Babacan’dan İş Dünyasına Sert Sözler: Sus Pus Oldular, Etkileri Sıfır

İş dünyasına sert eleştirilerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi  Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Pınar Işık Ardor ile “Kontrol Noktası” programında gündemi değerlendirdi. Babacan, AK Parti’nin temel ilke ve değerlerinde sapmalar olduğunu vurgulayarak, yanlışın içinde ve yanında durmadıklarını, DEVA Partisi’ni kurduklarını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak talebiyle iddianame hazırlamasına tepki gösteren Babacan, “Partimiz 9 Mart’ta tam beş yılı dolduracak. ‘Hukuksuzluğa itirazımız var’ dedik, ‘Adaletsizliğe itirazımız var’ dedik. ‘Rasyonalite dışı, akılcı olmayan ekonomi yönetimine itirazımız var’ dedik. ‘Ülkemizdeki fakir fukaralığa itirazımız var’ dedik ve DEVA Partisi’ni kurduk. Şu anda bambaşka bir yolda yürüyoruz. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarının temelinde hukuk ve adaletin olması gerektiğini düşünüyoruz. Bahsediyorsunuz ya… Acaba siyasi yasak gelir mi, şudur, budur… Adaletin tam işlediği bir ülkede, yargının tarafsız ve bağımsız çalıştığı bir ülkede aslında bu soruların olmaması lazım. İnsanların yargıya güvenmesi lazım. ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısına teslim olurum, eminim ki çok hızlı ve adil karar çıkar buradan’ diye insanların güvenmesi lazım. Ama şu anda böyle bir şey maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İktidarın korku ile ülke yönetmeye çalıştığını kaydeden Babacan, “Maalesef ülkemizde giderek artan bir oranda bu baskı iklimi ağırlaşıyor. Bundan Türkiye kazanmaz, tam tersine Türkiye gittikçe gençlerin soğuduğu, gençlerin umutlarını kesmeye başladığı ve kendi ülkesindeki gençlerin başka ülkelerde hayat kurmaya hazırlandığı bir ülke haline gelir. Onun için biz çok üzülüyoruz, aynı zamanda çok kızıyoruz. Bu büyük ve güzel ülkenin çok daha iyi yönetilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Bir iktidar başarı üretecek ve umut verecek… Başarı üretemeyince, umut veremeyince korku ile bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsanız bu iktidarın artık kullanım süresi dolmuştur, miadı dolmuştur ve bir an önce bir değişim o ülkede artık şarttır” diye konuştu.

Yeni Yol oluşumuna yeni partilerin de dahil olabileceği sinyalini veren Babacan, iktidar ve muhalefete alternatif oluşturacaklarının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “AK Parti ve MHP’nin içinde olduğu ama başka partilerin de içinde olduğu bir iktidar blogu var şu anda. Bir de ana muhalefet var. Yeni Yol’un özü vatandaşlarımızı iktidar ile ana muhalefet arasına sıkıştırıp bırakmamak, Türkiye’de ‘Ya onu seçeceksin ya onu seçeceksin, başka da çaren yok’ gibi bir çaresizlikten Türkiye’yi kurtarmak. Asıl amacımız bu. Yani bir zamanlar AK Parti’ye, iktidar partisine destek vermiş ama artık onların hiçbir konuda çözüm üretemediğini gören ve artık aidiyeti azalmış milyonlarca dindar muhafazakâr vatandaşımız var Türkiye’de.

Yine merkez sağda arayışı olan insanlar var. Rahmetli Özal’ı hayırla yad eden, Rahmetli Demirel’i Menderes’i hayırla yad eden ve o günlerle ilgili güzel şeyler hatırlayan milyonlarca vatandaşımız var. Bir de gençler var. Bütün bu insanlara baktığımızda aslında bir yandan iktidar partisi ile ilgili bağlarını önemli ölçüde zayıflatmışlar. Ama elleri de CHP’nin altı okunun altına gitmiyor. Tam da bu kitle için biz diyoruz ki ‘Buradayız. Biz varız. Türkiye çaresiz değil. Türkiye bu iki kutuplu siyasete mahkûm değil. Türkiye için yeni bir yol mümkün’ diyoruz. Yeni Yol’un aslında çıkış noktası budur.”

Babacan, 2023 Mayıs seçimlerine yönelik yöneltilen bir soru üzerine de şu yanıtı verdi: “Biz DEVA Partisi olarak CHP’den gelen aşırı ısrar sonucunda ortak listelerden seçime girdik. Gidip de biz kimseden ricacı olmadık. O günkü siyasi tabloya baktı CHP. O gün Genel Başkan dedi ki, ‘Cumhurbaşkanlığı kazanabiliriz ama Meclis’te çoğunluğu sağlayamıyoruz. Çünkü bu tarafta iki parti var AK Parti, MHP seçime giren partiler açısından. Burada Altılı Masa, Altı Parti. Dolayısıyla ortak listelerden girmezsek oylar bölünüyor ve küsuratları kaybediyoruz. Mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz.’ Biz ısrarlı talep üzerine girdik ve milletvekillerimizin her biri hak ederek seçildi. DEVA Partisi’nin adayının olduğu her bir yerde CHP’nin önceki seçimlere göre oyu yükseldi. Dolayısıyla biz kendimiz hak ederek milletvekillerimizi kazandırmış olduk. Ve bu şekilde de Meclis’teki çalışmalarımız devam ediyor.”

Devletin harcadığı bir kuruşun bile dikkatli harcanması gerektiğini vurgulayan Babacan, aksi takdirde enflasyonu tek haneye indirmenin mümkün olmadığını söyledi. Babacan, “Mesela şu andaki en önemli sorunlardan bir tanesi israf değil mi? Bu israfı nasıl önleyeceğiz? Çok basit diyorum. 28 tane ülkenin uyguladığı bir ihale yasası var; kamu alımları yasası var. Avrupa Birliği’ne üye 28 ülke aynı mevzuatla devlet parası harcıyor. Diyorum ki tasarruf istiyorsanız getirin onu aynen Türkiye’de uygulayın. Niye uygulamıyorsunuz? Bakın uygulayın, göreceksiniz. Örnek veriyorum, 2 milyon liraya mal olan deprem konutu bugün Türkiye’de 1 milyona mal olacak. Bunu uygulayın” dedi.

