Elektrik Zammına Bir Dava Da Tüketiciyi Koruma Derneği’nden

Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer) elektriğe gelen zamlar için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) karşı davamızı açtı. Dava haberini de Kadıköy’deki Genel Merkez binasında yaptığı bir basın açıklamasıyla duyurdu.

Burada konuşan TükoDer Genel Başkanı Aziz Koçal “EPDK tüketiciyi korumak bir yana elektrik şirketlerinin kârını yükseltmek için fahiş zam saikiyle hareket etmiştir” dedi.

Koçal, EPDK’nin elektrik fiyat düzenlemesini hazırlarken Anayasanın 172 (tüketicilerin korunması)ve 167 (tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme) maddelerine aykırı davrandığını söyledi.

“Tüketicinin en temel hakkı, kâr amacı olamaz”

Ayrıca yine Anayasanın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesini ihlal ettiğini belirtti. EPDK’nin Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesini de hiç dikkate almadığını söyleyen Koçal şöyle devam etti:

“Beyannamenin ilk maddesi tüketicilerin temel ihtiyaçlarının giderilmesi hakkı. İnsan olmaktan doğan ve hayatını devam ettirebilmesi için gereken asgari ihtiyaçlarını karşılayabileceğini belirten bu hak tüketicinin en temel hakkı olarak durumda.

“Başta yaşam hakkı olmak üzere, beslenme, barınma, ısınma, aydınlanma, içecek su bulma, eğitim, sağlık, güvenlik, adil yargılanma, sağlıklı çevrede yaşama, ulaşım ve haberleşme gibi bütün ihtiyaçlar tüketicinin en temel haklarıdır.

“Bu nedenle tüketicin en temel ihtiyacı olan elektrikle sağlanacak olan ısınma, aydınlanma gibi ihtiyaçlarının karşılanması için sağlanacak enerjisinin fiyatlarının belirlenmesinde temel saik kâr elde etme amacı olamaz. Kamunun menfaati ön planda tutulmalıdır. Bu aynı zamanda sosyal bir hukuk devleti olmanın gereklerindendir.

“EPDK’nın takdir yetkisi sınırsız değil”

Koçal, EPDK’nin sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi ve görevi olmadığını da belirtti. Asgari tüketim miktarları ile kademelerin bilimsel ve teknik bir raporla tespit edilmesi gerektiğini savunan Koçal, “Ortada hiçbir bilimsel ve teknik dayanak ile gerekçe yok” dedi. Koçal sonrasında şöyle devam etti:

“Devletin ve kamu kurumlarının, kamu hizmetlerini sunarken kâr elde etme saikiyle değil, en uygun ve ekonomik şekilde sunma saikiyle hareket etmesi gerekmektedir.

“Eğer günün ekonomik şartları tutarlarda güncelleme gerektiriyor ise, bunun bilimsel ve teknik raporlara dayandırılarak gerekçelendirilmesi gerekmektedir. Tıpkı özel bir kurum veya kuruluş gibi fiyat güncellemelerini fırsat bilerek kâr elde etmeye çalışmamalıdır.

“Hele ki elektrik gibi kullanımı temel bir ihtiyaç olan alanda çeşitli görünümlerde vatandaşın tuzağa düşürülmemesi gerekmektedir. Takdir yetkisine dayanan işlem ve kararlarda bilimsel ve gerçekçi gerekçenin bildirilmesi, takdir yetkisinin hem hukuka hem de ihtiyaca uygunluğunun denetimini kolaylaştırır.

“Bilimsel bir hesaplama yapıldığında görülecektir ki tüketicinin tasarrufa teşvik edilmesi söz konusu dahi olmayıp işbu Karar vatandaştan haksız kazanç sağlama saikiyle alınmıştır.

“EPDK’nın takdir yetkisi sınırsız olamaz. Enerjinin ulaşılabilir ve insani yaşam koşullarında ödenebilir olması temel bir insan hakkıdır. Tüketicilerin haklı olarak tepki verdiği, elektriğe yapılan fahiş orandaki bu zamlara karşı mücadelemizin devam edeceğini zamların geri alınmasının takipçisi olacağımızı duyuruyoruz.”

Barolar da dava açmıştı

Elektrik zamlarına karşı geçtiğimiz haftalarda bir çok dava haberi gelmişti.  Türkiye Barolar Birliği (TBB) elektrik faturalarındaki fahiş zamlara karşı Danıştay’a gitmişti. TBB, zamlar hakkında, “asıl amacın ise elektrik şirketlerinin kâr marjının arttırılması olduğu açık ve tartışmasızdır” açıklaması yapmıştı.

CHP ve DEVA gibi partiler ile Tüketici Konfederasyonları da zamları yargıya taşımıştı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘İSKİ’ Çıkışı: Elektriğe Zammı Ben Mi Yaptım?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ Genel Kurulu’nda çoğunluktaki AKP-MHP grubunun oylarıyla çıkan ‘suya sıfır zam’ kararının ardından bugün konuyla ilgili açıklama yaptı.

AKP ve MHP grubuna sert tepki gösteren İmamoğlu, Erdoğan’ın ‘suya indirim’ isteğini de eleştirdi. İmamoğlu, zam talebinin sorumlusunun kendilerinin olmadığını belirterek ülkenin ekonomik durumuna ve krize dikkat çekti. “Bu ülkede herhangi bir şeyin fiyatı çok artıyorsa bunun sorumlusu ekonomiyi yöneten kişilerdir, iktidardır” dedi.

“İBB’ye karşı çok kötü bir oyun oynanıyor” diyen İmamoğlu, İSKİ yönetmeliğe göre maliyeti altında su temini yapılamayacağını söyledi. “İSKİ’yi organize kötülükle batırmaya çalışan arkadaşlara bir haberim var; yaptınız suçtur” diye konuştu.

İmamoğlu “Sizin öfkeniz yüzünden milyarlarca lira zarara girecek olan İSKİ’nin zararı, emin olun çok kısa sürede bu zararı bizim teklifimize ret oyu veren her üyeden rücu edilecek. Mahkemelerde İstanbul’a verdiğiniz zararın faturasını göreceksiniz. Şimdi siz düşünün” ifadelerini kullandı: İmamoğlu özetle şunları söyledi:

“Mevcutta bir bütçe var. 15 milyar liraya yakın hale gelmiş yeni bütçeyi, revize bütçe talebini bile görmezden gelmek, körleşmiş bir AKP grubu var karşımızda. Dolayısıyla ve günün sonunda öyle bir komik hale geldiler ki sözüm ona bir teklif sunuyorlar; diyorlar ki ‘Siz bizim küçük zam teklifimizi kabul edersiniz ya da hiç zam vermeyiz.’

