CHP ve AKP Arasında Kıl Payı Fark

ASAL Araştırma’nın son bir yıl içinde gerçekleştirdiği kamuoyu yoklamalarının ortalama sonuçları, Türkiye siyasetinde iki büyük parti arasındaki yarışın başa baş seyrettiğini ortaya koydu.

Haber Merkezi / Verilere göre muhalefetteki CHP ile iktidardaki AKP arasındaki fark yalnızca 0,6 puan seviyesinde.

Son bir yılın anket ortalamalarına göre tablo şu şekilde oluştu:

CHP: Yüzde 32,8
AKP: Yüzde 32,2
DEM Parti: Yüzde 9,1
MHP: Yüzde 8,2
İYİ Parti: Yüzde 4,9
Zafer Partisi: Yüzde 3,9
Yeniden Refah Partisi: Yüzde 3,0
Anahtar Parti: Yüzde 1,9
Türkiye İşçi Partisi: Yüzde 1,3
Diğer: Yüzde 2,7

Ortalamalar, Türkiye siyasetinde iki büyük parti arasındaki rekabetin oldukça sıkı bir dengede olduğunu gösteriyor. CHP yüzde 32,8 ile birinci sırada yer alırken, AKP yüzde 32,2 ile hemen arkasında bulunuyor.

Bu tablo, iki parti arasındaki farkın hata payı sınırları içinde kaldığına işaret eden “kıran kırana yarış” yorumlarını beraberinde getiriyor.

Üçüncü sırada yer alan DEM Parti yüzde 9,1’lik ortalama ile dikkat çekerken, onu yüzde 8,2 ile MHP takip ediyor.

Bu iki partinin, özellikle yerel seçim dinamikleri ve ittifak tartışmaları açısından kilit rol oynadığı değerlendiriliyor.

Listenin devamında İYİ Parti yüzde 4,9, Zafer Partisi yüzde 3,9 ve Yeniden Refah Partisi yüzde 3,0 seviyelerinde yer alıyor.

Yeni siyasi aktörlerden Anahtar Parti yüzde 1,9, Türkiye İşçi Partisi ise yüzde 1,3 oranında ölçüldü.

Ortalamalar, Türkiye’de siyasi tablonun iki büyük parti etrafında yoğunlaştığını ancak üçüncü blokta istikrarlı bir denge oluştuğunu gösteriyor. Küçük partilerin toplam oy oranı ise siyasetin giderek daha parçalı bir yapıya evrildiğine işaret ediyor.

ASAL verileri, özellikle CHP ve AKP arasındaki rekabetin önümüzdeki seçim sürecinin en belirleyici unsuru olmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.

Paylaşın

DEM Parti’den Çağrı: Çözüm İçin Barış Yasası Şart

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 11-12 Nisan tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından sonuç bildirgesini kamuoyuyla paylaştı.

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik krizlerine dikkat çekilen bildirgede, Kürt sorununun çözümünden ekonomik adalete kadar pek çok kritik başlıkta “Barış Yasası” vurgusu yapıldı.

Bildirgede, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki hamlelerinin sadece bölgesel bir saldırganlık değil, küresel kapitalist sistemin siyasi çöküşünün bir göstergesi olduğu belirtildi.

Petrol ve enerji kaynaklarını kontrol etme arzusuyla yürütülen bu “hegemonya savaşlarının” bedelini halkların ödediği vurgulanırken; İran’a yönelik askeri hareketliliğin Türkiye ekonomisini ve siyasetini de doğrudan etkilediği ifade edildi.

Kürt Sorunu ve “Barış Yasası” Talebi

DEM Parti PM, Türkiye’nin en köklü meselesi olan Kürt sorununun demokratik çözümünü bir “tarihsel zorunluluk” olarak tanımladı. Bildirgede öne çıkan çözüm önerileri şunlar oldu:

Yasal Güvence: Çözüm sürecinin kalıcılaşması için tüm toplumsal kesimlerin katılımıyla bütünlüklü bir Barış Yasası çıkarılmalıdır.

Kayyım Uygulamalarına Son: Yerel iradeye saygı duyulmalı, kayyım atanan belediye başkanları görevlerine iade edilmelidir.

Politik Tutsaklara Özgürlük: Cezaevindeki siyasetçiler serbest bırakılmalı ve demokratik hukuk normlarına uygun düzenlemeler yapılmalıdır.

