DEM Parti, “Süreç” İçin Meclis’i İşaret Etti

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir” dedi ve ekledi:

“Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerden çıkan mesajların tartışılacağı ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’na başladı. DEM Parti Ağrı İl Örgütü binasında yapılan buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

Buluşmada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere değindi. Koçyiğit, Kürtlerin statüsüne karşı saldırıların sürdüğüne işaret ederek, AKP’nin en büyük korkusunun Kuzey ve Doğu Suriye’nin statüsü olduğunu kaydetti. Koçyiğit, “Kürtlerin statülerinin resmiyet kazanmasını engellemek için her gün Türkiye’den birisi Suriye’ye gidiyor. Kürtlerin adının dahi olmaması için her şeyi yapıyorlar” dedi.

“Bir taraftan Suriye’de Kürt halkını statüsüz bırakmaya çalışıyorlar, diğer taraftan içeride görüşmeler başlatılıyor” diyen Koçyiğit, şöyle devam etti: “Demokratik çözüm için biz de bunu (görüşmeler) istiyoruz. Söylenenlerin sözde kalmaması için çokça direndik ama günün sonunda bunun çok da ilerlemediğini gördük. Sayın Öcalan, yeğeni Ömer Öcalan üzerinden verdiği mesajda tecridin devam ettiğini söyledi.

Sayın Öcalan, bu meseleyi çözecek teorik güce sahip olduğu mesajını vermiştir. Gerçek anlamda Kürt sorunun demokratik çözümüne kapı aralaması gerekenler bütün tartışmayı silah bırakmaya kilitlemiş durumdalar. Bütün kamuoyunu buraya kilitlemişler. PKK, Kürt sorununu nedeni değil, sonucudur. Kürt sorununun ortadan kalkmasını istiyorsanız önce bu sorunun nedenlerini ortadan kaldırmalısınız. Türkiye’nin en köklü sorununu bir konuya bağlayamazsınız. Nedenleri kaldırmadan sonuçlar üzerinden manipülasyon yaparsanız onurlu bir barış ve kalıcı bir sonucu alamazsınız” diye konuştu.

“Görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım”

DEM Parti Heyeti’nin sorunun Meclis’te çözülmesi için siyasi partilerle yaptığı görüşmeleri hatırlatan Koçyiğit, “Kürt’ü görmeyen, reddeden bir anlayıştan, Kürtleri gören sayan bir sürece ihtiyaç var. İmralı ile yapılan görüşmelerin Meclis’e taşınması çok önemlidir. Heyetimiz bunun için bütün siyasi partilerle görüştü. Bu görüşmelerin detaylarını da İmralı’ya taşıdı. Sayın Öcalan, bu görüşmelere büyük kıymet verdi. Tüm bu görüşmelerde ortaya çıkan tartışmaların Meclis’e taşınması gerekiyor. Hiç kimsenin canı istediğinde adım atacağı canı istediğinde bırakacağı bir şey istemiyoruz. Bunun olmaması için bu görüşmelerin Meclis’e taşınması lazım” diye konuştu.

Antep’te ‘Toplumsal Barış ve Özgürlük Buluşmaları’ kapsamında DEM Parti halk buluşması gerçekleştirdi. İl örgütünde yapılan halk buluşmasına DEM Parti Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda kişi katıldı. Salona ‘Örgütlü toplum ile özgür yaşama’ pankartı asıldı. Mehmet Bozgeyik, barışın toplumsallaşması için buluşmaların önemli olduğunu kaydetti. Buluşma, sürece dair yapılan değerlendirme, öneri ve eleştirilerle son buldu.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel: 2025 Yılında Sandık Gelecek

İzmir’de yaptığı açıklamada erken seçim çağrısını tekrarlayan CHP Lideri Özgür Özel,  “2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok” dedi.

Haber Merkezi / Aday belirleme sürecine ilişkin de konuşan Özgür Özel, ”Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. En geniş katılımla belirleyelim dedik. En geniş katılım kim? Ya sayıları 1 milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesin Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim, dedik. Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Şimdi zaten bir bilirkişi raporu biliyorsunuz ilk önce ‘korsan’ dedikleri sonra ismiyle cismiyle çalışırken fotoğraflarıyla, görevlendirme yazılarıyla resmi bir bilirkişi raporu var. O bilirkişi raporunu yok edemedikleri için yok saymaya çalıştılar. Ve gözaltıları, tutuklamalara çevirirken bile bilirkişi raporunu dosyaya sunmadılar. Şimdi de bu konuda o bilirkişi raporu gizlenemeyecek, mızrağın çuvala sığmadığını gösteriyordu. Sorumluyu Valilik, İl Özel İdaresi ve Bakanlık olarak ifade ediyordu. ‘Bakanlığı sil, yerine Bolu Belediyesi’ni yaz.’ Bilirkişiler mesleki onurlarına sahip çıktılar, bu baskıya direndiler. Ben de raporu yayınladım. O günlerde rapora ‘korsan’ diyordu, korsan olması için yetkisiz olması lazım. Yetki belgesi de çıktı.

Çalışırkenki fotoğrafları çıktı, isimleri belli. Bir kere Adalet Bakanı’nın benim şahsımdan değil, benden yana haydi sorun yok. Ama manipülasyon yaptığı, kandırdığı ve duygularıyla oynadığı hem o mağdur insanlardan hem de bütün milletimizden özür dilemesi gerekir. İkincisi İçişleri Bakanı söylediğinde kendisini dinledik. ‘Müfettişlerimiz var, kimin sorumlu olduğu ortaya çıkacak’ diye. Niye açıklamıyorlar? Neyi bekliyorlar biliyor musunuz? Nasıl o gün vefat sayısını açıklamak için Ankara il kongresini bekledilerse şimdi de büyük kongrelerini bekliyorlar. Büyük kongrede birkaç bakanla birlikte veya çok sayıda bakanla birlikte, takdir kendilerinin, ama bu bakanı da içine koyup normal bir kabine revizyonuymuş gibi bakan değiştirecek.

Böylelikle bu bakanın yaptığı sorumluluğun partisinin sırtına yük olmamasını istiyor. Ama böyle oyunlarla devlet yönetilmez, bu ciddiyetsizlik. Ve hepimiz biliyoruz ki sorumlu Turizm Bakanı’dır, koca tabelada yazdığı gibi, bütün bilirkişi raporunda yazdığı gibi, bütün kanunlarda yazdığı gibi. Ve bu bakanı atayan da Recep Tayyip Erdoğan’ın ta kendisidir. İyi bir şey olduğunda ‘Ben yaptım, ben’ deyip, kötü bir şey olduğunda susmak ve daha sonra da normal kabine revizyonuyla bakan değiştirme numaraları çekmek olmaz. Çatır çatır istifa etmesi lazım, istifa etmiyorsa görevden alması lazım. Ama maalesef suçluların telaşıyla ve kendisini gizleme amacıyla böyle bir yola giriyor.

“Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız”

2025 yılında sandık gelecek. Sandığın gelmesi için var gücümüzle çalışacağız. Aksi takdirde biz bu milletin önüne bir sandık koyacağız ve bu milletin bu iktidardan artık desteğini çektiğini göstereceğiz. Bunun bir başka yolu yok. Bunun için ön hazırlıklarımızı yaparken aday belirleme sürecine de başlamış durumdayız. Bu benim şahsi kararım değil. Zaten eğer şahsen ‘Ben kendim aday olacağım’ desem bu bir şahsi karardır. Ben ondan feragat etmişim. Bir partinin genel başkanı aday olacaksa aday olur zaten. Ama ben bundan feragat etmişim. ‘Biz belirleyeceğiz, bir grupla’ desek.

Onu yapmıyoruz. ‘Sadece MYK ile’ desek, yapmıyoruz. Ben bunu nasıl yaparım diye partinin bütün seçilmişlerini bir dizi toplantıya çağırdım biliyorsunuz. Tüm milletvekillerimizi çağırdım, Parti Meclisi üyelerimizi, MYK’mızı defalarca topladık. Ortak akıl artık bizim adayımızın belli olması yönünde. ‘Nasıl belirleyelim’de de en geniş katılımla. En geniş katılım kim? Sayıları bir milyon 600 bine yaklaşan Cumhuriyet Halk Partisi üyesi. Burada da şöyle bir süreç tarif ettik. Dedik ki ‘Üyelikleri açalım ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak isteyen herkesi Cumhuriyet Halk Partisi’ne, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine davet edelim’ dedik.

Şu anda online üyeliklerde günlük 10-12 kat artış var. Zaten bunun çok üstünde de bütün il ve ilçelerimiz üyelik başvuruları var. Ensar Aytekin ve Selin Sayek Böke imzasıyla gönderdiğimiz talimatla Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilçe ve il başkanlıkları cumartesi-pazar dahil gece 21.00’e kadar üye kaydı için açık tutuluyor, nöbetçiler var. Yoğun bir üye kaydı yapıyoruz. İleride bu rakamlar paylaşılır. Şu anda adeta Türkiye’de bir seçmen kaydı yapılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayının, dolayısıyla geleceğin cumhurbaşkanının aday gösterilmesi sürecinde seçmen olmak isteyen herkes şu anda kayıtlarını yaptırıyorlar.

