcamalarından kısmak zorunda kalmayacak kadar birikimleri var, hayatlarına az çok aynı şekilde devam edebiliyorlar.”

Bunun yanı sıra dünyada servet hareketliliğinin arttığına dikkat çeken Aidt, özellikle Çin ve Hindistan’a işaret ederek zengin ailelerin içine doğmayıp ekonomik olarak başarılı hale gelenlerin sayısının yükseldiğini söylüyor:

“Küresel anlamda, gelir dağılımının en tepesinde yer alan insanlar, 50 yıl öncesine göre çok daha çeşitli ancak eşitsizlik hala büyüyor.”

Eşitsizliğe çözüm var mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması dünyada enerji ve gıda gibi alanlarda birçok ülke için endişelere yol açtı.

Hızla yükselen fiyatlar enflasyon krizlerine sebep oldu.

Dünyanın büyük bir kısmı yükselen enerji faturaları ve artan gıda fiyatlarıyla mücadele ederken başta petrol endüstrisi olmak üzere bazı sektörler ve şirketler ise bu krizden yararlandı.

Uzmanlar, eşitsizliğin bu nedenle daha da artmasından endişeleniyor.

Vergilendirme ve varlık dağıtımı konusunda çalışmalar yapmış olan Aidt’e eşitsizliğe çözüm olup olmadığını sorduk.

Nispeten küçük bir grup olan yüzde 1’lik kesimin oldukça hareketli ve bu yüzden vergilendirmesi zor olduğuna dikkat çeken Aidt, yüzde 10’luk kesime yoğunlaşılmasını öneriyor:

“Vergilendirme çok tartışmalı bir konu ve yatırım teşvikini azaltmadan vergilerin nasıl adil ve verimli bir şekilde yükseltileceği sorusu önemli. Ama iyi çalışan, ödenen vergi karşılığında kaliteli kamu hizmeti sağlayan sistemler mümkün” diyen Aidt sözlerine şöyle devam ediyor:

“İskandinav refah sistemi bunun iyi bir örneği. Toplumda fikir birliği olması ve insanların daha yüksek vergi ödemeye razı olması önemli. Bunun karşılığında kaliteli okul, otoyol, hastane gibi kamu hizmetlerinin sunulması gerekiyor. Bu iki yönlü bir yol ve kolay değil.”

Aidt, başta İngiltere ve ABD’de bunun tam tersine bir sistemin uygulandığını, düşük vergiler karşılığında sağlanan kamu hizmetlerindeki kalitede ciddi düşüş yaşandığını vurguluyor:

“Bu da eşitsizliğin artmasının önemli etkenlerinden. Eşitsizlikte artış kaydetmeyen ülkeler refah sistemi güçlü olan ve servet dağılımını önceliklendiren ülkeler.”

Paylaşın