Bu nasıl bir tavır? Tehdit yapıyor. İstanbul tarihi böyle bir cahil adam görmemiş. Tehdit ediyor bizi. Tehditten sonra bizden de o tehdidine boyun eğeceğimize zannediyor. Neye? Hiçbir temeli olmayan teklifine evet diyecekmişiz. Biz sana pabuç mu bırakacağız. İstanbul’u kaybetme öfkesi yüzünden bütün vicdanını kara bir bulut kaplamış İSKİ’yi organize kötülükle batırmaya çalışan arkadaşlara bir haberim var; yaptınız suçtur!

Sizin öfkeniz yüzünden milyarlarca lira zarara girecek olan İSKİ emin olun çok kısa sürede bu zararı bizim teklifimize ret oyu veren her üyeden rücu edilecek. Mahkemelerde İstanbul’a verdiğiniz zararın faturasını göreceksiniz.

Mecburen sunmak zorunda kaldığımız yüzde 50 civarında artışın olduğu artışının vebali İSKİ veya İBB değildir. Bu ülkede herhangi bir şeyin fiyatı çok artıyorsa bunun sorumlusu ekonomiyi yöneten kişilerdir, iktidardır. Türkiye’yi bu ekonomik buhrana sokanların İstanbul’daki ucuz kahramanlık girişimlerine en güzel yanıtı günü gelince yine hem bu şehrin hem de ülkemizin kıymetli insanları verecektir.

Sundukları artış oranının hiçbir mesneti yok, hiçbir gerekçesi yok. Yüzde 100 civarında artan maliyetlere rağmen yüzde 50 fiyat açıkladık, yine eski bütçe veriyorlar. Arkadaşların bu dayatmacı şekilde sundukları fiyat artışını neye göre sundukları belli değil.

“2021’de neredeyse 0 zam”

Bu kurum hizmet etmekte zorlanıyor. Biz göreve geldiğimizde yüzde 40’a yakın bir indirim teklifi sunduk. Biz bunu yüzde 46 yapacağız deyip biraz daha indirim yaptılar. Tamam bunda sorun yok. Ancak her ay devletin açıkladığı enflasyon rakamlarına göre fiyat yenilemesi yapılan sistemi Meclis’te karar aldırarak iptal ettiler.

Kasım 2019’daki genel kurulda 2020 için zam teklifi yaptık. O günün artışlarına göre yüzde 20 dedik, reddedildi. Temmuz’a geldik. Yüzde 12,62 zam verildi. Ama ne yazık ki o zam yapıldığında Sayıştay kararı gereği bakım bedeli tarifede iptal edildi.

Bu nedenle zam da güme gitti. 2020 Aralık’ta yüzde 6,84 zam verildi. Neredeyse seçimden 2 yıl sonra sadece yüzde 6,84 zam alabildik.

Mayıs’ta yine zam yapılmadı. Haziran 2021’de sıfır zam. Eylül 2021’de olağanüstü bir toplantı çağrısı yaptım, bu sefer yüzde 15 zam yapıldı. Aralık’ta çok komik bir işlem yaptı AKP grubu. Yüzde 36’lık artış yaptılar. Ama ne yaptılar bakın; Eylül’deki yüzde 15,62’yi bundan düşeriz dediler. Artı insani su tüketim hakkının yeniden uygulanması hakkını getirdiler ki bu da yüzde 20’ye tekabül ediyor. Elde var sıfır.”

Erdoğan’a da yanıt verdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İstanbul yüzde 25’in üzerinde zam talebiyle Meclis’e geldi. Ve mecliste tabii ağırlık bizde olduğu için arkadaşlarımız bunların bu zam talebine evet demediler. Biz vatandaşımızın bu noktada huzurunu istiyoruz. Çünkü bunlar seçim öncesi ne diyorlardı suya ekmeğe indirim getireceğiz” sözlerine de cevap veren İmamoğlu şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanımız bize KDV üzerinden mesaj veriyor. Ben çok üzüntü duyuyorum İstanbul sevdan diyorsanız cumhurbaşkanımız İstanbul’a böyle sevda olmaz. Bu ülkenin cumhurbaşkanına her belediye aittir. İSKİ’ye yapılan bu zulmün oradan da bu şekilde bilinerek hala bizim de İSKİ genel kurulundan bir gün sonra bir toplantıda KDV indirimi üzerinden politika yapılıp İstanbul’a zulmetmenin işaretinin oradan verildiği şüphesi bizim kafamızda büyük bir soru işareti. Üzüntüyle takip ediyoruz.

Ülkemizin cumhurbaşkanı 2019 seçimlerinden sonra arzum şu idi; bu şehre hizmet eden belediye başkanıyla sıkı diyalog kentin fayda göreceği hususlarda iş birliği yapma prensibine uygun bir diyalog zemini. Ben hala 2019’daki seçimin insanların zihninde başka travmalara sebep olduğunu düşünüyorum.

Arkadaşlar İBB kimin ya? İstanbul İstanbullunun. İstanbul dünya kenti. Ben bu anlayışı bu yaklaşımı anlayamıyorum. Ve şu mecliste yapılan zulmün o kötülük dolu hareketlerin uyarılmasına dönük hamle beklerken dün yine bizimle yarışan konuşmaların yapılması Ankara’dan beni çok üzmektedir. Memleketin iyi olması için İSKİ gibi kurumlar desteklenmeli.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Tartışmalı Gizli Tanık İçtihadı

Anayasa Mahkemesi (AYM), ilk kez Ergenekon soruşturması sırasında savcı Zekeriya Öz tarafından kullanılan, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da sıkça başvurulan gizli tanıklar konusunda tartışma yaratan bir karar verdi.

Mahkeme, “somut olgular” içermesi halinde tek başına gizli tanık ifadesiyle tutuklama kararı verilebileceğine hükmetti. Hukukçu Celal Ülgen, tek başına gizli tanığın ifadesinin hükme esas olamayacağını belirterek, “kuşkuya kapıldım” dedi.

Arasında İrfan Fidan’ın da olduğu beş üyeli AYM Birinci Bölüm, Diyarbakır Eğil Belediye Meclis Üyesi Rıza Barut’un gizli tanık ifadesi üzerine 2020 yılında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla bir ay süreliğine tutuklanmasıyla ilgili hak ihlali kararı verdi.

