Erdoğan: Kimse Yargıya Ayar Veremez

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açılan davaya gönderme yaparak, “Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız” dedi ve ekledi:

“Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, yasama ve yargı organlarımızın saygıdeğer temsilcileri, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla adalet teşkilatımıza sevgilerimi gönderiyorum. Bugünkü kura merasimi ile yeni görev yerleri belirlenecek 1075 hakim ve savcı adayımızı tebrik ediyorum. Böylece hakim ve savcılardan oluşan adalet teşkilatının sayısı 25 bin 695’e çıkmış oluyor.

Bizim hem milli hem de manevi bünyemizde ölçü ve adalet kalp gibi hayati bir rol üstleniyor. Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun buyruğu esasen meseleyi net bir şekilde anlatıyor. En derin krizlerle boğuştuğumuz günlerde bile adalet pusulasından şaşmadık.

Hak ve adalet kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Siz yargı mensuplarımızdan da işte bu hassasiyetle çalışmanızı bekliyoruz. Adalet kapısına varıp da hakkını alamayan kalbi kırık ayrılan her bir vatandaşımızın vebali hem bu dünyada hem de ahirette Allah muhafaza hepimizin üzerindedir. Huzuruna gelen vatandaşa tepeden bakan yargı eski Türkiye’nin yargısıdır.

İdeolojik kamplara ayrılmış yargı eski Türkiye’nin yargısıdır. Biz de defalarca yüzleştik. Bir daha o günlere Allah’ın izniyle geri dönüş olmayacaktır. Bugün yargı sürecine müdahale etmek isteyen malum çevreler işte bu eski Türkiye hayalindedir.

“Kimse kendini hukukun üstünde göremez”

En temel hukuk kaidelerini ihlal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kendilerini bağlamadığını düşünüyorlar. Anayasa ve yasaları çiğneyebileceklerini sanıyorlar. Ama yargının kapsama alanı dışında olmadıkları gerçeği ile günden güne daha fazla yüzleşiyorlar ve bunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendini hukukun üstünde erişim alanında göremez.

Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız. Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti Devletin Partisi Haline Geldi

AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik, “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” dedi.

Hüseyin Çelik, katıldığı Youtube yayınında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de oluşturulan yargı sisteminin, bağımsız bir yargıdan çok “İstiklal Mahkemeleri” gibi çalıştığını söyledi.

Çelik, “Bu aslında bir yargı değil, bir tür devrim mahkemesi gibi işliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde nasıl savunma hakkı yoksa, 15 Temmuz sonrası yargı da maalesef bir giyotin gibi çalışıyor.” dedi. Yargının siyasallaştığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırıldığını vurgulayan eski bakan, “Bir hukuk devleti içinde bireylerin suçluluğu kanıtlanmadan cezalandırılması kabul edilemez. Oysa, Türkiye’de insanlar listelerle işlerinden atıldı, yargılanmadan suçlu ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, “Biz yargının bağımsızlığından söz ediyoruz. Sadece kağıt üzerinde yazıp kendimizi kandırıyoruz. Ne yazık ki biz de kendi militan yargımızı oluşturduk. Yani geçmişte kendisi mazlum olan, Ama bugün gücü eline aldıktan sonra eğer birileri zalim kesilmişse bu korkunç bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Bakan Çelik, Türkiye’de adaletin temel ilkelerinden biri olan “suçun şahsiliği” ilkesinin ihlal edildiğini belirtti. “Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı onun çocuklarının, ailesinin de cezalandırıldığı bir sistem inşa edildi. Devlet adaletli olmalıdır, ama ne yazık ki, KHK ile işten atılan kişilerin çocukları bile iş bulamıyor. Özel sektörde dahi bu insanlara kapılar kapanıyor” diyerek mağduriyetlerin yaygın bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Çelik, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını da dile getirdi. “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” diyerek iktidarın halktan koptuğunu vurguladı.

Yeni sürece de değinen siyasetçi, “Bugün Türkiye’de milyonlarca Kürt, Alevi ve farklı topluluklar mağdur durumda. Eğer ülkede milyonlarca insan mutsuzsa, ekonomik sıkıntılar had safhadaysa, adalet yoksa, o ülkede barıştan bahsedilemez” dedi.

Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’ çerçevesindeki tartışmalara ilişkin Çelik, “Abdullah Öcalan eğer çıkacaksa Türkiye’de cezaevlerinde siyasi olarak bir tek Allah’ın kulunun kalmaması lazım. Şimdi siz 80 yaşında ve tekerlekli sandalyeye bağlı olan en az 10 tane kronik hastalığı olan Melek İpek’i cezaevinde bırakacaksınız. Ama Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacaksınız veya ümit hakkı diye onu getireceksiniz. Bu yenilir, yutulur bir şey değil. Bu kabul edilemez” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Erken Seçim” Mesajı: Bu Gidişattan Kurtulmanın Tek Yolu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı, bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir” mesajı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından başlattığı yayınla gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, geçen günlerde CHP’li belediyelere açılan soruşturma dosyalarında yer alan bilirkişinin ismini açıklamıştı.

İktidarı sert sözlerle eleştiren İBB Başkanı hakkında dakikalar içinde soruşturma açılmıştı. İmamoğlu’nun “hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını” söylediği bilirkişi ile görüşen ve o kaydı yayımlayan Halk TV gazetecileri gözaltına alınmıştı.

Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker, sunucu Seda Selek, gazeteci Barış Pehlivan program koordinatörü Kürşad Oğuz adli kontrolle serbest bırakılırken, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı.

