Babacan: Muhalefet Desteklemezse Erdoğan Aday Olamaz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını belirterek, “Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TELE1 TV’de gazeteci Zeynel Lüle’nin “Gerçeğin İzinde Liderler” programına katılarak ülke gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Babacan, “Sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını dile getiren Babacan, “Erken seçim beklentisinin aslında temelinde, Anayasa’nın bir maddesi var. Anayasa’nın o maddesi diyor ki ‘Eğer Meclis bir erken seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanı bir üçüncü dönem daha aday olabilir.’ Aslında tüm erken seçim tartışmalarının odağında tam da o Anayasa maddesi var. Peki Sayın Erdoğan böyle bir erken seçim ister mi? Erken seçimden kastımız aslında süreyle alakalı… Yani 2026 yılı ne demek?

Genel seçimlerden sonra üç yıl geçmiş, iki yıl daha var demek. Sayın Erdoğan iki yılını yakıp yeniden bir beş yıllık süre için Cumhurbaşkanı seçilip devam etmek ister mi istemez mi bu tamamen kendi kararı olacak. Ama muhalefetin buna ne demesi lazım? Muhalefet bunu destekleyecek mi desteklemeyecek mi? Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Babacan, Türkiye’de sistem değişikliği olmadan sorunların çözülemeyeceğini kaydederek, “Bizim çok açık bir parlamenter sistem irademiz var. Bu DEVA Partisi’nin kuruluş belgelerinde yazılı, programında yazılı ve her şeyiyle çalışılmış detaylı bir parlamenter sistemimiz var bizim. Türkiye’de sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden de bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz mevcut sistem içerisinde” ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin değiştirilmesi konusunda net bir irade koyulması gerektiğini belirten Babacan, “Diyelim ki artık Sayın Erdoğan kazanamadı ama mevcut sistemle bir başka cumhurbaşkanı seçildi. İnanın Erdoğan gider Merdoğan gelir, Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülmez. Çünkü şu anda Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu yetkiler, bir meleği, benzetmek gibi olmasın onu bile yoldan çıkarır. Bakarsınız bir süre sonra ‘Ya bu iyiymiş’ der ‘ya ben aklıma gelen her şeyi yapıyorum’ der. ‘Niye vereyim ki yetkilerimi?’ demeye başlar bir süre sonra. Dolayısıyla sistemi değiştirme iradesinin çok net bir şekilde ortaya konması lazım. Şu anda ana muhalefet partisinde bu irade yerinde duruyor mu durmuyor mu ben bilmiyorum” yorumunu yaptı.

Babacan, RTÜK’ün ‘Türkiye’de olumlu olaylar olmuyor algısı yarattıklarını’ öne sürerek ana haber bültenlerini yaptırımla tehdit etmesine sert tepki göstererek, “RTÜK’ün görevi yasasında açık şekilde tanımlanmıştır. RTÜK ‘Haberleri iyimser verin, kötümser verin’ demeyle mükellef bir kurum değildir. ‘Doğru haber verin, vatandaşı yanıltmayın’ deme noktasında olan bir kurumdur. Hükûmetin zaten bir propaganda makinesi var. Hükûmetin zaten kendi kontrolünde pek çok televizyon kanalı var, pek çok medya organı var. Eğer iyimser bir şey yayınlamak istiyorlarsa orada zaten yayınlıyorlar. Ama bu ülkenin gerçeklerini siz nasıl saklayabilirsiniz ki… Her gün vatandaşlarımızın yaşadığı zorlukları, siz kendi halkımıza nasıl saklayabilirsiniz ki…

İnsanlar çarşı pazara gittiği zaman fiyat etiketlerini görüyor. Emeklilerimiz 10 lira, 20 lira ucuz et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Asgari ücretlimiz daha birinci ayda açlık sınırının altında kalan bir maaşla yaşam mücadelesi veriyor. Bunca sıkıntıyı her gün günlük hayatında yaşarken televizyonlar ister olumlu, iyimser haber yapsın ister kötümser haber yapsın. Bize göre değişen bir şey yok. Ama RTÜK’ün görevi değil… RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil iyimser ya da kötümser haber… ‘Gerçek haber yapın’ diyebilir. ‘Yalan söylemeyin’ diyebilir. ‘Vatandaşımızı yanıltmayın’ diyebilir. Ama ‘Biraz moral verin canım, bu kadar da kötü değil her şey’ demek RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil…” dedi.

Türkiye’nin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ndeki konumuna dikkat çeken Babacan, “Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Endeksi‘nde paldır küldür aşağıya doğru düşüyor. Ben hep söylüyorum. Bu hukukun üstünlüğünde tepetaklak aşağıya giderken ekonomide yükselemezsiniz. Hukukun üstünlüğünde eğer tepetaklak aşağıya doğru gidiyorsanız ekonominiz de tepetaklak aşağıya gider. Hukukun üstünlüğü böyle dibe vurmuşken, ülkede hukuk ve adaletten bahsetmek mümkün değilken siz öyle sadece Merkez Bankası’nın faizlerini yükselterek Türkiye’de enflasyonu falan da düşüremezsiniz” diye konuştu.

“Bugünün Türkiye’sinde terörün yeri yoktur”

Babacan, terör örgütü PKK’nın silah bırakma sürecine yönelik, “Örgütün yapıp yapmayacağı işlerle hak ve özgürlüklerin pazarlık konusu edilmesini biz yanlış görüyoruz. Ama bir yandan da er ya da geç hak ve özgürlükler konusunda da gereği mutlaka yapılmalıdır. Bunlar tanınmalı ve Türkiye’nin bu sorunu artık gündemden kalkmalıdır. Bunlar eski sorunlar… ‘Artık bugünün Türkiye’sinde bunların yeri yok’ diyoruz. Ve terör örgütünün eğer siz ne kadar varlık sebeplerini ortadan kaldırırsanız, terör örgütünün varsa kendine göre bir davası falan filan neyse kendileri ne diyorsa, ne kadar bunların dayandığı gerekçeleri ortadan kaldırırsanız o zaman eliniz güçlenir; önemli olan örgütü yalnızlaştırmaktır, örgütün varlığının kök sebeplerine gelip o kök sebepleri ortadan kaldırmaktır.”

Tarihi bir fırsata işaret eden Babacan, “Bana göre tarihi bir fırsat var. Bakın, tarihi bir fırsat… Bu fırsatı kaçırmamak lazım… Özellikle bizim iktidara çağrımız da budur: Bu tarihi bir fırsattır. Suriye’deki Kürtlere çağrımdır: Suriye’de de yaşayan Kürtler açısından da tarihi bir fırsattır. Ve bölgemizin barış ve istikrar açısından da tarihi bir fırsattır. Umarım ki bu fırsatı kimse tepmez. Tabii burada kritik bir konu İsrail’dir. Çünkü İsrail gerçekten istikrarlı, demokratik bir Suriye isteyip istemez, ben ondan emin değilim. Çünkü demokratik, istikrarlı bir Suriye, bölgede İsrail’in işini zorlaştıracaktır” dedi.

İsrail’in tek taraflı ve aşırıcı tutumlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Babacan, “Zayıf bir Suriye’den, karışıklık içerisindeki bir Suriye’den istifade edecek bir ülke varsa o da İsrail’dir. Zaten hemen dikkat ederseniz, Esad rejimi devrilir devrilmez, hemen işgal alanını genişletiverdiler. Zaten bir tampon bölgeyi ellerinde tutuyorlardı, Golan Tepeleri’ni. Sınırı biraz daha öteye taşıverdiler. Neymiş? Golan Tepeleri zaten onlarınmış da. Onu da korumak için biraz daha ileri çekiverdiler sınırı. Ve oraya yerleşkeler kurmaya başladılar.

Bakın, burada yıllardan sonra kendine gelmeye çalışan, kendini bulmaya çalışan istikrar arayışında bir ülke var. Ama hemen yanı başındaki İsrail, Suriye’deki istikrarı bozacak, bozabilecek ciddi atımlar atıyor. Dolayısıyla buradaki en önemli risk İsrail’in bu işi bozabilecek hamleleridir. Dolayısıyla Suriye’deki Kürtler bizim kardeşimizdir. Bizim Kürt vatandaşlarımız ne kadar kardeşimizse Suriye’deki Kürtler de kardeşimizdir. Bu ülkenin, bu bölgenin sorunlarını biz çözmeliyiz. Böyle uzaktan Amerikalıların gelip de onların müdahalelerine izin vermememiz lazım. Hele hele İsrail’in böyle tek taraflı, aşırıcı, sürekli talepte bulunan tutumuna karşı da hep beraber dikkatli olmamız lazım. Kimseye fırsat vermememiz lazım” dedi.

Babacan, ABD Başkanı Trump’ın 2 milyon Filistinlinin Mısır ve Ürdün’e sürülmesini ve kıyı şeridine el koyup burayı bir turizm şehrine dönüştürülmesi önerisine de sert tepki gösterdi. Babacan, “Uluslararası toplumun topyekûn sağlam bir duruşu ortaya koyması lazım. Siz kimin malını kime veriyorsunuz Allah aşkına ya? Gazze Filistinlilerin… Gazze’de yaşayanların çoğu zaten daha önce farklı bölgelerden oraya sürülen insanlar yani. Gazze’nin tarihinde öyle bir nüfus yoğunluğu yok ki…

Zamanında Filistin’in farklı bölgelerindeki insanlar sürüle sürüle, sürüle sürüle getirilmişler kıyı şeridine. Gazze şeridi denir oraya. Çünkü çok ince uzun bir bölgedir. Zaten denize dökülmeye ramak kalmış yani… 2 milyon 200 bin insan zaten yerlerinden edilmiş. Bir de siz oradan mı edeceksiniz? Dolayısıyla bu kabul edilebilecek bir şey değil. Filistinlilerin burada haklı bir mücadelesi var ve bir mücadelede mutlaka onların yanında durmak lazım. Ne pahasına olursa olsun onların haklarını korumak lazım” diye konuştu.

