2024 yılında AİHM’e En Çok Başvuru Türkiye’den Yapıldı

31 Aralık 2024 itibarıyla, AİHM’e 60 bin 350 dava başvurusu bulunuyor. Bu başvuruların 21 bin 600’ü Türkiye kaynaklı hak ihlali iddialarından oluşuyor. Türkiye bu rakamla halihazırda AİHM iş yükünün yüzde 35,8’ini oluşturuyor.

Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Rusya Federasyonu (8 bin 150), Ukrayna (7 bin 700), Romanya (3 bin 850), Yunanistan (2 bin 600), İtalya (2 bin 150), Polonya (2 bin 50), Azerbaycan (bin 950), Moldova (bin 150), Slovenya (bin) ve diğer 37 devlet (8 bin 150) izliyor.

AİHM gündeminde 2023 sonunda toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyordu. Türkiye 2023 yılını 23 bin 397, 2022 yılını 20 bin 115, 2021’i ise 15 bin 251 dava başvurusuyla kapatmıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2024 yılı bilançosunu içeren raporunu yayınladı. Rapora göre, AİHM’de 2024 yılında 28 bin 800 başvuru kayda alındı. Bu rakam, 2023 yılındaki 34 bin 650 başvuruya göre yüzde 17’lik genel düşüşü temsil ediyor. Raporda bu durumun, “Türkiye, Macaristan, Belçika, Slovenya ve Sırbistan’a yönelik başvuru sayısındaki azalmadan kaynaklandığı” belirtiliyor.

AİHM’in gündeminde toplam 60 bin 350 dava başvurusu bulunuyor. Türkiye, 21 bin 600 dava başvurusuyla, mahkemenin iş yükünün yüzde 35,8’ini temsil ediyor. Bu başvuruların 18 bine yakınının “FETÖ/PDY başvurularıyla ilgili” olduğu belirtiliyor.

Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Rusya Federasyonu (8 bin 150), Ukrayna (7 bin 700), Romanya (3 bin 850), Yunanistan (2 bin 600), İtalya (2 bin 150), Polonya (2 bin 50), Azerbaycan (bin 950), Moldova (bin 150), Slovenya (bin) ve diğer 37 devlet (8 bin 150) izliyor.

AİHM gündeminde 2023 sonunda toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyordu. Türkiye 2023 yılını 23 bin 397, 2022 yılını 20 bin 115, 2021’i ise 15 bin 251 dava başvurusuyla kapatmıştı.

Geçen yıl Türkiye hakkında 73 davada karar açıklayan AİHM, bunlardan 67’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Bunlardan 15’i AİHS’in “ifade özgürlüğünü” düzenleyen 10’uncu maddesi, 19’u “özgürlük ve güvenlik hakkını” düzenleyen 5’inci maddesi, 13’ü de “adil yargılama hakkını” düzenleyen 6’ıncı maddesiyle ilgili verildi.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Sandık Gelecek, Bu İktidar Gidecek

Çağlayan Adliyesi önünde toplanan CHP’lilere hitap eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “‘Turbun büyüğü heybededir’ demek, ‘Ben soruşturma seviyesindeki bu dosyaların her sayfasını biliyorum’ demek değil midir? Peki, sayın cumhurbaşkanının bu dosyalara bakabilme hakkı var mı? Hakkı yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “‘Ben bu davayı takip ediyorum. Turbun büyüğü heybede. Ben ne yapılacağını da biliyorum’ diyorsun. Yani geçmişte olduğu gibi bu davanın da savcılığına soyunuyorsun. Biz aldatıldık diyenlerden usandık. Aldatıldık diyenlerle işimiz yok. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek, bu iktidar gidecek.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında son 10 günde açılan iki ayrı soruşturma nedeniyle Çağlayan Adliyesi’ne giderek ifade verdi.

İmamoğlu’na destek için sabah saatlerinden itibaren binlerce partili Çağlayan Adliyesi önünde toplandı. İmamoğlu’na destek için Çağlayan Adliyesi’ne gelenler arasında CHP’li yöneticilerin yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da bulunuyor.

Saat 09.50’de başlayan ifade süreci saat 11.40 civarında tamamlandı. İki soruşturma kapsamında ifadeler aynı savcı tarafından alınırken İmamoğlu’na avukatları Kemal Polat, Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz eşlik etti. Savcılık ifadesinin ardından İmamoğlu hakkında herhangi bir tedbir kararı alınmadı.

Adliye içinde ifade süreci devam ederken dışarıda polis ve partililer arasında arbede yaşandı. Gerginlik, CHP’ye ait seçim otobüsünün Çağlayan Adliyesi önüne ilerlemesine polisin engel olmasıyla başladı. TOMA ile yolu kapatan polis, CHP milletvekilleri ve diğer parti yöneticilerinin otobüsle adliye yakınlarına ilerlemesine engel oldu. Bunun üzerine polis ve kalabalık arasında arbede çıktı. Polis kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

Ekrem İmamoğlu, ifadesinin ardından kendisine destek için gelenlere seslendi. İmamoğlu’nun açıklamasından satır başları şu şekilde:

“Burada olmayan siyasi parti yok. Bu benim için en büyük gurur vesilesi. Çünkü burada tek tek ismini sayarsam yanlış olabilir ama bugün iktidar partisi hariç tüm siyasi partiler burada… Adaleti savunması için, adaletin tesisi için bize destek olmak için geldiler. Çünkü gerçekten 16 milyon insanın iradesi böyle bir ifade vermemeliydi.

Bugünkü mesele adalet meselesidir, bugünkü mesele hak arama meselesidir, bugünkü mesele geleceğimizdir. İstanbul’da yargı tacizinin en üst seviyesini yaşıyoruz ama yılmadık, yılmayacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Esenyurt’ta başlayan ve Ahmet Özer hocamızın sabahın köründe derdest edilerek hapse atılması, Beşiktaş’ta Rıza Akpolat kardeşimizin haksız yere tutuklanarak görevinden uzak uzaklaştırılması süreciyle beraber bu yargı eliyle süreci dizayn etme çabası devam etmektedir.

Tabii bugün büyük bir dayanışma ruhu içerisindeyiz. Dedim ya siyasi partilerimizin tamamı burada. Hatta genel başkanlarının bize katkı sunduğunu biliyorum.Her birisine Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şanlı devletin bekası için, milletimizin birlik ve beraberliği için her birisine yürekten teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Elbette, elbette benim siyasi yol arkadaşlarım bugün burada, hem İstanbul’umuzun hem ülkemizin farklı noktalarından yönetici dostlarımız burada, partimizin en üst seviyesinden üyesine kadar herkesin katkı sunduğu bir ortamın içerisindeyiz. Her daim yanımızda olan partimizdeki yol arkadaşlarımıza, bütün yöneticilerimize de teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Bütün örgütümüzün yanı sıra elbette yol yürüdüğümüz, özellikle 31 Mart’tan sonra gösterilen seçim başarısıyla Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne, başta Sayın Özgür Özel Genel Başkanımız olmak üzere her birimize, en fazla da belediye başkanlarına nasıl müdahale edildiğini, nasıl kötü bir muamelenin gösterildiğini hep beraber yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.

Sevgili dostlarım, sevgili dostlarım, elbette bizi farklı konumlandırmaya ve farklı bir biçimde bizleri yorumlamaya çalışanlar var. Ben, bugün yanımda olan, anons edildi birçok başkanımız da burada ama gelemeyen de var buraya. Çünkü o tarafta, o tarafta insanlarımızın bir araya toplanmasına bile engel olunma çabasını anlayamıyorum.

Korkunun, korkunun neden kaynaklandığını biliyoruz. Bu konuda özellikle bu tür ortamlarda polisimizle, sevgili, kıymetli, ayağına taş değmesin diye dua ettiğimiz polisimizle halkımızı karşı karşıya getiren aklı da kınıyorum. Bunun o kadar kolay halledilebilecek ortamı var ki, buraya gelmezdi. Onun için gelemeyen başkanlarımız var. İzmir Belediye Başkanımıza, Muğla Belediye Başkanımıza, Tekirdağ Belediye Başkanımıza, onların nezdinde burada oldukları için sarıldım, kucakladım, teşekkür ettim.