Bilirkişi ifşasıyla “kötülük kilit taşını yerinden söktüklerini” söyleyen İBB Başkanı, gazetecilere yapılanlara tepki gösterdi.

Öte yandan bilirkişi krizinin ardından CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları bir kez daha alevlenmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adayın ön seçimler CHP’nin üyeleriyle seçileceğini duyurmuştu.

Adaylık için ismi geçen İBB Başkanı İmamoğlu, yayımladığı videoda bu konu hakkında da, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Genel başkanımız bir cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

“Kimsenin endişesi olmasın. Millet büyüktür. Bu aziz milletin çocukları için her alanda mücadeleye devam edeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyen İmamoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgah kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.

Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk Tv’den 4 gazeteci gözaltıların ardından adli kontrolle serbest kalırken, ne yazık ki gazeteci Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü. Suat beye ve Halk Tv’ye selamlarımı iletiyorum. Geçmiş olsun diyorum. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken, marifetlerini belgelediğimiz bilirkişi ise,ne yazık ki adeta büyük koruma altında.

‘Sen ne yaptın?’ Diye soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.

Bu olay bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına bir şey geldi mi? Gelmedi.

Garabetin dik alası işte budur.

Ne yazık ki, Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku egemen olmuştur, daha doğrusu bir avuç insanın…

Oysa Anayasa’nın 10. Maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.

Kıymetli Dostlar;

Bu bir avuç insan; siyasetçiler, sivil toplum liderleri, medya mensupları, iş insanları ve akademisyenler dahil herkesi susturmaya çalışıyor.

Çünkü artık ekonomiyi yönetemiyor; ülkeyi yönetemiyorlar…

Biliyorum; bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyorsunuz.

Biliyorum; ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları canınızı çok sıkıyor.

Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.

Karşınızda sizin halinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.

‘Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir’ derler.

Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.

Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli.

Oysa ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim acıyor.

Kimin başına gelirse gelsin, her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.

Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.

Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.

İktidar, ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor.

“ŞAHLANAN SADECE BİR AVUÇ İNSAN OLDU”
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.

Yılardır ‘ekonomimiz şahlandı, şahlanacak’ vaatleriyle sizleri aldattılar.

On yıllar geçti ama, şahlanan sadece bir avuç insan oldu.

Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi yönetemez hale getirdiler.

Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.

Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.

Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.

Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.

Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!

Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.

Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir.

O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.

Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan önseçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir.

Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu.

Ama sevgili vatandaşlarım,

Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizİ birleştirmeliyiz.

Ama çok iyi biliyorum ki, bu yolun sonu aydınlık ve huzur dolu, iktidar yoludur.

Biz bu yola çıktık.

Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.

Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.

Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.

Kıymetli Yurttaşlarım;

Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.

Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.

Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz; yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.

Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak…

Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.

Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.

Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.

Ama kimsenin endişesi olmasın.

Millet büyüktür…

Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır.

Bu yoldan da dönmeyeceğim.

Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek!

Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.

Daha önce dediğim gibi…

Kurtuluş yok tek başına…

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu: Adalet Herkese Lazım Olacak

Gazetecilere açılan ‘bilirkişi soruşturmasına’ tepki gösteren İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Millete hizmet etmesi gereken iktidar gücü, maalesef adaletsizce kullanılıyor” dedi.

Dervişoğlu, yasalardan kimsenin muaf olmadığını, ancak herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirtti. İktidarın kayırmacı ve tarafgir bir zihniyeti benimsediğini savunan Dervişoğlu, “Vatandaşın devletine ve ülkesine en önemli bağı adalettir. Tek bir vatandaşın adalet duygusu yaralanırsa 86 milyonluk millet yaralanır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’ye yönelik operasyon ve gazetecilerin gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dervişoğlu’nun açıklaması şöyle:

“Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Milletimizin verdiği yetkiyi adaletle kullanması gerekenler, tam tersine iktidar gücünü adaletsizce kullanıyor. Hiçbir kişi ya da kurum, yasalardan muaf değildir. Ancak yasalar da her kişi ve kuruma eşit uygulanmak zorundadır.

Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye hukuk alanında kayırmacı ve tarafgir bir zihniyetin pençesinde, adalete aç ve susuzdur. Vatandaşın devletine ve ülkesine bağı ve güvenindeki en önemli halat, adalettir. Tek bir vatandaşımızın adalet duygusu yaralanırsa, 86 milyonluk millet yaralanır. İçinde bulunduğumuz durum tam da budur.

Halk TV’nin gazetecilerine yapılan muamelenin muhatabı yalnızca onlar değil, milletimizin tamamıdır. Bu keyfiyet, hangi görüşten olursa olsun bütün vatandaşlarımıza gösterilen yargı sopasıdır.

Evrensel kurallarla yürüyebilecek bir soruşturmayı, kamu adına görev yapan gazeteciler için zulme çevirmek sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda tek adam rejiminin çirkin yüzünün de ispatıdır. Demokrasilerin vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri de basın özgürlüğüdür.

