Akşener’den Erdoğan’a: Hodri Meydan Elinden Geleni Arkana Koyma

Partisinin Meclis’teki grup konuşmasında Erdoğan’a sert sözlerle yüklenen İYİ Parti Akşener, “Senin elinde besleme medyan, trollerin, yandaşların olabilir varsın olsun bizim arkamızda bu büyük milletin hayır duası var. Hodri meydan. Elinden geleni arkana koyma” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasının devamında, “Zalimin zulmü varsa Türk gencinin arkasında İYİ Parti var. İlk seçimde çekip gidecek bu yoz iktidarın arkasında bu büyük millet hak ettiği huzuru ve refahı ivedilikle bulacak. Birlikte çalışacak, birlikte üreteceğiz. Bu enkazı hep birlikte kaldıracağız” ifadelerini kullandı.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla grup toplantısında gençleri ağırlayan Akşener, 1919 çağrısı yaparak, “Kayıtsız ve şartsız bağımsızlık ülküsü için yakılan kutlu ateşimizi harlamaya and içer misiniz? Sizi susturmak isteyenlere cumhuriyetin bekçisi olduğunuza and içer misiniz? Yapamazsın, başaramazsın diyenlere inat korkusuzca dimdik durmaya, aklın bilimin ışığında başarmaya, Türk milletini muasır medeniyetler seviyesine çıkarmaya and içer misiniz? Atamızın mirasına sahip çıkmaya and içer misiniz?” dedi.

Atatürk Havalimanı’nda pistlerin kırılmaya başlanmasına tepki gösteren Akşener, “Atatürk’ün Türkiye için ortaya koyduğu büyük vizyonu hayata geçirmek için durmadan çalışmaya devam edeceğiz” dedi. İktidarı da eleştiren İYİ Parti lideri, “Bay Kriz ve arkadaşlarının tutunacakları tek bir dalları kaldı” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşuyor. Konuşmasına 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik Bayramı’nı kutlayarak başlayan Akşener şunları söyledi:

“Bizler; bırakın anmayı, Atatürk’ün isminden bile rahatsız olanlara inat, O’nu anmaya devam edeceğiz. Bizler; Cumhuriyet Bayramı haftasında, terörist rahatsız olmasın diye, Atatürk resmini ve Türk bayrağını kaldırtanlara inat; O’nun mirasını yaşatmaya devam edeceğiz. Bizler; 19 Mayıs haftasında, Atatürk Havalimanı’na, dozerleri sürenlere inat; O’nun, Türkiye için ortaya koyduğu, o büyük vizyonu, hayata geçirmek için, durmadan çalışmaya devam edeceğiz. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mız kutlu olsun.

“Milletinden kopmuş bir iktidarla karşı karşıyayız”

Uzun zamandır ülkemiz üzerinde ağır ve kasvetli bir bulut geziyor. Ekonomiden eğitime her alanda sayısız dertle boğuşuyoruz. İktidarın kendi beceriksizliğini gizlemek için kutuplaştırmaya, baskıya dayalı bir siyasi iklimle mücadele ediyoruz. ‘Yiyecek ekmeğim yok diyeni nankör, ‘Tarlamı ekemiyorum’ diyeni terörist, ‘Geçinemiyorum’ diyeni şükürsüz ilan edildiği yaftacı anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Memleketin çilesi bitmesin diye milletinden kopmuş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Sayın Erdoğan, bu çocuklar sadece hakettiklerini istiyorlar, gösterdikleri çabanın karşılığını istiyorlar, bu çocuklar razı olmayı, ikna olmayı değil sadece mutlu olmak istiyorlar. Yokluğa muhtaç olmayı değil, çalışmayı üretmeyi istiyorlar. Her sesini çıkardıklarında kafasına vurulmayı değil, dinlenmek istiyorlar. Ama sen o koca kibrinle bu istekleri artık anlayamazsın. Bu istekleri, Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan anlar.

Çünkü, gece aç uyumanın, yokluğun, yoksulluğun ne demek olduğunu, Saray sefasına kapılan Sayın Erdoğan bilmez. Bir yüzükle yola çıkan, Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan bilir. Çünkü, bir tweet yüzünden tutuklanan gençlerimizin hislerini, yargıya emirler yağdıran, Sayın Erdoğan anlamaz. Bir şiir okudu diye tutuklanan, Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan anlar. Ama Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan artık yok. Kendisi bu diyardan gideli çok oldu. Bugün artık karşımızda, Beştepeli ‘Bay Kriz’ var.

Sayın Erdoğan sen onlara zulmettikçe karşısında bizi bulacaksın. Senin elinde milletine karşı kullanabileceğin her türlü imkan olabilir, varsın olsun. Bizim kalbi milleti için atan koca yürekli insanlarımız var. Senin elinde vesayetini eline aldığın devlet imkanları olabilir. Bizim de vesayetin karşısında dimdik duracak çelikten irademiz var. Senin elinde besleme medyan, trollerin, yandaşların olabilir varsın olsun bizim arkamızda bu büyük milletin hayır duası var. Hodri meydan. Elinden geleni arkana koyma. Zalimin zulmü varsa Türk gencinin arkasında İYİ Parti var.

“Bu enkazı hep birlikte kaldıracağız”

İlk seçimde çekip gidecek bu yoz iktidarın arkasında bu büyük millet hak ettiği huzuru ve refahı ivedilikle bulacak. Birlikte çalışacak, birlikte üreteceğiz. Bu enkazı hep birlikte kaldıracağız.

Kendilerini Atatürk’le yarıştırmanın peşine düştüler. Sattıkları fabrikanın, yıktıkları pistin bu milletin varlıkları olduğunu bir türlü kavrayamadılar. Türkiye Cumhuriyeti’ni fethedilmesi gereken bir yer olarak gördükçe, bu ülkenin kendi ülkeleri olduğunu unuttular. Milletini yok saymak isteyenlere, ‘Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet’ diye haykıran atalarını hatırlayacaksın. ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ parolanı hatırlayacaksın. Seni ‘geleceğimiz’ diyerek meçhule mahkum etmeye çalışanlara inat 1919 ruhunu hatırlayacaksın. Çünkü 1919 ruhu umudun, azmin, inancın ruhudur. Bağımsızlığın, hürriyetin ruhudur.

19 Mayıs 1919’un üzerinden geçen, 1 asrın ardından, işgalcilerin adı değişmiş, işgal planı değişmemiştir. Yunanlı gitmiş, yerine, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyenler gelmiştir. İngiliz iş birlikçileri gitmiş, yerine, yerli ve yabancı yandaşlar gelmiştir. Duyun-u Umumiye gitmiş, ama milletin hazinesine uzanan kirli eller, gitmemiştir. Damat Feritler gitmiş, ama damatların sebep olduğu yıkım, değişmemiştir.”

Paylaşın

ÇAYKUR’un Reklam Harcaması 104 Milyon TL

Yaş çay alım fiyatlarının açıklanmasının ardından çaya zam kararı alan Varlık Fonu bünyesindeki ÇAYKUR’un, reklam için 3 yılda toplam 104,7 milyon TL harcadığı ortaya çıktı.

Türkiye Varlık Fonu (TVF) bünyesindeki ÇAYKUR, bu yıl yaş çay alım fiyatının kiloda 6,70 TL ve destekleme primininin de 30 kuruş artırılacağının açıklanmasının hemen ardından çaya yüzde 43,7 zam yapmıştı. Sektör paydaşları, çaya yakın zamanda yüzde 15 oranında yeni bir zam daha yapılabileceğini iddia ederken, kurumun reklam giderleri de gündeme geldi.