Mahkeme, gerekçeli kararında Barut’la ilgili gizli tanık ifadesinin “soyut beyanlar” içerdiği; yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva etmediği ve bu anlamda yargı makamlarına denetim imkanı vermediği belirtti. Bu nedenle Barut’un tutuklanması hukuka aykırı bulundu.

Ancak Yüksek Mahkeme, gerekçeli kararının ayrıntılarında, tek başına gizli tanık ifadesiyle kişilerin tutuklanabileceğini belirtti. Kararda; daha önce Rahip Brunson gibi bazı AYM kararlarında diğer tanık anlatımları ve telefon görüşmeleriyle desteklenen gizli tanık anlatımlarını kuvvetli belirti olarak kabul edildiği anımsatıldı.

Ancak mahkeme, Rıza Barut kararında tek başına gizli tanık beyanının “kuvvetli belirti olup olmadığına yönelik” ilk kez değerlendirme yaptı. Kararda, “şüpheli ya da sanığa gizli tanık beyanını yeterince denetleme imkanı sunulduğu durumlarda gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti olarak kabul edilebileceği” belirtildi.

Mahkeme, bunun için gizli tanığın anlatımlarının “yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri” içermesi şartıyla yargı makamlarına denetim imkanı veren somut olgular içeren gizli tanık beyanının tutuklama bakımından kuvvetli belirti saydı.

Böylece AYM, başka delillerle desteklenmeyen gizli tanık ifadelerinin “somut olgular” içermesi halinde “tek başına kuvvetli belirti olabileceğini” kaydetti. Mahkeme, ayrıca başka bir kararına atıf yaparak, duruşmada sanık tarafından denetlenebilen gizli tanıkların beyanının da mahkumiyete esas alınabileceği değerlendirmesinde bulundu.

“Gizli tanık” endişesi

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre Avukat Celal Ülgen, mahkemenin bu gerekçesiyle kuşkuya kapıldığını belirterek, “Bu ister istemez F tipi yargının, başta Zekeriya Öz olmak üzere yaptığı kurgulamaları akla getiriyor. Tabii bundan üzüntü duyuyor insan” dedi.

Halbuki gizli tanığın tek başına ifadesinin hükme etki etmemesi gerektiğini vurgulayan Ülgen, “Gizli tanığın ifadesini doğrulayan ve ona somutluk kazandıran yan delillerin de aranması gerekiyor. Bunu yapmadan sadece gizli tanıkla yaparsanız, böyle kumpas ve kurgu davalarının özellikle yargının bağımsız olmadığı, bir erkin/oligarşinin elinde olduğu süreçlerde bir giyotin gibi çalışmasına sebebiyet verirsiniz” değerlendirmesini yaptı.

Zekeriya Öz’ün mirası

Gizli tanık uygulaması, ilk kez Ergenekon soruşturması kapsamında firari savcı Zekeriya Öz tarafından 2017 yılında kullanılmıştı. Öz, Danıştay saldırısı sanığı Osman Yıldırım’ı gizli tanık olarak kullanmıştı. 2008 yılında 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu’na yapılan eklemelerle gizli tanıklık kurumu yasallaşmıştı.

Tanık Koruma Kanunu’nun 9’uncu maddesinde gizli tanığın beyanının tek başına hükme esas teşkil edemeyeceği düzenlenmişti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 2019 yılında verdiği bir kararda, gizli tanık tarafından verilen ifadenin başka delillerle desteklenmediği takdirde hükme esas alınamayacağına hükmetmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Masada Olmayan Siyasi Partileri Yok Sayamayız

Altı siyasi partinin görüşmesine yönelik gelen “HDP ve diğer muhalif partiler neden yok?” eleştirilere yanıt veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “HDP’yi de, masada olmayan diğer siyasi partileri de yok sayamayız. Her siyasi partiye saygı gösteriyoruz.  Masanın o akşam toplanmasının temel nedeni, daha önce altyapısı çalışılmış, güçlendirilmiş parlamenter sisteme son şeklini vermek. Hangi tarihte paylaşırız ona karar vermekti.” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve DEVA Partisi Genel Başkanlarıyla yaptığı toplantının ardından ilk kez konuştu.

KRT TV’nin canlı yayınına katılan Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin eleştirilerine yönelik olarak, “Masanın dört ayağı değil de on dört ayağı olsa ne fark eder, masa doğru mu doğru” dedi.

Devlet Bahçeli buluşma için “Masa dikdörtgen olsa 4 ayağı olurdu ama yuvarlak olunca ayak bir, o da gizli ayak. O da HDP. Şu hale bakın! 6’lı ganyan, HDP ve Avrupa Konseyi, ABD, AB. Bunların normlarına kalacakmış” demişti.

Kılıçdaroğlu “Her partinin farklı fikirleri, her liderin farklı görüşleri muhakkak vardır ama demokrasi adına ortak noktada buluşabiliyoruz” diye konuştu.

“Bu masa umut masasıdır” diyen Kılıçdaroğlu Bahçeli’ye şu sözlerle yanıt verdi:

“Allah aşkına bunlar eleştiri mi? Ne söyleyeceklerini bilmiyorlar. Eleştirecekler ama ne diyecekler? Masanın dört ayağı değil de on dört ayağı olsa ne fark eder? Masa doğru mu, doğru. Masanın etrafında insanlar var mı, var. Ortak talepleri ne, demokrasi. Ortak talepleri ne, bu ülkede çocukların yatağa aç girmemesi. Ortak talepleri ne, adalet; adil bir düzen. Hep beraber bunları istiyoruz. Bunları eleştiremiyorlar, bunlara ‘Yanlıştır’ diyemiyorlar. Bu taleplere ‘Biz kulak tıkadık’ diyemiyorlar.

“Olay Erdoğan olayı değil, olay Türkiye olayı. Biz Türkiye’yi içinde bulunduğu çıkmazın içinden çıkarmayı istiyoruz. Erdoğan bir kişi, bugün var yarın yok; ama Türkiye Cumhuriyeti devleti bakidir. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin güçlenmesini, bölgesinde güçlenmesini, dünyada güçlenmesini, üretim zincirlerini büyütmesini, katma değeri yüksek ürün üretmesini, bütün bunları demokrasi içinde yapmasını, düşünce özgürlüğünün olmasını, din ve vicdan özgürlüğünün olmasını, adaletin olmasını, yargının bağımsız olmasını, medyanın özgür olmasını, insanların haksız yere hapishanelerde tutulmamasını; biz bunları istiyoruz. Ama Cumhur İttifakı’nın bunlardan haberi yok çünkü onlar bunların hiçbirisini yapmıyor.”