Muhataplık ve Diyalog: Barışın kurumsallaşması adına Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerini toplumla paylaşabileceği özgür ve hukuki bir zeminin oluşturulması gerektiği yinelendi.

Ekonomik krizin bir “kader” değil, yanlış politik tercihlerin sonucu olduğu savunulan metinde; barışın tesisi ile ekonomik refah arasındaki bağa dikkat çekildi: “Demokratikleşme sağlanmadan ekonomik adalet, hukuk olmadan hakça paylaşım, barış olmadan refah mümkün değildir.”

Yükselen militarizmin ve erkek egemen sistemin doğrudan kadın kazanımlarını hedef aldığı belirtildi. Türkiye’de her gün işlenen kadın cinayetlerinin ve cezasızlık politikalarının, siyasetin eril dilinden beslendiği ifade edilerek, onurlu bir barışın ancak kadın özgürlüğü ile mümkün olacağı vurgulandı.

Bildirge, yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı için güçlü bir katılım çağrısıyla son buldu. DEM Parti; yoksulluğa, baskılara ve savaşa karşı tüm halkları, gençleri ve kadınları “Ekmek, Barış, Adalet” şiarıyla meydanlarda buluşmaya davet etti.

Paylaşın

AİHM, Ekrem İmamoğlu İçin Türkiye’den Savunma Talep Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu hakkında yapılan başvuruyu öncelikli inceleme kapsamına aldı.

Mahkeme, “siyasi tutukluluk” ve “seçilme hakkının ihlali” iddialarını değerlendirerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nden kapsamlı bir savunma istedi.

İmamoğlu’nun tutukluluk süreci, 2025 yılı Mart ayında başlayan bir dizi kritik gelişmeyle şekillendi:

19 Mart 2025: Diplomasının iptal edilmesinin ardından gözaltına alındı.
23 Mart 2025: Mahkeme kararıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.
13 Mayıs 2025: Avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.
10 Kasım 2025: AYM sürecinden sonuç alınamaması üzerine dosya AİHM’e taşındı.
23 Mart 2026: AİHM İkinci Bölümü, başvuruyu ciddi bularak Türkiye’ye resmi savunma talebinde bulundu.

Başvurunun Temel Gerekçeleri

Başvuruda, tutukluluğun yalnızca hukuki değil aynı zamanda demokratik hakları hedef aldığı iddia ediliyor. Öne çıkan gerekçeler şu şekilde sıralanıyor:

Hukuka aykırı tutuklama: Somut ve yeterli suç şüphesinin bulunmadığı savunuluyor.

Etkin yargısal denetim eksikliği: Tutukluluğa yönelik itirazların hızlı ve tarafsız biçimde değerlendirilmediği iddia ediliyor.

Siyasi saik iddiası: Tutuklama kararının hukuki değil, siyasi bir sürecin parçası olduğu ileri sürülüyor.

Seçilme hakkının ihlali: Cumhurbaşkanlığı adaylığının bu süreçle engellendiği savunuluyor.

AİHM’in Sorduğu Kritik Sorular ve “Siyasi Amaç” Tartışması

AİHM’in Türkiye’ye yönelttiği sorular arasında, davanın seyrini etkileyebilecek nitelikte kritik başlıklar yer alıyor. Mahkeme özellikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi kapsamında olası “siyasi amaçlı kısıtlama” iddialarına dikkat çekti.

Bu kapsamda Türkiye’ye şu sorular yöneltildi:

Tutuklama kararı, Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında siyasi amaç taşıyor mu?
Bu süreç, İmamoğlu’nun siyasi faaliyetlerini ve seçilme hakkını kısıtlama amacı güdüyor mu?

Değerlendirmelere göre bu sorular, mahkemenin dosyayı yalnızca bireysel bir özgürlük ihlali değil, aynı zamanda demokratik süreçlere müdahale iddiası olarak ele aldığını gösteriyor.

Ayrıca Mahkeme, önceki içtihatlar arasında yer alan Selahattin Demirtaş kararı kararına da atıfta bulundu.

Hukuki Takvim: Süreç Nasıl İşleyecek?

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya resmî bir takvime bağlandı.

Hükümetin savunması (16 hafta): Adalet Bakanlığı, mahkemenin sorularına yanıt veren kapsamlı bir savunmayı delilleriyle birlikte sunacak.

Cevap hakkı: Savunmanın ardından İmamoğlu ve hukuk ekibi karşı görüşlerini AİHM’e iletecek.