Tabii özellikle burada bulunması, nasıl kol kola, omuz omuza olduğumuzu, birlikte ‘mesele vatansa gerisi teferruattır’ diyerek bir arada olduğumuzu gösteren değerli dostum, ağabeyim, Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’a teşekkür ediyorum.

Sevgili dostlar bakın, ben, ben iki tane konuda burada ifade verdim. Bir tanesi, bir tanesi bir panelde bu sevgili kardeşim, Gençlik Kolları Genel Başkanımız Cem Aydın evinden, evinden çok sayıda polisle gidiliyor, ifade verilmek için adliyeye getiriliyor. Deseniz ki “Sayın Cem Aydın, gel ifade ver” yahut Cem Aydın aha burada adliyenin önünde. Bir korkusu olur mu bu insanların? Aramızda bir Allah’ın kulunun bile korkusu yok.

Gider ifadesini verir. Veremeyeceğimiz hesap yok. Neymiş? İtibarsızlaştıracakmışlar. Neymiş? Korkutacakmışlar. Ben de sevgili başkanımız, çok başarılı bir başkanımız. Sonuçta 30 seneye aşkındır, yani neredeyse doğmadan diyelim ailesini tanıdığım, çocukluktan beri yetişmesini gördüğüm bir insan üzerinden elbette hayıflanıyorum, kızıyorum.

Bir abi gibi, bir baba duygusuyla dedim ki; ‘Bak Sayın Başsavcı, biz öyle adil bir dönemi bu ülkeye kazandırmak istiyoruz ki senin çocukların dahi, sadece onun değil, kim haksızlık, kim hukuksuzluk yapıyorsa bu milletin hiçbir evladının sabahın köründe derdest edilerek evinden alınmayacağı günleri, herkese eşit bir adalet sistemini, yargının bağımsızlığını bu ülkeye biz getireceğiz’ dedim.

En kutsalımız olan aileyi, çocuğu tehdit etti diye Ekrem İmamoğlu’nu buraya ifade vermeye çağırıyorsun. Bu, bu bir şaşkınlık. Hem de, hem de daha konuşmamız yeni bitmiş, pat diye. İkincisi ne? İkincisi bir bilirkişisi, artık ismini söylemeyeceğim, herkes tanıyor. Bir bilirkişisi, bir bilirkişisi, öyle bir bilirkişi ki istatistik kurallarını altüst ediyor.

Ekrem İmamoğlu ve yakın çevresinde hangi konu var ise özellikle soruşturmanın başladığı anda ilk bilirkişi olarak çağırılıyor ve o bilirkişi raporlarıyla dava açılıyor. Şu ana kadar yazdığı her bilirkişi raporu da başka uzman bilirkişiler tarafından tamamen yanlış olduğu tescil ediliyor.

Özellikle son Esenyurt ve Beşiktaş operasyonunda Esenyurt için tutulan tutanakta orada 3 bilirkişinin ismi yazıyorken diğer ikisinin haberi olmadan, bilgisi olmadan bir rapor yazıyor, imzalıyor.

Tamamen usule, hukuka, kanuna aykırı. Çünkü ben şimdi hukuksuzluk yapmayayım, Mansur Başkanımın yanında ama ikisinin imzası olmadan o 3 kişinin ismi yazıyorsa bilirkişi raporu çıkamaz.

Dolayısıyla böyle bir evrakta sahteciliğe kadar giden uydurma bir rapor düzenliyor. Yahu bu millete kötülük düşünen, bu milletin birlik ve beraberliğini altüst etmeye çalışanı ben ifşa etmeyeceğim de kim edecek? Hem ifşa edeceğim.

‘Aldatıldık’ diyenlerden usandık, onlarla işimiz yok. Yanlışı yap sonra ‘aldatıldık’ de… Aldatıla aldatıla milletin yoksulluğa gömülmesine neden oldunuz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek bu iktidar gidecek kardeşim. Bu işin başka yolu yok.”

Ekrem İmamoğlu hangi soruşturmalar nedeniyle ifade verdi?

CHP’nin potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak görülen İmamoğlu’nun 20 Ocak 2025’te katıldığı bir panelde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

İmamoğlu, Başsavcı Gürlek hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: “Bak başsavcı sana söylüyorum. Sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de… Biz var ya senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma.

Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın, senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin zihniyetinin içinden geçen yol ve yöntemleri bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.”

Bu sözlerin ardından Savcılık, “tehdit ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef göstermek” suçlamalarıyla soruşturma başlatmıştı.

Bir hafta sonra, 27 Ocak’ta ise İmamoğlu bu kez düzenlediği “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısındaki sözleri nedeniyle soruşturmayla karşı karşıya kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına atıfta bulunan İmamoğlu basın toplantısında; İBB, Esenyurt ve Beşiktaş belediyeleri ile kendisi hakkında yürütülen bazı soruşturmalarda bilirkişi olarak aynı ismin varlığına dikkat çekmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “bir kısım soruşturmalarda görevli bilirkişinin hedef gösterilmek suretiyle yargı görevi yapanın etkilemeye teşebbüs edilmesi” iddiasıyla İmamoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

“Adil yargılanma anayasal bir haktır”

İmamoğlu’nun ‘Terörle Mücadele Eden Kimseleri Hedef Göstermek ve Tehdit Etmek’ suçlamasıyla verdiği ilk ifadenin tam metni şöyle: ”Bugün burada bulunmamın nedeni, hukukun değil talimatların egemen olduğu bir düzendir. Ben ‘hak yemem ama hakkımı da yedirmem’ diyerek seçilmiş bir kişiyim. Ve sözümün eriyim.

İsnat edilen suçla bağlantılı olarak dediğim şeyler belli, burada da tekrar ediyorum: “Biz senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın… senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın… söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.

Biz, hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işleyeceği bir gelecek için gece gündüz çalışıyoruz. Çocuklarımız da gelecek kuşaklar da adaletin sıcaklığıyla huzur ve güven içinde uyuyabilsinler diye.

Resmi davet yazısıyla ifade vermeye pekala davet edilebilecek olan CHP Gençlik Kolları Genel Başkanımızın kapısına gün doğmadan çok sayıda polisle birden gidilmesini eleştirirken, bir abi – bir baba şefkatiyle sarf ettiğim sözlerimi tehdit olarak görmek, bağımsız yargıyı, gerçek adaleti tehdit olarak görmek demektir. Benim bu sözlerimden ancak yargı üzerindeki hakimiyetini kaybetmekten korkanlar tehdit algılayabilir.

Benim sözlerimde tehdit yok, hedef göstermek yok. Benim yaptığım ifade özgürlüğüdür. Ve ifade özgürlüğü anayasal bir haktır. İfade özgürlüğü, adli makamlara ve onların işleyişine yönelik eleştirileri de kapsar.

Demokratik düzenin bir gereği olarak uğradığımız haksızlıkları milletimizle paylaşmak; yaşanan usulsüzlükleri eleştirmek ve bu uygulamaların ‘hukuka güven’ zarar verdiğini dile getirmek ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Ülkenin en büyük partisinin bir belediye başkanı olarak, iktidara geldiğimizde kurulacak düzende ‘hukuka güven olacak, yargıya güven olacak, yargı bağımsız ve tarafsız olacak, kötü ve intikamcı zihniyete son verilecek, ülkeye adalet gelecek ve kimse sabah erkenden inzibat marifetiyle derdest edilip götürülmeyecek’ demek, ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Asıl tehdit “Turpun büyüğü heybede” diyerek yargıya doğrudan müdahale edenler tarafından yapılmaktadır. “Turpun büyüğü heybede” diyerek hedef gösterenler, bu sözleriyle bir yandan da yargı mensuplarının bağımsız ve tarafsız çalışamayacaklarını deşifre etmektedirler.