Varlık Fonu bünyesine alınmasının ardından düzenli olarak zarar etmeye başlayan kurum, yıllar içinde reklama milyonlarca lira harcadı. ÇAYKUR’un mali raporlarına göre, idarenin 2019, 2020 ve 2021 yıllarındaki toplam reklam gideri 104 milyon 771 bin TL oldu. 3 yıllık reklam giderinin yıllara göre dağılımı ise 2019, 2020 ve 2021 yıllarında sırasıyla 36 milyon 367 bin TL, 30 milyon 264 bin TL ve 38 milyon 139 bin TL olarak gerçekleşti.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre ÇAYKUR’un 503 milyon TL zarar açıkladığı geçen yıl yaptığı 38 milyon 139 bin TL’lik reklam harcamasının detayları da mali raporlarda paylaşıldı. Ulusal, bölgesel ve yerel televizyonlar ile radyolara 2021 yılında 8 milyon 841 bin TL’lik reklam veren ÇAYKUR, gazeteler ile dergilere de 127 bin TL’lik reklam verdi.

Festivale 1 milyon TL harcandı

İdarenin reklam giderindeki en maliyetli kalemi ise “Spor kulüpleri, stadyum ve spor salonları” kalemi oluşturdu. ÇAYKUR’un bu kalemden yaptığı reklam harcaması kayıtlara 28 milyon 357 bin TL olarak geçti. 2021 yılında gerçekleştirilen fuar, festival ve etkinlikler için de ÇAYKUR’un kasasından 1 milyon 14 bin TL çıktığı belirtildi.

Paylaşın

Türkiye, Finlandiya Ve İsveç’in NATO Üyeliği İçin Ne Talep Ediyor?

Rusya’nın 24 Şubat’tan beri Ukrayna’yı işgal etmesiyle birlikte İskandinav ülkeleri Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya yaklaşması, ittifak içerisinde dikkat çekici bir gerilime sebep oldu.

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine sıcak bakmadığını açıklayarak bu iki ülkenin NATO’ya girmesini engelleyebileceklerinin sinyalini vermesi batı dünyasında şok etkisi yarattı.

Hafta sonu Berlin’de yapılan zirvede taraflar görüşürken, bu hafta da Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsveç terör örgütlerinin kuluçka merkezi. Teröristler onların parlamentosunda konuşuyor. Pazartesi geleceklermiş bizi ikna etmeye geleceklerse gelmesinler. Kusura bakmasınlar, yorulmasınlar. Türkiye’ye yaptırım uygulayanların bu süreç içerisinde NATO’ya girmelerine biz ‘evet’ demeyiz. NATO teröristlerin temsilcilerinin yoğunlaştığı bir yer olur” demişti.

Konuyla ilgili görüşmeler ve başvuru süreçleri devam ederken ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından Bloomberg, üst düzey 3 Türk yetkili ile görüştü. Konunun hassas olması ve konuşma yetkileri olmadığı için isimlerini açıklamayan üç Türk yetkili, Ankara’nın NATO’dan ve İsveç ve Finlandiya’dan taleplerini sıraladı.

PKK ve uzantıları

Bloomberg’e konuşan kaynaklar, Türkiye’nin PKK ve uzantıları YPG/PYD’ye karşı aday adayı ülkelerin daha çok harekete geçmesi gerektiğini söyledi. NATO içinde de bu konunun gerilim yarattığı bilinirken Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’dan sadece PKK’yı değil, PKK’nın uzantılarını da terör örgütü olarak tanınmasını istediği kaydedildi.

Yetkililer, “PKK’nın terör örgütü olarak tanınması yetmez. Kuzey ülkeleri ülkelerinde aktif olan PKK sempatizanlarına daha çok müdahale etmeli” yorumunu yaptı.

Silah ambargosu

Üst düzey yetkililer, Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile birlikte bazı AB üyesi ülkelerin uyguladığı silah ambargosunun kaldırılmasının talep ettiğini de söyledi. Türkiye’nin 2019’da Suriye’de terör örgütlerine karşı düzenlediği askeri operasyon sonrasında bazı ülkeler silah satışını durdurmuştu.

Yetkililer, bu ülkelerden alınan silahın büyük boyutta olmadığına dikkat çekerken, “Büyük savunma sistemleri satın almayı planlamıyoruz fakat prensipte Ankara, silah anlaşmalarını engelleyen daha fazla ülkenin NATO’da olmasını istemiyor” dedi. Bir süre önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da yaptığı açıklamada silah kısıtlamalarının NATO ruhuna uymadığını söylemişti.

Eski hatalar

1980’lerde Yunanistan’ın NATO’ya dönüşüne Türkiye’nin izin vermesini bir hata olarak yorumlayan yetkililer Atina ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye’nin AB üyeliğini engellediğini de hatırlattı.

Yetkililer, “Bu hatalardan ders çıkararak, Türkiye öncelikle bu iki ülkenin terör örgütleriyle ilgili duruşunu değiştirmesini istiyor” dedi.

Diğer talepler

Öte yandan Türk yetkililer, bu taleplerin yanı sıra başka taleplerin de gündemde olduğuna dikkat çekti. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın aldıktan sonra satışı durdurulan F-35’leri almak istediği belirtilirken, F-16 ve kitler de satın almak istediği kaydedildi.

Ankara’nın ayrıca S-400’ler sebebiyle ABD’nin uyguladığı yaptırımların da kaldırılmasını istediği belirtildi.

2023 seçimlerine hazırlık mı?

Türk yetkililer Erdoğan’ın bu iki ülkenin üyeliğini engellemesinin Erdoğan’ın Putin ile yakınlığıyla bağı olmadığını söyledi.

Yetkililer ayrıca, Erdoğan’ın NATO çıkışının gelecek yıl yapılacak seçimlere bir hazırlık olmadığını da dile getirdi. Yetkililer, “Türkiye, kendi ulusal çıkarlarına uyumlu bir dış siyaset izliyor” dedi.

(Kaynak: Bloomberg)

Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç NATO Üyeliği İçin Resmi Başvuru Yaptı

Finlandiya ve İsveç resmen NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. İki ülke, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ittifaka katılma kararı almıştı. Bir ülkenin NATO’ya katılabilmesi için oy birliği, yani mevcut 30 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Finlandiya ve İsveç’in NATO daimi temsilcileri büyükelçiler Klaus Korhonen ve Axel Wernhoff, ülkelerinin üyelik başvurularını ittifakın Brüksel’deki merkezinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e iletti.

Jens Stoltenberg, iki ülkenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi. Stoltenberg, NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine diğer müttefiklerden güçlü destek geldiğini söyledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya ne zaman üye olabilecekleri henüz bilinmiyor. Reuters haber ajansına konuşan diplomatlar, NATO üyesi 30 ülkenin parlamentolarının iki ülkenin üyeliklerini onaylamasının bir yıl sürebileceğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Finlandiya ve İsveç’in kararıyla ilgili olarak, “Bizim için doğrudan tehdit teşkil etmiyor. Ancak NATO’nun askeri altyapısının bu ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi halinde, kesinlikle buna yanıt veririz” şeklinde konuşmuştu.

Biden iki ülkenin liderlerini Beyaz Saray’da ağırlayacak

ABD Başkanı Joe Biden, Finlandiya ve İsveç’in liderlerini yarın Beyaz Saray’da ağırlayacak.

Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, Biden’ın, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ve İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ile bir araya geleceğini söyledi.