“Sayın Erdoğan’ın en önemli konularından bir tanesi önce Trump ile yüz yüze görüşmek. Bir an önce yüz yüze görüşelim modunda. O randevuyu koparabilmek, alabilmek, yüz yüze görüşmek şu anda odaklandığı o. Bütün dünyadan tepki gelirken Sayın Erdoğan’ın bu konuda sessiz kalması bizim de dikkatimizi çekti. Dedik acaba arkada bir şeyler mi var? Başka tür ilişkiler mi var? Özellikle İsrail ile ticaretin kesilmemesi değil mi? Ya da uluslararası mahkemelere Netanyahu hükûmetini ilk götüren ülkenin Güney Afrika Cumhuriyeti olması. Afrika’nın ta güneyindeki bir ülke İsrail hükûmetini Lahey’e götürüyor. Uluslararası Adalet Divanı’na götürüyor. Tutuklama kararı çıkartıyor. Türkiye neden sonra davaya taraf oluyor; neden öncülüğünü yapmadınız?”

Hükûmetin İsrail politikasını eleştirmeye devam eden Babacan, “’İsrail ile ticareti kestik’ dediler yalan olduğu ortaya çıktı, sonra ‘Biz devlet olarak yapmıyoruz özel sektör yapıyor’ dediler. Sonra devlet olarak da yaptıkları ortaya çıktı. Bu konular, özellikle ticari ilişkiler bizim aklımızda koca bir soru işareti olarak duruyor. İsrail ile olan ticari menfaatler mi acaba bu konuda garip davranışlara sebep oluyor diye… Bir soru işareti olarak duruyor. Ama Trump’ın biraz önce ekrana düşürdüğünüz açıklaması kabul edilebilir bir şey değil. Uluslararası hukuka aykırı. 2 milyon 200 bin insanı kendi topraklarından başka ülkelere sürme kararı bundan 100 sene, 200 sene sonra da tarihte bir kara leke olarak kalır. Amerika Birleşik Devletleri’nin, sözüm ona özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin bir dönem öncülüğünü yapmaya çalışan bir ülkenin siciline kara bir leke olarak işlenir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan: Tarihi Bir Süreçten Geçiyoruz

”Özgürlük İçin Demokrasi Mitingi”nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor” dedi ve ekledi:

“Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat’ta yapması beklenen açıklamasından önce, Diyarbakır’da “Barış İçin Özgürlük Mitingi” düzenledi. Mitingde konuşan Tuncer Bakırhan, şunları söyledi:

Değerli Amed halkı, Vedat Aydın’ın yoldaşları, direnişin ve mücadelenin başkenti, sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Vazgeçmeyen, direnen, mücadele eden duruşunuz karşısında saygıyla eğiliyorum. Sizler öyle bir mücadele sahibisiniz ki sizi reddedenler, inkar edenler, yok sayanlar yeniden İmralı kapılarını açarak Sayın Öcalan ile görüşmeye başladı. Bu görüşmenin mimarı sizlersiniz, bu eser sizlerindir. Tekrar Kürt meselesinin Türkiye’de tartışılmasını sağlayan siz değerli halkımızsınız. Onun için sizlerle ne kadar gurur duysak azdır. Bugüne kadar mücadele eden, direnen, kimliğine ve diline sahip çıkan siz Amedliler, Batmanlılar, Siirtliler, Kürdistan coğrafyasında yaşayan tüm Kürtler; onurlu bir barış, diyalog ve müzakere için dün olduğu gibi bugün de bu sürece sahip çıkacak, Türkiye’de demokratik ve eşitlikçi bir zeminin oluşmasına katkı sunacaksınız.

“Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor”

Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Tekçi ve mezhepçi rejimler, farklılıkları yok sayan otoriter rejimler birer birer çöküyor. Ortadoğu’daki bu kaos, kriz ve çatışmanın ortasında en güvenli şey kapsayıcı olmaktır, farklılıkları kabul etmektir, ötekileştirmemektir. İnançların ve kimliklerin kendi farklılıklarıyla adil ve eşit bir zeminde yaşamasını sağlamaktır. Sayın Öcalan ne yapıyor? Tam da bunu yapıyor. Amed özgür olsun, Amed’in iradesine kayyım atanmasın, Siirt’in Koçerleri kendi kimliği ve yaşam biçimiyle özgürce yaşasın diye bir yol haritası hazırlıyor. Sayın Öcalan barışın yol haritasını hazırlıyor, onurlu bir mücadelenin yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan sadece Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan bütün etnik ve inanç gruplarının eşit olmasının yol haritasını hazırlıyor. Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye demokratik olsun. Sayın Öcalan istiyor ki Kürtler özgürce anadilini konuşsun, anadilinde eğitim görsün. Sayın Öcalan istiyor ki Kürt halkının seçmiş olduğu iradeye kayyım atanmasın. Amed’i Amed’in iradesi yönetsin, Batman’ı Batman’ın iradesi, Siirt’i Siirt’in iradesi yönetsin.

Değerli halkımız, biliyorum tereddütleriniz ve kuşkularınız var. Çok zulüm gördünüz, çok baskı gördünüz. Bu tartışma sürecine de tereddütle yaklaşmanız gayet normaldir. Bu meydanda, bu surların dili olsaydı Amed halkının yaşadığı zulmü ve baskıyı anlatmaya kelimeleri yetmezdi. İşte siz, faili meçhullere, katliamlara ve yok saymalara rağmen bugün on binlerle bu alanda yine yeniden ve daha güçlü bir şekilde iradenize sahip çıkarak bu baskıcı rejime doğru yolu gösterdiniz! Sayın Öcalan istiyor ki Türkiye barışını sağlayarak Ortadoğu’da güçlü bir ülke olsun. Türkiye, barışını sağlayarak demokratik reformlarla bölgede örnek olsun. Sayın Öcalan istiyor ki savaşa ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar Siirt’in yoksuluna, Batman’ın emekçisine, Edirne’deki asgari ücretliye, Ankara’daki emekliye harcansın. Sayın Öcalan, kalkınmış, demokratik, refah içerisinde yaşayacağımız, herkesin kendi kimliğiyle özgürce yaşayacağı bir Türkiye’nin yol haritasını hazırlıyor. Şimdi soruyorum: Sizler Sayın Öcalan’ın yanında mısınız?

“Kürtler masada kandırılacak bir halk değil”

Sizler Sayın Öcalan’ın hazırladığı ve kısa süre içerisinde açıklayacağı demokratik çözümün yol haritasının yanında mısınız? Sizler baskılara inat, ret ve inkara inat, zulme inat barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edecek misiniz? Emin olun ki sizin bu gür sesiniz, bize güç veren birliğiniz ve görüntünüz, önümüzdeki günlerde hepimize layık bir barış sürecine evrilecektir. Merak etmeyin, korkmayın. Kürtler 100 yıl önceki Kürtler değil. Kürtler masada kandırılacak bir halk değil. Kürtler Türkiye’nin ve bölgenin en dinamik, en güçlü, en örgütlü halkıdır. Siz var oldukça hiç kimse ama hiç kimse bizleri kandıramaz. Siz güçlü olduğunuz müddetçe bizi reddedenler, tıpkı bugün olduğu gibi çözüme ve müzakereye gelmek durumunda kalacaktır. Onun için güçlü olun, inançlı olun, umutlu olun. Kesinlikle sizlere layık, geçmişimize layık, bedellerimize layık bir süreç olacaktır.

İnşallah yakın zamanda Sayın Öcalan’ın bizlerle ve Türkiye halklarıyla paylaşacağı bu süreci hep birlikte göreceğiz. Me gelek ba û bahoz dît. Lê em newestiyan. Me dev ji doza xwe berneda diyordu bir şair. Evet, biz çok şey yaşadık ama mücadelemizden vazgeçmedik. Biz çok şey gördük ama mücadele etmekten, barışı savunmaktan geri durmadık. Şimdi bizlere daha büyük bir görev düşüyor. Beraber olacak mıyız? Birlikte olacak mıyız? Genciyle, kadınıyla hep birlikte bu ülkeyi demokratikleştirecek miyiz? Rojava’da yaşayan, Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halklar için statü talep etmeye devam edecek miyiz? Her ne kadar bu iktidar Kuzey ve Doğu Suriye’ye İHA/SİHA’lar gönderse de oradaki kardeşleriniz, soydaşlarınız, yoldaşlarınız inşallah demokratik haklarını kazanacaktır. Sizin burada onlar için ortaya koyduğunuz bu dayanışmayı da unutmayacaklar. Türkiye’ye demokrasi, Türkiye’ye özgürlük, Rojava’ya statü demeye devam edecek miyiz?