‘Yargı üzerindeki tüm baskıları kaldıracağız, asla yargıya talimat vermeyeceğiz, baskı uygulamayacağız’ sözünü veren bir yöneticiyi tehdit olarak gören akıl, milleti tehdit olarak görüyor demektir. Çünkü bağımsız yargı millet adına karar verir. Bağımsız yargı da milli iradenin bir parçasıdır.

Türkiye, liyakatli savcıların ve hâkimlerin onurlu ülkesidir. Bu ülke, hırsızların, yolsuzların, yetim hakkını yiyenlerin karşısına dikilen milletin öz evladı olan, hukukçulardan yanadır. Onlar, bizim iktidarımızda bağımsız olarak çalışabilecekler, ‘bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun’ diyebileceklerdir.

Fakat yargıyı, siyasi çıkarlar için araç hale getirenler günü gelecek, hukuk önünde gerçek bir muhasebeye tabi tutulacaktır. Bu, bizim sözümüzdür. Bu, halkın adalet talebinin karşılığıdır.

Yargıyı araçsallaştıran siyasiler er meydanına çıkıp mertçe yarışmak yerine, böyle yollara başvurmaktan vazgeçsin. Milletin ferasetine kendinizi teslim etsin.

Çünkü millet büyüktür! Şunu da unutmasınlar: Hiçbir baskı, hiçbir tehdit, halkın adalet mücadelesini durduramayacak. Bu düzen ilk seçimde değişecek ve yeniden hukuk devleti inşa edilecek! Hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işlemesi sağlanacak! Bu milletin evlatlarını şafak operasyonlarıyla gözaltına alanlar ve her muhalif sesi hukuksuz bir biçimde mahkum edenler yaptıkları adaletsizliğin zerresini bile görmeyecekler.

Bu israf ve yağma düzeni yalnızca hukuku değil, emekçinin ekmeğini, gençlerin umudunu, milyonların alın terini de çaldı. Depremde, yangında zorda kalan insanlarımızın canını aldı. Biz buna asla teslim olmayacağız. Bu büyük millet, adaletin yeniden tesis edildiği günleri mutlaka görecektir! Ve hakkımda açılan bu siyasi soruşturmanın cevabını millet sandıkta verecektir! Yüce milletime arz ederim.”

İmamoğlu hakkında bilirkişi Satılmış B. ile ilgili sözleri gerekçesiyle açılan soruşturmada verdiği ifadede ise şunları belirtti: “Basın açıklamam sırasında, aleyhimde soruşturma açılmasına karar veren savcılık, sadece 15 dakika sonra alelacele bir açıklama yaptı.

İnsan düşünmeden edemiyor…

Savcılık bu hızını kadın cinayetlerinde, çocuk istismarlarında, yolsuzluklarda veya haksızlığa uğramış mazlumların davalarında da gösterebilseydi, bugün milletin adalete olan güveni bu kadar sarsılmış olur muydu? Ama belli ki bazı konular, diğerlerinden daha ‘acil’ sayılıyor.

Eleştiriye tahammülü olmayan bir düzenin ayakta kalma çabası, en temel haklarımızı bile tehdit eder hale gelmiştir. Bu tehditlere boyun eğmeyeceğim. Beni bu tür haksız isnatlarla, siyasi saiklerle yapılan soruşturmalarla yıldırmaya çalışanlar, halkın vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır.

Ben basın açıklamamda, milletin iradesiyle seçilmiş bir kişi olarak, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine olan bağlılığımla yaşanan gerçekleri tek tek dile getirdim. Şartları oluştuğunda bir bilirkişinin tarafsızlığını sorgulamak, demokratik bir toplum düzeninde doğal bir hak olduğu gibi, adaletin tecellisi için de bir zorunluluktur. Kamuoyunun doğru bilgiye erişmesi ve adaletin şeffaflıkla işlemesi, hukuk sisteminin olmazsa olmazıdır. Ancak bugün, bu eleştiriyi dile getirdiğim için soruşturmaya maruz kalıyorum. Bu bir suç değil, aksine adaletin ve demokrasinin gereğidir.

Sormak istiyorum: Tarafsız olması gereken bir bilirkişiyi eleştirmek mi adil yargılamayı etkiler, yoksa tarafgirliği görmezden gelmek mi?

Ben buraya, basın toplantısında yaptığım açıklamalarla “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla ifade vermeye çağrılmış bulunuyorum. Hepimiz biliyoruz ki bu ‘suçun’ oluşması için, bilirkişiye hukuka ve gerçeğe aykırı bir rapor hazırlaması için baskı kurulması ve tehdit edilmesi gerekiyor.

Zaten çoktan yazılmış ve ilgili makamlara çoktan sunulmuş raporların nesi etki altında kalacak? ‘Binlerce bilirkişi içinden hep aynı bilirkişinin her seferinde CHP’li belediyeler, belediye başkanları veya iştirak şirketlerinde nasıl oluyor da görevlendiriyor” diye sormak mı suç oluyor? Yargı görevini yapanın gerçeklere aykırı rapor veya mütalaa yazması sorun değil de, bunun eleştirilmesi mi sorun oluyor? Asıl bunu yapan bilirkişinin kendisi adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmiyor mu?

Ben konuşmamda, bir bilirkişiyle ilgili olarak, aklın ve istatistik biliminin sınırlarını zorlayan bir duruma dikkat çektim ve bunun bir tesadüf olup olmadığının sorgulanmasını talep ettim. Ben bilirkişilik sıfatıyla bağımsız ve tarafsız bir şekilde kamu görevi yapması gerekirken, gerçeğe aykırı mütalaada bulunduğu çeşitli örneklerle sabit olan bir şahsın yarattığı adalet sorununa müdahale edilmesini talep ettim.

Bunu hem Sayın Adalet Bakanı’ndan hem de milletimizden talep ettim. Milletimizden talep ettim çünkü, bağımsız yargı millet adına karar verir. Ve milletten daha büyük makam veya güç yoktur. Adli makamların işleyişini sorgulamak da ifade özgürlüğü kapsamında korunmaktadır ve demokratik düzenin bir gereğidir. Zira, adil yargılanma hakkı her vatandaşımızın sahip olduğu anayasal bir temel haktır.

Hz. Ali der ki ‘Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu herkese duyurun…’

Bu nasihatten güç alarak bugün benimle uğraşan bu düzeni teşhir etmeyi boynumun borcu sayıyorum. Bizim çabamız; bu ülkede birliğin, kardeşliğin ve huzurun korunması çabasıdır! Bizim çabamız; bu ülkede yaşayan istisnasız her bir vatandaşın hakkını, hukukunu, can ve mal emniyetini sağlama çabasıdır!

Bizim çabamız; asıl yetkinin millette olduğunu hatırlatma çabasıdır! Çünkü Atatürk, cumhuriyetimizi ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’ düsturuyla kurdu. Biz de bu düsturla hareket ediyor ve mücadelemizi milletimizin iradesine teslim ediyoruz. Yüce milletime arz ederim.”