Bu özgürlük anayasal güvence altındadır. Dolayısıyla ihlali, aynı zamanda anayasa ihlalidir. Yargıyı kendi kural ve gelenekleri içinde işleyişine bırakmak yerine, üzerinde vesayet kurarak milletimizi korkutup sindirebileceğini zanneden iktidarı bir kez daha uyarıyorum:

Adalet bir gün herkese lazım olacak. Güven duygusunu yaralamayın. Çünkü bu yara milletimizin vicdanını kanatıyor. Bu duygu ve düşüncelerle; haber alma hakkı yara alan milletimize, Halk TV ailesine ve Suat Toktaş’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilinsin ki sürecin yakından takipçisi olacağız.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Gezi” Hatırlatması: Herkes Cumhuriyet İçin Ordaydı

29 Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Bolu, Kartalkaya’daki otel yangınına değinerek konuşmasına başlayan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“İhaleye çıkmak için sorumluluk yarışına giren, oturdukları koltuğu Erdoğan’ın verdiği tımar zanneden, sıra görev sorumluluğuna geldiği zaman sırra kadem basanların düzeninde yaşıyoruz. Bu isimlerin en bilineni Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy! Kendi atadığı bürokratlara kendi işletmelerini denetleten, kendi otellerine istediği kıyı şeridinden arsa tahsis ettiren, Türkiye’yi ucuz turizm cenneti haline getirerek Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyelini yok eden zattır kendileri.

Adeta Erdoğan’ın kayyım rejiminin bir özetidir. O da turizmin başındaki kayyımdır. Bu kimseler, tıpkı genel başkanları gibi aldıkları ya da almadıkları kararlarla, hayatlarımız üzerinde sonsuz yetki sahibi, dertlerimize karşı ise mutlak sorumsuzdurlar. Her biri iç işlerinde serbest, dış işlerinde saray kayyımına bağlı şirket patronlarıdır. Ama burada bir püf noktası vardır: Bakanlıkları ve bakanlıklarının görev alanındaki kamu hizmetini basiretli bir tacir gibi bir şirket gibi bile yönetmezler.

Yetkilerini ve görev sahalarını, kendileri için ikballeri için ve saray kayyımının nam ve şahsı için bir şirket sermayesi olarak kullanırlar. O yüzden, Türkiye’de devlet idaresi, kâr peşinde koşan bir şirket bile değildir. Mesele bütün Türkiye’nin kaynaklarıyla, insanlarıyla bu harami düzeninin devamı için bir şirket sermayesi gibi kullanılmasıdır. Kiralanması, rehin edilmesi, ipoteğe konulması, satılması, üzerinde inşaat yapılması, değiş tokuş edilebilmesi bundandır.”

“İktidarın 9 maddelik kaçış planı”

Pamukova ve Kütahya tren kazasına, Ermenek, Siirt, Amasra, Kastamonu, İliç ve Soma’daki maden facialarına, Karadeniz’deki sel felaketlerine, Davutpaşa’dan Ostim’e her gün yaşanan iş cinayetlerine, Muğla, Antalya, Hatay ve İzmir’deki yangınlarına, doğrudan 11 ili dolaylı olarak 70 ili sarsan depremlere ve Balıkesir’deki patlamaya değinerek konuşmasına devam eden Dervişoğlu, iktidarın 9 maddelik bir kaçış planı olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“1-Canlarımız, insanlarımız ihmal, denetimsizlik, kuralsızlık ve umursamazlık sebebiyle hayatlarını kaybederler.

2- Hızlıca yayın yasağı getirilir. Eş zamanlı olarak propaganda başkanlığının emriyle trol orduları milletin adamı mesajları atarlar.

3- Bakanlık yaptığı hizmet alanına tefeci gözlüğüyle bakanların gözü pek sözcüsü vakur bir duruşla şu açıklamayı yapar: ‘Acılar üzerinden siyaset olmaz. Bu olaylar siyasete malzeme yapılmamalıdır.’ Çünkü siyaset, onlara göre hizmet et-hesap ver değil; üzümünü ye, bağcıyı da bir güzel döv işidir.

4- Devamında, muhalefet ve basın mensupları şeytanlaştırılırlar. Yayın yasağına uymayanlara, kısa yoldan yurt dışı yasağı konur.

5- Ayar verilen muhalefetten ve basından sonra kendilerinin ne kadar halk adamı olduklarını hatırlatmak lazım gelir. Devleti yönetenler büyük samimiyetle baş sağlığı mesajları yayınlarlar: Başsağlığı dileğini ise şu sihirli sözcükler takip eder: ‘Kimsenin şüphesi olmasın, sorumlular bulunacak ve mutlaka hesap sorulacaktır’ Cenazelere cenaze yakınlarından daha kalabalık katılırlar, ilk safı kimseye bırakmazlar. Dertleri mevzuatta yapmaları gereken ilk görev değil, fotoğraf çektirmek için kameralar önündeki son görevdir. Uygun olması hâlinde birkaç damla gözyaşı da akıtılır. Hatta ihtiyaç hissedilirse Fatiha’yı da kameralara bakmadan tecvitli ve yanık bir nidayla da okurlar.

6- Elbette sorumlular ya doğrudan kendileridir. Ya da bir takım ayak işlerini görmek için imzalarını kiraya veren alt kademe yöneticilerdir. O yüzden bu yüksek yönetim kademelerinde hiç kimse hiç kimseden hesap soramaz. Kimse de gurur, ahlak ya da vicdan meselesi yapıp istifa etmez, bakanlar zaten istifayı akıllarından dahi geçiremezler.

7- O sırada, bu şirket rejimin baş sözcüsü ve büyük üstadı zat çıkar ve der ki: ‘Kader bunlar, alın yazısı, takdir-i ilahi. Allah rahmet eylesin.’

