İYİ Parti Lideri Dervişoğlu: Adalet Herkese Lazım Olacak

Gazetecilere açılan ‘bilirkişi soruşturmasına’ tepki gösteren İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Millete hizmet etmesi gereken iktidar gücü, maalesef adaletsizce kullanılıyor” dedi.

Dervişoğlu, yasalardan kimsenin muaf olmadığını, ancak herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirtti. İktidarın kayırmacı ve tarafgir bir zihniyeti benimsediğini savunan Dervişoğlu, “Vatandaşın devletine ve ülkesine en önemli bağı adalettir. Tek bir vatandaşın adalet duygusu yaralanırsa 86 milyonluk millet yaralanır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Halk TV’ye yönelik operasyon ve gazetecilerin gözaltına alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Dervişoğlu’nun açıklaması şöyle:

“Türkiye ve Türk Milleti adaletsiz bir girdaba sürükleniyor. Milletimizin verdiği yetkiyi adaletle kullanması gerekenler, tam tersine iktidar gücünü adaletsizce kullanıyor. Hiçbir kişi ya da kurum, yasalardan muaf değildir. Ancak yasalar da her kişi ve kuruma eşit uygulanmak zorundadır.

Üzülerek ifade ediyorum ki Türkiye hukuk alanında kayırmacı ve tarafgir bir zihniyetin pençesinde, adalete aç ve susuzdur. Vatandaşın devletine ve ülkesine bağı ve güvenindeki en önemli halat, adalettir. Tek bir vatandaşımızın adalet duygusu yaralanırsa, 86 milyonluk millet yaralanır. İçinde bulunduğumuz durum tam da budur.

Halk TV’nin gazetecilerine yapılan muamelenin muhatabı yalnızca onlar değil, milletimizin tamamıdır. Bu keyfiyet, hangi görüşten olursa olsun bütün vatandaşlarımıza gösterilen yargı sopasıdır.

Evrensel kurallarla yürüyebilecek bir soruşturmayı, kamu adına görev yapan gazeteciler için zulme çevirmek sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda tek adam rejiminin çirkin yüzünün de ispatıdır. Demokrasilerin vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri de basın özgürlüğüdür.

Bu özgürlük anayasal güvence altındadır. Dolayısıyla ihlali, aynı zamanda anayasa ihlalidir. Yargıyı kendi kural ve gelenekleri içinde işleyişine bırakmak yerine, üzerinde vesayet kurarak milletimizi korkutup sindirebileceğini zanneden iktidarı bir kez daha uyarıyorum:

Adalet bir gün herkese lazım olacak. Güven duygusunu yaralamayın. Çünkü bu yara milletimizin vicdanını kanatıyor. Bu duygu ve düşüncelerle; haber alma hakkı yara alan milletimize, Halk TV ailesine ve Suat Toktaş’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilinsin ki sürecin yakından takipçisi olacağız.”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Gezi” Hatırlatması: Herkes Cumhuriyet İçin Ordaydı

29 Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Bolu, Kartalkaya’daki otel yangınına değinerek konuşmasına başlayan Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“İhaleye çıkmak için sorumluluk yarışına giren, oturdukları koltuğu Erdoğan’ın verdiği tımar zanneden, sıra görev sorumluluğuna geldiği zaman sırra kadem basanların düzeninde yaşıyoruz. Bu isimlerin en bilineni Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy! Kendi atadığı bürokratlara kendi işletmelerini denetleten, kendi otellerine istediği kıyı şeridinden arsa tahsis ettiren, Türkiye’yi ucuz turizm cenneti haline getirerek Türkiye’nin kültür ve turizm potansiyelini yok eden zattır kendileri.

Adeta Erdoğan’ın kayyım rejiminin bir özetidir. O da turizmin başındaki kayyımdır. Bu kimseler, tıpkı genel başkanları gibi aldıkları ya da almadıkları kararlarla, hayatlarımız üzerinde sonsuz yetki sahibi, dertlerimize karşı ise mutlak sorumsuzdurlar. Her biri iç işlerinde serbest, dış işlerinde saray kayyımına bağlı şirket patronlarıdır. Ama burada bir püf noktası vardır: Bakanlıkları ve bakanlıklarının görev alanındaki kamu hizmetini basiretli bir tacir gibi bir şirket gibi bile yönetmezler.

Yetkilerini ve görev sahalarını, kendileri için ikballeri için ve saray kayyımının nam ve şahsı için bir şirket sermayesi olarak kullanırlar. O yüzden, Türkiye’de devlet idaresi, kâr peşinde koşan bir şirket bile değildir. Mesele bütün Türkiye’nin kaynaklarıyla, insanlarıyla bu harami düzeninin devamı için bir şirket sermayesi gibi kullanılmasıdır. Kiralanması, rehin edilmesi, ipoteğe konulması, satılması, üzerinde inşaat yapılması, değiş tokuş edilebilmesi bundandır.”

“İktidarın 9 maddelik kaçış planı”

Pamukova ve Kütahya tren kazasına, Ermenek, Siirt, Amasra, Kastamonu, İliç ve Soma’daki maden facialarına, Karadeniz’deki sel felaketlerine, Davutpaşa’dan Ostim’e her gün yaşanan iş cinayetlerine, Muğla, Antalya, Hatay ve İzmir’deki yangınlarına, doğrudan 11 ili dolaylı olarak 70 ili sarsan depremlere ve Balıkesir’deki patlamaya değinerek konuşmasına devam eden Dervişoğlu, iktidarın 9 maddelik bir kaçış planı olduğunu söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“1-Canlarımız, insanlarımız ihmal, denetimsizlik, kuralsızlık ve umursamazlık sebebiyle hayatlarını kaybederler.

2- Hızlıca yayın yasağı getirilir. Eş zamanlı olarak propaganda başkanlığının emriyle trol orduları milletin adamı mesajları atarlar.

3- Bakanlık yaptığı hizmet alanına tefeci gözlüğüyle bakanların gözü pek sözcüsü vakur bir duruşla şu açıklamayı yapar: ‘Acılar üzerinden siyaset olmaz. Bu olaylar siyasete malzeme yapılmamalıdır.’ Çünkü siyaset, onlara göre hizmet et-hesap ver değil; üzümünü ye, bağcıyı da bir güzel döv işidir.

4- Devamında, muhalefet ve basın mensupları şeytanlaştırılırlar. Yayın yasağına uymayanlara, kısa yoldan yurt dışı yasağı konur.

5- Ayar verilen muhalefetten ve basından sonra kendilerinin ne kadar halk adamı olduklarını hatırlatmak lazım gelir. Devleti yönetenler büyük samimiyetle baş sağlığı mesajları yayınlarlar: Başsağlığı dileğini ise şu sihirli sözcükler takip eder: ‘Kimsenin şüphesi olmasın, sorumlular bulunacak ve mutlaka hesap sorulacaktır’ Cenazelere cenaze yakınlarından daha kalabalık katılırlar, ilk safı kimseye bırakmazlar. Dertleri mevzuatta yapmaları gereken ilk görev değil, fotoğraf çektirmek için kameralar önündeki son görevdir. Uygun olması hâlinde birkaç damla gözyaşı da akıtılır. Hatta ihtiyaç hissedilirse Fatiha’yı da kameralara bakmadan tecvitli ve yanık bir nidayla da okurlar.

6- Elbette sorumlular ya doğrudan kendileridir. Ya da bir takım ayak işlerini görmek için imzalarını kiraya veren alt kademe yöneticilerdir. O yüzden bu yüksek yönetim kademelerinde hiç kimse hiç kimseden hesap soramaz. Kimse de gurur, ahlak ya da vicdan meselesi yapıp istifa etmez, bakanlar zaten istifayı akıllarından dahi geçiremezler.

7- O sırada, bu şirket rejimin baş sözcüsü ve büyük üstadı zat çıkar ve der ki: ‘Kader bunlar, alın yazısı, takdir-i ilahi. Allah rahmet eylesin.’

8- Bu sırada malum kanallarda, her gece her konuda ellerinde hep aynı çubuklarla konuşanlar gerçek sorumluları aklamak için bin takla attıkları programlar yaparlar. Çünkü herkes ekmeğinin peşindedir. Ve o çubuklu arkadaşlardan öğreniriz ki olayda sorumluluğu bulunan 3 çaycı, 2 arşiv memuru ve 4 temizlik personeli tutuklanmış. Tutuklananların da muhakkak bir organizasyonla bir örgütle hemen bağlantısı kurulur.

9- Kısa süre sonra başka bir skandal patlar ve ölenler öldükleriyle kalırlar”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunlar, bir avuç oligark, başlarındaki kayyım, devleti şirket, memleketi de şirketlerine sermaye yapmışlar. Bizim de bunun adına devlet dememizi bekliyorlar! Bizim buna dediğimiz ve diyeceğimiz bellidir: 22 senedir, günahına girdiğiniz yüzbinlerce vatandaşın hesabını mahşere bırakmayacağız! Bu kayyım düzeninizi başınıza yıkacağız. Bu ülkenin tüm çocuklarından çaldığınız sevinçlerin torunlarına mahcup ettiğiniz dedelerin, evlatlarını mezara koymak zorunda kalan anaların, babaların yerde bıraktığınız vebal yükünü de hep birlikte biz omuzlayacağız.”

Son günlerde yaşanan soruşturmalara ve tutuklanmalara ilişkin Müsavat Dervişoğlu; “Sanat yaptığı için sanatçıya, haber yaptığı için gazeteciye, siyaset yaptığı için siyasetçiye reva gördükleri zulmün tek bir izahı var: Gidiyorlar ve bu gerçeği gördüler” diyerek şu şekilde konuştu:

“Kritarşi diye yönetim biçimi vardır. Yunanca krito yani hâkim ve arkhe yani hükûmet kelimelerinden türetilmiş bir yönetim biçimi… Jüristokrasi yani hakimler yönetimi olarak da tanımlanır. Kritarkların yönetiminde, devlet ve yargının ayrı olduğu, yargı kurumlarının yasaların yürütülmesi ve uyuşmazlıkların çözümü yanında, yasama yetkisine sahip oldukları da düşünülür. Demokrasi dışıdır ve oligarşiktir.

Yetki gaspı yaptığı kabul edilir. Adı tarihte kalmıştır ama gelişmemiş demokrasilerde sıklıkla görülür. Kritarşide ülke hâkimlerin yorumlarıyla şekillenen kanunlarla yönetilir. Son dönemlerdeki yargılamaları ve tutuklamaları bu egemenlik zemininde yapanlar, Türkiye’nin cumhuriyet ile yönetildiğini ve herkesin kanun önünde eşit olduğunu akıldan uzak tutmasınlar. Türkiye’de siyasi köle yoktur. Demokratik hak ve hürriyetlere sahip, onurlu insanlar vardır”

Dervişoğlu, yürütmenin ve yargının harabeye dönmüş yapısının içerisinde, hala nefes alan, kıyıda köşede de olsa görevlerine devam eden, ehli namus ve vatan evlatlarını da olduğunu belirterek şöyle seslendi: “Her neredeyseniz, yerinizden çıkınız. Kafalarınızı artık kaldırınız! Bugün vicdanınızın almadığı bu vicdansızlık düzenine, bugün namusunuzun müsaade etmediği bu namussuzluk düzenine, bugün aklınızın kabul etmediği bu akıl dışı yağma düzenine, susarak veya saklanarak daha fazla direnemezsiniz! Kanunsuz emirleri reddedin! Hukuksuz kararları vermeyin! Kendi kardeşinizin kanına girmeyin!

Kul hakkı yiyenlerin hanı yağma sofrasındaki kırıntılara tamah etmeyin! Şeref ve namusunuzu kirletmeyin! Hukukla, adaletle bağdaşmayan bu düzenin sopası olmayı, aracısı olmayı, eli olmayı, hınk deyicisi olmayı reddedin! Kısaca mesleğinizin namusuna sahip çıkıp, sizi yetiştiren bu büyük millete ve cumhuriyete olan borcunuzu ödeyin! Herkese buradan sesleniyorum. Kanunsuz emirleri uygulayanlar bilsinler ki bir gün bunun hesabını bu büyük millete vereceklerdir. Kanunsuz emirlere uymayan, hukuku çiğnemeyin, vatandaşın adalet duygusunu yaralamayın!”

“Herkes Cumhuriyet için oradaydı”

Dervişoğlu, Gezi hatırlatması yaparak konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Bundan 12 sene önce o parka göz diktikleri zaman karşılarında milyonlar dikildi. Halen karınlarına giren ağrının sebebi orada hep milletin bir arada olmasıydı, konuşabilmesiydi, haykırabilmesiydi. Dindarı, seküleri, sağcısı, solcusu, işçisi, genci, yaşlısı herkes Cumhuriyet için oradaydı. Bunların talanlarına, yalanlarına, utanmazlıklarına hep birlikte hayır demek için oradaydı! Bu yüzden onu hiç unutmadılar!

Ne zaman yeni bir telaş içerisine girseler, ne zaman çaldıkları minare, kılıfa sığmasa, ne zaman şapkalarından çıkartacakları barış güvercini teröristbaşı olsa, akıllarına müflis tüccarın ilk yapacağı şey geliyor ve eski defterleri açıyorlar. En büyük korkuları konuşan ve tepki veren millet olduğu için bunun bir tezahürü olan Gezi’yi hiç unutmayanlar, peşini bırakmayanlar Sinan Ateş’in kanının yerde bıraktılar. Azmettiricilerini takipsizlikle ödüllendirdiler. Sıla bebeğimizi, Narin kızımızı mezara koydular. Katledilen yüzlerce kadının katillerini sokaklara bıraktılar.

’Sağcı öldü, solcu öldü sustuk. Zengin öldü, fakir öldü, sustuk. Alevi öldü, sünni öldü, sustuk. Türkmen öldü, Kürt öldü sustuk. Seküleri öldü, Dindarı öldü, sustuk. İşte tam da bu suskunluktan güç aldılar. Ev aldın çöktüler. İş kurdun, batırdılar. Çocuk okuttun mülakatta elediler. Her umudu karartırlar. Her sevinci soldurdular. Her sesi susturdular. Ama susturamadıkları ve susmayacak ses buradadır. İstibdadın zinciri kırılıp hürriyet bu vatana hâkim oluncaya kadar bu kürsüdedir. İYİ Parti, milletin avazı bir yer bulsun diye kendisini feda edenlerin partisidir. Son ocağın sönmeyen ateşi aziz vatanın son kalesidir”

“Mesele şahıslar meselesi değil, Türk Milletinin şahsiyeti meselesidir.” diyerek sözlerine devam eden Dervişoğlu şunları ekledi: ‘’Darbe dönemlerine rahmet okutacak, sıkıyönetim uygulamalarını aratacak örtülü bir istibdat yönetimiyle karşı karşıyayız İnşa edip kutsadıkları bu düzende kimin ne olduğunun önemi yoktur. Bu rejimin meşruiyeti tartışmalıdır. Bu gayrimeşruluğu da en zavallıca ve alçakça yöntemlerle, her gün Nazi propagandalarına taş çıkartırcasına, bizlere yerli ve millî diye sunabilmektedirler. Stalin’in talimatnamelerine taş çıkartırcasına her gün başka bir kararla bir yerlere çökmelerini bizlere Yeni Türkiye diye satabilmektedirler.

Bugün terörisbaşı ile açık ittifak edecek kadar had bilmezlikleri de bundandır. ‘Hudut namustur!’ diyen her kim varsa, Türkiye’yi BOP projesine kurban etmek istemeyen her kim varsa; tek devlet değil Türk Devleti, tek vatan değil Türk vatanı, tek Bayrak değil, Türk Bayrağı, tek millet değil Türk Milleti diyen her kim varsa; ezcümle bu saray istibdadına karşı çıkan kim varsa Cumhuriyet Türkiye’si isteyen, Mustafa Kemal Atatürk’e şükran ve minnet besleyen her kim varsa hedef tahtasına koyulmasının sebebi, tehdit edilmesinin, tevkif edilmesinin sebebi bundandır!’

Emekli kardeşim, memur kardeşim; alamadığın hakkın, maaşın, bil ki bunların cebindedir. İşçi kardeşim, şantiyede, fabrikada, madende alın terinden ürettiklerini İsviçre’deki bankalarda istifleyen, lüks teknelerde şampanya diye patlatan bunlardır. İşsiz kardeşim, senin mülakatlarda elenme sebebin giremediğin işe, diplomasız hem de sınavsız bunların çocukları girsin diyedir. Peki bu örgütlü kötülüğü iktidarda tutmak için daha kaçımız öleceğiz?

Bu tefeci bezirgân düzenin kasalarını doldurmak için daha kaçımız tutuklanacağız? Kaçımız iftiraya uğrayacak, saldırıya uğrayacak, tehdit edilecek? Kaçımız işsiz kalacak? Kaçımız mülakatta elenecek, işinden olacak, bebeğini çocuğunu kaybedecektir? Buna daha ne kadar susacağız? Milletimizin bu acılarından beslenip semirmelerine, kendi talihlerini bize kader diye yutturmalarına, kendi iktidarlarını bize devlet diye satmalarına razı mı olacağız? Hayır, olmayacağız! Yeter, susmayacağız! Bu düzene asla teslim olmayacağız!

’Bugün iktidarın, iktidarda kalmak için göze alabildiklerini Atatürkçü, Milliyetçi, Cumhuriyetçi, Vatansever, Vatanperver herkes bu dünyanın imtihanını, insanca yaşayabilmek için şeref ve gurunu çiğnetmemek için kısaca vatan ve namus için göze almak zorundadır. Hak ettiğimiz hayatı yaşayabilmenin Cumhuriyet nizamını, demokrasiyi hukuk devletini yeniden tesis edebilmenin yolu da bellidir. Dilde bir olacağız, fikirde bir olacağız, işte bir olacağız. Dilimiz bellidir: Dilimiz Adalettir. Fikrimiz bellidir: Fikrimiz Hürriyettir. İşimiz bellidir: İşimiz Cumhuriyettir. Bu kalkışmaya son vereceğiz. Bu karanlığı dağıtacağız. Bu saltanatı yıkacağız!”

Paylaşın

Erdoğan: Terörsüz Türkiye Hedefine Mutlaka Ulaşacağız

Partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Aziz milletim, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bizleri takip eden tüm vatandaşlarımıza buradan sevgilerimi selamlarımı gönderiyorum. AK Parti TBMM Grup Toplantısı’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Grup toplantımızı, geçtiğimiz salı günü Bolu Kartalkaya’da bir otelde çıkan yangında hayatını kaybeden 78 canımızın üzüntüsünü yaşadığımız bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Sözlerimin hemen başında, yangın faciasında yitirdiğimiz 78 kardeşimizin her birine bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Hayatını kaybedenlerin neredeyse yarısının çocuk olması, yürek yangınımızı daha da arttırmıştır. Onlardan bize belki bir ömür boyu ince ince kanayacak koca bir iç yarası, gönül kırgınlığı kaldı. Rabbim hepsini cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin diyorum. Yakınlarını kaybeden ailelerimizle dayanışmamızı göstermek amacıyla 1 günlük milli yas ilan ettik. Bolu’da yaşanan elim hadisede de milletimiz kenetlendi. Kimini kendini bilmezler dışında milletimiz her daim kardeş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Münakaşalardan özellikle uzak durduk. Yangın sonrası ana muhalefet iftiralara başladı. Biz sükut ettikçe ana muhalefet, kiralık kalemler ve tetikçi ekran yüzleri seviyeye aşağı çekti. 1 haftadır vicdansızlığın her çeşidini sergilediler. Kendilerini aklama yarışına girdiler. Ülkemiz muhalefeti adına teessüfle takip ettiğimi pespayeliklerine rağmen duruşumuzu bozmadık. Gece 03.27’de başlayan yangının haberi ulaşır ulaşmaz devletimizin tüm ekiplerini seferber ettik.

Yaralanan 51 kardeşimizin sağlık kuruluşlarına intikali süratle gerçekleştirildi. Evlatlarını, sevdiklerini zamansız şekilde kaybeden vatandaşlarımıza yalnız olmadıklarını hissettirmek için gereken her şeyi yaptık, yapacağız. Facianın tüm yönleriyle araştırılması noktasında soruşturmaların süratle başlatılmasını sağladık. 8 kişilik heyet kuruldu. Bu heyet çalışmalarına devam ediyor. Gözaltı sayısı 28’e yükseldi. Otelde yangına karşı risklerin yeterince değerlendirilerek gerekli tedbirlerin alınmadığı tespit edilmiştir.

Uzman heyetimiz de çalışmalarını tekmil ettirince hazırlıkları raporları yargıya arz edecektir. Burada dikkati çeken husus şudur: Müfettişlerin tespitleriyle, otelin aralık ayında belediye yetkilileri tarafından muvazalı bir şekilde geri çektirilmek suretiyle sümen altı edilen kusurlarına ilişkin rapor büyük ölçüde örtülmektedir.

Bu durum acımızın daha da katmerlenmesine sebep olmuştur. Belediye başkanı koltuğunda oturan şahsın itfaiye müdürü korkmuştur diyerek meşrulaştırmaya çalıştığı ancak daha sonraki ifadelerde başka sebeplerin devreye girdiği anlaşılan skandalın üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. İnanıyorum ki, soruşturma sürecinde bu başvuruyu geri çekme olayı da tüm boyutlarıyla araştırılacak, karanlık noktalar aydınlatılacak, soru işaretleri giderilecektir.

“Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz”

78 canımızı bizden kopartan bu katliamın yaşanmasında kimin sorumluluğu, eksiği ve ihmali varsa tekmili birden hesap sorulması için gereken neyse yapmaktan asla çekinmeyeceğiz. En küçük şüphe izi kalmadan, ince detayına kadar facianın araştırılmasını ve sorumlularının ortaya çıkarılmasını temin edeceğiz. Laf cambazlığıyla kimse sorumluluktan kaçamaz, kaçamayacaktır. Sorumluluğu olan kim varsa hesap vereceği her sosyal medya mecrası değil bağımsız Türk mahkemeleridir.

Aç gözlü müptezellerin vatandaşımızın canını hiçe saymasına kesinlikle tahammülümüz yoktur. Kimse benim vatandaşlarımın hayatı üzerinde kumar oynayamaz. Kimse ağzı süt kokan sabileri, masum çocukları hırslarına kurban edemez. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Buradan 8 gündür sorumsuz beyanatlarıyla ailelerimizin yaralarını deşen muhalefet aktörelerine şunu söylüyorum; Vicdanınız da mı yok, hiç mi utanmıyorsunuz. Bu milletin kederine ne zaman ortak olacaksınız? He konuyu siyasallaştırmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? İstismar siyasetinden ne zaman vazgeçeceksiniz? Veba gibi yayılan ahbap-çavuş düzeniyle ne zaman hesaplaşacaksınız?

21 Ocak’tan beri sizin sataşmalarınızı duymazdan geldik. Sağduyuyla davranmakta ısrarcı olduk. Bugün de empatiden insaftan yoksun kısır tartışmalara sürüklenmek istemiyoruz. Bazı gerçekleri hatırlatmayı görev biliyorum. İzmir’de 2 genç elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti, görmezden geldiniz. Antalya’daki teleferik ekibinin sorumlularını kahraman ilan etmeye kalktınız. Utanmadan ahlaktan, sorumluluk almaktan bahsediyorsunuz. Hadsizlikler karşısında sessiz kalmayız. Bunları konuşmak mecburiyetinde kaldığımız için üzüntülüyüz.

Kongre maratonumuzda sona doğru yaklaşıyoruz. 73 il kongremizi gerçekleştirdik. Gençlik Kongremizin 7.’sini muhteşem bir atmosferle icra ettik. Tüm il gençlik kolları başkanlarımıza, gençlik kolları merkez yönetim kurulu ekibimize teşekkürlerimi iletiyorum.

İktidarın alternatifi olması gereken muhalefet, ne hazırlık en zihniyet itibarıyla bizimle yarışacak sıklette değildir. Siyasi kariyerleri dışında gözleri hiçbir şey görmüyor. Sayın Özel kırmızı kartla oyalanırken, eski genel başkan ilk sarı kartı kendisine gösterdi. Ne yapsalar boş. Mızrak çuvala sığmıyor. Turpların büyükleri heybede. Bunu dediğimiz için rahatsız oldular. Niye? Çünkü durumlarını gayet iyi biliyorlar.

Panikle yargı mensuplarımızı, aileleri ve çocukları üzerinden tehdit edecek kadar muvazeneyi yitirmelerinin nedeni de aynıdır. Para kulelerinin, şişirilmiş konser faturalarının ve bunun gibi daha birçok yolsuzluğun neye hizmet ettiğini herkes çok iyi biliyor. Vatandaşlarımızın bunları bakıp da siyasetten ümitlerini kesmesine müsaade edemeyiz. Cumhur İttifakı olarak daha fazla çalışarak muhalefetin eksikliğini bizim kapatmamız gerekiyor.

Asrın inşası adını verdiğimiz mücadelede geleceğimizi de ayağa kaldırıyoruz. 11 ilimizde 1900 şantiyede 182 bin mimar mühendis işçi kardeşimiz güvenli gelecek inşa etmek için çalışıyor. Depremin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. Yeni Türkiye’yi inşa etmenin gayretindeyiz. Bizim derdimiz kavga etmek didişmek, söz düellosuna girmek değildir. Milletimizin gözü kulağı bizdedir. Ne yapılacaksa AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak biz yapacağız. Yükümüz ağır, yolumuz uzundur.

Suriye’den Filistin’e bölgemizde tarih yeniden yazılmaktadır. Gelecek asrımız şekillenmektedir. Türkiye tarihe mührünü vurmaktadır. Afro Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı Türkiye’dir. 40 yıllık terör belasını da defettikten sonra yükselişimiz şahlanışa dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine mutlaka ulaşacağız. Rabbim yolumuzu bahtımızı açık etsin. Sevdanız muhabbetiniz için her birinize teşekkür ediyorum. Yangınlarda doğal afetlerde kaybettiğimiz canları yeniden rahmetle yad ediyorum.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Büyük Telaş İçindeler

“Bilirkişi” açıklamasının ardından başlayan soruşturmada gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kilit taşı çekildi, kumpasa düzeni ortaya çıktı” dedi ve ekledi:

“Bilirkişi deşifre edildi. Büyük kaygı ve telaş içindeler. Bu telaşla baskı yapıyorlar. Bizi yıldırabileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar demokrasi kurulana kadar onlarla mücadelem devam edecek.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Saraçhane’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Bugün utanç verici basınları, gazetecilik mesleğine saldırıya sesini dahi çıkaramayan medya kuruluşlarında aynı kişiyle röportaj yayınlanıyor, benimle ilgili yalan ifadelerle dolu 5 seneleri geçti. Ama Halk TV’deki gazetecilere ceza vermenin gayreti içindeler.

Kilit taşı çekildi, kumpasa düzeni ortaya çıktı. Bilirkişi deşifre edildi. Büyük kaygı ve telaş içindeler. Bu telaşla baskı yapıyorlar. Bizi yıldırabileceklerini sanıyorlar. Ama yanılıyorlar demokrasi kurulana kadar onlarla mücadelem devam edecek.

Sayın Bakan tam da beklediğim gibi konuştu. Ben de şimdi ona soruyorum; sayın Bakan İstanbul’da sözün geçiyor mu geçmiyor mu? Sakın öyle ‘bağımsız yargı’ diye tweet atma. Buna cevap ver. Umarım bu ülkenin aklı başında yargı mensuplarının tazyikiyle bu süreç sona erer ve gazeteciler özgürlüklerine kavuşur.

Cuma günü ben de gideceğim, ifademi vereceğim. Terör savcısı alacakmış ifademi. Benim terörle ne işim olur. Biz bu kumpas düzeni içerisinde bulunan bir bilirkişiyi deşifre ettikten sonra onların kilit taşını yerinden çektik ve duvar yıkıldı duvarın altında kaldılar. Kendilerini toparlama süreci içerisinde de her yere saldırıyorlar.”

Ne olmuştu?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun pazartesi günü düzenlediği basın toplantısı sonrası “kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı hedef gösterdiği” gerekçesiyle soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen bir kısım soruşturmalar ile kamu davalarında görevli bilirkişilerden biri olan şahsı, soruşturma şüphelileri lehine sonuç doğuracak karar verilmesi amacıyla alenen hedef göstermek suretiyle, ayrıca bu amaçla ismini de açıklayarak yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs ettiği tespit edildiğinden Türk Ceza Kanunu’nun 277 ve 288’nci maddeleri uyarınca resen soruşturma başlatılmıştır,” dendi.

“Ayrıca yazılı ve görsel medyada bu yönde söylemlerde bulunanlar için gerekli tespitin yapılarak soruşturma başlatılması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir,” ifadeleri yer aldı.

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına referansla pazartesi günü sabah saatlerinde “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısında “S. B.” isimli bir bilirkişiden söz etti.

“Olmayan rapor savcı iddianamesine girdi. Olmayan rapor savcılık iddianamesine nasıl girdi? Avukatlarımız raporun olmadığını ispat etti ancak buna rağmen iddianameye girdi. Heybedeki turpun adı “S. B.” diyen İmamoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Sayıştay denetçisi olarak görev yapmış üç kişilik uzman bilir kişi heyeti konuyu inceledi. Yeni rapor tümüyle benim ve arkadaşlarımın lehine çıktı. Yani bu kez muhasebe kökenli Satılmış Bey değil 3 emekli Sayıştay denetçisinden oluşan devlet ciddiyetini bilen kişiler raporlar hazırladı. Bu raporun ardından mahkeme dedi ki iki rapor birbiriyle çelişiyor. O zaman bir üçüncü bilirkişi raporu isteyelim. Mahkeme yine bu kez başka üç emekli Sayıştay denetçisinden bilirkişi raporu istedi.”

Yeni Şafak gazetesinden Erdal Kılınç’a konuşan S. B. ise Salı günü yayımlanan mülakatta, “Beşiktaş ve Esenyurt’ta belediye başkanları her işten yasaca ve idareten sorumlu olduğu için hukuksuz kararlar karşısında hesap vermeleri gerekiyor. Ancak son kararı yargı veriyor” dedi.

“Hukukun gereği neyse onu yaparım” diyen S. B., 1976’dan bu yana devlet memuru olduğunu, 2002’den beri davalara bilirkişi olarak atandığını söylüyor:

“Yarası olan gocunuyor. 2010’da AK Parti ve MHP belediyeleri hakkında da olumsuz raporlarım oldu. Ancak kimse ses çıkarmadı. Bunların yarası büyük. Aba altından sopa gösteriyorlar.”

S.B., Ekrem İmamoğlu’nun, “Eğer bir konu İBB’yi ve Ekrem İmamoğlu’nu ilgilendiriyorsa, savcıların konuyu bize bağlama arzusu varsa, bilin ki maharetli bilirkişi Satılmış Bey de o dosyaya eklemleniyor,” şeklindeki sözlerine yanıt olarak, “Kesinlikle öyle bir şey yok. Mahkeme istediği bilirkişiyi atar. Hatta birden fazla heyet de görevlendirebilir. Kasti olarak hazırladığımız bir rapor yok. Bizi görüşmeye telefonla çağırdılar, gittik” dedi.

S.B., “Ben soruşturma çerçevesinde önüme gelen belgeye bakarım. Hukukun gereği neyse onu yaparım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Kayyım” Tepkisi: Reddediyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı açıklamada, kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

Haber Merkezi / Tuncer Bakırhan, “Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

Kayyım atanmasına DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları da tepki gösterdi. Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti.

“Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullanan Bakırhan, “Sandıkta kazanamadığı halkın kurumlarını yargı ve idare yoluyla gasp eden bu zihniyeti en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.

Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi. Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Kayyım Darbesine Direneceğiz” Mesajı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı açıklamada, “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi.

Haber Merkez / Tülay Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

Kayyım atanmasına DEM Parti eş başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları da tepki gösterdi. Hatimoğulları, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “kayyım darbesine direnecekleri” mesajını verdi. Hatimoğulları, “Barış kayyımcı anlayıştaki ısrarla değil; demokrasiyle, hakla, hukukla sağlanır. Barışın umudunu yeşertmeye çalıştığımız bugünlerde gerçekleşen bu irade gaspını kabul etmiyoruz. Kayyım darbesine direnmekten, onurlu bir barış için mücadele etmekten tek bir geri adım atmadık, atmayacağız” ifadelerini kullandı.

Tuncer Bakırhan da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kayyum atanmasını reddettiklerini belirtti. “Halk iradesi, gaspçı zihniyeti yenecek. Belediye Eş Başkanlarımız hakkında uydurma gerekçelerle soruşturma açıp ceza vererek kayyım hukuksuzluğunun yolunu açmak siyasi hiledir. Siyasi hilekarlıkla barış ve demokrasi yan yana olmaz” ifadelerini kullanan Bakırhan, “Sandıkta kazanamadığı halkın kurumlarını yargı ve idare yoluyla gasp eden bu zihniyeti en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

DEM Parti’den “Kayyım” Tepkisi: Halk İradesini Savunmaya Devam Edeceğiz

DEM Parti, Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “İktidar sanmasın ki bizler ve Kürt halkı bu darbelere alışıyoruz ve kanıksıyoruz. Her yerde halk iradesini savunmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Kayyım atamalarında 2016’nın cevabını 2019’da, 2019’un cevabını 2024’te sandıkta verdiğimiz gibi, bu gasplara ve darbelere de cevabımızı vereceğiz. Öfkemizi demokratik siyasete olan kararlılığımızla biriktiriyoruz. Tek tek herkese de sesleniyoruz: Bu darbeci anlayışa karşı hep birlikte duralım, siyasi görüşümüz ne olursa olsun demokrasi mücadelesinde buluşalım” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasın ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Seçmenlerimiz, halklarımız ve ülke güne yine bir kayyım darbesiyle uyandı. İktidar halkın iradesine saldırmaktan vazgeçmiyor; darbecilikte, gaspta ve irade hırsızlığında ısrar ediyor. Bunu pişkin bir alışkanlık haline getirdi.

Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş’a hukuksuz bir şekilde verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından Siirt Belediyemiz sabahın erken saatlerinde kayyım darbesiyle gasp edildi. Önceki kayyım darbelerinden de gördüğümüz üzere Siirt Belediyesi ablukaya alındı, halkın ve diğer seçilmişlerin belediyeye giriş çıkışları yasaklandı.

Dün Batman’da ve diğer belediyelerimizde olduğu gibi, kadınların kentleri yönetmesine ve dolayısıyla iradelerine saldırı yapıldı. 31 Mart seçimlerinden bugüne Hakkari, Mardin, Batman, Dersim, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve en son Siirt olmak üzere 8 belediyemiz iktidar tarafından gasp edilmiş oldu.

Daha önce defalarca söyledik, bu darbeci anlayışın önü alınmazsa kayyımlar sadece Kürt coğrafyasıyla sınırlı kalmaz dedik. Ne yazık ki bu uyarılarımızda da haklı çıktık. Artık kayyım darbeleri rejimin bir özelliği haline geldi. Kayyım sadece partimizle ve Kürt halkının belediyeleriyle sınırlı kalmadı.

CHP’nin Esenyurt Belediyesi ile Ovacık Belediyesi de kayyım darbesiyle gasp edildi. İktidar ilk günden bu yana göz diktiği İstanbul Büyükşehir Belediyesini düşürmek ve el koymak için her türlü yolu deniyor. Kısacası, bugün muhalif belediyelerin tamamı, iktidarın aparatı haline gelen yargının kıskacındadır.

“Seçme ve seçilme hakkına el uzatılıyor”

Mesele belediyelerin gasp edilmesinden çok daha büyük ve tehlikelidir. Kayyım rejimi kalıcılaştırılmaya, otoriter ve mutlak iktidar sağlamlaştırılmaya, her türlü demokratik hak kullanılamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Kayyım darbeleriyle Türkiye’de 85 milyonun seçme ve seçilme hakkına el uzatılıyor.

Sandık ve seçim anlamsız hale getiriliyor. Bu rejim, her kayyım darbesiyle, belediyelere yönelik her irade gaspıyla demokratik meşruiyetini yitiriyor. Bu meselenin hukukla, yargıyla, yasayla bir ilgisi yoktur. Mesele, iktidarın seçim ve sandıkla alamadığı belediyeleri gasp etmesidir; kendisine oy vermeyen seçmenin iradesine saldırmasıdır.

İktidar sanmasın ki bizler ve Kürt halkı bu darbelere alışıyoruz ve kanıksıyoruz. Her yerde halk iradesini savunmaya devam edeceğiz. Kayyım atamalarında 2016’nın cevabını 2019’da, 2019’un cevabını 2024’te sandıkta verdiğimiz gibi, bu gasplara ve darbelere de cevabımızı vereceğiz. Öfkemizi demokratik siyasete olan kararlılığımızla biriktiriyoruz.

Tek tek herkese de sesleniyoruz: Bu darbeci anlayışa karşı hep birlikte duralım, siyasi görüşümüz ne olursa olsun demokrasi mücadelesinde buluşalım.”

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

DEM Partili Siirt Belediyesine Kayyım Atandı

İçişleri Bakanlığı, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verilen Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın yerine Siirt Valisi Kemal Kızılkaya’nın Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini duyurdu.

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor.

DEM Partili Siirt Belediye Başkanı Sofya Alağaş’ın “terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından, Alağaş İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırıldı. Alağaş’ın yerine kayyım atanarak, Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılakaya Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

İçişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamada, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Alağaş’ın “PKK/KCK Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması nedeniyle; Sofya Alağaş Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmıştır” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, “5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46’ncı maddeleri uyarınca Siirt Valisi Dr. Kemal Kızılkaya Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir” denildi.

Siirt Valiliği de DEM Partili Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’ın görevden alınarak yerine kayyım atanmasının ardından kent genelinde eylem ve etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını bildirdi.

DEM Parti’nin konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Siirt Belediye Eş Başkanımız Sofya Alagaş’a verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından bugün de sabahın erken saatlerinde Siirt Belediyemiz iktidar tarafından gasp edildi ve kayyum atandı. Böylece 31 Mart seçimlerinden bugüne halkın oylarıyla seçilen Hakkari, Mardin, Batman, Dersim, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve en son Siirt olmak üzere 8 belediyemiz gasp edilmiş oldu” denildi.

Kayyım atamaları

En son yine DEM Partili Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Arslan ile dört belediye meclis üyesi 10 Ocak’ta ev baskınlarıyla gözaltına alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. DEM Parti yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Şanlıurfa’nın Halfeti belediye başkanlarının 4 Kasım Pazartesi günü görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan ve Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük görevden alınmıştı. Kayyum kararına gerekçe olarak, üç belediye başkanının “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunda aldığı cezalar ve süren davalar gösteriliyor.

Mardin Valisi Tuncay Akkoyun Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne, Batman Valisi Ekrem Canalp Batman Belediyesi’ne, Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu Halfeti Belediyesi’ne kayyum olarak atandı. Bundan hemen önce de CHP yönetimindeki Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmıştı.

Mart 2024’teki yerel seçimlerde CHP’den Esenyurt Belediye Başkanı olarak seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim Çarşamba günü sabah saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Özer, Çarşamba gece saatlerinde çıkarıldığı mahkemece “PKK/KCK terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

22 Kasım’da ise DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden uzaklaştırıldığı açıklanmıştı. İçişleri Bakanlığı, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu’nun Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak, Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen’in ise Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiğini açıkladı.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Tunceli Belediye Başkanı Konak ile Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül hakkında, “Silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla ayrı ayrı dava açılmıştı ve Konak ve Sarıgül 6 yıl 3’er ay hapisle cezalandırılmıştı. Sanıklar hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilmişti.

Son 10 yıl içinde toplamda 149 belediyeye kayyum atandı. Kayyım atamalarındaki gerekçelerde ağırlıklı olarak terörle iltisak veya terör örgütlerine destek verme suçlamaları öne çıkıyor. Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yerel yönetimlerde ciddi değişiklikler meydana geldi.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde (OHAL) 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hazırlanan kayyım düzenlemesi, 1988’de Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Muhalefet partileri kayyım uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğunu savunurken, İçişleri Bakanlığı kayyum atamalarını Anayasa’nın 127’inci maddesine dayandırıyor.

“Mahalli İdareler” başlıklı Anayasa’nın 127’nci maddesi, İçişleri Bakanı’na “görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar [görevden] uzaklaştırma” yetkisini veriyor.

Bu madde belediye başkanlarının görevden alınmasını sağlıyor ancak belediye başkanının yerine kimin atanacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyor. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediye başkanlarının görevden alınmasına ilişkin koşullar düzenleniyor. İçişleri Bakanlığı, görevden almanın yasal dayanağı olarak bu kanunun 45. ve 47. maddelerine işaret ediyor.

“Belediye başkanlığının boşalması hâlinde yapılacaklar” 45. maddede düzenlenirken, 15 Ağustos 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile bu maddeye bir “kayyum” fıkrası eklendi. Eklenen fıkraya göre; İçişleri Bakanı, belediye başkanlarını terör gerekçesiyle görevden alma durumunda valileri veya kaymakamları kayyım olarak atayabiliyor.

47. maddede belirtilen görevden uzaklaştırmalara dair koşullarda ise “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” deniliyor.

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den Ekrem İmamoğlu’na Sert Tepki

İBB Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu sert sözlerle eleştiren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sözleriyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Mezkur toplantıda üst perdeden konuşmasının yanı sıra, ülkenin bilirkişisi pozları vermiş, Sayın Cumhurbaşkanımız dahil yargıya, siyasete ve aklına esen her kişi ve kuruma abuk sabuk laflar etmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak taşıdığı sorumlulukları yok sayarak, üstüne vazife olmayan, görev ve yetki sahasında bulunmayan konu başlıkları hakkında talihsiz ve tabansız değerlendirmelerle havanda su dövmüştür. Klasik ve bildik İmamoğlu tablosu maalesef gündeme yine gölge düşürmüştür.

Kendi aklı yerine başkalarının aklını rehber edinmesi bir yana, İstanbul şehremini görevini layıkıyla yapamadığını itiraf edememiş, sancılı ve zor dönemlerde İstanbul’u niçin yüzüstü bıraktığını açıklayacak cesareti bir kez daha gösterememiştir. Felaket dönemlerinde tatil hakkını kullanan İmamoğlu’nun siyasi ahlak ve etik ihlalinde eşik ve sınır tanımadığı herkesin ve bilhassa İstanbul’da yaşayan vatandaşlarımızın malumudur.

Hiç kuşku yok ki İstanbul’un yıllarını çalan bu şahsın sorumluluktan kaçışı, makul ve meşru eleştirileri sözde hukuk ve sistem sorununa bağlaması asla doğru ve masum görülemeyecektir. Özellikle hatırlatırım ki, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Dahası ne rejim ne de sistem sorunu söz konusudur.

Gerçek bağlamından koparılmış demokrasinin ve demokratik hakların ardına saklanıp, milletimizin tertemiz irade ve tercihiyle yönetim hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve yüzde 52 oyla cumhurun başı seçilen Sayın Cumhurbaşkanımızı sorgulamaya kalkışmak potansiyel bir hazımsızlığın ve anti-demokrat siyasi zihniyetin suçüstü halinden başka bir şey değildir. Anlaşılan İmamoğlu hem siyasi hem de hukuki darboğazdadır ve telaşlanması da bundandır.

Ancak bağımsız ve tarafsız yargı İmamoğlu’yla birlikte, yanında yöresinde yuvalanmış çıkarcı yoldaşlarının nerede olurlarsa olsunlar takibindedir, MHP ve Cumhur İttifakı düşmanlığı yapanların yalanlarına, yönlendirmelerine de boyun eğmeyecektir. Ortada bir suç varsa bedeli hukuk önünde mutlaka ödenecektir.

Aksi halde endişeye zaten gerek de yoktur. Bugünkü basın toplantısının ardından, Cumhurbaşkanı adaylığı kisvesine bürünen İmamoğlu’na parti içindeki rakiplerinin nasıl yorum getirip ne diyeceği önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşacak bir muammadır. Acaba CHP’nin siyasi ayak oyuncuları ve adaylık peşine düşen malum köşesiz isimleri İmamoğlu’nun her yana çekilecek açıklamalarına ne diyeceklerdir?

İmamoğlu ikbal kaygısıyla siyaset yapmayı eleştirse de yaptığı toplantının ana fikri ikbal kaygısından başka bir şey değildir. Anayasa ve yasalar herkese adil uygulanmaktadır. Seçilmiş de olsa kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Korkunun ecele faydası hiç yoktur. Ekrem İmamoğlu şayet Türkiye’yi ayağa kaldırabilecek gücü kendisinde görüyor ve özgüvenli bir Cumhurbaşkanı adaylığını veya lider profilini şahsına layık buluyorsa şu hususların da düşünülmesi ve dikkate alması siyasi ve ahlaki tutarlılığın bir gereği olarak akıllara gelecektir:

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu; Bütün yüklerinden kurtularak, sade bir vatandaşa dönüşebilecektir. CHP’den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı’ndan istifa etmesi, yerine Büyükşehir Belediye Meclisi’nden birisinin başkan olarak seçilmesinin önünü açarak belediye hizmetlerinin aksamasına engel teşkil etmesi mümkün olabilecektir.

Bu şahsa tavsiyem, siyasetten, yargıdan, toplumun her kesiminden ülkeyi ayağa kaldırabilecek destekçileri olduğuna inanıyorsa sade bir vatandaş olmayı tercih ederek sonuçlarına katlanması ve açıkça meydana çıkmasıdır. Aynı zamanda ulaşacağı bu rahatlık ve kolaylık; çevresindeki karmaşadan, siyasetin kaotik yapısından kurtulmasını, sade ve sıradan bir vatandaş olarak hem adaletin hem de milletin huzuruna çıkmasını sağlayacaktır.

“İmamoğlu kendine güveniyorsa…”

İmamoğlu kendine güveniyorsa, yüz bin kişinin imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı olabilecektir. Trabzon’un bir evladı olarak da milletimize ve ülkemize hizmet etme imkanını elde edebilmek için resmen harekete geçebilecektir. Bu durum karşısında yol yürüdüğü bugünkü arkadaşlarının durumu, kaç kişinin etrafında kalacağı, belediyenin rant vanası kapanınca kimlerin yanında bulunacağı da netleşmiş olacaktır. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı yarışına gireceği anlaşılan, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkmış, TV’lerde CHP’yi savunarak boy gösteren önemli isimlerin varlığı da herkesin bildiği bir gerçektir.

Büyükşehir Belediye Başkanı zırhını çıkardığı andan itibaren isimleri siyaset borsasında inip çıkanlarla eşit şartlarda yarışıma imkânına kavuşması, kendi ifadesiyle adil bir yarışa önayak olması mümkün ve muhtemeldir. Hasılı Ekrem İmamoğlu’na sormak lazımdır ki; son dönemde yaptığınız açıklamalarda, verdiğiniz mesajlarla toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak bir liderlik sergileme peşine düştüğünüz ortadadır.

Eğer gerçekten siyasete ve yargıya olan güven eksikliğinden bahsediyorsanız, belediye başkanlığı görevinden istifa ederek belediye imkânlarını bırakmayı ve tüm rakiplerinizle eşit şartlarda sade bir vatandaş olarak yarış başlatmayı düşünüyor, “Türkiye’yi ayağa kaldırırım” sözünüzün gereğini, bu tür cesur bir kararla ortaya koymayı planlıyor musunuz? Böyle bir adımın, hem siyasi etik açısından örnek teşkil edeceğine, hem de adil bir yarış ortamı oluşturabileceğine, bunun da Türkiye’nin siyaset kültürünü dönüştürmek adına tarihi bir fırsat olacağına inanıyor musunuz?

Paylaşın

AK Partili Çelik’ten “İmralı” Açıklaması: Ziyaret Trafiği Tamamlandı

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması” dedi ve ekledi:

“Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil. Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil.”

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

Bolu’daki yangının tüm boyutlarının ortaya çıkması için net bir irade ortaya koyacağız. Yargının yürüttüğü soruşturma, idari soruşturma ve Meclis’te komisyonun kurulmasına dair irade bir araya gelince net bir tablo çıkaracaktır. Hem vicdani, hem ahlâki hem de adli açıdan sorumlu olanların cezasını çekmesi için gerçekleşecektir. Önceliğimiz sorumluları tespit etmektir.

Yüksekova’da 12 yaşında bir çocuğumuz başıboş köpek sürüsünce parçalandı. Burada Eslem evladımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Benzer tablonun yaşanmaması için yasal düzenlemeyi yaptık. Bu yasal düzenlemeleri yerine getirmeyen belediyelerin bunu gerçekleştirmesi için bütün irademizle bunun takipçisi olacağız. Hangi partiden olursa olsun bu konuda ihmali olanların üzerine gidilecektir.

En önemi konularımızdan bir tanesi İsrail’in başlattığı soykırım faaliyetlerinden sonra yakın zamanda ortaya çıkan ateşkes buruk da olsa bir sevinç yaşattı hepimize. Gazze’deki yıkımın boyutları çok daha net ortaya çıkmış oldu. Şimdiye kadar 50 bin Filistinli kardeşimiz şehit oldu. 110 binin üzerinde kardeşimiz yaralandı. Bu soykırım siyasetinin insanlık dışı, vahşi eylemlerin boyutu her geçen gün anlaşılıyor.

Esir takaslarında görüldüğü gibi Filistinli esirlerin yıllar içinde neredeyse hayati fonksiyonları açısından çökmüş şekilde hapisten çıktıklarını görüyoruz. Hamas tarafından rehin alınmış İsrailli esirlerin kendilerine yapılan iyi muameleden ötürü teşekkür ettiğini görüyoruz. Katliam politikasını icra edenlerle bu politakalara asaletle direnenlerin farkını göstermektedir.

Bir bakıma on yıllar boyunca bütün bir insanlığın vicdanını bir yerde toplayan başka bir örnek vermek neredeyse mümkün değildir. Gazze halkı insanlık vicdanı ile yanyana geldi. Bütün asaletleriyle bu soykırıma direnmiş oldular. Bu süreçte meslektaşlarınız Gazze’ye gittiler, oradaki soykırımı hem de Filistin, Lübnan’da İsrail’in yaptıkları saldırıları bütün dünyaya duyurdular. Bu faaliyet fevkalade önemli faaliyettir. Hakikatin peşinde koşan bütün basın mensubu arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz.

Gelinen noktada TRT ve AA’nın yaptığı belgeleme faaliyetin uluslararası hukuk ve siyaset açısından referans teşkil edecek bir noktaya eriştiğini görüyoruz. Bu belgeleme faaliyeti soykırımla ilgili olarak hukuki belge ve delil niteliği taşıyacak düzeyde ortaya çıkmıştır. Bu da Türkiye’nin hakikatin ortaya çıkarması açısından son derece önemlidir.

Gazze’deki geçici ateşkesin kalıcı ateşkese dönüşmesi esas arzumuzdur. Soykırımı faaliyetinin daha fazla sürmemesi gerekir. Bazı ülkelerin Filistinlileri Gazze’den Arap ülkelerine göndermek istendiği şekilde. Bu kabul edilmesi mümkün olmayan yaklaşımdır. Gazze toprakları Filistin halkının öz vatanıdır. Bu soykırım siyasetine karşı 50 bin şehit vererek, çocuk, yaşlı, kadın hep beraber direnmiştir. Bir halka masa başında kader çizilemez. Birtakım salon kararlarıyla herhangi şekilde istikamet verilemez. Bu insanlara herhangi şekilde farklı bir yaklaşım ortaya koyularak onları vatanlarından uzaklaştırmak yaklaşımı ne insani ne de kabul edilmesi mümkün olur.

İsmail Heniye, Yahya Sinvar gibi sembol olmuş şehitler bu mücadelede, bir halkın bütün varlığıyla, kendi vatanına savunmak için nasıl mücadele edeceğinin bütün örneği olarak Gazze halkı dünyanın gözünde bu mücadeleyi verdi. Buradan bir kez daha Gazze halkını selamlıyoruz. Her koşulda yanlarında olacağımızı ifade ediyoruz.

Yakın zamanda Suriye’nin dışişleri, savunma bakanları ve istihbarat başkanları Türkiye’ye geldiler. Cumhurbaşkanımız tarafından da kabul edildiler. Gelinen noktada Suriye yönetimin yanında destek verirken aynı zamanda bölge ülkelerini bu konularda bilgilendirme, rekabetlerin ortaya çıkması yerine işbirliği içinde Suriye’nin doğru yolda ilerlemesine yardımcı olma tutumu içindeyiz.

Suriye’ye yanlış yöne sürüklemek isteyenlerin burada destek olmak yerine yine Suriye’yi bir şekilde uydu devlet haline getirme gibisinden yaklaşımları olduğunu görmüş olduk. Bunların hepsi yanlıştır. Nihayetinde Suriye’de kapsayıcı yönetim modeli ortaya çıkması için yüksek irade ortaya koyduğunu görüyoruz. Suriye yönetiminin azınlıklarla ilgili hassasiyet gösterildiğini görüyoruz.

Batı ülkeleri tarafından ortaya koyulacak doğru tavır Suriye halkı ve yönetiminin yanında olmaktır. Biz Suriye’nin kapsayıcı yönetimle yola devam etmesinin Suriye ve bölge barışı için son derece kıymetli olduğunu değerlendiriyoruz. Başta ABD olmak üzere Batılı devlet ve kurumlarının uyguladığı yaptırımları kaldırmasında fayda vardır. Suriye halkının kapsayıcı yönetim arayışı çerçevesindeki yaklaşımlara destek vermek her bakımdan önemlidir.

Soru / Cevap

Sayın bakanımız onunla ilgili kapsamlı bir açıklama paylaştı. Partimizin bir il kongresinde onu daha geniş paylaştı. Bu yargıya sunulmamış bir rapor. O bakımdan korsan rapor diye ifade ediliyor. Görevlendirilmiş bilirkişi heyetinin açıkladığı rapor değil. Bilirkişi konuyu değerlendirecek ve açığa çıkaracak uzman heyeti. Bu büyük bir acı ve facia. Herhangi bir şekilde suçlama motivasyonundan önce doğru, gerçek olan neyse o ortaya çıksın.

Şunu net söylüyoruz; ne olursa olsun, nereye uzanırsa uzansın, sorumlular mutlaka cezalarını alacaklar. Cumhuriyet savcıları kendi açılarından, mülkiye başmüfettişleri kendi açılarından inceliyor. Adli ve idari açıdan tüm bunlar inceleniyor. Ayrıca Meclis’te kapsamlı bir şekilde ele alınacak. Çıkacak sonuç net ve şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılacak. Bu kaybettiğimiz canlara olduğu gibi milletimize de borcumuzdur. Bundan sonra bu faciaların yaşanmaması açısından elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Esas olan bilirkişi heyetinin vereceği bilgilerle birlikte adli açıdan cumhuriyet savcıların değerlendireceği daha sonra yargısal süreçtir. Bu konuda hiçbir tereddüt olmadan hukuki ve idari mekanizmaları net bir şekilde işleteceğiz. Bugün de sayın Cumhurbaşkanımız bütün sorumluların gereken cezayı alacaklarına dair ifade ettiler. Biz kaybettiğimiz 78 canımızla ilgili acının tarafındayız, gerçeğin ve hakikatin ortaya çıkmanın tarafındayız.

“Ziyaret trafiği tamamlandı”

Ziyaret trafiği tamamlandı. Bundan sonra beklenen terör örgütünün tasfiye edilmesiyle ilgili çağrının ortaya çıkması. Ziyaret trafiğinde kendi görüşlerimizi ifade etti. Ziyaret eden heyette bütün açıklığıyla konuya nasıl baktıklarını ifade ettiler. Biz de geçmiş dönemdeki çalışmalar ve bu dönemde nasıl baktığımızla ilgili tutumumuzu ortaya koyduk. Gelinen nokta terör örgütün kendini tasfiye etmesi ve silah bırakmasıyla ilgi çağrıyı kapsıyor. Bu herhangi şekilde al ver, pazarlık süreci değil.

Devletin temel niteliklerinden taviz verilecek bir süreç değil. Zaman zaman bazı siyasiler böyle açıklamalar yapılıyor. Bunlar yanlış yaklaşımlar. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Devlet Bahçeli de terörsüz Türkiye hedefi dediler. Ortadoğu’daki gelişmelere baktığımızda terör örgütleri üzerinden özellikle ‘Ben Kürtlerin hakkını savunuyorum’ diyen terör örgütleri PKK, PYD, YPG gibi bir sürü isim. Bunlar Suriye’de DEAŞ’a hapishane bekçiliği yapıyorlar. Hapishane bekçiliği yapmakla Kürtlere hizmet etmenin ne alakası var.

Realiteye baktığımızda terör örgütü Batılı bazı ülkeler adına DEAŞ bekçiliği yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız ve sayın Bahçeli’nin açıklamalarına iyi bakıldığında, bunların emperyalizm adına hareket ettiğine bakarsak bütün bu kötücül denklemden çıkarmak gibi bir çaba var. Artık bu terör örgütleri baştan beri bizim açımızda gayrimeşru ve hedefti. Ama bunlara çeşitli şekilde mazaret bulmaya çalışanlar açısından da artık tamamen taşınamaz yük haline gelmiştir.

Bunlar bölgedeki birtakım sıkışıklıklardan kendilerine derinlik yaratmaya çalışıyordu. Birtakım Batılı devletler ‘Siz şu doğrultuda hareket ederseniz, Türkiye düşmanlığı yaparsanız, size destek veririz’ diyorlardı. Bunu her defasında denediler ve onlar açısından hüsranla sonuçlanmıştır.

Baas rejimin ortadan kalkması ile denklem tamamen değişti. Bugün Baas rejiminden kalan tek artık mikrof Baas YPG/PYD’dir. Bu Baas’ın son artığıdır. Kendi gibi düşünmeyen Kürtlere yaşam hakkı vermezler. Arapların topraklarını başka devletler adına işgal ederler bunu Kürtlerin haklarını savunmak gibi sunarlar. Kürtlerin geleceğine ipotek koymak gibisinden emperyalist projenin taşeronu olmaktan başka şeyleri yoktur.

Bölgede bu terör yapıların gölgesini kaldırmaya dönüktür. Birileri sürekli barış diyorlar ya. Bölge barışını düşünen varsa ilk hedeflemesi gereken şey terör örgütünün ortadan kalkmasıdır. Burada terör örgütünün ortadan kalkmasıyla ilgili net bir irade var. Herhangi bir şekilde al ver süreci yoktur burada. Milletimizin kimliğinden, kişiliğinden, karakterinden herhangi bir şekilde taviz sözkonusu olamaz.

Burada bizim şehit ailelerine olan hürmetimizle kimse yarışamaz. Bizim için son derece azizdirler, kıymetlidirler. Onları incitecek adımın içinde olmayız. Devlet bu mücadeleyi verirken devletin sert güç unsurları bir de yumuşak güç unsurları vardır. Asker, polis, jandarmamızın yaptığı operasyonları görüyorsunuz. MİT’in yaptığı operasyonu görüyoruz.

Terörle mücadeleden hiçbir zaman geri durulamaz. Bir de devletin diğer güç unsurları var. Terör örgütüne silah bıraktırmak için birtakım girişimlerde bulunulacaksa terörsü Türkiye hedefine hizmet edecek şekilde katkı sağlayacaktır. Devletimiz herhangi bir zaaf içinde değildir, bu konuda büyük bir üstünlük sağladığı her sahada görülmektedir. Bir terörsüz Türkiye, iki yakın bölgemizde terör örgütlerinin ipotek oluşturmasını önlemektir.

Paylaşın