Nihai karar: Tüm belgeler tamamlandıktan sonra AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği ve esas yönünden ihlal olup olmadığına karar verecek.

Sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Kararın, Türkiye’nin iç siyasi dengeleri ve yaklaşan seçim atmosferi üzerinde etkili olabileceği yorumları yapılıyor.

Özellikle “siyasi amaç” iddiasına ilişkin değerlendirme, davanın en kritik noktası olarak öne çıkıyor.

AİHM’in Türkiye’den savunma istemesiyle birlikte dosya yeni ve resmî bir aşamaya geçti. Önümüzdeki süreçte verilecek yanıtlar, davanın hem hukuki yönünü hem de siyasi etkilerini belirleyecek temel unsur olacak.

Paylaşın

Macaristan’da Siyasi Güç Dengesi Yeniden Şekilleniyor

Macaristan’da Viktor Orbán iktidarı sona ererken, Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin zaferi, ülkenin yönünü yeniden Avrupa’ya çeviren tarihi bir dönüm noktası oldu.

Haber Merkezi / 12 Nisan 2026’da gerçekleştirilen Macaristan genel seçimleri, yalnızca ülke siyaseti için değil, Avrupa’nın genel dengeleri açısından da kritik bir dönüm noktası oldu.

2010’dan bu yana iktidarda olan ve “illiberal demokrasi” yaklaşımıyla anılan Başbakan Viktor Orbán, eski müttefiki Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi karşısında ağır bir yenilgi aldı.

Uluslararası gözlemciler bu sonucu “bir devrin kapanışı” ve Avrupa değerleri açısından “yeniden hizalanma” olarak değerlendiriyor.

Resmi olmayan sonuçlara göre Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi oyların %53’ünü aşarak parlamentoda anayasal çoğunluk elde etti.

Tisza Partisi: %53+ (yaklaşık 138 sandalye)
Fidesz-KDNP (Orbán): %38 civarı (55 sandalye)
Mi Hazánk: %5,8 (6 sandalye)

Katılım oranının %79,56 ile 1990 sonrası en yüksek seviyeye ulaşması, seçimin toplumsal önemini açıkça ortaya koydu.

Orbán Neden Kaybetti?

Uluslararası analizlere göre bu tarihi değişimin arkasında üç temel dinamik öne çıkıyor:

Magyar Faktörü: Péter Magyar, Fidesz içinden gelen bir isim olarak sistemin zayıf noktalarını iyi analiz etti. Muhalefeti tek çatı altında toplamayı başarması ve yolsuzluk ile dış politika eleştirilerini merkeze alması, geniş bir seçmen koalisyonu oluşturdu.

Ekonomik Baskı: Yüksek enflasyon, yaşam maliyetindeki artış ve Avrupa Birliği fonlarının dondurulması, hükümetin “istikrar” söylemini zayıflattı. Seçmen davranışı ekonomik memnuniyetsizlikten doğrudan etkilendi.

Dış Politikada Yalnızlaşma: Macaristan’ın AB içindeki tartışmalı pozisyonu, özellikle Ukrayna politikası üzerinden artan izolasyon algısı, seçmenlerin yön değiştirmesinde etkili oldu.

Seçim sonuçları Avrupa başkentlerinde hızlı yankı buldu.

Ursula von der Leyen: “Avrupa’nın kalbi bu gece Macaristan’da daha güçlü atıyor.”
Emmanuel Macron: “Demokratik katılımın zaferini selamlıyoruz.”
Donald Tusk: “Macaristan, Polonya ve Avrupa yeniden birlikte.”

Uluslararası medya ise sonucu, Avrupa’da popülist yönetimlere karşı önemli bir kırılma olarak yorumladı.

Yeni Dönem: Macaristan’ı Ne Bekliyor?

Péter Magyar, seçim sonrası yaptığı konuşmada “yeni bir başlangıç” vurgusu yaptı. Elde edilen 2/3 çoğunluk, yalnızca hükümet değişimini değil, sistemsel dönüşüm ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Öne çıkan beklentiler:

Dondurulan AB fonlarının serbest bırakılması için hukuk reformları
Ukrayna politikalarında AB ile uyumlu yeni bir çizgi
Yolsuzlukla mücadelede Avrupa Savcılığı (EPPO) ile entegrasyon
Medya ve yargı bağımsızlığının yeniden yapılandırılması
Avrupa Siyaseti İçin Domino Etkisi

Macaristan’daki bu değişim, yalnızca ulusal bir iktidar değişimi değil; Avrupa genelinde yükselen popülist hareketler için de önemli bir test niteliği taşıyor.

Özellikle 2027’de Fransa’da yapılacak seçimler ve diğer Avrupa ülkelerindeki siyasi dengeler açısından bu sonuçlar yakından izlenecek.

Bu gelişme, seçmenlerin ekonomik performans, uluslararası konumlanma ve demokratik standartlar arasında daha hassas bir denge kurmaya başladığını gösteriyor. Aynı zamanda, güçlü liderlik söylemlerinin ekonomik ve kurumsal sonuçlarla sınandığı yeni bir döneme girildiğine işaret ediyor.

12 Nisan 2026 seçimleri, Macaristan için sadece bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda siyasi yönelimde köklü bir dönüşüm anlamına geliyor.

Bu sonuç, Avrupa’da “illiberal demokrasi” modelinin sınırlarını ve seçmenlerin değişen beklentilerini açık biçimde ortaya koyarken, kıta genelinde yeni bir siyasi tartışma dalgasının da kapısını aralıyor.

Paylaşın

DEM Partili Buldan: Öcalan, CHP’ye Yönelik Baskılardan Rahatsız

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, gazeteci Cansu Çamlıbel’e yaptığı açıklamalarda, iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerindeki siyasi baskıları ile yürütülen görüşme süreçleri arasındaki çelişkilere dikkat çekti.

Buldan, İmralı’da yürütülen görüşmelerin yalnızca Kürt meselesiyle sınırlı olmadığını, Türkiye’nin genel demokratikleşme sürecini de kapsadığını belirterek, “Bu mesele sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil; Türkiye toplumunun tamamını ilgilendiriyor. Sayın Öcalan, CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız olduğunu zaman zaman ifade ediyor” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in sürece verdiği desteği “çok kıymetli” olarak değerlendiren Buldan, buna rağmen Öcalan’ın CHP’den daha fazla inisiyatif beklediğini ifade ederek, “CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde bir beklenti var” sözlerini kullandı.

“CHP üzerindeki iç baskı” vurgusu

CHP’nin süreçte karşılaştığı zorluklara da değinen Buldan, parti içi dinamiklere işaret etti. CHP tabanının ve karar organlarının, iktidar baskısı sürerken demokratikleşme sürecine destek verilmesi konusunda eleştirel bir tutum sergilediğini belirterek, bu durumu “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” ifadesiyle özetledi.

Devlet yetkilileri ve Cumhurbaşkanı ile yapılan temaslara da değinen Buldan, görüşmelerin genel çerçevesine ilişkin olarak, “Genel olarak biz konuşuyoruz, devlet yetkilileri de konuşuyor. Sayın Cumhurbaşkanı daha çok dinleyen bir pozisyonda duruyor ve temennilerini ifade ediyor” dedi.

CHP üzerindeki baskıların kaldırılması yönündeki taleplerini de ilettiklerini söyleyen Buldan, “Bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ev İçi Şiddet Başvurularında Dikkat Çeken Tablo

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) “Ev İçi Acil Yardım Hattı Mart 2026 Veri ve Analiz Raporu”, Türkiye’de ev içi şiddetin güncel görünümüne ilişkin çarpıcı veriler ortaya koydu.

1–31 Mart tarihleri arasında hatta yapılan başvurular, şiddetin büyük ölçüde kadınların en yakın çevresinden kaynaklandığını gösterdi.

Rapora göre, Mart ayı boyunca Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na toplam 247 çağrı yapıldı. Bu başvuruların 62’si yeni vaka olarak kayda geçti. Yeni vakalar arasında 38’i ev içi şiddet, 27’si evli olduğu erkek tarafından şiddet, 11’i sığınma evi talebi ve 1’i acil müdahale gerektiren vaka olarak sınıflandırıldı.

Veriler, şiddete maruz bırakılanların büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu ortaya koydu. Başvuruların yüzde 96,2’si kadınlardan gelirken, kız çocuklarının oranı yüzde 3,8 olarak kaydedildi.

Şiddet türleri incelendiğinde ise psikolojik şiddet yüzde 44 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 42,8 ile fiziksel şiddet izledi. Ekonomik ve cinsel şiddet vakaları yüzde 4,7, sosyal şiddet ise yüzde 3,5 oranında gerçekleşti.