8- Bu sırada malum kanallarda, her gece her konuda ellerinde hep aynı çubuklarla konuşanlar gerçek sorumluları aklamak için bin takla attıkları programlar yaparlar. Çünkü herkes ekmeğinin peşindedir. Ve o çubuklu arkadaşlardan öğreniriz ki olayda sorumluluğu bulunan 3 çaycı, 2 arşiv memuru ve 4 temizlik personeli tutuklanmış. Tutuklananların da muhakkak bir organizasyonla bir örgütle hemen bağlantısı kurulur.

9- Kısa süre sonra başka bir skandal patlar ve ölenler öldükleriyle kalırlar”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunlar, bir avuç oligark, başlarındaki kayyım, devleti şirket, memleketi de şirketlerine sermaye yapmışlar. Bizim de bunun adına devlet dememizi bekliyorlar! Bizim buna dediğimiz ve diyeceğimiz bellidir: 22 senedir, günahına girdiğiniz yüzbinlerce vatandaşın hesabını mahşere bırakmayacağız! Bu kayyım düzeninizi başınıza yıkacağız. Bu ülkenin tüm çocuklarından çaldığınız sevinçlerin torunlarına mahcup ettiğiniz dedelerin, evlatlarını mezara koymak zorunda kalan anaların, babaların yerde bıraktığınız vebal yükünü de hep birlikte biz omuzlayacağız.”

Son günlerde yaşanan soruşturmalara ve tutuklanmalara ilişkin Müsavat Dervişoğlu; “Sanat yaptığı için sanatçıya, haber yaptığı için gazeteciye, siyaset yaptığı için siyasetçiye reva gördükleri zulmün tek bir izahı var: Gidiyorlar ve bu gerçeği gördüler” diyerek şu şekilde konuştu:

“Kritarşi diye yönetim biçimi vardır. Yunanca krito yani hâkim ve arkhe yani hükûmet kelimelerinden türetilmiş bir yönetim biçimi… Jüristokrasi yani hakimler yönetimi olarak da tanımlanır. Kritarkların yönetiminde, devlet ve yargının ayrı olduğu, yargı kurumlarının yasaların yürütülmesi ve uyuşmazlıkların çözümü yanında, yasama yetkisine sahip oldukları da düşünülür. Demokrasi dışıdır ve oligarşiktir.

Yetki gaspı yaptığı kabul edilir. Adı tarihte kalmıştır ama gelişmemiş demokrasilerde sıklıkla görülür. Kritarşide ülke hâkimlerin yorumlarıyla şekillenen kanunlarla yönetilir. Son dönemlerdeki yargılamaları ve tutuklamaları bu egemenlik zemininde yapanlar, Türkiye’nin cumhuriyet ile yönetildiğini ve herkesin kanun önünde eşit olduğunu akıldan uzak tutmasınlar. Türkiye’de siyasi köle yoktur. Demokratik hak ve hürriyetlere sahip, onurlu insanlar vardır”

Dervişoğlu, yürütmenin ve yargının harabeye dönmüş yapısının içerisinde, hala nefes alan, kıyıda köşede de olsa görevlerine devam eden, ehli namus ve vatan evlatlarını da olduğunu belirterek şöyle seslendi: “Her neredeyseniz, yerinizden çıkınız. Kafalarınızı artık kaldırınız! Bugün vicdanınızın almadığı bu vicdansızlık düzenine, bugün namusunuzun müsaade etmediği bu namussuzluk düzenine, bugün aklınızın kabul etmediği bu akıl dışı yağma düzenine, susarak veya saklanarak daha fazla direnemezsiniz! Kanunsuz emirleri reddedin! Hukuksuz kararları vermeyin! Kendi kardeşinizin kanına girmeyin!

Kul hakkı yiyenlerin hanı yağma sofrasındaki kırıntılara tamah etmeyin! Şeref ve namusunuzu kirletmeyin! Hukukla, adaletle bağdaşmayan bu düzenin sopası olmayı, aracısı olmayı, eli olmayı, hınk deyicisi olmayı reddedin! Kısaca mesleğinizin namusuna sahip çıkıp, sizi yetiştiren bu büyük millete ve cumhuriyete olan borcunuzu ödeyin! Herkese buradan sesleniyorum. Kanunsuz emirleri uygulayanlar bilsinler ki bir gün bunun hesabını bu büyük millete vereceklerdir. Kanunsuz emirlere uymayan, hukuku çiğnemeyin, vatandaşın adalet duygusunu yaralamayın!”

“Herkes Cumhuriyet için oradaydı”

Dervişoğlu, Gezi hatırlatması yaparak konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bundan 12 sene önce o parka göz diktikleri zaman karşılarında milyonlar dikildi. Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı. Bunların talanlarına, yalanlarına, utanmazlıklarına hep birlikte hayır demek için oradaydı! Bu yüzden onu hiç unutmadılar!

Ne zaman yeni bir telaş içerisine girseler, ne zaman çaldıkları minare, kılıfa sığmasa, ne zaman şapkalarından çıkartacakları barış güvercini teröristbaşı olsa, akıllarına müflis tüccarın ilk yapacağı şey geliyor ve eski defterleri açıyorlar. En büyük korkuları konuşan ve tepki veren millet olduğu için bunun bir tezahürü olan Gezi’yi hiç unutmayanlar, peşini bırakmayanlar Sinan Ateş’in kanının yerde bıraktılar. Azmettiricilerini takipsizlikle ödüllendirdiler. Sıla bebeğimizi, Narin kızımızı mezara koydular. Katledilen yüzlerce kadının katillerini sokaklara bıraktılar.