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Bakan Ersoy Görevden Alınabilir

Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Parti kaynakları ayrıca, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da görevden alınabileceğini ifade ediyorlar.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin Meclis grup toplantısında “İlgili bakanlığın hiçbir şey olmamış gibi hareket ederek özeleştiride imtina etmesini doğru bulmadığımızı açıklamak mecburiyetindeyim” çıkışının ardından AK Parti kulisleri de hareketlendi. Parti içinde Ersoy’un görevden alınıp alınmamasının tartışma konusu olduğu öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre; AK Partili kurmaylar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faciada bizim bir arkadaşımızın payı varsa gereğini yaparız” dediğini iddia etti. Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Son yerel seçimlerin seçmenin uyarı işareti olduğunu belirten kurmaylar, tabanın rahatsızlığını giderecek kabine revizyonu olacağını da belirtiyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yenidoğan çetesi skandalı ve randevu krizini çözememesi nedeniyle görevden alınabileceği ifade ediliyor. Ayrıca Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da çalışmalarında “pasif” olması nedeniyle görevden alınmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Paylaşın

DDK Yasası TBMM’den Geçti: Erdoğan, Herkesi Görevden Alabilecek

Erdoğan, TBMM’den geçen “DDK Yasası” gereği, istemediği herkesi görevden alabilecek. CHP’li Gökhan Günaydın, Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda perşembe gecesi görüşülen “191 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin, Devlet Denetleme Kurulu üye veya denetçisine “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerme, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulama” yetkisini tanıyan 3. Maddesi iktidar blokunun oylarıyla kabul edildi.

Bu kararla 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun’un mülga 6 maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş oldu.

“Görevden uzaklaştırma:

MADDE 6- İlgili Kurul üyesi veya denetçi;

a) Denetlemeler sırasında denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunan,

b) Görevde kalması halinde kamu zararını artıracağı anlaşılan,

c) Suç delillerini karartacağı anlaşılan,

ç) Kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülen,

her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerebilir, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulayabilir […]”

Gün içinde CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, AKP’nin Devlet Denetleme Kurulu Kanunu’nda daha önce iki kez yapmaya çalıştığı benzer değişikliklerin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatmış ve yasa değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurul üyelerine kamu görevlilerini doğrudan doğruya görevden uzaklaştırma yetkisi vererek Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Yürürlükteki düzenlemeye göre, Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) başkanı ve üyeleri Cumhurbaşkanınca atanıyor. Kurul, Cumhurbaşkanının talimatı doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarında inceleme, araştırma ve denetleme yapabiliyor. Ancak bu denetimler sonucunda hazırlanan raporlar, gereği yapılmak üzere Başbakanlıka veya ilgili kurumlara iletiliyordu.

Perşembe gecesi oylanarak kabul edilen değişiklikle ise DDK bile değil, DDK’nin “ilgili üyesi ve denetçisi”ne, “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verme” yetkisi tanınıyor. Bu yetkiyle sonsuz genişlikte bir takdir hakkının bir yargısal süreç olmaksızın bir kurul üyesince DDK’nin denetim alanındaki tüm kurumlardaki görevliler üzerinde kullanılmasının önü açılıyor.

Devlet Denetleme Kurulunun denetim alanı Anayasa’nın 108. Maddesi’nde tanımlanıyor. Buna göre, “Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yap[maya yetkili].”

Anayasada ifade edilen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının başında bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıklar, belediyeler ve özel idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler), düzenleyici ve denetleyici kurumlar (BDDK, SPK, RTÜK vb.), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kapsamında barolar, tabip odaları, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkâr odaları, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketler kapsamında kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halkbank vb.), kamu iştirakleri, kamu kaynağı kullanan vakıflar, dernekler ve sendikalar kapsamında kamuya ait vakıflar (örneğin, Türkiye Diyanet Vakfı), kamu fonlarından yararlanan özel vakıflar ve dernekler, kamu destekli sendikalar, devlet üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri var.

Düzenleme sadece atanmış kamu görevlilerini değil, idari açıdan İçişleri Bakanlığına bağlı seçilmiş yerel yöneticileri de kapsıyor.

Gökhan Günaydın’a göre, ” Ucu açık, keyfi[liğe] varan bir takdir yetkisiyle artık hiç kimsenin görev teminatı olmayacak. Yalnızca atanmışlar için değil, bu keyfi[lik] seçilmişleri de kapsıyor. Artık bir soruşturma, kovuşturma, yargı kararı vs süreçlere de gerek yok. Cumhurbaşkanı DDK Başkanı’nı çağırıyor, ‘şu belediye başkanı hakkında denetim yap’ diyor, Başkan bir kurul üyesini görevlendiriyor, o da gidip ‘görev başında kalması sakıncalıdır’ diyerek seçilmiş belediye başkanını görevden uzaklaştırabiliyor. Her şey jet hızıyla, her şey kanuna uygun ve elbette tümüyle hukuka aykırı.”

Gökhan Günaydın’ın dile getirdiği kaygılar, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu gibi kuruluşlar için de geçerli.

Erdoğan’ın üçüncü denemesi

AKP DDK’de Erdoğan’ın istediği bu tiran yetkilerini TBMM’den geçirmeyi ilk kez denemiyor.

Gökhan Günaydın’ın verdiği bilgiye göre, “İlkinde 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile aynı yetkiyi DDK’ya almayı denediler. CHP Grubu’nun başvurusu üzerine AYM düzenlemeyi iptal etti (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021: R.G.Tarih-Sayısı : 17/3/2022-31781).

“İkincisinde bir torba kanun içerisinde Meclis Genel Kurulu’na indirdiler, muhalafetin ortak ve etkin direnciyle düzenlemeyi torba kanun içinden çıkarmak zorunda kaldılar. Şimdi üçüncü kez deniyorlar.”

Günaydın, değişikliği TBMM Genel Kurulundan geçmesi halinde en ivedi şekilde AYM’ye iptal ve yürürlüğünün durdurulması başvurusu yapacaklarını” bildirmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan: Kimse Yargıya Ayar Veremez

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açılan davaya gönderme yaparak, “Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız” dedi ve ekledi:

“Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, yasama ve yargı organlarımızın saygıdeğer temsilcileri, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla adalet teşkilatımıza sevgilerimi gönderiyorum. Bugünkü kura merasimi ile yeni görev yerleri belirlenecek 1075 hakim ve savcı adayımızı tebrik ediyorum. Böylece hakim ve savcılardan oluşan adalet teşkilatının sayısı 25 bin 695’e çıkmış oluyor.

Bizim hem milli hem de manevi bünyemizde ölçü ve adalet kalp gibi hayati bir rol üstleniyor. Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun buyruğu esasen meseleyi net bir şekilde anlatıyor. En derin krizlerle boğuştuğumuz günlerde bile adalet pusulasından şaşmadık.

Hak ve adalet kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Siz yargı mensuplarımızdan da işte bu hassasiyetle çalışmanızı bekliyoruz. Adalet kapısına varıp da hakkını alamayan kalbi kırık ayrılan her bir vatandaşımızın vebali hem bu dünyada hem de ahirette Allah muhafaza hepimizin üzerindedir. Huzuruna gelen vatandaşa tepeden bakan yargı eski Türkiye’nin yargısıdır.

İdeolojik kamplara ayrılmış yargı eski Türkiye’nin yargısıdır. Biz de defalarca yüzleştik. Bir daha o günlere Allah’ın izniyle geri dönüş olmayacaktır. Bugün yargı sürecine müdahale etmek isteyen malum çevreler işte bu eski Türkiye hayalindedir.

“Kimse kendini hukukun üstünde göremez”

En temel hukuk kaidelerini ihlal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kendilerini bağlamadığını düşünüyorlar. Anayasa ve yasaları çiğneyebileceklerini sanıyorlar. Ama yargının kapsama alanı dışında olmadıkları gerçeği ile günden güne daha fazla yüzleşiyorlar ve bunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendini hukukun üstünde erişim alanında göremez.

Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız. Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti Devletin Partisi Haline Geldi

AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik, “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” dedi.

Hüseyin Çelik, katıldığı Youtube yayınında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de oluşturulan yargı sisteminin, bağımsız bir yargıdan çok “İstiklal Mahkemeleri” gibi çalıştığını söyledi.

