Kılıçdaroğlu’ndan İktidara ‘Sandık’ Çağrısı

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “İktidar sahipleri sorunları çözemiyorsa yapacakları şey sandığı milletin önüne koymak. Sorunların çözüm vaatlerini dinleye dinleye millet perişan oldu. Çıkan milletin önüne şu sorunu şöyle çözeceğiz deyin bilelim. Bekleye bekleye millet perişan oldu. Demokrasilerde yapılacak güzel bir şey vardır, sandığı getirirsin. Millet oy verirse devam edersin” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Vatandaşın tercihinden korkmamak lazım. Kuralların gereğini yapacaksınız. Onları tıpış tıpış milletin iradesiyle göndereceğiz. Gitmez diyorlar, kim diyor gitmez. Bu lafı kullanmak kadar yanlış bir şey yok. Dünya kime baki kaldı. Sorunları çözemiyorlar, çözme kapasiteleri yok. Biz bunları göndereceğiz. ” ifadelerini kullandı.

Ukrayna-Rusya gerilimi üzerinden Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerine yapılan tartışmalara da  değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Doğalgaz ithalatının yüzde 40, petrolün yüzde 25’i Rusya’dan ithal ediliyor. Montrö sözleşmesini tartışmaya açmanın nasıl bi ihanet olduğunu gösteriyor. Bölgenin güvenliği açısından son derece önemli. Bunun doğuracağı vehameti 84 milyon iyi bilmeli. Dış politikada sağduyu ile harekete etmemiz lazım.” dedi.

Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’yi vatandaşın dertleriyle ilgilenmemekle eleştiren Kılıçdaroğlu, “Onların tek görevi Saray’dan aldıkları talimatlara göre “19 Mayıs” hareketleri yapıp, el kaldırıp indirmek. Bu hareketleri kiminle yapıyorlar? AKP milletvekilleriyle…” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında EYT’liler sorununa da değinerek, “Uzun süre sizin sorunlarına kulaklarını tıkadılar. En tepedeki zat sizin için “türedi” lafını kullandı. Bunu unutmadık. Hiç meraklanmayın az kaldı, sizin sorunlarınızı çözeceğiz.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Muhtarlar için verdiğimiz önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Önümüzdeki süreçte muhtarları demokrasinin temel taşı yapacak parti CHP’dir. AKP’den bir şey beklemeyin. Zaten MHP toplumla hiç ilgilenmiyor.

Siz hiç MHP’nin, esnafın derdiyle ilgili bir sorunu gündeme getirdiğini duydunuz mu? Duyamazsınız. İşsizlerin dertlerini dile getirdiklerini duydunuz mu? Onların tek görevi Saray’dan aldıkları talimatlara göre “19 Mayıs” hareketleri yapıp, el kaldırıp indirmek. Bu hareketleri kiminle yapıyorlar? AKP milletvekilleriyle.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Türkiye’nin çözülemeyecek sorunu yoktur. Yeter ki sorunları çözecek kişilerin göreve gelmesidir. İktidar sahipleri sorunu çözemiyorsa sandığı milletin önüne getirmelidir. Millet bekleye bekleye perişan oldu.

Baharı bekleyin, kış geçsin, sonbaharı bekleyin diye diye bekletiyorlar. Sorunları hep çözeceğiz diye vaatleri var. Yeter artık! Demokrasinin kurallarını işleteceksiniz.

Millet oy verirse yine devam edersin. Sorunları çözmekte iddialı olan bir muhalefet var. Bir de onu izleyin. “Bunlar asla gitmez” diyorlar. Ne demek asla gitmez! Onları tıpış tıpış milletin iradesiyle göndereceğiz.

Demokrasi konusunda sorunumuz olduğunu hepimiz biliyoruz. AYM kararı uygulanmaz, Anayasa’nın hükümleri uygulanmaz, üst mahkemenin verdiği karara alt mahkeme uymaz. Çünkü süreç intikam duygusuyla çalışıyor.

Birisi iktidarı eleştiriyorsa tutuklanması ve aylarca hapiste kalması tablosuyla karşılaşıyoruz. Sedef Kabaş onlardan biridir. Ülkede hukuk olmadığı için hapiste tutuluyor. Sadece o da değil Selahattin Demirtaş da öyle Osman Kavala da öyle…

Dünyanın izlediği Ukrayna krizi var. Bölgemizde bir savaş istemiyoruz. Tarafları sağduyuya davet etmek zorundayız. Bölgedeki savaş Türkiye’ye büyük zarar verir. Doğalgaz, petrol fiyatları artıyor ve bu da Rusya’nın işine geliyor. Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açmak ihanettir.

Hayat pahalılığını herkes biliyor. Herkes yakınıyor. Asgari ücrette bir artış oldu. Şubat ayı içinde bir anket yapıldı. “Daha rahat geçiniyorum” diyenlerin oranı yüzde 9.2, “Daha zor geçiniyorum” diyenlerin oranı yüzde 57.2! Milletin yüzde 57.2’si daha zor geçiniyorum diyorsa iktidarın düşünmesi gerekir.

4 milyon 122 bin vatandaşımız bankalara borcunu ödeyemedi. İcra sayıları da arttı. Bu tablo evlerde yangına yol açıyor. Ama biz belediye başkanlarımızı örgütledik. Ciddi engeller çıkarıyorlarsa da elimizden geleni yapıyoruz.

Fakire gidecek paraya el koyuyorlar. Belediye başkanlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar. 1 milyon 97 bin aileye gıda yardımı yapıldı. 1 milyonu aşkın aileye ısınma yardımı yaptılar. 846 bin kişiye ulaşım yardımı yaptılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne vatandaşlara yardım amacıyla bağışlanan 6 milyon liraya el koydular. Bunun adı vicdansızlıktır.

Diyorlardı ki “Sakın ha CHP’ye oy vermeyin, sosyal yardımlar kesilir.” Ne oldu? Sosyal yardımlar arttı. CHP’li belediyelerin olduğu hiçbir yerde çocuklar yatağa aç girmedi. Belediye başkanlarımıza teşekkür ediyorum.

Erdoğan, “Muhtarların aylıklarını asgari ücret seviyesine çıkaracağız” dedi. Bekledik, Aralık geçti, Ocak geçti maaşlar yattı ama asgari ücret seviyesinden yatmadı. Hani ne söz vermişti? Bugüne kadar hangi sözünde durdu ki bu sözünde dursun!”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Hedefimiz En Geniş Demokrasi İttifakını Oluşturmak

Siyasetin uzun süredir gündeminde olan ittifaklar konusu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Biz, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini birbirinden ayırıyoruz. Çünkü ikisinin dinamikleri de işleyişi de farklı. Öncelikli hedefimiz en geniş demokrasi ittifakını oluşturmaktır ve bu hedef seçime odaklı değildir.” dedi.

Mithat Sancar, açıklamasının devamında, “Ancak seçim diye bir gerçeklik var ve önümüzdeki seçimlerin de Türkiye için tarihi önem taşıdığı herkes tarafından kabul ediliyor. O zaman seçime ilişkin stratejimizi de şimdiden ilan etme kararı aldık. Parlamento seçimlerine kendi ittifaklarımızla katılacağız.” ifadelerini kullandı.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasında bir araya gelen 6 partinin “geçiş süreci”nin öncesini ve süreci de konuşmaya başlamışsa, HDP ile müzakere yapmaları gerektiğini belirten Sancar, ortak aday fikrine açık olduklarını sözlerine ilişkin de “Eğer ortak aday konusunda HDP’nin içerisinde yer alacağı bir mutabakat hedefliyorlarsa, hangi aşamada gerekli görürlerse bizimle müzakere etmeleri lazım” dedi.

Sancar 26 Şubat’ta sol-sosyalist partilerle başkanlar düzeyinde yapacakları toplantının gündeminin ise ortak mücadele yolunun nasıl yürüneceğini somutlaştırmak olduğu dile getirdi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Evrensel’den Birkan Bulut’un sorularını yanıtladı.

6 muhalefet partisi pazartesi günü güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasını açıklayacak. Bu masada HDP’nin olmaması ilk buluşmadan beri çok tartışıldı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP’nin, 6 muhalefet partisinin gerçekleştirdiği toplantıya katılma talebi olmadı. Bu partiler,  güçlendirilmiş parlamenter sistem (GPS) çalışması başlatmışlardı.

Parti genel başkanları ortaya çıkan taslağı konuşup, onayladıklarını ilan edeceklerdi. Biz bu buluşma öncesinde muhalefet partilerinin bir çoğuyla görüşme turları gerçekleştirdik. Bu turlarda Millet İttifakı dışında kalan partiler de mevcuttu. Dört partiyle başkanlar düzeyinde görüşmeler yaptık. Özellikle CHP, yaptıkları çalışma (GPS) hakkında bize bilgi verdi. Biz de onlardan bu çalışmayı bize kamuoyuna duyurarak iletmeleri halinde görüşümüzü bildireceğimizi belirttik. Ancak bize bir dönüş olmadı.

“Parlamento seçimlerine kendi ittifaklarımızla katılacağız”

Biz, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini birbirinden ayırıyoruz. Çünkü ikisinin dinamikleri de işleyişi de farklı. Öncelikli hedefimiz en geniş demokrasi ittifakını oluşturmaktır ve bu hedef seçime odaklı değildir. Ancak seçim diye bir gerçeklik var ve önümüzdeki seçimlerin de Türkiye için tarihi önem taşıdığı herkes tarafından kabul ediliyor. O zaman seçime ilişkin stratejimizi de şimdiden ilan etme kararı aldık. Parlamento seçimlerine kendi ittifaklarımızla katılacağız.

“Mesele sadece iktidarı yenmek değil”

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise muhalefet partileri ile ortak aday seçeneğine açık olduğumuz yönünde çağrıda bulunduk. Kastettiğimiz üç aşamalı diyalog ve müzakeredir. İlk olarak bizimle doğrudan ve açık bir müzakere yürütülmelidir. Seçimlere kadar olan aşamada neler yapılabilir, bunlar ele alınmalıdır ki bu aşamada birkaç başlık var: Seçim güvenliği ve faaliyet özgürlüğü konularında ciddi sıkıntılar yaşanabileceğini yakın tarihteki tecrübelerden biliyoruz. Gerekli önlemler hakkında tartışma yürütülmelidir. Ayrıca iktidarın çeşitli kaos planlarını devreye sokma ihtimaline karşı ortak iradeyle çalışma sürdürülmelidir. İkincisi seçimde adayın belirlenmesi konusunda adayın şahsının değil, hangi temel ilkelere dayanacağını müzakere edilmelidir.

Üçüncüsü mesele sadece iktidarı yenmek değil. Ortada bir rejim var ve Erdoğan’dan daha fazlasını ifade ediyor. MHP ve çeşitli güçlerle giderek kurumsallaştırılmak istenen faşizan bir yönetim anlayışı var. Burada demokrasiye geçiş nasıl olacak müzakere edelim istiyoruz. Bir mutabakat oluşursa, ortak aday fikri içerisinde oluruz. Eğer 6 muhalefet partisi geçiş sürecinin öncesini ve süreci de konuşmaya başlamışsa, bizimle müzakere yapmaları gerektiğini ifade ediyoruz. Eğer ortak aday konusunda HDP’nin içerisinde yer alacağı bir mutabakat hedefliyorlarsa, hangi aşamada gerekli görürlerse bizimle müzakere etmeleri lazım.

“Güçlendirilmiş parlamenter sistem bir seçenek”

Millet İttifakı kanadında Cumhurbaşkanı yetkilerinin bir süre kullanılması, güçlendirilmiş parlamenter sistemin fiilen uygulanması yönünde öneriler de ortaya atıldı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda neler tartıştıklarını kendilerinden duymuş değiliz. Geçiş sürecinin nasıl olacağı karmaşık bir mesele. Sadece güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçeceğiz demekle iş çözülmüyor. Güçlendirilmiş parlamenter sistem bir seçenek; biz de deklarasyonumuzda bunu hedeflediğimizi söyledik ama rejim bundan ibaret değil. Ayrıca bu geçiş için anayasa değişikliği dahil pek çok yeniliğe ihtiyaç. Cumhurbaşkanının mevcut Anayasal çerçeve içerisindeki hangi yetkileri, ne kadar sürede kullanmaya devam edeceği, kullanmaktan ne zaman vazgeçeceği çok önemli konulardır.

Anayasa değişikliği gereken konularda en az 360 oy (referandum için) gerekir ki bunlar, sayısal ve siyasal olarak mümkün kılacak zemini yaratmakla mümkün olur. Geçiş sürecinde sayısal ve siyasal olarak önemli bir role sahibiz. Bizimle müzakere edilmeden bu yolda ilerlemek mümkün görünmüyor. Ayrıca muhalefet, seçmene vaat ettiği değişiklikleri nasıl gerçekleştireceğini açıklamakla yükümlü. HDP olmadan da 360 milletvekili buluruz, Anayasa’yı değiştiririz diye düşünülüyorsa ciddi riskler barındırdığını söylemeliyim. Bu hesap, toplumda oluşan değişim beklentisine zarar verir.

Biz bu yolu, demokrasi ittifakında yer alacak güçlerle de tartışarak yürüyeceğiz; fakat diğer muhalefet partileri bizimle bunları açıkça konuşmadan, müzakere etmeden, mutabakat aramadan nasıl yapacaklarını, toplumun geniş kesimlerini ikna edecek biçimde cevaplamalıdır.

Ortak aday fikrine açık olduğunuzu söylemiştiniz. Sizin cumhurbaşkanı adaylığı konusunda olmazsa olmaz dediğiniz ilkeler nelerdir?

Bunların müzakere konusu olarak ele alınması gerektiğini söylüyoruz. Biraz önce tarif ettiğim başlık ve aşamalar üzerine bir müzakere yürütülürse ve mutabakat ortaya çıkarsa kim olacağı daha kolay belirlenir. Şayet mutabakat sağlanmazsa bizim de seçeneklerimiz var. Demokrasi ittifakı ve bunun çeşitli ayaklarını örüyoruz. Öte yandan cumhurbaşkanlığı seçimi için son noktaya kadar tartışmayı sürdürmek, müzakere fikrini canlı tutmak istiyoruz.

Kendi adayımızı çıkarma seçeneğimiz ise “HDP’nin adayı” olarak anlaşılmamalıdır. Demokrasi ittifakı o zamana kadar olgunlaşmış olursa da ittifakımızın bileşenleriyle müzakere ederek kendi adayımızla cumhurbaşkanı seçimine girme ihtimalimizi saklı tutuyoruz.

“Toplumun en geniş kesimlerini kapsayacak bir çalışma içindeyiz”

26 Şubat’ta sol-sosyalist partilerle mücadele ortaklığı konusunda ikinci toplantınız olacak. Masada neler var?

İlk toplantıda üç konuda mutabakat sağlandı ve kamuoyuna duyuruldu. Birincisi bundan sonra nasıl yol yürüneceğini belirlemek ve daha somutlaştırmak, ikincisi bu zemini nasıl genişletebileceğimizi konuşmak; o gün bu masada yer almayan başka sol-sosyalist yapıların da dahil edilmesini sağlamak. Üçüncüsü de görüşmeleri sürdürecek mekanizmaları oluşturmak. İkinci toplantı bu başlıklar etrafında gerçekleşecek.

Bu toplantılar seçim ittifakı hedefiyle yapılan toplantılardan ziyade, bütün katılımcıların da kabul ettiği üzere ortak mücadele zeminini yaratmak ve güçlendirmek amacıyla yapılan toplantılardır. Seçim meselesi de buna dahildir fakat esas tartıştığımız konu seçime nasıl girileceği veya kim ne kadar temsil edilecek meselesi değil. Bu toplantılar öncelikle ortak mücadeleyi nasıl öreceğimize cevap aradığımız toplantılardır. Ortak mücadele zemini genişledikçe seçimlerde nasıl bir yol izleneceğine dair bir strateji de şekillenecektir.

Biz demokrasi ittifakını çok daha geniş bir çerçevede tanımlıyoruz. Zamanla aktörlerin birlikte daha  rahat hareket edeceği mekanizmalar ortaya konulacaktır. Mesela Kürdi partilerle de ittifak çalışmalarımız var; keza emek ve meslek örgütleri, inanç grupları ve yöre dernekleriyle de görüşmelerimiz sürüyor. Toplumun en geniş kesimlerini kapsayacak bir çalışma içindeyiz. Dolayısıyla biz Türkiye’de sömürülen, dışlanan ötekileştirilen, mazlum ve mağdur olan bütün kesimlerle bir arada ortak bir mücadele yürütmek, mümkünse bu ortak mücadele zemininde seçime birlikte girmek istiyoruz. Sol-sosyalist parti ve oluşumlarla yürüttüğümüz çalışma bu noktada önemli bir boyuttur.

Bu mücadele ortaklığının büyümesinden bahsettiniz. HDP’nin bu konuda yaklaşımı ne olacak?

Toplantıdan önce bir açıklama yapmam doğru olmaz. Bu yol, 26 Şubat’ta yapacağımız toplantıda birlikte belirlenecek. HDP’nin ne istediğinin dile getirilmesi yerine, toplantıda birlikte bir yol haritası oluşturulmaya çalışılacak. Her bir parti ve oluşum farklı önerilerle gelebilir.

Kürdi partilerle ittifakınız hangi durumda, pozisyonu ne olacak?

2019 yerel seçimlerine beş Kürdi partiyle birlikte girdik. Şimdi o zemini genişletmek istiyoruz. Başka parti ve oluşumların dahil olması için bölgede özgün çalışma sürdüren bir heyetimiz var. Bu beş parti ve çeşitli çevrelerle farklı dönemlerde bir araya geldik, Kürtçenin resmi dil ve eğitim dili olması konusunda çalışmalar yürüttük, yürütüyoruz. Bu  Kürdi aktörlerin tümünü ittifak başlığı altında bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Somut kararlar ortaya çıktıkça hem görüştüğümüz diğer parti ve çevrelerle paylaşacağız, hem de kamuoyuna duyuracağız.

Paylaşın

Saadet Partisi’nde ‘İttifak’ Çatlağı

Saadet Partisi (SP) Genel İdare Kurulu Üyesi Dr. Abdullah Sevim, parti tabanının CHP ile birlikte görünmekten rahatsız olduğunu ifade etti. Sevim, ayrıca, “Saadet Partisi yöneticileri olarak bizim bunu görmemiz gerek” ifadelerini kullandı.

12 Şubat’ta CHP, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Partisi liderleri ile birlikte Ahlatlıbel zirvesinde yer alan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “Uzunca bir süredir ülkemizin hasret kaldığı uzlaşı, hoşgörü ve diyalog iklimi yeniden yeşermiştir. 6 siyasi partinin genel başkanları olarak bir araya geldiğimiz o masa, umudun ve çözümün adresi olmuştur” demişti.

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Dr. Abdullah Sevim ise parti tabanının CHP ile birlikte görünmekten rahatsız olduğunu söyledi, “Saadet Partisi yöneticileri olarak bizim bunu görmemiz gerek” dedi.

Konya’nın yerel televizyon kanalı Kanal 42’de konuk olan Sevim, şu ifadeleri kullandı:

“Üçüncü bir ittifakı bizim oluşturmamız lazım. Bizim oluşturacağımız bu üçüncü ittifakın Türkiye’nin normalleşmesine büyük oranda hizmet edeceğini düşünüyorum. Saadet Partisi’nin geleceği açısından da bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim tabanımız CHP ile HDP ile bir algılamamızdan, görünmemizden hoşnut değil.

Bunu bizim Saadet Partisi yönetici olarak görmemiz ve bundan sonra Saadet Partisi’nin nerede durması gerektiğiyle ilgili hem ülkemizin menfaatini hem de partimizin geleceğini düşünerek karar vermemiz gerekir.”

Twitter’dan da paylaştı

Sevim, bu sözlerinin yer aldığı videoyu da Twitter hesabı üzerinden “Saadet Partisi olarak eğer illa ki bir ittifakın içerisinde olacaksak bunun 3. ittifak olması gerek! Bu hem ülkemiz hem de partimiz açısından en doğru karar olacaktır…” ifadeleriyle paylaştı.

Paylaşın

BM’den Ukrayna Krizinde Diplomatik Çözüm Çağrısı

Rusya’nın ayrılıkçı bölgeleri tanıma kararı sonrası acil toplanan BMGK ve ardından BM diplomatik çözüm çağrısı yaptı. Moskova diplomasiye açık olduğunu açıkladı. Bugün Britanya, AB ve ABD’den yaptırım kararı bekleniyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donbass bölgesindeki Donetsk ve Lugansk yönetimlerini tanıma kararının ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) acil toplandı.

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları konuyla ilgili toplantı gerçekleştirecek, yaptırım kararları görüşülecek. ABD’nin de yaptırım kararını bugün açıklaması bekleniyor.

Rusya: Minsk anlaşmasını değiştirmez

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya, BM Güvenlik Konseyi’ni savaşın önüne geçmeye ve Kiev’in Donbass’ı vurmasını engellemeye odaklanmaya çağırdı.

Sputnik’in haberine göre Nebenzya, Moskova’nın diplomatik çözüm konusunda hala açık olduğunu ifade etti.

Nebenzya, Rusya’nın Lugansk ve Donetsk’i tanıma kararının Minsk anlaşmalarını hiçbir şekilde değiştirmediğini söyledi.

“Eskisi gibi diplomasi ve diplomatik kararlar için açığız” diyen Nebenzya, Batı’ya “duyguları bir kenara bırakıp durumu daha da kötüleştirmemeleri” çağrısı yaptı.

Ukrayna: Siyasi çözüme bağlıyız

Ukrayna’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Sergiy Kyslytsya, Rusya-Ukrayna krizinde Kiev’in barış istediğini, bu konuda siyasi ve diplomatik çözüme bağlı olduklarını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan Kyslytsya, “Rusya’nın müzakereler için masaya dönmesini talep ediyoruz. Ukrayna topraklarında ek Rus işgal birlikleri konuşlandırma emrini kınıyoruz. İşgal birliklerinin derhal ve doğrulanabilir şekilde geri çekilmesini talep ediyoruz” dedi.

ABD’den “mülteci akını” uyarısı

ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, Rusya’yı Ukrayna’yı daha fazla işgal etmek için bahane yaratmaya çalışmakla suçlayarak, “Bu eylemin sonuçları Ukrayna sınırlarının çok ötesinde hissedilecek” dedi.

Thomas Greenfield, Rusya’nın eylemlerinin sonuçlarının korkunç olacağı uyarısında bulunarak, işgalin devam etmesi halinde yıkıcı can kayıplarının yanı sıra Avrupa’nın milyonlarca yerinden edilmiş insan ile mülteci krizi yaşayacağı uyarısında bulundu.

“Başkan Putin uluslararası sistemimizi test ediyor, kararlılığımızı test ediyor” diyen Thomas Greenfield, toplantı sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada da “Güvenlik konseyi, Rusya’nın savaş başlatmaması, diplomasiye yönelmesi konusunda ortak mesajı verdi” diye konuştu.

Britanya: Ekonomik sonuçları olacak

Güvenlik Konseyi’nde söz alan BM’nin Britanya Daimi Temsilcisi Barbara Woodward da Rusya’nın Ukrayna hamlesini kınayarak, bu eylemin bölgede can kayıplarına ve korkunç insani krize yol açacağını belirtti.

Woodward, “Eylemlerinin ciddi ekonomik sonuçları olacaktır” dedi ve Güvenlik Konseyinin Rusya’yı gerginliği azaltmaya, saldırganlığını kınamaya ve BM Şartı’na saygı duymaya çağırma sorumluluğunun bulunduğunu kaydetti.

BM: Büyük çatışma önlenmeli

Birleşmiş Milletler (BM), Ukrayna ve Rusya arasında gelinen noktanın son derece tehlikeli olduğu uyarısı yaparak, büyük çatışma riski taşıyan gelişmelerin ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerektiği çağrısında bulundu.

BM Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Ukrayna’nın çağrısı ile acil toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde, bölgedeki tehlikeli gelişmelerden çok büyük endişe duyduklarını aktardı.

DiCarlo, “Önümüzdeki saatler ve günler kritik olacak. Büyük çatışma riski gerçektir ve ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerekir” diye konuştu, taraflar arasında diyaloğu sürdürmenin önemli olduğunun altını çizdi.

Paylaşın

HDP İle Müzakere Kapısı Açılabilir Mi?

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), “güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmasını tamamlayan altı muhalefet partisi liderinin 12 Şubat’ta gerçekleştirdikleri “yuvarlak masa” toplantısına yönelik “yok sayılıyoruz” tepkisinin nedenleri tartışılıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Davet sahibi olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “HDP ile görüştükleri ve gerektiğinde de görüşmeye devam edecekleri” yönündeki açıklamalarına karşın HDP, “Cumhurbaşkanlığı için ortak aday belirleme, demokratikleşme, sistem değişikliği süreçlerine” partilerinin dahil edilmesi için “müzakere formülü”nün masaya konulmasını istiyor.

HDP’yi “aceleci” ve “tabana mesaj verme kaygısıyla hareket etmekle” eleştiren bazı muhalefet partili yöneticiler ise ilerleyen süreçte HDP ile seçime dönük görüşmelerin yürütüleceğini ifade ediyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortak çalışma yürüten CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi Genel Başkanları 12 Şubat’ta Çankaya Belediyesi’ne ait Ahlatlıbel tesislerinde “çalışma yemeğinde” bir araya gelmişti.

Bu toplantıya en sert tepki ise “yok sayıldık” diyen HDP’den gelmiş ve bazı HDP yöneticileri cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “kendi adaylarını çıkarabileceklerini” de ifade etmişti.

HDP kulislerinde 6 muhalefet partisine yönelik tepkinin nedenleri ve seçim işbirliğine ilişkin beklentiler konusunda şu değerlendirmeler yapılıyor:

Tepkiye neden olan ifade: ‘Yarının Türkiyesini kurmak’

6 liderin yuvarlak masa toplantısına tepkinin asıl nedeni olarak, zirve sonrasında yapılan yazılı açıklamadaki bazı ifadeler gösteriliyor:

“Bu bir Millet İttifakı masası, genişlemesini konuşuyoruz, dense anlarız. Ama bildiride, ‘bugün burada milletimiz adına yarının Türkiyesini inşa etmek için önemli bir adım attık’ deniliyor.

“Türkiye’nin geleceğini ve anayasal idari yapısını konuşuyorlar. Biz zaten Millet İttifakı içinde yer almayacağımızı söylemişiz. Ama Türkiye’nin geleceği, idari yapısı, anayasa değişikliği konuşuluyorsa, bizim orada olmamız gerekirdi. Çünkü bu konularda bizim de fikirlerimiz var ve tutum belgesi ile kamuoyuna açıkladık. HDP’nin de görüşlerini dikkate alan bir formülasyon yapılabilirdi, bu dikkate alınmadığı için de bizde öfke yaratıyor.”

‘Taban, ‘Ne değişecek’ diyor’

HDP kaynakları, 6 muhalefet liderinin birlikte verdiği fotoğrafın, parti tabanında “dışlanmışlık” algısı yarattığı ve bunun karşılığında da seçmenin “iktidar değişse ne değişecek?” sorusunu kendilerine yönelttiğini ifade ediyor:

“Birlikte fotoğraf verilip, ‘Yarının Türkiyesini inşa etmek için adım attık’ dendiği zaman bu dışlayıcılık anlamına geliyor. O zaman da tabanımız şunu söylüyor: ‘İktidar bizi dışlıyor, muhalefet de bizi dışlıyor, yok sayıyor. O zaman bizim için ne değişecek, biz niye onların adaylarına destek vereceğiz?’

“Asıl rahatsızlık nedeni bu. Evet biz, üçüncü bir ittifak veya demokrasi ittifakı olarak seçime girebiliriz ama cumhurbaşkanlığı seçimi ve seçim sonrasında yol temizliği konusunda veya anayasa değişikliği gibi konularda tek başına değiştirme şansımız yok. Onun için de Millet İttifakı ile bu süreci müzakere etmemiz lazım. Onun için diyoruz ki bir müzakere formülü ortaya konulmalı.”

6 liderin buluşması sonrası yapılan yazılı açıklamada, “eşit yurttaşlık” vurgusu yapılmasına karşın, Kürt sorunun demokratik çözümüne vurgu yapılmaması da HDP’nin rahatsızlık konularının başında yer alıyor.

‘Birinci tercih ortak aday’

Parlamento ittifakı konusunda bir taleplerinin olmadığına dikkat çeken HDP yöneticileri, muhalefetle işbirliği alanlarını “cumhurbaşkanlığı seçimi” ve seçim sonrasına dönük demokratikleşme adımları, olası anayasa değişikliği olarak ifade ediyor.

HDP kulislerinde, muhalefet tarafından da dışlanmaları halinde “kendi adaylarını çıkarabilecekleri” yönündeki sesler yükselse de, bunun “birinci tercih olmadığı” dile getiriliyor:

“Kendi adayımızı çıkarmak, asla birinci tercihimiz değil, amaç ortak aday çıkarmak. Birinci turda, büyük kazanmak iddiasındayız. Eğer muhalefetin ortak adayı soldan veya sola yakın bir aday olursa, bu büyük ihtimalle ortak aday olur.

“Ancak eğer Millet İttifakı derse ki biz sağdan bir çatı aday göstereceğiz, o zaman belki bizim birinci turda kendi adayımızı çıkarmamız sözkonusu olabilir. Seçim ikinci tura kalırsa, bizim o zaman Millet ittifakı’nın ya da o zaman adı ne olacaksa, onun adayını desteklememiz söz konusu olabilir. Sandığa gitmeme gibi bir tercih şu an için gündemde değil.”

Muhalefet, HDP’nin eleştirilerine ne diyor?

Ahlatlıbel zirvesinde liderleri bir araya gelen muhalefet partileri, HDP’nin tepkisini “erken ve aceleci” olarak nitelendirirken, bu tepkilerin daha çok “kendi tabanını konsolide etmeye dönük” hamle olduğu yorumu yapılıyor.

Yerel seçimlerde “İYİ Parti ile yan yana getirmeden” HDP ile işbirliği kapılarını açık tutan ve ve büyükşehirlerde bu partinin desteğini alan CHP, geçmiş yıllara göre ellerinin daha rahat olduğunu ve HDP ile bundan sonra da daha açık görüşmeler yürütüleceğini ifade ediyor.

CHP olarak siyasi partilerle “ikili, üçlü” görüşmelerin yürütülebileceğine dikkat çeken CHP kurmayları, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve demokratikleşme, anayasa değişikliği konularında HDP ile görüşmelerin yapılacağını ve bu diyalog zeminlerinin oluşturulmasına dönük formüllerin de bulunacağını ifade ediyorlar.

‘Muhalefet oyununu çok iyi kurmalı’

6 muhalefet partisi içinde HDP ile “yan yana” gelmeyi reddeden tek parti ise İYİ Parti.

“Merkez sağda” konumlanma iddiasına karşın İYİ Parti, parti yönetiminde ülkücü kökenli isimler egemen. Genel Başkan Meral Akşener’in HDP’ye mesafeli olduğu ve açık bir seçim işbirliğine de karşı görüşte olduğu biliniyor.

Bu nedenle bu iki partinin aynı ittifak içinde yer alması mümkün görünmüyor. Ancak, kritik görülen cumhurbaşkanlığı seçiminde işbirliğinin “CHP kanalıyla” yapılacağı da kulislerde konuşuluyor.

Ancak gerek cumhurbaşkanlığı adaylığı ve gerekse HDP’ye karşı İYİ Partili bazı yöneticilerin yaptığı sert açıklamaların bu süreci de zora sokacağı yorumları da yapılıyor.

Bazı İYİ Parti kurmaylarına göre, parti içinden farklı seslerin çıkması “parti içi demokrasinin gereği. Ve bu farklı sesler, her zaman partinin genel politikasını yansıtmıyor.”

Önümüzdeki seçimin muhalefet için son derece kritik olduğuna dikkat çeken bir İYİ Partili bir kaynak, muhalefetin çok “stratejik” davranması gerektiği görüşünde:

“Herkes büyük fotoğrafı görmeli ve adımlarını duygusal değil akıllıca atmalı. Bu siyasi yapılanmamın havuz problemine dönüşmemesi lazım. Yani üstten suyu koyarken, alttan kaçırmamak lazım. Onun için akıllıca taktikler ve stratejik bir süreç yürütülmeli. Eğer iktidar tarafın her türlü oyunu mübah görüyorsa, muhalefet de kendi oyununu çok iyi kurmalı.”

İYİ Parti’de ağırlıklı görüş, cumhurbaşkanlığı seçimi için oylarına ihtiyaç duyulan HDP’nin ilk tur için kendi adayını çıkarması, ikinci turda ise muhalefeti desteklemesi yönünde.

‘Talepler, siyasi komisyonda tartışılır’

HDP’nin tepkisi Gelecek Partisi kulislerinde, “dışlanmışlık” üzerinden mağduriyet yaratarak “tabana mesaj” olarak yorumlanıyor.

6 liderin ilk kez bir araya gelerek görüntü verdiğini ve bu görüşmelerin ilk ayağını da “güçlendirilmiş parlamenter sistemin” oluşturduğuna işaret eden Gelecek Partisi kaynakları, HDP’nin “aceleci” davrandığı görüşünde:

“Sapla, saman birbirine karıştırılıyor. Ahlatlıbel zirvesinin ardından yapılan açıklama aslında o toplantının havasını yansıtmak için hazırlanmış bir metindi. Burada biraz acelecilik yapıyorlar. Ama o toplantıda alınan kararları insanlar görmek istemiyorlar.

“Alınan kararlardan bir tanesi de demokratikleşme, anayasa değişikliği, toplumsal taleplerin karşılanmasına ilişkin çalışmalar yürütmek üzere kurulacak olan siyasi bir komisyon kurulması.

“Türkiye’nin geleceğine, yarınına yönelik bir vizyon konulacaksa orada bunlar ele alınacak, ilkeler orada belirlenecek. Kürt sorununun demokratik çözümü de, Alevilerin sorunları da, diğer demokratikleşme taleplerinin görüşüleceği yer de o komisyon, yer alacağı belge de o komisyonun hazırlayacağı belge olacaktır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Sosyal Medyadan Paylaştı: Bahçeli’nin Kandilleri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talimatıyla kendisine gönderilen kandillere ilişkin bir videoyu sosyal medya hesabından paylaştı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Bahçeli’nin kandilleri’ notuyla paylaştığı videoda, “Sevgili halkım merhaba, burası genel merkezimizdeki makam odalarının hemen yanında bulunan küçük kütüphanemiz” ddedi.

Kılıçdaroğlu, videonun devamında ise şu ifadeleri kullandı:

“Biliyorsunuz elektrik faturalarını ödeyemeyenler için kendi şahsi faturamı ödememe protestomu başlatmıştım. Amacım ödeyemeyenlerin sesi olabilmektir. Elektriğimi kesmekle tehdit ediyorlar, Donacaksın diyorlar, karanlıkta kalacaksın diyorlar.

Bunlar beyhude çabalar. Her şeyi göze alarak yola çıktım. Bahçeli AK Parti sözcülerinden daha ateşli bir beşli çete savunucusu olup çıkıverdi. ‘Halkımız bu faturalarla acı çekiyor’ dedik diye tüm MHP teşkilatlarına kandil göndertti. Bakın gelenlerin hepsi kütüphanemizdeki masada. Koca MHP’yi ne hale getirdi, yazık.

Halk acı içinde Bahçeli 5’li çete savunmasında. Bahçeli, beşli çetenin karlarına savunadursun, bu iş nereye kadar gidecekse gitsin. İşte tam oraya kadar gideceğim ve zamlar geri çekilecek. Bu kandillerde hoş bir hatıra olarak müzemizde yerini alacak, Bahçeli kandilleri olarak.”

Paylaşın

‘Çiller’in Başına Geçeceği’ İddia Edilen Partinin Genel Başkanı İstifa Etti

Yeniden siyaset sahnesine dönüş yapmaya hazırlandığı iddia edilen eski başbakan Tansu Çiller’in olağanüstü kurultayla başına geçeceği iddia edilen Aydınlık Demokrasi Partisi’nde (ADP) Genel Başkan Salih Önel bugün itibariyle istifa ettiğini duyurdu.

Yeniçağ gazetesinden Fatih Ergin’e konuşan Önel, son günlerde partinin yönetim kurullarında kendisine karşı anlam veremediği bir muhalefetin ve tepkinin oluştuğunu belirtirken, Çiller’e yakınlığı ile bilinen DYP Isparta eski Milletvekili Ömer Bilgin’in teşkilatların ‘kendileri ile hareket etmeleri’ için çalışmalar yaptığını belirtti.

Önel, yaklaşık iki ay önce Çiller’e bir ziyarette bulunduğunu ve arzu etmesi halinde partinin başına geçebileceğini söylediğini de aktardı.

Yeniden Refah Partisi ile ittifak iddiası

Haberde ayrıca DYP’li eski isimlere dayandırılarak, Ağustos 2021’de Salih Önel tarafından kurulan ADP’nin olağanüstü kurultayla başına geçerek genel başkan olmayı hedefleyen Çiller’in Yeniden Refah Partisi ile de ittifak kurmayı düşündüğü aktarıldı.

YRP ile kurulacak ittifaka “Anadolu İttifakı” adının verilmesinin düşünüldüğü, Çiller’in görüşmeler gerçekleştirdiği DYP’li eski yol arkadaşlarının bazılarından ise destek bulamadığı da öne sürüldü.

Buna göre Çiller Anadolu İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olacak, aktif siyasete dönmeye kesin karar vermesi durumunda da Doğru Yol Partisi’nin isim hakkını alınması da seçenekler arasında. Tansu Çiller hakkındaki iddiaların medyaya yansımasının ardından parti kurma niyetinde olmadığını belirten bir açıklama yapmıştı.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Aşı Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 85 bin 26 yeni vaka tespit edilirken, 268 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşı ve zayıf varyant avantajıyla Covid-19’a karşı artık güçlüyüz. Aşılarınızı yaptırın.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 461 bin 513 test yapılırken, 85 bin 26 yeni vaka tespit edildi. 268 kişi hayatını kaybederken, 94 bin 402 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Variola virüsünün neden olduğu Çiçek Hastalığı gibi birçok hastalık aşıyla ortadan kalktı. Başka pek çok bulaşıcı hastalıksa aşılar sayesinde önlenip, yayılımları engellenebiliyor. Biz de aşı ve zayıf varyant avantajıyla Covid-19’a karşı artık güçlüyüz. Aşılarınızı yaptırın.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 20 Şubat verilerine göre, dün 440 bin 183 test yapılmıştı. Dün, 70 bin 355 vaka tespit edilirken, 263 kişi hayatını kaybetmiş ve 91 bin 164 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Demirtaş’a Verilen Hapis Cezası Onandı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 24 Arlaık 2015 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki konuşmasında “Cumhurbaşkanına hakaret” ettiği gerekçesiyle hakkında açılan davada aldığı 3 yıl 6 ay hapis cezası onandı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, verdiği kararda “yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığı” belirtildi. İstinaf başvurusunun reddine karar verildi.

Üye hâkim muhalefet şerhinde şu ifadeleri kullandı:

“Sanık Selahattin Demirtaş hakkında 24/12/2015 günü Rusya ziyareti sonrası havaalanında basın açıklaması yaparken söylediği sözlerle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na hakaret ettiğinden bahisle cezalandırılması için açılan iki ayrı kamu davasının birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda; yerel mahkeme tarafından sanığın sözlerinin fikri içtima kapsamında değerlendirme yapılarak ceza yasasında en ağır cezayı gerektiren suç olan Cumhurbaşkanına Hakaret suçunu işlediği sabit görülerek sanığa ceza verildiği anlaşılmıştır.

Sanık Selahattin Demirtaş’ın ve vekillerinin yargılama aşamasında sanığın suç tarihinde milletvekili olduğunu, TBMM çalışmaları sırasında Meclis’te söylediği sözleri Rusya’ya yaptığı ziyaret sonrasında havaalanında basın mensuplarına tekrarladığını, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 83/1 maddesi gereğince yasama dokunulmazlığının bulunduğunu, TBMM çalışmaları sırasında söylediği sözleri Meclis dışında tekrarlamasından sorumlu tutulamayacağını ileri sürdüğü, yerel mahkemenin verdiği kararında ise; “Sanığın milletvekilliği görevi süresince ve suç tarihinden önce TBMM’de ve Meclis çalışmaları sırasında iddianameye konu olan sözlerin aynısını söylediğine dair soyut savunma yaptığını, herhangi bir somut delil sunamadığını, bu nedenle Anayasanın 83/1 maddesi korumasında olmadığını” belirterek talepleri reddettiği anlaşılmış ise de; yargılama aşamasında sanık vekillerinin sanığın TBMM çalışmaları sırasında benzer sözleri söylediği bazı parti grup toplantılarının tarihlerini verdikleri anlaşılmıştır.

Yerel mahkemenin sanığın müdafilerinin ileri sürdükleri tarihlerdeki sanığın eş başkanı olduğu partisinin grup toplantılarına ait belgelerin ve tutanakların TBMM Başkanlığı’ndan getirterek inceledikten sonra Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 83/1 maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığı açısından sanığın hukuki durumunu belirlemesi gerekirken eksik kovuşturma ile hüküm kurması hatalı olup, ayrıca, Mahkemenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 83/1 maddesinde düzenlenen yasama dokunulmazlığını değerlendirdikten sonra sanığın yasama dokunulmazlığından yararlanamayacağı kanaatine varması halinde ise; dosya içerisine konulan Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/541 Esas Sayılı dosyasına ait belgelerin incelenmesi sonucunda ve UYAP’tan yapılan araştırma sonucunda; sanık Selahattin Demirtaş hakkında katılanlar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik olarak suç tarihi 27/02/2016 olan hakaret suçlarından iki ayrı kamu davası açıldığı ve iki davanın Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/541 Esas Sayılı dosyasında birleştirildiği, bu dosyanın halen derdest olduğu ve Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/541 Esas Sayılı dosyasıyla mağdurları Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, suçları hakaret olan Türkiye’nin çeşitli illerindeki mahkemelerden gelen dosyaların birleştirildiği tespit edilmiştir.

Birleşen dosyalarla ilgili Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/541 Esas Sayılı dosyasından gelen belgeler yeterli olmadığından UYAP’tan araştırma yapılmış ve yapılan araştırma sonucunda mağduru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve suçu hakaret olan Ankara 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/1656 Esas Sayılı dosyasının suç tarihinin 03/08/2015 olduğu, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/37 Esas Sayılı dosyasının suç tarihinin 09/09/2015 olduğu, Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/1462 Esas Sayılı dosyasının suç tarihinin 26/11/2015 olduğu, Mardin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/24 Esas Sayılı dosyasının suç tarihinin 04/02/2016 olduğu, yine mağduru dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu suçu hakaret ve suç tarihi 07/09/2015 olan İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/200 Esas Sayılı dosyalarının olduğu tespit edilebilmiştir.

Bu dosyalardan suç tarihi 04/02/2016 olan Mardin 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/24 Esas Sayılı dosyasından Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/541 Esas Sayılı dosyasıyla ilgili verilen birleştirme kararının ise Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından ayrıca onandığı anlaşılmıştır

Sanık Selahattin Demirtaş hakkında Cumhurbaşkanına hakaret ve dönemin başbakanına hakaret eylemleriyle ilgili halen derdest olan Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/541 Esas Sayılı dosyasının birleşen dosyalarla birlikte suç tarihlerinin 03/08/2015 ile 27/02/2016 tarihleri olduğu ve bizim dosyamızın suç tarihi olan 24/12/2015 tarihinin bu tarih aralığında kalması nedeniyle TCK’nın 43. Maddesinde düzenlenen zincirleme suç kapsamında kalıp kalmadığı, sanığın suç işleme kastının yenilenip yenilenmediğinin tespiti açısından dosyanın Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/541 Esas Sayılı dosyasıyla birleştirilerek yargılamanın yapılması gerekirken eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırı olup bu sebeplerle sayın üyelerin görüşüne katılmıyorum.”

Paylaşın

Erdoğan, Erken Seçim İçin Neyi Bekliyor? Dikkat Çeken Açıklama

Merkezi İngiltere’nin başkenti Londra’da bulunan Bluebay Varlık Yönetimi Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash, AKP’nin mevcut ekonomi politikalarıyla TL’yi Haziran 2023’e kadar stabil tutabileceğini düşünmediğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu nedenle erken seçim kararı alacağını düşündüğünü belirten Ash, TL’nin stabil olduğu bir periyod yakalarsa ve anketlerde iyileşme görürse Erdoğan’ın Türkiye’yi sonbahar aylarında seçime götüreceğini öne sürdü.

T24’ten Metin Kaan Kurtuluş’a konuşan Ash, şu ifadeleri kullandı:

“Ben mevcut ekonomik politikanın Lira’yı 2023 Haziran’a kadar stabil tutabileceğini düşünmüyorum. O yüzden bence Erdoğan’ın seçimlere erken gitmesi çok olası. Eğer Lira bir periyotta stabil kalırsa ve anketlerde biraz iyileşme görürse eylül-ekim ona erken seçimlere gidebileceği bir pencere verebilir. Bence piyasalar anketlere ve mesajlara odaklanacak: Bu tartışmalı bir seçim mi olacak? Kampanya dönemi sakin mi geçecek? Erdoğan kaybederse iktidarı kolay bir şekilde teslim edecek mi? Piyasalar barışçıl ve demokrat bir seçim istiyor. Aynı zamanda kazanan kim olursa iyi ekonomik politikalar uygulanmasını istiyor. Dediğim gibi; mevcut ekonomik politika ortamı; negatif reel faiz oranları çok zarar verici. Yüksek enflasyonun ana nedenlerinden biri. Piyasalar kesinlikle para politikasında değişiklik görmek istiyor.

“Merkez Bankası zor bir karar verip politika faizini yükseltmek zorunda kalacak”

Ukrayna’da bir savaş görürsek Türkiye politikasını değiştirmek zorunda kalacak. Türkiye daha yüksek enerji fiyatları ve turizmden gelir kaybedeceği için zarar görecek. Bence mevcut hedef mayıs-haziran ayında turizm sezonu başlayana kadar zaman kazanmak. Bunun cari açığı hafifleteceğini umuyorlar. Ancak gelecek ay içinde Ukrayna’da bir çatışma görürsek Rus ve Ukraynalı turistler büyük ihtimalle Türkiye’ye gelmeyecek. Bu, cari dengeye darbe vurur. Döviz kurunda büyük baskı görürüz. Bence bu durumda Merkez Bankası zor bir karar verip politika faizini yükseltmek zorunda kalacak.

“Hükûmet ve Merkez Bankası, enflasyonla mücadele etmek için çok daha sıkı çalışmalı”

Kur aralıkta 18.30’a gitti. 13.50’de olsa bile, çok fazla değer kaybetmiş bir para birimi var ortada. O yüzden para birimi bu kadar zayıf bir durumda stabilize olmuşken bir mucize veya başarıdan söz etmek çok zor. Para birimi için bir akış olmalı; belki de bu odur. Bence Bakan Nebati ve Merkez Bankası için zorluk şu; Lira şu an ucuz olabilir, bu da cari denge o ayara gelmeye devam ediyor anlamına geliyor olabilir. Ama enflasyon yüzde 50 iken Lira’nın rekabetçiliği 13.50’de bile çok hızlı eriyecek. Eğer sene sonuna kadar 13.50’de kalırsa belki bu yüzde 50’yi falan memnun edecek. Bilmiyorum. Tehlike şu; rekabetçi kalabilmek ve enflasyonla dengede kalmak için değer kaybetmeye devam etmek zorunda. Yani burada merkezde enflasyon var. Hükûmet ve Merkez Bankası, enflasyonla mücadele etmek için çok daha sıkı çalışmalı.

O yüzden soruna dönersek; ben ortada bir mucize olduğunu düşünmüyorum. Maalesef geçen sene değer kaybına kötü politikalar sebep oldu. Geçen sene Lira’yı ayakta tutmak için ciddi anlamda uluslararası rezerv satıldığını gördük. Şimdi ise ‘bekle ve gör’ modundayız. Daha iyi politikalar görmek istiyoruz. İstikrar olup olmayacağını ve tünelin sonunda ışık olup olmadığını bu belirleyecek.

“Türkiye’ye yatırım yapmak çok zor”

Hatırlayacaksınız; Ağbal, Merkez Bankası başkanlığına getirildiğinde insanlar bunun bir dönüm noktası olduğuna inandı ve Türkiye’ye tekrar para yatırdılar. Sonra kovuldu ve çok para kaybettiler. O yüzden Türkiye’ye güven az. Bu hükûmetin yabancı yatırımcının güvenini kazanması için çok çalışması gerekiyor. İmkânsız değil. AKP, Türkiye’yi 20 senedir yönetiyor. İlk 10 yıl inanılmaz derecede başarılıydı. Ekonomi ilk 10 yılda çok başarılıydı. İkinci 10 yıl o kadar başarılı olmadı. İnsanlar, Türkiye’nin o ilk 10 yılki haline dönebileceğini umuyor. Hatırlayın Türkiye o 10 yılı yükselmiş yatırım notuyla bitirdi, şimdilerde ise o not ciddi oranda düşürüldü. Yatırımcılar da pragmatiktir ve fırsatlar isterler. Bu kadar negatif reel faiz oranı ve bu kadar yüksek enflasyonla şu anda Türkiye’ye yatırım yapmak çok zor.

Paylaşın