CHP üyesi iseniz yeniden kayıt yaptırmanıza gerek yok. CHP üyesi değilseniz ama gönlünüzden geçen bir adayı desteklemek istiyorsanız, baba evinin kapıları ardına kadar açık. O sürecin içindeyiz. Partinin bütün seçilmişlerine danıştığımız, görüşlerini aldığımızı ve ekseriyete uyduğumuz bir sürecin içindeyiz. Bazı farklı görüşler elbette olabilir, her konuda olabilir. Onlara da saygı duyuyoruz. Ama bu organlardaki toplantılardaki genel eğilimin bu olduğunu zaten bu organlardaki herkes biliyor.

Önce Suat Bey’i çıkaracağız, sonra kapatacağız. Yani Suat Bey’i Silivri’nin kapatılmasını bekleyene kadar bekletemeyiz. En kısa zamanda, itiraz dilekçesinin sonucunu hızlı alacağımızı düşünüyoruz. En kısa zamanda Suat Bey’in aramıza dönmesini bekliyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, talimatlandırılmış yargının ön infaz yöntemi terk edilecek. Herkesin tutuklanması, tutuklu yargılanması değil, tutuklama çok istisnai bir durum olacak. Hızlı ve adil yargılamalar yapılacak.

“Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak”

Kimseye düşman hukuku uygulanmayacak. Zaten kimseye düşman gözüyle bakılmayacak. O zaman da Silivri gibi devasa yapılara değil, daha mütevazi ve mahkum yakınlarının da daha rahat gidip gelebilecekleri, daha mütevazi binalara ihtiyaç olacak. Bizim büyük binalara üniversiteler için, araştırma, Ar-Ge merkezleri için, silikon vadileri için ihtiyacımız var. Silivri‘deki o binalar yıkılmayacak sadece tabelası değişecek. Bilime hizmet eden, insanlığa hizmet eden bir yer olacak. Mansur Bey’in dün ifade ettiği, Sevgili Ekrem İmamoğlu‘nun sahiplendiği konu Cumhuriyet Halk Partililerin hepsinin geleceği ilişkin umududur, beklentisidir. Bunları mutlaka hep birlikte omuz omuza, el ele, kol kola gerçekleştireceğiz.

Şimdi Tuncay Özkan bir iddia ortaya koymuş ve kendisi yaşadığını bunu söylüyor. Bu iddiaya soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’a soruşturma açıyorlar. Tuncay Özkan ne diyor? Bize de geçmişte anlattı. ‘Ben böyle böyle böyle süreçler oldu. Gittim işte tahlillerimde şu ağır metaller çıktı, karaciğerim şu zararları gördü, şu tedavileri gördüm.’ Aklı başında bir savcı, yani burada çok kıymetli hukukçular var, belediye başkanlarımız, il ilçe yöneticilerimiz içinde. Bana düşmez ama, aklı başında bir savcı bu durumda Tuncay Özkan’a soruşturma açmak yerine Tuncay Özkan’ı bilgi vermek üzere, bu konuyu tahkik etmek üzere bilgisine başvurması lazım Tuncay Özkan’ın. Tuncay Özkan’dan yapacakları basit.

Tahlillerini isteyecekler, hangi süreçte, ne saptanmış. Bilirkişi tayin edecekler, bu kişinin vücudunda bu nasıl bulunabilir? Tuncay Özkan’ın iddiasını bilirkişilere soracaklar ve bir soruşturma başlatacaklar. Bir kere Tuncay Özkan’ın söylediğinin yalan olduğunu nereden biliyor? Diyor ki ‘Gerçek olmayan bilgiyi alenen yayma suçu.’ Bilgi daha bugün sabah söylendi. ‘Beni zehirlediler’ diyor. Önce bir bak bakalım zehirlemişler mi zehirlememişler mi? Zehirledilerse zehirleyenleri yargılarsın. Yok zehirlemedilerse o zaman ‘Gerçek olmayan bilgi’ dersin.

Kötü niyet buradan belli yani. Beş dakika içinde sen bunu gerçek olmayan bilgi.. Tuncay Özkan’ın da elinde kapı gibi Almanya’da tedavi gördüğü, ağır metalden vücudunu arındırdığı, efendim daha öncesinde tahlilleri var. Bana kendisi bunları bir uçak yolculuğumuzda uzun uzun anlatmıştı. ‘Böyle şeyler yaşandı bu ülkede’ dedi. Tabii ki ispata muhtaç. Ama Tuncay Özkan’ı çağır, bir bilgisine başvur bakalım. Yalan olduğunu nereden biliyorsun? Sen buna direkt yalan diyorsan kendin gerçeğe kapalısın zaten. Öyle bir durum var ortada. Araştırılır, ortaya çıkar ama yaklaşım son derece yanlış.”

Paylaşın

Erdoğan: Hırsızlık Ve Yolsuzluğu Örtemeye Kalkan Zihniyetle Karşı Karşıyayız

Partisinin Antalya İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, “Küresel ve bölgesel dengelerin yeni baştan kurulduğu şu kritik dönemde Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi kaçıracak tek bir fırsatı heba edecek tek bir potansiyeli yoktur” dedi ve ekledi:

“Bir de kifayetsiz muhterislerin edep ve ahlak sınırları tanımayan hezeyanlarıyla uğraşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Hırsızlık, yolsuzluk tacizi örtemeye kalkan pişmiş zihniyetle karşı karşıyayız. Türkiye’ye tamamen yabancılaşmış bir kafa yapısıyla muhatabız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Antalya Spor Salonu’nda düzenlenen 8. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Güzel Antalya’da bizi tekrar bir araya getiren Rabbime hamd ediyorum. Sizlerin şahsında Antalya’nın dört bir köşesinde yaşayan kardeşlerime buradan selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Yüzyılı’nda Antalya sadece ülkemizin değil Akdeniz havzası şehirlerin içinde de inşallah yıldız gibi parlamaya devam edecektir. Antalya’da son mahalli seçimlerde arzu ettiğimiz neticeleri alamadığımızın farkındayız.

Siyaset uzun soluklu bir mücadelenin adıdır. Bir felsefeci hiç yenilmemiş insan hiç savaşmamış olandır diyor. Bir şairimiz de yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır, mısralarıyla mücadelenin kesintisizliğini ifade ediyor. Geçen seçim dünde kaldı artık bize düşen bugün için yeni sözler söylemek gelecekteki zaferler için şimdiden hazırlanmaktır.

Sizlerden bu kongremizle birlikte 2028 Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleriyle 2029 mahalli idareler seçimleri için vakit kaybetmeksizin çalışmaya başlamanızı istiyorum. Zaman su gibi akıp gidiyor. Önümüzde 3 yıllık zaman dilimi var. Her zaman söylüyorum boşa geçirecek vaktimiz yok. Muhalefet gibi sanal tartışmalara, kayıkçı kavgalara ayıracak tek bir anımız bile yok. Onların sadece kendi çıkar, ceplerini, siyasi kariyerlerini düşünen gündemlerine takılıp, kalamayız. Laf ve polemik yerine iş ve hizmet üretmemiz gerekiyor. Nitekim biz de bunu yapıyoruz.

İşte bu sabah TÜİK tarafından 2024 yılına ait turizm rakamları açıklandı. Buna göre 2024’de hedeflerimizin de ötesine geçtik. Turist sayısı 62,3 milyon kişi. Turizm gelirlerimiz ise 61,1 milyar dolar oldu. Bölgemizde ve dünyada yaşanan tüm zorluklara rağmen kriz ve belirsizliklere rağmen bu rakamlara ulaştık. İnşallah çok daha iyi yerlerde olacağız.

Bolu Kartalkaya’daki facia gibi trajedilerin bir daha yaşanmaması adına gereli tüm adımların atılmasını sağlayacağız. Bolu’daki yangınla ilgili mevzuatla ilgili problem varsa Gazi Meclisimizde çözüme kavuşturacağız. Milyonlarca insanımızın rızık kapısı olan Antalya gibi şehirlerimizin en büyük gelir kaynağı olan Türk ekonomisinin bacasız sanayisi olan turizm sektörünün başarısı için ortak akılla sorunlarımıza çözüm arayacağız. Gözünü tamamen para hırsı bürümüş, kendi kazancından başka hiçbir şeyi düşünmeyen, tamahkarların, aç gözlü fırsatçıların vatandaşları ve misafirlerimizi tehlikeye atmasına asla müsaade edemeyiz.

Bolu’daki facianın son olmasını temin etmek hepimizin görevidir, hepimizin boynunun borcudur. Bir kez daha yangın faciasında vefat eden 78 kardeşimize yüce Allah’tan rahmet, tedavileri süren kardeşlerimize Allah’tan şifa diliyorum. Bir yanda Bolu’daki otel yangını gibi felaketlerin acılarıyla yüreklerimiz yanarken yürütülen çalışmaları tüm safhaları yakından takip ediyoruz. Bu olayda sorumluluğu olan kimsenin gözünün yaşına bakmayacak, kimin eksiği, hatası, ihmali veya kusuru varsa hepsinden tek tek hesap sorulmasını temin edeceğiz.

Güvenliğimiz bakımından hayati öneme sahip güneyimizdeki gelişmeleri izliyor ve kendi hamlelerimizi planlıyoruz. Kurmak istediğimiz güvenlik hattını tamamlayana ve tüm terör örgütlerin başını ezene kadar durmayacağız. Hayat pahalılığın üstesinden gelmek için kararlı ekonomi programı izliyoruz. Enflasyon düştükçe bilhassa sabit gelirlilerimizin refah gelirini arttırmak için daha iyi iklim ve imkâna sahip olacağız.