Sözcü Jean-Pierre, “Görüşmede bir dizi küresel sorun ve Ukrayna’ya desteğimize ilgili yakın ortaklığımızın yanı sıra NATO’ya üyelik başvuruları ve Avrupa’nın güvenliği de ele alınacak” dedi.

Jean-Pierre, Biden yönetiminin NATO’nun İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğiyle ilgili uzlaşmaya varılacağından emin olduğunu da ekledi.

ABD’den Cuma günü yapılan açıklamada, Washington’ın “Türkiye’nin pozisyonunu netleştirmeye çalıştığı” belirtilmişti.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz da dün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini destekleyeceğinden emin olduğunu söylemişti.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun bugün ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile yapacağı görüşmenin gündem maddeleri arasında.

Erdoğan: NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Pazartesi günü Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’le düzenlediği ortak basın toplantısında bir soru üzerine, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği konusunda “NATO’ya girmelerine biz ‘Evet’ demeyiz” demişti.

Erdoğan, “Her iki ülkenin de terör örgütlerine karşı açık, net bir tavrı söz konusu değil” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın üst düzey diplomatlarının Türkiye’de yapacakları görüşmelerle ilgili olarak ise şu yorumu yapmıştı:

“İsveç, terör örgütlerinin kuluçka merkezi. PKK yanlısı teröristler var parlamentolarında. Biz bunların neyine güveneceğiz? Türkiye’ye geleceklermiş. Bizi ikna etmeye mi gelecekler? Kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar.”

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson “Türkiye’yle iletişim kurmayı deniyoruz ve Türkiye’ye gitmeye hazırız” demiş; Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ise Erdoğan ile bir ay önce telefonda konuştuğunu ve Türkiye’nin NATO üyeliği başvurularına destek vereceğinden emin olduğunu söylemişti.

Paylaşın

Halkbank, ABD Anayasa Mahkemesi’ne Başvurdu

ABD’nin New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde devam eden Rıza Sarraf davasında sanık olarak yargılanan Halkbank, daha önce İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nin aldığı kararı temyiz etmek için ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Halkbank, ABD’deki Williams & Connolly LLP hukuk firmasına bağlı avukatlar, Robert M. Cary, John S. Wiliams, Simon Latcovich, Eden Schiffmann ve James W. Kirkpatrick aracılığıyla, 35 sayfalık temyiz başvuru dilekçesini ülkenin en yüksek mahkemesine sundu. Halkbank temyiz başvurusunu Anayasa Mahkemesi’nin tanıdığı sürenin son günü olan 13 Mayıs’ta yaptı. Anayasa Mahkemesi, 35 sayfalık başvuru dilekçesini bugün (17 Mayıs) tarihiyle dava dosyası kayıtlarında yayımladı.

Halkbank, ABD Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda, hem federal mahkeme hem de istinaf mahkemesinde aleyhlerine alınan kararların hem uluslararası hukuk hem de Amerikan yasalarının ihlali olduğunu öne sürdü. Halkbank, alt mahkemelerin vermiş olduğu kararların aslında NATO üyesi ve uzun yıllardan beri ABD’nin dost ve müttefiki olan Türkiye’yi yargılamak olduğunu belirterek kararın, kabul edilemez olduğunu öne sürerek temyizini istedi.

Halkbank, bir devlet kuruluşu olduğunu, hisselerinin çok büyük bir çoğunluğunun Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olduğunu bu yüzden ABD mahkemelerinde yargılanamayacağını kaydetti. Halkbank, ABD’de yürürlükte olan “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında yargılanamayacağını savunuyor.

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun, kabul edilerek mahkeme takvimine alınıp alınmayacağı, 35 sayfalık dilekçenin hakim heyeti tarafından incelenmesinden sonra belli olacak. Hakim heyeti, başvuruyu kabul ederse bir duruşma takvimi belirlendikten sonra karar verilecek. Heyet, başvuruyu kabul etmezse de Halkbank’ın yargılanma süreci New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde kaldığı yerden devam edecek

Halkbank’ın ABD Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yolu, 14 Aralık tarihinde temyiz talebini reddeden İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi tarafından açılmıştı.

Temyiz başvurusu iki kez İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’nde reddedilen Halkbank, ABD’deki avukatları aracılığıyla 10 Ocak’ta İkinci Bölge İstinaf Mahkemesi’ne verdiği 20 sayfalık dilekçede, “Bağımsız Yabancı Devlet Dokunulmazlığı Yasası” kapsamında olmasına rağmen temyiz başvurusu iki kez reddedilen davanın, Anayasa Mahkemesi’ne sevkini istemişti. Mahkeme ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin kararına kadar bir alt mahkemedeki yargı sürecini de durdurma kararı almıştı.

Paylaşın

Klasik Tavuk Satsivi, Malzemeleri, Hazırlanışı

Tavuk satsivi, Kafkas mutfağının klasik yemeklerinden biridir. Yapımı o kadar zor olmayan tarifimiz ellerinizle buluştuğunda daha da lezzetlenecektir. Öyleyse hemen verilen adımları takip edin ve bu kolay tarifi sevdikleriniz için yapın! 

Haber Merkezi / Ortalama 120 dakikada hazırlayacağınız bu tarifi denedikten sonra yorum bölümüne değerlendirebilirsiniz.

Malzemeleri;

  • 2 kilo tam tavuk
  • 1 bardak ceviz
  • Fasulye
  • Maydanoz
  • Dereotu
  • 1,5 demet yeşil soğan
  • 3 yemek kaşığı bitkisel yağ
  • 2 adet soğan
  • Öğütülmüş kırmızı biber,
  • Kırmızı acı biber
  • 1 yemek kaşığı kişniş
  • Tuz

Hazırlanışı;

  • Malzemelerinizi hazırlayın, başlayalım,
  • Tavuğu parçalar halinde kesin,
  • Satsivi, genellikle parçalar halinde kesilmiş bütün bir tavuktan hazırlanır. Tavuk fileto veya tavuk budu da kullanabilirsiniz,
  • Doğranmış tavuk parçalarını bir tencereye alın ve suda bir saat pişirin,
  • Soğan küçük parçalar halinde kesin ve genişçe bir tavada bitkisel yağda kızartın,
  • Cevizi bir karıştırıcıya koyun ve toz haline getirin, soğana ekleyin,
  • Ardından baharatları ekleyin,
  • Ardından 2-3 kepçe tavuk suyu tavaya dökün,
  • Haşlanmış tavuğun etlerini kemiklerden ayırın ve tavaya ekleyin, karıştırın,
  • Son olarak yeşillikleri doğrayın, sarımsağı ezin ve ekleyin
  • Afiyet olsun…
Paylaşın

Kılıçdaroğlu, SADAT Önüne Neden Gittiğine Açıklık Getirdi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBM’deki grup toplantısında, Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ.’nin (SADAT) önüne neden gittiğine ilişkin konuştu.

Konuşmasında, “Erdoğan’a sormak isterim; sana ne danışmanlığı verdiler? Sen bunları ne için kullandın?” diye soran Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı;

“Kurucusu, Erdoğan’ın eski danışmanı emekli bir general. Kâr amaçlı şirketin yöneticisi, bu kişi Erdoğan’ın danışmanlığını yaptığı dönemde devletin en hassas konuların tartışıldığı masada aynı zamanda. Bir danışman ordudan atılmış Erdoğan bunu kendisine baş danışman olarak alıyor. Devletin en hassas konularının tartışıldığı yerde bu da orada oturuyor.

Devletin kârı nerede? Ne iş yapıyor? Resmi sitesindeki ifadeler: suikast, gayrı nizami harp, istihbarat, gerilla, psikolojik harp harekatı, sokak hareketleri tetkikleri anlatılıyor, tedhiş. Bunun Türkiye Cumhuriyeti devletinin cumhurbaşkanlığı danışmanlığında ne işi var?

Oraya gittik. Engin Bey zile bastı. Bu SADAT’ın görevi amacı nedir bilgilenmek istiyoruz… İki kişi gitti haber verelim dediler, bir daha da gelmediler. Bu kadar da korkak bir yapı.

“Sana ne danışmanlığı verdiler?”

Erdoğan’a da sormak isterim; bir, bunlar senin yanında hizalandılar. Sana ne danışmanlığı verdiler? Çık bu millete anlat kardeşim. İki, sen bunları ne için kullandın? Bunlarla mı bizi korkutamaya çalışacaksın? Sen kim olursan ol CHP’yi ve onun bireylerini asla korkutamazsın.

Buradan milletimize de seslenmek isterim. Bu para için mehdilik hikâyeleri anlatan şirketin ve yapıların karşısında daha güçlü daha kararlı ve daha cesur bir şekilde karşılarında dimdik durmalıyız.

“Psikolojik harbin ortasındayız”

Buradan benzer bütün yapılara, birilerinin katipliğini yapan mektupçu mafyalara kendini derin devlet ilan etmiş müptezellere, milletimizin özgürlüklerini tehdit etme gafletinde bulunanlara da sesleniyorum; haddinizi bilin.

Aynı zamanda bir psikolojik harbin ortasındayız. Bu kurumlar sarayla iş birliği yaparak pek çok pozisyonlar yaratabilirler pek çok yalan yanlış söylemler geliştirebilirler. O nedenle SADAT’a gittim. Herkesin dikkatini çekmek için gittim.”

CHP lideri, partinin İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında verilen mahkeme kararına dair de şunları söyledi: “Geçen hafta Erdoğan’ın bir siyasi intikamına tanık olduk. İstanbul İl Başkanımız Canan Hanımı mahkum ettiler. Mahkum etmekle kalmadılar bir de siyasi yasak getirdiler. Yasaklarla özellikle siyasi tutuklularla Türkiye asla yol almamıştır.

Parti kapatmakla, farklı düşündü diye bir insanı hapse atmakla demokrasi gelmez. Demokrasi herkesin özgürce düşüncesini ifade edebildiği ortamı yaratmak demektir. Benim söylemime katılmayabilirsiniz ama dinleyebilirsiniz.”

Gezi davası tutuklularının da yalnız olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Onlarla, aileleriyle, onların düşünce ve idealleriyle beraber olacağız. Mücadelemiz demokrasi, insan hakları, yargı bağımsızlığı, kadın erkek eşitliği mücadelesidir. Mücadelemiz hakkı, hukuku bu ülkede inşa etme mücadelesidir” dedi.

Paylaşın

Türkiye Nüfusunun Yüzde 15,3’ü Genç

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İstatistiklerle Gençlik 2021 verilerini açıkladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 2021 yılı sonu itibarıyla Türkiye’nin toplam nüfusu 84 milyon 680 bin 273 kişi.

15-24 yaş grubundaki genç nüfusun yüzde 51,3’ünü erkek nüfus, yüzde 48,7’sini ise kadın nüfus oluşturdu. Nüfus projeksiyonlarına göre genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranının 2025 yılında yüzde 14,3, 2030 yılında yüzde 14,0, 2040 yılında yüzde 13,4, 2060 yılında yüzde 11,8 ve 2080 yılında yüzde 11,1’e düşeceği öngörüldü.

Hakkari’de genç nüfus yüksek

ADNKS sonuçlarına göre 2021 yılında genç nüfus oranının en yüksek olduğu il, yüzde 22,8 ile Hakkari oldu. Bu ili yüzde 22,1 ile Şırnak ve yüzde 21,8 ile Siirt izledi. Genç nüfus oranının en düşük olduğu il yüzde 12,3 ile Muğla oldu. Muğla ilini yüzde 12,7 ile Dersim ve Balıkesir illeri izledi.

AB ve Türkiye karşılaştırması

Türkiye’nin genç nüfus oranının yüzde 15,3 ile Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu görüldü. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranları incelendiğinde, 2021 yılında genç nüfus ortalaması yüzde 10,6 oldu.

AB üye ülkeleri arasında en yüksek genç nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla İrlanda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Danimarka. En düşük genç nüfus oranına sahip olan ülkeler ise Bulgaristan, Çekya ve Letonya.

Evli olan genç kadınların oranı, evli olan genç erkeklerin oranının yaklaşık 4 katı oldu

TÜİK’in aktardığına göre “Genç nüfus yasal medeni duruma göre incelendiğinde”, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu görüldü. Genç erkek nüfusun 2021 yılında yüzde 96,2’sinin hiç evlenmemiş, yüzde 3,8’inin resmi nikahla evli, yüzde 0,1’inin boşanmış olduğu görülürken genç kadın nüfusun yüzde 84,9’unun hiç evlenmemiş, yüzde 14,7’sinin resmi nikahla evli, yüzde 0,4’ünün ise boşanmış olduğu görüldü.

Mutluluk oranı

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre 18-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde kendini mutlu olarak beyan edenlerin oranı 2020 yılında yüzde 47,2 iken 2021’de yüzde 44,5 oldu. Mutluluk oranı, 2021’de genç erkeklerde yüzde 38,2, genç kadınlarda ise yüzde 51,0 olarak gerçekleşti.

Türkiye’de 2019/’20 öğretim yılında yüzde 43,4 olan yükseköğretim net okullaşma oranı, 2020/’21 öğretim yılında yüzde 44,4’e yükseldi. Yükseköğretim net okullaşma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, erkeklerde bu oran yüzde 40,6’dan yüzde 40,5’e düşerken kadınlarda yüzde 46,3’ten yüzde 48,5’e yükseldi.

İşgücü araştırması

Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre gençlerde işgücüne katılma oranı, 2020’de yüzde 39,1 iken 2021’de yüzde 41,7 oldu. Genç erkeklerde işgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 50,1 iken 2021’de yüzde 53,1, genç kadınlarda ise bu oran 2020’de yüzde 27,5 iken 2021’de yüzde 29,7 oldu.

Gençlerde işsizlik oranı, 2020’de yüzde 25,3 iken 2021’de yüzde 22,6 oldu. Genç erkeklerde işsizlik oranı 2020’de yüzde 22,6 iken 2021’de yüzde 19,4, genç kadınlarda ise bu oran 2020’de yüzde 30,3 iken 2021’de yüzde 28,7 oldu.

Ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2020’de yüzde 28,3 iken 2021’de yüzde 24,7 oldu.

Eğitimine devam edemeyen gençler

Türkiye Aile Yapısı Araştırması 2021 sonuçlarına göre 15-24 yaş grubundaki genç nüfus içinde eğitimine devam etmek istemesine rağmen (üniversite dahil) eğitimini yarıda bırakan gençlerin oranı yüzde 7,6 oldu.

Eğitimini yarıda bırakan gençlerin eğitimini yarıda bırakma nedenleri incelendiğinde ilk sırayı yüzde 48,1 ile ekonomik nedenler alırken, bunu yüzde 23,6 ile eğitimdeki başarısızlık ve yüzde 10,8 ile ailenin izin vermemesi takip etti.

Paylaşın

HDP’li Buldan’dan Çok Sert ‘Konser Yasağı’ Tepkisi

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında yaptığı konuşmada Kürtçe müzik yasağına tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Kürt düşmanlığında adeta yarış içerisindeler. 15 Mayıs Kürt dil bayramıydı, etkinlikleri engellemeye çalıştırdılar. Halkımız her şeye rağmen Kürt dil bayramını kutladı. AKP’nin Kocaeli Derince Belediyesi eliyle Kürt sanatçı Aynur Doğan’ın konserini yasakladılar. Çayırova Belediyesi, Amed Şehir Tiyatrosu’nun tiyatrosunu engelledi. Konser, tiyatro, etkinlik, miting yapmak yasak, tweet atmak yasak” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Fiili bir OHAL uygulanıyor. İnkarcı iktidara diyorum ki, Kürt halkı sizin zihniyetinizdekilerle geçmişte nasıl mücadele ettiyse, bugün de aynı zihniyete karşı direnmesini biliyor ve başaracak. Geçmişte de Kürt diline, şarkısına nasıl sahip çıkıldıysa bugün de Kürtler kendi diline daha fazla sahip çıkmaya devam edecek. Kürtçe yaşayacak, Kürtçe ezgiler daha gür çıkacak ama siz yok olacaksınız, silineceksiniz!” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Konuşmama başlamadan önce Perşembe günü annesini kaybeden Eş Genel Başkanımız Sevgili Mithat Sancar’a ve tüm ailesine Halkların Demokratik Partisi adına başsağlığı ve sabır diliyorum. Münire annemize de Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın.

“Kayıpların hesabını her gün sormaya devam edeceğiz”

17 ve 18 Mayıs vesilesiyle, ölüm yıldönümlerinde devrimci önderlerden İbrahim Kaypakkaya ve Dörtler şahsında zulme ve işkenceye direnen, halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesine ışık olan tüm devrimcileri saygıyla anıyorum. 17-31 Mayıs Uluslararası Kayıplar Haftası dolayısıyla gözaltında kaybedilenleri bir kez daha saygıyla anıyorum. Ömürlerini kayıpları arama mücadelesine adayan Cumartesi Annelerini de buradan selamlıyorum ve sevgilerimi gönderiyorum. Kayıpların akıbetini ve hesabını her gün sormaya, adaleti aramaya devam edeceğiz. Ta ki hakikatle yüzleşilene ve gerçek adalet sağlanana dek. Toplumsal hafıza ve vicdanlar kayıpların üzerinin kapatılmasına, sorumluların unutulmasına asla izin vermeyecek. Asla unutturmayacağız!

“Aysel Doğan bir barış savunucusuydu”

Geçtiğimiz hafta aramızdan ayrılan Sevgili Aysel Doğan’a Allah’tan rahmet, bütün sevenlerine, ailesine ve yoldaşlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Aysel Doğan ömrü cezaevlerinde ve sürgünde mücadeleyle geçen bir barış savunucusuydu. 1999 yılında Türkiye’ye gelen Barış Grubu içerisinde yer alan bir kadın arkadaşımızdı. O dönem tutuklandı ve cezaevi koşullarında kanser oldu. Hastalığının ağırlaşması üzerine kamuoyunun baskısı sonucu tahliye edildi. Tedavi olmak üzere Avrupa’ya gitti ve sürgünde yaşamını yitirdi. Cumartesi günü Dersim’de ailesi, akrabaları, arkadaşları ve yoldaşları defin törenine katılmak üzere bir araya geldi. Ancak kolluk güçleri cenazenin aile evine götürülmesine, aile evinin önünde helalleşilmesine engel oldu. Yetinmediler, Aysel Doğan’ın cenazesini kaçırdılar. Mezarlık alanına zırhlı araçları yığdılar. Mezarlığa gelmek isteyen halka gaz ve tazyikli suyla saldırdılar.

“Aysellerin barış rüyası bu ülkede yaşam bulacaktır”

Bu eziyeti yapanları, emri verenleri ve arkasındaki siyasi sorumluları şiddetle kınıyorum. AKP iktidarının iki yüzlü politikası, Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığı bu saldırıda bir kez daha ama en açık ve aleni şekilde ortaya çıkmıştır. Cenazeye işkence yaptıran, ölüye saygısı olmayan bir zihniyet olarak bir kez daha tarihin karanlık sayfalarındaki yerlerini aldılar. Bizler ölüye saygıyı ve adaleti bu kadim topraklarda mutlaka tesis edeceğiz ama bunu AKP’ye rağmen başaracağız. Aysel Doğan’ın ölü, Aysel Tuğluk’un hasta bedenine savaş açan Kürt düşmanı iktidar bilmelidir ki, bu düşmanlıklarınızla ve zulümlerinizle asla sonuç alamayacaksınız. Ne bize ne de halkımıza bir milim geri adım attıramayacaksınız! Sizin kötülük düzeniniz değil, Aysellerin barış rüyası bu ülkede yaşam bulacak. Bu da bizim Aysellere sözümüz olsun!

“Halkın karşısına çıkacak yüzleri kalmadı

Bir cenazede tanık olduğumuz bu saldırganlık ve ölü bedenden duyulan korku, kaybetmekte olan iktidarın siyasal psikolojisini ortaya koymaktadır. Evet, halkı ikna edecek bir hikâyeleri ve halkın karşısına çıkacak bir yüzleri kalmadığını hepimiz biliyoruz. Yol açtıkları ekonomik yıkımı, geçim derdini, ekmek krizini örtmek için her gün yeni bir hukuksuzlukla, yeni bir kumpasla, yeni bir kötülükle toplumun karşısına çıkmaya devam ediyorlar. Bunların gündemlerinde ülke sorunları asla yoktur. Tek dertleri kendi koltuklarıdır, rantlarıdır.

“Kürt düşmanlığında yarış yapıyorlar”

Bir bakıyorsunuz bir muhalif siyasetçiye ceza veriliyor, bir bakıyorsunuz sosyal medyayı engelleme yasasını toplumun gündemine yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunlar yetmiyor bu kez en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar; Kürt ve Kürtçe düşmanlığına her gün yeni bir halka ekliyorlar. Kürt düşmanlığında adeta bir yarış içerisindeler! 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’ydı. Diyarbakır ve İstanbul’da yapılmak istenen etkinlikleri engellemeye çalıştılar. Ancak halkımız her şeye rağmen Kürt Dil Bayramını kutladı. Yetmedi, AKP’nin Kocaeli Derince Belediyesi eliyle Kürt sanatçı Aynur Doğan’ın konserini yasaklattılar. Yasağa doymadılar, AKP’li Kocaeli Çayırova Belediyesi Amed Şehir Tiyatrosu’nun “Don Kixot” oyununu, Muş Valisi de Metin Kemal Kahraman’ın konserini engellediler. Konser yasak, tiyatro yasak, sanat yasak, miting yapmak, tweet atmak, etkinlik yapmak yasak. Adeta fiili bir OHAL uygulandığını artık herkesin görmesi ve bilmesi gerekiyor. Yasaklarla mücadele yalanıyla yola çıkan AKP, tarihin en yasakçı iktidarı oldu. Yasakçılar, asimilasyoncular, inkârcılar! İktidara diyorum ki; Kürt halkı sizin zihniyetinizdekilerle geçmişte nasıl mücadele ettiyse ve onlara karşı nasıl direndiyse bugün de aynı zihniyete karşı direnmesini de mücadele etmesini de biliyor ve bunu da başaracak. Geçmişte Kürt diline, şarkısına, stranına, dengbejine nasıl sahip çıktıysa bugün de Kürtler kendi diline ve kültürüne daha fazla sahip çıkmaya devam edecek. Bu da size dert olsun.

“Kürtçe yaşayacak, Kürtçe ezgiler daha gür çıkacak ama siz yok olacaksınız”

Kürtçe ezgiler geçmişte Evdalê Zeynikê’nin sesinden çağıldayıp bugün Aynur’un çığlığına ulaştı. Katliamlar, yasaklar, sürgünler, savaşlar bu sesi, bu dili yok edemedi. Siz de yok edemeyeceksiniz. Kürtçe yaşayacak, Kürtçe ezgiler daha gür çıkacak ama siz yok olacaksınız, siz silineceksiniz! Dilimizi de yaşamımızı da bu ülkeyi de mutlaka biz özgürleştireceğiz. Siz de yasaklar çukurunuza, çöplüğünüze gideceksiniz. Daha fazla terfi ve koltuk için Kürtçe konserleri, tiyatroları yasaklama yarışına giren Saray emrindeki valilere, kaymakamlara, belediye başkanlarına, mülki idarecilere sesleniyorum: Sizi besleyen o iktidar koltuğunda kalmayacak ki siz koltuk kapasınız. Yarın bu iktidar gittiğinde hepiniz o koltuklardan birer birer düşeceksiniz ve sudan çıkmış balığa döneceksiniz. Aha da buraya yazıyorum!

“Newroz’da 1 milyona sıfır yenildiniz, futbol topuna dahi savaş açıyorsunuz”

Futbol topuna dahi savaş açan bu anlayış dün de Diyarbakır’da Amedspor-Tarsus İdman Yurdu maçı öncesi, Amedli taraftarlara gazla ve tazyikli suyla saldırdı. Stadyumun hınca hınç dolu olmasına tahammül edemediklerini bir kez daha gördük. Halen Newroz’un sancısını yaşadıklarını da biliyoruz elbette. Buradan diyorum ki, eğer amacınız halkla, Amedlilerle maç yapmaksa, Newroz’da bir maç yapmaya kalkıştınız ve 1 milyona sıfır yenildiniz. Daha neyin peşindesiniz, doymadınız mı yenilgiye? Evet, tabii bunların Kürt düşmanlığı sadece içeride değil, uluslararası alanda da tam sürat devam ediyor. Diplomasilerini de Kürt karşıtlığı üzerinden yaptıklarını her gün görüyor ve tanıklık ediyoruz.

“Kaybettikleri İstanbul seçimlerinin intikamını yargı eliyle alıyorlar”

Dış politikada bunları yaparken içeride de bir yandan sığınmacılar üzerinden nefret iklimini körüklüyorlar, diğer yandan da toplumsal talepleri bastırmak için her gün korku ve sindirme siyaseti, yargı kumpasları üretmeye devam ediyorlar. Saray’ın siyasi ajandasına göre karar veren bir partili yargı sistemi kurdular ve bu yargı düzeniyle seçim kampanyası yürütüyorlar. Kendileri halkın içine inemeyince, partili hâkim ve savcılarını sahaya sürdüler. İşte en son Sevgili Canan Kaftancıoğlu’na verilen ceza da aynı mantığın bir sonucudur. Kaybettikleri İstanbul seçimlerinin intikamını yargı eliyle almak için Kobanî ve kapatma davalarını açtılar. Gezi Davasında hukuksuzca insanlara ceza yağdırdılar. Yenilgiyi bir türlü hazmedemediler çünkü. Yargı süsü verilmiş siyasi kararları bir de hukuk diye halka yutturmaya kalkışıyorlar. AKP Genel Başkanı geçenlerde Gezi Davasıyla ilgili olarak “Kusura bakmasınlar bizde yargı bağımsız.” dedi.

“Uçan kuştan, esen yelden korkuyorsunuz ama nafile, ne yaparsanız yapın gidecekseniz”

Sanki ortada gerçekten bağımsız bir yargı, işleyen bir hukuk varmış gibi AKP Genel Başkanının bu yargıya sahip çıktığını bir kez daha duyduk. Bağımsız dediğiniz yargının elindeki Cemal Kaşıkçı dosyasını bir balya dolar için satan siz değil misiniz? Arap Emirliklerinden döviz gelsin diye kendi içinizde kaç gündür birbirinizi yediğinizi görüyoruz. Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye’yi 139 ülke arasından 117’nci sıraya yerleştiren sizin hukuksuzluklarınız değil mi? Geçin bu lafları! Çünkü, sizdeki bağımsız yargı ve hukukun üstünlüğü asla değildir. Sizdeki yalanın, hukuksuzluğun ve kumpasların üstünlüğüdür. Kararlar o mahkemelerde değil Saray’da verilmektedir. Asıl duruşmalar da Saray’da yapılmaktadır. Siyaseten yaşadığınız erimeyi yargı gücüyle durdurma gayreti içinde olduğunuzu gayet net görüyoruz. İtiraz eden herkesten, uçan kuştan, esen yelden korktuğunuzu da biliyoruz. Ama nafile, ne yaparsanız yapın gidecekseniz, gideceksiniz, gideceksiniz! Ne siyasi mahkemeleriniz ne kumpaslarınız ne SADAT’larınız ne de hileleriniz sizi kurtarmaya asla yetmeyecektir.

“İktidarın savaş politikasına karşı sessiz kalmak rejimin devamına hizmet eder”

Burada özellikle şunun altını çizmek istiyorum. Tüm toplumu ve demokrasiyi hedef alan bu karanlığı durdurmanın yolu birlikte mücadeleden geçer. Özellikle siyasal muhalefet tam bir yol ayrımındadır. HDP ve demokrasi güçleri saldırıya uğrarken, HDP’li belediyelere kayyımlar atanırken çekingen davrananlar, söz kuramayanlar, “ama fakat” diyenler bugün bu saldırı dalgasının bizzat muhatabıdır. Sessizlik karanlığı, ortak ve güçlü refleks ise aydınlığı büyütür. İktidarın kendi bekası için yürüttüğü savaş politikasına karşı sessizlik, bu baskı ve zulüm rejiminin devamına hizmettir. Bu hakikatin de net bir biçimde görülmesi gerekir.

“Büyük değişimi başarmak için büyük yürümenin zamanıdır”

Sürekli güç toplama arayışında olan iktidarın ülke yararına olmayan iç ve dış politikasına bir bütün olarak karşı çıkılması tüm muhalefetin ortak sorumluluğudur, ortak görevidir. O yüzden iktidarın her gün çoğalttığı adaletsizliklerin ve zulümlerin karşısında barışın sesini, cesareti ve mücadeleyi daha fazla büyütmemiz gereken en önemli süreçlerden geçiyoruz. İşte HDP tam da bunun mücadelesini, yani demokrasiyi, hukuku ve adaleti ayağa kaldırma mücadelesini yürütüyor, yürütmeye de devam edecek. Zaman cesarette, ortak demokrasi hedefinde ve ilkelerde buluşma zamanıdır; büyük değişimi başarmak için büyük yürüme zamanıdır. Halka her alanda dibi yaşatan bu organize kötülük düzenine karşı ortak mücadelenin zirvesini gösterme zamanıdır. HDP bunun sözü ve gücü olmaya devam edecektir.

“Bu iktidarın kadına yönelik şiddetle mücadele etmesi mümkün değildir”

İşte ortak mücadelenin en güzel örneği kadınların mücadelesidir, kadınların ittifakıdır. Bakın geçen hafta, Meclis’te kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili bir yasa çıkardılar. Bu yasayı hazırlarken kadınların, kadın kurumlarının, örgütlerinin görüşlerini almadılar. Her zaman olduğu gibi oldu bittiye getirdiler. Her zaman söylüyoruz; kadına yönelik şiddetle mücadelede tek çözüm yalnızca cezalandırma değildir. Cezalandırma ancak önleme ve destek politikaları, etkin soruşturma ve kovuşturma süreçleriyle birlikte anlam kazanır. İstanbul Sözleşmesini fesheden, gözünü 6284 Sayılı Kanun ile yoksulluk nafakasına diken bir iktidarın kadına yönelik şiddetle mücadele etmesi elbette mümkün değildir. Bunun örneklerini her gün görüyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz. Daha birkaç gün önce Silopi’de vahşice katledilen Sakine Kültür’ün yakılmış cesedi bulundu. Katil elbette ki tanıdık biri! Şırnak Özel Harekât Başkanı çıktı. Özel savaş elemanı. Yani “iyi çocuklardan” biri. Bu yapının iktidarla, SADAT’la, güvenlik mekanizmalarıyla ilişkisinin sabit olduğunu yaptığımız araştırmalarda öğrendik. Bu katiller cesaretlerini cezasızlıktan ve iktidarın kadın düşmanı politikalarından alıyor.

“Ayşe Acar’ı hedef alan şiddetten cesaret alan erkek yargı Kaftancıoğlu’na yönelebilmektedir”

Bir başka örnek. Erkek yargı, Pınar Gültekin’in katillerinden çok, adil bir yargılama için mücadele eden yaslı annesiyle uğraşıyor. Anne hakkında dava açtılar. İşte AKP yargısının ibretlik fotoğrafı daha ortaya çıktı. Biliyorsunuz Ankara’nın göbeğinde Genel Merkezimizin önünde Kürt ve kadın düşmanı bir kolluk görevlisi Kadın Meclisi Sözcümüz Ayşe Acar Başaran’ı açıkça tehdit etti. Ortada bir soruşturma başlatacak bir savcı yok, bulunamıyor! Bulunamaz da. Çünkü hepsi işbirliği içinde. Sevgili kadın yoldaşlarım, kadına yönelik şiddete bütünlüklü bakmazsak bu şiddete son veremeyiz. Kadına yönelik şiddetin hepsi birbirinden güç almaktadır. Pınar Gültekin’e yönelen şiddetle, Pınar’ın annesine yönelen şiddet arasında bir bağ vardır. Tıpkı Ayşe Acar Başaran’a yönelen şiddetle Canan Kaftancıoğlu’na yönelen yargı şiddeti arasında bağ olduğu gibi. Ayşe Acar’a yönelen şiddetten cesaret alan erkek yargı Canan Kaftancıoğlu’na çok kolay yönelebilmektedir. Bunu herkes görmeli ve iyi anlamalıdır.

“Meydanı bu erkek düzene de erkek yargıya da erkek katillere de asla bırakmayacağız”

O nedenle kadınların ortak mücadelesi bizler için hayatidir ve hatta kadınlar için bir ölüm kalım meselesidir. Ne pahasına olursa olsun bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız! Meydanı bu erkek düzene de erkek yargıya da erkek katillere de asla bırakmayacağız. Sizden asla korkmuyoruz. Erkek devletin gücüne dayanarak kadınları katledenler ve arkasındakiler bilsin ki, kadınların da büyük bir mücadele gücü vardır, direniş gücü vardır, hesap sorma gücü vardır. Ve bu güç karşısında kesinlikle yenileceksiniz. Az kaldı, kadınlara hesap vereceğiniz günler çok yakındır. Kadın mücadelesini bir kez daha buradan selamlıyorum.

“AKP iktidarında kayıtlı çiftçi sayısı 2 milyon azaldı”

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günüydü. Ancak ülkemizdeki çiftçiler için o gün bir bayram değil yas günüdür. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında kayıtlı çiftçi sayısı yaklaşık 2,5 milyon iken, 2022 yılında bu sayı 500 binin altına düşmüştür. 2002 yılında yaklaşık 2,5 milyar TL olan çiftçi borcu, 2022 yılında 200 milyar TL’yi aşmıştır. Çiftçiyi tasfiye eden politika, iktidarın bu ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetme anlayışından kaynaklanmaktadır. İlkokul kitaplarında çocuklara tahıl ambarı olarak anlatılan bu ülke, AKP’nin organize ettiği bu büyük kötülük politikalarıyla koca bir moloz alanına dönmüştür. Bu kara tablonun sebebi AKP’nin tarlaları, tohum ekilecek toprak yerine beton dikilecek, talan edilecek, rant sağlanacak boş arazi olarak görmesidir. Çiftçiye verilmeyen kaynakların nerelere gittiğini bilmeyen kalmadı bu ülkede. İşçilere şükredin, halka sabredin diyen iktidar, Ahlat’taki sarayın yanına şimdi de bakanlık konutları yaptırmaya başladı. Yani yandaş müteahhitlere yeni bir rant tesis ettiklerinin farkındayız. Halk kirasını ödeyemiyor, bunlar halkın vergileriyle kendilerine konfor binaları dikmeye devam ediyor.

“Gaspçı, utanmaz zihniyetin Türkiye’yi getirdiği nokta gıda krizidir, açlıktır”

İçi boş tostla, deposu boş traktörle, kaynamayan tencereyle, ödenemeyen kiralarla bir sefalet ülkesi yaratan bu gaspçı, bu utanmaz zihniyetin Türkiye’yi getirdiği nokta kaçınılmaz olan bir gıda krizidir, kısacası açlıktır. Bu düzeni durduramazsak eğer ekmek bulamayacak hale gelecek, büyük bir açlık ve yoksulluk halini hep birlikte yaşayacağız. Vatandaşın biri, demir 1 liraları toplamış ve hurdacıya kiloyla satmış. TL’ye hakaret ettiği gerekçesiyle anında vatandaşa ceza kestiler. TL’yi değerini düşürerek hurdaya asıl çevirenin AKP olduğu gerçeğini hiç kimsenin unutmaması gerekir. Ama vatandaşı suçluyorlar. Merkez Bankasını, Hazineyi hurdalığa çevirenlerin kendileri olduğunu unutuyorlar ve inkar ediyorlar. En büyük hurdacı da bu iktidardır, AKP iktidarıdır. Türkiye hakları bu bilinç ve anlayışla ilk seçimde sandığa gidecek “artık yeter” diyecek, “edi bese” diyecek. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Her yeri ‘yeter artık’ seslerinin yükseldiği itiraz alanlarına dönüştürmeliyiz”

Bunun için diyoruz ki; bu iktidarın soygunlarından, yalanlarından kurtulmanın yolu mutlaka vardır. Tarlasını ekemeyen çiftçi, ay ortasını getiremeyen işçi, ekmek parası için her gün sokaklarda iş arayan işsiz, yarına dair umudu kalmayan genç, sefalete mahkûm edilen emekli, kirasını, faturasını ödeyemeyen, market raflarına bakıp ihtiyacını alamayan insanlar, hep birlikte sesimizi de itirazımızı da büyütmeliyiz. Çarşıyı, pazarı, meydanları, fabrikaları, sokakları, tarlaları “yeter artık” seslerinin yükseldiği itiraz alanlarına hep birlikte dönüştürmeliyiz. Birlikte mücadele ile birlikte değiştireceğiz seslerini her yerde mutlaka ama mutlaka buluşturmalıyız. Yan yana olursak, söz ve mücadele birliği yaparsak bu düzeni değiştirir ve birlikte büyük kazanımlar elde ederiz. Halk olarak alım gücümüz kalmadı, geçim gücümüz kalmadı ama önemli ve büyük bir gücümüz var; mücadele gücümüz, direnme gücümüz, değişim gücümüz. Yarınlarımızı kazanabiliriz. Adaletli ve onurlu bir yaşamı kazanabiliriz. Gasp edilen tüm haklarımızı elbette ki kazanabiliriz ve kazanacağız da. Yılgınlık yok, umutsuzluk hiç olmamalıdır. Mücadele var, direniş var, dayanışma var. Sorunları da iktidarı da çözecek toplumsal irademiz var. Gücümüze inanalım, güvenelim.

“3 Temmuz’da yapacağımız 5. Olağan Büyük Kongremizden önce 7 bölgede konferanslarımızı yaptık” 

HDP, yarınların daha fazla çalınmaması, onurlu ve eşit bir yaşamın kurulması için mücadele etmekte, tüm saldırıları göğüslemektedir. Daha fazla büyümek, mücadelemizi tüm toplumsal kesimlere ulaştırmak için var gücümüzle çalışıyoruz ve çalışmaya da devam edeceğiz. Türkiye’nin yükselen umudu ve değişim gücü olma yolunda kararlı ve emin adımlarla ilerlemeye devam edeceğiz. Önümüzde büyük kongremiz var. 3 Temmuz’da gerçekleştireceğimiz 5. Olağan Büyük Kongremizden önce yedi ayrı bölgeyi kapsayan bölge konferanslarımızı tamamladık. Hem kadın hem de karma konferanslarımızı yaptık. Amed ve Çukurova’da son konferanslarımız gerçekleşiyor. 6-7 Haziran’da 4. Büyük Konferansımızı gerçekleştireceğiz. Bütün konferanslarımızda; toplumun ezilenlerinin aynı demokratik ittifak zemininde buluşması ve statükocu yaklaşımların tamamıyla dışında Üçüncü Yolda birleşerek Demokratik Cumhuriyetin yaşama geçmesi için demokratik mücadelemizin daha fazla büyütüleceği ve kesintisiz sürdürüleceği bir kez daha ilan edilmiştir.

“Her bir saldırınız HDP’yi daha da büyütecek, HDP değil ceberut iktidarınız kaybedecek”

HDP’nin yükselişine tahammülü olmayan iktidarın kolluk güçleri bugün Diyarbakır’da yapacağımız konferansı engellemek için büyük bir saldırı organize etti. Şu anda Diyarbakır’da arkadaşlarımız konferansı yapacakları yerin dışında, meydanda konferanslarını yapıyorlar. İşte HDP budur. Siz bize içeriyi yasaklarsanız bir dışarda mücadele ederiz ve direniriz. Konferanslarımızı ve toplantılarımızı kapalı alanlarda yasaklarsanız dışarıda yapmaya devam ederiz. Bu saldırıyı yapanları ve emir verenleri şiddetle kınıyorum, lanetliyorum. HDP’nin siyasetinden, halklaşmasından korkan iktidara diyorum ki; sizin hukuksuzluklarınız, saldırılarınız bizi ve halkımızı asla durduramayacaktır. Her bir saldırınız HDP’yi daha da büyütecektir. HDP’nin fikriyatı bu ülkenin her tarafına, toplumun tüm kesimlerine yayılmaya devam edecek. HDP değil ceberut iktidarınız mutlaka ama mutlaka kaybedecek, bunu da böyle bilin. Evet, bu zorlu ve uzun yürüyüşün ne olursa olsun sürdürüleceğini bir kez daha açıkça ilan ediyoruz. HDP, yeni ve onurlu bir yaşamın kurucu gücüdür, halkların ortak umududur. HDP, yarınların sözüdür. Karamsarlığa inat, herkesin yüzündeki gülüş, adımlarındaki cesarettir. Faşizme kaybettirmeye, Türkiye halklarına kazandırmaya HDP devam edecek. Yolunuz ve yolumuz açık olsun!”

Paylaşın

Atatürk Havalimanı “Katar’a ve S. Arabistan’a Peşkeş Çekmek İçin” Kapatılıyor

Millet Bahçesi yapılmak istenen Atatürk Havalimanı önünde açıklamada bulunan CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Millet Bahçesi yapacağız adı altında Katar’a ve Suudi Arabistan’a peşkeş çekmek için Atatürk Havalimanı’nı kapatıyorlar. ‘Millet Bahçesi yapacağız’ diyerek 84 milyonu kandırmayı deniyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Kaftancıoğlu, açıklamasında ayrıca, “Katarlı ve Suudi Arabistanlı, her kim alıyorsa fakirin tek bir kuruşunu cebine atmak üzere buraya teklif verenlerden CHP iktidarında hesap soracağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Atatürk Havalimanı’nın yıkımına yönelik eylem gerçekleştirdi. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Atatürk Havalimanı önünde açıklamalarda bulundu. Kaftancıoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle;

“Atatürk Havalimanı’nın katlederek, nasıl ihanet içinde çetelerin olduğunu gösterecek ve iş makinelerinin olduğu yerde size açıklama yapacaktık. Ama ne yazık ki suçluları koruyan bir anlayış olduğu için bu açıklamayı yapmamıza izin vermediler.

Atatürk Havalimanı planlamasının alanının tamamı birinci derece deprem bölgesi. İstanbul’un deprem riskinin ne kadar yüksek olduğunu göz önünde bulundurursak, deprem anında ne büyük ihtiyaç olduğunun takdirini size bırakıyorum.

Şu anda İstanbul Havalimanı’nın sadece yüzde 50’si inşa edilmiş durumda. İstanbul’daki havalimanlarının kapasitesine baktığınızda, Atatürk Havalimanı kapatıldığında yılda 65 milyon yolcu taşıyordu. Sabiha Gökçen Havalimanı şu anda 35 bin yolcu taşıyor. İstanbul Havalimanı’nın mevcut kapasitesi 90 milyon.

Şu andaki halleri ile birlikte bu üç havalimanının mevcut kapasitesi 220 milyon yolcu iken, İstanbul Havalimanı’nın yapımını tamamlamak için ekstra yeni yatırımın gereksizliği ortada.

İstanbul Havalimanı’nı Katarlı ve Suudi Arabistanlı iş birlikçilerine satmak istiyorlar. Ancak Katarlı ve Suudi Arabistanlı iş birlikçiler ticaretlerini düşünmezler mi? Elbette ‘biz bu ülkeyi alırız’ diyorlar. ‘Ama bizim orayı alabilmemiz için o bölgede başka havalimanı olmamalı, Atatürk Havalimanını kapatmalısınız’ diyorlar.

“Millet Bahçesi yapacağız adı altında Katar’a ve Suudi Arabistan’a peşkeş çekmek için Atatürk Havalimanı’nı kapatıyorlar. ‘Millet Bahçesi yapacağız’ diyerek 84 milyonu kandırmayı deniyorlar.

Atatürk’ün ismini taşıyan Atatürk Havalimanı’nı ne yaparlarsa yapsınlar, zaten gidecekler, Atatürk Havalimanı’na zarar verenlerden hesap soracağız. Bu işin arkasındaki siyasilerden hesap soracağız.

Yasadışı ve hukuksuz bir şekilde buraya iş makinesi sokanlardan hesap soracağız. Katarlı ve Suudi Arabistanlı, her kim alıyorsa fakirin tek bir kuruşunu cebine atmak üzere buraya teklif verenlerden CHP iktidarında hesap soracağız.”

Paylaşın