Çelik, “Bu aslında bir yargı değil, bir tür devrim mahkemesi gibi işliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde nasıl savunma hakkı yoksa, 15 Temmuz sonrası yargı da maalesef bir giyotin gibi çalışıyor.” dedi. Yargının siyasallaştığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırıldığını vurgulayan eski bakan, “Bir hukuk devleti içinde bireylerin suçluluğu kanıtlanmadan cezalandırılması kabul edilemez. Oysa, Türkiye’de insanlar listelerle işlerinden atıldı, yargılanmadan suçlu ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, “Biz yargının bağımsızlığından söz ediyoruz. Sadece kağıt üzerinde yazıp kendimizi kandırıyoruz. Ne yazık ki biz de kendi militan yargımızı oluşturduk. Yani geçmişte kendisi mazlum olan, Ama bugün gücü eline aldıktan sonra eğer birileri zalim kesilmişse bu korkunç bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Bakan Çelik, Türkiye’de adaletin temel ilkelerinden biri olan “suçun şahsiliği” ilkesinin ihlal edildiğini belirtti. “Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı onun çocuklarının, ailesinin de cezalandırıldığı bir sistem inşa edildi. Devlet adaletli olmalıdır, ama ne yazık ki, KHK ile işten atılan kişilerin çocukları bile iş bulamıyor. Özel sektörde dahi bu insanlara kapılar kapanıyor” diyerek mağduriyetlerin yaygın bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Çelik, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını da dile getirdi. “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” diyerek iktidarın halktan koptuğunu vurguladı.

Yeni sürece de değinen siyasetçi, “Bugün Türkiye’de milyonlarca Kürt, Alevi ve farklı topluluklar mağdur durumda. Eğer ülkede milyonlarca insan mutsuzsa, ekonomik sıkıntılar had safhadaysa, adalet yoksa, o ülkede barıştan bahsedilemez” dedi.

Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’ çerçevesindeki tartışmalara ilişkin Çelik, “Abdullah Öcalan eğer çıkacaksa Türkiye’de cezaevlerinde siyasi olarak bir tek Allah’ın kulunun kalmaması lazım. Şimdi siz 80 yaşında ve tekerlekli sandalyeye bağlı olan en az 10 tane kronik hastalığı olan Melek İpek’i cezaevinde bırakacaksınız. Ama Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacaksınız veya ümit hakkı diye onu getireceksiniz. Bu yenilir, yutulur bir şey değil. Bu kabul edilemez” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Erken Seçim” Mesajı: Bu Gidişattan Kurtulmanın Tek Yolu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı, bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir” mesajı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından başlattığı yayınla gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, geçen günlerde CHP’li belediyelere açılan soruşturma dosyalarında yer alan bilirkişinin ismini açıklamıştı.

İktidarı sert sözlerle eleştiren İBB Başkanı hakkında dakikalar içinde soruşturma açılmıştı. İmamoğlu’nun “hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını” söylediği bilirkişi ile görüşen ve o kaydı yayımlayan Halk TV gazetecileri gözaltına alınmıştı.

Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker, sunucu Seda Selek, gazeteci Barış Pehlivan program koordinatörü Kürşad Oğuz adli kontrolle serbest bırakılırken, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı.

Bilirkişi ifşasıyla “kötülük kilit taşını yerinden söktüklerini” söyleyen İBB Başkanı, gazetecilere yapılanlara tepki gösterdi.

Öte yandan bilirkişi krizinin ardından CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları bir kez daha alevlenmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adayın ön seçimler CHP’nin üyeleriyle seçileceğini duyurmuştu.

Adaylık için ismi geçen İBB Başkanı İmamoğlu, yayımladığı videoda bu konu hakkında da, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Genel başkanımız bir cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

“Kimsenin endişesi olmasın. Millet büyüktür. Bu aziz milletin çocukları için her alanda mücadeleye devam edeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyen İmamoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgah kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.

Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk Tv’den 4 gazeteci gözaltıların ardından adli kontrolle serbest kalırken, ne yazık ki gazeteci Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü. Suat beye ve Halk Tv’ye selamlarımı iletiyorum. Geçmiş olsun diyorum. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken, marifetlerini belgelediğimiz bilirkişi ise,ne yazık ki adeta büyük koruma altında.

‘Sen ne yaptın?’ Diye soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.

Bu olay bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına bir şey geldi mi? Gelmedi.

Garabetin dik alası işte budur.

Ne yazık ki, Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku egemen olmuştur, daha doğrusu bir avuç insanın…

Oysa Anayasa’nın 10. Maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.

Kıymetli Dostlar;

Bu bir avuç insan; siyasetçiler, sivil toplum liderleri, medya mensupları, iş insanları ve akademisyenler dahil herkesi susturmaya çalışıyor.

Çünkü artık ekonomiyi yönetemiyor; ülkeyi yönetemiyorlar…

Biliyorum; bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyorsunuz.

Biliyorum; ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları canınızı çok sıkıyor.

Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.

Karşınızda sizin halinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.

‘Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir’ derler.

Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.

Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli.

Oysa ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim acıyor.

Kimin başına gelirse gelsin, her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.

Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.

Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.

İktidar, ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor.

“ŞAHLANAN SADECE BİR AVUÇ İNSAN OLDU”
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.

Yılardır ‘ekonomimiz şahlandı, şahlanacak’ vaatleriyle sizleri aldattılar.

On yıllar geçti ama, şahlanan sadece bir avuç insan oldu.

Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi yönetemez hale getirdiler.

Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.

Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.

Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.

Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.

Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!

Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.

Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir.

O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.

Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan önseçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir.

Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu.

Ama sevgili vatandaşlarım,

Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizİ birleştirmeliyiz.

Ama çok iyi biliyorum ki, bu yolun sonu aydınlık ve huzur dolu, iktidar yoludur.

Biz bu yola çıktık.

Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.

Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.

Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.

Kıymetli Yurttaşlarım;

Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.

Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.

Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz; yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.

Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak…

Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.

Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.

Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.

Ama kimsenin endişesi olmasın.

Millet büyüktür…

Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır.

Bu yoldan da dönmeyeceğim.

Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek!

Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.

Daha önce dediğim gibi…

Kurtuluş yok tek başına…

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu: Adalet Herkese Lazım Olacak

Gazetecilere açılan ‘bilirkişi soruşturmasına’ tepki gösteren İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Millete hizmet etmesi gereken iktidar gücü, maalesef adaletsizce kullanılıyor” dedi.

Dervişoğlu, yasalardan kimsenin muaf olmadığını, ancak herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirtti. İktidarın kayırmacı ve tarafgir bir zihniyeti benimsediğini savunan Dervişoğlu, “Vatandaşın devletine ve ülkesine en önemli bağı adalettir. Tek bir vatandaşın adalet duygusu yaralanırsa 86 milyonluk millet yaralanır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’ye yönelik operasyon ve gazetecilerin gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dervişoğlu’nun açıklaması şöyle:

“Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Milletimizin verdiği yetkiyi adaletle kullanması gerekenler, tam tersine iktidar gücünü adaletsizce kullanıyor. Hiçbir kişi ya da kurum, yasalardan muaf değildir. Ancak yasalar da her kişi ve kuruma eşit uygulanmak zorundadır.

Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye hukuk alanında kayırmacı ve tarafgir bir zihniyetin pençesinde, adalete aç ve susuzdur. Vatandaşın devletine ve ülkesine bağı ve güvenindeki en önemli halat, adalettir. Tek bir vatandaşımızın adalet duygusu yaralanırsa, 86 milyonluk millet yaralanır. İçinde bulunduğumuz durum tam da budur.

Halk TV’nin gazetecilerine yapılan muamelenin muhatabı yalnızca onlar değil, milletimizin tamamıdır. Bu keyfiyet, hangi görüşten olursa olsun bütün vatandaşlarımıza gösterilen yargı sopasıdır.

Evrensel kurallarla yürüyebilecek bir soruşturmayı, kamu adına görev yapan gazeteciler için zulme çevirmek sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda tek adam rejiminin çirkin yüzünün de ispatıdır. Demokrasilerin vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri de basın özgürlüğüdür.