Küresel ve bölgesel dengelerin yeni baştan kurulduğu şu kritik dönemde Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi kaçıracak tek bir fırsatı heba edecek tek bir potansiyeli yoktur. Bir de kifayetsiz muhterislerin edep ve ahlak sınırları tanımayan hezeyanlarıyla uğraşmak mecburiyetinde kalıyoruz. Hırsızlık, yolsuzluk tacizi örtemeye kalkan pişmiş zihniyetle karşı karşıyayız. Türkiye’ye tamamen yabancılaşmış bir kafa yapısıyla muhatabız.

“Ağzından çıkanı kulağı duymuyor”

Ülkemizde ve bölgemizde yaşanan hiçbir hadiseye Türkiye merkezli bakmak istemiyorlar. CHP Genel Başkanı kırdığı potların, yaptığı gafların çetelesini tutmaya gençlerimizin bile sabrı kalmadı. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Uzatılan her mikrofona bir şeyler söylüyor, üst perdeden kendince ahkam kesiyor. Ertesi gün ‘ben öyle demek istemedim’ diyerek sözlerini tekzip ediyor, kendi kendini yalanlıyor. Şimdi de çıkmış Amerikan filosuna secde etmekten bahsediyor. Sayın Özel’e şunu hatırlatıyorum, müflis tüccar misali eski defterleri karıştırmayı bırak. Emperyalizme kimin kulluk ettiğini görmek istiyorsan 14-28 Mayıs seçimleri öncesinde kapı kapı dolaşan eski genel başkanına bak.

Ekonominin başına sömürge valisi gibi yabancıları getirmekten bahseden siz ve sizin partinizdi. Siz IMF kapılarında el açarken 23,5 milyar dolarlık borcu kapatarak ülkemize ekonomik bağımsızlığını kazandıran biz olduk. Biz yarım asır boyunca emperyalizme ve uşaklarına karşı yürüttüğümüz mücadelenin 1 günlük sadakasını versek mevcut CHP yönetiminin 7 sülalesine yeter.

Sayın Özel’i muhatap alsak bize yazık muhatap almasak bu sefer millete yazık. Sayın Özel oturduğu koltuğun hakkını halen veremedi. Bay Kemal’in gösterdiği sarı kart sayın Özel’in ayarını bozdu, dengesini sarstı, oyundan giderek düşmeye başladı. Böyle giderse yakında ikinci sarı kartı da görecek. Yüzüne gülüp, yanında durup, sırtından hançerleyenleri burada saymıyorum. Nereden bakarsak acınacak durum içinde.

CHP’nin içindeki kavga, ayak oyunu, rekabet zaten bu partiyi içten içe çökertiyor. Artık iyice ayyuka çıkan bu koltuk kavgasını CHP’nin kendi meselesidir diyerek zaten nazar-ı dikkate almıyoruz. Bu çamur ülkenin ve milletin bekasını ilgilendiren bu konulara sıçramaya başladığında susma hakkımız kalmıyor. Yine atalarımızın ‘hadsize had bildirmenin 40 yetime yetime kaftan giydirmekten daha evla olduğu’ sözünü de unutmuyoruz. Biz bu tür tartışmaların tarafı olmaktan hicap duyuyoruz. Milletimize karşı sorumluluklarımızın gereği olarak bu söz düellosuna girmek mecburiyetine kalmasak inanın hepsini yok sayacak bu vakti ve enerjiyi daha hayırlı işlere teksif edeceğiz.

Vatanın selameti ve inkışafı için hayal kuran, kalbi heyecanla çarpan, kötülüklerin yok olması için karınca misali bir damla su taşımayı vazife addeden, tuğla üstüne tuğla koymak amacıyla kolları sıvayan, dosta güven, düşmana korku veren velhasıl ülkesi ve milleti için gece gündüz çalışan herkese buradan şükranlarımı sunuyorum.

Yoldaşımız milletimiz olduğu müddetçe Allah’ın izniyle istikametimizi ne içerideki bedbah ve gafiller ne de dışarıdaki düşmanlar bozabilir. Bugünlere hep milletimizle birlikte geldik. Tüm saldırıları milletimizle sırt sırta vererek püskürttük. Tüm engelleri milletimizin güçlü desteği ile aştık. Doğruluktan, dürüstlükten, samimiyetten ayrılmadık.

Bu süreçte bizi ülkeye ve millete hizmetten alıkoymaya çalıştılar. Milletin teveccühünden uzaklaştırmak için her yolu denediler. Demokrasi dışı yöntemlerle sindirmek, korkutmak istediler. Hukuk dışı uygulamalarla meşru siyaset sahasının dışına çekmeye heves ettiler. Bizim çalışma azim ve şevkimizi örselemek için darbeden, sokak olaylarına her türlü yöntemi devreye aldılar.

27 Nisan bildirisini nasıl unutabiliriz? 7 Şubat MİT krizini nasıl unutabiliriz? Gezi olayları üzerinden sahnelenen kirli oyunu nasıl unutabiliriz. Çukur terörüyle Kürt kardeşlerimize yaşatılan acıları nasıl unutabiliriz. 253 vatan evladını şehit verdiğimiz 15 Temmuz ihanetini nasıl unutabiliriz? DEAŞ’ından bölücü terör örgütüne kadar üzerimize salınan cinayet şebekelerini nasıl unutabiliriz?

Suriye’de 13 yıl boyunca yanan ateşi ülkemize taşıma senaryolarını nasıl unutabiliriz? Kimisi bilinen çoğu da bilinmeyen nice saldırı, ihanet, tuzak, bel altı vuruşu hangimiz nasıl unutabiliriz? Bunların hiçbirini unutmadık ve unutmayacağız. Yaşananlardan ibret alacak, ders çıkaracak istikbalimizi buna göre şekillendireceğiz. Muhalefet ne yaparsa yapsın ayrıştırıcı siyasete tevessül etmeyeceğiz. Muhalefetin kışkırtmalarına tevessül etmeyecek birleştirici, yapıcı siyasetten ayrılmayacağız. Sırtımızı Hak’ka ve halka yaslayacağız.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak günü kurtarmaya değil yarınlarımızı inşa etmeye odaklanıyoruz. Yüzyılların rüyalarının peşinden koşuyoruz. Cumhur İttifakı olarak hedeflerimize kilitlenmiş vaziyetteyiz. Menzile varıncaya kadar durmadan, dinlenmeden ilerleyeceğiz. Allah ömür verirse daha nice yıllar bu ülkeye aşkla, şevkle hizmet etmeye devam edeceğiz.

Antalya’ya 850 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Antalyamıza üçü vakıf biri devlet olmak üzere 4 yeni üniversite kurduk. 33 bin seyirci kapasiteli stadyum dahil toplam 128 adet spor tesisi kazandırdık. 4 bin 991 yataklı 27 hastane ve ek binalar dahil 68 sağlık tesisi inşa ettik. 300 yataklı Aksu Devlet Hastanemizi yıl sonunda, 150 yataklı Konyaaltı Devlet Hastanemizi önümüzdeki yılın başında vatandaşlarımızın hizmetine sunmuş olacağız.

TOKİ vasıtasıyla 6 bin 184 konut projesini hayata geçirdik. Antalya’da 6 millet bahçesi projemiz bulunuyor. Bunların 5’inin yapımını tamamladık. Karayollarında 195 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol mesafesini 742 kilometreye ulaştırdık. Turizm ve ticaretin iki başkenti Antalya ile Mersin’i birleştirecek Akdeniz Sahil Yolu projesini hayata geçirdik. 9,5 saat süren seyahat süresini 5 saat 50 dakikaya, güzergah üzerinde yer alan Antalya-Alanya ve Çeşmeli-Kızkalesi yolunun bitirilmesiyle 4 saat 30 dakikaya düşüreceğiz.

Toplam 122 kilometre uzunluğunda projelendirdiğimiz Antalya-Alanya otoyolumuz ticaret ve tarım sektörüne hizmet edecek. Yoğun zamanlarda 4,5 saat süren seyahat süresi yaklaşık 1 saate inecek. Antalyalı kardeşlerimizin şehir içi ulaşım çilesini çözecek 4 kritik kavşağı ve farklı seviyeli kavşakların temelini yakında atıyoruz. Akdeniz Sahil Yolu’nun Antalya-Manavgat arasında yer alan yeni nesil hemzemin akıllı kavşağa dönüştüreceğiz. Antalya’nın batısı ile doğusunu bağlayacak, ana arterlerde oluşan trafik yükünü hafifleteceğiz.

Elmalı-Finike, Antalya-Taşağıl-Konya yolu gibi 27 ayrı karayolu projesine devam ediyoruz. Eskişehir-Kütahya-Afyonkarahisar-Burdur-Antalya hızlı tren hattının hızlı tren proje çalışmalarını bitirdik. Kayseri-Nevşehir-Aksaray-Konya-Antalya hızlı tren hattını gündemimize aldık. Gazipaşa yat limanımızın inşa çalışmalarını bitirdik, çok yakında hizmete açmayı planlıyoruz.

Gazipaşa-Alanya Havalimanı ve mevcut Antalya Havalimanı ile şehrimizi iki havalimanı ile dünyanın dört bir yanına ulaşır hale getirdik. Devletimizin kasasından tek kuruş çıkmadan 927 milyon Avro yatırım bedeli ile Antalya Havalimanı’nda genişletme çalışmasını yapıyoruz. Havalimanımızı büyütme projemizin yüzde 90’ı bitti. İnşallah yakında tüm çalışmalarımızı tamamlıyoruz.”

Paylaşın

2024 yılında AİHM’e En Çok Başvuru Türkiye’den Yapıldı

31 Aralık 2024 itibarıyla, AİHM’e 60 bin 350 dava başvurusu bulunuyor. Bu başvuruların 21 bin 600’ü Türkiye kaynaklı hak ihlali iddialarından oluşuyor. Türkiye bu rakamla halihazırda AİHM iş yükünün yüzde 35,8’ini oluşturuyor.

Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Rusya Federasyonu (8 bin 150), Ukrayna (7 bin 700), Romanya (3 bin 850), Yunanistan (2 bin 600), İtalya (2 bin 150), Polonya (2 bin 50), Azerbaycan (bin 950), Moldova (bin 150), Slovenya (bin) ve diğer 37 devlet (8 bin 150) izliyor.

AİHM gündeminde 2023 sonunda toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyordu. Türkiye 2023 yılını 23 bin 397, 2022 yılını 20 bin 115, 2021’i ise 15 bin 251 dava başvurusuyla kapatmıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2024 yılı bilançosunu içeren raporunu yayınladı. Rapora göre, AİHM’de 2024 yılında 28 bin 800 başvuru kayda alındı. Bu rakam, 2023 yılındaki 34 bin 650 başvuruya göre yüzde 17’lik genel düşüşü temsil ediyor. Raporda bu durumun, “Türkiye, Macaristan, Belçika, Slovenya ve Sırbistan’a yönelik başvuru sayısındaki azalmadan kaynaklandığı” belirtiliyor.

AİHM’in gündeminde toplam 60 bin 350 dava başvurusu bulunuyor. Türkiye, 21 bin 600 dava başvurusuyla, mahkemenin iş yükünün yüzde 35,8’ini temsil ediyor. Bu başvuruların 18 bine yakınının “FETÖ/PDY başvurularıyla ilgili” olduğu belirtiliyor.

Türkiye’yi bu alanda sırasıyla Rusya Federasyonu (8 bin 150), Ukrayna (7 bin 700), Romanya (3 bin 850), Yunanistan (2 bin 600), İtalya (2 bin 150), Polonya (2 bin 50), Azerbaycan (bin 950), Moldova (bin 150), Slovenya (bin) ve diğer 37 devlet (8 bin 150) izliyor.

AİHM gündeminde 2023 sonunda toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyordu. Türkiye 2023 yılını 23 bin 397, 2022 yılını 20 bin 115, 2021’i ise 15 bin 251 dava başvurusuyla kapatmıştı.

Geçen yıl Türkiye hakkında 73 davada karar açıklayan AİHM, bunlardan 67’sinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Bunlardan 15’i AİHS’in “ifade özgürlüğünü” düzenleyen 10’uncu maddesi, 19’u “özgürlük ve güvenlik hakkını” düzenleyen 5’inci maddesi, 13’ü de “adil yargılama hakkını” düzenleyen 6’ıncı maddesiyle ilgili verildi.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Sandık Gelecek, Bu İktidar Gidecek

Çağlayan Adliyesi önünde toplanan CHP’lilere hitap eden İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “‘Turbun büyüğü heybededir’ demek, ‘Ben soruşturma seviyesindeki bu dosyaların her sayfasını biliyorum’ demek değil midir? Peki, sayın cumhurbaşkanının bu dosyalara bakabilme hakkı var mı? Hakkı yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “‘Ben bu davayı takip ediyorum. Turbun büyüğü heybede. Ben ne yapılacağını da biliyorum’ diyorsun. Yani geçmişte olduğu gibi bu davanın da savcılığına soyunuyorsun. Biz aldatıldık diyenlerden usandık. Aldatıldık diyenlerle işimiz yok. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek, bu iktidar gidecek.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında son 10 günde açılan iki ayrı soruşturma nedeniyle Çağlayan Adliyesi’ne giderek ifade verdi.

İmamoğlu’na destek için sabah saatlerinden itibaren binlerce partili Çağlayan Adliyesi önünde toplandı. İmamoğlu’na destek için Çağlayan Adliyesi’ne gelenler arasında CHP’li yöneticilerin yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da bulunuyor.

Saat 09.50’de başlayan ifade süreci saat 11.40 civarında tamamlandı. İki soruşturma kapsamında ifadeler aynı savcı tarafından alınırken İmamoğlu’na avukatları Kemal Polat, Mehmet Pehlivan ve Nusret Yılmaz eşlik etti. Savcılık ifadesinin ardından İmamoğlu hakkında herhangi bir tedbir kararı alınmadı.

Adliye içinde ifade süreci devam ederken dışarıda polis ve partililer arasında arbede yaşandı. Gerginlik, CHP’ye ait seçim otobüsünün Çağlayan Adliyesi önüne ilerlemesine polisin engel olmasıyla başladı. TOMA ile yolu kapatan polis, CHP milletvekilleri ve diğer parti yöneticilerinin otobüsle adliye yakınlarına ilerlemesine engel oldu. Bunun üzerine polis ve kalabalık arasında arbede çıktı. Polis kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı.

Ekrem İmamoğlu, ifadesinin ardından kendisine destek için gelenlere seslendi. İmamoğlu’nun açıklamasından satır başları şu şekilde:

“Burada olmayan siyasi parti yok. Bu benim için en büyük gurur vesilesi. Çünkü burada tek tek ismini sayarsam yanlış olabilir ama bugün iktidar partisi hariç tüm siyasi partiler burada… Adaleti savunması için, adaletin tesisi için bize destek olmak için geldiler. Çünkü gerçekten 16 milyon insanın iradesi böyle bir ifade vermemeliydi.

Bugünkü mesele adalet meselesidir, bugünkü mesele hak arama meselesidir, bugünkü mesele geleceğimizdir. İstanbul’da yargı tacizinin en üst seviyesini yaşıyoruz ama yılmadık, yılmayacağız. Haksızlığa, hukuksuzluğa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.

Esenyurt’ta başlayan ve Ahmet Özer hocamızın sabahın köründe derdest edilerek hapse atılması, Beşiktaş’ta Rıza Akpolat kardeşimizin haksız yere tutuklanarak görevinden uzak uzaklaştırılması süreciyle beraber bu yargı eliyle süreci dizayn etme çabası devam etmektedir.

Tabii bugün büyük bir dayanışma ruhu içerisindeyiz. Dedim ya siyasi partilerimizin tamamı burada. Hatta genel başkanlarının bize katkı sunduğunu biliyorum.Her birisine Türkiye Cumhuriyeti’nin bu şanlı devletin bekası için, milletimizin birlik ve beraberliği için her birisine yürekten teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Elbette, elbette benim siyasi yol arkadaşlarım bugün burada, hem İstanbul’umuzun hem ülkemizin farklı noktalarından yönetici dostlarımız burada, partimizin en üst seviyesinden üyesine kadar herkesin katkı sunduğu bir ortamın içerisindeyiz. Her daim yanımızda olan partimizdeki yol arkadaşlarımıza, bütün yöneticilerimize de teşekkür ediyorum, minnet duygularımı iletiyorum.

Bütün örgütümüzün yanı sıra elbette yol yürüdüğümüz, özellikle 31 Mart’tan sonra gösterilen seçim başarısıyla Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne, başta Sayın Özgür Özel Genel Başkanımız olmak üzere her birimize, en fazla da belediye başkanlarına nasıl müdahale edildiğini, nasıl kötü bir muamelenin gösterildiğini hep beraber yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.

Sevgili dostlarım, sevgili dostlarım, elbette bizi farklı konumlandırmaya ve farklı bir biçimde bizleri yorumlamaya çalışanlar var. Ben, bugün yanımda olan, anons edildi birçok başkanımız da burada ama gelemeyen de var buraya. Çünkü o tarafta, o tarafta insanlarımızın bir araya toplanmasına bile engel olunma çabasını anlayamıyorum.

Korkunun, korkunun neden kaynaklandığını biliyoruz. Bu konuda özellikle bu tür ortamlarda polisimizle, sevgili, kıymetli, ayağına taş değmesin diye dua ettiğimiz polisimizle halkımızı karşı karşıya getiren aklı da kınıyorum. Bunun o kadar kolay halledilebilecek ortamı var ki, buraya gelmezdi. Onun için gelemeyen başkanlarımız var. İzmir Belediye Başkanımıza, Muğla Belediye Başkanımıza, Tekirdağ Belediye Başkanımıza, onların nezdinde burada oldukları için sarıldım, kucakladım, teşekkür ettim.

Tabii özellikle burada bulunması, nasıl kol kola, omuz omuza olduğumuzu, birlikte ‘mesele vatansa gerisi teferruattır’ diyerek bir arada olduğumuzu gösteren değerli dostum, ağabeyim, Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’a teşekkür ediyorum.

Sevgili dostlar bakın, ben, ben iki tane konuda burada ifade verdim. Bir tanesi, bir tanesi bir panelde bu sevgili kardeşim, Gençlik Kolları Genel Başkanımız Cem Aydın evinden, evinden çok sayıda polisle gidiliyor, ifade verilmek için adliyeye getiriliyor. Deseniz ki “Sayın Cem Aydın, gel ifade ver” yahut Cem Aydın aha burada adliyenin önünde. Bir korkusu olur mu bu insanların? Aramızda bir Allah’ın kulunun bile korkusu yok.

Gider ifadesini verir. Veremeyeceğimiz hesap yok. Neymiş? İtibarsızlaştıracakmışlar. Neymiş? Korkutacakmışlar. Ben de sevgili başkanımız, çok başarılı bir başkanımız. Sonuçta 30 seneye aşkındır, yani neredeyse doğmadan diyelim ailesini tanıdığım, çocukluktan beri yetişmesini gördüğüm bir insan üzerinden elbette hayıflanıyorum, kızıyorum.

Bir abi gibi, bir baba duygusuyla dedim ki; ‘Bak Sayın Başsavcı, biz öyle adil bir dönemi bu ülkeye kazandırmak istiyoruz ki senin çocukların dahi, sadece onun değil, kim haksızlık, kim hukuksuzluk yapıyorsa bu milletin hiçbir evladının sabahın köründe derdest edilerek evinden alınmayacağı günleri, herkese eşit bir adalet sistemini, yargının bağımsızlığını bu ülkeye biz getireceğiz’ dedim.

En kutsalımız olan aileyi, çocuğu tehdit etti diye Ekrem İmamoğlu’nu buraya ifade vermeye çağırıyorsun. Bu, bu bir şaşkınlık. Hem de, hem de daha konuşmamız yeni bitmiş, pat diye. İkincisi ne? İkincisi bir bilirkişisi, artık ismini söylemeyeceğim, herkes tanıyor. Bir bilirkişisi, bir bilirkişisi, öyle bir bilirkişi ki istatistik kurallarını altüst ediyor.

Ekrem İmamoğlu ve yakın çevresinde hangi konu var ise özellikle soruşturmanın başladığı anda ilk bilirkişi olarak çağırılıyor ve o bilirkişi raporlarıyla dava açılıyor. Şu ana kadar yazdığı her bilirkişi raporu da başka uzman bilirkişiler tarafından tamamen yanlış olduğu tescil ediliyor.

Özellikle son Esenyurt ve Beşiktaş operasyonunda Esenyurt için tutulan tutanakta orada 3 bilirkişinin ismi yazıyorken diğer ikisinin haberi olmadan, bilgisi olmadan bir rapor yazıyor, imzalıyor.

Tamamen usule, hukuka, kanuna aykırı. Çünkü ben şimdi hukuksuzluk yapmayayım, Mansur Başkanımın yanında ama ikisinin imzası olmadan o 3 kişinin ismi yazıyorsa bilirkişi raporu çıkamaz.

Dolayısıyla böyle bir evrakta sahteciliğe kadar giden uydurma bir rapor düzenliyor. Yahu bu millete kötülük düşünen, bu milletin birlik ve beraberliğini altüst etmeye çalışanı ben ifşa etmeyeceğim de kim edecek? Hem ifşa edeceğim.

‘Aldatıldık’ diyenlerden usandık, onlarla işimiz yok. Yanlışı yap sonra ‘aldatıldık’ de… Aldatıla aldatıla milletin yoksulluğa gömülmesine neden oldunuz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Biz aldatılmayız. Sandık gelecek bu iktidar gidecek kardeşim. Bu işin başka yolu yok.”

Ekrem İmamoğlu hangi soruşturmalar nedeniyle ifade verdi?

CHP’nin potansiyel cumhurbaşkanı adayı olarak görülen İmamoğlu’nun 20 Ocak 2025’te katıldığı bir panelde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e yönelik sözleri soruşturmaya konu olmuştu.

İmamoğlu, Başsavcı Gürlek hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: “Bak başsavcı sana söylüyorum. Sana hiçbir faydamız olmaz senin zihnin çürümüş de… Biz var ya senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Bunu unutma.

Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın, senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın. Senin zihniyetinin içinden geçen yol ve yöntemleri bu memleketin her ortamından söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.”

Bu sözlerin ardından Savcılık, “tehdit ve terörle mücadelede görev alan kişileri hedef göstermek” suçlamalarıyla soruşturma başlatmıştı.

Bir hafta sonra, 27 Ocak’ta ise İmamoğlu bu kez düzenlediği “Turpun Büyüğü” başlıklı basın toplantısındaki sözleri nedeniyle soruşturmayla karşı karşıya kaldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın tutuklanması üzerine yaptığı “Turpun büyüğü heybede” açıklamalarına atıfta bulunan İmamoğlu basın toplantısında; İBB, Esenyurt ve Beşiktaş belediyeleri ile kendisi hakkında yürütülen bazı soruşturmalarda bilirkişi olarak aynı ismin varlığına dikkat çekmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı “bir kısım soruşturmalarda görevli bilirkişinin hedef gösterilmek suretiyle yargı görevi yapanın etkilemeye teşebbüs edilmesi” iddiasıyla İmamoğlu hakkında soruşturma başlatmıştı.

“Adil yargılanma anayasal bir haktır”

İmamoğlu’nun ‘Terörle Mücadele Eden Kimseleri Hedef Göstermek ve Tehdit Etmek’ suçlamasıyla verdiği ilk ifadenin tam metni şöyle: ”Bugün burada bulunmamın nedeni, hukukun değil talimatların egemen olduğu bir düzendir. Ben ‘hak yemem ama hakkımı da yedirmem’ diyerek seçilmiş bir kişiyim. Ve sözümün eriyim.

İsnat edilen suçla bağlantılı olarak dediğim şeyler belli, burada da tekrar ediyorum: “Biz senin evlatlarını bile bu muamelelerden kurtarmak için seni yöneten aklı bu milletin zihninden söküp atacağız. Söküp atacağız ki senin evlatlarının kapısına birileri dayanmasın… senin evlatlarını sabahın köründe evinden kimse almasın… söküp atacağız ki senin dahi yuvana, çocuklarının geleceğine huzuru temin edelim. Bizim derdimiz bu.

Biz, hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işleyeceği bir gelecek için gece gündüz çalışıyoruz. Çocuklarımız da gelecek kuşaklar da adaletin sıcaklığıyla huzur ve güven içinde uyuyabilsinler diye.

Resmi davet yazısıyla ifade vermeye pekala davet edilebilecek olan CHP Gençlik Kolları Genel Başkanımızın kapısına gün doğmadan çok sayıda polisle birden gidilmesini eleştirirken, bir abi – bir baba şefkatiyle sarf ettiğim sözlerimi tehdit olarak görmek, bağımsız yargıyı, gerçek adaleti tehdit olarak görmek demektir. Benim bu sözlerimden ancak yargı üzerindeki hakimiyetini kaybetmekten korkanlar tehdit algılayabilir.

Benim sözlerimde tehdit yok, hedef göstermek yok. Benim yaptığım ifade özgürlüğüdür. Ve ifade özgürlüğü anayasal bir haktır. İfade özgürlüğü, adli makamlara ve onların işleyişine yönelik eleştirileri de kapsar.

Demokratik düzenin bir gereği olarak uğradığımız haksızlıkları milletimizle paylaşmak; yaşanan usulsüzlükleri eleştirmek ve bu uygulamaların ‘hukuka güven’ zarar verdiğini dile getirmek ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Ülkenin en büyük partisinin bir belediye başkanı olarak, iktidara geldiğimizde kurulacak düzende ‘hukuka güven olacak, yargıya güven olacak, yargı bağımsız ve tarafsız olacak, kötü ve intikamcı zihniyete son verilecek, ülkeye adalet gelecek ve kimse sabah erkenden inzibat marifetiyle derdest edilip götürülmeyecek’ demek, ne zamandan beri tehdit sayılıyor?

Asıl tehdit “Turpun büyüğü heybede” diyerek yargıya doğrudan müdahale edenler tarafından yapılmaktadır. “Turpun büyüğü heybede” diyerek hedef gösterenler, bu sözleriyle bir yandan da yargı mensuplarının bağımsız ve tarafsız çalışamayacaklarını deşifre etmektedirler.

‘Yargı üzerindeki tüm baskıları kaldıracağız, asla yargıya talimat vermeyeceğiz, baskı uygulamayacağız’ sözünü veren bir yöneticiyi tehdit olarak gören akıl, milleti tehdit olarak görüyor demektir. Çünkü bağımsız yargı millet adına karar verir. Bağımsız yargı da milli iradenin bir parçasıdır.

Türkiye, liyakatli savcıların ve hâkimlerin onurlu ülkesidir. Bu ülke, hırsızların, yolsuzların, yetim hakkını yiyenlerin karşısına dikilen milletin öz evladı olan, hukukçulardan yanadır. Onlar, bizim iktidarımızda bağımsız olarak çalışabilecekler, ‘bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun’ diyebileceklerdir.

Fakat yargıyı, siyasi çıkarlar için araç hale getirenler günü gelecek, hukuk önünde gerçek bir muhasebeye tabi tutulacaktır. Bu, bizim sözümüzdür. Bu, halkın adalet talebinin karşılığıdır.

Yargıyı araçsallaştıran siyasiler er meydanına çıkıp mertçe yarışmak yerine, böyle yollara başvurmaktan vazgeçsin. Milletin ferasetine kendinizi teslim etsin.

Çünkü millet büyüktür! Şunu da unutmasınlar: Hiçbir baskı, hiçbir tehdit, halkın adalet mücadelesini durduramayacak. Bu düzen ilk seçimde değişecek ve yeniden hukuk devleti inşa edilecek! Hukukun talimatla değil, evrensel ilkelerle işlemesi sağlanacak! Bu milletin evlatlarını şafak operasyonlarıyla gözaltına alanlar ve her muhalif sesi hukuksuz bir biçimde mahkum edenler yaptıkları adaletsizliğin zerresini bile görmeyecekler.

Bu israf ve yağma düzeni yalnızca hukuku değil, emekçinin ekmeğini, gençlerin umudunu, milyonların alın terini de çaldı. Depremde, yangında zorda kalan insanlarımızın canını aldı. Biz buna asla teslim olmayacağız. Bu büyük millet, adaletin yeniden tesis edildiği günleri mutlaka görecektir! Ve hakkımda açılan bu siyasi soruşturmanın cevabını millet sandıkta verecektir! Yüce milletime arz ederim.”

İmamoğlu hakkında bilirkişi Satılmış B. ile ilgili sözleri gerekçesiyle açılan soruşturmada verdiği ifadede ise şunları belirtti: “Basın açıklamam sırasında, aleyhimde soruşturma açılmasına karar veren savcılık, sadece 15 dakika sonra alelacele bir açıklama yaptı.

İnsan düşünmeden edemiyor…

Savcılık bu hızını kadın cinayetlerinde, çocuk istismarlarında, yolsuzluklarda veya haksızlığa uğramış mazlumların davalarında da gösterebilseydi, bugün milletin adalete olan güveni bu kadar sarsılmış olur muydu? Ama belli ki bazı konular, diğerlerinden daha ‘acil’ sayılıyor.

Eleştiriye tahammülü olmayan bir düzenin ayakta kalma çabası, en temel haklarımızı bile tehdit eder hale gelmiştir. Bu tehditlere boyun eğmeyeceğim. Beni bu tür haksız isnatlarla, siyasi saiklerle yapılan soruşturmalarla yıldırmaya çalışanlar, halkın vicdanında çoktan mahkûm olmuşlardır.

Ben basın açıklamamda, milletin iradesiyle seçilmiş bir kişi olarak, hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkelerine olan bağlılığımla yaşanan gerçekleri tek tek dile getirdim. Şartları oluştuğunda bir bilirkişinin tarafsızlığını sorgulamak, demokratik bir toplum düzeninde doğal bir hak olduğu gibi, adaletin tecellisi için de bir zorunluluktur. Kamuoyunun doğru bilgiye erişmesi ve adaletin şeffaflıkla işlemesi, hukuk sisteminin olmazsa olmazıdır. Ancak bugün, bu eleştiriyi dile getirdiğim için soruşturmaya maruz kalıyorum. Bu bir suç değil, aksine adaletin ve demokrasinin gereğidir.

Sormak istiyorum: Tarafsız olması gereken bir bilirkişiyi eleştirmek mi adil yargılamayı etkiler, yoksa tarafgirliği görmezden gelmek mi?

Ben buraya, basın toplantısında yaptığım açıklamalarla “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla ifade vermeye çağrılmış bulunuyorum. Hepimiz biliyoruz ki bu ‘suçun’ oluşması için, bilirkişiye hukuka ve gerçeğe aykırı bir rapor hazırlaması için baskı kurulması ve tehdit edilmesi gerekiyor.

Zaten çoktan yazılmış ve ilgili makamlara çoktan sunulmuş raporların nesi etki altında kalacak? ‘Binlerce bilirkişi içinden hep aynı bilirkişinin her seferinde CHP’li belediyeler, belediye başkanları veya iştirak şirketlerinde nasıl oluyor da görevlendiriyor” diye sormak mı suç oluyor? Yargı görevini yapanın gerçeklere aykırı rapor veya mütalaa yazması sorun değil de, bunun eleştirilmesi mi sorun oluyor? Asıl bunu yapan bilirkişinin kendisi adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmiyor mu?

Ben konuşmamda, bir bilirkişiyle ilgili olarak, aklın ve istatistik biliminin sınırlarını zorlayan bir duruma dikkat çektim ve bunun bir tesadüf olup olmadığının sorgulanmasını talep ettim. Ben bilirkişilik sıfatıyla bağımsız ve tarafsız bir şekilde kamu görevi yapması gerekirken, gerçeğe aykırı mütalaada bulunduğu çeşitli örneklerle sabit olan bir şahsın yarattığı adalet sorununa müdahale edilmesini talep ettim.

Bunu hem Sayın Adalet Bakanı’ndan hem de milletimizden talep ettim. Milletimizden talep ettim çünkü, bağımsız yargı millet adına karar verir. Ve milletten daha büyük makam veya güç yoktur. Adli makamların işleyişini sorgulamak da ifade özgürlüğü kapsamında korunmaktadır ve demokratik düzenin bir gereğidir. Zira, adil yargılanma hakkı her vatandaşımızın sahip olduğu anayasal bir temel haktır.

Hz. Ali der ki ‘Bir zulmü engelleyemiyorsanız, en azından onu herkese duyurun…’

Bu nasihatten güç alarak bugün benimle uğraşan bu düzeni teşhir etmeyi boynumun borcu sayıyorum. Bizim çabamız; bu ülkede birliğin, kardeşliğin ve huzurun korunması çabasıdır! Bizim çabamız; bu ülkede yaşayan istisnasız her bir vatandaşın hakkını, hukukunu, can ve mal emniyetini sağlama çabasıdır!

Bizim çabamız; asıl yetkinin millette olduğunu hatırlatma çabasıdır! Çünkü Atatürk, cumhuriyetimizi ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.’ düsturuyla kurdu. Biz de bu düsturla hareket ediyor ve mücadelemizi milletimizin iradesine teslim ediyoruz. Yüce milletime arz ederim.”

Paylaşın

AK Parti Kulisleri: Bakan Ersoy Görevden Alınabilir

Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Parti kaynakları ayrıca, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da görevden alınabileceğini ifade ediyorlar.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin partisinin Meclis grup toplantısında “İlgili bakanlığın hiçbir şey olmamış gibi hareket ederek özeleştiride imtina etmesini doğru bulmadığımızı açıklamak mecburiyetindeyim” çıkışının ardından AK Parti kulisleri de hareketlendi. Parti içinde Ersoy’un görevden alınıp alınmamasının tartışma konusu olduğu öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre; AK Partili kurmaylar, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faciada bizim bir arkadaşımızın payı varsa gereğini yaparız” dediğini iddia etti. Erdoğan’ın 23 Şubat’ta yapılması planlanan AK Parti kongresinde kabinede büyük değişikliğe gideceğine işaret eden parti kaynakları, Ersoy’un kongre öncesi de görevden alınabileceğinin altını çiziyor.

Son yerel seçimlerin seçmenin uyarı işareti olduğunu belirten kurmaylar, tabanın rahatsızlığını giderecek kabine revizyonu olacağını da belirtiyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yenidoğan çetesi skandalı ve randevu krizini çözememesi nedeniyle görevden alınabileceği ifade ediliyor. Ayrıca Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Alpaslan Bayraktar’ın da çalışmalarında “pasif” olması nedeniyle görevden alınmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Paylaşın

DDK Yasası TBMM’den Geçti: Erdoğan, Herkesi Görevden Alabilecek

Erdoğan, TBMM’den geçen “DDK Yasası” gereği, istemediği herkesi görevden alabilecek. CHP’li Gökhan Günaydın, Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda perşembe gecesi görüşülen “191 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin, Devlet Denetleme Kurulu üye veya denetçisine “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerme, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulama” yetkisini tanıyan 3. Maddesi iktidar blokunun oylarıyla kabul edildi.

Bu kararla 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Kanun’un mülga 6 maddesi, başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş oldu.

“Görevden uzaklaştırma:

MADDE 6- İlgili Kurul üyesi veya denetçi;

a) Denetlemeler sırasında denetimi güçleştiren veya engelleyen davranışlarda bulunan,

b) Görevde kalması halinde kamu zararını artıracağı anlaşılan,

c) Suç delillerini karartacağı anlaşılan,

ç) Kamu hizmetinin gerekleri yönünden görevi başında kalmasında sakınca görülen,

her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma tedbirinin uygulanmasını yetkili makamlara önerebilir, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında bu tedbiri uygulayabilir […]”

Gün içinde CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, AKP’nin Devlet Denetleme Kurulu Kanunu’nda daha önce iki kez yapmaya çalıştığı benzer değişikliklerin Anayasa Mahkemesinden döndüğünü anımsatmış ve yasa değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı tarafından atanan kurul üyelerine kamu görevlilerini doğrudan doğruya görevden uzaklaştırma yetkisi vererek Cumhurbaşkanı’na “denetimsiz ve keyfi bir müdahale alanı yaratıldığı” konusunda TBMM’yi ve kamuoyunu uyarmıştı.

Yürürlükteki düzenlemeye göre, Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) başkanı ve üyeleri Cumhurbaşkanınca atanıyor. Kurul, Cumhurbaşkanının talimatı doğrultusunda tüm kamu kurum ve kuruluşlarında inceleme, araştırma ve denetleme yapabiliyor. Ancak bu denetimler sonucunda hazırlanan raporlar, gereği yapılmak üzere Başbakanlıka veya ilgili kurumlara iletiliyordu.

Perşembe gecesi oylanarak kabul edilen değişiklikle ise DDK bile değil, DDK’nin “ilgili üyesi ve denetçisi”ne, “her kademe ve rütbedeki görevliler hakkında görevden uzaklaştırma kararı verme” yetkisi tanınıyor. Bu yetkiyle sonsuz genişlikte bir takdir hakkının bir yargısal süreç olmaksızın bir kurul üyesince DDK’nin denetim alanındaki tüm kurumlardaki görevliler üzerinde kullanılmasının önü açılıyor.

Devlet Denetleme Kurulunun denetim alanı Anayasa’nın 108. Maddesi’nde tanımlanıyor. Buna göre, “Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yap[maya yetkili].”

Anayasada ifade edilen tüm kamu kurum ve kuruluşlarının başında bakanlıklar, valilikler ve kaymakamlıklar, belediyeler ve özel idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT’ler), düzenleyici ve denetleyici kurumlar (BDDK, SPK, RTÜK vb.), kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları kapsamında barolar, tabip odaları, ticaret ve sanayi odaları, esnaf ve sanatkâr odaları, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan şirketler kapsamında kamu bankaları (Ziraat Bankası, Halkbank vb.), kamu iştirakleri, kamu kaynağı kullanan vakıflar, dernekler ve sendikalar kapsamında kamuya ait vakıflar (örneğin, Türkiye Diyanet Vakfı), kamu fonlarından yararlanan özel vakıflar ve dernekler, kamu destekli sendikalar, devlet üniversiteleri ve vakıf üniversiteleri var.

Düzenleme sadece atanmış kamu görevlilerini değil, idari açıdan İçişleri Bakanlığına bağlı seçilmiş yerel yöneticileri de kapsıyor.

Gökhan Günaydın’a göre, ” Ucu açık, keyfi[liğe] varan bir takdir yetkisiyle artık hiç kimsenin görev teminatı olmayacak. Yalnızca atanmışlar için değil, bu keyfi[lik] seçilmişleri de kapsıyor. Artık bir soruşturma, kovuşturma, yargı kararı vs süreçlere de gerek yok. Cumhurbaşkanı DDK Başkanı’nı çağırıyor, ‘şu belediye başkanı hakkında denetim yap’ diyor, Başkan bir kurul üyesini görevlendiriyor, o da gidip ‘görev başında kalması sakıncalıdır’ diyerek seçilmiş belediye başkanını görevden uzaklaştırabiliyor. Her şey jet hızıyla, her şey kanuna uygun ve elbette tümüyle hukuka aykırı.”

Gökhan Günaydın’ın dile getirdiği kaygılar, Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu gibi kuruluşlar için de geçerli.

Erdoğan’ın üçüncü denemesi

AKP DDK’de Erdoğan’ın istediği bu tiran yetkilerini TBMM’den geçirmeyi ilk kez denemiyor.

Gökhan Günaydın’ın verdiği bilgiye göre, “İlkinde 5 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (CBK) ile aynı yetkiyi DDK’ya almayı denediler. CHP Grubu’nun başvurusu üzerine AYM düzenlemeyi iptal etti (AYM, E.2018/121, K.2021/84, 11/11/2021: R.G.Tarih-Sayısı : 17/3/2022-31781).

“İkincisinde bir torba kanun içerisinde Meclis Genel Kurulu’na indirdiler, muhalafetin ortak ve etkin direnciyle düzenlemeyi torba kanun içinden çıkarmak zorunda kaldılar. Şimdi üçüncü kez deniyorlar.”

Günaydın, değişikliği TBMM Genel Kurulundan geçmesi halinde en ivedi şekilde AYM’ye iptal ve yürürlüğünün durdurulması başvurusu yapacaklarını” bildirmişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan: Kimse Yargıya Ayar Veremez

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’na açılan davaya gönderme yaparak, “Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız” dedi ve ekledi:

“Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz milletim, yasama ve yargı organlarımızın saygıdeğer temsilcileri, kıymetli misafirler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla adalet teşkilatımıza sevgilerimi gönderiyorum. Bugünkü kura merasimi ile yeni görev yerleri belirlenecek 1075 hakim ve savcı adayımızı tebrik ediyorum. Böylece hakim ve savcılardan oluşan adalet teşkilatının sayısı 25 bin 695’e çıkmış oluyor.

Bizim hem milli hem de manevi bünyemizde ölçü ve adalet kalp gibi hayati bir rol üstleniyor. Herhangi bir konuda hakemlik yaptığınız zaman adil olun buyruğu esasen meseleyi net bir şekilde anlatıyor. En derin krizlerle boğuştuğumuz günlerde bile adalet pusulasından şaşmadık.

Hak ve adalet kavramları bizim için vazgeçilmezdir. Siz yargı mensuplarımızdan da işte bu hassasiyetle çalışmanızı bekliyoruz. Adalet kapısına varıp da hakkını alamayan kalbi kırık ayrılan her bir vatandaşımızın vebali hem bu dünyada hem de ahirette Allah muhafaza hepimizin üzerindedir. Huzuruna gelen vatandaşa tepeden bakan yargı eski Türkiye’nin yargısıdır.

İdeolojik kamplara ayrılmış yargı eski Türkiye’nin yargısıdır. Biz de defalarca yüzleştik. Bir daha o günlere Allah’ın izniyle geri dönüş olmayacaktır. Bugün yargı sürecine müdahale etmek isteyen malum çevreler işte bu eski Türkiye hayalindedir.

“Kimse kendini hukukun üstünde göremez”

En temel hukuk kaidelerini ihlal etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Hukukun üstünlüğü ilkesinin kendilerini bağlamadığını düşünüyorlar. Anayasa ve yasaları çiğneyebileceklerini sanıyorlar. Ama yargının kapsama alanı dışında olmadıkları gerçeği ile günden güne daha fazla yüzleşiyorlar ve bunu kabul etmek zorunda kalıyorlar. Kimse kendini hukukun üstünde erişim alanında göremez.

Biz hukuku kanunun üstünde gören bir milletiz. Hukuk başka kanun başka. Hukuk, hakkı haklı olana teslim etmektir. Bunu yapacağız. Türk yargısı sadece ve sadece Türk milleti adına karar verir. Türk milleti adına karar verenlere ise kimse ayar veremez. Yargıyı baskı altına almak sorumsuzluktur. Hakim ve savcılarımızın baskı altına alınması, bilhassa ailesi ve çocukları üzerinden hedefe konulması sorumsuzluğun daniskasıdır.”

Paylaşın

Hüseyin Çelik: AK Parti Devletin Partisi Haline Geldi

AK Parti’nin kurucularından Hüseyin Çelik, “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” dedi.

Hüseyin Çelik, katıldığı Youtube yayınında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye’de oluşturulan yargı sisteminin, bağımsız bir yargıdan çok “İstiklal Mahkemeleri” gibi çalıştığını söyledi.

Çelik, “Bu aslında bir yargı değil, bir tür devrim mahkemesi gibi işliyor. İstiklal Mahkemeleri’nde nasıl savunma hakkı yoksa, 15 Temmuz sonrası yargı da maalesef bir giyotin gibi çalışıyor.” dedi. Yargının siyasallaştığını ve hukukun üstünlüğü ilkesinin rafa kaldırıldığını vurgulayan eski bakan, “Bir hukuk devleti içinde bireylerin suçluluğu kanıtlanmadan cezalandırılması kabul edilemez. Oysa, Türkiye’de insanlar listelerle işlerinden atıldı, yargılanmadan suçlu ilan edildi” ifadelerini kullandı.

Hüseyin Çelik, “Biz yargının bağımsızlığından söz ediyoruz. Sadece kağıt üzerinde yazıp kendimizi kandırıyoruz. Ne yazık ki biz de kendi militan yargımızı oluşturduk. Yani geçmişte kendisi mazlum olan, Ama bugün gücü eline aldıktan sonra eğer birileri zalim kesilmişse bu korkunç bir şeydir” değerlendirmesinde bulundu.

Eski Bakan Çelik, Türkiye’de adaletin temel ilkelerinden biri olan “suçun şahsiliği” ilkesinin ihlal edildiğini belirtti. “Bir kişinin işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı onun çocuklarının, ailesinin de cezalandırıldığı bir sistem inşa edildi. Devlet adaletli olmalıdır, ama ne yazık ki, KHK ile işten atılan kişilerin çocukları bile iş bulamıyor. Özel sektörde dahi bu insanlara kapılar kapanıyor” diyerek mağduriyetlerin yaygın bir şekilde sürdüğünü ifade etti.

Çelik, AK Parti’nin kuruluş felsefesinden uzaklaştığını da dile getirdi. “AK Parti, halkın partisi olarak kuruldu. Ancak zamanla devletin partisi haline geldi. Devlet, partiye dönüştü. Bu ise siyasi bir felakettir” diyerek iktidarın halktan koptuğunu vurguladı.

Yeni sürece de değinen siyasetçi, “Bugün Türkiye’de milyonlarca Kürt, Alevi ve farklı topluluklar mağdur durumda. Eğer ülkede milyonlarca insan mutsuzsa, ekonomik sıkıntılar had safhadaysa, adalet yoksa, o ülkede barıştan bahsedilemez” dedi.

Abdullah Öcalan’a yönelik ‘umut hakkı’ çerçevesindeki tartışmalara ilişkin Çelik, “Abdullah Öcalan eğer çıkacaksa Türkiye’de cezaevlerinde siyasi olarak bir tek Allah’ın kulunun kalmaması lazım. Şimdi siz 80 yaşında ve tekerlekli sandalyeye bağlı olan en az 10 tane kronik hastalığı olan Melek İpek’i cezaevinde bırakacaksınız. Ama Abdullah Öcalan’ı serbest bırakacaksınız veya ümit hakkı diye onu getireceksiniz. Bu yenilir, yutulur bir şey değil. Bu kabul edilemez” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Erken Seçim” Mesajı: Bu Gidişattan Kurtulmanın Tek Yolu

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı, bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir” mesajı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından başlattığı yayınla gündeme yönelik açıklamalarda bulundu.

İmamoğlu, geçen günlerde CHP’li belediyelere açılan soruşturma dosyalarında yer alan bilirkişinin ismini açıklamıştı.

İktidarı sert sözlerle eleştiren İBB Başkanı hakkında dakikalar içinde soruşturma açılmıştı. İmamoğlu’nun “hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını” söylediği bilirkişi ile görüşen ve o kaydı yayımlayan Halk TV gazetecileri gözaltına alınmıştı.

Halk TV Sorumlu Müdürü Serhan Asker, sunucu Seda Selek, gazeteci Barış Pehlivan program koordinatörü Kürşad Oğuz adli kontrolle serbest bırakılırken, Halk TV Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş tutuklandı.

Bilirkişi ifşasıyla “kötülük kilit taşını yerinden söktüklerini” söyleyen İBB Başkanı, gazetecilere yapılanlara tepki gösterdi.

Öte yandan bilirkişi krizinin ardından CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları bir kez daha alevlenmişti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, adayın ön seçimler CHP’nin üyeleriyle seçileceğini duyurmuştu.

Adaylık için ismi geçen İBB Başkanı İmamoğlu, yayımladığı videoda bu konu hakkında da, “Kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıkmıştır. Bu gidişattan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Genel başkanımız bir cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecini başlatmıştır” ifadelerini kullandı.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

“Kimsenin endişesi olmasın. Millet büyüktür. Bu aziz milletin çocukları için her alanda mücadeleye devam edeceğim. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diyen İmamoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Hafta başında bir basın toplantısıyla milletimize Satılmış B. isimli bir bilirkişiyi tanıttım. Bu şahsın, hukuksuzlukların perdesi yapılmaya çalışıldığını, olmayan raporların nasıl iddianameye girdiğini, raporların nasıl değişime uğradığını, imzasız raporla bu kişi üzerinden insanların nasıl suçlandığını belgeleriyle açıkladım. Bu tarihi ifşa, bize tezgah kuranları büyük paniğe uğrattı. Çünkü kötülük duvarının kilit taşını böylece yerinden söktük ve o duvar oyun kuranların üzerine devrildi.

Bu sözde bilirkişiye ulaşan ve konuşmasını yayınlayan gazetecilere jet hızıyla gözaltılar yapıldı. Belli ki panikleri büyüktü. Nihayetinde Halk Tv’den 4 gazeteci gözaltıların ardından adli kontrolle serbest kalırken, ne yazık ki gazeteci Suat Toktaş tutuklandı. Çok üzücü. Suat beye ve Halk Tv’ye selamlarımı iletiyorum. Geçmiş olsun diyorum. Gazeteciler büyük sıkıntı çekerken, marifetlerini belgelediğimiz bilirkişi ise,ne yazık ki adeta büyük koruma altında.

‘Sen ne yaptın?’ Diye soran bile yok. Belli ki tek başına yapmamış.

Bu olay bir gazeteci için tutuklama gerektiren suçsa hatırlatmak isterim. 31 Mart 2019 seçimlerinin hemen öncesinde, devletimizin kırmızı bültenle aradığı bölücü bir terörist hem de devletin ve milletin kanalı olan TRT’ye çıkarılmıştı. Kendisine benim aleyhime, rakibimin lehine demeç verdirildi. TRT’de bu şahsı konuşturanların başına bir şey geldi mi? Gelmedi.

Garabetin dik alası işte budur.

Ne yazık ki, Türkiye’de hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku egemen olmuştur, daha doğrusu bir avuç insanın…

Oysa Anayasa’nın 10. Maddesinde ne yazıyor: Kanun önünde herkes eşittir.

Kıymetli Dostlar;

Bu bir avuç insan; siyasetçiler, sivil toplum liderleri, medya mensupları, iş insanları ve akademisyenler dahil herkesi susturmaya çalışıyor.

Çünkü artık ekonomiyi yönetemiyor; ülkeyi yönetemiyorlar…

Biliyorum; bu yüzden her biriniz uzun zamandır çok ağır hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyorsunuz.

Biliyorum; ülkenin dört bir yanında yaşanan felaketler, milletimize yaşatılan büyük acılar, hastanelere kadar nüfuz etmiş yaygın bir çeteleşme ve buna karşılık ülkeyi yöneten bir avuç insanın sorumsuz tavırları canınızı çok sıkıyor.

Biliyorum; tadınız tuzunuz kalmadı.

Karşınızda sizin halinizden anlamayan, sesinize kulak vermeyen ve gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen bir iktidar var.

‘Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilendir’ derler.

Ama onlar, sizin canınızın nasıl yandığını hissetmiyorlar.

Bir avuç insanın mutluluğu onlar için yeterli.

Oysa ben başkasının yüzünde patlayan tokadı yüreğimde hissediyorum, içim acıyor.

Kimin başına gelirse gelsin, her türlü adaletsizliğe isyan ediyorum.

Belki ekonomik verilerde rakamlar değişiyor ama DERİN geçim sıkıntısı hiç değişmiyor.

Enflasyon zirvedeyken de geçim sıkıntısı var, düştüğü söylenirken de.

İktidar, ne yazık ki ekonomik sorunlara çare olamıyor.

“ŞAHLANAN SADECE BİR AVUÇ İNSAN OLDU”
Milletten yetki isterken vaatleriyle kapınızı çalanlar, iş sorumluluk almaya geldiğinde ortadan kayboluyor.

Yılardır ‘ekonomimiz şahlandı, şahlanacak’ vaatleriyle sizleri aldattılar.

On yıllar geçti ama, şahlanan sadece bir avuç insan oldu.

Türkiye gibi şahlanması gayet kolay, dinamik bir ülkeyi yönetemez hale getirdiler.

Baksanıza, iş sorumluluk almaya gelince bakanları bile birbirlerini suçluyor.

Bu fotoğraf çöküşün fotoğrafıdır.

Türkiye bu akla, bu ahlaka, bu zihniyete daha fazla emanet edilemez.

Bu kötü gidişata dur demek için partimiz yola çıktı.

Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu seçimdir. Erken seçim!

Bu yüzden Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin tam 1 milyon 600 bin üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek.

Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir.

O yüzden partimizin bu kararını en güçlü bir şekilde destekliyorum.

Tam bir “cesur demokrasi” uygulaması olacak olan önseçimler, sadece partimizi, seçmenlerimizi değil, inanıyorum ki ülkemizin demokratik muhalefetini de birleştirecektir.

Kimsenin kaybetmeyeceği, sonuç ne olursa olsun, hepimizin ilk günkü şevk ve heyecanla tamamlayacağı bir süreç olacak bu.

Ama sevgili vatandaşlarım,

Bu yol, güllük gülistanlık bir yol değildir. Engebe ve tuzaklarla dolu bir yoldur. Hepimiz bu süreçte güçlerimizİ birleştirmeliyiz.

Ama çok iyi biliyorum ki, bu yolun sonu aydınlık ve huzur dolu, iktidar yoludur.

Biz bu yola çıktık.

Artık bizim için bu yoldan dönüş yok.

Yolumuzu azimle, cesaretle yürümeye devam edeceğiz.

Her koşulda ve her zaman memleketimiz ve milletimiz için “Tam Yol İleri” diyeceğiz.

Kıymetli Yurttaşlarım;

Bir kısmınızın duymuş olduğu gibi yarın sabah Çağlayan Adliyesi’nde olacağım.

Tam bir abi, baba duygusuyla bizlere bugünleri reva görenlere “Sizin bu milletin evlatlarına yaşattığınız adaletsizlikleri biz sizin evlatlarınıza yaşatmayacağız! Çünkü bizim iktidarımızda yargı bağımsız olacak” dediğim için hakkımda açılan soruşturmada ifade vereceğim.

Ayrıca bize karşı kurduğu tüm tuzakları, hazırladığı sahte raporları ifşa ettiğimiz bilirkişiyi milletimize anlattığım için de ifadem alınacak. Düşünebiliyor musunuz; yargının bağımsız olmasını, herkesin adalete güvenebilmesini istediğim için ifadem alınacak.

Ama yarın sadece benden ifade alınmayacak…

Benim gibi düşünen on milyonlarca vatandaşımızdan ifade alınacak.

Oysa demokrasilerde millet hesap vermez, hesap sorar.

Muhalefetsiz bir ülke yaratma hevesiyle, hukuk görüntüsü altında bir siyasi operasyon sürdürüyorlar.

Ama kimsenin endişesi olmasın.

Millet büyüktür…

Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır.

Bu yoldan da dönmeyeceğim.

Cesaretimiz var, heyecanımız yüksek!

Bu aziz milletin evlatları için her alanda mücadeleye devam edeceğim.

Daha önce dediğim gibi…

Kurtuluş yok tek başına…

Ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Paylaşın