Sayın Recep Tayip Erdoğan geçen gün “Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderidir. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur” dedi. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderi, Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzuruysa, o zaman Sayın Erdoğan, bu meydanda toplanan Diyarbakırlıların dediğine kulak ver. Diyarbakır ne diyor? Barış diyor, Kuzey ve Doğu Suriye’ye statü diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’a özgürlük diyor. Diyarbakır ne diyor? Sayın Öcalan’ın açıklayacağı yol haritasının arkasındayım diyor. Diyarbakır adalet ve eşitlik istiyor. Baskının ve zulmün son bulmasını istiyor. Sana katılıyoruz Diyarbakır. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur. Onun için burada huzuru sağlayacak adımlar acilen atılmalıdır.

Değerli halkımız bir konu daha var. İktidar burada çözüm, Rojava’ya SİHA/İHA demeye devam ediyor. Türkiye’de çözüm, Rojava’da savaş olmaz. Türkiye’de barış tartışmaları, Rojava’da savaş planları olmaz. Türkiye’de barış olacaksa Rojava da bu kapsama alınmalı. Türkiye, Suriye’de Kürtlerin, Alevilerin ve diğer halkların kardeşçe ve eşitçe bir arada yaşadığı bir rejimin oluşması için oyun kurucu olmalıdır, bozucu olmamalıdır. Türkiye kendi tekçiliğini Suriye’ye ihraç etmek yerine, Suriye’yi Arap Cumhuriyeti olarak değerlendirmek yerine, oraya demokrasiyi ihraç etmelidir. Demokratik Suriye demelidir. Suriye’nin bütün halkları ve inançları kapsayacak bir noktaya gelmesini sağlamalıdır.

“12 metrekarede müzakere olmaz”

12 metrekareye milyonlarca insanın yüreğini sığdıramazsınız. Öcalan milyonların yüreğidir, umududur. Milyonların umudu bir hücrede izolasyon altında kaldığı müddetçe de biz sizin samimiyetinize güvenemeyiz. 12 metrekarede müzakere olmaz. 12 metrekarelik hücrede demokrasi olmaz. Öcalan’ın Amed halkıyla buluşmasını sağlayın, Amed halkının Öcalan’la buluşmasını sağlayın. Öcalan’ın toplumla, toplumun Öcalan’la buluştuğu reformları acilen yaparak bir yol temizliği yapın. Amedliler coşkunuzu biliyorum, inancınızı ve kararlılığınızı görüyorum. Emin olun ki güzel günler bizi bekliyor. Ölümün olmadığı, kanın akmadığı, canların yitmediği, adaletin ve demokrasinin olduğu, kendi iradenizin sizi yönettiği bir Türkiye’ye az kaldı.

Birlikte olursak ve güçlü örgütlenirsek güçlü barışı sağlayabiliriz. Bizim köklerimiz sizlersiniz. Sizler olduğunuz müddetçe ve biz bu kaynaktan beslendiğimiz müddetçe emin olun ki Kürtler, Türkiye’de yaşayan herkes güzel yaşayacaktır. İnsanların kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği, gazetecilerin tutuklanmadığı ve katledilmediği, siyasi tutsakların serbest bırakıldığı bir Türkiye’yi oluşturuncaya kadar sizlere söz olsun ki Vedat Aydınlara, Apê Musalara, Mehmet Sincarlara, Sevê Demirlere layık bir mücadele ortaya koyacağız. Bugün burada ortaya koyduğunuz bu iradeyi ve duruşu, bu talepleri İmralı Heyetine aktaracağız; Amed’in, Batman’ın ve Siirt’in selamlarını da Sayın Öcalan’a ileteceğiz.

Değerli Amedliler, İmralı Adası idamlarla anılan bir adadır. İmralı Adası tecritle, 12 metrekarelik hücreyle anılan bir adadır. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barışla anılsın. Biz istiyoruz ki İmralı Adası barış adası olsun. İmralı’yı barış adası yapıncaya kadar mücadele edeceğimize ve Kürt halkına, Türkiye’deki ezilenlere ve emekçilere onurlu bir barış ve gelecek hediye edeceğimize olan inançla hepinizi tek tek selamlıyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Hepimize kolay gelsin.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu’ndan “Bilirkişi” Hakkında Suç Duyurusu

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bilirkişi S. B. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ‘Görevin Kötüye Kullanılması’, ‘Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik’, ‘Adil Yargılamayı Etkilemeye Teşebbüs’ iddiasıyla suç duyurusu yaptı.

Ekrem İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına referansla 27 Ocak Pazartesi günü sabah saatlerinde “Turpun Büyüğü” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi ve S. B. isimli bir bilirkişiden söz etti.

İmamoğlu İBB, Esenyurt ve Beşiktaş belediyeleri ile kendisi hakkında yürütülen bazı soruşturmalarda bilirkişi olan S. B. ile ilgili şunu söyledi: “S… Bey’in, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘sahte bilirkişi raporu yazmak’ iddiasıyla yargılandığı bir dava oldu mu? S… Bey sevdalısı savcılar herhalde biliyordur bunu.”

Bu sözlerin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’yla ilgili “bir kısım soruşturmalarda görevli bilirkişinin hedef gösterilmek suretiyle yargı görevi yapanın etkilemeye teşebbüs edilmesi” iddiasıyla soruşturma başlattı. Bu, İmamoğlu ile ilgili bir hafta içinde açılan ikinci soruşturmaydı.

Bilirkişi ile yapılan telefon görüşmesini televizyonda yayınlayan Halk TV yöneticisi Suat Toktaş da tutuklanmıştı. Toktaş hakkında “Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması ve Bilirkişiyi Etkilemeye Teşebbüs” suçundan soruşturma başlatılmıştı.

Yeni Şafak’a konuşan S. B., 1976’dan bu yana devlet memuru olduğunu, 2002’den beri de davalara bilirkişi olarak atandığını söyledi. ”Beni neden hedef tahtasına koydular anlamadım” diyen B. “Beşiktaş ve Esenyurt’ta belediye başkanları her işten yasaca ve idareten sorumlu olduğu için hukuksuz kararlar karşısında hesap vermeleri gerekiyor. Ancak son kararı yargı veriyor” dedi.

İBB Başkanı’na 20 Ocak Pazartesi “Ülke Politikaları Vakfı Modern Hukuk ve Yargının Siyasallaşması” adlı bir panelde konuştuğu sırada ‘tehdit ve terörle mücadelede görev olan kişileri hedef göstermekten soruşturma başlatılmıştı.

İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek hakkında şu sözleri kullandı: “Bak başsavcı sana söylüyorum. Sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de… Biz var ya senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın, senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin zihniyetinin içinden geçen yol ve yöntemleri bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.”

Bu sözleri söylemesinden dakikalar sonra panel sırasında İmamoğlu’na soruşturma geldi. Ekrem İmamoğlu iki soruşturmayla ilgili 31 Ocak’ta adliyede ifade verdi. Günler sonra ise Gürlek ile ilgili sözleri nedeniyle açılan soruşturmada hakkında iddianame hazırlandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Dervişoğlu: Erdoğan’ın Adaylığına Karşı Çıkılmalı

Partisinin Eskişehir İl Divan Toplantısı’nda konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, muhalefetin görev ve sorumluluklarına vurgu yaparak Erdoğan’ın adaylığına karşı durulması gerektiğini söyledi.

Müsavat Dervişoğlu ayrıca, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecine dair eleştirilerinde “Yani bir aday belirleyecekler… DEM’e soracaklar da İYİ Parti’ye sormayacaklar var mı böyle bir şey?” sözleriyle İYİ Parti’nin dışlanmasını kabul edilemez olduğunu belirtti.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Eskişehir Genişletilmiş Divan Toplantısı’nda konuştu. Konuşmasında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği değişikliklerin Türkiye’ye olumsuz etkilerini eleştiren Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Olağanüstü hal şartlarını kullandıkları yetkileri olağanüstü yetkileri olağana dönüştürebilmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişin altyapısını oluşturdular. Bugün bu memlekette yeniden açılımı kimler istiyorsa o gün de sistemin bu hale gelmesini onlar istedi. Türk milliyetçiliği adına yaptıklarını söylediler. Onlara Türk milliyetçiliğinin ne olduğunu öğretmekte bizim boynumuzun borcu olsun.

Yapmayın, etmeyin dedik referandum sürecinde. Türkiye bunu kaldıramaz. Bu rejim değişikliği, sistem değişikliği Türkiye’ye ağır gelir. Bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin her geçen gün tek adamlığa doğru evrilmesine sebep teşkil eder. Böyle aymazlığın, böyle bir yanlış bakış açısının mümessili olmayın diye iş başındakileri uyardık hem de bu görüşleri ve düşünceleri milletimizle paylaşmak üzere yollara düştük.”

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecine dair eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Yani bir aday belirleyecekler… DEM’e soracaklar da İYİ Parti’ye sormayacaklar var mı böyle bir şey? Dün çıkmış bir tanesi diyor ki ‘Adayı belirlerken İYİ Parti’den görüş almasına gerek yok’ diyor televizyon tetikçisi. Şimdi bunlarla muhatap olmak istemiyorum ama hadlerini de bildirmek lazım. Biz zaten kimsenin işine karışmıyoruz ki. Biz zaten iktidarın da, muhalefet geçinenlerin de yanlışlarını milletle paylaşıyor ve onları millete şikayet etmek için yollara düşüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Muhalefetin görevi Erdoğan’ın iştahını kabartmak değil”

Dervişoğlu, muhalefetin görev ve sorumluluklarına vurgu yaparak, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye iki adayın üzerine kilitlenmiş durumda. Peki neyin hesabı yapılıyor, Erdoğan’a karşı kim aday olacak? Ben diyorum ki Erdoğan aday olamıyor anayasanın hükmü var iki kereden fazla seçilemiyor. Ama 3 kere seçildi. Muhalefet böyle davranırsa Erdoğan anayasanın arkasından dolanmak suretiyle kendisine bir kere daha seçilebilmenin yolunu açar. Muhalefetin görevi yıllardır bu ülkeyi yöneten, onun kaynaklarından istifade eden Erdoğan’ın iştahını kabartmak değildir.

