Babacan: Siyaset, İktidarın Kutuplaştırma Zemini Üzerinde Yürüyor

DEVA Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında, “Türkiye’de siyaset tamamen iktidarın kutuplaştırma zemini üzerinde yürüyor. İktidar ülkeyi kutuplaştırarak, sürekli bir düşmen üreterek, her hafta bir düşmen ilan ederek ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Düşmen ilan ediyor, kendi etrafındaki desteği ancak böyle tutmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Programda, 6 muhalefet partisi lideri ile gerçekleştirdikleri toplantı hakkında açıklamalarda bulunan Babacan, toplumsal mutabakatın zemini hazırlamak için gerekli olan şeyin siyasi mutabakat olduğunu dile getirerek, “O masa gerçekten Türkiye’nin yarınları için umut veren bir masa oldu” dedi.

Ali Babacan, programında, ayrıca “Ülke yönetilemiyor. Hatta biz şunu söylüyoruz. Ülke sehven yönetiliyor… Sehvenin sözlük anlamı da şu ‘dalgınlık veya unutkanlık sonucu oluşan yanlışlıkla…’ Koskoca ülke inanın sehven yönetiliyor.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi lideri Ali Babacan HalkTV’de yayınlanan Suat Toktaş ile Liderler Özel programına konuk oldu. Babacan, gündemin öne çıkan başlıkları hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Biz DEVA Partisi olarak güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmamızı yapmıştık. Diğer partilerde kendi çalışmalarını yaptılar. Sonra bir araya gelerek ortak bir çalışma yaptık.

Mutabakat metni çıktı. Mutabakat çok önemli. Her cümlesinde, her noktasında 6 partinin mutabakatı var. Türkiye’de siyaset tamamen iktidarın kutuplaştırma zemini üzerinde yürüyor.

İktidar ülkeyi kutuplaştırarak, sürekli bir düşmen üreterek, her hafta bir düşmen ilan ederek ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Düşmen ilan ediyor, kendi etrafındaki desteği ancak böyle tutmaya çalışıyor.

Dikkat edin ben ‘haftanın düşmanı panosu’ diye bir şey söylemiştim. Her hafta bir düşman gerekiyor. İstisnasız. Şöyle bir bakın, her hafta hükümetin bir düşmanı var. Sayın Erdoğan’ın düşmanı var, Sayın Bahçeli’nin düşmanı var. İlla bir karşıtlık olacak.

Parlamenter sistemde ortak bir metnin ortak bir kitapla yayınlanması daha şık. Her partinin ayrı ayrı kitap basmasındansa ortak kitabı tercih ettik. Yönetim olarak arkadaşlarımıza genel çerçeveyi koyuyoruz. Onlar üzerinde çalışıyorlar. Sonra ara ara da getirin bakalım diyoruz.

Gerçekleri olduğu gibi kamuoyu ile paylaşmak gerekiyor. Mutabık kalınan noktayı paylaşmak gerekiyor. Önümüzdeki sürecin çok önemli olacağı ve daha çok çalışılacağını da hep beraber bilmemiz gerekiyor. 4 gündem maddesinden birisi buydu. Bu konuda mutabık kaldık, tarihi belirledik. Mekan Ankara’da olsun istedik: Bir toplantı salonu belirledik. Salonu seçerken nezih olsun ve mütevazi olsun istedik.

Malum ekonomik bir krizin ortasındayız. Toplantının masraflarını karşılamayı aramızda konuştuk. Konuşmak gerekiyor. Sonraya bırakılırsa olmaz. Türkiye çok önemli bir kavşakta şuanda. Ülkenin sadece önümüzdeki 5 yılı meselesi değil bu.

Bundan sonraki 2023’teki seçim diyelim eğer zamanında olursa, önümüzdeki seçimden sonraki dönemi ilgilendirmiyor. Bundan sonra nasıl bir Türkiye görmek istiyoruz.

Mesela ortak açıklamamızda, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği referansları var. Şu çok önemli demokrasi dendiğinde herkesin demokrasi anlayışı farklı olabiliyor. Demokrasiyi sadece seçimlerden ibaret gören pek çok ülke var.

Mesela şu andaki hükümet ne diyor adına ‘yerli’ diyor ‘milli’ diyor. Ne kadar yanlış iş varsa, ne kadar evrensel standartların dışında iş varsa geliyor bu ülkeye dayatıyor. ‘Biz Türkiye’yiz özeliz’ diyor ve ‘bize özel başkanlık sistemi’ diyor. ‘Aklıma gelen her şeyi yapmalıyım’ diyor. ‘Tek imzayla her şeyi yapmalıyım, bana kimse engel olmamalı’ diyor.

Geldiğimiz noktayı görüyoruz. Demek ki burada bir kriter lazım. Avrupa Konseyi bizim kurucusu olduğumuz bir kurum. Türkiye’nin aynı zamanda bir Avrupa ülkesi olduğunu bunlar unutuyor.

Şu anda KPSS önemli. ama KPSS kendi başına bir şey ifade etmiyor. Çünkü mülakatta işlerine gelmeyenleri eliyorlar. Biz ne yaptık? Dedik ki biz mülakatı kaldıracağız. Mülakatta hangi partili, hangisi Cumhurbaşkanı hakkında olumlu düşünüyor, olumsuz düşünüyor bunları almayalım devlete…

Yani yazık bu insanlara. Kabul edilebilir bir şey değil. Devlete lazım olan elemanlarla üniversiteden mezun olanlar arasında büyük bir kopukluk var. Mesela sağlık çalışanları. Sağlıkta öyle alanlarda okuyanlar var ki ama o alanlarda Sağlık Bakanlığı kadro açmıyor, eleman almıyor. Yani Sağlık Bakanlığı o alanlarda kadro açmıyorsa o alanlara neden kontenjan açıyorsunuz ki. Çok büyük bir kopukluk var.

“Koskoca ülke sehven yönetiliyor”

Ülke yönetilemiyor. Hatta biz şunu söylüyoruz. Ülke sehven yönetiliyor. Onu da nereden söylüyoruz. Geçen bir kararname çıkarttılar. Çok enteresan. Kararnamede gıda ürünlerinin KDV’si yüzde 1’e indirildi ya aynı kararnamede etin KDV’sini yüzde 18’e çıkartmışlar. Tepki gelince, ya pardon falan dediler. Sehven olmuştur dediler. Yeni bir kararname ile onu düzelttiler. Şimdi sehvenin sözlük anlamı da şu ‘dalgınlık veya unutkanlık sonucu oluşan yanlışlıkla…’ Koskoca ülke inanın sehven yönetiliyor.

Böyle bir şey olamaz. İşte bu tekrar merci var ya, istişaresiz, kontrolsüz, süzgeçten geçmeden, gecenin 2’sinde 3’ünde atılan imzalarla kararlarla yönetilen. İşte bu kadar oluyor yani. Bu KPSS sadece bir örnek. Atanamayan öğretmenler sadece bir örnek

Türkiye’de eğer enflasyon varsa bunun en önemli sebebi kurdaki patlamadır. Kurdaki patlama da Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yok edip sayın Erdoğan’ın Merkez Bankası’nı tek başına idare etmesidir. Merkez Bankası, oldu Erdoğan’ın Merkez Bankası. ‘İndir’ diyor indiriyor, ‘bindir’ diyor bindiriyor, ‘sat dövizi’ satıyor. Ne oldu?

Kuru patlatan, kurun bu kadar yüksek olması ve yüksek kurun da bütün A’dan Z’ye her şeye zam gelmesinin sebebi sayın Erdoğan’ın attığı yanlış adımlardır. Başka hiçbir yerde sebebi aramayalım. Bugün Merkez Bankası gerçekten bağımsız olsa, gerçekten orada yetkin, ehil insanlar olsa bunlar olmaz memlekette. Bunu 11 sene bu ülkenin ekonomisinin başında olan insan olarak söylüyorum aynı zamanda.

2002’de, daha önce bir Merkez Bankası başkanı vardı. 5 yıllığına görevlendirilmiş. Süreyya Serdengeçti. Baktık tekniği iyi, yani bir sorunu yok. Süreyya Serdengeçti dönemini tamamlayana kadar 5 sene çalıştık onunla. Mesela hükümet kurulur kurulmaz istifasını isteyebilirdik. Muhtemelen de istifa edebilirdi.

‘Yanlış olur’ dedik, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına dokunmuş oluruz. ‘En temel direği sarsarsak yarın dikiş tutturamayız’ dedik. Dokunmadık. Sayın Erdoğan’ın bana baskı yapmasına rağmen… ‘At, bununla ne çalışıyorsun, at, ne gerek’ diyordu. ‘Olmaz’ dedim. Bağımsız Merkez Bankası. 5 yıllığına görevlendirilmiş. Yapamayız, yapmadık.

Nasıl yapmadık? Merkez Bankası başkanının ataması, Bakanlar Kurulu kararıyla yapılıyordu. Bütün bakanlar imzalayacak, başbakan imzalayacak, Cumhurbaşkanı imzalayacak ancak ondan sonra siz Merkez Bankası başkanını atabiliyorsunuz.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Can Kaybı 260’ı Aştı

Kovid 19’da son 24 saatte 87 bin 411 yeni vaka tespit edilirken, 264 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Vaka sayılarında geçtiğimiz hafta başından itibaren gözlenen düşüş, gelecek iki hafta içinde çok daha önemli hale gelecek.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 463 bin 855 test yapılırken, 87 bin 411 yeni vaka tespit edildi. 264 kişi hayatını kaybederken, 102 bin 94 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Hastaneye yatışlarda 1 haftada %28 oranında düşüş yaşandı. İstanbul’da vaka sayıları 10 günde %62 oranında azaldı. Diğer illerde de durum benzer seyirde. Vaka sayılarında geçtiğimiz hafta başından itibaren gözlenen düşüş, gelecek iki hafta içinde çok daha önemli hale gelecek.

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 92.82, 2’nci doz ortalaması yüzde 84.91 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 57 milyon 614 bin 902, 2’nci dozda 52 milyon 701 bin 325 ve 3’üncü dozda 26 milyon 594 bin 120 olmak üzere toplam 144 milyon 730 bin 193 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

Osman Kavala’ya Almanya’da İnsan Hakları Ödülü

2017 yılından bu yana tutuklu olan iş insanı Osman Kavala, 2022 Tonhalle Düsseldorf İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü. Konser merkezinden yapılan açıklamada Anadolu Kültür Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Kavala’nın Türkiye’deki kültür girişimlerini ulusal ve uluslararası işbirlikleriyle desteklediği vurgulandı.

Düsseldorf Senfoni Orkestrası Başşefi Adam Fischer, Kavala’nın durumunun Türkiye’de siyasetin yargı üzerindeki etkisini ortaya koyan sarsıcı bir örnek olduğunu söyledi. Fischer “Açıkça burada insan ve vatandaşlık haklarını savunan bir insan cezalandırılıyor ve susturuluyor” diye konuştu.

Tonhalle Düsseldorf’un verdiği insan hakları ödülünün maddi değeri 10 bin euro. Ödül töreninin 19 Mart tarihinde Düsseldorf’ta bir konser eşliğinde yapılması planlanıyor. Kavala’nın katılamayacağı törende ödülü onun gıyabında Yeşiller Partisi’nden Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir alacak. Tonhalle Düsseldorf İnsan Hakları Ödülü’nü daha önceki yıllarda alanlar arasında Sınır Tanımayan Doktorlar ve iklim koruma hareketi Gelecek İçin Cumalar da bulunuyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yaklaşık iki yıl önce Kavala’nın serbest bırakılması yönünde karar almış ve Kavala’nın tutukluluğunu siyasi olarak nitelemişti. Türkiye’nin bu kararı hayata geçirmemesi nedeniyle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu ayın başında Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü başlatmıştı.

Kısaca Osman Kavala Kimdir?

Osman Kavala, 1957 yılında Fransa’nın başkenti Paris’te dünyaya geldi. Osman Kavala, İstanbul Robert Lisesi’ni bitirdikten sonra Manchester Üniversitesi Ekonomi bölümünden mezun oldu. Osman Kavala babası Mehmet Kavala’nın 1982 yılında hayatını kaybetmesinin etmesinin ardından, Kavala Grubu’nda yönetici olarak çalışmaya başladı.

Türk-Polonya İş Konseyi, Türk-Yunan İş Konseyi, Center for Democracy in Southeast Europe (Güneydoğu Avrupa’da Demokrasi Merkezi) gibi çeşitli iş ve toplumsal kuruluşların Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulunan Osman Kavala, Murat Belge’yle birlikte Türkiye’nin en büyük yayın evlerinden biri olan İletişim Yayınlarının da kurucusudur.

Paylaşın

Karamollaoğlu: Türkiye’yi Sorunlarından Kurtaracağız

Altı muhalefet partisinin bir araya geldiği toplantıya ilişkin değerlendirmede bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Biz Birileri gitsin de ne olursa olsun’ dediğimiz için değil, ‘Ne olursa olsun Türkiye’yi sorunlarından kurtaracağız’ dediğimiz için bir araya geldik” dedi.

Haber Merkezi / Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabından “Biz Birileri gitsin de ne olursa olsun’ dediğimiz için değil, ‘Ne olursa olsun Türkiye’yi sorunlarından kurtaracağız’ dediğimiz için bir araya geldik” notuyla bir video paylaştı.

SP Lideri Karamollaoğlu’nun paylaştığı videoda şu ifadelere yer verildi: “Türkiye, ne yazık ki kötü yönetimin kötü sonuçlarını yaşıyor. Sefalet endeksinde, demokrasi endeksinde en kötü ülkelerle aynı kategoride yer alıyor. Dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip ilk 5 ülkesinden biri.

En yüksek faiz oranına sahip ülkelerinden biri. Farklı kredi derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlarda Benin, Uganda, Tanzanya, Fiji, Bahamalar gibi ülkelerle aynı seviyede değerlendiriliyor. İşte böylesi bir ortamda; biz sadece ‘birilerine karşı olduğumuz’ için değil, ‘Türkiye’nin yanında olduğumuz’ için bu fotoğrafta yer alıyoruz.

Biz, ‘birileri gitsin de ne olursa olsun’ dediğimiz için değil ‘Ne olursa olsun Türkiye’yi sorunlarından kurtaracağız’ dediğimiz için bir aradayız. Biz sadece birilerini yenmenin ve seçim kazanmanın değil, Türkiye’yi krizlerden ve kötü yönetimden kurtarmanın derdindeyiz.”

Paylaşın

Elektrik Zammına Bir Dava Da Tüketiciyi Koruma Derneği’nden

Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer) elektriğe gelen zamlar için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) karşı davamızı açtı. Dava haberini de Kadıköy’deki Genel Merkez binasında yaptığı bir basın açıklamasıyla duyurdu.

Burada konuşan TükoDer Genel Başkanı Aziz Koçal “EPDK tüketiciyi korumak bir yana elektrik şirketlerinin kârını yükseltmek için fahiş zam saikiyle hareket etmiştir” dedi.

Koçal, EPDK’nin elektrik fiyat düzenlemesini hazırlarken Anayasanın 172 (tüketicilerin korunması)ve 167 (tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme) maddelerine aykırı davrandığını söyledi.

“Tüketicinin en temel hakkı, kâr amacı olamaz”

Ayrıca yine Anayasanın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesini ihlal ettiğini belirtti. EPDK’nin Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesini de hiç dikkate almadığını söyleyen Koçal şöyle devam etti:

“Beyannamenin ilk maddesi tüketicilerin temel ihtiyaçlarının giderilmesi hakkı. İnsan olmaktan doğan ve hayatını devam ettirebilmesi için gereken asgari ihtiyaçlarını karşılayabileceğini belirten bu hak tüketicinin en temel hakkı olarak durumda.

“Başta yaşam hakkı olmak üzere, beslenme, barınma, ısınma, aydınlanma, içecek su bulma, eğitim, sağlık, güvenlik, adil yargılanma, sağlıklı çevrede yaşama, ulaşım ve haberleşme gibi bütün ihtiyaçlar tüketicinin en temel haklarıdır.

“Bu nedenle tüketicin en temel ihtiyacı olan elektrikle sağlanacak olan ısınma, aydınlanma gibi ihtiyaçlarının karşılanması için sağlanacak enerjisinin fiyatlarının belirlenmesinde temel saik kâr elde etme amacı olamaz. Kamunun menfaati ön planda tutulmalıdır. Bu aynı zamanda sosyal bir hukuk devleti olmanın gereklerindendir.

“EPDK’nın takdir yetkisi sınırsız değil”

Koçal, EPDK’nin sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi olmadığını da belirtti. Asgari tüketim miktarları ile kademelerin bilimsel ve teknik bir raporla tespit edilmesi gerektiğini savunan Koçal, “Ortada hiçbir bilimsel ve teknik dayanak ile gerekçe yok” dedi. Koçal sonrasında şöyle devam etti:

“Devletin ve kamu kurumlarının, kamu hizmetlerini sunarken kâr elde etme saikiyle değil, en uygun ve ekonomik şekilde sunma saikiyle hareket etmesi gerekmektedir.

“Eğer günün ekonomik şartları tutarlarda güncelleme gerektiriyor ise, bunun bilimsel ve teknik raporlara dayandırılarak gerekçelendirilmesi gerekmektedir. Tıpkı özel bir kurum veya kuruluş gibi fiyat güncellemelerini fırsat bilerek kâr elde etmeye çalışmamalıdır.

“Hele ki elektrik gibi kullanımı temel bir ihtiyaç olan alanda çeşitli görünümlerde vatandaşın tuzağa düşürülmemesi gerekmektedir. Takdir yetkisine dayanan işlem ve kararlarda bilimsel ve gerçekçi gerekçenin bildirilmesi, takdir yetkisinin hem hukuka hem de ihtiyaca uygunluğunun denetimini kolaylaştırır.

“Bilimsel bir hesaplama yapıldığında görülecektir ki tüketicinin tasarrufa teşvik edilmesi söz konusu dahi olmayıp işbu Karar vatandaştan haksız kazanç sağlama saikiyle alınmıştır.

“EPDK’nın takdir yetkisi sınırsız olamaz. Enerjinin ulaşılabilir ve insani yaşam koşullarında ödenebilir olması temel bir insan hakkıdır. Tüketicilerin haklı olarak tepki verdiği, elektriğe yapılan fahiş orandaki bu zamlara karşı mücadelemizin devam edeceğini zamların geri alınmasının takipçisi olacağımızı duyuruyoruz.”

Barolar da dava açmıştı

Elektrik zamlarına karşı geçtiğimiz haftalarda bir çok dava haberi gelmişti.  Türkiye Barolar Birliği (TBB) elektrik faturalarındaki fahiş zamlara karşı Danıştay’a gitmişti. TBB, zamlar hakkında, “asıl amacın ise elektrik şirketlerinin kâr marjının arttırılması olduğu açık ve tartışmasızdır” açıklaması yapmıştı.

CHP ve DEVA gibi partiler ile Tüketici Konfederasyonları da zamları yargıya taşımıştı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘İSKİ’ Çıkışı: Elektriğe Zammı Ben Mi Yaptım?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ Genel Kurulu’nda çoğunluktaki AKP-MHP grubunun oylarıyla çıkan ‘suya sıfır zam’ kararının ardından bugün konuyla ilgili açıklama yaptı.

AKP ve MHP grubuna sert tepki gösteren İmamoğlu, Erdoğan’ın ‘suya indirim’ isteğini de eleştirdi. İmamoğlu, zam talebinin sorumlusunun kendilerinin olmadığını belirterek ülkenin ekonomik durumuna ve krize dikkat çekti. “Bu ülkede herhangi bir şeyin fiyatı çok artıyorsa bunun sorumlusu ekonomiyi yöneten kişilerdir, iktidardır” dedi.

“İBB’ye karşı çok kötü bir oyun oynanıyor” diyen İmamoğlu, İSKİ yönetmeliğe göre maliyeti altında su temini yapılamayacağını söyledi. “İSKİ’yi organize kötülükle batırmaya çalışan arkadaşlara bir haberim var; yaptınız suçtur” diye konuştu.

İmamoğlu “Sizin öfkeniz yüzünden milyarlarca lira zarara girecek olan İSKİ’nin zararı, emin olun çok kısa sürede bu zararı bizim teklifimize ret oyu veren her üyeden rücu edilecek. Mahkemelerde İstanbul’a verdiğiniz zararın faturasını göreceksiniz. Şimdi siz düşünün” ifadelerini kullandı: İmamoğlu özetle şunları söyledi:

“Mevcutta bir bütçe var. 15 milyar liraya yakın hale gelmiş yeni bütçeyi, revize bütçe talebini bile görmezden gelmek, körleşmiş bir AKP grubu var karşımızda. Dolayısıyla ve günün sonunda öyle bir komik hale geldiler ki sözüm ona bir teklif sunuyorlar; diyorlar ki ‘Siz bizim küçük zam teklifimizi kabul edersiniz ya da hiç zam vermeyiz.’

Bu nasıl bir tavır? Tehdit yapıyor. İstanbul tarihi böyle bir cahil adam görmemiş. Tehdit ediyor bizi. Tehditten sonra bizden de o tehdidine boyun eğeceğimize zannediyor. Neye? Hiçbir temeli olmayan teklifine evet diyecekmişiz. Biz sana pabuç mu bırakacağız. İstanbul’u kaybetme öfkesi yüzünden bütün vicdanını kara bir bulut kaplamış İSKİ’yi organize kötülükle batırmaya çalışan arkadaşlara bir haberim var; yaptınız suçtur!

Sizin öfkeniz yüzünden milyarlarca lira zarara girecek olan İSKİ emin olun çok kısa sürede bu zararı bizim teklifimize ret oyu veren her üyeden rücu edilecek. Mahkemelerde İstanbul’a verdiğiniz zararın faturasını göreceksiniz.

Mecburen sunmak zorunda kaldığımız yüzde 50 civarında artışın olduğu artışının vebali İSKİ veya İBB değildir. Bu ülkede herhangi bir şeyin fiyatı çok artıyorsa bunun sorumlusu ekonomiyi yöneten kişilerdir, iktidardır. Türkiye’yi bu ekonomik buhrana sokanların İstanbul’daki ucuz kahramanlık girişimlerine en güzel yanıtı günü gelince yine hem bu şehrin hem de ülkemizin kıymetli insanları verecektir.

Sundukları artış oranının hiçbir mesneti yok, hiçbir gerekçesi yok. Yüzde 100 civarında artan maliyetlere rağmen yüzde 50 fiyat açıkladık, yine eski bütçe veriyorlar. Arkadaşların bu dayatmacı şekilde sundukları fiyat artışını neye göre sundukları belli değil.

“2021’de neredeyse 0 zam”

Bu kurum hizmet etmekte zorlanıyor. Biz göreve geldiğimizde yüzde 40’a yakın bir indirim teklifi sunduk. Biz bunu yüzde 46 yapacağız deyip biraz daha indirim yaptılar. Tamam bunda sorun yok. Ancak her ay devletin açıkladığı enflasyon rakamlarına göre fiyat yenilemesi yapılan sistemi Meclis’te karar aldırarak iptal ettiler.

Kasım 2019’daki genel kurulda 2020 için zam teklifi yaptık. O günün artışlarına göre yüzde 20 dedik, reddedildi. Temmuz’a geldik. Yüzde 12,62 zam verildi. Ama ne yazık ki o zam yapıldığında Sayıştay kararı gereği bakım bedeli tarifede iptal edildi.

Bu nedenle zam da güme gitti. 2020 Aralık’ta yüzde 6,84 zam verildi. Neredeyse seçimden 2 yıl sonra sadece yüzde 6,84 zam alabildik.

Mayıs’ta yine zam yapılmadı. Haziran 2021’de sıfır zam. Eylül 2021’de olağanüstü bir toplantı çağrısı yaptım, bu sefer yüzde 15 zam yapıldı. Aralık’ta çok komik bir işlem yaptı AKP grubu. Yüzde 36’lık artış yaptılar. Ama ne yaptılar bakın; Eylül’deki yüzde 15,62’yi bundan düşeriz dediler. Artı insani su tüketim hakkının yeniden uygulanması hakkını getirdiler ki bu da yüzde 20’ye tekabül ediyor. Elde var sıfır.”

Erdoğan’a da yanıt verdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İstanbul yüzde 25’in üzerinde zam talebiyle Meclis’e geldi. Ve mecliste tabii ağırlık bizde olduğu için arkadaşlarımız bunların bu zam talebine evet demediler. Biz vatandaşımızın bu noktada huzurunu istiyoruz. Çünkü bunlar seçim öncesi ne diyorlardı suya ekmeğe indirim getireceğiz” sözlerine de cevap veren İmamoğlu şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanımız bize KDV üzerinden mesaj veriyor. Ben çok üzüntü duyuyorum İstanbul sevdan diyorsanız cumhurbaşkanımız İstanbul’a böyle sevda olmaz. Bu ülkenin cumhurbaşkanına her belediye aittir. İSKİ’ye yapılan bu zulmün oradan da bu şekilde bilinerek hala bizim de İSKİ genel kurulundan bir gün sonra bir toplantıda KDV indirimi üzerinden politika yapılıp İstanbul’a zulmetmenin işaretinin oradan verildiği şüphesi bizim kafamızda büyük bir soru işareti. Üzüntüyle takip ediyoruz.

Ülkemizin cumhurbaşkanı 2019 seçimlerinden sonra arzum şu idi; bu şehre hizmet eden belediye başkanıyla sıkı diyalog kentin fayda göreceği hususlarda iş birliği yapma prensibine uygun bir diyalog zemini. Ben hala 2019’daki seçimin insanların zihninde başka travmalara sebep olduğunu düşünüyorum.

Arkadaşlar İBB kimin ya? İstanbul İstanbullunun. İstanbul dünya kenti. Ben bu anlayışı bu yaklaşımı anlayamıyorum. Ve şu mecliste yapılan zulmün o kötülük dolu hareketlerin uyarılmasına dönük hamle beklerken dün yine bizimle yarışan konuşmaların yapılması Ankara’dan beni çok üzmektedir. Memleketin iyi olması için İSKİ gibi kurumlar desteklenmeli.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Tartışmalı Gizli Tanık İçtihadı

Anayasa Mahkemesi (AYM), ilk kez Ergenekon soruşturması sırasında savcı Zekeriya Öz tarafından kullanılan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da sıkça başvurulan gizli tanıklar konusunda tartışma yaratan bir karar verdi.

Mahkeme, “somut olgular” içermesi halinde tek başına gizli tanık ifadesiyle tutuklama kararı verilebileceğine hükmetti. Hukukçu Celal Ülgen, tek başına gizli tanığın ifadesinin hükme esas olamayacağını belirterek, “kuşkuya kapıldım” dedi.

Arasında İrfan Fidan’ın da olduğu beş üyeli AYM Birinci Bölüm, Diyarbakır Eğil Belediye Meclis Üyesi Rıza Barut’un gizli tanık ifadesi üzerine 2020 yılında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla bir ay süreliğine tutuklanmasıyla ilgili hak ihlali kararı verdi.

Mahkeme, gerekçeli kararında Barut’la ilgili gizli tanık ifadesinin “soyut beyanlar” içerdiği; yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva etmediği ve bu anlamda yargı makamlarına denetim imkanı vermediği belirtti. Bu nedenle Barut’un tutuklanması hukuka aykırı bulundu.

Ancak Yüksek Mahkeme, gerekçeli kararının ayrıntılarında, tek başına gizli tanık ifadesiyle kişilerin tutuklanabileceğini belirtti. Kararda; daha önce Rahip Brunson gibi bazı AYM kararlarında diğer tanık anlatımları ve telefon görüşmeleriyle desteklenen gizli tanık anlatımlarını kuvvetli belirti olarak kabul edildiği anımsatıldı.

Ancak mahkeme, Rıza Barut kararında tek başına gizli tanık beyanının “kuvvetli belirti olup olmadığına yönelik” ilk kez değerlendirme yaptı. Kararda, “şüpheli ya da sanığa gizli tanık beyanını yeterince denetleme imkanı sunulduğu durumlarda gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilebileceği” belirtildi.

Mahkeme, bunun için gizli tanığın anlatımlarının “yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri” içermesi şartıyla yargı makamlarına denetim imkanı veren somut olgular içeren gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti saydı.

Böylece AYM, başka delillerle desteklenmeyen gizli tanık ifadelerinin “somut olgular” içermesi halinde “tek başına kuvvetli belirti olabileceğini” kaydetti. Mahkeme, ayrıca başka bir kararına atıf yaparak, duruşmada sanık tarafından denetlenebilen gizli tanıkların beyanının da mahkumiyete esas alınabileceği değerlendirmesinde bulundu.

“Gizli tanık” endişesi

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre Avukat Celal Ülgen, mahkemenin bu gerekçesiyle kuşkuya kapıldığını belirterek, “Bu ister istemez F tipi yargının, başta Zekeriya Öz olmak üzere yaptığı kurgulamaları akla getiriyor. Tabii bundan üzüntü duyuyor insan” dedi.

Halbuki gizli tanığın tek başına ifadesinin hükme etki etmemesi gerektiğini vurgulayan Ülgen, “Gizli tanığın ifadesini doğrulayan ve ona somutluk kazandıran yan delillerin de aranması gerekiyor. Bunu yapmadan sadece gizli tanıkla yaparsanız, böyle kumpas ve kurgu davalarının özellikle yargının bağımsız olmadığı, bir erkin/oligarşinin elinde olduğu süreçlerde bir giyotin gibi çalışmasına sebebiyet verirsiniz” değerlendirmesini yaptı.

Zekeriya Öz’ün mirası

Gizli tanık uygulaması, ilk kez Ergenekon soruşturması kapsamında firari savcı Zekeriya Öz tarafından 2017 yılında kullanılmıştı. Öz, Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım’ı gizli tanık olarak kullanmıştı. 2008 yılında 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’na yapılan eklemelerle gizli tanıklık kurumu yasallaşmıştı.

Tanık Koruma Kanunu’nun 9’uncu maddesinde gizli tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil edemeyeceği düzenlenmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 2019 yılında verdiği bir kararda, gizli tanık tarafından verilen ifadenin başka delillerle desteklenmediği takdirde hükme esas alınamayacağına hükmetmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Masada Olmayan Siyasi Partileri Yok Sayamayız

Altı siyasi partinin görüşmesine yönelik gelen “HDP ve diğer muhalif partiler neden yok?” eleştirilere yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “HDP’yi de, masada olmayan diğer siyasi partileri de yok sayamayız. Her siyasi partiye saygı gösteriyoruz.  Masanın o akşam toplanmasının temel nedeni, daha önce altyapısı çalışılmış, güçlendirilmiş parlamenter sisteme son şeklini vermek. Hangi tarihte paylaşırız ona karar vermekti.” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi Genel Başkanlarıyla yaptığı toplantının ardından ilk kez konuştu.

KRT TV’nin canlı yayınına katılan Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin eleştirilerine yönelik olarak, “Masanın dört ayağı değil de on dört ayağı olsa ne fark eder, masa doğru mu doğru” dedi.

Devlet Bahçeli buluşma için “Masa dikdörtgen olsa 4 ayağı olurdu ama yuvarlak olunca ayak bir, o da gizli ayak. O da HDP. Şu hale bakın! 6’lı ganyan, HDP ve Avrupa Konseyi, ABD, AB. Bunların normlarına kalacakmış” demişti.

Kılıçdaroğlu “Her partinin farklı fikirleri, her liderin farklı görüşleri muhakkak vardır ama demokrasi adına ortak noktada buluşabiliyoruz” diye konuştu.

“Bu masa umut masasıdır” diyen Kılıçdaroğlu Bahçeli’ye şu sözlerle yanıt verdi:

“Allah aşkına bunlar eleştiri mi? Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Eleştirecekler ama ne diyecekler? Masanın dört ayağı değil de on dört ayağı olsa ne fark eder? Masa doğru mu, doğru. Masanın etrafında insanlar var mı, var. Ortak talepleri ne, demokrasi. Ortak talepleri ne, bu ülkede çocukların yatağa aç girmemesi. Ortak talepleri ne, adalet; adil bir düzen. Hep beraber bunları istiyoruz. Bunları eleştiremiyorlar, bunlara ‘Yanlıştır’ diyemiyorlar. Bu taleplere ‘Biz kulak tıkadık’ diyemiyorlar.

“Olay Erdoğan olayı değil, olay Türkiye olayı. Biz Türkiye’yi içinde bulunduğu çıkmazın içinden çıkarmayı istiyoruz. Erdoğan bir kişi, bugün var yarın yok; ama Türkiye Cumhuriyeti devleti bakidir. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin güçlenmesini, bölgesinde güçlenmesini, dünyada güçlenmesini, üretim zincirlerini büyütmesini, katma değeri yüksek ürün üretmesini, bütün bunları demokrasi içinde yapmasını, düşünce özgürlüğünün olmasını, din ve vicdan özgürlüğünün olmasını, adaletin olmasını, yargının bağımsız olmasını, medyanın özgür olmasını, insanların haksız yere hapishanelerde tutulmamasını; biz bunları istiyoruz. Ama Cumhur İttifakı’nın bunlardan haberi yok çünkü onlar bunların hiçbirisini yapmıyor.”

HDP eleştirisine de yanıt verdi

Kılıçdaroğlu, kendisini HDP üzerinden de hedef alan Bahçeli’ye şunları söyledi:

“Halkı kandırmak için yalan söyleme yetenekleri müthiş gelişmiş. Masanın genişleyip genişlemeyeceğine ben karar vermem. Bir başka lider de tek başına karar vermez. Kendi adıma konuşayım, şu anda öyle bir talep yok. HDP zaten ayrı bir ittifak oluşturuyor. HDP’nin demokrasi konusunda özel bir vurgusu var. Demokrasiyle ilgili kararlar alacaksanız bizi gözardı edemesiniz diyorlar. Ben de şunu söyledim zaten HDP’yi de, masada olmayan diğer siyasi partileri de yok sayamayız. Her siyasi partiye saygı gösteriyoruz.  Masanın o akşam toplanmasının temel nedeni, daha önce altyapısı çalışılmış, güçlendirilmiş parlamenter sisteme son şeklini vermek. Hangi tarihte paylaşırız ona karar vermekti.”

AKP seçmenine seslendi

Kılıçdaroğlu daha sonra AKP seçmenine seslendi. “Partili cumhurbaşkanı olmaz, cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Siz tarafsız davranmayan, objektif davranmayan, garibanın hakkını hukukunu korumayan, alın terinin değerini korumayan insanı cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmayacaksınız. Oturtursanız, sizin de sorumluluğunuz var. Oturtursanız sizin de vicdanınız kanar. Vicdanınızın sesini dinleyerek sandığa gidin.

“Herkesin kimliğine saygı göstereceğiz”

“Helalleşme” çağrısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu “Herkesin görüşü farklı olabilir, biz buna saygı göstereceğiz. Herkesin kimliği farklı olabilir. Bunlar bizim kavga sebebimiz değil, zenginliğimiz. Biz zenginliğimizi kavga nedeni yapıyoruz, siyaset yapıyoruz. Buradan da Türkiye’yi arındıracağız” diye konuştu.

“Sosyal devleti yeniden inşa edeceğiz”

Kılıçdaroğlu sonrasında şunları söyledi:

“İnsan onuru denen bir kavram var. İnsan onurunu koruyacaksınız. Yoksulluk kader değildir. Bir ülkede bir insan fakirse, onun sorumlusu devleti yönetenlerdir. Çocuklar yatağa aç giriyorsa, çocuğun kabahati kusuru yoktur. Dolayısıyla biz bu tabloya da son vermek istiyoruz.

Kazanımları koruyacağız. Üstüne vatandaşa yeni kazanımlar, yeni imkanlar, yeni özgürlük alanları vereceğiz. Daha rahat konuşacağız, daha rahat yazacak, daha rahat söyleyebilecek. Siyaset kurumunu daha rahat eleştirebilecek. Onun yaşam tarzına, onun kimliğine, onun inancına saygı göstereceğiz.

CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde belediye başkanlarına şunu söyledim. Bulunduğunuz ilde, ilçede neyse en iyi imkanı sağlayın. Talep geldiği zaman hemen koşar, bu talepleri yerine getirirler. ‘Benim inancımı sorgulamadı’ diyorlar. Evet, niye sorgulayalım? Allah’la kulun arasına benim girme hakkım var mı? Yok. Kimsenin girme hakkı var mı? Hiç kimsenin yok. O zaman görevimiz ne? Onun ibadetini yaptığı ortamı hazırlamak.

Sosyal devleti yeniden inşa edeceğiz. Ankara örneğini vereyim. Mansur Bey adayken dediler ki ‘faturaları teröristler toplayacak’. Ya bu kadar iftira olur mu? Siyaset tamam ben anlarım da eleştiriyi de anlarım da ya iftira atmak olmaz. İnsana yakışmaz. İftira atan insan, insan değildir. Şimdi ne oldu?

Aynı şekilde dediler ki bakın ha sakın ha, belediyeyle oy vermeyin. Gelirlerse sosyal yardımlar kesilir. Kesildi mi? Hayır kesilmedi. Tam tersine sosyal yardımlar arttırıldı.”

Paylaşın

Babacan’dan Metaverse Göndermeli Ekonomi Eleştirisi: Erdoğanverse

DEVA Partisi Lideri Babacan, sosyal medya hesabından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye, ekonomide tarihinin en güçlü dönemine girmektedir” sözlerini, “Erdoğanverse” ifadesiyle eleştirdi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın engelli memur atama töreninde yaptığı konuşmayı paylaştı. Babacan, paylaşımına “Erdoğanverse” notunu düştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın engelli memur atama töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, ekonomide tarihinin en güçlü dönemine girmektedir. Yaz aylarıyla birlikte bu tablonun olumlu etkilerini hep birlikte görmeye başlayacak, 2023’e de Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışır bir siyasi ve ekonomik güçle gireceğiz. Hiç kimsenin bundan şüphesi olmasın. Yeter ki biz, şu birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkalım” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Akşener, Tarkan’ın ‘Geççek’ Şarkısını Paylaştı: Çoğu gitti, az kaldı

Tarkan’ın ‘Geççek’ adlı şarkısının klibi Youtube’da yayınlandı. Sosyal medya hesabından Tarkan’ın yeni şarkısını alıntılayarak paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, paylaşımına, “Çoğu gitti, az Kaldı” notunu düştü. 

Tarkan, klipten “Hep köşeye sıkıştırmadı mı?/Daha önce de sanki/ Sırtımızdan vurmadı mı?/ Bu kaçıncı darbe ilk değil ki/ Düştük evet ama kalkmadık mı?/ Biz hep hayata meydan okumadık mı?/ Sen ferah tut içini/ Biz neleri atlatmadık ki/Geççek geççek elbet bu da geççek/Gör bak umudun gününü gün etçek/ Oh oh zilleri takıp oynıycaz o zaman/ O çiçekten günler çok yakın inan/ Gitçek gitçek geldiği gibi gitçek/Her şeyin sonu var, bu çile de bitçek/ Oh oh zilleri takıp oynıycaz o zaman/ O çiçekten günler çok yakın inan” sözlerinin geçtiği kısmı sosyal medya üzerinden de yayınladı.

“Çoğu gitti, Az Kaldı”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sosyal medya hesabından Tarkan’ın sosyal medyadan paylaştığı bölümü alıntılayarak, “Çoğu gitti, Az Kaldı” ifadelerini kullandı.

 

Paylaşın