Bu özgürlük anayasal güvence altındadır. Dolayısıyla ihlali, aynı zamanda anayasa ihlalidir. Yargıyı kendi kural ve gelenekleri içinde işleyişine bırakmak yerine, üzerinde vesayet kurarak milletimizi korkutup sindirebileceğini zanneden iktidarı bir kez daha uyarıyorum:

Adalet bir gün herkese lazım olacak. Güven duygusunu yaralamayın. Çünkü bu yara milletimizin vicdanını kanatıyor. Bu duygu ve düşüncelerle; haber alma hakkı yara alan milletimize, Halk TV ailesine ve Suat Toktaş’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilinsin ki sürecin yakından takipçisi olacağız.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Gezi” Hatırlatması: Herkes Cumhuriyet İçin Ordaydı

29 Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Bolu, Kartalkaya’daki otel yangınına değinerek konuşmasına başlayan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“İhaleye çıkmak için sorumluluk yarışına giren, oturdukları koltuğu Erdoğan’ın verdiği tımar zanneden, sıra görev sorumluluğuna geldiği zaman sırra kadem basanların düzeninde yaşıyoruz. Bu isimlerin en bilineni Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy! Kendi atadığı bürokratlara kendi işletmelerini denetleten, kendi otellerine istediği kıyı şeridinden arsa tahsis ettiren, Türkiye’yi ucuz turizm cenneti haline getirerek Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyelini yok eden zattır kendileri.

Adeta Erdoğan’ın kayyım rejiminin bir özetidir. O da turizmin başındaki kayyımdır. Bu kimseler, tıpkı genel başkanları gibi aldıkları ya da almadıkları kararlarla, hayatlarımız üzerinde sonsuz yetki sahibi, dertlerimize karşı ise mutlak sorumsuzdurlar. Her biri iç işlerinde serbest, dış işlerinde saray kayyımına bağlı şirket patronlarıdır. Ama burada bir püf noktası vardır: Bakanlıkları ve bakanlıklarının görev alanındaki kamu hizmetini basiretli bir tacir gibi bir şirket gibi bile yönetmezler.

Yetkilerini ve görev sahalarını, kendileri için ikballeri için ve saray kayyımının nam ve şahsı için bir şirket sermayesi olarak kullanırlar. O yüzden, Türkiye’de devlet idaresi, kâr peşinde koşan bir şirket bile değildir. Mesele bütün Türkiye’nin kaynaklarıyla, insanlarıyla bu harami düzeninin devamı için bir şirket sermayesi gibi kullanılmasıdır. Kiralanması, rehin edilmesi, ipoteğe konulması, satılması, üzerinde inşaat yapılması, değiş tokuş edilebilmesi bundandır.”

“İktidarın 9 maddelik kaçış planı”

Pamukova ve Kütahya tren kazasına, Ermenek, Siirt, Amasra, Kastamonu, İliç ve Soma’daki maden facialarına, Karadeniz’deki sel felaketlerine, Davutpaşa’dan Ostim’e her gün yaşanan iş cinayetlerine, Muğla, Antalya, Hatay ve İzmir’deki yangınlarına, doğrudan 11 ili dolaylı olarak 70 ili sarsan depremlere ve Balıkesir’deki patlamaya değinerek konuşmasına devam eden Dervişoğlu, iktidarın 9 maddelik bir kaçış planı olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“1-Canlarımız, insanlarımız ihmal, denetimsizlik, kuralsızlık ve umursamazlık sebebiyle hayatlarını kaybederler.

2- Hızlıca yayın yasağı getirilir. Eş zamanlı olarak propaganda başkanlığının emriyle trol orduları milletin adamı mesajları atarlar.

3- Bakanlık yaptığı hizmet alanına tefeci gözlüğüyle bakanların gözü pek sözcüsü vakur bir duruşla şu açıklamayı yapar: ‘Acılar üzerinden siyaset olmaz. Bu olaylar siyasete malzeme yapılmamalıdır.’ Çünkü siyaset, onlara göre hizmet et-hesap ver değil; üzümünü ye, bağcıyı da bir güzel döv işidir.

4- Devamında, muhalefet ve basın mensupları şeytanlaştırılırlar. Yayın yasağına uymayanlara, kısa yoldan yurt dışı yasağı konur.

5- Ayar verilen muhalefetten ve basından sonra kendilerinin ne kadar halk adamı olduklarını hatırlatmak lazım gelir. Devleti yönetenler büyük samimiyetle baş sağlığı mesajları yayınlarlar: Başsağlığı dileğini ise şu sihirli sözcükler takip eder: ‘Kimsenin şüphesi olmasın, sorumlular bulunacak ve mutlaka hesap sorulacaktır’ Cenazelere cenaze yakınlarından daha kalabalık katılırlar, ilk safı kimseye bırakmazlar. Dertleri mevzuatta yapmaları gereken ilk görev değil, fotoğraf çektirmek için kameralar önündeki son görevdir. Uygun olması hâlinde birkaç damla gözyaşı da akıtılır. Hatta ihtiyaç hissedilirse Fatiha’yı da kameralara bakmadan tecvitli ve yanık bir nidayla da okurlar.

6- Elbette sorumlular ya doğrudan kendileridir. Ya da bir takım ayak işlerini görmek için imzalarını kiraya veren alt kademe yöneticilerdir. O yüzden bu yüksek yönetim kademelerinde hiç kimse hiç kimseden hesap soramaz. Kimse de gurur, ahlak ya da vicdan meselesi yapıp istifa etmez, bakanlar zaten istifayı akıllarından dahi geçiremezler.

7- O sırada, bu şirket rejimin baş sözcüsü ve büyük üstadı zat çıkar ve der ki: ‘Kader bunlar, alın yazısı, takdir-i ilahi. Allah rahmet eylesin.’

8- Bu sırada malum kanallarda, her gece her konuda ellerinde hep aynı çubuklarla konuşanlar gerçek sorumluları aklamak için bin takla attıkları programlar yaparlar. Çünkü herkes ekmeğinin peşindedir. Ve o çubuklu arkadaşlardan öğreniriz ki olayda sorumluluğu bulunan 3 çaycı, 2 arşiv memuru ve 4 temizlik personeli tutuklanmış. Tutuklananların da muhakkak bir organizasyonla bir örgütle hemen bağlantısı kurulur.

9- Kısa süre sonra başka bir skandal patlar ve ölenler öldükleriyle kalırlar”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunlar, bir avuç oligark, başlarındaki kayyım, devleti şirket, memleketi de şirketlerine sermaye yapmışlar. Bizim de bunun adına devlet dememizi bekliyorlar! Bizim buna dediğimiz ve diyeceğimiz bellidir: 22 senedir, günahına girdiğiniz yüzbinlerce vatandaşın hesabını mahşere bırakmayacağız! Bu kayyım düzeninizi başınıza yıkacağız. Bu ülkenin tüm çocuklarından çaldığınız sevinçlerin torunlarına mahcup ettiğiniz dedelerin, evlatlarını mezara koymak zorunda kalan anaların, babaların yerde bıraktığınız vebal yükünü de hep birlikte biz omuzlayacağız.”

Son günlerde yaşanan soruşturmalara ve tutuklanmalara ilişkin Müsavat Dervişoğlu; “Sanat yaptığı için sanatçıya, haber yaptığı için gazeteciye, siyaset yaptığı için siyasetçiye reva gördükleri zulmün tek bir izahı var: Gidiyorlar ve bu gerçeği gördüler” diyerek şu şekilde konuştu:

“Kritarşi diye yönetim biçimi vardır. Yunanca krito yani hâkim ve arkhe yani hükûmet kelimelerinden türetilmiş bir yönetim biçimi… Jüristokrasi yani hakimler yönetimi olarak da tanımlanır. Kritarkların yönetiminde, devlet ve yargının ayrı olduğu, yargı kurumlarının yasaların yürütülmesi ve uyuşmazlıkların çözümü yanında, yasama yetkisine sahip oldukları da düşünülür. Demokrasi dışıdır ve oligarşiktir.

Yetki gaspı yaptığı kabul edilir. Adı tarihte kalmıştır ama gelişmemiş demokrasilerde sıklıkla görülür. Kritarşide ülke hâkimlerin yorumlarıyla şekillenen kanunlarla yönetilir. Son dönemlerdeki yargılamaları ve tutuklamaları bu egemenlik zemininde yapanlar, Türkiye’nin cumhuriyet ile yönetildiğini ve herkesin kanun önünde eşit olduğunu akıldan uzak tutmasınlar. Türkiye’de siyasi köle yoktur. Demokratik hak ve hürriyetlere sahip, onurlu insanlar vardır”

Dervişoğlu, yürütmenin ve yargının harabeye dönmüş yapısının içerisinde, hala nefes alan, kıyıda köşede de olsa görevlerine devam eden, ehli namus ve vatan evlatlarını da olduğunu belirterek şöyle seslendi: “Her neredeyseniz, yerinizden çıkınız. Kafalarınızı artık kaldırınız! Bugün vicdanınızın almadığı bu vicdansızlık düzenine, bugün namusunuzun müsaade etmediği bu namussuzluk düzenine, bugün aklınızın kabul etmediği bu akıl dışı yağma düzenine, susarak veya saklanarak daha fazla direnemezsiniz! Kanunsuz emirleri reddedin! Hukuksuz kararları vermeyin! Kendi kardeşinizin kanına girmeyin!

Kul hakkı yiyenlerin hanı yağma sofrasındaki kırıntılara tamah etmeyin! Şeref ve namusunuzu kirletmeyin! Hukukla, adaletle bağdaşmayan bu düzenin sopası olmayı, aracısı olmayı, eli olmayı, hınk deyicisi olmayı reddedin! Kısaca mesleğinizin namusuna sahip çıkıp, sizi yetiştiren bu büyük millete ve cumhuriyete olan borcunuzu ödeyin! Herkese buradan sesleniyorum. Kanunsuz emirleri uygulayanlar bilsinler ki bir gün bunun hesabını bu büyük millete vereceklerdir. Kanunsuz emirlere uymayan, hukuku çiğnemeyin, vatandaşın adalet duygusunu yaralamayın!”

“Herkes Cumhuriyet için oradaydı”

Dervişoğlu, Gezi hatırlatması yaparak konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bundan 12 sene önce o parka göz diktikleri zaman karşılarında milyonlar dikildi. Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı. Bunların talanlarına, yalanlarına, utanmazlıklarına hep birlikte hayır demek için oradaydı! Bu yüzden onu hiç unutmadılar!

Ne zaman yeni bir telaş içerisine girseler, ne zaman çaldıkları minare, kılıfa sığmasa, ne zaman şapkalarından çıkartacakları barış güvercini teröristbaşı olsa, akıllarına müflis tüccarın ilk yapacağı şey geliyor ve eski defterleri açıyorlar. En büyük korkuları konuşan ve tepki veren millet olduğu için bunun bir tezahürü olan Gezi’yi hiç unutmayanlar, peşini bırakmayanlar Sinan Ateş’in kanının yerde bıraktılar. Azmettiricilerini takipsizlikle ödüllendirdiler. Sıla bebeğimizi, Narin kızımızı mezara koydular. Katledilen yüzlerce kadının katillerini sokaklara bıraktılar.

’Sağcı öldü, solcu öldü sustuk. Zengin öldü, fakir öldü, sustuk. Alevi öldü, sünni öldü, sustuk. Türkmen öldü, Kürt öldü sustuk. Seküleri öldü, Dindarı öldü, sustuk. İşte tam da bu suskunluktan güç aldılar. Ev aldın çöktüler. İş kurdun, batırdılar. Çocuk okuttun mülakatta elediler. Her umudu karartırlar. Her sevinci soldurdular. Her sesi susturdular. Ama susturamadıkları ve susmayacak ses buradadır. İstibdadın zinciri kırılıp hürriyet bu vatana hâkim oluncaya kadar bu kürsüdedir. İYİ Parti, milletin avazı bir yer bulsun diye kendisini feda edenlerin partisidir. Son ocağın sönmeyen ateşi aziz vatanın son kalesidir”

“Mesele şahıslar meselesi değil, Türk Milletinin şahsiyeti meselesidir.” diyerek sözlerine devam eden Dervişoğlu şunları ekledi: ‘’Darbe dönemlerine rahmet okutacak, sıkıyönetim uygulamalarını aratacak örtülü bir istibdat yönetimiyle karşı karşıyayız İnşa edip kutsadıkları bu düzende kimin ne olduğunun önemi yoktur. Bu rejimin meşruiyeti tartışmalıdır. Bu gayrimeşruluğu da en zavallıca ve alçakça yöntemlerle, her gün Nazi propagandalarına taş çıkartırcasına, bizlere yerli ve millî diye sunabilmektedirler. Stalin’in talimatnamelerine taş çıkartırcasına her gün başka bir kararla bir yerlere çökmelerini bizlere Yeni Türkiye diye satabilmektedirler.

Bugün terörisbaşı ile açık ittifak edecek kadar had bilmezlikleri de bundandır. ‘Hudut namustur!’ diyen her kim varsa, Türkiye’yi BOP projesine kurban etmek istemeyen her kim varsa; tek devlet değil Türk Devleti, tek vatan değil Türk vatanı, tek Bayrak değil, Türk Bayrağı, tek millet değil Türk Milleti diyen her kim varsa; ezcümle bu saray istibdadına karşı çıkan kim varsa Cumhuriyet Türkiye’si isteyen, Mustafa Kemal Atatürk’e şükran ve minnet besleyen her kim varsa hedef tahtasına koyulmasının sebebi, tehdit edilmesinin, tevkif edilmesinin sebebi bundandır!’

Emekli kardeşim, memur kardeşim; alamadığın hakkın, maaşın, bil ki bunların cebindedir. İşçi kardeşim, şantiyede, fabrikada, madende alın terinden ürettiklerini İsviçre’deki bankalarda istifleyen, lüks teknelerde şampanya diye patlatan bunlardır. İşsiz kardeşim, senin mülakatlarda elenme sebebin giremediğin işe, diplomasız hem de sınavsız bunların çocukları girsin diyedir. Peki bu örgütlü kötülüğü iktidarda tutmak için daha kaçımız öleceğiz?

Bu tefeci bezirgân düzenin kasalarını doldurmak için daha kaçımız tutuklanacağız? Kaçımız iftiraya uğrayacak, saldırıya uğrayacak, tehdit edilecek? Kaçımız işsiz kalacak? Kaçımız mülakatta elenecek, işinden olacak, bebeğini çocuğunu kaybedecektir? Buna daha ne kadar susacağız? Milletimizin bu acılarından beslenip semirmelerine, kendi talihlerini bize kader diye yutturmalarına, kendi iktidarlarını bize devlet diye satmalarına razı mı olacağız? Hayır, olmayacağız! Yeter, susmayacağız! Bu düzene asla teslim olmayacağız!

’Bugün iktidarın, iktidarda kalmak için göze alabildiklerini Atatürkçü, Milliyetçi, Cumhuriyetçi, Vatansever, Vatanperver herkes bu dünyanın imtihanını, insanca yaşayabilmek için şeref ve gurunu çiğnetmemek için kısaca vatan ve namus için göze almak zorundadır. Hak ettiğimiz hayatı yaşayabilmenin Cumhuriyet nizamını, demokrasiyi hukuk devletini yeniden tesis edebilmenin yolu da bellidir. Dilde bir olacağız, fikirde bir olacağız, işte bir olacağız. Dilimiz bellidir: Dilimiz Adalettir. Fikrimiz bellidir: Fikrimiz Hürriyettir. İşimiz bellidir: İşimiz Cumhuriyettir. Bu kalkışmaya son vereceğiz. Bu karanlığı dağıtacağız. Bu saltanatı yıkacağız!”