Muhalefetin görevi Erdoğan’a ‘sen bu anayasaya göre aday olamazsın’ demek. Aday olmasının iki yolu var; ya bu anayasayı değiştireceksin ya da TBMM’den erken seçim kararı çıkartacaksın. Cumhuriyet Halk Partisi olarak İYİ Parti olarak diğer siyasi partiler olarak biz buna Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçit vermeyeceğiz demektir muhalefetin görevi. Onun iştahını kabartmak, onun anayasanın arkasına dolanmasını temin etmek, siyasi rakiplerini yargı yoluyla tasfiye etmesine müsaade etmek değildir muhalefetin görevi.”

Anayasa ve seçim sistemi üzerine görüşlerini de paylaşan Dervişoğlu, “Biz de biliyoruz herkes gibi bu ülkede bir değişikliğe ihtiyaç vardır. Bunun için Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni yeniden seçimi götürebilmek yetkisine sahiptir. Bunun resen yapar ise o zaman cumhurbaşkanı adayı olamaz ama bu millete de giderayak en büyük iyiliği yapmış olur” dedi.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

MHP’li Yalçın, “Ekrem İmamoğlu” Üzerinden CHP’yi Hedef Aldı

Ekrem İmamoğlu üzerinden CHP’yi hedef alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “Seçime daha yıllar varken, bu zamansız ‘yavru’nun (Ekrem İmamoğlu) vaktinden evvel tevellüdü, CHP için hayra alamet olmayacaktır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “CHP, bu hilkat garibesi alametin duçar olacağı bir dizi sakatlık ve organ yetmezliği illetleriyle boğuşmak zorunda kalacaktır. Prematüre alamet; hasbelkader kuvözden çıkabilirse sağa sola horozlanacak, bu kez de vakitsiz öttüğü için millet gagasını kesecektir. Velhasıl, erken doğum CHP’ye erken seçim değil, erken hüsran getirecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, yazılı bir açıklama yaptı. İstanbul Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) hedef alan Yalçın, açıklamasında şunları ifade etti:

“Sol zihniyetin birincil siyasi bineği CHP, sırtındaki binici acemi olduğu için dizginlerini kaybetmiş at misali, başıboş bir koşuya girmiştir. Kontrolünü yitirmiş ve gündem parkurundan ayrılmış görünen CHP, büyük bir siyasi hüsranın varış noktasına doğru doludizgin ilerlemektedir.

Öteden beri ülke gündeminden, bölgenin ve dünyanın gerçeklerinden kopuk bir politika anlayışıyla siyaset eden CHP, bu kez de İmamoğlu sapmasıyla büsbütün uzağa savrulmuştur. CHP’nin gündemini; Türkiye’nin ve İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerin girift sorunları değil, İmamoğlu’nun dizginlenemeyen ihtirasları belirlemektedir.

Sayın Genel Başkanımızın siyasi tarihimizde dönüm noktası teşkil eden malum davetine gösterdiği şaşkın tepkilerle de olsa ‘Aramıza dönecek mi?’ diye merak içindeyken; CHP, kendine yeni bir siyasi gündem dışı meşgale üretmiştir. CHP iyi yönetilemediği için, atın dizginleri, kendini ‘İstanbul dükası’ sanan kifayetsiz bir muhterisin kontrolüne geçmiştir.

Atı; binen değil, harisçe kırbaçlayan sürmektedir. Esasen at mı kendi kendine koşmaktadır, İmamoğlu mu belli değildir. Bir başka deyişle; Davul Özel’in sırtında ama çomak İmamoğlu’nun elindedir. İstanbul, altyapı ve üstyapı sorunlarıyla boğuşurken; Belediye Başkanı İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığı problemini çözme derdine düşmüştür.

İmamoğlu, cumhurbaşkanı adaylığını garantiye alma sevdasıyla yanıp tutuşmaktadır. Bu yüzden Özgür Özel’in kontrol edemediği CHP teşkilatını bizzat seferber etmiştir. Amacı, muhtemel siyasi rakiplerini daha başından ekarte etmektir.

Diğer taraftan İmamoğlu, hakkındaki oldukça ciddi davalarla ilgili hukuk sürecinden doğabilecek olumsuz sonuçları dikkate alarak kıldan ince hesaplar yapmaktadır. İmamoğlu, muhataplarının karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıp daha başından onları baskılama ve bu konuda kamuoyu oluşturma planları peşindedir.

CHP üyelerinin önüne yangından mal kaçırırcasına ve alelacele aday belirleme açmazı, tercih ikilemi konulmasının başka açıklaması yoktur. Açlık edebiyatına şu sıralar sıkça başvuran CHP yöneticilerine acı bir hatırlatma daha yapalım:

İstanbul başta olmak üzere Ankara, İzmir ve Adana gibi mega kentler; hizmete açtır, hizmete susamıştır. Mesela Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’da kentsel dönüşüme girmesi veya güçlendirilmesi gereken yüzbinlerce bina için ‘acil eylem planı’ bile yoktur.

İstanbul’u deprem gerçeğine hazırlamak noktasında umursamaz davranan İmamoğlu’nun, komşumuz Yunanistan’daki Santorini halkı kadar bile duyarlılığı kalmamıştır. Ona göre Cumhurbaşkanlığı adaylığını kotarmak; İstanbul’un dağlar misali yığılmış ve volkan gibi patlayabilecek sorunlarından da, depreme hazırlık yapılması mecburiyetinden de daha acildir.

İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı hırsının tsunami dalgaları, boyunu aşmakla kalmamış; İstanbul halkının güvenliğini, esenliğini ve sağlığını çoktan tehdit etmeye başlamıştır. O; görev ve sorumluluklarını yerine getirme azminde bir belediye başkanı değil, Cumhurbaşkanlığı adaylığı aşkıyla yanıp tutuşan tutkulu bir siyasi meczuptur.

“İmamoğlu, prematüre bir Cumhurbaşkanı adayı olacaktır”

Ayrıca İmamoğlu, CHP üyelerinden desturu alırsa prematüre bir Cumhurbaşkanı adayı olacaktır. Doğuma ve seçime daha yıllar varken, bu zamansız ‘yavru’nun vaktinden evvel tevellüdü, CHP için hayra alamet olmayacaktır.

CHP, bu hilkat garibesi alametin duçar olacağı bir dizi sakatlık ve organ yetmezliği illetleriyle boğuşmak zorunda kalacaktır. Prematüre alamet; hasbelkader kuvözden çıkabilirse sağa sola horozlanacak, bu kez de vakitsiz öttüğü için millet gagasını kesecektir.

Velhasıl, erken doğum CHP’ye erken seçim değil, erken hüsran getirecektir. Bu meseleyi bir de millete sormak lazımdır. Bu adamda Cumhurbaşkanlığı yapacak hassa, liyakat, ehliyet ve birikim var mıdır?

Eminiz bu soruya büyük çoğunluk olumsuz cevap verecektir. Acemi jokey Özgür Özel’in işi zordur. Özel, CHP’deki borç batağını ve vakitsiz aday seçimi yangınını hiçbir hamleyle örtemeyecektir. Rekabet edemediği Cumhur İttifakına galebe çalmanın yolunu hakaret, küfür, iftira ve yalan isnatlarda aramak; CHP’ye yarar getirmeyecektir.

Özgür Özel’in; disiplinsizlikleri yüzünden Türk Silahlı Kuvvetleri’nden uzaklaştırılan teğmenlerin bütün masraflarını, tazminatlarını karşılayacaklarını açıklaması ise millet nezdinde bir anlam ifade etmemektedir.

CHP, önce batık belediyelerinin SGK’ya olan milyarlarca liralık borcunu ödemelidir. Zira o paralarda 16,5 milyon emeklinin hakkı vardır.

Özgür Özel’in ve öteki CHP sözcülerinin; politik rekabette öne geçmenin çaresini dilini, üslubunu ve tutumunu sertleştirip seviyeyi büsbütün düşürmekte bulması beyhudedir. Hele siyasi mücadeleyi savaş söylemine dönüştürmek; aczin, yetersizliğin, çaresizliğin işaretidir. Aynı zamanda engellenemeyen garezin, kinin ve nefretin dışavurumudur.

Maalesef; iktidarı bahane ederek her hadiseden, her meseleden devlete düşmanlık çıkarmak sol zihniyetin siyasi geleneğidir. İktidarla devleti birbirine karıştıran, politikayı hangisine dönük yapacağını bir türlü kestiremeyen isyankâr, uyumsuz ve şaşkın kafa yapısı, sol anlayışın ayırt edici özelliğidir.

Ya başını CHP’nin çektiği muhalefetin safına geçip akıl tutulmasında kaybolan, delilik nöbetlerinde yiten sözde milliyetçiler güruhuna ne demelidir?

Bunlar, yakın geçmişte CHP’ye ve ünlü altılı masaya verdikleri ilkesiz, kemiksiz hizmetlerin utancında boğulurken bile MHP ve Cumhur İttifakı aleyhtarlığından vazgeçememişlerdir. Gözlerimizin önünde sahnelenen bu sefil senaryonun teması, muazzam bir politik soysuzlaşma ve kendini inkâr faciasıdır.

Halka mal olmuş sanatçı Ali Ercan’ın bir türküsünde dillendirdiği “Annene bak gör hâlini.”sözünden yola çıkarak biz de CHP’nin kuyruğunda sallanan, bölük pörçük olmuş, derbeder ve sözüm ona milliyetçi taifeye şu sloganla sesleniyoruz: ‘Ablana bak gör hâlini.'”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Bana Gösterdiğin Sertliği Trump’a Da Göster

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın “Bizim icraatımızın ulaştığı yerlere senin hayallerin bile ulaşamaz Ekrem” sözlerine verdiği yanıtta, “Bana gösterdiğin sertliği Trump’a da göster” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin İstanbul 8. Olağan İl Kongresi’nde yaptığı konuşmasında, kendisine yönelik sözlerine yanıt verdi.

Ekrem İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı’nın tek derdi bugün yine icraatlarımız olmuş. Kendisine tavsiyem; dokunulmazlığı olmayan bana karşı gösterdiği istikrarlı sertliğin benzerini, “Gazze, ABD toprağı olacak.” diyen ABD Başkanı’na da gösterebilmesi. 2 yıldır hamiliğine soyunduğunuz Gazze için, 3 gündür bu iddialı sözlere tek kelime etmediniz” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, “Gelirken bilboardlarda bir şeyler gördüm İstanbul’u konutlarla donatmışlar, bizim 23 yılda yapamadığımızı onlar 5 yılda yapmışlar. Böyle bir şey gördünüz mü? Ey Ekrem efendi, sen bunları delillendir ispat et, bak bakalım Erdoğan ne yapıyor? Bizim icraatımızın ulaştığı yerlere senin hayallerin bile ulaşamaz” demişti.

Paylaşın

DEM Partili Temelli: Demokratikleşmeden Barış Gelmez

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Bunca mücadeleden çıkardığımız en önemli sonuç şu ki bu ülke demokratikleşmeden barış gelmez, bu ülkeye barış gelmeden de bu ülke demokratikleşmez” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), ‘Toplumsal barış ve özgürlük buluşmaları’ kapsamında Hatay’ın Dörtyol ilçesinde halk buluşması gerçekleştirdi. DEM Parti Dörtyol İlçe Örgütü’nde yapılan buluşmaya DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz’un yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Toplantı da DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli konuşma yaptı.

Yeni süreci değerlendiren Temelli’nin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle: “Biz yola çıktığımız günden bugüne kendimizden önceki mücadelenin mirasını devralarak dedik ki bu ülkeye onurlu bir barışı ve demokrasiyi getirmek bizim öncelikli görevimizdir, sorumluluğumuzdur, vazifemizdir. Biz bunun mücadelesini vereceğiz ve öyle de oldu. Onun mücadelesini vererek bugünlere kadar geldik. Bugünden sonra da yine barış ve özgürlük için, barış ve demokrasi için bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Bundan kimsenin zaten kuşkusu da yok, kaygısı da yok. Bedeli ne kadar ağır olursa olsun asla bu konuda geri adım atmadık. Bu mücadelelerde vazgeçmedik.

Bunca mücadeleden çıkardığımız en önemli sonuç şu ki bu ülke demokratikleşmeden barış gelmez, bu ülkeye barış gelmeden de bu ülke demokratikleşmez. Bu ülkeye mi? Hayır. Bütün coğrafyanın bugün ızdırabını çektiği şey savaştır, şiddettir. Ama bütün coğrafyanın hasret duyduğu şey de Ortadoğu’suyla, Türkiye’siyle barıştır. Bu hasrete son vermenin yolu mücadeleyi büyütmektir.

Kürt meselesi artık küresel bir meseledir. Demokratik barışçıl bir zeminde çözüme kavuşmadığı sürece aslında ne bölgeye huzur vardır, ne de geleceğe umutla bakabilecek bir anlayış hakim olabilir. O zaman Kürt meselesinin demokratik barışçıl bir çözüme kavuşması siyasi zeminde bir çözüme kavuşması olmazsa olmazdır. Bugün bölge ülkelerine baktığınızda, bölgedeki bütün siyasi yapılara baktığınızda bu meseleye dair elinde bir çözümü olan var mı? Yok. Ellerinde İHA’lar var, SİHA’lar var, tanklar var, toplar var, savaş senaryoları var, paylaşım senaryoları var. Ama ellerinde olmayan tek şey bu nasıl çözüleceğine dair bir siyaset.

“Çözümü savunacağız, çözümün gereği neyse hayata geçireceğiz”

Evet. Bu mesele çözülmeden barış olmayacaksa, bu mesele çözülmeden demokrasi gelmeyecekse o zaman bu çözüme sımsıkı sarılmalıyız. Nedir bu çözecek? Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü siyasi zemininde çözümü nedir diye baktığınızda bakmanız gereken yer İmralı’dır. Dinlemeniz gereken Sayın Abdullah Öcalan’dır. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Artık herkes söylüyor. Çünkü geçmişten bugüne baktığımızda Türk meselesinin demokratik çözümü konusunda kimsenin yol kat edemediği, kimsenin bu meseleyi görmezden geldiği zamanlardan bugüne onlarca yıldır bunun nasıl çözeceğine dair ortaya bir söz koymuştur, bir siyaset koymuştur, bir mücadele koymuştur. Velhasıl bir paradigma koymuştur. Biz DEM Parti olarak işte buna sahip çıkıyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bunun gereklerini yapmak için zaten varız. Diyoruz ki evet bir çözüm var. Biz bu çözümü savunacağız. Bu çözümün gereği neyse bunu hayata geçireceğiz.

Bizler bir diyalog kanalının açılmasına vesile olan heyetimizle beraber aslında iki İmralı ziyareti gerçekleşti. Heyetimiz gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la görüştü. İlk görüşme sonrasında yedi maddelik kamuoyuyla bir paylaşım söz konusu oldu. O yedi maddeye dönüp baktığımızda aslında bugünden yarına nasıl bir adımın atılması gerektirdiği konusunda önemli başlıklar var. Bütün toplumun, bütün siyasetin herkesi aslında bir diyalog zeminine, bir müzakere zeminine, bir sürecin arkasına davet ediyor. Herkese sorumluluk yüklüyor. Tabii en başta sorumluluğu da bizlere yüklüyor. Bizlerin bu konuda atacağı adımları yüklüyor.

Evet bizler bu diyalog zeminini büyük umutlar yaratan bu diyalog zeminini bir müzakereye çevirmek, buradan yeniden herkesin beklentisine gelecek bir çözümün kapısını aralamakla mükellefiz. Bunun kapısını açmak zorundayız. Bunun mücadelesini vermek zorundayız. Tabii ikinci görüşmede de yine belirttiğim gibi çalışmalarını devam ettirdiğini, yoğunlaştığını, kamuoyuyla yakında bir paylaşım yapacağını ve bir yeni döneme herkesin hazırlıklı olmasının gerektiğini söyledi. Evet, büyük bir demokratik dönüşüm dönemine hazırlanıyor. Bunun gerçekleşmesi için de işte bizler de burada birlikte bu çabayı veriyoruz.

Bir müzakere zemini nasıl yaratılabilecekse onu yaratmak için varız. Ve bir çözüm süreci olacaksa Kürt meselesi demokratik bir zeminde çözüme kavuşacaksa onun mücadelesini vermek için buradayız. Bunu kimseye havale edip kenarda oturmuyoruz. Tam tersine. Biz mücadeleyi veriyoruz. Herkesi buna davet ediyoruz ve herkesin de bunun bir parçası olmasını istiyoruz. Hiçbir hesaba indirgenmeden herhangi bir partinin kendi hesabıyla yol alabileceği bir şey değil, topyekûn herkesin içinde olacağı bir adımın atılmasını istiyoruz. Umutluyuz. Sayın Öcalan’ı arkasındayız. O hepimiz için baş müzakerecidir. Onun açacağı yolu tüm halklar için başta da halkımız için aslında çok çok önemli gelişmelere neden olacağını çok iyi biliyoruz. Mesele onun atacağı adımlarla ilgili değil. Ondan eminiz zaten. O konuda bir şüphemiz yok.

Mesele biz ne yapacağız? Mesele muhalefet ne yapacak? Mesele iktidar ne yapacak? Mesele dünya ne yapacak? İşte çözümde buluşmalarını sağlayabilmek adına bize sorumluluk düşüyor. Herkes ateşkes olsun istiyor. Bu ancak ve ancak bizim mücadelemizle mümkün. Demokrasi mücadelemizle mümkün. Barış mücadelemizle mümkün. Yoksa kimse biz evimizde oturduk diye kapımızı çalıp bize barışı getirmez. Kapımızı çalıp bize demokrasiyi getirmez. Bir yerde barış, demokrasi umudu varsa onu gidip büyütüp hayata katmak ancak bizim mücadelemizde olur. İşte o yüzden bu toplantıları yapıyoruz. Ve bunu yapmanın yolu da örgütlenmek.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Erdoğan’dan İmamoğlu’na: Kendine Gel

Partisinin İstanbul İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, İstanbul’a yapılan yatırımları hatırlatarak, “Bay Ekrem laf ola beri gele yok. Verdiğim rakamlara dikkat et, ondan sonra da kendine gel” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin İstanbul 8. Olağan İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“İstanbul, bir semtini sevmeye bir ömrün kâfi gelmeyeceği güzel İstanbul. Toprağında sahabeler yatan, fahri kâinat efendimizin sancaktarı Eyüb El Ensari Hazretleri’ni sinesinde misafir eden aziz İstanbul. Fatih Sultan Mehmet’in fethine mazhar olduğu emsalsiz İstanbul.

Medeniyet bahçemizin gülistanı, lalezârı, hüsn-ü hattı, erguvanı zarif İstanbul. İlimde derinleşmenin, estetikte incelmenin, sanatta yükselmenin adı, ocağı, adresi, vakur İstanbul. Milletimizin aşkı, sevdası, tutkusu yâri İstanbul. Seni bugün bir kez daha sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Güzelliğinle tüm dünyanın gözlerini kamaştıran, kalbimizde her zaman ayrı bir yeri olan İstanbul’umuzda il kongremiz vesilesiyle sizlerle bir araya gelmenin bahtiyarlığını yaşıyorum. AK Parti İstanbul 8. olağan ilk kongremizin partimiz, ülkemiz, milletimiz ve gözbebeğimiz İstanbul için hayırlara vesile olması için Rabbimden niyaz ediyorum.

Kıymetli yol ve dava arkadaşlarım. Biliyorsunuz bugün İstanbul teşkilatımızda bayrak değişimi yaşanıyor. 4 yıldır İstanbul il başkanlığı görevini şanla, şerefle, sorumluluk bilinciyle yürüten ve bugün nöbeti devreden Osman Nuri Kabaktepe’ye partim ve teşkilatım adına teşekkür ediyorum. Gençler unutmayın, 2028’den sonra yeni bir İstanbul yeni bir Türkiye inşa edeceğiz.

Bugünden itibaren AK Parti İstanbul İl Başkanlığı vazifesini üstlenecek olan Abdullah Özdemir kardeşime Rabbimden üstün hizmetler ve başarılar niyaz ediyorum. Abdullah Özdemir, tabiri caizse çekirdekten yetişmiş Bağcılar Gençlik Kolları’ndan başlayarak partimizin çeşitli birimlerinde görev almış, örnek çalışmalarıyla göz doldurmuş kardeşimizdir.

Abdullah kardeşimizin Osman Nuri kardeşimizden devralacağı emanete hakkıyla sahip çıkacağına, partimizi daha da yüksek seviyelere taşıyacağına yürekten imanım var. Kendisini ve ekibini şimdiden tebrik ediyorum. Unutmayın AK Parti bir erdemliler hareketidir. Ana kucağıdır, baba ocağıdır, vatan için aşkla çarpan kalplerin buluşma noktasıdır. Bu kutlu hareketin her bir mensubu partimiz ve ülkemiz için ter döken her bir yol arkadaşımız adını tarihe şimdiden yazdırmıştır.

Gönül ve kültür coğrafyamızda, dünyanın farklı köşelerinde bu harekete destek veren her bir kardeşimiz bizim için değerlidir. Şu an bu salonda bulunan her bir kardeşimin bu hareketin hikâyesinde silinmez bir yere sahip olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Görevimiz ne olursa olsun hepimiz kökü mazide, gözü atide olan kutlu bir davanın neferleriyiz. Tayyip Erdoğan olarak, genel başkan sıfatımdan ziyade bu hareketin bir neferi olmanın heyecanı her zaman kalbimin derinliklerinde hissettim. Sizlerin yol ve mücadele arkadaşı olmaktan her zaman şeref duydum. Son nefesime kadar da AK Parti’nin millet, memlekete ve insanlığa hizmet mücadelesinde yer almanın haklı gururunu yaşayacağım.

Şunu lütfen hiçbir zaman unutmayınız; 14 Ağustos 2001’de partimizi nasıl kurduysak, 3 Kasım 2002’de milletimizin oyu ve duasıyla nasıl yola çıktıysak, vesayet odaklarını, kirli yapıları, karanlık planları nasıl yıktıysak, kapatma davalarını, muhtıraları, gece yarısı bildirilerini, alçak saldırıları nasıl püskürttüysek, engelleri, yasakları, kısıtlamaları nasıl ortadan kaldırdıysak Allah’ın izniyle çok daha fazlasını yine birlikte başaracağız.

Unutmayın; gençler 27 Nisan’da, 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimlerinde bu devlete ihanet edenlerin yakasına nasıl yapıştıysak, gariplerin, mazlum, mağdurların, dışlananların, hor görülenlerin sesini hem ülkemizde hem de dünyada nasıl duyurduysak, 22,5 yıldır Türkiye’yi başarıdan başarıya nasıl koşturduysak. Gelirken bilboardlarda bir şeyler gördüm İstanbul’u konutlarla donatmışlar, bizim 23 yılda yapamadığımızı onlar 5 yılda yapmışlar! Böyle bir şey gördünüz mü? Ey Ekrem efendi, sen bunları delillendir ispat et, bak bakalım Erdoğan ne yapıyor?

Bizim icraatımızın ulaştığı yerlere senin hayallerin bile ulaşamaz Ekrem! Şimdi aynı azim ve kararlılıkla aynı hizmet aşkıyla çalışarak ülkemizi bölgesinde ve dünyada çok daha yüksek seviyelere götüreceğiz.

Bu vesile ile Cumhur İttifakı ortağımız MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’ye şahsım ve partim adına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor kendisine yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Sağlık durumu iyi olan sayın Bahçeli’nin nekahat dönemini bir an önce tamamlayarak Türkiye’ye hizmet mücadelesini eskisinden daha büyük kararlılıkla devam edeceğine inanıyorum. Bugün yaptığım telefon görüşmesinde durumunun gayet iyi olduğunu kendinden dinleme fırsatı buldum.

Ben değil biz diyeceğiz. Aramıza nifak tohumları ekmeye kalkanların oyunlarına gelmeyecek, pusuda bekleyen fitne tüccarlarına ümit kırıntısı dahi vermeyeceğiz. Biz çıkar birliği değil; dava arkadaşlığı, kader ortaklığı yapmış, kardeşçe kenetlenmiş kadroyuz.

Bulunduğumuz görevlere sadece aziz millete layıkıyla hizmet yapmak için geldik. Millet bizi buralarda tuttuğu müddetçe de kimin ne dediğine bakmadan hizmet üretmekten bir an olsun geri durmayacağız.

İnancımızda küfre açılan bir kapı olarak görülen yeis tuzağına asla düşmeyecek, işimize ve hedeflerimize odaklanacağız. Bu toprakları birbirine daha sıkı bağlarla kenetlemeyi sürdüreceğiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak iç cephemizi sağlamlaştıracak, 85 milyonun hayallerini gerçeğe dönüştürmenin gayretinde olacağız.

Milli güvenliğimize tehdit oluşturan tüm yapılarla mücadelemizi, şehit ailelerimizin ve gazilerimizin yüzünü kara çıkartmayacak şekilde sürdüreceğiz. Mevla yâr ve yardımcımız olsun, yolumuzu bahtımızı açık etsin diyorum.

Dün 53 bin 737 canımızı yitirdiğimiz 6 Şubat depremlerinin ikinci seneyi devriyesiydi. Asrın felaketinde hayatını kaybeden kardeşlerimi bir kez daha rahmetle yâd ettik. Onun için Adıyaman’daydık. Üzerinden 2 asır geçse dahi böylesi büyük afeti unutmak mümkün değil.

Rabbim kederli ailelerimize sabr-ı cemil ihsan eylesin. Depremin yıldönümünde de afetzedelerimizi yalnız bırakmadık. Bakanlarımız, milletvekillerimiz, genel merkez, MYK, MKYK üyelerimiz deprem bölgesindeki şehirlerimizi ziyaret etti. Adıyamanlı kardeşlerimizle kucaklaştık hem depremzedelerimize yeni yuvalarının anahtarını teslim ettik hem de bazı hayırseverlerimize plaketlerini takdim ettik.

Dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden geçer. Konutlarıyla, altyapı projeleri, sosyal donatı alanları, hastaneleri, okulları, işyerleriyle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırıyoruz. Son 2 yılda depremin yol açtığı kayıp ve zararın telafisiyle afet risklerinin azaltılması için 2,6 trilyon liralık kaynak kullandık.

201 bin 580 konut ve işyerinin kurasını çektik, anahtarlarını hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik. Yerinde dönüşüm projemizde 38 bin 202 adet bağımsız bölümün yapımına başlandı. Biz yıkıntılarla uğraşırken muhalefetten birileri çıkmış ‘hükümet bu enkazın altında kalır’ demişti. Yine o günlerde bu yükün altında ezilmemiz için ellerini oğuşturanlar milletin yürek yangınından siyasi rant devşirmeye çalışanlar vardı.

Haritada yerini dahi bilmedikleri ülkeleri Türkiye’ye örnek gösterecek olanlar olmuştu. Vatandaşın umudunu kırmak, irademizi örselemek için herşeyi denediler. Yapamazsınız, bu inşaatları bitiremezsiniz dediler. Akıl, insaf, ahlak dışı iddia ile karşımıza dikildiler. Tökezlememizi bekleyenlerin hevesini kursaklarında bıraktık. Cevabımızı teslim ettiğimiz 201 bini aşkın konutla verdik. Siyasetteki kadrolu hizmetsizler korosunu 2 yılda inşa ettiğimiz yol, hastane, okul, üretim tesisleriyle hayal kırıklığına uğrattık.

Elbette henüz her şey bitmiş değil. Teslim etmemiz gereken birçok konut, yapacak çok işimiz var. İlk günden beri mesuliyetimizin bilinci ile hareket ediyoruz. Konutların yüzde 45’ini teslim ettik. Kalan 250 bin konut ve işyerini hızlıca bitirmenin gayretindeyiz. Söz verdik, ahd ettik, Allah’ın izniyle milletimize mahçup olmayacağız.

Artçı sarsıntılar devam ederken ortalığı velveleye verip de 2 yıldır ortalıkta görünmeyen deprem turistlerine bir çift sözüm var. Asrın vicdansızlığını sergilediniz, depremzedelerimize oy tercihinden dolaıyı hakaret ettiniz. Hiç mi kendinizden utanmıyorsunuz. Hiç mi vicdan azabı duymuyorsunuz.

Bir çift sözüm de bol bol vaat dağıtıp sırra kadem basanlaradır. Hani bedava ev yapıyordunuz, hani herşeyi ücretsiz sağlıyordunuz? Ne oldu, niçin sözlerinizin arkasında duramadınız? Her fırsatta hükümeti, devleti, AK Parti’yi acımasızca eleştiriyorsunuz. Bizim yaptıklarımızı kötüleyeceğinize belediyeler eliyle yapsaydınız ya! Şu anda yönetimi sizde olan belediyelerde ne yapıyorsunuz? Bedava konutları, evleri, işyerleri unuttunuz mu? Niçin yapmıyorsunuz? Elinizi tutan mı oldu, sizi engelleyen mi oldu? Neden yapmadığınızı çıkın milletimize, depremzedelere lütfen açıklayın.

Bu soruların hiçbirine tatmin edici cevap veremezler. Siyaset yapmakla polemik yapmayı aynı şey zannediyorlar. Unutmayın her tırtıldan kelebek olmaz maalesef bunların kozasında ülkeye ve millete hizmet eden siyasetçi çıkmıyor. Deprem bölgesinde verdikleri sözler seçim sonrasında unutuldu gitti. Bu işleri az çok bilen herkes Türkiye’nin deprem bölgesinde yürüttüğü çalışmalardan hayranlık ve takdirle bahsediyor.

Biz 100 bin 200 bin konut yaptık deyince hayretlerini gizleyemediklerini defalarca gördük yurt dışında. Ana muhalefet partisi deprem meselesinde bile polemik yapıyor. Karalama, kötüleme peşinde koşuyor.

Bu tür durumlar için büyüklerimizin kullandığı bir kelam-ı kibar vardır. Eskiler hem iş yapmayıp, yapılan işe çalım atanlara dinime dahleden bari müselman olsa, derler. Ana muhalefetin ahvali de tam olarak böyle. Depreme dair, depreme hazırlığa dair ne bir projeleri ne de elle tutulur bir icraatları var. İnşa etmek deyince akıllarına ev, köprü, yol, hastane değil balya balya dizilen para kuleleri geliyor. Şişirilmiş konser faturaları ile belediyeleri yağmalamaları kâr sayıyorlar. Halk düşmanı radikal sol örgütlerin sloganıyla adliye önünde polise saldırmak neredeyse rutinleri hale geldi.

Devletin hakim, savcısı ile uğraştıkları kadar bünyelerini saran yolsuzluk, hırsızlık, kayırmacılıkla uğraşmıyorlar. Parti içi iktidar kavgası gözlerini kör etmiş durumda. Yıllarca Gandi Kemal diyerek omuzlarında taşıdıkları şahsı bugün gık dese linç ediyorlar. Salındaki ve solundakilerin arasında kalmaktan pestile dönmüş mevcut genel başkanın çaresizliği, öfkesi artık diline vuruyor.

Millete hakaret edenlerle teşriki mesaisi arttıkça sayın Özel’in uslübu değişmeye başladı. ‘Hata ettik’ tavır sergilemektense hakaret ederek suç bastırmaya çalışıyor.

“Yönettikleri belediyelerde fetret dönemi yerini çöküş dönemine bıraktı”

Yönettikleri belediyelerde fetret dönemi yerini çöküş dönemine bıraktı. Trafikten toplu ulaşıma, temel belediyecilik hizmetlerinden çevreye kadar İstanbul dahil büyükşehirlerimiz sapır sapır dökülüyor. Artık İstanbul’da yanan otobüslerden geçilmiyor. Kendi televizyon kanallarındaki ekran yüzlerini dahi isyan noktasına getirdiler. Kokudan, bozuk yollardan, yanan otobüslerden, depreme dair tedbirsizlikten artık onlar bile rahatsız olmaya başladılar.

Daha önce neydi çöp, çukur, çamur. Aynı hale gelmedi mi İstanbul? Makyaj döküldükçe bu tepkiler daha da artacaktır. İş üretenlerle polemik üretenlerin farkı zamanla daha net görülecektir. Bu aziz şehre hizmet etmeyi görevimiz, asli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bir semtini bile sevmenin bir ömre bedel olduğu İstanbul’a layık olabilmek için canla başla çalışıyoruz.

İstanbul’a son 22 yılda toplamda 3 trilyon 850 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Adalette 34 milyar, eğitimde 234 milyar, gençlik ve sporda 53 milyar, sosyal yardımlarda 372 milyar, sağlıkta 141 milyar, çevre ve şehircilikte 584 milyar, ulaştırmada 1 trilyon 393 milyar, tarım ve ormanda hibe destekleri dahil 85 milyar, sanayi ve teknolojide 154 milyar, enerjide toplam 431 milyar, kültür ve turizmde 67 milyar, çalışma ve sosyal güvenlikte 300 milyar lira yatırım yaptık.

Devlet, vakıf 37 adet yeni üniversite kurduk İstanbulumuza. Toplam 192 adet spor tesisi kazandırdık. Şurayı görüyorsunuz değil mi, inşallah Ankara’da yaptığımız basket müsabakasının bir tanesini de burada yapacağız.

4 bin 50 yataklı Sancaktepe Şehir Hastanesi, 500 yataklı Beykoz Devlet Hastanesi, 300 yataklı Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 200 yataklı Avcılar Devlet Hastanesi inşaatları devam ediyor. Süreyyapaşa Şehir Hastanesi, FSM Şehir Hastanesi, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Hastanesi projeleri tamamlandı, yapım ihaleleri bu yıl içerisinde gerçekleşecek.

İstanbul’da 260 bin konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik, 24 bin yapının yapımı sürüyor. Kentsel dönüşüm çalışmalarımız hızla devam ediyor. 40 bini çevre bakanlığımız kanalıyla 871 bini özel sektörün eliyle 911 bin bağımsız birimin dönüşümü tamamlandı.

İstanbul’da yaklaşık 19 milyon metrekare büyüklüğünde 54 millet bahçesi projemiz var. Toplamda 5,5 milyon metrekarelik 34 millet bahçesinin yapımını tamamladık. 9 millet bahçesinin inşası, 12 millet bahçesinin proje ve yer seçimi devam ediyor.

Avrasya Tüneli ile Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü hizmete aldık. İstanbul-İzmir Otoyolu’nu tamamlayıp hizmete sunduk. TEM Otoyolu’nda trafiğin rahatlamasını temin edecek Başakşehir Çam Sakura Şehir Hastanesi ile Olimpiyat Stadı’na ulaşımını kolaylaştıracağız.

Sarıyer-Kilyos Tüneli ve bağlantı yolu projemiz devam ediyor. İstanbul’da bir baştan diğer başa modern raylı sistem ağlarıyla donattık. Marmaray ile bugüne kadar yaklaşık 1 milyar 271 milyon yolcu taşıdık.

Bay Ekrem laf ola beri gele yok. Verdiğim rakamlara dikkat et, ondan sonra da kendine gel. Hizmete sunduğumuz metro hattı uzunluğu 162 kilometre. Şu anda Halkalı-İstanbul Havalimanı hattımızın 17,5 kilometrelik Halkalı-Arnavutköy kesimiyle 4,53 kilometre uzunluğundaki Altunizade-Çamlıca Camii Bosna Bulvarı’nın yapımına devam ediyoruz.

İstanbul-Ankara YHT hattımızdan sonra tamamen yeni bir hat olacak Ankara-İstanbul Süper Hızlı Tren hattı projesini gündeme aldık. 344 kilometre olacak süper hızlı tren hattımız saatte 350 km. hıza çıkarak seyahat süresine 80 dakikaya indirecek. 2018’de hizmete aldığımız İstanbul Havalimanımız Türkiye’yi küresel havacılıkta zirveye taşıdı.

2023 yılı sonunda Sabiha Gökçen Havalimanımızın hizmet kapasitesini ikiye katlayan ikinci pistin açılışını yaptık. Tersane İstanbul projesini hayata geçirdik.