HDP eleştirisine de yanıt verdi

Kılıçdaroğlu, kendisini HDP üzerinden de hedef alan Bahçeli’ye şunları söyledi:

“Halkı kandırmak için yalan söyleme yetenekleri müthiş gelişmiş. Masanın genişleyip genişlemeyeceğine ben karar vermem. Bir başka lider de tek başına karar vermez. Kendi adıma konuşayım, şu anda öyle bir talep yok. HDP zaten ayrı bir ittifak oluşturuyor. HDP’nin demokrasi konusunda özel bir vurgusu var. Demokrasiyle ilgili kararlar alacaksanız bizi gözardı edemesiniz diyorlar. Ben de şunu söyledim zaten HDP’yi de, masada olmayan diğer siyasi partileri de yok sayamayız. Her siyasi partiye saygı gösteriyoruz.  Masanın o akşam toplanmasının temel nedeni, daha önce altyapısı çalışılmış, güçlendirilmiş parlamenter sisteme son şeklini vermek. Hangi tarihte paylaşırız ona karar vermekti.”

AKP seçmenine seslendi

Kılıçdaroğlu daha sonra AKP seçmenine seslendi. “Partili cumhurbaşkanı olmaz, cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

Siz tarafsız davranmayan, objektif davranmayan, garibanın hakkını hukukunu korumayan, alın terinin değerini korumayan insanı cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtmayacaksınız. Oturtursanız, sizin de sorumluluğunuz var. Oturtursanız sizin de vicdanınız kanar. Vicdanınızın sesini dinleyerek sandığa gidin.

“Herkesin kimliğine saygı göstereceğiz”

“Helalleşme” çağrısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu “Herkesin görüşü farklı olabilir, biz buna saygı göstereceğiz. Herkesin kimliği farklı olabilir. Bunlar bizim kavga sebebimiz değil, zenginliğimiz. Biz zenginliğimizi kavga nedeni yapıyoruz, siyaset yapıyoruz. Buradan da Türkiye’yi arındıracağız” diye konuştu.

“Sosyal devleti yeniden inşa edeceğiz”

Kılıçdaroğlu sonrasında şunları söyledi:

“İnsan onuru denen bir kavram var. İnsan onurunu koruyacaksınız. Yoksulluk kader değildir. Bir ülkede bir insan fakirse, onun sorumlusu devleti yönetenlerdir. Çocuklar yatağa aç giriyorsa, çocuğun kabahati kusuru yoktur. Dolayısıyla biz bu tabloya da son vermek istiyoruz.

Kazanımları koruyacağız. Üstüne vatandaşa yeni kazanımlar, yeni imkanlar, yeni özgürlük alanları vereceğiz. Daha rahat konuşacağız, daha rahat yazacak, daha rahat söyleyebilecek. Siyaset kurumunu daha rahat eleştirebilecek. Onun yaşam tarzına, onun kimliğine, onun inancına saygı göstereceğiz.

CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde belediye başkanlarına şunu söyledim. Bulunduğunuz ilde, ilçede neyse en iyi imkanı sağlayın. Talep geldiği zaman hemen koşar, bu talepleri yerine getirirler. ‘Benim inancımı sorgulamadı’ diyorlar. Evet, niye sorgulayalım? Allah’la kulun arasına benim girme hakkım var mı? Yok. Kimsenin girme hakkı var mı? Hiç kimsenin yok. O zaman görevimiz ne? Onun ibadetini yaptığı ortamı hazırlamak.

Sosyal devleti yeniden inşa edeceğiz. Ankara örneğini vereyim. Mansur Bey adayken dediler ki ‘faturaları teröristler toplayacak’. Ya bu kadar iftira olur mu? Siyaset tamam ben anlarım da eleştiriyi de anlarım da ya iftira atmak olmaz. İnsana yakışmaz. İftira atan insan, insan değildir. Şimdi ne oldu?

Aynı şekilde dediler ki bakın ha sakın ha, belediyeyle oy vermeyin. Gelirlerse sosyal yardımlar kesilir. Kesildi mi? Hayır kesilmedi. Tam tersine sosyal yardımlar arttırıldı.”

Paylaşın

Babacan’dan Metaverse Göndermeli Ekonomi Eleştirisi: Erdoğanverse

DEVA Partisi Lideri Babacan, sosyal medya hesabından, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye, ekonomide tarihinin en güçlü dönemine girmektedir” sözlerini, “Erdoğanverse” ifadesiyle eleştirdi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın engelli memur atama töreninde yaptığı konuşmayı paylaştı. Babacan, paylaşımına “Erdoğanverse” notunu düştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın engelli memur atama töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye, ekonomide tarihinin en güçlü dönemine girmektedir. Yaz aylarıyla birlikte bu tablonun olumlu etkilerini hep birlikte görmeye başlayacak, 2023’e de Cumhuriyetimizin 100. yılına yakışır bir siyasi ve ekonomik güçle gireceğiz. Hiç kimsenin bundan şüphesi olmasın. Yeter ki biz, şu birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sahip çıkalım” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Akşener, Tarkan’ın ‘Geççek’ Şarkısını Paylaştı: Çoğu gitti, az kaldı

Tarkan’ın ‘Geççek’ adlı şarkısının klibi Youtube’da yayınlandı. Sosyal medya hesabından Tarkan’ın yeni şarkısını alıntılayarak paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, paylaşımına, “Çoğu gitti, az Kaldı” notunu düştü. 

Tarkan, klipten “Hep köşeye sıkıştırmadı mı?/Daha önce de sanki/ Sırtımızdan vurmadı mı?/ Bu kaçıncı darbe ilk değil ki/ Düştük evet ama kalkmadık mı?/ Biz hep hayata meydan okumadık mı?/ Sen ferah tut içini/ Biz neleri atlatmadık ki/Geççek geççek elbet bu da geççek/Gör bak umudun gününü gün etçek/ Oh oh zilleri takıp oynıycaz o zaman/ O çiçekten günler çok yakın inan/ Gitçek gitçek geldiği gibi gitçek/Her şeyin sonu var, bu çile de bitçek/ Oh oh zilleri takıp oynıycaz o zaman/ O çiçekten günler çok yakın inan” sözlerinin geçtiği kısmı sosyal medya üzerinden de yayınladı.

“Çoğu gitti, Az Kaldı”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, sosyal medya hesabından Tarkan’ın sosyal medyadan paylaştığı bölümü alıntılayarak, “Çoğu gitti, Az Kaldı” ifadelerini kullandı.

 

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Can Kaybı 250’yi Aştı

Kovid 19’da son 24 saatte 92 bin 406 yeni vaka tespit edilirken, 258 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Test pozitiflik oranları düşüyor, iyileşen sayısı yeni vaka sayısının üstüne çıkıyor. Seyrin daha iyi olacağını öngörüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 465 bin 563 test yapılırken, 92 bin 406 yeni vaka tespit edildi. 258 kişi hayatını kaybederken, 103 bin 988 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgının Omicron döneminde, basit de olsa yeni bir hastalıkla mücadele gücü olmayan risk grubu açısından endişeliyiz. Genel olaraksa olumlu gelişmeler var: Test pozitiflik oranları düşüyor, iyileşen sayısı yeni vaka sayısının üstüne çıkıyor. Seyrin daha iyi olacağını öngörüyoruz.

Bakanlığın açıkladığı 16 Şubat Çarşamba gününe ait verilere göre, 94 bin 176 vaka tespit edilirken 271 kişi hayatını kaybetmişti. Dün, 463 bin 241 test yapılmış ve 104 bin 409 kişi iyileşmişti.

Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, video konferans yöntemiyle düzenlenen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından yaptığı yazılı açıklamada, kurulun salgının seyri, yeni tedavi uygulamaları ve yerli aşı TURKOVAC gündemi ile toplandığını belirtti.

Omicron varyantı kaynaklı artan vaka sayılarının son dönemde düşüşe geçtiğinin izlendiğini ifade eden Koca, “Omicron varyantı kaynaklı vakaların en yüksek olduğu İstanbul’da vaka sayıları son 10 günde yüzde 62 oranında azalmıştır. Bu durum, diğer illerimiz için de benzer seyirdedir. Geçtiğimiz hafta başından itibaren vaka sayılarında düşüş başlamıştır. Gelecek iki hafta içinde önemli düşüşler beklenmektedir” değerlendirmesinde bulundu.

Koca, son bir hafta içinde hastaneye yatışların yüzde 28 azaldığını belirterek, en yüksek vaka sayılarının olduğu dönemde sağlık kapasitesinin zorlanmadığını ve sorun yaşanmadığını kaydetti.

Molnupiravir etken maddeli antiviral ilacın kullanımına başlandığını hatırlatan Koca, “65 yaş üzeri ve bağışıklığı baskılanmış vatandaşlarımıza Molnupiravir ilacının dağıtımı başlamıştır” bilgisini verdi.

Yerli aşı TURKOVAC’ın tüm illere dağıtımının sağlandığını, ilçelere dağıtımına başlandığını aktaran Koca, “İki hafta sonra aile hekimliklerine TURKOVAC aşımızın dağıtımına başlanacaktır. Yerli aşımızın kullanımı tüm vatandaşlarımız için en üst seviyede önerilmektedir” ifadesini kullandı.

Bakan Koca, Kovid-19’un en çok etkilediği 65 yaş üstündekilerin korunmasının salgın yönetiminin en büyük önceliği olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Yeni ilacın kullanımı ve hatırlatma dozu aşılarının yapılması kayıplarımızı önemli ölçüde azaltacaktır. Vatandaşlarımız hafif başlayan ve seyreden hastalığı nezle ve soğuk algınlığı ile karıştırabilmektedirler. Belirti tespit edildiğinde özellikle büyüklerimiz vakit geçirmeden test numunesi vermelidir. Molnupiravir etken maddeli ilacın kullanımına erken başlanması tedavi başarısını çok önemli ölçüde artırmaktadır. Testin hemen yapılması ve ilaca erken dönemde başlanması büyüklerimiz açısından kritik önemdedir.”

Paylaşın

BioNTech CEO’su Uğur Şahin: Koronavirüs 10 Yıl Daha Bizimle

BioNTech’in kurucularından, şirket CEO’su Uğur Şahin, dünyanın daha uzun yıllar koronavirüs ile yaşayacağını söyledi. AFP haber ajansına konuşan Şahin, “Önümüzdeki on yıl boyunca virüsle yaşamak zorunda kalacağımızı kabul etmeliyiz” dedi.

Ancak toplumun artık buna daha hazırlıklı olduğunu kaydeden Şahin, Omicron varyantına uyarlanan bir aşının Nisan veya Mayıs aylarında hazır olmasını beklediğini belirtti. Veri toplama süreci beklenenden daha ağır ilerlediği için birkaç haftalık gecikme yaşandığını söyledi.

Omicron varyantının yol açtığı yüksek enfeksiyon oranlarının, koronavirüsün son dalgası olmayacağını dile getiren Şahin, “Zira virüs temelde mutasyona uğramaya devam ediyor ve çok çeşitli varyantlar dünya çapında hareket halinde. Bunu 2020’de gördük” dedi.

Omicron aşısı

Ancak Uğur Şahin, yine de çok karamsar değil. Artık toplumun bununla nasıl başa çıkılacağını daha iyi anladığı bir döneme girildiğini kaydeden Şahin, “Daha fazla varyantlar gelecektir ama her geçen gün daha fazla öğreniyoruz ve daha hazırlıklı oluyorz” dedi.

BioNTech ve ABD’li (Amerika Birleşik Devletleri) ortağı Pfizer, şu anda Omicron varyantına özel olarak hazırlanan bir aşı üzerinde çalışıyor. Şahin, aşı hazır olunca hala gerek olup olmadığının değerlendirileceğini söyledi. Ancak kullanımı gerekli görülürse, Avrupa İlaç Ajansı EMA’nın onayını beklemesi gerekecek. Uğur Şahin, BioNTech’in gerektiği takdirde yeni varyantlara karşı da aşı üretebileceğini vurguladı.

Aşının fikri mülkiyet hakları tartışması

Öte yandan, Uğur Şahin, Reuters TV’ye yaptığı açıklamada, aşının patent hakları konusunda konuştu. Şahin, Afrika’daki kuruluşlar izinsiz şekilde şirkete ait aşıları üretirse, üretici firmanın fikri mülkiyet haklarını uygulamaya koyma planı olmadığını dile getirdi.

“Bizim amacımız, başkalarının teknolojimizi kullanmasını engellemek değil” diyen Şahin, “Hedefimiz teknolojimizin tüm kıtalarda mümkün olduğunca güvenli ve yaygın şekilde kullanılabilir olduğunu görmek” söyleminde bulundu.

Güney Afrikalı Afrigen firması, Moderna aşılarının halka açık dizilim bilgilerini baz alarak mRNA aşısı üreteceğini ve ilk klinik deneylerin önümüzdeki Kasım ayı için planlandığını duyurmuştu.

Paylaşın

Meclis Komisyonu’ndan HDP’li Güzel’in Dokunulmazlığını Kaldırma Kararı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Anayasa Adalet Karma Komisyonu Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına oy çokluğu ile karar verdi. Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin son karar, TBMM Genel Kurulu’nda alınacak.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında hazırlanan iki fezleke nedeniyle dokunulmazlığının kaldırılması görüşmeleri Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’da yapıldı. Usul yönündeki taleplerinin reddedilmesine tepki gösteren HDP Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, “İlk toplantınıza içtüzük ihlali ile başladınız” dedi.

HDP komisyon üyeleri yanı sıra çok sayıda milletvekilinin katılım gösterdiği komisyonda usul tartışılması açılması istendi. Karma Komisyon Başkanı Bekir Bozdağ’ın Adalet Bakanlığı’na getirilmesiyle yerine Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt seçilmişti.

Beyazıt başkanlığında toplanan komisyonda gazeteciler görüntü almaları ardından salondan çıkarıldı. HDP gazetecilerin salondan çıkarılmasına tepki gösterdi. Usul açılması talebini de reddeden Beyazıt, görüşmelere geçti. HDP Komisyon üyesi ve aynı zamanda Güzel yerine savunma yapacak Mehmet Rüştü Tiryaki, yeni seçilen Komisyon Başkanı Yusuf Beyazıt’ın tutumunu eleştirdi.

Tiryaki, “Sayın başkan şahsınıza yönelik hiçbir önyargımız yok. İlk kez toplantıya katılıyorsunuz. Tek isteğimiz hukuka uygun bir şekilde bu sürecin yönetilmesi başkaca bir şey istemiyoruz. Bir usul tartışması açmak istedik. Ben sesli bir şekilde İçtüzük’ün hangi maddesi uyarınca usul tartışması açtığımızı ve neden bu konuda söz vermeniz gerektiğini söyledim” dedi.

İçtüzük ihlaliyle görüşmeler başladı

İçtüzük 63’üncü maddesini okuyan Tiryaki, “Görüşmeye yer olup, olmaması, başkanı gündeme veya TBMM çalışmalarına usule davet gibi konular diğer işlerden önce konuşulur. Bu yolda bir istemde bulunulursa ki biz bunun için talepte bulunduk. Üçer dakikadan fazla olmamak üzere en az iki kişiye lehte ve aleyhte söz verilir. Verilebilir denilmiyor. Burada emredici bir hüküm var. Biz gündeme geçmeden önce usule ilişkin bir tartışma açılmasını istedik. Bunu size bildirdik. Bize üçer dakika ile sınırlı ya da daha uzun süre söz verebilirdiniz. Bir usul tartışması açmanız gerekiyordu. Başkan olarak katıldığınız ilk toplantı da Meclis İçtüzük’ün 63’üncü maddesini ihlal ederek, görüşmeye başladınız” diye konuştu.

İçtüzük tartışmasına ilişkin de taleplerini anlatan Tiryaki, “Basına kapalı olması için emredici bir hüküm olarak kurala bağlayan herhangi bir mevzuat hükmü yok. Ne İçtüzük’te ne Anayasa’da. Bugüna kadar teamül, gelenek böyle diye geçiştiremezsiniz. Bu komisyon toplantılarının diğerlerinden herhangi bir farkı yoktur. Ne üstünlüğü ne altlığı vardır. Aynı ilkeler geçerlidir. Yani sağlık, MEB’de çalışmalar nasıl yürüyorsa Karma Komisyon’da da aynı şekilde yürür. Dolayısıyla diğer bütün komisyonlar da olduğu gibi yazılı olarak basının haber yapabilmesi için basının engellendiği çok nadir toplantılardan bir tanesidir” diyerek, tepki gösterdi.

“Yargısız bir şekilde infaz ve mahkûm edildi”

MHP Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül’ün HDP’den ihraç edilen Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in dokunulmazlığının kaldırılmasında basının çıkarılmasına itiraz edilmediğini hatırlatmasına da Tiryaki, “Tuma Çelik fezlekesinde bir kadının cinsel saldırısına yönelik bir iddia vardı. Bu tartışmaların kamuoyuna yansımasının kendisine zarar vereceği için özel olarak itiraz da bulunmadık. Kendi milletvekilimizi değil, kadını esas aldık. Burada bir yargısız infaz var zaten. Semra Güzel basın yayın organları aracılığıyla ve komisyon üyesi olan milletvekilleri aracılığıyla yargısız bir şekilde infaz ve mahkûm edildi. Hatta milletvekilliği bile düşürüldü. Çünkü milletvekilliği yapamayacağı söylendi. Keşke böyle başlamasaydınız” diyerek, sözlerini noktaladı.

Ne olmuştu?

2017 yılında düzenlenen bir operasyonda öldürülen PKK üyesi Volkan Bora’nın cep telefonunda yapılan incelemede Semra Güzel ile birlikte çektirdikleri fotoğraflar bulunmuştu. Fotoğrafların iktidara yakınlığıyla bilinen medya organlarında yayımlanmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karma komisyona süratle bunu gönderdik. Gereği yapılacaktır. Biz parlamentomuzda bu tür birilerini görmek istemiyoruz” demişti.

Semra Güzel ise yaptığı açıklamada fotoğrafların 2014 yılında çözüm süreci sürerken çekildiğini ve o tarihte hiçbir siyasi partiye üye olmadığını söylemişti. Volkan Bora ile üniversite yıllarında tanıştığını ve daha sonra sözlendiğini aktaran Güzel, 2009 ve 2014 yılları arasında ise görüşmediklerini belirtmişti. Fotoğraflarda üzerine bulunan kıyafetleri de Bora’yı ziyarete gittiği yerdekilerin kendisine giydirdiğini ifade etmişti.

Güzel, “Bu fotoğrafların bugün hakkımda yürütülen karalamalara, kumpas girişimlerine ve suçlamalara dayanak yapılmaya çalışılması kabul edilemez. 5 yıl önce ele geçen fotoğrafların yargıya konu edilmeden bugün basına servis edilmesi erkek-devlet aklının bir tezahürüdür. Son derece çirkin ve cinsiyetçi söylemlerle yapılan fotoğraf ve haber servisinin partim hakkında siyasi iktidar tarafından yürütülen kirli propagandaların bir devamı olduğu aşikardır” demişti.

TBMM Anayasa ve Adalet Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon, Semra Güzel hakkında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla hazırlanan iki dokunulmazlık dosyasını görüşmek için 20 Ocak’ta toplanmış, toplantıda Hazırlık Komisyonu kurulmasına karar verilmişti.