İhale yasasını değiştirme çağrısını yineleyen Babacan, “Tam 33 tane fasıl vardır Avrupa Birliği müktesebatında. Bu 33 fasılın bir tanesi tamamen kamu alımlarıdır. Yani bütün ülkeler 33 konuda ortak politika uygular. Ortak politikalardan bir tanesi de kamu alımlarıdır. Yani ihale yasasıdır. Mesela Sayın Şimşek, Sayın Yılmaz bunu gayet iyi bilir Uygulayabilirler mi? Mümkün değil yani. Ellerini uzattıkları anda ellerine vururlar. Cık dokunma oraya derler. Geri çekilmek zorundalar. Neden peki? Çünkü orada büyük bir menfaat şebekesi var. Avrupa Birliği’nin ihale yasasını Türkiye’de uygulamamanın ve böyle adrese teslim, ihale vermenin oluşturduğu büyük bir menfaat şebekesi var. İyi tanıdığım iki arkadaşımız bu menfaat şebekesinin o çemberini kırıp da bir şey yapamazlar. Oralara dokunamazlar, giremezler” ifadelerini kullandı.

“İş dünyası suspus; TOBB ve TÜSİAD’in etkisi sıfır”

“Hükûmet başarı üretemiyor şu anda. Yani bu ülkeyi yöneten hükümet başta Sayın Erdoğan olmak üzere ülkenin sorunlarını çözecek kapasitesini kaybetmiş durumda. Türkiye’de şu sorun çözüldü, öyle diyorsunuz ama şurada da iyiye gidiyoruz diyebileceğimiz bir alan Türkiye’de hemen hemen kalmadı. Başarı üretemeyince artık millete başarı sunamayınca ne yapıyor, kendisine karşı çıkabilecek, rakip olabilecek, muhalefet yapabilecek kim varsa onlar üzerinde baskı üretmeye başlıyor. Ve bu baskı da gittikçe artıyor. Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki…”

Paylaşın

Erdoğan: Dünya İhracatından Aldığımız Payı İkiye Katladık

Türkiye – Malezya İş Forumu’nda konuşan Erdoğan, “Son 20 yılda altyapıya 300 milyar dolara yakın yatırım yaptık, ihracatımız 20 yılda 20 kattan fazla arttı, dünya ihracatından aldığımız payı ikiye katladık” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmî temaslarda bulunmak üzere ziyaret ettiği Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’daki programı kapsamında, Putrajaya Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen, Türkiye-Malezya İş Forumu kapanış oturumuna katılarak bir konuşma yaptı.

Türkiye Malezya arasındaki bağların 500 yıllık köklü bir tarihi bulunduğuna işaret eden Erdoğan, geçmişten gelen bu sağlam temel üzerinde bugün iki ülke her alanda mükemmel ilişkiler tesis ettiklerini, iş birliğini kapsamlı stratejik ortaklık düzeyine çıkardıklarını ifade etti ve iş dünyasının bu güçlü ortaklığın lokomotifi konumunda olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları kaydetti: “Üç kıtanın kesiştiği noktada yer alan bir ülke olarak bölgemizde ve dünyada etkili iktisadi ve ticari ortaklıklar kurmaya büyük önem atfediyoruz.  Türkiye ekonomisi, bölgemizdeki çatışmalara, savaşlara ve 2023 yılında yaşadığımız asrın felaketi olan büyük depreme rağmen büyümesini sürdürüyor. Son 20 senede yıllık ortalama yüzde 5 dolaylarındaki büyüme oranını yakalayabilen az sayıda ülkelerden biriyiz.

Yine son 20 yılda altyapıya 300 milyar dolara yakın yatırım yaptık, ihracatımız 20 yılda 20 kattan fazla arttı, dünya ihracatından aldığımız payı ikiye katladık. Şeffaf öngörülebilir ve yatırımcı dostu politikalarımız sayesinde son 20 yılda 270 milyar dolara yakın uluslararası doğrudan yatırım çektik, Türkiye’deki yabancı sermayeli şirket sayısı 6 binden 80 binin üzerine çıktı.”

Yatırımcılara çağrı

Türkiye’ye güvenen, inanan, ülkemizin potansiyeline yatırım yapan girişimciler, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da pişman olmayacaklardır” diyen Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye, konumu, ekonomisi, altyapısı ve teşvik uygulamalarıyla Malezyalı yatırımcılar için önemli. Suriye’de çatışmaların son bulmasıyla burada da ciddi yatırımların olduğunu görüyoruz. İki ülke el ele vererek buradaki fırsatları değerlendireceğiz. Türkiye’yi üretim merkezi olarak değerlendirmeleri için üreticileri davet ediyorum.”

Paylaşın

CHP’ye “Şaibeli Kurultay” İncelemesi: Özgür Özel Genel Başkan Seçilmişti

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Özgür Özel’in CHP genel başkan seçildiği kurultay hakkında inceleme başlattı. Başsavcılık, Kemal Kılıçdaroğlu ve Akif Hamzaçebi’yi ifadeye çağırdı.

Haber Merkezi / Kurultayın ilk gününde yapılan genel başkanlık seçiminde, Manisa Milletvekili ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel, ikinci turda 812 delegenin oyunu alarak (yüzde 59,44) CHP Genel Başkanı seçilmişti.

Özel, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı verdiği mücadelede zafer elde ederken, kurultay süreci boyunca çeşitli tartışmalar gündeme gelmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4 – 5 Kasım 2023 tarihlerinde Ankara Spor Salonu’nda yapılan 38. Olağan Kurultayı hakkında “şaibe” incelemesi başlattı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “‘Ankara’da gerçekleşen Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayında ‘kurultay günü para karşılı oy kullandırıldığı’ şeklinde Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan ihbar üzerine yetkisizlik kararıyla evrakın yetki itibariyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesini müteakip Başsavcılığımızca 2024 yılı Ocak ayında soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturmaya konu olayla ilgili basın organlarında ve sosyal medyada yapmış oldukları açıklamaları nedeniyle Kemal Kılıçdaroğlu ve Akif Hamzaçebi tanık sıfatıyla ifadeye çağrılmıştır. Soruşturmaya titizlikle devam edilmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyulur.”

Kurultayın ilk gününde yapılan genel başkanlık seçiminde, Manisa Milletvekili ve CHP Grup Başkanı Özgür Özel, ikinci turda 812 delegenin oyunu alarak (yüzde 59,44) CHP Genel Başkanı seçilmişti. Özel, önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı verdiği mücadelede zafer elde ederken, kurultay süreci boyunca çeşitli tartışmalar gündeme gelmişti.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özel’in genel başkan seçildiği CHP’nin 38. Olağan Genel Kurultay’ı için “şaibe” iddiasında bulunmuştu.

Erdoğan, daha önce de birçok kez ortaya attığı bu iddiayı son olarak partisinin Manisa İl Kongresin’de dillendirmiş ve “2 sene öncesini hatırlayın. Eski genel başkanlarını yere göğe sığdıramıyorlardı. Sürekli övgü yağmuruna tutuyorlardı. Türkiye’yi kurtaracak adam dedikleri Bay Kemal’i bir günde istenmeyen adam ilan ettiler. Şaibeli bir kurultayla Bay Kemal’i partiden tehcir ettiler” demişti.

Kemal Kılıçdaroğlu da katıldığı televizyon yayınında “Sükut ikrardan gelir” diyerek CHP yönetiminin açık ve net açıklama yapması gerektiğini söylemişti. Kılıçdaroğlu, iddiaların hatırlatılması üzerine CHP yönetiminin açıklama yapması gerektiğini belirtmiş, “Yapmıyorsanız, sükut ikrardan gelir o zaman başka bir şey var demektir burada.” demişti.

Özel, Erdoğan’ın ‘CHP’nin kurultayı şaibeli’ sözlerine yanıt verilmesi gerektiğini iddia eden Kılıçdaroğlu’na şu yanıtı vermişti:

“Sayın Erdoğan’ın bir siyasi partinin içini karıştırmak için söylediği sözlere yanıt vermeye kalksak… 14 yıldır, Sayın Erdoğan bundan önceki kurultayımıza da, Sayın Kemal Bey’in geldiği kurultaya, olmadık şeyler söylüyordu. ‘Şöyle geldiniz, böyle geldiniz.’ Bir gün cevap verdik mi? Kemal Bey buna bir gün cevap verdi mi? Buna cevap mı verilir?

Ben, Sayın Erdoğan’ın böyle bir sorusunu hani duyduğumu, buna zaman harcadığımı söylesem bu, Atatürk’ün kurduğu partinin dünden bugüne emek vermişlerin, emeklerine ve bugün 1 milyon 600 bin üyesine ayıp etmiş olur. Yani bunlar ciddiye alınacak şeyler mi arkadaşlar?”

Paylaşın

“Abdullah Öcalan’ın Çağrısı 15 Şubat’a Yetişmeyebilir” İddiası

MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, İmralı’da tutuklu bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısının 15 Şubat’a yetişmeyebileceğini öne sürdü.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin meclis toplantısında Abdullah Öcalan’ın önümüzdeki günlerde ‘tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını’ açıklamıştı.

TGRT televizyonunda katıldığı programda açıklamalarda bulunan Kulat; “Aldığım kulis bilgilerine göre İmralı’dan gelecek çağrı 23 Şubat’tan sonra yapılacak. Çünkü ayın 23’ünde AK Parti’nin Genel Kongresi var” dedi.

Kulat şunları söyledi: “İmralı’dan yapılacak açıklama AK Parti’nin kongresinden sonra yapılacak. Kongrenin bu açıklamayla gölgelenmesini istemiyorlar. Ankara’dan aldığım kulis bilgilerine göre Abdullah Öcalan çok net ve kesin bir dille, PKK’yı lağvetme ve silah bırakma çağrısı yapacak.

Terör örgütü PKK’nın 4 ya da 5 ayağından bahsediliyor. Zamanlama olarak 25 yıl meselesi önemli, bunun kadar önemli olan kısım da Suriye’de yaşanan değişim de çok önemli. PKK’nın İran, Irak, Suriye, Avrupa ve siyasi ayağı DEM Parti ve uzantıları var. Türkiye’de olası bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde DEM Parti seçmeninin de kilit bir noktada olduğunu da unutmamak gerekir.

Şu anda endişeli iyimserler ile endişeli kötümserlerin arasında bir durumundayız. Türkiye’nin çoğunun ruh hali şu anda böyle. Bu ülkede azıcık vatanını seven terörün bitmesini ister. Endişelerimiz var. Daha önce çözüm sürecini atlattık ve aynı handikapa düşmek istemiyoruz.”

Abdulkadir Selvi de doğruladı

Öte yandan gazeteci Abdulkadir Selvi de bugünkü köşe yazısında çağrının 15 Şubat’a yetişmesi ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu hatta Şubat ayının dahi net olmadığını ifade etti. Yorumunun kaynağı olarak ise net bir tarih belirlenmemesine bağlayan Selvi şu ifadeleri kullandı:

“Suriye’deki teröristbaşı Mazlum Abdi, Öcalan’ın 15 Şubat’ta çağrı yapacağını açıklayınca, 15 Şubat tarihine yönelik bir beklenti oluştu. Neden 15 Şubat? Biliyorsunuz, Öcalan 15 Şubat 1999 tarihinde Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmişti. Ama 15 Şubat tarihi net değil. Hatta 15 Şubat tarihinde çağrı yapılması ihtimali zayıf. Şubat ayının sonuna doğru bir beklenti var ama şubat ayı da net değil. Çünkü bir tarih belirlenmedi. Önemli olan tarih değil sonuç almak.”

Ne olmuştu?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin meclis toplantısında PKK lideri Öcalan’ın önümüzdeki günlerde ‘tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını’ açıklamıştı. Bakırhan; Öcalan’ın Kürt sorununun köklü kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde tarihi bir çağrı yapmaya hazırlandığını” belirterek “iktidarı da tarihi çözümde rolünü oynamaya çağırıyoruz, artık top Erdoğan’da” ifadelerini kullanmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

600 Bin Emeklinin Maaşı Kesilecek

SGK, sahte şirketler aracılığıyla ya da çalışmadan “çalışıyor” gibi göstererek emekli edilen yaklaşık 600 bin kişinin emekli maaşları iptal etmek için harekete geçti.

Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK), sahte çalışmalar üzerinden emekli edilen milyonlarca kişinin maaşını durdurmayı planlıyor. SGK, usulsüz yollarla emekli maaşı bağlanan kişileri tespit etmek için harekete geçti.

Sahte şirketler aracılığıyla ya da çalışmayan kişileri “çalışıyor” gibi göstererek emekli edilenlerin maaşları iptal edilecek ve bugüne kadar yapılan ödemeler faiziyle geri talep edilecek.

Bu durum yalnızca Türkiye’de değil, Avrupa’da yaşayan Türkleri de etkileyebilir. Yurtdışında yaşayan ve emekli maaşı alan 600 binin üzerinde Türk’ün maaşı da iptal edilecek.

Birkaç yıl önce başlayan uygulama, seçimler yaklaşırken durdurulmuştu.

SGK’nın eski genel müdürleri, yurtdışındaki Türkleri çalışıyormuş gibi gösterdikleri sahte şirketler kurarak emekli ettikleri belirlendi.

Bu kişiler, Türkiye’deki yakınlarına şirket kurdurtup, yurtdışındaki Türklerin bu şirketlerde çalışıyormuş gibi gösterildi.

Yurtdışındaki avukat, doktor, mühendis gibi meslek sahiplerinin, temizlik şirketlerinde çalışıyor gibi gösterilerek sigorta numarası aldığı, böylece yüksek maaşla emekli olduğu belirtildi.

Bu yöntemle, yurtdışında yaşayan Türklere yıllık milyarlarca TL ödeme yapıldığı tahmin ediliyor.

Sahte şirketler üzerinden emekli olanlar, emeklilik hakları yeniden incelenmeye alındı.

Sahte emeklilik yapan eski genel müdürler hakkında ise soruşturma açılmadığı ifade ediliyor. yurtdışındaki Türkler, sahte şirketler aracılığıyla yüksek maaş alarak emekli olmuştu.

Şimdi ise bu kişilerin maaşları iptal edilecek ve yapılan ödemeler geri talep edilecek. İşlemler 10 yıl geriye dönük olarak incelenecek ve bu kişiler hakkında hukuki süreç başlatılacak.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

CHP’de Adaylık Tartışmaları: Mansur Yavaş Önseçime Katılmayacak

Mansur Yavaş’ın, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşmede, “Ön seçime katılmayacağım. Ön seçim tek başına bir kriter olmamalı. Alternatif seçenekler de masada bulunmalı” dediği öne sürüldü.

Yavaş’ın, “Önseçimin şimdiden partililer arasında büyük bir ayrışmaya yol açacağını düşünüyorum. Bunun belirtileri de kendini göstermeye başladı” ifade ettiği iddia edildi. Yavaş’ın ayrıca, ön seçimin tek başına kullanıldığı bir mekanizmanın da sağlıklı sonuçlar doğurmayabileceğine işaret ettiği öne sürüldü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş dün Ankara’da bir araya geldi.

Basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Görüşme sonrası Özel, toplantıdan bir fotoğraf paylaştı ve “Birlikteyiz, hep birlikte olacağız. Hep beraber kazanacağız. Türkiye kazanacak.” ifadelerini kullandı. Yavaş ve İmamoğlu Özel’in gönderisini yeniden paylaştı.

Kulis bilgisi paylaşan ANKA, GazeteDuvar, Sözcü gibi gazeteler toplantıda Özel ve İmamoğlu’nun partinin cumhurbaşkanı adayının belirlenmesine ilişkin ön seçim yapılacağı kararını yenilediğini kaydetti. Bunun için bugün Parti Meclisi’nin toplanacağını anımsattı.

Gazeteler, Yavaş’ın, ön seçime kategorik olarak karşı olmadığını ancak kendi kararının, parti üyelerinin katılacağı ön seçimde yer almamak yönünde olduğunu belirtti. Yavaş’ın su konuşmasına yer verdi:

“Ön seçime katılmayacağım. Ön seçim tek başına bir kriter olmamalı. Alternatif seçenekler de masada bulunmalı. Hepsi bizim partililerimiz bizim üyelerimiz, verecekleri karara saygımız elbette vardır ancak ben gündemin bu olduğunu düşünmüyorum. Ancak bunun şimdiden partililer arasında büyük bir ayrışmaya yol açacağını düşünüyorum. Bunun belirtileri de kendini göstermeye başladı.”

Yavaş ayrıca, ön seçimin tek başına kullanıldığı bir mekanizmanın da sağlıklı sonuçlar doğurmayabileceğine işaret ettiğini belirten gazeteler kamuoyuna yansıyan bazı anketlerden örnekler verdiğini, aday belirlemek için ön seçim dışındaki mekanizmaların da değerlendirilmesi gerektiğini söylediğini aktardı.

Ayrıca Yavaş’ın aday belirleme sürecinin erken olduğunu, gündemin ön seçim tartışmalarıyla meşgul edilmemesi gerektiğini söylediğini geçti.

Yavaş’ın “Bizim gündemimiz açlık ve yoksulluk olmalı. İnsanlar perişan. İktidarı biz ancak bu gündemle devirebiliriz. Bu konuda çalışma yapıp halka bozulan ekonomiyi düzeltebileceğimiz konusunda güven vermeli ve önceliğimiz bu olmalı” sözlerini aktardı.

CHP’de erken seçim tartışması

31 Mart 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olan CHP son aylarda erken seçim çağrılarını sıklaştırmış durumda.

İstanbul’daki Esenyurt ve Beşiktaş belediyelerine yapılan operasyonlar ve İstanbul Büyükşehir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na açılan soruşturmalar da bu süreci hızlandırdı.

İmamoğlu’na açılan iki soruşturma sonrası CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin cumhurbaşkanı adayını belirleyeceklerini söylemişti. Geçen hafta partisinin grup toplantısında cumhurbaşkanı adayının CHP üyeleri tarafından belirleneceğini belirtti.

Ekrem İmamoğlu 30 Ocak Perşembe günü bir video yayımladı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayını belirlemek için ön seçim süreci başlatmasının “devrimsel” bir nitelik taşıdığını belirtti.

“Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, partimiz için son derece demokratik bir Cumhurbaşkanı adayı belirleme süreci başlattı. CHP’nin tam 1,6 milyon üyesi ön seçimlerde partimizin adayını belirleyecek. Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir” dedi.

İmamoğlu, partinin aldığı bu kararı desteklediğini ifade ederek ‘erken seçim’ vurgusu da yaptı: “Bu dibe vuruştan kurtulmanın tek yolu erken seçimdir. Sandık gelir, herkes boyunun ölçüsünü alır. Bu yoldan da dönmeyeceğim.”

Mansur Yavaş 3 Şubat Pazartesi günü yaptığı açıklamada cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarına ilişkin, ‘Aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir” dedi.

Ülkedeki ekonomik sıkıntıların öncelik olduğunu ifade eden Yavaş, ”Ben öncelik olarak şu ekonomik sıkıntı varken adayların birbirinin enerjisini yormaması, toplumun bununla uğraşmaması kanaatindeyim. Bütün siyasi partilerin, özellikle muhalefetin hep birlikte bugün yaşanan derin yoksulluğa sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Özgür Özel 6 Şubat’ta Sözcü TV’de “Geçen pazartesi akşamı Mansur Yavaş ile verimli bir görüşme yaptık. Ön seçime bir itirazı yok. Girer mi girmez mi bilmiyorum. Mansur başkanın partiye ve ülkeye kaybettirmek gibi bir niyeti hiç yok” dedi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Ankara’da 38 Kişi Sahte İçkiden Hayatını Kaybetti

Son yıllarda fiyatların ve vergilerin artmasıyla birlikte sahte içkiden kaynaklanan ölümlerde artış yaşanıyor. Ankara’da sahte içkiden hayatını kaybedenlerin sayısı 33’ten 38’e yükseldi.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen resen soruşturma çerçevesinde tutuklu sayısı da 17’den 19’a yükseldi. Soruşturma kapsamında sahte içki tüketenlerle ilgili filyasyon ekibi kuruldu.

Öte yandan sahte içkiyi satan kişinin de Ankara Şehir Hastanesi’nde entübe edildiği öğrenildi. Yoğun bakımdaki kişi sayısının ise 20’den 32’ye yükseldiği kaydedildi.

Son yıllarda fiyatların ve vergilerin artmasıyla Türkiye’de sahte içki tüketiminden kaynaklanan ölümlerde artış yaşanıyor.

Özellikle yılbaşı gibi tüketimin yoğun olduğu dönemlerde yasa dışı yollardan üretilen içki ürünleri piyasaya sürülüyor. Bu ürünler genellikle merdiven altlarında üretiliyor ve ayrıca insan sağlığına ciddi zarar verebilecek metanol gibi maddeler içeriyor.

Uzmanlar, vatandaşları bandrolsüz veya şüpheli içki satın almamaları konusunda uyarıyor. Sahte içkinin kokusu, rengi veya tadı normal içkilerden kolayca ayırt edilemeyebilir. Bu nedenle tüketicilerin yalnızca güvenilir kaynaklardan alkol satın alması gerektiği belirtiliyor.

Sahte içki tüketen kişilerde genellikle 12-24 saat içinde baş ağrısı, mide bulantısı, görme kaybı, bilinç kaybı gibi belirtiler ortaya çıkıyor.

Paylaşın

CHP’de Özgür Özel Ekrem İmamoğlu Ve Mansur Yavaş Zirvesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile bir araya geldi.

Haber Merkezi / Yaklaşık 2,5 saat süren görüşme sonrası CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından “Birlikteyiz, hep birlikte olacağız, hep beraber kazanacağız, Türkiye kazanacak…” mesajını paylaştı.

CHP bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde göstereceği adayı parti üyeleri arasında yapılacak ön seçim ile belirleme kararı alırken, iki güçlü aday olan Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu’nun adayın açıklanmasına ilişkin zamanlamaya dair farklı görüşlerde olduğu kulislere yansımıştı.

Ana hatlarıyla; Yavaş cephesi aday açıklanması için şu anda erken olduğunu düşünürken aynı zamanda adayın CHP üyeleri arasında ön seçim ile belirlenmesine de tüm Türkiye’nin eğilimini yansıtmayabileceğini söyleyerek sıcak bakmıyor.

Ekrem İmamoğlu cephesinde ise adayın bir an önce açıklanması gerektiği çünkü iktidarın yargı eliyle CHP üstündeki oluşturacağı baskının aşılmasında bu yöntemin de etkili olabileceği düşünülüyor.

Bu kanat 2023 seçimlerinde CHP’nin adayı Kemal Kılıçdaroğlu isminin son ana kadar açıklanmaması ve son anda Meral Akşener ile olan 3 Mart krizinin bir kez daha yaşanmaması gerektiğini de ifade ediyor.

Ekrem İmamoğlu, dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili’nin yazdığı iddianameyle üçüncü kez “siyasi yasak” talebiyle karşı karşıya kaldı.

İmamoğlu, soruşturma için ifadeye gitmeden bir gün önce 30 Ocak’ta yaptığı açıklamada, “Ülkemiz tarihinde ilk defa yapılacak olan bu demokratik uygulama, yakın geleceğimiz adına tam bir devrimdir” diyerek Özel’in yol haritasına destek verdi.

31 Ocak’ta ifade veren İmamoğlu’na destek vermek için Çağlayan’daki Adalet Sarayı’nın önüne gelen ve sonrasında İBB Başkanı’yla el ele halkı selamlayarak “birlikteyiz” mesajı veren CHP’nin diğer potansiyel cumhurbaşkanı adayı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise adayın erken belirlenmesine karşı.

Mansur Yavaş, gazetecilerin soruları üzerine, “Her şeyden önce aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir, her şey değişir” dedi.

Ön seçim yapılırsa aday olup olmayacağı sorulan Yavaş, “Gün ola harman ola. O güne kadar kim kalacak, önce bir seçim tarihi belli olsun. Daha geniş konuşuruz” karşılığını verdi.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara “Çözüm Projen Nedir?” Sorusu

Mersin’de düzenlenen Özgürlük İçin Barış Mitingi’nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış bu kadar konuşulurken ve İmralı’dan gelecek mesaj herkes tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken ey iktidar sen ne yapıyorsun? Senin çözüm projen nedir? AKP’nin çözüm projesi nedir?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Mersin’de düzenlediği Özgürlük İçin Barış Mitingi’nde konuştu. Hatimoğulları, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Bugün İmralı’da Sayın Öcalan ile devam eden görüşmeleri toplumun  tamamı merak ediyor. Bu süreç nereye evrilecek, bu süreç bir çözüm ve barış süreciyle taçlanacak mı? Bütün bu sorular bu alanı dolduran siz değerli halklarımızın merakla beklediği sorulardır. Emin olun ki sadece sizler değil, Türkiye’nin dört bir yanında Türkü, Kürdü, Arabı, Lazı, Çerkesi ezcümle bu ülkede yaşayan bütün halklar, bütün yurttaşlarımız yüzünü gözünü İmralı’ya ve yapılacak açıklamaya dönmüş durumdadır. Ben sözlerime başlarken bu konunun nereye ve nasıl evrilmesi gerektiğini sizlerle paylaşırken ilk olarak Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı görüşme heyetimizle göndermiş olduğu selamlarını sizlere iletiyorum. Sayın Öcalan’ın selamlarını iletiyorum sizlere.

Bize diyorlar ki kayyım atanırken, gözaltı ve tutuklamalar devam ederken bu süreç barışla taçlanır mı? Siz değerli halkımızın en çok sorguladığı soru bu, bunu biliyorum. Burada başta Akdeniz Belediyemiz olmak üzere kayyım atayan zihniyeti barışla eşleştiremeyiz. Kayyım atayan zihniyeti buradan bir kez daha kınıyoruz, kabul etmiyoruz. Bakın bizler belediyelerimizi alnımızın akıyla, siz değerli halkımızın kayyım atanmasına rağmen onurlu dik duruşuyla kazandık.

Akdeniz Belediyesi bu ülkenin nadide belediyelerinden biridir. Akdeniz Çukurova’nın Türkiye’nin nadide kentlerinden birisidir. Siz değerli Kürt halkı 90’lı yıllarda savaşın ve çatışmanın yoğun olarak yaşandığı dönemde oralardan kalkıp buralara göç etmek zorunda kaldınız. Burada sürgüne geldiğiniz memleketi kendi memleketiniz yaptınız. Akdeniz Kürt halkının memleketi oldu, Arap halkı ve Türk halkının olduğu kadar. Ve kayyım atayan bu zihniyet sadece Kürt halkına, Kürdün iradesine kayyım atamadı; Arabın, Türkün ve burada yaşayan bütün halkların ve inançların iradesine kayyım atadılar.

Biz burada Mersin’de, Akdeniz’de bu zulmü bize yaşatanlara bir kez daha diyoruz ki irademizi gasp edemezsiniz. Elinizde koltuk değneği olarak kullandığınız yargıyla belediyemize kayyım atayarak halkın iradesine el koyduğunuzu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Kayyım siyasi darbedir, irade gaspıdır, halk tanımamaktır, seçme ve seçilme hakkını yurttaşın elinden almaktır. Biz bunu dün olduğu gibi bugün de kabul etmiyoruz. Akdeniz halklarındır, Akdeniz bizimdir ve böyle kalmaya devam edecektir.

Türkiye halkları bizlere soruyor, barış nasıl olacak, barışı neden istiyorsunuz diye. Kürt halkı 50 yıldır verdiği mücadelede barış demekten hiç vazgeçmedi. Bizler barışı bugün aklımıza gelerek dillendirmedik. Bizler barış için bu ülkede hep birlikte, Kürt halkıyla beraber, bu ülkede barış isteyen Türk halkıyla beraber, barış isteyen bütün halklarla birlikte DEM Parti’de mücadele ettik. Tarihimiz boyunca ödediğimiz bütün bedellere rağmen, en ağır bedelleri ödememize rağmen bizler barış demekten asla vazgeçmedik.

Türkiye halkları barış olursa nasıl olacak diyor. Biz de bu sorunun yanıtını buradan Mersin ve Çukurova’dan bir kez daha veriyoruz. Biz kadınlar barış istiyoruz. Çünkü biz kadınlar her gün erkekler tarafından işlenen cinayetlerde katledilmek istemiyoruz. Biz kadınlar siyasette özne olduğumuz zaman bizleri katletmelerine göz yumamayız. Biz kadınlar Rojava’da IŞİD zihniyeti ile mücadele ederken oradaki kadınların kazanımlarının yok edilmesini istemiyoruz. Biz kadınlar Tarsus’ta katledilen sevgili Özgecan gibi katledilmek istemiyoruz. O nedenle biz kadınlar barış istiyoruz. Biz kadınlar Jin Jiyan Azadî şiarıyla barış istiyoruz, barış istiyoruz.

Barış mücadelesinin en önemli sembolü bugün bu meydanın en ön saflarında yer alan beyaz tülbentli analar, sizleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Siz değerli analar ödediğiniz bedellere, çektiğiniz acılara rağmen, yitip giden çocuklarının yasını tutarken beyaz tülbenti başınızdan eksik etmediniz, özgürlük mücadelesini büyüttünüz, barışın sembolü oldunuz. Değerli kadınlar ve değerli halklarımız çocuğunun cenazesi kargo koliyle teslim edilmişti Halise anaya.

Halise Aksoy. Çocuğunun cenazesi kendisine kargo kutusuyla teslim edildiği halde o acıya rağmen barış dedi. O acıya rağmen barış demeye devam etti. Barış için mücadele ederken sevgili Halise anaya 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiler. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz ve analara sözümüz olsun ki bu topraklarda bugün ya da yarın er ya da geç sizlerin mücadelesini verdiği barışı biz bu coğrafyada inşa edeceğiz. Buradan Halise analarla dayanışmak için sevgili kadınları, hep birlikte alkış ve zılgıtlarımızla büyük bir dayanışmaya çağırıyoruz.

“Kürt sorunu çözülürse işçinin ekmeği büyür”

Bize diyorlar ki neden barış istiyorsunuz. Bu ülkede Kürt sorunu çözülünce bütün sorunlar çözülmüş mü olacak diye bir soruyla çok sık karşılaşıyoruz. Evet Kürt sorunu çözülürse bu ülkede demokrasinin önü açılır, Türkiye demokratikleşir. Kürt sorununun çözümü Türk işçisini neden ilgilendirir biliyor musunuz? Bunu Türk, Arap, Ermeni işçi kardeşlerime özellikle altını çize çize söylemek isteriz. Ey işçi kardeşim Kürt sorunu çözülürse, bu ülkede demokrasinin tesis edilmesi başlarsa senin ekmeğin büyür, İHA’lara, SİHA’lara, özel güvenlik politikalarına, savaşa, mermiye, tanka, topa, askere ayrılan bütçe artık oraya ayrılmayacak. Senin ekmeğinin büyümesi için hep beraber mücadele edeceğiz.

Bizlerin, işçilerin, emekçilerin özellikle terör parantezi içine alarak bugün bir tane eylem, basın açıklaması yapması engelleniyor. İşçilerin grev hakkı engelleniyor. Gerekçe tırnak içinde bütün demokrasi mücadelesini terör parantezine almalarıdır. Buradan en yüksek sesle haykıracağız yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın işçilerin birliği. Barış istiyoruz, niye? Göç bitsin diye. Suriye’de savaş başladığı günden bugüne kadar Mersin Adana Antakya Osmaniye ve bütün sınır illerimizde yoğun bir göçün yaşandığını biliyoruz. Göç edenler mutlu değil, topraklarından oldu. Buraya geldiklerinde de yaşadıkları sorunlar çabasıdır. Bizler göç bitsin diye barış diyoruz. Bakın Akdeniz. Akdeniz’in hırçın dalgalarının sesi kulaklarımıza geliyor.

Akdeniz’in dibinde, çocukların ve kadınların cenazeleri, sayısız göçlerin cenazeleri o denizin dibinde. İşte bu ölümler bitsin diye barış istiyoruz. Doğanın hakkı sağlansın diye barış istiyoruz. Kullanılan kimyasal silahlarla sadece insanı katletmiyorlar, kullanılan kimyasal silahlarla doğa da katlediliyor. Bizler doğanın hakkı için de barış istiyoruz. Bütün Türkiye halkları neden barış istediğimizi lütfen can kulağıyla dinlesin ve lütfen Kürt Türk Arap Laz Alevi Sünni Hıristiyan ayırmadan gelin hep beraber büyük barış projesinde el ele verelim ve bu mücadeleyi birlikte yürütelim.

Bizler barış istiyoruz. Barış istiyoruz ki burada şimdi bizleri çeken ve bütün Türkiye ve dünyaya servis eden değerli basın emekçileri katledilmesin, tutuklanmasın diye barış istiyoruz. Biliyorsunuz Nazım Daştan ve Cihan Bilgin İHA ve SİHA’larla katledildiler sınırın öte yanında Rojava’da. Şimdi Aziz Köylüoğlu. O da katledildi yine hava araçlarıyla. Ben Musa Anterlerden Çukurova’nın bisikletli gazetecisi Kadri Bağdu’ya kadar katledilen bütün basın emekçilerini saygıyla anıyorum, saygıyla onların önünde eğiliyorum. Sadece onlar değil aynı zamanda gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor.

Jinnews’e, Mezopotamya Ajansı’na burada sayamadığım çok sayıdaki basın emekçisine yönelik gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Halkayı genişlettiler. Halk TV’ye çekilen operasyonla Suat Toktaş cezaevinde. Bir kez daha diyoruz ki faşizme karşı dışarıda birleşmeliyiz ki içeride, hapishanelerde bir arada olmayalım. Barışa uzattığımız el sadece iktidar ve devlet açısından değil aynı zamanda muhalefet açısından da ne kadar kıymetli. Bir arada ve el ele olmamız ne kadar kıymetli.

Sayın Öcalan içeriden göndermiş olduğu mesajında özellikle muhalefete bu dönemde barışın sesi ve soluğu olması için, barışa dair yapılan çalışmalarda görev ve sorumluluk alması için çok önemli mesajları vardı. Bizler de buradan bu mesajları değerli halklarımıza ve muhalefete bir kez daha iletiyoruz. Sayın Öcalan İmralı’dan çok önemli bir mesaj daha gönderdi. Dedi ki Kürt sorununun çözümü Türkiye’nin  demokratikleşmesinden geçer. Demokratikleşemeyen bir ülke Ortadoğu yangın yerine döndüğü zaman da ne yazık ki olumsuzluklarla karşılaşırız. O nedenle barışın bu öneminin altını ısrarla çizmiştir, demokratikleşmenin bunun yolu olduğunun altını ısrarla çizmiştir.

Değerli Alevi canlarımız bizleri ‘Aleviler barışı konuşuyor’ buluşmalarına davet ettiler. Bu buluşmaları devam ettirecekler. Bizler de gücümüz yettiğince katılacağız ve Alevi canlarımızla barışı konuşacağız. Alevi canlarımıza söylediğimizi burada diğer Alevi canlarımız da duysun diye altını çizerek belirtmek isterim. Bizler eşit yurttaşlık hakkı için mücadele ediyoruz.

Bizler barıştan bahsederken bu ülkede yaşayan bütün farklı halklardan ve inançlardan insanların ortak demokratik bir zeminde yaşamlarından bahsediyoruz. Bu nedenle barış mücadelesine her zamankinden daha çok birlikte sahip çıkmanın tam da zamanıdır. Ben buradan Suriye’de, Hama’da, Humus’ta, Lazkiye’de katledilen bütün Alevi canlarımızı saygıyla anıyorum ve onların yanından olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Bizler Türkiye’nin iç barışından bahsederken aynı zamanda Suriye’nin de iç barışından bahsetmeliyiz. Bugün Suriye’de yıllardır devam eden savaşta IŞİD’e, SMO ve onların türemiş olduğu El Nusra, El Kaide gibi örgütlere karşı en güçlü mücadeleyi Rojava’da başta Kürt halkı olmak üzere oradaki halklarımız vermiştir. Rojava’da sahip olunan öz yönetim ve toplumsal sözleşmeyle çok önemli demokratik bir modele imza atılmıştır. Rojava’da neler olduğunu havuz medyasından, yandaş medyadan takip eden değerli yurttaşlarımıza buradan altını çizerek Rojava ne demektir bunu bilince çıkaralım isteriz.

Rojava’da kadınlar ve erkekler eşit bir şekilde siyasette temsil ediliyor. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet sistemi var. Rojava’da hangi halktan ve inançtan olursan ol o yönetimlerde yer alabiliyorsun, kendi inancınla ibadetini yapabiliyorsun, hiç kimse sana karışmıyor. Rojava’da seküler kültür vardır, demokrasi vardır, öz yönetim vardır. Şimdi bu dönemde Suriye’deki yeni gelişmeler karşısında Rojava’nın bu huzurunu kaçırmak isteyenler var. Türkiye’de eğitip donattıkları SMO şimdi Tişrin Barajına ve Karakozak Köprüsüne saldırı düzenliyor. Biz burada Tişrin Barajında nöbet tutan değerli halklarımıza, Rojava’daki onurlu direnişe selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Yine sıklıkla sorulan bir soru. Bu süreçten çözüm çıkar mı ve bu süreç nasıl ilerleyecek? Bizler barışı evimizde oturarak beklemedik. Hep mücadele ettik. Şimdi Sayın Öcalan’ın girişimi ve yapacağı çağrı ile barışa dair bir yol alınacağını umut ediyoruz. Ama evimizde oturup bekleyerek değil. Biz DEM Parti olarak 42 merkezde halk buluşmaları gerçekleştirdik. 10 günlük zaman diliminde evde oturmak yok, 10 gün boyunca bütün halkımız seferberlik içindeydi. Partimiz seferberlik içindeydi. Mitinglerimizi gerçekleştiriyoruz.

Gördüğünüz gibi bizler barışı evimizde oturarak beklemiyoruz. Bu sürecin barışa evrilmesi için siz değerli halkımızdan en büyük ricamız alanlara, meydanlara çıktığımızda eğer 1 kişi geliyorsak 5 kişi gelelim 10 kişi geliyorsak 20 kişi gelelim, yani barışı demokratik zeminde sahiplenmek ve onu bir oya gibi nakşetmek bizlerin görevi. Sayın Öcalan’ın talebi bu olur zaten, bundan da hiç şüphemiz yok. O yüzden biz bu süreçte kendimize ve Sayın Öcalan’a güveneceğiz ve bu süreci bu şekilde yürüteceğiz.

Biraz önce saymakla bitiremediğim Türkiye’de yaşanan baskılar, barışla bir arada olmaz. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan Rojava’yı bombalayacaksınız. Bir yandan barış diyeceksiniz bir yandan kayyım atayacaksınız. Buradan Mersin’den devlet aklına ve hükümete sesleniyoruz. Baskı ve zulümden vazgeçin. Bu görüşmeler tarihi bir öneme sahiptir. Dünya’nın içinden geçtiği karmaşada, Suriye ve Ortadoğu’nun içinden geçtiği karmaşada uzatılmış olan bu barış eli tarihi bir öneme sahiptir. Bizler 21’inci Yüzyılı elbette barışla taçlandırabiliriz.

Sayın Öcalan 12 metrekarelik hücresinde gece gündüz demeden 26 senedir bugünler için çalıştı. Kendisinin en önemli sözü. “Ben çok yoğun bir şekilde çalışıyorum” diyor. “Benim daha rahat çalışabilmem ve herkesle görüşebilmemin olanakları sağlanmalıdır” diyor. Biz de bu talebin arkasındayız. Barış sürecinin daha ciddi bir biçimde konuşulması için Sayın Öcalan üzerindeki tecrit derhal kalkmalıdır.

Tecrit kalkarsa Sayın Öcalan’ın da mesajında ilettiği gibi “Kürt sorununun çatışma zemininden barışçıl, demokratik ve hukuki zemine çekilmesi konusunda çalışmaya hazırım” diyor. Biz onun yürüttüğü bu çalışmada elbette bu çalışmanın önünün açılması için bugün yaptığımız mitingler gibi her yerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu süreç bekleme süreci değil, beklersek onurlu bir barışı elde edemeyiz. Mücadele ettikçe, barış sesi gür çıktıkça biz bu süreci barışa pekala evriltebiliriz. Buradan bir kez daha çağrılarımızı yeniliyoruz, İmralı tecridi kalkmalıdır.

Onun yanı sıra Sayın Öcalan dışarıdan kiminle görüşmek istiyorsa görüşmelerin önü bir an önce açılmalıdır. Devlet aklı ve iktidar yapması gereken en acil işlerden biri budur. Barış bu kadar konuşulurken ve İmralı’dan gelecek mesaj herkes tarafından büyük bir merak ve heyecanla beklenirken ey iktidar sen ne yapıyorsun? Senin çözüm projen nedir? AKP’nin çözüm projesi nedir? Somut olarak güvenilir adımlar atmalarını bekliyoruz. Bunu her fırsatta söyledik ve söylemeye devam edeceğiz. Barışı bizler istiyoruz. Sayın Öcalan tarihi bir çağrıya hazırlanmaktadır ve bunu barış için yapmaktadır. DEM Parti barışı istiyor. Kürt halkı barışı istiyor, Aleviler barışı istiyor, muhalefet barışı istiyor. Ey iktidar sen ne istiyorsun? Bu sorunun yanıtını çık ver.

“Demokratik ve barışçıl bir ülkeyi hep beraber inşa edeceğiz”

Bizler bütün Çukurovalılar olarak bir aradayken Sayın Öcalan’ın selamını sizlere ilettim. Biz buradan İmralı’ya barış adına, özgürlük, eşitlik, adalet adına selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz. Bizler barışı havan topuyla katledilen Ceylan Önkol için, yaylım ateşiyle vurulan Uğur Kaymaz için, cenazesi buzdolabında bekletilmek zorunda kalınan Cemile kızımız için, ekmek almaya giderken katledilen Filistinli çocuklar için, İntifada’nın çocukları için, tanklara karşı taşla mücadele eden çocuklar için, kaçırılan, istismar edilen, köle gibi satılan Êzidî kadınlar için, Alevi kadınlar için istiyoruz.

Sevgili Nazım’ın şiirinde resmettiği gibi et yiyemeyen ve bir iskelet gibi işten eve gelmek zorunda kalan çocuklar için istiyoruz. Bizler barışı çocuklarımız için istiyoruz. Burada da bunun sözünü veriyoruz. Çocuklar inanın çocuklar güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli güzel günler göreceğiz, motorları maviliklere süreceğiz, motorları özgürlüklerin maviliklerine süreceğiz. Barışın maviliklerine süreceğiz ve özgür bir ülkeyi, demokratik ve barışçıl bir ülkeyi hep beraber inşa edeceğiz.”

Paylaşın

CHP’de Adaylık Tartışmaları: Mansur Yavaş Ne Yapacak?

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), erken seçim olmaz ise, 2028 yılında yapılacak seçimleri için cumhurbaşkanı adayını erken belirleme kararını doğru bulmadı.

Türkiye’nin gündeminin yoksulluk olduğunu söyleyen ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Bizim gündemimiz belli. Bu gündem dışında hiçbir şeyin tartışılmasından yana değilim” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ön seçim kararının alınacağı Parti Meclisi toplantısı öncesi İstanbul ve Ankara belediye başkanları ile bir araya gelecek. Bugün Ankara’da gerçekleşecek buluşmada ön seçim kararı ile ilgili itirazların ele alınıp orta bir yol aranması bekleniyor. Ancak Parti Meclisi, itirazlara karşın ön seçim kararını alırsa Mansur Yavaş’ın bu seçime katılıp katılmayacağı da merak konusu.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Birçok siyasetçi Yavaş’ın sadece CHP üyelerinin katılacağı bir ön seçime girmeyi doğru bulmayacağını belirterek, “Sayın Yavaş seçime girerek değil girmeyerek etkisini göstermek isteyebilir. Sahne dışında kalarak güç toplamaya devam eder. Ön seçimde de tüm üyeler oy kullanamaz. Verilmeyen her oy Mansur Bey’e yazar. Önümüzdeki 3 yıl çok şeye gebe” diyor.

Muhalefette “Altılı Masa” travması

Öte yandan 2023 seçimleri öncesi başta CHP ve İYİ Parti olmak üzere altı siyasi partinin oluşturduğu Millet İttifakı, kamuoyuna yansıyan isimlendirmeyle ‘Altılı Masa’yı seçim yenilgisinden sonra hiç kimse hatırlamak istemiyor. Hatta muhalefet arasında yeni iş birliği mekanizmaları oluşturulması gerektiği ifade edilince, “Altılı Masa travmasını hatırlatan bir şey olmamalı. Yeni bir yol bulunmalı” deniliyor.

Muhalefette birlik tartışması CHP’nin cumhurbaşkanı adayını erken belirleme kararı ile yeniden alevlendi. CHP içinden bazı isimlerin de yer aldığı muhalefet temsilcileri, şu ifadeleri kullanıyor:

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 38 değil yüzde 50’nin üstünde oy alınması gerek. CHP’nin kendi adayını belirleme hakkı var ama bunu istişare etmeden yapıyorsa o aday tüm muhalefetin adayı olmayacaktır. Böyle bir dayatmayı kimse kabul etmez. Biz birinci partiyiz, peşimize takılın bakışı doğru değil. Altılı Masa dağıldı ama birlik-beraberlik ruhu devam etmeli. Belki parlamenter sistemden yana olanlar platformu kurulabilir.”

Paylaşın