Çamlıca Televizyon Radyo Kulesi’ni hizmete sunduk. Yeni Atatürk Kültür Merkezi binasını inşa ettik. Rami Kışlası’nı muhteşem kültür merkezine dönüştürdük. Şehrimize 6 endüstri bölgesi, 18 teknopark, 420 ARGE kurduk. 8 bin 235 özel sektör projesinde yaklaşık 2 trilyon lira yatırım gerçekleşti. 384 bin kişilik istihdam sağladık.

İstanbulla birlikte 81. il kongremizi gerçekleştiriyor ve artık bu süreci nihayete erdiriyoruz. İnşallah bugünden itibaren 23 Şubat’ta yapacağımız büyük kongremize hazırlanacağız. 29 il kongremize bizzat katılarak teşkilatlarımızla kucaklaştık, ahdimizi ve kavlimizi yeniledik. Kongrelerimiz AK Parti’ye yakışır bir şekilde gerçekleşmiş, hareketimiz bu zorlu maratondan hamdolsun güçlenerek çıkmıştır.

Tüm kongrelerimizde dayanışmayı yücelttik, kardeşliği pekiştirdik. Gece gündüz demeden koşturan tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun diyorum. Göreve yeni başlayan kardeşlerimize başarılar diliyor, bayrağı devreden kardeşlerime emek ve gayretleri için teşekkür ediyorum, ahirete irtihal eden tüm kardeşlerime Mevla’dan tekrar rahmet diliyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sağolun, varolun, Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla.”

Paylaşın

Ankara’da 33 İstanbul’da 70 Kişi Sahte İçkiden Yaşamını Yitirdi

Son yıllarda fiyatların ve vergilerin artmasıyla birlikte Türkiye’de sahte içkiden kaynaklanan ölümlerde artış yaşanıyor. Son dönemde Ankara’da 33 İstanbul’da 70 kişi sahte içkiden yaşamını yitirdi.

Haber Merkezi / Ankara Valisi Vasip Şahin, Anafartalar Şehit Kamil Arslan Polis Merkezi Amirliği Açılış Töreni’ninde yaptığı konuşmada sahte alkol kullanımına bağlı 33 kişinin vefat ettiğini ve 20 kişinin hastanelerde yoğun bakımda tedavi altında olduğunu söyledi.

Sahte alkollü içki ile mücadele kapsamındaki çalışmalar sonucu 102 ton etil ve metil alkol ele geçirildiğini belirten Vali Şahin, bunların 62 tonunun Düzce ve Konya’dan elde edildiğini, yaklaşık 40 tonunun da il sınırları içinde ele geçirildiğini kaydetti.

Şahin, hem kaçak alkol üretimi hem de satımı yapan 32 şahsa yönelik işlem yapıldığını belirtirken, bu kişilerden 13’ünün tutuklandığını, 17’sinin ise tutuklama talebiyle sevk edildikleri adli birimlerce adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını söyledi.

Ankara Valiliği’nden 4 Şubat’ta yapılan açıklamada, son günlerde sahte alkole bağlı ölüm olaylarında artış gözlendiği belirtilerek şu ifadeler kullanılmıştı:

“Konuyla ilgili kolluk kuvvetlerimiz ve gıda denetim birimlerimiz yoğun tahkikat ve denetim faaliyetlerini sürdürmekte ve çeşitli miktarlarda sahte alkol üretiminde kullanılan malzemeler ele geçirilmekte olup; sorumlular hakkında gerekli adli ve idari işlemler titizlikle yürütülmektedir.”

İstanbul’da 4 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında sahte içkiden kaynaklı 70 kişi hayatını kaybetti. 150’den fazla kişinin de hastaneye başvurduğu öğrenildi. Sahte ve kaçak içkiyle mücadeleye yönelik çalışmalarla ilgili bilgi veren İstanbul Valisi Davut Gül, şu ifadeleri kullandı:

“Sahte ve kaçak alkolle mücadele kapsamında 190 şahıs yakalandı, 11’i tutuklandı, 86 bin 274 litre sahte-kaçak alkol ele geçirildi. Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadelemizde 371 denetimde 126 bin litre kaçak akaryakıt ele geçirildi. Ele geçirilen tüm bu kaçak ürünlerin piyasaya sürülmesinin engellenmesiyle 259 milyon lira vergi kaybı önlendi.”

Sahte içki ölümleri

Son yıllarda fiyatların ve vergilerin artmasıyla Türkiye’de sahte içki tüketiminden kaynaklanan ölümlerde artış yaşanıyor.

Özellikle yılbaşı gibi tüketimin yoğun olduğu dönemlerde yasa dışı yollardan üretilen içki ürünleri piyasaya sürülüyor. Bu ürünler genellikle merdiven altlarında üretiliyor ve ayrıca insan sağlığına ciddi zarar verebilecek metanol gibi maddeler içeriyor.

Uzmanlar, vatandaşları bandrolsüz veya şüpheli içki satın almamaları konusunda uyarıyor. Sahte içkinin kokusu, rengi veya tadı normal içkilerden kolayca ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle tüketicilerin yalnızca güvenilir kaynaklardan alkol satın alması gerektiği belirtiliyor.

Sahte içki tüketen kişilerde genellikle 12-24 saat içinde baş ağrısı, mide bulantısı, görme kaybı, bilinç kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.

CHP’den iktidara acil önlem çağrısı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, son zamanlarda sahte içki nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısındaki artışa dikkat çekerek iktidara çağrı yaptı. Bulut, “Ankara’da sahte içki yüzünden 33 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi yoğun bakımda. İktidara bir kez daha söylüyoruz: Acil önlem alın” dedi.

Bulut, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, alkol fiyatlarındaki fahiş artışın, vatandaşları sahte içkiye yönlendirdiğine, bunun sonucunda ise ölümlerin yaşandığına dikkat çekti.

Bulut, “Halkın yaşam tarzına müdahaleye varan vergi ve zamlar, astronomik raf fiyatları sahte içkiyi, halk sağlığı sorununa dönüştü. Ankara’da sahte içki yüzünden 33 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi yoğun bakımda! İktidara bir kez daha söylüyoruz: Acil önlem alın” ifdelerini kullandı.

Paylaşın

Özel, Erdoğan’a “Gazze” Üzerinden Yüklendi

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’nin ABD’ye bırakılmasına ilişkin açıklamasına ”sessiz” kaldığını belirterek, “Buna nasıl tepki göstermiyor Erdoğan?” dedi.

Deprem bölgesine ziyaretlerini sürdüren Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hatay Reyhanlı’da gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Artı Gerçek’in aktardığına göre; Aradan geçen zamana rağmen Hatay’daki konut sorununun hala çözülemediğini ve depremzedelere verilen sözlerin tutulmadığını belirten Özel, 10 depremzeden 7’sinin konteynırda olduğunu aktardı. Özel, “Hatay’da ev teslim edilme oranı yüzde 18. 100 Hataylıdan 82’si çadır, konteynır ya da gurbette yaşıyor. 1 yılda herkese ev verecekti. Bir an önce sandığın gelmesi gerekiyor” dedi.

Özel, yaklaştığını belirttiği büyük Marmara depremine ilişkin de iktidarı adın atmamakla eleştirdi. Deprem konusuna siyaset üstü yaklaşılması gerektiğini dile getiren Özel, ‘deprem bakanlığı’ kurulmasını önerdi. “Depremin yaklaştığını ve devletin hiçbir şey yapmadığını herkes biliyor” diyen Özel, şöyle konuştu:

“O yüzden bizim belediyelerimizin hazırlıkları çok daha fazla dikkat çekiyor. İstanbul depreminde milyonların hayatı tehlikede olacak. Daha önce Erdoğan’a da söylemiştim. Gelin siyaseti ikiye ayırın. Siyasi konular ve siyaset üstü konular olarak. Depreme siyaset üstü bir yaklaşım öneriyoruz. Acilen herkesin liyakatinden emin olduğu bir deprem bakanı atansın, her partiden bir bakan yardımcısı atansın.”

Hatay’ın önemli sorunlarından birinin de şehrin taşıyamayacağı çoğunlukta sığınmacı barındırması olduğunu ifade eden Özel, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Suriye’nin hızlı bir istikrara ihtiyacı var. Suriye’nin kapsayıcı bir anayasaya, hükümete ve serbest seçimlere ihtiyacı var. Buranın bu kadar yoğun bir sığınmacı nüfusuyla kendi mevcudiyetini sürdürmesi mümkün değil. Suriye’nin güçlendirilmesi ve buradaki misafirlerin memleketlerine dönmeleri son derece önemlidir.”

Erdoğan’a “Gazze” tepkisi

Donald Trump’ın Gazzelileri kendi coğrafyalarından sürme ve işgal planı ile Erdoğan’ın konuya olan sessizliği hakkında da konuşan Özgür Özel, şöyle konuştu: “Trump’ın açıklamalarıyla kastettiği, coğrafyanın sahiplerini o bölgeden söküp atmaktır. Bu, kutsal topraklardan Filistinlileri sürmektir. Trump Filistin diye bir şey kalmasın istiyor.

Buna nasıl tepki göstermiyor Erdoğan? Erdoğan, ‘Filistin de önemlidir Ukrayna da önemlidir’ dedi geçti. Steinmeier ‘ABD’nin önerisini insanlık suçu olarak görüyorum’ dedi. Erdoğan kafasını bile sallamadı. Mikrofon uzatıldığında Erdoğan bir şey söylesin. Erdoğan nasıl Almanya Cumhurbaşkanı’nın gösterdiği hassasiyeti gösteremiyor.”

Paylaşın