Paylaşın

Erdoğan: Terörsüz Türkiye Hedefine Mutlaka Ulaşacağız

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Aziz milletim, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bizleri takip eden tüm vatandaşlarımıza buradan sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum. AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Grup toplantımızı, geçtiğimiz salı günü Bolu Kartalkaya’da bir otelde çıkan yangında hayatını kaybeden 78 canımızın üzüntüsünü yaşadığımız bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Sözlerimin hemen başında, yangın faciasında yitirdiğimiz 78 kardeşimizin her birine bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Hayatını kaybedenlerin neredeyse yarısının çocuk olması, yürek yangınımızı daha da arttırmıştır. Onlardan bize belki bir ömür boyu ince ince kanayacak koca bir iç yarası, gönül kırgınlığı kaldı. Rabbim hepsini cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyorum. Yakınlarını kaybeden ailelerimizle dayanışmamızı göstermek amacıyla 1 günlük milli yas ilan ettik. Bolu’da yaşanan elim hadisede de milletimiz kenetlendi. Kimini kendini bilmezler dışında milletimiz her daim kardeş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Münakaşalardan özellikle uzak durduk. Yangın sonrası ana muhalefet iftiralara başladı. Biz sükut ettikçe ana muhalefet, kiralık kalemler ve tetikçi ekran yüzleri seviyeye aşağı çekti. 1 haftadır vicdansızlığın her çeşidini sergilediler. Kendilerini aklama yarışına girdiler. Ülkemiz muhalefeti adına teessüfle takip ettiğimi pespayeliklerine rağmen duruşumuzu bozmadık. Gece 03.27’de başlayan yangının haberi ulaşır ulaşmaz devletimizin tüm ekiplerini seferber ettik.

Yaralanan 51 kardeşimizin sağlık kuruluşlarına intikali süratle gerçekleştirildi. Evlatlarını, sevdiklerini zamansız şekilde kaybeden vatandaşlarımıza yalnız olmadıklarını hissettirmek için gereken her şeyi yaptık, yapacağız. Facianın tüm yönleriyle araştırılması noktasında soruşturmaların süratle başlatılmasını sağladık. 8 kişilik heyet kuruldu. Bu heyet çalışmalarına devam ediyor. Gözaltı sayısı 28’e yükseldi. Otelde yangına karşı risklerin yeterince değerlendirilerek gerekli tedbirlerin alınmadığı tespit edilmiştir.

Uzman heyetimiz de çalışmalarını tekmil ettirince hazırlıkları raporları yargıya arz edecektir. Burada dikkati çeken husus şudur: Müfettişlerin tespitleriyle, otelin aralık ayında belediye yetkilileri tarafından muvazalı bir şekilde geri çektirilmek suretiyle sümen altı edilen kusurlarına ilişkin rapor büyük ölçüde örtülmektedir.

Bu durum acımızın daha da katmerlenmesine sebep olmuştur. Belediye başkanı koltuğunda oturan şahsın itfaiye müdürü korkmuştur diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı ancak daha sonraki ifadelerde başka sebeplerin devreye girdiği anlaşılan skandalın üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. İnanıyorum ki, soruşturma sürecinde bu başvuruyu geri çekme olayı da tüm boyutlarıyla araştırılacak, karanlık noktalar aydınlatılacak, soru işaretleri giderilecektir.

“Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz”

78 canımızı bizden kopartan bu katliamın yaşanmasında kimin sorumluluğu, eksiği ve ihmali varsa tekmili birden hesap sorulması için gereken neyse yapmaktan asla çekinmeyeceğiz. En küçük şüphe izi kalmadan, ince detayına kadar facianın araştırılmasını ve sorumlularının ortaya çıkarılmasını temin edeceğiz. Laf cambazlığıyla kimse sorumluluktan kaçamaz, kaçamayacaktır. Sorumluluğu olan kim varsa hesap vereceği her sosyal medya mecrası değil bağımsız Türk mahkemeleridir.

Aç gözlü müptezellerin vatandaşımızın canını hiçe saymasına kesinlikle tahammülümüz yoktur. Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz. Kimse ağzı süt kokan sabileri, masum çocukları hırslarına kurban edemez. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Buradan 8 gündür sorumsuz beyanatlarıyla ailelerimizin yaralarını deşen muhalefet aktörelerine şunu söylüyorum; Vicdanınız da mı yok, hiç mi utanmıyorsunuz. Bu milletin kederine ne zaman ortak olacaksınız? He konuyu siyasallaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? İstismar siyasetinden ne zaman vazgeçeceksiniz? Veba gibi yayılan ahbap-çavuş düzeniyle ne zaman hesaplaşacaksınız?

21 Ocak’tan beri sizin sataşmalarınızı duymazdan geldik. Sağduyuyla davranmakta ısrarcı olduk. Bugün de empatiden insaftan yoksun kısır tartışmalara sürüklenmek istemiyoruz. Bazı gerçekleri hatırlatmayı görev biliyorum. İzmir’de 2 genç elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti, görmezden geldiniz. Antalya’daki teleferik ekibinin sorumlularını kahraman ilan etmeye kalktınız. Utanmadan ahlaktan, sorumluluk almaktan bahsediyorsunuz. Hadsizlikler karşısında sessiz kalmayız. Bunları konuşmak mecburiyetinde kaldığımız için üzüntülüyüz.

Kongre maratonumuzda sona doğru yaklaşıyoruz. 73 il kongremizi gerçekleştirdik. Gençlik Kongremizin 7.’sini muhteşem bir atmosferle icra ettik. Tüm il gençlik kolları başkanlarımıza, gençlik kolları merkez yönetim kurulu ekibimize teşekkürlerimi iletiyorum.

İktidarın alternatifi olması gereken muhalefet, ne hazırlık en zihniyet itibarıyla bizimle yarışacak sıklette değildir. Siyasi kariyerleri dışında gözleri hiçbir şey görmüyor. Sayın Özel kırmızı kartla oyalanırken, eski genel başkan ilk sarı kartı kendisine gösterdi. Ne yapsalar boş. Mızrak çuvala sığmıyor. Turpların büyükleri heybede. Bunu dediğimiz için rahatsız oldular. Niye? Çünkü durumlarını gayet iyi biliyorlar.

Panikle yargı mensuplarımızı, aileleri ve çocukları üzerinden tehdit edecek kadar muvazeneyi yitirmelerinin nedeni de aynıdır. Para kulelerinin, şişirilmiş konser faturalarının ve bunun gibi daha birçok yolsuzluğun neye hizmet ettiğini herkes çok iyi biliyor. Vatandaşlarımızın bunları bakıp da siyasetten ümitlerini kesmesine müsaade edemeyiz. Cumhur İttifakı olarak daha fazla çalışarak muhalefetin eksikliğini bizim kapatmamız gerekiyor.

Asrın inşası adını verdiğimiz mücadelede geleceğimizi de ayağa kaldırıyoruz. 11 ilimizde 1900 şantiyede 182 bin mimar mühendis işçi kardeşimiz güvenli gelecek inşa etmek için çalışıyor. Depremin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yeni Türkiye’yi inşa etmenin gayretindeyiz. Bizim derdimiz kavga etmek didişmek, söz düellosuna girmek değildir. Milletimizin gözü kulağı bizdedir. Ne yapılacaksa AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak biz yapacağız. Yükümüz ağır, yolumuz uzundur.

Suriye’den Filistin’e bölgemizde tarih yeniden yazılmaktadır. Gelecek asrımız şekillenmektedir. Türkiye tarihe mührünü vurmaktadır. Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız. Rabbim yolumuzu bahtımızı açık etsin. Sevdanız muhabbetiniz için her birinize teşekkür ediyorum. Yangınlarda doğal afetlerde kaybettiğimiz canları yeniden rahmetle yad ediyorum.”

Paylaşın