’Sağcı öldü, solcu öldü sustuk. Zengin öldü, fakir öldü, sustuk. Alevi öldü, sünni öldü, sustuk. Türkmen öldü, Kürt öldü sustuk. Seküleri öldü, Dindarı öldü, sustuk. İşte tam da bu suskunluktan güç aldılar. Ev aldın çöktüler. İş kurdun, batırdılar. Çocuk okuttun mülakatta elediler. Her umudu karartırlar. Her sevinci soldurdular. Her sesi susturdular. Ama susturamadıkları ve susmayacak ses buradadır. İstibdadın zinciri kırılıp hürriyet bu vatana hâkim oluncaya kadar bu kürsüdedir. İYİ Parti, milletin avazı bir yer bulsun diye kendisini feda edenlerin partisidir. Son ocağın sönmeyen ateşi aziz vatanın son kalesidir”

“Mesele şahıslar meselesi değil, Türk Milletinin şahsiyeti meselesidir.” diyerek sözlerine devam eden Dervişoğlu şunları ekledi: ‘’Darbe dönemlerine rahmet okutacak, sıkıyönetim uygulamalarını aratacak örtülü bir istibdat yönetimiyle karşı karşıyayız İnşa edip kutsadıkları bu düzende kimin ne olduğunun önemi yoktur. Bu rejimin meşruiyeti tartışmalıdır. Bu gayrimeşruluğu da en zavallıca ve alçakça yöntemlerle, her gün Nazi propagandalarına taş çıkartırcasına, bizlere yerli ve millî diye sunabilmektedirler. Stalin’in talimatnamelerine taş çıkartırcasına her gün başka bir kararla bir yerlere çökmelerini bizlere Yeni Türkiye diye satabilmektedirler.

Bugün terörisbaşı ile açık ittifak edecek kadar had bilmezlikleri de bundandır. ‘Hudut namustur!’ diyen her kim varsa, Türkiye’yi BOP projesine kurban etmek istemeyen her kim varsa; tek devlet değil Türk Devleti, tek vatan değil Türk vatanı, tek Bayrak değil, Türk Bayrağı, tek millet değil Türk Milleti diyen her kim varsa; ezcümle bu saray istibdadına karşı çıkan kim varsa Cumhuriyet Türkiye’si isteyen, Mustafa Kemal Atatürk’e şükran ve minnet besleyen her kim varsa hedef tahtasına koyulmasının sebebi, tehdit edilmesinin, tevkif edilmesinin sebebi bundandır!’

Emekli kardeşim, memur kardeşim; alamadığın hakkın, maaşın, bil ki bunların cebindedir. İşçi kardeşim, şantiyede, fabrikada, madende alın terinden ürettiklerini İsviçre’deki bankalarda istifleyen, lüks teknelerde şampanya diye patlatan bunlardır. İşsiz kardeşim, senin mülakatlarda elenme sebebin giremediğin işe, diplomasız hem de sınavsız bunların çocukları girsin diyedir. Peki bu örgütlü kötülüğü iktidarda tutmak için daha kaçımız öleceğiz?

Bu tefeci bezirgân düzenin kasalarını doldurmak için daha kaçımız tutuklanacağız? Kaçımız iftiraya uğrayacak, saldırıya uğrayacak, tehdit edilecek? Kaçımız işsiz kalacak? Kaçımız mülakatta elenecek, işinden olacak, bebeğini çocuğunu kaybedecektir? Buna daha ne kadar susacağız? Milletimizin bu acılarından beslenip semirmelerine, kendi talihlerini bize kader diye yutturmalarına, kendi iktidarlarını bize devlet diye satmalarına razı mı olacağız? Hayır, olmayacağız! Yeter, susmayacağız! Bu düzene asla teslim olmayacağız!

’Bugün iktidarın, iktidarda kalmak için göze alabildiklerini Atatürkçü, Milliyetçi, Cumhuriyetçi, Vatansever, Vatanperver herkes bu dünyanın imtihanını, insanca yaşayabilmek için şeref ve gurunu çiğnetmemek için kısaca vatan ve namus için göze almak zorundadır. Hak ettiğimiz hayatı yaşayabilmenin Cumhuriyet nizamını, demokrasiyi hukuk devletini yeniden tesis edebilmenin yolu da bellidir. Dilde bir olacağız, fikirde bir olacağız, işte bir olacağız. Dilimiz bellidir: Dilimiz Adalettir. Fikrimiz bellidir: Fikrimiz Hürriyettir. İşimiz bellidir: İşimiz Cumhuriyettir. Bu kalkışmaya son vereceğiz. Bu karanlığı dağıtacağız. Bu saltanatı yıkacağız!”

Paylaşın

Erdoğan: Terörsüz Türkiye Hedefine Mutlaka Ulaşacağız

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Aziz milletim, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bizleri takip eden tüm vatandaşlarımıza buradan sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum. AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Grup toplantımızı, geçtiğimiz salı günü Bolu Kartalkaya’da bir otelde çıkan yangında hayatını kaybeden 78 canımızın üzüntüsünü yaşadığımız bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Sözlerimin hemen başında, yangın faciasında yitirdiğimiz 78 kardeşimizin her birine bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Hayatını kaybedenlerin neredeyse yarısının çocuk olması, yürek yangınımızı daha da arttırmıştır. Onlardan bize belki bir ömür boyu ince ince kanayacak koca bir iç yarası, gönül kırgınlığı kaldı. Rabbim hepsini cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyorum. Yakınlarını kaybeden ailelerimizle dayanışmamızı göstermek amacıyla 1 günlük milli yas ilan ettik. Bolu’da yaşanan elim hadisede de milletimiz kenetlendi. Kimini kendini bilmezler dışında milletimiz her daim kardeş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Münakaşalardan özellikle uzak durduk. Yangın sonrası ana muhalefet iftiralara başladı. Biz sükut ettikçe ana muhalefet, kiralık kalemler ve tetikçi ekran yüzleri seviyeye aşağı çekti. 1 haftadır vicdansızlığın her çeşidini sergilediler. Kendilerini aklama yarışına girdiler. Ülkemiz muhalefeti adına teessüfle takip ettiğimi pespayeliklerine rağmen duruşumuzu bozmadık. Gece 03.27’de başlayan yangının haberi ulaşır ulaşmaz devletimizin tüm ekiplerini seferber ettik.