Şiddet uygulayanlara ilişkin dağılımda ise en yüksek oran yüzde 43,2 ile evli olunan erkeklerde görüldü. Eski eşler yüzde 13,6, aile bireyleri yüzde 11,4 ve eski erkek arkadaşlar yüzde 6,8 ile diğer failler arasında yer aldı. Veriler, şiddetin büyük ölçüde kadınların en yakın çevresinden geldiğini bir kez daha ortaya koydu.

Çağrıların illere göre dağılımında İstanbul 34 başvuruyla ilk sırada yer aldı. İstanbul’u 9 başvuruyla Ankara, 6 başvuruyla Ordu izledi. Toplamda 22 ilden çağrı alınırken, İstanbul’da en fazla başvurunun Sultangazi, Zeytinburnu ve Küçükçekmece ilçelerinden yapıldığı bildirildi.

Öte yandan TKDF’nin verilerine göre, Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na 15 Ekim 2007’den 1 Nisan 2026’ya kadar toplam 101 bin 576 başvuru yapıldı. Bu çağrıların yalnızca Türkiye’den değil, 33 farklı ülkeden ulaştığı da açıklandı.

Paylaşın

Otomotiv Üretimi Yılın İlk Çeyreğinde Geriledi

Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2026 yılı Ocak-Mart dönemine ilişkin üretim, pazar ve ihracat verilerini açıkladı. Verilere göre sektörde toplam üretim ve otomobil üretiminde gerileme dikkat çekerken, ihracatın dolar bazında artış göstermesi öne çıktı.

Yılın ilk çeyreğinde toplam otomotiv üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 azalarak 321 bin 856 adet oldu. Otomobil üretimi ise yüzde 18 düşüşle 181 bin 364 adet seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde toplam otomotiv pazarı yüzde 4 daralarak 274 bin 346 adet seviyesine geriledi. Otomobil pazarı da yüzde 6’lık düşüşle 210 bin 688 adet olarak kaydedildi.

Ticari araç segmentinde ise daha farklı bir tablo ortaya çıktı. Bu dönemde ticari araç üretimi yüzde 14 artarken, hafif ticari araç üretimi yüzde 13, ağır ticari araç üretimi ise yüzde 20 yükseldi. Buna karşın ağır ticari araç pazarı yüzde 6 geriledi.

İhracat tarafında adet bazında gerileme yaşandı. Toplam otomotiv ihracatı yüzde 15 azalarak 215 bin 323 adet, otomobil ihracatı ise yüzde 29 düşüşle 106 bin 341 adet oldu. Buna karşın ihracatın dolar bazında artması dikkat çekti. Toplam otomotiv ihracatı yüzde 3 artışla yaklaşık 9,9 milyar dolar seviyesine yükseldi. Otomobil ihracatı ise yüzde 8 azalarak 2,5 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Şubat’ta Cari Açık 7,5 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Şubat 2026 Ödemeler Dengesi verilerini açıkladı. Buna göre cari işlemler hesabı şubatta 7 milyar 501 milyon dolar açık verdi.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı 1 milyar 462 milyon dolar açık kaydederken, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 7 milyar 478 milyon dolar oldu.

Yıllıklandırılmış verilere göre cari açık 35,4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Aynı dönemde dış ticaret açığı 73,2 milyar dolar olurken, hizmetler dengesi 62,6 milyar dolar fazla vererek cari açığı sınırlamaya devam etti.

Hizmetler dengesinde öne çıkan kalemler arasında taşımacılık ve seyahat gelirleri yer aldı. Şubatta hizmetler kaleminden 2 milyar 14 milyon dolar net giriş sağlanırken, seyahat gelirleri 1,8 milyar dolar, taşımacılık gelirleri ise 1,2 milyar dolar olarak kaydedildi.

Finans hesabı tarafında cari açığın finansmanında kredi ve portföy yatırımları öne çıktı. Şubat ayında net doğrudan yatırımlar 2,6 milyar dolar, net portföy yatırımları 2,4 milyar dolar, krediler 38 milyar dolar ve ticari krediler 1,3 milyar dolar katkı sağladı.

Buna karşın net efektif ve mevduatlar 11,5 milyar dolar negatif etki yarattı.

TCMB verilerine göre, şubat ayında resmi rezerv varlıkları 10 milyar 630 milyon dolar azaldı. Bu gerileme, finans hesabındaki net çıkış kalemleriyle birlikte değerlendirildi.

