Türk Tabipleri Birliği Uyardı: Pandemi Bitmedi

Türk Tabipleri Birliği (TTB), yazılı bir açıklama yayınlayarak yetkililerin “pandemi bitti” algısı yaratabilecek tutumlardan kaçınması gerektiğini vurguladı. Açıklamada, yeni dalgaya etki edebilecek güncellenmiş aşıların ekim-kasım aylarında hazır olacağının altı çizilirken, gerekli önlemler alınmadığı takdirde yıkıcı etkiler yaşanacağına dikkat çekildi.

Vaka sayılarındaki yeniden artışla birlikte, TTB tarafından konuya ilişkin “COVID-19 Pandemisi Bitmedi” başlığıyla bir açıklama yapıldı. Haziran ayının ortalarından itibaren başta İstanbul olmak üzere ülke genelinde yeni bir dalganın başladığı ve hızlanarak vaka sayılarını ciddi şekilde arttırdığı belirtilen açıklamada şu sözlere yer verildi:

“Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan 26 Haziran-3 Temmuz haftası için yeni olgu sayısı, günlük ortalama 8 bin 159 olup bir önceki haftanın iki katından daha fazladır. Öte yandan %30-40’ları aşan test pozitiflik oranlarının açıkça gösterdiği üzere gerekenden çok az test yapılmakta olduğu düşünüldüğünde, Avrupa’da benzer nüfus ve varyant profiline sahip ülkelerdeki günlük 80-100 bini aşan sayılar bizim için de geçerli olabilir.”

Aşılama oranı düşük

Yeni varyantların ağır hastalık yapmasını engelleyecek olan ek aşıları yaptırmış olan kişi oranının 18 yaş üstü nüfusta %33, 12 yaş üstü nüfusta ise %11 olduğu vurgulanan açıklamada, kısa sürede milyonlarca insanın hastalanması ve işe gidememesi nedeniyle birçok işkolunda işlerin aksayabileceği belirtildi.

Açıklamada, yeni dalganın başladığı bazı ülkelerde sağlık ve havayolları hizmetlerinde aksamalar görülmesinin altı çizildi. Covid-19’un ölümle sonuçlanmasa bile bazı kişilerde uzun dönemde komplikasyonlara neden olduğu da hatırlatıldı.

Yeni önlemler gerekiyor

TTB, vaka sayılarının azaltılması ve başta aşısız olan küçük yaş grupları ile risk altındaki ileri yaş ve eşzamanlı hastalıkları olan yurttaşların korunması için alınması gereken bir dizi önlem açıkladı:

  • Yetkili makamlar, pandeminin sona erdiği Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edilmediği sürece “Pandemi bitti” şeklinde algılanabilecek açıklamalar yapmaktan kaçınmalı,
  • Ülkemizde vaka sürveyansının, tüm vakaları saptayabilecek şekilde genişletilmesi, vakalara ait yaş, cinsiyet dağılımları, aşılanma durumları, il ve ilçe verileri, yoğun bakım doluluk oranları, vefat edenlerin ayrıntılı özellikleri açıklanmalı,
  • Yapılmakta olan genomik sürveyansın yaygınlaştırılarak, elde edilen verilerin harekete geçebilmeyi sağlayacak şekilde güncel olarak paylaşılması,
  • Primer aşılama ve ek aşı dozlarının yapılabilmesi için ciddi kampanyalar şeklinde aşılama çalışmalarının yapılması, 12 yaşın altındaki çocuklar için uygun aşıların sağlanarak aşılamanın başlatılması,
  • Toplumda infeksiyonun yayılımını engellemek üzere kapalı alanlarda ve toplu taşıma araçlarında maske kullanım zorunluluğunun yanı sıra, kapalı mekanların havalandırılmasını sağlayacak önlem ve düzenlemelerin hayata geçirilmesi ve pozitiflik saptananların veya temaslıların etkili izolasyonu için HES kodu uygulamasının hızla geri getirilmesi,
  • Yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle artacak insan hareketliliğinin virüsün yayılımını artıracağı ve en riskli grup olan yaşlıların bu yayılımdan doğrudan (ziyaretler nedeniyle) ve ciddi şekilde etkileneceği göz önüne alınarak topluma yönelik bilgilendirme çalışmaları yapılması ve önlemlere uyma çağrısında bulunulması,
  • İnfeksiyon geçirenlerin testlerini yaptırmaları, soğuk algınlığı (solunum yolu infeksiyonu) belirtileri/bulguları olduğu sürece; başkaları ile temas etmemeleri ve maske takmaları, evde kalarak işe gitmemeleri, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlardan, yukarda belirtilen riskli kişilerle temastan kaçınarak infeksiyonun yayılımının engellenmesi konusunda katkıda bulunmaları, işverenlerin çalışanlarını bu yönde desteklemeleri böylelikle daha büyük işgücü kayıplarını engellemeleri gereklidir.
Paylaşın

Meral Akşener: Madem Dodurga Büyük Zafer O Zaman Sandığı Getir

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çankırı’nın Dodurga beldesi seçimleriyle ilgili yorumlarını, “Madem doktor, avukat, kadın cinayetlerini, çocukların gençlerin umutsuzluğunu, ev kadınlarının çaresizliğini, çiftçinin çilesini örtebilecek kadar büyük bir seçim kazandınız, o zaman sandığı getir” sözleriyle değerlendirdi.

Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek, Dodurga’da yapılan seçimi  köşesine taşıyarak, “Sanırsınız, Dodurga Türkiye’nin özeti gibi bir yer ve AK Parti’nin “Dodurga Zaferi”, 2023 yılında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimlerin işaret fişeği” yorumunu yaptı.

“AK Parti’deki bu Dodurga Zaferi sevincini dün telefonla görüştüğüm İYİ Parti lideri Meral Akşener’e sordum” diyen Zeyrek, şunları aktardı:

“Kendisi, Konya’da katledilen hekimi, İstanbul’da katledilen avukatı anımsattı ve şöyle dedi:

“Bütün meslek grupları bu kadar acı içindeyken Erdoğan Dodurga zaferi kutluyor. Cumhurbaşkanı Sarayı’na kapatıldığından bu yana bu arkadaş bir paralel evrende yaşıyor. Saray yaşamında ülke gerçeklerini göremiyor. ‘Açım’ diyene ‘ne açı’ diyor. Madem doktor, avukat, kadın cinayetlerini, çocukların gençlerin umutsuzluğunu, ev kadınlarının çaresizliğini, çiftçinin çilesini örtebilecek kadar büyük bir seçim kazandınız, o zaman sandığı getir.”

Oyların yüzde 87,02’sini aldı

Çankırı’nın Orta ilçesine bağlı Dodurga beldesi yapılan belediye başkanlığı seçimini AK Parti ve MHP’nin ortak adayı Hasan Hüseyin Kaşıkçı, oyların yüzde 87,02’sini alarak kazanmıştı. Seçim sonrası Erdoğan: “Geçtiğimiz hafta yapılan Çankırı Dodurga seçimleri, Anadolu irfanının bir göstergesi olarak siyasi tarihimizdeki yerini almıştır” dedi.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Kriz Ortamı 6 Ayda Rahatlar

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kırşehir’in Kaman ilçesinde ziyaret etti. Pazar yerine giden DEVA Lideri Babacan’la konuşanların gündeminde ekonomi vardı.

Duvar’da yer alan habere göre, Babacan’ı karşılamaya gelen bir kişi “Gençsiniz, zindesiniz. Ekonomiden anlıyorsunuz. Bir ülkede ekonomi şarttır. Bunu başaracağınıza eminim. Ama muhalefetin ‘Gelince hesap soracağız’ söylemine de razı değilim. Bunlar da boş işler” dedi.

Ekonominin durumunun ne zaman düzeleceğine dönük soruya Babacan, “İş başına geldiğimizde altı ayda kriz ortamı rahatlar. Normalleşir. İki senede de enflasyon tek haneye düşer” yanıtını verdi.

DEVA lideri Babacan, bir kişinin “Cumhurbaşkanı’na verdik verdik, ne hale getirdi bizi” sözlerine “Artık yoruldu. Müsait bir yerde indireceğiz. Devam edeceğiz” diye karşılık verdi.

Akaryakıt fiyatlarına tepki gösteren bir kişinin ise Babacan’dan ilginç bir isteği vardı. Arabasının anahtarını çıkartan kişi, “Anahtarı Külliye’ye götürseniz de hediye etseniz. Tayyip ağama verseniz. Bir arabamız var, ona da binemiyoruz” dedi.

“Ben üretim yapıyorum. Benim elimden tutulması lazım” diyen üreticiye Babacan, “Devlet şu anda ‘Sen hiç çalışma. Üretim yapma. Sermayen varsa Kur Korumalı Mevduat hesabına yatır, yan gel yat’ diyor. Şu anda hükûmetin teşviki bu yönde. Türkiye’de çalışan, üreten zarar ediyor” ifadeleriyle karşılık verdi.

‘İlk hafta tek maaşa düşerler’

Babacan’ın pazarda karşılaştığı bir kişinin gündeminde de çoklu maaş tartışmaları vardı. “Bir sürü işsiz varken 10-15 maaş alanları dile getirin” sözlerine üzerine Babacan, “Anında keseriz. İlk bir haftada keseriz. Tek maaşa düşerler” yanıtını verdi.

Babacan ayrıca pazarda karşılaştığı kişinin “Düğün yapacağım yapamıyorum. Böyle olmaz” sözleri üzerine “Şu andaki iktidar bu sorunları çözemez. Bitti. Yapamazlar. Süreleri tamamlanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

AYM, Cizre’de Ölenlerin Yaşam Hakkının İhlal Edilmediğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 tarihinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında hayatını kaybedenlerin yaşam hakkının ihlal edildiğine dair yapılan başvuruyu esastan reddetti.

AYM’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, “güvenlik kuvvetlerinin güç kullanımı sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi ve bu ölüm olayı hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği” suçlamasına ilişkin başvuru karara bağlandı.

Buna göre AYM, esas yönünden “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının öldürmeme yükümlülüğü bakımından ihlal edilmediğine” hükmetti. Kararda ayrıca yine esas yönünden, “Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği” bildirildi.

Başvuruyu yapanların avukatı Ramazan Demir, Twitter hesabından AYM’nin kararına tepki gösterdi ve davayı, yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını bildirdi.

Demir, “AİHM 2018’de yaptığı duruşmada AYM’nin vereceği kararı bekleyin demişti. AİHM’de yapılan duruşmada AYM’nin bugün verdiği kararı vereceğini ayrıntılı olarak ifade ettik ancak dikkate alınmadı. AYM’nin gerekçeli kararı bize ulaştıktan sonra dosyaları tekrar AİHM önüne taşıyacağız” ifadesini kullandı.

AİHM 2019 yılında “AYM kararını bekleyin” demişti

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde aldığı kararda, 2015-2016 yıllarındaki çukur olayları sırasında Cizre, Silopi ve Sur’da uygulanan sokağa çıkma yasağıyla ilgili Türkiye aleyhine yapılan 32 başvuruyu “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle reddetmişti.

Toplam 34 başvuru yapıldı

Çukur olayları sırasında mal ve can güvenliğinin sağlanması amacıyla ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına ilişkin AİHM’e toplamda 34 başvuru yapıldı.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan yazılı görüşler, 13 Temmuz 2017’de AİHM’e iletildi. AİHM, yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü bu 34 başvuru arasından daha önce 2 başvuruyu duruşmalı olarak incelemeye karar verdi.

Strazburg’da 13 Kasım 2018’de görülen duruşmanın ardından AİHM, 29 Ocak 2019’da açıkladığı kararlarla söz konusu 2 başvuruyu kabul edilemez buldu.

Kararda, AİHM yetkisinin ikincilliğine atıf yapılarak başvurucuların, AİHM’den önce şikayetlerini Türk mahkemeleri önünde dile getirmeleri gerektiği belirtildi.

Bu kapsamda özellikle başvuranlar tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurularla ilgili incelemenin henüz sürdüğüne işaret edildi. Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin tüketilmesi gereken ve etkili iç hukuk yolu olduğu vurgulandı.

AİHM, 4 Nisan 2019 tarihinde verdiği kararlarla, daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruların henüz inceleme aşamasında olduğunu, bu nedenle etkili iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtti ve diğer 32 başvuruyu da kabul edilemez buldu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Biz Direnmeyi Biliriz

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Kobani Davası’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur. Biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı da sözümüz var. Bu sözü de her şart altında söyleriz” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, “Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Mithat Sancar, açıklamasının sonuna doğru, ilk seçimlerde iktidarın gideceğini belirterek, “Bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Sincan’da görülen Kobani Davası’na katıldı. Sancar, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Tam bir kumpas operasyonu olarak başlayan davanın bugünkü duruşmasını birlikte izleyeceğiz. Her yönüyle özel operasyon dosyasında Kobani Kumpas Davası. Şimdi de her açıdan hukuksuzluklar örneği olarak devam ediyor. Aslında hukuksuzluk demek hafif kalır. Burada karşılaştığımız şey hukukun basit ihlali değil. Burada karşılaştığımız şey basit bir adaletsiz uygulaması değil, gerçek anlamda bir düşman hukuku uygulamasıdır.

“Burada adil yargılama yok, acil yargılama var”

Onca yıllık akademisyenlik çalışmalarımda incelediğim hukuksuz davaların hepsini geride bırakmış bir düşman hukuku uygulaması olduğunu söylersem abartı değil. Tarihe hukuk adına, adalet adına yüz karası olan davalarda bile bu kadar keyfi uygulama yaşanmadı. Dreyfus, Sakko ve Vanzetti, Reichstag yangını davalarında bile bu kadar cüretkar bir keyfiliğe tanık olmadık. En azından oralarda görüntüyü kurtarma adına hukuk kurullarına şeklen uyma yaklaşımı söz konusuydu burada o da bırakılmış. Adil yargılamadan geçtik burada yapılan tek şey acil yargılamadır. Adaletin gerekleri değil, iktidarın ihtiyaçları esas alınıyor.

“Gizli tanık gizli bir şekilde, yargılananlar ve avukatlar olmadan dinlendi”

Son zamanlarda davayı hızlandırmaya yönelik kararlar çoğaldı, savunma hakkı yok sayılıyor. Savunmaya imkan tanınmıyor, süreler çok kısaltılıyor. Böylece 3 bin 500 sayfalık iddianame 324 klasörden oluşan davada gerçek bir savunma yapılması imkansız hale getiriliyor. Gizli tanık uygulamasının burada yeni bir örneği ile karşı karşıyayız. Gizli tanık ancak istisnai başvurulacak bir uygulamadır ancak özel şartlar varsa bu yola gidilebilir. Oysa Kobanî Kumpas Davasında gizli tanık uygulaması kural haline gelmiştir. Gizli tanık bile gizli dinlenebilir haline geldi. Hafta sonu mahkeme heyeti bir gizli tanığı yargılanan arkadaşlarımız ve avukatların bilgisi dışında dinledi. Gizli tanığı gizli dinleme operasyonuna da böyle bir yargılama hukukunda tanık olduk.

“Bu davayı sadece HDP yönelik değerlendirmek büyük yanılgı olur”

Bu dava Türkiye siyasetini dizayn etme konusundaki kapsamlı mühendislik projesinin önemli bir parçasıdır. Sadece arkadaşlarımızın özgürlüğü gasp edilmiyor, günleri, ayları, yılları çalınmıyor, asıl yapılmak istenen bu ülkenin geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin hukuka uygun bir geleceğinin gasp edilmesidir. Bu ülkenin demokratik ve hukuk devletine uygun geleceğinin gasp edilmesidir. Demokrasi mücadelesini sindirme, gelecek adına umutları boğma çabasıdır karşı karşıya kaldığımız. O nedenle bu kumpas davasını sadece HDP’ye yönelik bir uygulama ve özel durum olarak nitelendirmek büyük hata olur.

“Mahkeme heyeti iktidardan talimat alıyor”

Seçimlere yaklaştıkça belli ki mahkeme heyeti de gündemini ve düzenini bunun ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Yani hukuktan değil iktidardan talimat alıyor. Bunun çok açık örneğini geçtiğimiz haftalarda yaşadık. Bu yargılama için özel olarak atanan Bahtiyar Çolak uzun süre mahkeme başkanlığı yaptı, ardından görevden alındı, ardından çete operasyonunda gözaltına alındı, ev hapsinde tutuldu. Bunun yargılamanın hangi dinamikler, saikler ve hedeflerle yürütüldüğünü ortaya koyan açık bir durum olduğunu kim gözden kaçırabilir. Bizim çağrımız; biz direnmeyi biliriz, her türlü hukuksuzluğa karşı sözümüz var, bu sözü de her şart altında söyleriz. Tıpkı burada duruşma salonunda arkadaşlarımızın o sözü, o hakikatin sözünü en etkili şekilde dile getirmelerinde olduğu. Arkadaşlarımız hakikati dile getiriyorlar, sözlerini en cesur şekilde söylüyorlar. Bizler, halkımız, her alanda hakikati söylemeye devam edeceğiz.

Bu bir kumpas davasıdır. Türkiye siyasetini dizayn etme politikasının önemli bir halkasıdır. Hiçbir muhalefet partisi, derdi demokrasi ve adalet olan hiçbir çevrenin buradaki kumpasa seyirci kalmaması gerekiyor. Burada hazırlanan gelecek ya da düzen ülkenin nasıl bir geleceğe mahkum edilmek istendiğinin tipik bir örneğidir. Çarpıcı bir timsalidir. Adaletsizliğe her alanda karşı çıkmazsak her alana adaletsizliğin yayılmasını da önleyemeyiz.

“Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır”

Son zamanlarda başka davalarda da bu keyfilikleri ve pervasızlıkları gördük. Gezi yargılamaları bunlardan biriydi. Bu gibi durumlarda sadece kendisi ile ilgili bir adalet sorunu gören kısıtlı anlayış yatar. Adaletsizlik kime yapılırsa yapılsın, hep birlikte buna karşı çıkılmadıkça bu ülkeyi adaletsizlik pençesinden kurtarma imkanımız yoktur. Bu dava HDP’yi hedef almakla sınırlı bir dava değildir. Bu dava arkadaşlarımıza ceza vermek için hukukun bütün kurallarının bir kenara bırakıldığı, keyfi bir planın parçasından ibaret değildir. Bu dava ülkenin geleceğini gasp etmek için yapılan hazırlıkların en önemli parçasıdır. O nedenle bütün muhalefet partilerini, demokrasi ve adalet isteyen bütün çevreleri gözlerini bu davaya çevirmeye ve buradaki düşman hukuku uygulamalarına hep birlikte karşı çıkmaya çağırıyoruz.

“Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir, ilk seçimlerde bu iktidar gidecektir”

Biliyoruz ki bu iktidarın da sonu yaklaştı. Bu hukuksuzluklara alet olanlar veya bilerek bu hukuksuzlukları, adaletsizlikleri hayata geçirenler tarihte pek çok örnekte olduğu gibi bunun hesabını gerçek anlamda adil mahkemeler önünde vermek zorunda kalacaklardır. Hukuksuz ve kanun emri uygulamak onları suç işlemiş olmaktan kurtarmaz. Bu ülke bu düzene, bu anlayışa mahkum değildir. Yakın zamanda bu gidişata dur denilecektir. İlk seçimlerde bu iktidar gidecektir, bu iktidarın hukuksuzlukları, adaletsizlikleri de hem siyaseten hem de adil yargı önünde mutlaka hesaba çekilecektir. O nedenle adalet mücadelesinde bir an bile duraksamaya gerek yok. Ama adaletsizliğe bilerek ya da mecburiyetten alet olanlar kendilerini bir kez daha gözden geçirmelidir.”

Duruşmayı DEVA Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Tunahan Elmas, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen, DEVA Partisi Seçim İşleri Başkan Yardımcısı Yusuf Şahin, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre ve CHP Ankara İl Başkanlığı takip etti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, 28 Şubat Sürecinde Okuldan Atılan Öğretmen İle Görüştü

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi Sayın Selvi Kılıçdaroğlu, 28 Şubat sürecinde öğretmenlik mesleğinden atılan Sultan Kara ve ailesini Ankara’daki evlerinde ziyaret etti.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ziyaretin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına, “Gergin bir toplumdan; birbirini anlayan, birbirini kucaklayan bir topluma dönüşmek istiyoruz. Bununda öncülüğünü yapmak gerekiyor, çaba harcamak gerekiyor, geçmişteki yaraları bir şekliyle tedavi etmek gerekiyor. İnsanlar mağdur edildi, mağduriyetleri dolayısıyla bizim helalleşmemiz ve onların mağduriyetlerinin giderilmesi gerekiyor” cümleleriyle başlayan Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

“Bugün, eşim Selvi hanımla birlikte; bir öğretmenimizin sabah kahvaltısındaydık. Önce bizi kabul ettikleri için kendilerine yürekten teşekkür ediyoruz. Öğretmenimiz, 28 Şubat mağduru bir öğretmen. 16 aylık öğretmenlik yapabilmiş ancak. Birinci sınıftaki çocuklara verdiği önem, verdiği değeri anlattı. Onlara nasıl kucak açtığını ifade etti. Yedi müfettişin kendisini nasıl sorguladığını ve sonra görevine son verildiğini, çantasını alarak sınıftan ayrıldığı zaman çocuklara en azından kendisine yapılanı hissettirmemek için özel çaba harcadığını da ifade etti.

“Bu meseleyi sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor”

Devletin, yapılan bu haksızlıklar dolayısıyla; haksızlığa uğrayanlarla helalleşmesi lazım. Bir hata yaptık, bu hatanın telafi edilmesi lazım. Sıradan bir hata değil, insanların hayatlarıyla oynuyorsunuz, gelecekleriyle oynuyorsunuz. Bunun telafi edilmesi lazım. Bunun için de bizim, toplumun, herkesin öncülük etmesi lazım. Medyanın öncülük etmesi lazım. Geçmişte yaşananların tekrarlanmaması için hepimizin bir şekliyle mücadele etmesi gerekiyor.

Bu meseleyi sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor. Güncel politikalarla değil, günlük politikalarla değil, sistematik bir yolla çözmemiz gerekiyor ve kalıcı olarak çözmemiz gerekiyor. Bu sorunu kalıcı olarak çözdüğünüz andan itibaren zaten; devlet olarak o insanlarla helalleşmiş olursunuz. Bizim amacımız da bu ve bunu gerçekleştirmek için elimizden geleni yapacağız.”

Sultan Kara, 28 Şubat 1997’de Ankara’da Ulubey İlköğretim Okulu’nda görevli olduğu dönemde “başörtüsü” gerekçe gösterilerek meslekten atılmıştı. Kara 2012 yılında, “Bize bunları yaşatanların tamamı bunun hesabını vermelidir. Bizden önce özür dilenmeli, sonrasında da haklarımız iade edilmelidir” açıklamasında bulunmuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, dün FETÖ kumpası Balyoz davasında 4 yıl tutuklu kaldıktan sonra beraat eden Emekli Tümamiral Deniz Kutluk’u da Ankara’daki evinde ziyaret etmiş, “Terör örgütü ile birlikte askerlere kumpas kuranlardan hesabını soracağız” demişti.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’ın Çağrısı İktidarın Hoşuna Gitmeyebilir

Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın HDP’ye yönelik ‘değişim’ çağrısını yorumladı.

Demirtaş’ın kendi partisine yönelik çağrılarının iktidarın hoşuna gitmeyebileceğini söyleyen Taşgetiren, ilk olarak Demirtaş’ın şu ifadelerini okurlarına aktardı:

“Eğer diğer muhalefetten Kürt açılımı bekliyorsak biz de HDP olarak Türkiye açılımı yapmak zorundayız. Mağdur kimliğimizin bizi ezilmişlik veya öfke psikolojisine sokmasına izin vermeden, özgüvenle tüm Türkiye’yi kucaklamak zorundayız.”

HDP’nin yaşadığı mağduriyetler, siyasi kararlar alırken duygusal davranma gerekçesi olamaz. Türkiye’de değişim istiyorsak bunu kendimizden başlatma cesaretini göstermek zorundayız. Aksi halde, haklı olmamıza rağmen yeterince inandırıcı olamayız.

Kendi hassasiyetlerimize saygı beklediğimiz her yerde, başkalarının hassasiyetlerine gerekli saygıyı göstermek zorundayız.”

‘Cezaevinden yapılan çağrı önemlidir’

Taşgetiren, Demirtaş’ın ‘Türkiyeleşmek’ siyasetinin yeni olmadığını vurgulayarak “Sonraki gelişmelerde o hassasiyetin geri plana düştüğü değerlendirmeleri yapılmıştır. Doğrudur yanlıştır, ancak şu anda cezaevinden yapılan çağrı önemlidir” dedi; ardından şunları kaydetti:

“Demirtaş, iğne – çuvaldız benzetmesini burada kullanıyor. ‘Değişimi kendimizden başlatalım, yani iğneyi kendimize batıralım, muhalefet hala aynı tavırda ısrar ederse o zaman çuvaldızı onlara batırabiliriz.’ İğne-çuvaldız metaforunun özeti bu.

Tabi burada, netleşmesi gereken hususlardan biri ‘siyaset – şiddet ilişkisinin reddi’nin çerçevesi ise, diğeri de ‘Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm’ün çerçevesidir.

Bu çerçeveler önemli, ama her iki konuda Türkiye’nin hassasiyetini gündeme almak da önemli. Bunun HDP için bir sorun olduğunu kabul de önemli.

Demirtaş, her iki konunun, ‘Kürt sorunu’ genel başlığında paydaş olan birçok odağı ilgilendirdiğini bilir. ‘Siyaset ve şiddet’ denildiğinde mesela, bunun ‘HDP’yi de ikincil konuma iten başat odağın inisiyatifinden nasıl kurtulunacağı?’ sorusuyla bağlantılı olduğu açıktır. Nasıl halledilecek o mesele?

‘Türkiye’nin bütünlüğü içinde’ yaklaşımı da, içerik değerlendirmesini ve yapısal anlamda uzlaşmayı zaruri kılıyor. Buna rağmen, ortada, herkesin ön yargısız kafa yorması gereken bir sorun olduğu açık.

Meclis’teki üçüncü partiye kapatma davası açılmış, bu partinin kazandığı bütün belediyelere kayyım atanmış, arkası gelmeyen operasyonlarla toplanmadık HDP yöneticisi kalmamış, sınır ötesi operasyonlar ve evlere ateş düşüren şehit haberleri devam ediyor.

‘Demirtaş, kendi kitlesine sesleniyor. Muhalefetten de anlayış bekliyor’

Yani içerde – dışarda çözüm bulunması gereken bir sorun söz konusu. Demirtaş, kendi kitlesine sesleniyor. Muhalefetten de anlayış bekliyor.

Bu çağrı, iktidarın hoşuna gitmeyebilir. Çünkü olayın bir ‘seçim’ boyutu var. Seçim söz konusu olduğunda da iktidar ‘İmralı’nın Edirne’dekine hesap sorması’nı bile dikkate alır da, Edirne’dekinin ‘şiddete tavır’ ve ‘Türkiye bütünlüğü’ hassasiyetini ıskalayabilir.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan, En Büyük Endişesini Açığa Vurdu

Gazeteci Murat Yetkin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz gün Ankara Ticaret Odası’nda gerçekleştirilen Geçmiş Dönem Belediye Başkanları İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda yaptığı açıklamaları değerlendirdi.

Yetkinreport.com’da yayınlanan yazısında “Erdoğan’ın yüreğine seçimi kaybedebileceği korkusu düşmüş ve bu korkunun nedenini gayet doğru olarak saptamış. Erdoğan’ın yüreğine düşen korku 2023 seçiminin kızgınlık ve kırgınlık seçimi olması” diyen Yetkin, şöyle devam etti:

“O yüzden diyor ‘Bu seçim kızgınlıkla, kırgınlıkla, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim değildir’ diye.

Kime diyor? Güya ‘istişare ve değerlendirme’ toplantısı için Ankara’ya çağırdığı AK Parti’nin ‘Geçmiş Dönem Belediye Başkanlarına’. İstişare ve değerlendirmenin anlamı genellikle bir konuşma da onlara yapmak, daha doğrusu bir konuşma da onlara hitaben yapmak oluyor.

Zaten böyle bir toplantının yapılması bile başlı başına Erdoğan’ın artık kendi partisindeki kan kaybının farkında olduğunu ve onu durdurma çabasına girdiğini gösteriyor.

Yirmi yıllık iktidarında kimler geldi, kimler geçti? Herkesin gönlünü hoş tutmak mümkün değil. Ama seçimi yitirebileceği korkusu yüreğine düşmüş AK Parti liderinin. ‘Kayıpları telafi edeceğiz’ sözüne sarılıyor.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinin kaybedilmesinden dolayı üzüntü duyduğunu söylemiş, ardından “Seçimi kaybettik demiyorum sadece başkanlık nezdinde diyordum. Çünkü meclislerini biz kazandık. Bunu iyi anlatmamız lazım” ifadesini kullanmıştı.

2023 seçimleri için ”Kızgınlık, kırgınlık, nefsaniyetle hareket edilebilecek bir seçim değildir” diyen Erdoğan, şöyle devam etmişti: Türkiye, dünün Türkiye’si değil. Eser ve hizmetlerimizle çok ileri ve farklı bir yerdeyiz. Artık kaybedecek çok şeyimiz var.

Paylaşın

Doktoru Öldürdü İntihar Etti

Konya Şehir Hastanesi’nde bir poliklinikte tedavi gören hasta M.A. ile Kardiyoloji Uzmanı Doktor Ekrem Karakaya arasında tartışma çıktı. Dr. Karakaya’yı silahla vuran M.A., aynı silahla intihar etti.

Haber Merkezi / Yaşanan olay ardından tedavi altına alınan Dr. Karakaya ve saldırıda bulunan M.A. tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.

Saldırganın bir ay önce kalp krizinden yaşamını yitiren annesi Kezban Akçay’ın ölümünden Karakaya’yı sorumlu tuttuğu için olayı gerçekleştirdiği öne sürüldü. Saldırganın başka bir hastanede güvenlik görevlisi olarak çalıştığı belirtildi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) “Konya Şehir Hastanesi’nde görev yapan meslektaşımız Dr. Ekrem Karakaya’yı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.

“Tüm uyarılarımıza rağmen şiddet ortamına dur diyecek, şiddeti engelleyecek önlemleri almayan sorumluları da affetmeyeceğiz,” dedi.

TTB, bugün (6 Temmuz Çarşamba) saat 17:30’a TTB Genel Merkez Binası önüne çağrı yaptı.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi ise yarın (7 Temmuz Perşembe) saat 13:00’da Konya Şehir Hastanesi önüne çağrı yaptı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, saldırıyla ilgili olarak sosyal medya hesabından bir mesaj paylaştı. Koca, mesajında şu ifadeleri kullandı;

Konya Yunak İlçe Devlet Hastanesinden bir güvenlik görevlisi, Konya Şehir Hastanemizde bir hekim arkadaşımıza silahıyla ateş ederek onu hayattan kopardı. Olayda kendisi de öldü. Adli makamlar dehşet saçan canilik konusunda araştırmalarını sürdürüyor. Milletimizin başı sağ olsun.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder’e 301’den Hapis Talebi

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 4 Kasım 2016’da gözaltına alınan HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, o sırada verdiği ifadede kullandığı “Şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargılama faaliyetini kabul etmem mümkün değildir” sözlerine 301’den ceza istendi.

Aynı sözlere, “Cumhurbaşkanına hakaretten” 10 aylık hapis cezası verilmesinin ardından; bu sefer de Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesine göre 2 yıla kadar Önder’in hapsi istendi.

Savcıdan mütalaa

MA’daki habere göre, 21 Haziran’da Diyarbakır 12 Asliye Ceza Mahkemesi tarafından söz konusu sözler nedeniyle 10 hapis cezası verilen Önder’in aynı sözlerinden dolayı, “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama” iddiasıyla Diyarbakır 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın duruşmasında savcı ceza istemiyle mahkemeye mütalaasını sundu.

Önder’in katılmadığı duruşmada avukatı Serdar Çelebi, davaya ilişkin tevsii tahkikat taleplerinin olmadığını belirterek, eksikliklerin giderilmesini istedi.

Avukat süre talep etti

Ardından söz alan iddia makamı, esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu. Savcı mütalaasında Önder’in davanın iddianamesinde yer alan sözleriyle TCK 301’inci maddesinde düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti devletini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletinin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçunu işlediğinin sabit olduğunu ileri sürdü.

Savcı, Önder’in üzerine atılı suçu değişik zamanlarda birden fazla işlediğini ileri sürerek, hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını talep etti. Savcı esas hakkındaki mütalaada, Önder’in hangi sözlerinin suç olduğuna değinmedi.

Avukat Serdar Çelebi, esas hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre talep etti. Mahkeme, Önder’in avukatının esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını hazırlaması için duruşmayı 21 Eylül’e bırakıldı.

Ne olmuştu?

Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillilerinin geçmişe dönük yapılan bir Anayasa değişikliğiyle dokunulmazlıklarının kaldırılmasından sonra, 4 Kasım 2016’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan HDP eski Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in o sırada verdiği ifadede kullandığı “Geçmişi şaibelerle dolu Erdoğan’ın” sözlerine ceza verilmişti.

Önder’in sarf ettiği sözler nedeniyle ifadesini alan savcı tarafından “Cumhurbaşkanı’na hakaretten” başlatılan soruşturma sonucu açılan dava, Diyarbakır 12’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Haziran’da görülmüştü.

Önder’in avukatı Serdar Çelebi, müvekkilinin gözaltına alındığı dönemde milletvekili olduğunu, bunun yasal olmadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin verdiği ihlal kararını hatırlatmıştı.

Müvekkilinin milletvekili olduğu halde gözaltına alınmasına karşı eleştirisini dile getirdiğini vurgulayan Çelebi, “Siyasi bir rakibine karşı söylemde bulunmasını hakaret olarak algılanmasını kabul etmiyoruz. Müvekkilimin suç tarihinde milletvekili olduğu göz önünde bulundurulmasını talep ediyoruz” demişti.

AİHM’in Şorli kararından sonra Cumhurbaşkanına hakaret suçunun fiilen işlenemez hale geldiğini dile getiren Çelebi, bu karardan sonra verilecek bu suçlamadan dolayı verilecek tüm kararların usule aykırı bir şekilde verileceğinin ortada olduğunun altını çizerek müvekkilinin beraatini istemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı da Önder’in hapis cezası ile cezalandırılmasını istemişti.

Mahkeme, Önder’in eyleminin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğinin sabit olduğu hükmüne vararak Önder’e 1 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme takdiri indirim hakkını kullanarak Önder’in cezasını 10 aya düşürdü. Mahkeme, verilen cezanın hükmünün açıklanmasını ise geri bırakmıştı.

TCK 301

Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır. Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın