Bakan Koca: Turkovac Acil Kullanım Onayı Aldı

Bakan Koca, yerli koronavirüs (Kovid 19) aşısı Turkovac’ın bugün itibariyle acil kullanım onayı aldığını ve de üretimine başlandığını duyurdu. Koca, “Gelecek hafta sonu aşımız kullanılabilir olacak” dedi.

Haber Merkezi / Bakan Koca, Şanlıurfa Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir laboratuvarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın online katıldığı programda yaptığı konuşmada, milletin beklediği müjdeyi vermekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

“Yerli inaktif Kovid 19 Turkovac aşımız bugün itibariyle acil kullanım onayı almış durumda” ifadesini kullanan Koca, şunları belirtti:

“Üretime bugün itibariyle başlamış olduk. Sayın Cumhurbaşkanım, bugün Şanlıurfa’da üretim yapılan merkezlerimizden birindeyiz. 50 yıl sonra Türkiye hücreden başlayarak Türk bilim insanlarımız tarafından yüzde 100 yerli olarak geliştirilen bir aşıyı geliştirmiş olduk. Aynı zamanda 24 yıl aradan sonra, yerli aşımız üretilmiş oluyor. Böylece Covid-19 aşısı üreten bugün itibariyle 9 ülkeden biri olduk.

Şu an dolum tesislerinin olduğu alandayız. Şu an dolum, etiketlenme ve ambalajlanma olan noktadayız. Dolum tesislerinde dolumu, etiketlenmesi ve ambalajlanması burada yapılıyor, üretim başlamış oldu. Sayın Cumhurbaşkanım, işaret ettiğiniz üzere yıl bitmeden acil kullanım onayı ve üretimi Turkovac’ın başlamış oldu. Bu başarı liderliğinizde bütün milletimizin başarısıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da törende yaptığı konuşmada, “Salgın döneminde maske başta olmak üzere elimizdeki tıbbi malzemeleri paylaştık. Diğer yerlerden aldığımız aşılardan bir kısmını da dost ülkelere gönderiyoruz. Turkovac’ın üretimiyle birlikte aşımızı tüm insanlıkla paylaşmaktan memnuniyet duyacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Meral Akşener: Düşün Artık Bu Milletin Yakasından

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Emekliler, kadınlar çok yorgun! Senin yüzünden, artık çocuklar bile yorgun! İnsanlarımızın sabretmeye gücü de, mecali de kalmadı. Ayıptır günahtır. Bu büyük millete, böyle zulüm yapılır mı? Düşün artık bu milletin yakasından! Yazıktır günahtır” dedi.

Haber Merkezi /  Akşener, konuşmasında, dolar kurunda yaşanan düşüşe de değinerek, “Madem kur düştü, madem artık uçuyoruz; o zaman hemen, doğal gaz ve elektrik fiyatlarını düşürün. Hodri meydan” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözlerine Maraş Katliamının yıldönümünü anarak başlayan Akşener, “Memleketimizde kavgayı ve nefreti körükleyenlere, bir daha fırsat tanınmasın” dedi.

İYİ Parti Lideri Akşener, konuşmasının devamında özetle şunları söyledi;

“Ülkemizin şartlarını göz önüne alarak, önerimizi geliştirdik, iktidarla paylaştık. Dedik ki; asgari ücreti, 4 bin lira yapın. Devlet eliyle, 555 lira vergi muafiyeti sağlayıp, işverenin yükünün, bir kısmını da omuzlayın. Sonuçta ne oldu? Asgari ücret, 4253 lira oldu. İşveren maliyetinin, 450 liralık kısmını da, devlet üstlendi. İşçilerimiz de, zam oranını olumlu buldu. Yani, İYİ Parti’nin makul siyaset anlayışı sayesinde, kazanan milletimiz oldu. Demek ki neymiş, muhalefete kulak verildiğinde, kıyamet kopmuyormuş. Demek ki neymiş; muhalefete kulak verildiğinde, iyi şeyler oluyormuş.

Hep söylediğim gibi, bizim çözümlerimiz, projelerimiz, miri maldır. Alsınlar kullansınlar. Yeter ki milletimize faydası olsun. Yalnız; milletimizin bu kazancının, ne kadar süreceğinden endişe duyuyoruz. Bu yüzden, bazı önemli itiraz noktalarımız, ve bazı tamamlayıcı önerilerimiz var. Şimdi bu arkadaşlar, belli ki farkında değiller ama, kendi elleriyle yol açtıkları, yüksek enflasyon yüzünden, açıklanan asgari ücret artışı, 4 ayda eriyecek. O yüzden biz, İYİ Parti olarak; üç ayda bir, asgari ücrete güncelleme yapılmasını, ve çalışanımızın emeğinin, enflasyona karşı korunmasını öneriyoruz.

Ayrıca; daha önce söyledim, şimdi de tekrar ediyorum: Verimliliği arttırmadan yapılan, enflasyon sarmalı neticesinde gelen ücret artışları, refahı arttırmaz. Üstelik hane halkı, özel sektör, ve kamunun, mali dengelerinde de bozulmaya neden olur. İktidarın izlediği mevcut yol, çok kısa bir süre içinde, enflasyonu arttırarak asgari ücret zamlarını eritir.

Buradan iktidardakilere seslenmek istiyorum. Eğer gerçekten bir refah artışı sağlamak istiyorsanız işe; hayat pahalılığını azaltmakla, yani enflasyonu düşürmekle başlayın. Eğer gerçekten bu millete nefes aldırmak istiyorsanız işe; ilçe ziyaretlerimde kulağıma, “15 gündür yemek pişiremedim” diye fısıldayan, kadınları dinleyerek başlayın. “Şükür fakirin ekmeğidir” diyerek sabreden, Anadolu insanını görerek başlayın. “Siftah yapmadım” diyen esnaf sayısını, dikkate alarak başlayın.”

“Sevimli hayalet gibi, orada değilmiş”

Maalesef Sayın Erdoğan, milletimizin dertlerini bırakıp, Afrikalı gençlerin dertlerinin peşine düşmüş. Biliyorsunuz kendisi, birkaç gün önce Afrikalı gençlerle buluştu. Mozambikli bir genç kızın sözleri, Sayın Erdoğan’ı derinden etkilemiş… Ne demiş o genç? “Daha adil bir dünya istiyorum.” demiş. Hiç reklam kokmayan bu hareketten, Sayın Erdoğan da, derinden etkilenmiş. Pek bir duygulanmış… Yani; “Adil bir düzen” isteyen, milyonlarca gencimizi, itip kakan, hatta hızını alamayıp, terörist ilan eden, gerçek bir gönül insanı, adeta bir sevgi pıtırcığı olan Sayın Erdoğan; Afrikalı bir genç kız, daha adil bir dünya isteyince, çok duygulanmış… Yazıııık. Kıyamam… Ekonomi yangın yeri. Sayın Erdoğan, Mozambikli gençlerin derdine düşmüş… Şu ciddiyetsizliğe bir bakar mısınız? Milletine yabancılaşmış, şu yönetim anlayışına bir bakar mısınız?

Bu garip tavır yetmiyormuş gibi, kendisi, iki gün önce de çıktı ve bir açıklama yaptı, dedi ki; “Başbakanlığım döneminde, döviz rezervini, 135 milyar dolara çıkardık, ama daha sonra, bir düşüş yaşandı. Ben o sırada yoktum, Cumhurbaşkanıydım.” Evet, yanlış duymadınız, aynen böyle dedi. Arkadaş, “sevimli hayalet Casper” misali, o sırada orada değilmiş… Şu ibretlik psikolojiye bir bakar mısınız?

İki gündür saray medyasında, davul zurna eşliğinde, kutlama yapmayı biliyorsunuz. Madem kur düştü, madem artık uçuyoruz; o zaman hemen, doğal gaz ve elektrik fiyatlarını düşürün. Madem bu, büyük bir ekonomik başarı; o zaman, bu başarının nimetlerinden, şu zor kış şartlarında, milletimiz de yararlansın. Buyurun, hodri meydan.

Emekliler, kadınlar çok yorgun! Senin yüzünden, artık çocuklar bile yorgun! İnsanlarımızın sabretmeye gücü de, mecali de kalmadı. Ayıptır günahtır. Bu büyük millete, böyle zulüm yapılır mı? Düşün artık bu milletin yakasından! Yazıktır günahtır.”

Paylaşın

Demirtaş: Dışarıda Da İçeride De Siyasetçiyim

Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP kapatma davası kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kendisi hakkında siyaset yasağı istemesi üzerine, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyaseti koltuk, makam, mevki ve parti üyeliğinden ibaret sanıyor olsa gerek ki, bana siyaseti yasaklayabileceğini iddia ediyor” dedi.

HDP’ye (Halkların Demokratik Partisi) yönelik kapatma davasında hakkında siyasi yasak istenen 451 siyasetçiden biri olan Selahattin Demirtaş, AYM Başkanlığı’na konuyla ilgili bir savunma dilekçesi yazdı. Başak Demirtaş’ın bugün kişisel Twitter hesabından paylaştığı dilekçe şöyle:

“Sayın Başkan, değerli üyeler,

“İddianameye karşı kapsamlı hukuki savunmayı avukatlarım Mahkemenize sunacaklar. Ben sadece, birkaç cümleyle düşüncelerimi arz etmek istiyorum.

“Kürt-Zaza”, “Müslüman”, “başı kapalı”, “yoksul” bir “kadın” doğurdu beni. Anamın bütün kimlikleri bu coğrafyada sorun olarak görüldüğünden, ben de benzerlerim gibi doğuştan ve mecburen siyasetçiyim.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı siyaseti koltuk, makam, mevki ve parti üyeliğinden ibaret sanıyor olsa gerek ki, bana siyaseti yasaklayabileceğini iddia ediyor.

Beş yıldan fazla süredir siyasi rehine olarak tutulduğum yüksek güvenlikli bir cezaevi hücresinde, beyaz bir plastik sandalyeden başka koltuğum da makamım da olmadı.

“Dışarıda da içeride de siyasetçiyim”

“Ancak yine de dışarıdayken ne kadar siyasetçiysem içeride de o kadar siyasetçi olduğumu rahatlıkla belirtebilirim. Siyaset yapmak için altın varaklı koltuklara ve saraylara gerek yoktur. Önemli olan nerede olduğunuz değil, yüreğinizin nerede ve kimler için attığıdır. Benim yüreğim her daim yoksul, emekçi halkımızın mazlum yüreğiyle birlikte atıyor. Halkımızın yüreğinin de benimle birlikte attığını biliyorum.

Bana siyaset yapma zeminini sağlayan en önemli etken de budur.

Şayet Mahkemeniz bana siyasi yasak getirirse kararın son cümlesi olarak şunu yazmanızı arz ve talep ediyorum:

‘Siyasi yasak getiriyoruz ama bir işe yarayacağından da emin değiliz.’

Kararınızın Türkiye toplumu ve ortak geleceğimiz açısından katkı sağlayıcı nitelikte, tarih önünde ve halkın huzurunda gururla savunacağınız şekilde olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.”

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

‘Türkiye Mart’ta Baskın Seçim Görebilir’ İddiası

Düşük faiz ve yüksek kura endeksli yeni ekonomik modelde ısrar eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Lirası günden güne dolar karşısında eridiği süreçte ekonomik darboğazdan kurtuluşun tek reçetesi olarak erken seçimi savunan muhalefete “Kur korumalı TL Vadeli Mevduat” açıklamasıyla karşılık verdi.

DW Türkçe’den Hilal Köylü’nün haberine göre; Erdoğan, yeni düzenlemeyi “yeni bir finansal alternatif” olarak niteleyip, Türk lirasını döviz karşısında koruyacaklarını duyurdu. Öyle ki bu ürün, Türk Lirası mevduat hesaplarının getirisinin, döviz getirisi altında kalması durumunda aradaki farkın vatandaşlara ödeneceğini öngörüyor.

Erdoğan’ın açıklamasının ardından Türk Lirası hızla değer kazandı ve 18,36’ya kadar yükselen Dolar /TL kuru 12,30 seviyesinin altını gördü. Dolar/TL kurunun hangi seviyede, ne kadar süreyle kalacağı bilinmezliğini korurken Erdoğan’ın bu çıkışının arkasında bir seçim planı olup olmadığı, Türkiye’nin Haziran 2023’ten önce bir seçime gidip gidemeyeceği tartışması yeniden alevlendi.

Erdoğan’ın yeni paket çıkışını bir çeşit seçim yatırımı olarak gören siyaset bilimciler ve kamuoyu araştırmacıları, Türkiye’nin bir erken seçime gideceği öngörülerini kuvvetlendirdi. MAK Danışmanlık Şirketi sahibi, kamuoyu araştırmacısı Mehmet Ali Kulat bu öngörüyü daha ileri bir noktaya, “baskın seçim”e taşıdı.

Erdoğan’ın çıkışlarının siyasi boyutlarını değerlendiren Kulat, Türk Lirası mevduatlarının döviz kurları karşısında korunmasına dönük yeni ekonomik kararların muhalefetin yüksek döviz kurlarını işaret edip “Türkiye yönetilemiyor” eleştirilerinin yükseldiği bir döneme denk geldiğine dikkat çekiyor.

Kulat, “Uzunca bir süredir tamamen kontrolsüz gelişen döviz fiyatları ve piyasanın sahipsiz görünümü muhalefete ciddi bir alan açmıştı. Muhalefet sahada ciddi bir şekilde ‘Türkiye’de yönetici yok. Yönetim yok. Ekonomi tamamen başıboş’ izlemini oluşturuyordu. Bu algı da ciddi şekilde toplumda karşılık bulmuştu” diyor.

“Ekonomik kurtuluş savaşını kazandığı imajı yaratabilir”

Son dönemde sadece MAK tarafından değil Metropol, KONDA, PİAR başta olmak üzere tüm kamuoyu araştırma şirketlerinin yaptığı anketlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oyları ortalama yüzde 35’e, AKP’nin oy oranı da yüzde 30’lara kadar gerilemiş olarak gösterildi. Araştırma şirketleri bu gerilemenin nedenini de ekonomide yaşanan krize bağladı.

Doların ateşinin bir türlü düşürülemediğini siyasette, ekonomide, sokakta doların 25 lirayı bulacağına dair hesaplar yapıldığını hatırlatan Kulat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hesaplardan etkilenip de yeni finansal alternatif açıklamak durumunda kaldığını düşünüyor. Kulat, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomiyi doğrudan yönetiyor ve belli ki bu süreçte boş durmamış, Türk Lirası mevduatlarını döviz karşısında nasıl koruruz diye bir sistem geliştirmiş” diyor.

Kulat’a göre Erdoğan’ın dövize çevrili mevduat sistemi açılımını Türkiye’yi bir baskın seçime götürmek için kullanma ihtimali var. Kulat, “Erdoğan, üç-beş ay süren bir istikrar çıkartabilirse buradan, emeklilere ve memurlara enflasyonun üstünde bir maaş zammı verebilirse tıpkı 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonunu, 15 Temmuz darbe girişimini savuşturmasını topluma bir başarı olarak lanse ettiği gibi şimdi de ekonomik kurtuluş savaşını kazandığı imajı verebilir. Türkiye; baskından da baskın Mart’ta bir seçim görebilir” öngörüsünde bulunabiliyor.

“Döviz düştü diye toplum mutlu olmuş değil”

Peki Erdoğan’ın dövize çevrili mevduat sistemiyle ekonomide istikrar yakalaması mümkün mü?

Kulat, bunun zamanla anlaşılacağını söylese de, bu kez Türkiye’de bambaşka bir sorun yaşandığına dikkat çekiyor:

“Türk Lirası eriyordu. İnsanlar, tabiri caizse kefen parası olarak biriktirdiği parayı, emekli maaşını, üç-beş kuruş harçlığını dövize yatırdı. Şimdi mağdurlar. Zannedildiği gibi döviz düştü diye toplum mutlu olmuş değil. Toplumu mutlu eden, istikrardır. -Siz paranızı TL’de tutun, paranızı çekmek istediğiniz zaman reel dövizin karşılığı para veririm size- diyen bir sistem var karşımızda. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Türkiye adı konmamış bir seçim ortamına girdi zaten. Bütün kamuoyu anketleri AKP’nin kaybetme ihtimalinden söz ediyordu ki, Erdoğan kritik bir hamle yaptı.”

Paylaşın

‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ Çalışmasında Sona Gelindi

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için altı muhalefet partisinin hukuktan sorumlu kurmaylarının Ekim ayı başından bu yana yürüttüğü çalışmada son aşamaya gelindiği bildirildi. Yasama, yürütme, yargı, hak ve özgürlükler ana başlıklarından oluşan güçlendirilmiş parlamenter sistem taslak önerisinin son düzenleme işlemlerinin ardından parti liderlerine sunulması bekleniyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Bahadır Erdem, Saadet Partisi Seçim İşleri Başkanı Bülent Kaya, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün ile DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu’ndan oluşan “güçlendirilmiş parlamenter sistem komisyonu” bugün TBMM’de toplandı.

Komisyon üyelerinin ana başlıklar üzerinde uzlaştığı bildirildi. Gelişmiş ülkelerin anayasaları ayrıntılı olarak incelendiği çalışmada; yasama, yürütme, yargı, hak ve özgürlükler ana başlık olarak öne çıkarıldı. Siyasi etik yasası çıkarılması planlanan taslakta, cumhurbaşkanının nasıl seçileceği konusu ise altı muhalefet partisinin genel başkanlarına bırakılıyor.

“Taslak bu hafta sunulacak”

Siyasi partilerin hukuk kurmayları, yaptıkları toplantıdan önce çalışmayla ilgili kısa değerlendirmeler yaptı. Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp, bu hafta içinde metne son şekli verip genel başkanlara sunacaklarını söyledi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, birlikte çalışmaya devam edeceklerini belirterek “Ülkemizin ihtiyacı olan güven veren bir sistem, demokratik hukuk devleti. Onun için birlikte çalışıyoruz” şeklinde konuştu. DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu da çok yapıcı bir süreç işlettiklerini ve herkesin olağanüstü katkısı olduğunu ifade etti. Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün ise “Farklı kaynaklardan beslenen altı parti, bir masanın etrafında toplanabildiğimizi, Türkiye’nin yakıcı sorunlarını konuşabildiğimizi ve çözümler üretebildiğimizi tüm Türkiye’ye gösterdik” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem ise “Bir devletin ekonomisi ve yönetiminin tek kişinin dudağına bağlanamayacağının kanıtı olan günü yaşıyoruz. Tek başına faizleri on günün içinde anormal seviyeye çıkar sonra bir gecede indir, bütün bu yükü milletin üzerine ver. Fakirden al zengine ver. Devlet bir kişinin dudağına kalamaz, onun için bir aradayız” şeklinde konuştu.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da “şahıslardan ziyade devlet kültürünün, kurum kültürünün ön planda olduğu parlamenter sistem için hep birlikte çalışmaya devam edecekleri” değerlendirmesinde bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 20 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 19 bin 859 yeni vaka tespit edilirken, 187 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Salgının yol açtığı bazı dolaylı hasarlarsa sürüyor. Bunları telafi ederek önümüzü açmamız da, kısmen, durumu aşı ve tedbirle kontrol altına almamıza bağlı” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 353 bin 152 test yapılırken, 19 bin 859 yeni vaka tespit edildi. 187 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 532 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Can kayıplarımız, vaka sayılarımız azalmaya başladı. Salgınla mücadelemizde genel olarak bir üstünlük elde etmeye başladık. Salgının yol açtığı bazı dolaylı hasarlarsa sürüyor. Bunları telafi ederek önümüzü açmamız da, kısmen, durumu aşı ve tedbirle kontrol altına almamıza bağlı.

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 91,36, 2’nci doz ortalaması yüzde 82,56 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 56 milyon 708 bin 402, 2’nci dozda 51 milyon 242 bin 632 ve 3’üncü dozda 15 milyon 321 bin 143 olmak üzere toplam 125 milyon 761 bin 472 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Ordu, Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en az olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

AB’den Türkiye’deki Sığınmacılar İçin 560 Milyon Euro

Avrupa Birliği, Türkiye’ye sığınmacılar için harcanmak üzere 560 milyon euroluk kaynağı daha serbest bıraktı. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, söz konusu kaynağın özellikle sığınmacıların eğitiminin finansmanında, ayrıca sınır güvenliğinin iyileştirilmesinde kullanılacağı bildirildi.

Komisyon’un Komşuluk ve Genişlemeden sorumlu üyesi Olivér Várhelyi, yeni açıklanan kaynakla mülteci çocuklarının okula devam edebilmesi ve iyi bir eğitim almasının sağlanacağını, ayrıca Türk resmi kurumlarına göçle bağlantılı zorlukların aşılması ve sınır korumanın iyileştirilmesi için kaynak aktarılacağını kaydetti.

AB, Haziran ayındaki liderler zirvesinde Türkiye’ye sığınmacılar için kullanılmak üzere 2021-2024 dönemi için 3 milyar euroluk kaynak taahhüdünde bulunmuştu. Son açıklanan 560 milyon euroluk kaynağın bu pakete dahil olduğu belirtiliyor.

AB, Türkiye ile 18 Mart 2016’da imzalanan mülteci mutabakatı çerçevesinde Türkiye’ye 6 milyar euroluk kaynak taahhüdünde bulunmuş ve ödemeler tamamlanmıştı. Mülteci mutabakatı, Türkiye’den yasa dışı yollardan Yunan adalarına geçen sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderilebilmesini, karşılığında AB ülkelerinin Türkiye’den korumaya muhtaç durumdaki Suriyelileri kabul etmesini öngörüyor.

AB Aralık ayı başında da Türkiye’deki sığınmacıların acil ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılan banka kartlarına nakledilmek üzere 325 milyon euroluk yardım açıklamıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Erken Seçim Çağrısını Yineledi: Milletin İradesine Gidilmesi Lazım

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada erken seçim çağrısını yineleyerek,  “Zamlar yağmur gibi yağarken dövizi yerinde tutamıyorsanız o ülkede bir sorun var demektir. Sorunu yaratan kurum sorunu çözemez. Türkiye’yi bu hale getiren siyasi iktidar, ülke sorunlarını çözemez. Sorunun çözülmesi için seçim yapılması lazım. Milletin iradesine gidilmesi lazım.” dedi.

Haber Merkezi/ “Bir ülkenin vatandaşı kendi milli parasını değil de yabancı parayı güvence olarak görüyor, ona yatırım yapıyorsa; o ülkenin yönetiminde sorun var demektir. Bankadaki tasarruf mevduatının yüzde 66’sı dövizdir. Tasarruf sahiplerinin yüzde 66’sı ‘Ben TL’ye güvenmiyorum’ diyor. ‘Devlet yöneticilerine de güvenmiyorum, başka ülkenin parasına güveniyorum’ diyor” diyen Kılıçdaroğlu, “Edirne’yi ve Kars’ı korumak neyse, Türk Lirası’nın itibarını korumak da aynı şeydir.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, “Garibanın sırtından faizi teşvik ettiler. Hem de dolar garantili olarak… Nass bunun neresinde?” diye soran Kılıçdaroğlu, “Garibanın parası ile bankada doları olanı finanse ediyorsun. O garibanlardan bazıları bu gelişmeleri kutluyor, seviniyorlar. Bu Türkiye’nin bir trajedisidir.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM’deki bütçe görüşmelerinin sona ermesinin ardından partisinin grup toplantısına katıldı Üç haftalık bir aradan sonra partililere seslenen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Demokrasisi gelişmiş, insan hakları gelişmiş bir Türkiye isteriz. Hepimizin ortak arzusu budur. Hangi görüşten olursa olsun tüm vatandaşlarımızın isteği böyle bir Türkiye’dir.

Bir Kara Kış Fonu kurun, fakir fukaraya destek verin dedik. Yapmadılar. Biz de belediye başkanlarımıza söyledik. Bizim belediyelerimizde hiçbir çocuk yatağa aç girmesin istedik.

Önce hükümete çağrı yaptık. Bu kadar zam geldi, halk nasıl ödeyecek, Kara Kış Fonu oluşturun dedik. Yapmadılar. Ama bizim belediyelerimiz harekete geçti. Büyük bir özgüvenle çalışıyorlar. Bütün belediye başkanlarıma teşekkür ederim, tarih yazıyorlar.

Belediyelerimiz 3 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında 80 bin 400 aileye nakdi yardım yaptı. 420 bin 580 aileye ısınma yardımı yaptı. 210 bin 410 öğrenciye eğitim ve kırtasiye yardımı yaptı.

Biz neler yapıyoruz, araştır kardeşim. Hatamız, eksiğimiz varsa söyle. Her eleştiriye bakarız. Ama karşı taraf yanlış yapıyorsa oraya da dikkat et.

İktidar güven ortamı yaratabilir mi, yaratamaz. Dış güçler diye kıyameti kopardılar. Kendi bakanları ‘ortada dış güç yok’ diyor. Türkiye’nin stratejiye ihtiyacı var. Türkiye’nin önümüzdeki 30 yılı 40 yılı planlayacak stratejiye ihtiyacı var. Ama yarını göremiyorsanız strateji yapamazsınız!

Öyle bir noktaya geldik ki, bırakın yarını görmeyi, bir saat sonra ne olacak, kimse onu bilmiyor. Ekonominin bu kadar bozulduğu bir ortamda sanayici de üretici de durmuş durumda. Sorunun temeli güvendir. Bir siyasi otoriteye güven duyulmuyorsa sorunlar çözülmez. Geçen her gün çok daha ağır maliyetler geliyor. Kurtulmanın tek yolu sandığı getirmektir.

Taç giyen baş akıllanır. Bir sorumluluk üstlendiği için akıllanır. Her şeyi ben bilirim dediği zaman, kişi kendini bilmez. İyi bir siyasetçi alkıştan çok eleştiri ister. Hz. Ömer “Bana kusurlarımı söyleyenler benim gerçek kardeşlerimdir” der.

Devlet liyakatle yönetilir. Devlet bir kişinin malı değildir. Devleti yöneten kişi doğruları duymaya tahammül edemiyorsa makamından ayrılmalıdır. Ekonomide bugüne kadar karşılaşmadığımız sorunları yaratıyor ve yaratmaya devam ediyor.

Devleti yönetenlerin eleştiriden korkmaması lazım. Devlet bir şirket değildir, bir kişinin malı mülkü değildir. Bir kişi “Ben devletin sahibiyim” diyor ve devleti yanlış yönetiyor. Kargaşa çıkarıyor. Ekonomide şimdiye kadar hiç olmayan sorunları yarattı.

Bugün bankalardaki tasarruf mevduatının yüzde 66,4’ü dövizdedir. İnsanlar ülkenin para birimine güvenmiyor. Edirne’yi ve Kars’ı korumak ne ise Türk Lirasının itibarını korumak da aynı şeydir. Faize karşıyım deyip Londra’daki tefeciye 194 milyar dolar faiz ödüyorsanız, bir sorun var demektir. Türkiye yönetilemiyor demektir.

“13. Cumhurbaşkanımız Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı olacak”

Bütün demokrasilerde sorunu siyasi partiler çözerler. Sorunu yaratan kurum sorunu çözemez. 13. Cumhurbaşkanımız Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı olacak.

Milletin takdiri, Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda 13. cumhurbaşkanımız inşallah Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı olacak. İlk yapacağımız iş güveni tesis etmek. Güveni tesis etmenin yolu sorunu yaşayanla sorunu çözenin yan yana gelmesidir.

Sanayici, işçi, esnaf, çiftçi derdini anlatacak. Diğer tarafta sorunu çözecek bakanlar oturacak. Buna Ekonomik ve Sosyal Konsey diyoruz. İlk bir hafta içinde bunlar yan yana gelecek. İlk bir hafta içinde düzenleyici ve denetleyici kurumların başına liyakatli kişiler getirilecek. Devlet yönetiminde keyfilik önlenecek.

Biz keyfi hareket etmeyeceğiz. TBMM’nin çıkardığı kanunlara uygun hareket edeceğiz. Şu anda Merkez Bankası’nın bağımsızlığı söz konusu değil. İstediğiniz zaman istediğiniz kişiyi getirebiliyorsunuz. Bu, güveni sarsar.

Güven kurumu olmasını ve Türk Lirası’ndan da sorumlu olmasını istiyoruz. Kul hakkı yiye yiye şiştiler. Döviz garantili ihaleler var. Türk lirasını pul ettiler, yandaşlarına verdikleri ihaleleri de döviz bazında yaptılar. Öyle bir düzen kurdular ki.

İlk bir haftada, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan fakat bankacılıktan anlamayan kişilerin atandığı Para Politikası Kurulu’nu kapatacağız. Bu görevi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası yerine getirecek. Merkez Bankası’na liyakatli kişiyi atayacağız.

Aslında yönetemeyen, yeteneği olmayan, ülkeyi bu hale getiren kişiye ne söyleyeceksiniz? Onu muhatap almak istemem. Ama işin ucunda milletin kaderi var. Bu ülkeye yaptıkları kötülük yetmedi, asla yapılmaması gereken bir kötülüğü daha yaptılar.

Kılıçdaroğlu, “Biz Nasıl Çözeceğiz?” başlığı altında 7 madde sıraladı

1-Önce güveni sağlayacak adımlar atılacak. Sorunu yaşayan sosyal taraflarla bir araya gelinecek. Anayasal kurum olan Ekonomik ve Sosyal Konsey hemen toplanacak.

2-Düzenleyici ve denetleyici kurumların yönetimine liyakatli kişiler atanacak, iş ehline teslim edilecek, ekonomi politikalarında akıl, mantık ve bilim öncelenecek.

3-Cumhurbaşkanı tarafından kurulan “Fiyat İstikrarı Komitesi” feshedilecek; fiyat istikrarını, bağımsızlığı güçlendirilecek Merkez Bankası sağlayacak.

4-Devlette israfı önlemek üzere bir genelge yayınlanacak, israfa yol açan bütün uygulamalara son verilecek.

5-Devlet yönetiminde; başta kamu ihaleleri olmak üzere her alanda şeffaflık esas olacak, halkın denetiminin önü açılacak. TBMM Başkanı, Sayıştay raporlarına müdahale edilmemesi için her türlü önlemi alacak.

6-Döviz garantili ihaleler hakkaniyetli bir anlayışla Türk Lirası’na çevrilecek ve ayrıntıları kamuoyuna açıklanacak.

7-Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ivedilikle bir “Stratejik Planlama Teşkilatı” kurulacak.

Paylaşın

Sancar’dan ‘Dövize Endeksli Mevduat’ Yorumu: Mandacılıktır

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında yeni ekonomik önlemlere ilişkin değerlendirmede bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Tedbirlere baktığımızda pekâlâ da bir ‘U dönüşü’ yaptıklarını görebiliyorsunuz. Türk lirası mevduatındaki faize bakmadan dövizdeki artışı mevduat sahiplerine verecekler. Yani aslında faizi dolaylı olarak artırmış oldular. Bu, Türk lirasını ve ekonomiyi bütünüyle dolara veya dövize bağlamaktır. Bunun adı, tam da mandacılıktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Bundan önce ihale ettikleri, yandaşlara verdikleri büyük projeleri Hazine’nin garantisi altına almışlarsa şimdi de bu mevduattaki dövize bağlı artışları karşılamak için Hazine’nin kaynaklarını kullanacaklar. Bunun da bir sınırı var. Faiz ve döviz arasındaki farkı karşılamak için Hazine’nin mevcut kaynakları yetmiyorsa para basacaklar. Para basmak enflasyon demek. Hazine’yi kurutmak, bu ülkeyi soymak demektir. Bu, halkı soymak demektir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamaları şöyle;

“Bu ülkede her gün yeni bir darbeye uyanıyoruz. Bu darbeler, siyasi oluyor, toplumsal oluyor, ekonomik oluyor ama darbesiz bir gün geçmiyor. Siyasi iktidar ancak darbe politikalarıyla ayakta kalabileceğini görüyor ve bu yöntemi sonuna kadar kullanıyor. Dün gece de yeni bir darbe operasyonu gerçekleşti. Ekonomi konusunda yeni bir model uyguladığını iddia eden siyasi iktidar yeni tedbirler aldığını duyurdu. Dolar, döviz, altın günlerdir olağanüstü bir şekilde yükseliyor, TL ise olağanüstü değer kaybediyor. Bunun temelinde neler yattığını ekonomistler açıklıyor ama iktidar inatla kur politikalarını ısrarla sürdürüyor.

Aslında yeni ekonomi modelinin temeli olarak iddia ettikleri politikaları şimdi yeniden başka kılıflarla hayata geçiriyorlar. Önce yeni ekonomik model ilan ettiler, bu ekonomik modelde “kendi tezim ha kendi tezim” diyen AKP Genel Başkanının açıkladığı formül büyük sarsıntılara yol açtı ama “asla bundan vazgeçmeyeceğim” dedi. Ama dün açıklanan tedbirlere baktığımızda pekala bir U dönüşü yaptıklarını görüyoruz. Ne diyordu “faiz sebep enflasyon sonuç” o nedenle faizleri indireceğiz ona bağlı olarak enflasyonu düşüreceğiz. Ama dün açıklanan tedbirlerde bunun tam tersini yaptıklarını çok rahat görebiliriz.

Neler vaad ettiler, sonuçlar ne olacak diye baktığınızda esas söyledikleri; mevduatı bugün dövize endekslemek dışında ciddi bir adım ve önlem olmadığını görüyoruz. Yani TL’ye bağlı mevduatı şimdi dolara endekslediler. AKP Genel Başkanı “Tasarruflarını değerlendiren, değerlendirirken kurdaki yükselişten kaynaklanan endişelerini gidermek isteyen vatandaşlarımıza yeni bir finansal alternatif sunuyoruz” diyor. Nedir bu finansal alternatif, Türkiye’de liraya bağlı mevduat hesaplarının getirisi döviz getirisi altında kalırsa aradaki fark mevduat sahiplerine ödenecek.

“TL yabancı paraya bağlanmış oldu bunun adı mandacılıktır”

Bunun adı ne? Bunun adı döviz yükseldikçe Türk Lirası mevduatındaki faize bakmadan dövizdeki artışı mevduat sahiplerine verecekler. Aslında faizi dolaylı olarak attırmış oldular. Dolara ya da dövize endeksleyerek faizi birkaç kat attırdıklarını görüyoruz. Ama bununla sınırlı kalmıyor. Nedir bu? Türk Lirasını ve bütün ekonomiyi dövize bağlamaktır. Hani bunlar yerli ve milli olduklarını iddia ediyorlardı ya şimdi ekonomi bütünüyle yabancı paraya bağlanmış oldu. Bunun adı tam mandacılıktır. Bu iktidar bu oyunlarla ülkeyi mandacı bir düzene ve statüye sürüklemektedir.

Para sahipleri doların her yükselişinde servetlerine servet katacaklar. Peki bu kaynak nereden gelecek. Asıl mesele bu. Yani kurdaki artışların maliyetini, faturasını kim ödeyecek? Çeşitli açıklamalar yapıyor Erdoğan, kah Nas’tan dem vuruyor kah kendi yarattığı ekonomi doktorininden. Dünyada bir tek kendisinin ortaya attığı, öncülüğünü yaptığı bir doktrin var diyor ve bu başarılı olacak diyor. Orada tökezleyince ekonomi biliminden, kendi yarattığı bilimden sapıyor, bu sefer Naslara başvuruyor. Yani dini istismar etmeye başlıyor. Nas faizi haram kılmış güya. Oysa asıl amaç bu değil. Asıl amacın inanca uygun davranış olmadığı da ortada.

“İnançlara böyle bir saldırıyı kabul etmiyoruz”

Çünkü Nas faizi yasaklıyorsa, haram kılıyorsa ekonominin bütün alanlarında devletin alacaklarında da faizi sıfırlamanız gerekiyor. Ama öyle yapmıyorlar burada da halkın dini inançlarını istismara yönelik bir yalan manevrası olduğunu açıkça görüyoruz. Türkiye’de inançlara bu şekilde bir saldırıyı HDP olarak her yerde ifşa edeceğiz, kabul etmiyoruz. Bunu halka hakikatiyle birlikte açıklamaya devam edeceğiz. Bu düzenin gerçek yüzünü de açığa çıkarmayı sürdüreceğiz

Peki nereden karşılanacak dövize bağlı bu garanti? Nasıl işleyecek bu konuda ayrıntı yok ama ipuçları var. Dün Ziraat Bankası Genel Müdürü bunun hazineden karşılanacağını söyledi. Doğru diyor. Eğer bir kaynak yaratılacaksa  bunun şimdi tek adresi hazinedir. Hazine halkın vergilerinin ve halktan toplanan gelirlerin bulunduğu yerdir. Hani halkın kaynaklarının toplamıdır. Bundan önce Merkez Bankası’nın kaynaklarını, bu politikaları uğruna bir avuç yandaşa peşkeş çektiler. 128 milyar dolar bu şekilde buharlaştı gitti. Bunların hepsi bu halkın emekleriyle oluşan birikimler. Şimdi hazineden karşılayacaklar. Hazineden karşılamak zorundalar başka yolu yok. Ya da bütünüyle kanunları bir kenara bırakır yasadışı bir ekonomik işleyiş yapacaklar. Yani yasaların olmadığı, kuralların bulunmadığı arka kapıda tıpkı karaborsa gibi çalışan bir ekonomik düzen kuracaklar. Bunun da işleyişi o kadar kolay değil, hele dünya ekonomisiyle entegre olma iddiasında olan bir ülke için bunun yataracağı yıkımların ne olacağı ortada.

Bu durumda başvuracakları tek kaynak var. Hazine. Şimdi nasıl bundan önce  yandaşlara verdikleri büyük projeleri hazine garantisi altına almışlarsa şimdi de dövize bağlı mevduatların artışı için hazinenin yani halkın kaynaklarını kullanacaklar. Bunun da sınırı var. Eğer daha çok yükselirse döviz faizle kur arasındaki farkı karşılamak için hazinenin kaynakları mevcut kaynaklara yetmiyorsa ne yapacaklar, para basacaklar. Para basmak enflasyon demektir, hazineyi kurutmak bu ülkeyi, bu halkı halkı soymak demektir. Ne için? Bir avuç rantiye için. Bir avuç servet sahibi için hazineyi boşaltacaklar. Türkiye Merkez Bankası’nı kaynakları tükenmiş, hazinesi boşalmış bir ülke haline getirecekler. Bunun sonucu yoksulluktur, açlıktır, kıtlıktır, zulümdür. Bu açıkladıkları model bir iki gün kurlarda iniş sağlayabilir ama bu geçicidir.

Keşke doğru dürüst bir ekonomik model açıklansa halkın çıkarlarını esas alan tedbirler ikame edilse; hukuka, demokrasiye dönüş eksenli bir yol açılsa da kur böyle düşse. Elbette isteriz ve bunu biz yapacağız. Kurun belli bir dengeye indirilmesi için bu kadar kaynağı israfa gerek yok. Halkın çıkarlarına dayalı, kamu yararını esasa alan, adil paylaşım hedeflerine yönelmiş bir ekonomi anlayışı yeterlidir. Ama bu iktidarda bu anlayışın zerresi yoktur. Olamaz. Bu iktidar “ekonomide kurtuluş savaşı başlattık” dediğinde şunu belirtmiştik; bu savaş halka karşı savaştır. Bu iktidarın ekonomideki savaşının hedefi halktır. Halkın büyük kesimini yoksullaştıracak, sefalete mahkum edecek, açlığa sürükleyecek bir savaş yürütüyorlar. Halka karşı savaşa halkın da birleşerek karşı koymaktan başka bir yol yok. Bunu hep söyledik. Halka karşı yürüttükleri bu savaşa karşı en geniş demokratik ittifakı çıkaracağız, halkın çıkarlarını savunmak için, bu bozuk düzeni durdurmak için, en geniş birlikteliğini hayata geçireceğiz. Başka yolu yok.

“Hazineden kanunsuz tek kuruş para çıkaramazsınız”

Bugün emekçiler meydanlarda bu soygun düzenine karşı mücadelelerini sürdürüyorlar. Bizler de HDP olarak her alanda mücadeleyi, emek, özgürlük, barış, adalet için yürütüyoruz. Yıllardır yapıyoruz bunu. Mirasını devraldığımız yüzyıllık mücadele birikimini ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki hak, adalet mücadelelerinden ilham alarak sürdürüyoruz mücadelemizi. Bunu Meclis’teki bütçe görüşmelerinde de sürdürdük. Halk için bütçe halka bütçe şeklinde en geniş şekilde yürüttük Bu yeni açıkladıkları paketi gerçekten hayata geçireceklerse yani faiz ile kur arasındaki farkı TL mevduat sahiplerine vereceklerse bunu hazineden yapmaları gerekiyor. Hazineden tek kuruşun bile kanuni dayanak olmadan çıkarılmasının imkanı yoktur. Ya Anayasayı askıya alacaksınız yani açık ve doğrudan darbe yapacaksınız ya da bu garanti için faiz kur farkı garantisi için bir kanun getireceksiniz. İşte burada bize ve bütün muhalefet partilerine tarihi bir sorumluluk düşüyor. Böyle bir kanunun Meclis’e gelmesi gerekiyor. Meclis’e geldiğinde bunu engellemek; bu halka ve tarihe karşı sorumluluğumuzdur. Böyle bir kanun getirdikleri anda en geniş mücadeleyi alanlarda ve Meclis’te yürüteceğiz ve bu oyunu bozacağız. Böyle bir kanun getirirlerse bunu engelleyeceğiz, engellemek zorundayız. Bu toplumun geleceği için bunu mutlaka yapacağız, mutlaka başaracağız.

Her konuda her yolu mübah gören bir iktidarla karşı karşıyayız. İnanç istismarını sınır tanımadan yapabiliyorlar. Tamamı bunların savaşa, yandaşa, ranta bir avuç sermayedara işleyen ekonomik düzenin sürdürülmesi içindir. Beka dedikleri budur. Beka dedikleri kendi iktidarlarını sürdürmek, yandaşları beslemeye devam etmek, bir avuç sermayedarı semirtmek ve halkı sefalete ve açlığa mahkum etmektir. Beka dedikleri bunun dışında hiçbir şey kastetmediklerini, amaçladıklarını görmeliyiz. Kendilerine milliyetçi diyen de dindar, inanan insanlarımızın da yapılanın bütün değerleri talan etmek olduğunu görmeleri gerekiyor. Biz bıkmadan usanmadan bunu anlatacağız. Dini iktidarlarının devamı ve yandaşlarının daha da zenginleşmesi için halkın yoksulluğu, açlığı pahasına bu düzeni devam ettirmeye çalışan bu iktidara dur demek vicdan ve inanç sahibi herkesin görevidir. En başta inançları bu oyunda kullanılmak istenen insanların buna dur diyeceğine inanıyoruz. Biz bu ülkeyi kurallarla, adil, özgür demokratik anayasayla, hukuk kuralları ile yöneteceğiz. Bu ülke böyle yönetilir. Bunun dışında yapılan her manevranın temelinde hile ve çıkar yattığını herkes görmelidir.

Makyavelli diye bir düşünür var. Önemli bir insandır. Makyavelizm dediğimizde aklımıza gelen “amaca giden her yol mübahtır”. Yani sen amacına ulaşmak istiyorsan her yolu kullanabilirsin. Kirli olsun, hileli olsun, yalan olsun fark etmez yeter ki iktidarını koru, bunun için her şeyi yapma hakkın var diye özetleniyor. Ben Makyavelli iyi okumuş biri olarak söylüyorum; şu anda bu iktidarın yaptıklarını, yöntemlerini görüyorsa büyük bir azap yaşıyor, kemikleri sızlıyordur. Ya ben bu kadarını kastetmemiştim, benim kastettiğim bu kadar değildi. Bu iktidar benim söylediğim ve bana atfedilen her türlü kuralın ötesine geçmiş, artık sonu olmayan bir yola girmiştir bu Makyavelizm konusunda.

“Bu yalan ve düzenini sona erdirmek için varız”

Bu iktidar Makyavelisttir. Bu da yetmiyor kendilerini korumak adına her yolu mübah gören, günah suç ve ayıp dolu bir anlayışa sahiptir. Bu iktidarın varlığı günaha, suca, ayıba dayanıyor. Zulüm buradan geliyor zulmün kaynağı da bu anlayışa dayanıyor. HDP olarak bizim amacımız hakikatle yürümektir, halk için halkın yararına çalışmaktadır. Bu yalan düzenini sona erdirmek için varız ve bütün bunları yürütme adına kan kan politikasına son vermek için varız. Yalana, talana ve kana son verecek mücadelenin öncüsü olmaya devam edeceğiz. Bu ekonomik düzen aslında tam da bir siyasi zihniyete, bir siyasi modele dayanıyor. Ardında bir siyasi yapı var. Bu siyasi yapının otoriterlik, despotizm olduğunu, bu siyasi yapının faşizmi kurumsallaştırma niyetiyle oluşturulduğunu söylüyoruz. Söylemeye devam edeceğiz.

2021 yılını geride bırakıyoruz. Bu yılın son grup toplantımız. İnsan hakları kuruluşlarının raporlarına baktığımızda, işlenen ihlaller, yapılan zulümler ciltlerle ifade edilebilir. Burada hepsini anlatmak mümkün değil. Burada bir kaçına değinmek gerekiyor. Yıl biterken hatırlamamız gereken zulümler var. Bunları, bu zulümleri hatırlayalım ve hatırlatalım ki hesabını sorabilelim. Ve geleceği adalet ve barış üzerine kurabilelim. Sadece acıları sayarak, karamsar bir tablo yaratmak amacında değiliz. Acıları, zulme maruz kalanların yaşadıklarını anlatarak düzeni değiştirmenin yeterli olmadığını biliyoruz. Ama bu düzeni değiştirmek için hafızayı canlı tutmamız lazım. Bu iktidarın zulmünü ve bu düzenden kaynaklanan bütün zulümleri hatırlamalı, hatırlatmalıyız. Amacımız bunların bir daha asla yaşanmamasıdır. O nedenle bu hatırlatmayı yapacağız hepsine nasıl cevap vereceğimiz konusunda halkımızla görüşlerimizi paylaşacağız.

10 yıl önce bu günlerde Roboski Katliamı yaşandı. Birkaç gün sonra 10’uncu yıl dönümüne gireceğiz. Bu katliamda hayatını kaybeden 17’si çocuk 34 canımızı rahmetle anıyorum. Bu acı bitmedi, bu acı dinmedi. Yine aralık ayı, acılar ayı diyeceğimiz zaman dilimi. Maraş Katliamı da o acımasız katliamı da yine aralık ayında yapmışlardı. Alevi canlara ve oradaki demokrat insanlara, o zulmü o acımasız o vahşi katliamı unutmadık, unutmayacağız. Hayata Dönüş Operasyonu adı altında cezaevlerinde yapılan katliam da aralık ayındaydı. Onu da unutmadık, unutmayacağız. Sanıyorlar ki hesabı sorulmayacak. Evet divana kalır hesap ama divandan önce halk var. Divandan önce burada hep birlikte hareket edersek, 40’lar Meclisi gibi bir ruhla yürürsek bu dünyada hesabını mutlaka soracağız.

Şemdinli’de Umut Kitabevi’ni basıp cinayet işleyenler beraat ettiriliyor. Acılar geleceğe devredilsin diye. Çorum, Sivas ve Gezi’de yaşananları da unutmadık, unutmayacağız. Bu anmaları, nefreti büyütmek için siyaseti kör intikam üzerine kurmak için değil, geleceği barış ve adalet üzerine kurmak için hatırlatıyoruz. Hesap sorma politikamız da bunun içindir. Eğer bunlar unutulursa zalim kazanır, hatırlatılırsa halk ve adalet kazanır. Suruç, Ankara Gar Katliamlarını da unutmadık, bunların hepsi bu toplumda bu dünyada mutlaka hesabı görülmesi gereken karanlık, kanlı oyunların örnekleridir. Başka örnekler de vardır. Bugün cezaevleri toplama kamplarına dönüştürülmüştür. Cezaevlerinde işkence, hak ihlalleri almış başını gidiyor. Her gün yeni cenazeler çıkıyor cezaevlerinden. Hasta tutsakların tedavileri engelleniyor, adeta fiili idam cezası uygulanıyor.

Hani kanunlarımızda idam kaldırılmıştı dedik ya, hayır hasta mahpusların tedavilerinin engellenmesi bir idam biçimidir. Bir yargısız infaz biçimidir. Son bir ayda cezaevlerinden maalesef cenazeleri çıkan insanların sayısı 6-7 belki de bugün bunlara da yenisi eklenecek. Bütün bunların kaynağı bu sistem, bu anlayış ve siyasettir. Varlığını sürdürmek için zulümden başka yol görmeyen, halktan desteği azaldıkça zulmü, yalanı, talanı, baskıyı pervasızca yürüten bu anlayıştır. Bunların temelinde savaş politikaları, düşmanlaştırma anlayışı yatmaktadır. Bunların temelinde yatan şey toplumun değişik kesimlerini birbirine düşman kılarak birlikte mücadele etmelerini engellemek, böylece iktidarlarını hileyle, yalanla sürdürmektir. İşte buna karşı çıkmalıyız, en başta Kürt Sorunundaki çözümsüzlük politikalarına, güvenlikçi anlayışlara karşı çıkmalıyız. Kürt Sorunundaki çözümsüzlük politkalarının yarattığı ekonomik maliyeti, bu ülkeden eksilen canları, bu ülkenin geleceğinin karartılması gerçeğini hep anatıyoruz.

“Büyük barış sadece Kürt Sorununda demokratik çözümle sınırlı olamaz”

Bir de bugün yaşadığımız ekonomik çöküşte bunun ne kadar önemli payı olduğunu görmemiz gerekiyor. Kürt Sorununda demokratik çözüm ve barış Türkiye’’de büyük toplumsal barışa giden yolun kilidi durumunda. Büyük barış sadece Kürt Sorununda demokratik çözümle sınırlı olamaz. Demokratik çözümü bu ülkenin yüzyıllık tarihinde bu politikaları yaratan anlayışın açtığı bütün yaralarla yüzleşerek sağlayabiliriz. Büyük barışın yolu bütün acıları görmek ve bu acıları ortak hale getirmektir. Eğer yüzyıllık tarihimiz boyunca yaşanan acıları, yüzleşme yoluyla ortaklaştırabilirsek, büyük barışın yolunu açmış oluruz. Öte yandan açılmış yaraları iyileştirmenin yolu, bu yaraları tanımak, bu yaraların açılmasına sebep olan bütün anlayışları reddetmekten geçiyor. Eğer bu ülkeye bir gelecek vaadinde bulanacaksak bu ülkenin kadınlarına gençlerine ve emekçilerine ve mazlum halklarına bir gelecek umudu vermek istiyorsak bunun adı büyük barıştır.

Bu büyük barışı kurmak için bizim ne yapmamız gerekiyorsa yapma sözümüz var. Bu sözü tekrarlayalım. Büyük barış bizim varoluş sebebimizdir. Kürt Sorununda demokratik çözüm, bugünden geriye doğru yaşanan ve yaşatılan bütün acılarla yüzleşmeye ve yaraları sarmaya dönük bir anlayış. Böyle yaparak geleceği barış, demokrasi ve adalet üzerine kurabiliriz. HDP olarak bu topluma vaadimiz, taahhüdümüz ve sözümüz budur. Bunun da sadece HDP’ye bırakılamayacak kadar büyük bir hedef olduğunu herkes görmeli. Bunu başarabilirsek büyük barış harekatını geleceğin inşası ve geçmişin yaralarını iyileştirmek için kurabilirsek, bu iktidarın dayandığı bütün temelleri ortadan kaldırırız. Bu iktidar yeni yaralar açan bu anlayışıyla, eski yaralara saygısızlığı sürdüren yaklaşımıyla toplumu ayrıştıran, halkları birbirine karşı karşıya getiren politikalarıyla kendini var etmeye çalışıyor.

“Selam olsun yoldaş Gabriel Boric ve demokrasi mücadelesi yürüten Şili halklarına”

Bu iktidarı göndermenin ve bu düzeni değiştirmenin yolu tam tersini yapmaktır. Bundan sonra artık zaman kalmamıştır. Zaman daralmaktadır. Bütün demokrasi güçlerine, vicdanlı insanlara, iyi insanlara, tek tek bireylere bir çağrı olarak yeniliyoruz: Gelin büyük adalet, güçlü demokrasi ve büyük barış harekatını inşa edelim. Önümüzde çok yakında yaşanmış güzel bir örnek var, bizim yaşadığımız darbe, işkence, yargısız infaz ve her türlü insanlık dışı pratiğe tanıklık etmiş, buna maruz kalmış bir toplum Şili. Şili neoliberal politikaların da mutfağıydı. Allende’yi deviren Pinochet de zulmün sembolü oldu. 71’den bugüne 50 yıl geçti ama mücadele hiç durmadı. Şimdi hafta sonu seçimler oldu ve yoldaş Gabriel Boric demokrasi güçleriyle birlikte diktatörlüğü, Neonaziliğini gizlemeyen cepheyi alt etti. İşte demokrasi birlikteliğinin, ortak mücadele birlikteliğinin zaferi budur. Selam olsun yoldaş Gabriel Boric selam olsun. Selam olsun, Şili’nin demokrasi mücadelesini yürüten halklarına ve bütün toplum kesimlerine. Bunu kurabiliriz, bunu kuracak gücümüz var, birikimimiz  var. HDP olarak üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu söyledik. Kimsenin bahaneler uydurma imkanı ve zemini kalmamıştır. Bu ortak demokrasi ve büyük  barış mücadelesine katılmamak ya da kaçmak için kim ne bahane üretiyorsa halk ve tarih önünde sorumlu olacaktır. Bunu bir kez daha ilan ediyoruz.

2021’deki mücadelemizin özetini çıkarmaya kalksam bu toplantıyı bir saat daha sürdürmemiz lazım. “HDP’liyiz Her Yerdeyiz” dedik. Bizim bir Demokrasiye Çağrı deklarasyon hazırlığımız var diye yola çıktık. Kanaat önderleriyle, sivil toplum örgütleriyle istişarelerle deklarasyonumuzu, yol haritamızı, 27 Eylül’de toplumun önüne öneri olarak koyduk. Gelin müzakere edelim diye koyduk, burada istediğimiz, amacımız toplumun bütün farklı kesimleriyle ama ortak hedefi demokrasi ve adalet büyük barış olan, herkesle ortaklığı sağlamaktır, bu ısrarımızı sürdürüyoruz. Bunu da demokrasi mücadelesini en geniş kesimlere taşıyarak en geniş birliktelikler sağlayarak başaracağımız kesin. 2022 başaracağımız yıl olacaktır. Kimse umutsuzluğa, karamsarlığa kapılmasın. Kimse bu iktidar ne yapar ne eder mutlaka bir yolunu bulur seçimleri kazanır gibi Nihilizm yoluna girmesin. Bu iktidar halka, adalete halkların birlikteliğine düşman bir iktidardır.

“Seçim burnumuzun dibinde olacak kadar yakındır”

Bugün bir oyun yapar, iki gün nefes alır bunun bedeli yıllarca bu halk tarafından ödenir. O nedenle kaybedecek zamanımız yoktur. Birleşmek, birlikte yürümek ve bu ülkeyi 2022’de adalete, büyük barışa, demokrasiye taşımak için derhal harekete geçmeliyiz. Bizler de deklarasyonumuz çerçevesinde zaten görüşmelerimizi çok yönlü devam ettiriyoruz. Bir büyük mücadele ortaklığı amacıyla bütün kesimlerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Parlamentodaki partilere de çağrı yapıyoruz. Önümüzde bir seçim var, tarihini kestiremiyoruz ama artık burnumuzun dibinde olacak kadar yakındır. Bunu böyle düşünmek zorundayız. Yarından itibaren dört partiyle eş genel başkanlar düzeyinde görüşme turumuz olacak. Ortak mücadele için, kendilerine de çok temel noktalarda önerilerimizi sunacağız.

Yarın Saadet Partisi’ni ziyaret ediyoruz Pervin Buldan Eş Genel Başkanımla birlikte. Önümüzdeki hafta DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi başkanlarıyla bir araya geleceğiz. Davet bizden geliyor, amacımız her alanda çok temel ilkeler etrafında bir birliktelik sağlamaktır. Bizim zaman kaybetme lüksümüz yok. Aslında herkes biliyor geminin su aldığını. Bu şiiri hatırladınız değil mi çok tekrar ettik. Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini ve herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Şimdi hiç kimse bu yalan döngüsünü görmezden gelme hakkına sahip değildir. Zarlar hileli değilmiş gibi iktidarın kurduğu oyun sahasında kalma hakkına sahip değildir. Zarlar hilelidir, kaptan yalan söylüyor ve bu gemi su alıyor. Bizler şimdi ortak mücadele ile bu gemiyi barış, adalet, demokrasi limanına götürmeliyiz. Önce şu hileli zarları atıp çöpe gömmeliyiz.

Yalanın hakimiyetini kurmak isteyenlere hakikatin sesiyle cevap vermek zorundayız. Bunu başaracağız, buna inancım tamdır. Bu inançla yeni yılı kutluyorum. Bu inançla bütün halklarımıza, gençlerimize, emekçilerimize, kadınlara açlık çeken, yoksullukla boğuşan, geleceği çalınan bütün topluma sesleniyorum; gelin birlikte yürüyelim. Umut mücadeleden doğar, dayanışma umudu besler. Eğer oturursanız ve yerinizde karamsar hikayeler örmeye devam ederseniz gideceğiniz yol kapkaranlık bir umutsuzluktur. Buna kimsenin hakkı yoktur. Bu ülke hepimizindir. Hep birlikte kazanacağız. 2022 yılı birlikte kazanacağımız yıl olacaktır. Bu inançla hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. “

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Dövize Endeksli Mevduat’ Çıkışı

‘Dövize Endeksli Mevduat’ hakkında açıklamada bulunan DEVA Lideri Babacan, “Kendi parasını değersiz gören, yabancı para ile güven vermeye çalışan bir yönetim beceremez. Ayakta kalamaz, kalamayacak. Çünkü devletin kasasını, Hazine’yi, kendi vatandaşına dövize endeksli bir biçimde borçlandırmak, bu ülkenin yarınlarını ipotek altına almaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Hükûmet, 70’li, 80’li yılların bu kötü uygulamasını geri getirdi. Hatırlayın, ‘çoklu kur uygulaması’ vardı. ‘Dövize Çevrilebilir Mevduat” hesapları vardı. Dün açıklananlar, eskinin istikrarsız, yoksul Türkiye’sinin politikalarıdır. 1970’lerde yollarda ‘Hacı Muratlar’ dolaşırdı. 1980’lerde ‘Doğanlar’, ‘Şahinler’ gezerdi. Dün açıklanan kararlar, Türkiye’yi Hacı Muratlar, Şahinler, Doğanlar dönemine geri götürmektir. Bunu da ambalajlayıp, iyi bir şey gibi sunuyorlar. Açıklananlar bir bakıma ‘doğan görünümlü şahin’ satılan dönemlere geri götürmektir.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara’da Polatlı Ticaret Odası’nın düzenlediği Ekonomik İstişare Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün (20 Aralık) açıkladığı dövize endeksli mevduat planını değerlendiren Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Birkaç tespit yapmamız gerekiyor. Birincisi, şu anda dolar kurunun düşmüş hali dahi, eylül ayının başındaki kur seviyesine göre çok daha yüksek. Ölümü gösterip sıtmaya razı etme gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. İkincisi, Cumhurbaşkanının açıklamalarıyla eş zamanlı olarak, kamu bankalarının yoğun bir şekilde döviz sattığı konuşuluyor. ‘Cumhurbaşkanı bir konuştu, döviz düştü’ dedirtmek için kamu bankaları bu dönemde cayır cayır döviz satıyorsa, bunu birilerinin çıkıp açıklaması lazım. Üçüncü konu, açıklanan yeni kararlar, döviz kurunu kısa vadede bir nebze olumlu etkilese de ileriye doğru Hazine’nin ve Merkez Bankası’nın yükümlülüklerini olağanüstü artıracak.

Vatandaşımıza diyorlar ki, ‘Sen paranı Türk lirasında tutsan da sanki döviz almışsın gibi kazandıracağız. Türk lirasına aldığın faiz döviz kurundaki artışın altında kalırsa aradaki farkı kapatacağız. Kur ne kadar artarsa artsın, kur farkını ödeyeceğiz’. Bugünkü döviz kurunu düşük gösterirken, ilerideki kur artışının bedelini Hazine’ye ödetmenin hazırlığını yapmış durumdalar.Hazine, bu kur farkını vatandaşlardan toplanan vergilerle ödeyecek. Bu, ülke ekonomisinin tam bir dolarizasyona götürülmesidir. Para politikalarının etkisini sıfırlar.

“Kendi parasını değersiz gören yönetim ayakta kalamayacak”

Kendi parasını değersiz gören, yabancı para ile güven vermeye çalışan bir yönetim beceremez. Ayakta kalamaz, kalamayacak. Çünkü devletin kasasını, Hazine’yi, kendi vatandaşına dövize endeksli bir biçimde borçlandırmak, bu ülkenin yarınlarını ipotek altına almaktır.

Hükûmet, 70’li, 80’li yılların bu kötü uygulamasını geri getirdi. Hatırlayın, ‘çoklu kur uygulaması’ vardı. ‘Dövize Çevrilebilir Mevduat” hesapları vardı. Dün açıklananlar, eskinin istikrarsız, yoksul Türkiye’sinin politikalarıdır. 1970’lerde yollarda ‘Hacı Muratlar’ dolaşırdı. 1980’lerde ‘Doğanlar’, ‘Şahinler’ gezerdi. Dün açıklanan kararlar, Türkiye’yi Hacı Muratlar, Şahinler, Doğanlar dönemine geri götürmektir. Bunu da ambalajlayıp, iyi bir şey gibi sunuyorlar. Açıklananlar bir bakıma ‘doğan görünümlü şahin’ satılan dönemlere geri götürmektir.

Bu kararlar, örtülü bir faiz artırımıdır. Türk lirası faiz oranlarını talimatla düşürüp, Türk lirası faizinin çok üstündeki kur artışı beklentisinin garanti yoluyla karşılanacağını söylemek, örtülü bir faiz artırımından başka bir şey değildir. ‘Sen Türk lirasının faizini al, üzerine bir de döviz farkını ödeyeceğim’ diyor. Döviz farkı Türk lirası faizine eklendiğinde, gerçek Türk lirası faizi, kur farkının eklenmiş şekliyle oluşan nihai faiz haline geliyor.

“Bu, faiz lobisine çalışmanın en açık halidir”

Merkez Bankası’nın aldığı faiz talimatla indirilmiş, Hazinenin ödediği faiz 8 puan artırılmış,mevduata kur artışı garantisi vererek örtülü faiz artırımına gidilmiş ve ortaya çıkacak kur riski Hazinenin sırtına yıkılmıştır. Bu kendi tabirleriyle ‘faiz lobisine çalışma’nın en açık halidir. Bu kararların faturasını, çalışanlarımız, çiftçilerimiz, esnafımız başta olmak üzere dar ve sabit gelirliler öderken, kararların getirisinden az sayıda yüksek gelir ve servet sahipleri yararlanacaktır.

Geçen hafta çarşamba günü ben bunu öngörerek bir açıklama yapmıştım. ‘İç piyasada dövize endeksli borçlanmak için hazırlandıklarını duyuyoruz” demiştim. Bir ülkenin hazinesi, kendi vatandaşına borçlanırken, hiç başka bir ülkenin para birimiyle borçlanır mı? Bununla ilgili uyarmıştım. Millîlik, yerlilik diyorlar ya. Bu nasıl millîlik, yerlilik? Bankalarda döviz mevduatı zaten yüzde 60-65’e çıkmış, sen Türk Lirası mevduatını dövize endeksleyeceğim diyorsun. Millî ve yerli bankacılık sisteminin tamamıyla dövize endeksli mevduatla çalışması hangi millîlik, yerlilik anlayışına sığıyor?

Sayın Erdoğannın son dönemlerde sık sık bahsettiği ‘düşük faiz-yüksek kur’, ‘rekabetçi kur’ söylemi, yani övünerek gündeme getirdiği yeni ekonomik model daha bugünden iflas etmiştir.  Bu söylemin ‘düşük faiz’ bacağı yapılan örülü faiz artırımıyla çökmüştür. Garanti yoluyla kuru düşürmek, sabit tutmaya çalışmak, ‘yüksek kur’ bacağından da vazgeçildiği anlamını taşımaktadır.”

Paylaşın