Şubat ayında doğrudan yatırımlar kaleminde 138 milyon dolarlık net çıkış gerçekleşti. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye yatırımları 780 milyon dolar olurken, yurt içi yerleşiklerin yurt dışı yatırımları 918 milyon dolar seviyesinde kaydedildi.

Gayrimenkul yatırımlarında ise karşılıklı hareketlilik sürdü. Yurt içi yerleşikler yurt dışında 225 milyon dolar, yurt dışı yerleşikler ise Türkiye’de 230 milyon dolar değerinde alım yaptı.

Portföy yatırımları şubatta 780 milyon dolar net giriş kaydetti. Yurt dışı yatırımcılar hisse senedi piyasasında 932 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetlerinde ise 366 milyon dolar net alış gerçekleştirdi.

Paylaşın

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol Tutuklandı

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol, İzmir’de yürütülen “kooperatif” soruşturması kapsamında tutuklandı. Soruşturma kapsamında Erkol’la birlikte toplam 9 kişinin daha cezaevine gönderildiği bildirildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İZBETON A.Ş. üzerinden bazı kentsel dönüşüm projelerinde “kooperatif aracılığıyla usulsüz menfaat sağlandığı” iddiasına dayanıyor. Dosyada “zimmet”, “nitelikli dolandırıcılık”, “resmî belgede sahtecilik” ve “görevi kötüye kullanma” gibi suçlamalar yer aldı.

Soruşturma kapsamında 9 Nisan 2026 tarihinde başlatılan operasyonla çok sayıda kişi gözaltına alındı. Şüphelilerin jandarmadaki işlemlerinin ardından İzmir’e sevk edildiği, savcılık ifadeleri sonrasında ise tutuklama talebiyle mahkemeye çıkarıldığı öğrenildi.

Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, aralarında CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un da bulunduğu 9 şüphelinin tutuklanmasına karar verdi. Kararın ardından şüpheliler cezaevine gönderildi.

Soruşturmanın, İZBETON A.Ş. ve bağlı kooperatifler üzerinden yürütülen projelerde mali usulsüzlük iddialarına ilişkin olduğu, bilirkişi raporları ve şikâyet dilekçeleri doğrultusunda genişletildiği belirtildi.

Olayla ilgili yargı sürecinin devam ettiği, soruşturmanın yeni gözaltı ve iddianame süreçlerine açık olduğu ifade ediliyor.

Ümit Erkol kimdir?

Ümit Erkol, uzun yıllar sağlık sektöründe görev yapmış bir hekim ve sağlık yöneticisi olarak biliniyor. CHP Ankara İl Başkanlığı görevini yürüten Erkol, 2025 yılında yapılan il kongresinde delegelerin büyük çoğunluğunun oyunu alarak yeniden seçilmişti.

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray Liderliğini Sürdürdü

Süper Lig’in 29. hafta maçında Galatasaray ile Kocaelispor, Ali Sami Yen Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Karşılaşmadan 1 – 1 eşitlikle ayrılan Galatasaray, haftayı bir puanla kapattı.

Haber Merkezi / Galatasaray’ın gollünü 30. dakikada Leroy Sane, Kocaelispor’un golünü ise 72. dakikada Bruno Petković  kaydetti.

Bu sonucun ardından Galatasaray puanını 68’e, Kocaelispor ise 35’e yükseltti.

Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, Okan Buruk maç sonrası yaptığı açıklamada özellikle ikinci yarıya dikkat çekti. Okan Buruk, takımının oyunun bazı bölümlerinde kontrolü elinde tuttuğunu ancak ikinci golü bulamayınca rakibin cesaret kazandığını söyledi.

Buruk, ayrıca gereksiz fauller ve basit hataların oyunu rakibe verdiğini vurguladı. Okan Buruk, genel olarak puan kaybından dolayı üzgün olduğunu ama şampiyonluk yarışında avantajın hâlâ kendilerinde olduğunu ifade etti.

Kocaelispor cephesi ise güçlü bir rakibe karşı deplasmanda alınan 1 puanı değerli buldu.

İlk yarıda savunmada disiplinli kaldıklarını, ikinci yarıda ise daha cesur oynayarak oyuna ortak olduklarını belirttiler. Özellikle beraberlik golünden sonra takımın reaksiyonunun maçın kırılma anı olduğu ifade edildi.

Paylaşın