Yaralanan 51 kardeşimizin sağlık kuruluşlarına intikali süratle gerçekleştirildi. Evlatlarını, sevdiklerini zamansız şekilde kaybeden vatandaşlarımıza yalnız olmadıklarını hissettirmek için gereken her şeyi yaptık, yapacağız. Facianın tüm yönleriyle araştırılması noktasında soruşturmaların süratle başlatılmasını sağladık. 8 kişilik heyet kuruldu. Bu heyet çalışmalarına devam ediyor. Gözaltı sayısı 28’e yükseldi. Otelde yangına karşı risklerin yeterince değerlendirilerek gerekli tedbirlerin alınmadığı tespit edilmiştir.

Uzman heyetimiz de çalışmalarını tekmil ettirince hazırlıkları raporları yargıya arz edecektir. Burada dikkati çeken husus şudur: Müfettişlerin tespitleriyle, otelin aralık ayında belediye yetkilileri tarafından muvazalı bir şekilde geri çektirilmek suretiyle sümen altı edilen kusurlarına ilişkin rapor büyük ölçüde örtülmektedir.

Bu durum acımızın daha da katmerlenmesine sebep olmuştur. Belediye başkanı koltuğunda oturan şahsın itfaiye müdürü korkmuştur diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı ancak daha sonraki ifadelerde başka sebeplerin devreye girdiği anlaşılan skandalın üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. İnanıyorum ki, soruşturma sürecinde bu başvuruyu geri çekme olayı da tüm boyutlarıyla araştırılacak, karanlık noktalar aydınlatılacak, soru işaretleri giderilecektir.

“Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz”

78 canımızı bizden kopartan bu katliamın yaşanmasında kimin sorumluluğu, eksiği ve ihmali varsa tekmili birden hesap sorulması için gereken neyse yapmaktan asla çekinmeyeceğiz. En küçük şüphe izi kalmadan, ince detayına kadar facianın araştırılmasını ve sorumlularının ortaya çıkarılmasını temin edeceğiz. Laf cambazlığıyla kimse sorumluluktan kaçamaz, kaçamayacaktır. Sorumluluğu olan kim varsa hesap vereceği her sosyal medya mecrası değil bağımsız Türk mahkemeleridir.

Aç gözlü müptezellerin vatandaşımızın canını hiçe saymasına kesinlikle tahammülümüz yoktur. Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz. Kimse ağzı süt kokan sabileri, masum çocukları hırslarına kurban edemez. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Buradan 8 gündür sorumsuz beyanatlarıyla ailelerimizin yaralarını deşen muhalefet aktörelerine şunu söylüyorum; Vicdanınız da mı yok, hiç mi utanmıyorsunuz. Bu milletin kederine ne zaman ortak olacaksınız? He konuyu siyasallaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? İstismar siyasetinden ne zaman vazgeçeceksiniz? Veba gibi yayılan ahbap-çavuş düzeniyle ne zaman hesaplaşacaksınız?

21 Ocak’tan beri sizin sataşmalarınızı duymazdan geldik. Sağduyuyla davranmakta ısrarcı olduk. Bugün de empatiden insaftan yoksun kısır tartışmalara sürüklenmek istemiyoruz. Bazı gerçekleri hatırlatmayı görev biliyorum. İzmir’de 2 genç elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti, görmezden geldiniz. Antalya’daki teleferik ekibinin sorumlularını kahraman ilan etmeye kalktınız. Utanmadan ahlaktan, sorumluluk almaktan bahsediyorsunuz. Hadsizlikler karşısında sessiz kalmayız. Bunları konuşmak mecburiyetinde kaldığımız için üzüntülüyüz.

Kongre maratonumuzda sona doğru yaklaşıyoruz. 73 il kongremizi gerçekleştirdik. Gençlik Kongremizin 7.’sini muhteşem bir atmosferle icra ettik. Tüm il gençlik kolları başkanlarımıza, gençlik kolları merkez yönetim kurulu ekibimize teşekkürlerimi iletiyorum.

İktidarın alternatifi olması gereken muhalefet, ne hazırlık en zihniyet itibarıyla bizimle yarışacak sıklette değildir. Siyasi kariyerleri dışında gözleri hiçbir şey görmüyor. Sayın Özel kırmızı kartla oyalanırken, eski genel başkan ilk sarı kartı kendisine gösterdi. Ne yapsalar boş. Mızrak çuvala sığmıyor. Turpların büyükleri heybede. Bunu dediğimiz için rahatsız oldular. Niye? Çünkü durumlarını gayet iyi biliyorlar.