Hazırlık Komisyonu 18 gün içerisinde “dokunulmazlığın kaldırılması” yönünde hazırladığı raporu, HDP’nin şerhiyle birlikte Karma Komisyon’a sunmuştu. Rapor, AKP ve CHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi.

Hazırlık Komisyonu’nun HDP’li üyesi Mehmet Rüştü Tiryaki, rapora yönelik şerhinde, “PKK’ye katılmış gençlerin de ağabey, kardeş, anne, baba, dayı, teyze veya sevgili olabileceği yadsınamaz bir gerçeklik. Siyasetin işi bunu düşünmek, bunu yok saymak değil. Onlar yeryüzünün başka bir yerinden gelmiş değiller. Bu sorunu şark ıslahat planlarına, öldürmeye, tutuklamaya, sürgüne, açlıkla terbiye etmeye, kayyumlarla irade gasbına, siyasi temsilcilerini rehin almaya ve tutmaya, en ağır sorunları hamasetle geçiştirmeye sıkıştırmak, özcesi bu sorunu ‘terör-güvenlik’ denklemine sıkıştırmak, bu politikaları, bu savaşı sürdürmekten başka bir şeye hizmet etmez, etmemiştir” demişti.

Paylaşın

HDP’li Günay: Amacımız Tarihsel Bir İttifakı Gerçekleştirmek

Partisinin genel merkezinde gündeme dair değerlendirmelerde bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, ittifak çalışmalarına ilişkin, “Üçüncü seçenek olan demokrasi ittifakını sadece seçimler için önemsemiyoruz. Devletçi bloklar dışında üçüncü yolu temsil etmek, demokratik ülke hayalini haklar lehine gerçekleştirmek istiyoruz. Hangi ortak zeminde bulunabileceksek, dostlarımız ve müttefiklerimizle o zemini bulup gerçekleştireceğiz. Tek bir vicdanlı muhalifin bu ittifakın dışında kalmayacağı tarihsel bir ittifakı kurmaktır. Bizler HDP olarak demokratik ittifakı gerçekleştirmek için çalışmalar yürütmeye devam edeceğiz. ” dedi.

Haber Merkezi / Altı muhalefet partisinin görüşmesine ilişkinde konuşan HDP’li Günay, “Geçen hafta siyasi bloklar arasında yaşananlar bu gerçeği bir kez daha ispatladı. Çizilmiş çemberi aşamayan, resmi kodların ötesine geçemeyen, inkar zihniyetini aşamayan bu siyasetin Türkiye’ye bir hayrı yoktur. Bizler siyaseti diyalog, müzakere ve çözüm sanatı olarak görüyoruz., O yüzden siyasi partilerin birbirleriyle istişare halinde olması, görüşmesi elbette önemli ve anlamlıdır. Ancak çerçevesini iktidarın belirlediği, kimin katılıp katılmayacağını dahi milliyetçi dayatmaların belirlediği buluşmalar ülkenin sorunlarına çözüm olmaz. Ülkenin sorunlarını derinleştirir, kalıcı bir çözüm anlayışını gerçekleştirmez” ifadelerini kullandı.

Dün gece Adana’da HDP Yüreğir İlçe Örgütü’ne yönelik saldırıya dikkat çeken Günay, “Bizler bu saldırganların iktidarın beslediği, büyüttüğü ve yetiştirdiği çeteler olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu saldırılarla asla sonuç alamayacaklar. Bizleri direniş, geleneğimizle ve mücadelemizle bugüne kadar hiçbir baskı aygıtı ile bizi yıldıramadılar. Bu saldırılarla asla bizleri yıldıramayacaksınız. Zaten bugün oradaki duruma ilişkin partili arkadaşlarımız daha detaylı açıklamalar yapacaklardır” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti Genel Merkezi’nde gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Günay’ın açıklamaları şöyle;

“Geceden beri hepiniz yakından takip ettiniz, Yüreğir ilçe binamıza saldırı gerçekleştirildi. Bizler bu saldırganların iktidarın beslediği, büyüttüğü ve yetiştirdiği çeteler olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu saldırılarla asla sonuç alamayacaklar. Bizleri direniş geleneğimizle ve mücadelemizle bugüne kadar hiçbir baskı aygıtı ile bizi yıldıramadılar. Bu saldırılarla asla bizleri yıldıramayacaksınız. Zaten bugün oradaki duruma ilişkin partili arkadaşlarımız daha detaylı açıklamalar yapacaklardır.

“ATK Tuğluk için tıbbi normlardan uzak bir rapor hazırladı”

Ülkenin kanayan yarası cezaevlerindeki hasta mahpuslar meselesi maalesef hala Türkiye’deki bütün sorunlar gibi çözülmeyi ve adaleti bekliyor. Son olarak Aysel Tuğluk ile ilgili Kobanî Kumpas Davasında savunma yapıp yapamayacağını sordu. ATK, ilgili soruyu cevaplamadan cezai sorumluluğunun tam olduğunu söylediği bir rapor düzenledi. Mahkeme başka bir soru sordu,  ATK ise tıbbi normlardan uzak bir rapor hazırladı. Bir kez daha ATK söz konusu hasta tutsaklar olduğunda ne kadar düşmanca yaklaştığını, kendisini yargının ve iktidarın yerine koyarak raporlar düzenlediğini bir kez daha gördük. Bizler hep söyledik cezaevleri artık ölüm evlerine dönüştü, iktidarın 90’lardaki faili meçhullerin yerini cezaevleri politikaları aldı, hasta tutsaklara yönelik düşmanlık politikalarının yerini aldı. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere bütün hasta mahpuslar bir an önce salıverilmeli, serbest bırakılmalı hasta mahpuslara yönelik düşmanca ve intikam politikalarından vazgeçilmelidir.

“Ev baskınlarında insanlık dışı uygulamalar sıradanlaştı”

AKP iktidarda kalmak için uzun süre kendisinden önceki iktidarların yaptığı işkenceleri yer yer yargılayarak gündemleştirdi ve bu işkence uygulamalarını her defasında reddetti. Fakat devletin tüm olanaklarını ele geçirdikten sonra kendisinden önceki tüm iktidarların uyguladığı toplam işkence uygulamasını hayata geçiriyor. Son olarak Bingöl Karlıova’da gerçekleşen ev baskınlarında kameralarının önünde kolluğun ev sahiplerine uyguladığı işkence görüntüleri kamuoyuna yansıdı. Gerçekten o ev baskınlarından insanlık dışı uygulamaların sıradanlaştığını gördük. Şok geçiren kadınlar, darp edilenler, zil çalınsa açılacak kapılar balyozlarla kırıldı. Yine görüntülerde de görüldüğü gibi dili tutulan, konuşamayan çocuklar kameralara yansıdı.

Bu talimatları kimler veriyor, bu orantısız güç kullanma cesaretini kolluk nereden buluyor. Bir kez daha çağrımızı yineliyoruz; işkence insanlık suçudur. Bunun hesabını mutlaka ama mutlaka vereceksiniz. İktidarınıza güvenmenizin bir yararı yok. Sizler elbette tarafsız ve bağımsız yargı nezdinde yargılanacaksınız. Aklınızı başınıza alın.

“Çerçevesini milliyetçi dayatmaların belirlediği buluşmalar sorunlara çözüm olmaz”

HDP’nin Türkiye demokrasisi için vazgeçilmez ve aynı zamanda umut adresi olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Geçen hafta siyasi bloklar arasında yaşananlar bu gerçeği bir kez daha ispatladı. Çizilmiş çemberi aşamayan, resmi kodların ötesine geçemeyen, inkar zihniyetini aşamayan bu siyasetin Türkiye’ye bir hayrı yoktur. Bizler siyaseti diyalog, müzakere ve çözüm sanatı olarak görüyoruz., O yüzden siyasi partilerin birbirleriyle istişare halinde olması, görüşmesi elbette önemli ve anlamlıdır. Ancak çerçevesini iktidarın belirlediği, kimin katılıp katılmayacağını dahi milliyetçi dayatmaların belirlediği buluşmalar ülkenin sorunlarına çözüm olmaz. Ülkenin sorunlarını derinleştirir, kalıcı bir çözüm anlayışını gerçekleştirmez.

“Amacımız vicdanlı tek bir muhalifin dışarda kalmadığı tarihsel bir ittifakı gerçekleştirmek”

Bizler HDP ve bileşenleri, sosyalistlerle, demokrasiden yana olanlarla, Alevilerle, demokratik İslami değerlere inananlarla, emekçilerle, kadınlar ve gençlerle ve en önemlisi sistem tarafından dışlanmış bütün kimliklere dayanan bir partiyiz. HDP benzeri olmayan ve Türkiye siyasetinde ezberleri bozan bir partidir. Bu çerçevede üçüncü seçenek olan demokrasi ittifakını sadece seçimler için önemsemiyoruz. Devletçi bloklar dışında üçüncü yolu temsil etmek, demokratik ülke hayalini haklar lehine gerçekleştirmek istiyoruz. Hangi ortak zeminde bulunabileceksek, dostlarımız ve müttefiklerimizle o zemini bulup gerçekleştireceğiz. Tek bir vicdanlı muhalifin bu ittifakın dışında kalmayacağı tarihsel bir ittifakı kurmaktır. Bizler HDP olarak demokratik ittifakı gerçekleştirmek için çalışmalar yürütmeye devam edeceğiz.

“Yönetememe haliniz bu ülkenin krizlerini her geçen gün derinleştiriyor”

Dün kabine toplantısı sonrası tekrardan toplumu kandıran ve oyalayan açıklamalarda bulundu iktidar. Gelip geçici olan sizin iktidarınızdır. Krizi yaratan sizsiniz, krizin sebebi sizin yalana ve talana dayalı yönetim anlayışınızdır. Yönetememe haliniz bu ülkenin krizlerini her geçen gün derinleştiriyor. Sizler enflasyonun üstesinden gelemezsiniz çünkü enflasyonun sebebi sizlersiniz. Halklarımız bunların farkında ve bunun cevabını elbette verecektir. Hal böyle olunca vergiyi indirdik gibi hamlelerin sorunun çözümüne dönük olmadığını herkes biliyor. Bu türden girişimlerin ne çarşı pazardaki gıdaya ne de mutfaktaki aşa yansımadığı ortada. Bu köklü sorunlar karşısındaki çözümler de köklü ve sonuç alıcı olmak zorunda. Bu nedenle palyatif çözümler sonuç vermez. Türkiye halkları büyük bir felaketle cebelleşmek zorunda bırakılmıştır.

“İşçi ve emekçiler iktidarın sömürü çarkına karşı itiraz ediyor”

İktidar ülke kaynaklarını Saray’a, savaşa, yandaşa ve talana aktararak halkı yoksulluk, sefalet ve ölümle yüz yüze bırakıyor. Bir yandan elektrik faturalarına karşı protestolar diğer yandan emekçilerin emek mücadelesi büyümeye devam ediyor. İşçi ve emekçiler iktidarın sömürü çarkına karşı itiraz ediyorlar, seslerini yükseltiyorlar, grevlerini büyütüyorlar. Farklı iş yerlerinde halen 50’den fazla grev var. İşçilerin talepleri ne? Evlerine ekmek götürmek, kışın soğuğunda evlerinin ısınması, çarşı pazarda el yakan fiyatlara karşı insanca yaşam en önemlisi de güvencesiz esnek çalışma saatlerine karşı insan onuruna yakışan çalışma iş ve emek rejimi talep ediyorlar. Talepler asgari talepler, meşru ve haklı taleplerdir. Emek mücadelesi ülkenin geleceğidir. Emeğini ve alın terini savunan, sömürü çarkına itiraz eden emekçiler polis şiddetine maruz kalıyor.

“Emekçilerin haklı taleplerinin yanındayız, talepleri taleplerimizdir”

Emekçiler ve işçiler işten atılma, şiddete maruz kalma, işsiz kalma tehdidine karşı direnmeye devam ediyorlar. Emekçilerin haklı talepleri bir an önce karşılanmalıdır. Bizler HDP olarak işçi direnişlerinde yer almaya, emekçi yoldaşlarımızla omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz. Onların talepleri bizlerin de talebidir. Bizler mücadele etmeye devam edeceğiz, çünkü bu ülkenin geleceği emek mücadelesinde, bu ülkenin geleceği işçi ve emekçiler için hakça ve adilane bir paylaşımın, insan onuruna yakışır çalışma koşullarının düzenlenmesinde elbette olacaktır. Bizler bunun farkındayız. Bu nedenle devam eden bütün grevlerde, onlarla yan yana omuz omuza mücadele ettik. Her yerde il ve ilçe örgütlerimiz ve yine her yerde vekil arkadaşlarımız direnen işçilerle birlikte mücadele etti bugüne kadar, bundan sonra da direnmeye devam edecektir.”

Paylaşın