Panikle yargı mensuplarımızı, aileleri ve çocukları üzerinden tehdit edecek kadar muvazeneyi yitirmelerinin nedeni de aynıdır. Para kulelerinin, şişirilmiş konser faturalarının ve bunun gibi daha birçok yolsuzluğun neye hizmet ettiğini herkes çok iyi biliyor. Vatandaşlarımızın bunları bakıp da siyasetten ümitlerini kesmesine müsaade edemeyiz. Cumhur İttifakı olarak daha fazla çalışarak muhalefetin eksikliğini bizim kapatmamız gerekiyor.

Asrın inşası adını verdiğimiz mücadelede geleceğimizi de ayağa kaldırıyoruz. 11 ilimizde 1900 şantiyede 182 bin mimar mühendis işçi kardeşimiz güvenli gelecek inşa etmek için çalışıyor. Depremin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yeni Türkiye’yi inşa etmenin gayretindeyiz. Bizim derdimiz kavga etmek didişmek, söz düellosuna girmek değildir. Milletimizin gözü kulağı bizdedir. Ne yapılacaksa AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak biz yapacağız. Yükümüz ağır, yolumuz uzundur.

Suriye’den Filistin’e bölgemizde tarih yeniden yazılmaktadır. Gelecek asrımız şekillenmektedir. Türkiye tarihe mührünü vurmaktadır. Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız. Rabbim yolumuzu bahtımızı açık etsin. Sevdanız muhabbetiniz için her birinize teşekkür ediyorum. Yangınlarda doğal afetlerde kaybettiğimiz canları yeniden rahmetle yad ediyorum.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Büyük Telaş İçindeler

“Bilirkişi” açıklamasının ardından başlayan soruşturmada gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kilit taşı çekildi, kumpasa düzeni ortaya çıktı” dedi ve ekledi:

“Bilirkişi deşifre edildi. Büyük kaygı ve telaş içindeler. Bu telaşla baskı yapıyorlar. Bizi yıldırabileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar demokrasi kurulana kadar onlarla mücadelem devam edecek.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Saraçhane’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Bugün utanç verici basınları, gazetecilik mesleğine saldırıya sesini dahi çıkaramayan medya kuruluşlarında aynı kişiyle röportaj yayınlanıyor, benimle ilgili yalan ifadelerle dolu 5 seneleri geçti. Ama Halk TV’deki gazetecilere ceza vermenin gayreti içindeler.

Kilit taşı çekildi, kumpasa düzeni ortaya çıktı. Bilirkişi deşifre edildi. Büyük kaygı ve telaş içindeler. Bu telaşla baskı yapıyorlar. Bizi yıldırabileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar demokrasi kurulana kadar onlarla mücadelem devam edecek.

Sayın Bakan tam da beklediğim gibi konuştu. Ben de şimdi ona soruyorum; sayın Bakan İstanbul’da sözün geçiyor mu geçmiyor mu? Sakın öyle ‘bağımsız yargı’ diye tweet atma. Buna cevap ver. Umarım bu ülkenin aklı başında yargı mensuplarının tazyikiyle bu süreç sona erer ve gazeteciler özgürlüklerine kavuşur.

Cuma günü ben de gideceğim, ifademi vereceğim. Terör savcısı alacakmış ifademi. Benim terörle ne işim olur. Biz bu kumpas düzeni içerisinde bulunan bir bilirkişiyi deşifre ettikten sonra onların kilit taşını yerinden çektik ve duvar yıkıldı duvarın altında kaldılar. Kendilerini toparlama süreci içerisinde de her yere saldırıyorlar.”

Ne olmuştu?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun pazartesi günü düzenlediği basın toplantısı sonrası “kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı hedef gösterdiği” gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır,” dendi.

“Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir,” ifadeleri yer aldı.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına referansla pazartesi günü sabah saatlerinde “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısında “S. B.” isimli bir bilirkişiden söz etti.

“Olmayan rapor savcı iddianamesine girdi. Olmayan rapor savcılık iddianamesine nasıl girdi? Avukatlarımız raporun olmadığını ispat etti ancak buna rağmen iddianameye girdi. Heybedeki turpun adı “S. B.” diyen İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Sayıştay denetçisi olarak görev yapmış üç kişilik uzman bilir kişi heyeti konuyu inceledi. Yeni rapor tümüyle benim ve arkadaşlarımın lehine çıktı. Yani bu kez muhasebe kökenli Satılmış Bey değil 3 emekli Sayıştay denetçisinden oluşan devlet ciddiyetini bilen kişiler raporlar hazırladı. Bu raporun ardından mahkeme dedi ki iki rapor birbiriyle çelişiyor. O zaman bir üçüncü bilirkişi raporu isteyelim. Mahkeme yine bu kez başka üç emekli Sayıştay denetçisinden bilirkişi raporu istedi.”

Yeni Şafak gazetesinden Erdal Kılınç’a konuşan S. B. ise Salı günü yayımlanan mülakatta, “Beşiktaş ve Esenyurt’ta belediye başkanları her işten yasaca ve idareten sorumlu olduğu için hukuksuz kararlar karşısında hesap vermeleri gerekiyor. Ancak son kararı yargı veriyor” dedi.

“Hukukun gereği neyse onu yaparım” diyen S. B., 1976’dan bu yana devlet memuru olduğunu, 2002’den beri davalara bilirkişi olarak atandığını söylüyor:

“Yarası olan gocunuyor. 2010’da AK Parti ve MHP belediyeleri hakkında da olumsuz raporlarım oldu. Ancak kimse ses çıkarmadı. Bunların yarası büyük. Aba altından sopa gösteriyorlar.”

S.B., Ekrem İmamoğlu’nun, “Eğer bir konu İBB’yi ve Ekrem İmamoğlu’nu ilgilendiriyorsa, savcıların konuyu bize bağlama arzusu varsa, bilin ki maharetli bilirkişi Satılmış Bey de o dosyaya eklemleniyor,” şeklindeki sözlerine yanıt olarak, “Kesinlikle öyle bir şey yok. Mahkeme istediği bilirkişiyi atar. Hatta birden fazla heyet de görevlendirebilir. Kasti olarak hazırladığımız bir rapor yok. Bizi görüşmeye telefonla çağırdılar, gittik” dedi.

S.B., “Ben soruşturma çerçevesinde önüme gelen belgeye bakarım. Hukukun gereği neyse onu yaparım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Reddediyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı açıklamada, kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, “Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

Kayyım atanmasına DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları da tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

“Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullanan Bakırhan, “Sandıkta kazanamadığı halkın kurumlarını yargı ve idare yoluyla gasp eden bu zihniyeti en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.

Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi. Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Kayyım Darbesine Direneceğiz” Mesajı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı açıklamada, “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi.

Haber Merkez / Tülay Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

Kayyım atanmasına DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları da tepki gösterdi. Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi. Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti. “Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullanan Bakırhan, “Sandıkta kazanamadığı halkın kurumlarını yargı ve idare yoluyla gasp eden bu zihniyeti en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

DEM Parti’den “Kayyım” Tepkisi: Halk İradesini Savunmaya Devam Edeceğiz

DEM Parti, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “İktidar sanmasın ki bizler ve Kürt halkı bu darbelere alışıyoruz ve kanıksıyoruz. Her yerde halk iradesini savunmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Kayyım atamalarında 2016’nın cevabını 2019’da, 2019’un cevabını 2024’te sandıkta verdiğimiz gibi, bu gasplara ve darbelere de cevabımızı vereceğiz. Öfkemizi demokratik siyasete olan kararlılığımızla biriktiriyoruz. Tek tek herkese de sesleniyoruz: Bu darbeci anlayışa karşı hep birlikte duralım, siyasi görüşümüz ne olursa olsun demokrasi mücadelesinde buluşalım” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Seçmenlerimiz, halklarımız ve ülke güne yine bir kayyım darbesiyle uyandı. İktidar halkın iradesine saldırmaktan vazgeçmiyor; darbecilikte, gaspta ve irade hırsızlığında ısrar ediyor. Bunu pişkin bir alışkanlık haline getirdi.

Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş’a hukuksuz bir şekilde verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından Siirt Belediyemiz sabahın erken saatlerinde kayyım darbesiyle gasp edildi. Önceki kayyım darbelerinden de gördüğümüz üzere Siirt Belediyesi ablukaya alındı, halkın ve diğer seçilmişlerin belediyeye giriş çıkışları yasaklandı.

Dün Batman’da ve diğer belediyelerimizde olduğu gibi, kadınların kentleri yönetmesine ve dolayısıyla iradelerine saldırı yapıldı. 31 Mart seçimlerinden bugüne Hakkari, Mardin, Batman, Dersim, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve en son Siirt olmak üzere 8 belediyemiz iktidar tarafından gasp edilmiş oldu.

Daha önce defalarca söyledik, bu darbeci anlayışın önü alınmazsa kayyımlar sadece Kürt coğrafyasıyla sınırlı kalmaz dedik. Ne yazık ki bu uyarılarımızda da haklı çıktık. Artık kayyım darbeleri rejimin bir özelliği haline geldi. Kayyım sadece partimizle ve Kürt halkının belediyeleriyle sınırlı kalmadı.

CHP’nin Esenyurt Belediyesi ile Ovacık Belediyesi de kayyım darbesiyle gasp edildi. İktidar ilk günden bu yana göz diktiği İstanbul Büyükşehir Belediyesini düşürmek ve el koymak için her türlü yolu deniyor. Kısacası, bugün muhalif belediyelerin tamamı, iktidarın aparatı haline gelen yargının kıskacındadır.

“Seçme ve seçilme hakkına el uzatılıyor”

Mesele belediyelerin gasp edilmesinden çok daha büyük ve tehlikelidir. Kayyım rejimi kalıcılaştırılmaya, otoriter ve mutlak iktidar sağlamlaştırılmaya, her türlü demokratik hak kullanılamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Kayyım darbeleriyle Türkiye’de 85 milyonun seçme ve seçilme hakkına el uzatılıyor.

Sandık ve seçim anlamsız hale getiriliyor. Bu rejim, her kayyım darbesiyle, belediyelere yönelik her irade gaspıyla demokratik meşruiyetini yitiriyor. Bu meselenin hukukla, yargıyla, yasayla bir ilgisi yoktur. Mesele, iktidarın seçim ve sandıkla alamadığı belediyeleri gasp etmesidir; kendisine oy vermeyen seçmenin iradesine saldırmasıdır.

İktidar sanmasın ki bizler ve Kürt halkı bu darbelere alışıyoruz ve kanıksıyoruz. Her yerde halk iradesini savunmaya devam edeceğiz. Kayyım atamalarında 2016’nın cevabını 2019’da, 2019’un cevabını 2024’te sandıkta verdiğimiz gibi, bu gasplara ve darbelere de cevabımızı vereceğiz. Öfkemizi demokratik siyasete olan kararlılığımızla biriktiriyoruz.

Tek tek herkese de sesleniyoruz: Bu darbeci anlayışa karşı hep birlikte duralım, siyasi görüşümüz ne olursa olsun demokrasi mücadelesinde buluşalım.”

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın