Osman Kavala: Yasalar, Siyasi Saiklerle Kullanılıyor

AİHM Büyük Daire’nin açıkladığı nihai kararı değerlendiren Osman Kavala, “AİHM, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı” dedi.

Osman Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin dün (11 Temmuz) açıkladığı nihai karara ilişkin açıklama yaptı.

Kavala, “AİHM, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı” dedi.

AİHM Büyük Daire, 1.715 gündür Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan ve yeniden görülen Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Kavala ile ilgili dün açıkladığı kararında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne varmış, Türkiye’yi 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödemeye mahkum etmişti.

Kavala, karara ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Yasalar, siyasi saiklerle kullanılıyor”

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Aralık 2019’da aldığı kararda tutuklanmamın somut delillere dayanmadığını ve siyasi amaçlarla tutuklandığımı hükme bağlamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı. Bu karar, mevcut yasaların siyasi saiklerle keyfi bir biçimde kullanıldığını açıkça ortaya koymuştur.

Bu kararın tüm baskılara rağmen temel hukuk ilkelerine göre davranmakta ısrar eden yargı mensuplarına güç vereceğine inanıyorum.”

Paylaşın

Demirtaş: AKP, Büyük Bir Rant Dağıtım Merkezidir

“Şu anda AKP, büyük bir rant dağıtım merkezinden başka şey değildir. Devasa ihalelerden küçük bir ilçedeki hastane temizlik ihalesine, milyar dolarlık marinalardan mahalledeki büfeye, torpille işe alımlardan özel ruhsatlı nargile kafelere kadar her yerde, her gün rant dağıtılıyor. Bunun yanında, sosyal yardımlar adı altında en yoksulları kendine bağımlı hale getiriyor.

Bakanlarından müsteşarlarına, genel müdürlerinden il müdürlerine, medyadaki “majestelerinin gazetecisi” şaklabanlarından hâkim ve savcılarına, müteahhitlerinden ihracatçılarına, yandaş sendikalarından tarikatlarına, vakıflarından belediyelerine kadar hepsi bu rant çarkının parçasıdır artık.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar için ‘AKP kapanıyor’ başlıklı yazı kaleme aldı:

“Seçimden sonra AKP diye bir parti kalmayabilir, yüksek olasılıkla kalmayacak da. Fazla iddialı mı geldi? Haklısınız.

Bunca yolsuzluğa, yoksulluğa ve zulme rağmen halen anketlerde yüzde 30’larda görünen bir parti, ne olacak da seçimden sonra dağılacak? Nasıl olacak da dükkân kapanacak?

Anlatmaya çalışayım.

Hırsız olmayanlar AKP’yi terk ettiler

AKP artık bir “dava” partisi değildir. “Dava”ya inananlar gemiyi çoktan terk ettiler. Geri kalanlar, herhangi bir dava inancı ya da ideolojisi olmayanlardır.

AKP’yi ayakta tutan, o dava sahibi insanlardı.

Kadınlar başta olmak üzere 365 gün ev ev, köy köy dolaşıp halkı örgütleyen, halkla ilgilenip sorunlarına çözüm üretmeye çalışan ve “dava”yı anlatan kadrolar yok artık. Çünkü sözünü ettiğim bu kadrolar hırsız değiller.

Eski genel başkanlarından bakanlarına, il ve ilçe başkanlarından her kademedeki yöneticilerine ve mahalle örgütlerine kadar, hırsızlığa bulaşmayanlar daha fazla dayanamadılar ve AKP’yi terk ettiler.

Menfaati olmayan AKP yöneticisi kalmadı

AKP’de kalanların da sokakları, evleri dolaşacak ne inançları ne bilinçleri ne güçleri ne de yüzleri var.

Dolayısıyla AKP’nin sokakla, evle bağı koptu. Mitinglere bile valilik genelgesi zoruyla insan getirmeye çalışıyorlar.

Bugün herhangi bir AKP teşkilatında, bir kişisel çıkarı, kazancı, menfaati olmadan görev yapan tek bir kişi bulamazsınız.

Öyle ki, muhtemelen bu sabah herhangi bir yerdeki bir AKP binasına giden bir AKP yöneticisinin kafasında, “acaba bugün partim için ne yapabilirim” sorusu yerine, “acaba bugün hangi ihaleden ne kadar pay kapabilirim” sorusu vardır.

AKP, büyük bir rant dağıtım merkezidir

Şu anda AKP, büyük bir rant dağıtım merkezinden başka şey değildir. Devasa ihalelerden küçük bir ilçedeki hastane temizlik ihalesine, milyar dolarlık marinalardan mahalledeki büfeye, torpille işe alımlardan özel ruhsatlı nargile kafelere kadar her yerde, her gün rant dağıtılıyor.

Bunun yanında, sosyal yardımlar adı altında en yoksulları kendine bağımlı hale getiriyor.

Bakanlarından müsteşarlarına, genel müdürlerinden il müdürlerine, medyadaki “majestelerinin gazetecisi” şaklabanlarından hâkim ve savcılarına, müteahhitlerinden ihracatçılarına, yandaş sendikalarından tarikatlarına, vakıflarından belediyelerine kadar hepsi bu rant çarkının parçasıdır artık.

Şüphesiz tek tek istisnalar vardır ama bildiğiniz gibi istisnalar kaideyi bozmaz.

Üniversiteler, televizyonlar, mahkemeler, troller, mafyatik çeteler, hırsızlık düzeninin sürmesi için çakma ideolojiler, baskılar ve tehditler üretip düzeni korumaya çalışırlar.

Yandaş tarikatlar, züppeli hocalar ise hırsızlığın üstünü dinle, kitapla, inşallahla, maşallahla örtmeye çalışırlar. Çünkü AKP düzeninde tüm ahlaki değerler çöktü.

AKP düzeninde devlet malı deniz, yemeyen domuzdur!

Hepsi kaçacak

Şimdi bu belirleme ışığında AKP’lilerin, seçime bir ay kala nasıl bir ruh halinde olacaklarını düşünelim.

Tüm veriler AKP’nin Meclisi de Cumhurbaşkanlığını da kaybedeceğini net olarak gösteriyor olsun.

Sizce ranta, çıkara, menfaate, yolsuzluğa veya hırsızlığa dayanarak bir partide kalanlar, bunların artık kaybedileceğini anladıklarında orada dururlar mı?

Ayrıca siz hırsız olsanız polis geldiğinde kaçmaz mısınız? Hırsız olmayın tabii ? Sadece empati yapın lütfen.

Emin olun hepsi kaçacak. Geriye saf ve temiz duygularla halen AKP’ye oy vermeyi düşünen küçük bir kitle kalacak.

Peki ama nereye kaçacaklar? 

Ama dikkat! Bunlar yurt dışına falan kaçmayacaklar, iktidarın yeni partilerine kaçacaklar. Şanslarını bir de yeni iktidarla deneyecekler.

Ve emin olun, Türkiye toplumunun çoğunluğu tercihini ahlaki olandan, dürüst ve adil olandan yana yapacak.

Hiçbir parti veya aday, hırsızlardan oluşan yüzde 50+1’i bulamaz. Seçim sonuçlarını alın terleriyle çalışıp helal lokma yiyenler, ezilenler, mazlumlar belirleyecek.

Sonuçta AKP değil, hırsızlar kaybedecek. Bu dediğime şaşırmayın. Hırsızlar kaybedip kaçınca AKP de kapanmış oluyor zaten. Geriye pek fazla da kimse kalmıyor çünkü.

Paylaşın

CHP’li Salıcı: İktidar Algısı Somutlaşıyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, “İzmir’de ağırlıklı olarak Ağrı, Muş, Bingöl bölgesinden gelip İzmir’e yerleşmiş seçmenden partimize 1550 kişilik bir katılım oldu. Sürpriz olarak Van ve Diyarbakır’dan milletvekili çıkartacağız” dedi.

Salıcı, partisinin Doğu Masası ve yaz dönemi saha çalışmalarına ilişkin Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’a konuştu.

2020’de yaptıkları son kurultay sonrası Doğu’daki üye sayılarını artırmak için Doğu Masası’nı kurduklarını anımsatan Salıcı, “28 Haziran itibarıyla Batman’da yüzde 250, Diyarbakır’da yüzde 143, Hakkari’de yüzde 105, Mardin’de yüzde 146, Muş’ta yüzde 110, Şırnak’ta yüzde 214, Van’da yüzde 155 üye artışı oldu. En son Mardin’de 2 bin kişilik üye katılımı yaptık. Şanlıurfa Viranşehir’de 2018’de 1287 oy almışız. Şimdi 1200 kişiyi partiye üye yaptık orada. Gelenlerin çoğu ya başka bir parti üyesi ya da ilk kez üye olanlar” bilgisini paylaştı. Doğudaki üye katılımlarının batıyı da etkilediğini söyleyen Salıcı, “Örneğin; İzmir’de ağırlıklı olarak Ağrı, Muş, Bingöl bölgesinden gelip İzmir’e yerleşmiş seçmenden partimize 1550 kişilik bir katılım oldu. Önümüzdeki seçimde Doğu Masası kapsamındaki illerde sürpriz olarak Van ve Diyarbakır’dan milletvekili çıkartacağız” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bize katılın” çağrısının da üye artışına etkisi olduğunu vurgulayan Salıcı, “Tüm kesimlere yapılmış bir çağrıydı. Partiye bireysel katılımlarda artış var. Toplumun genel bakışında ‘CHP önümüzdeki dönem iktidar olacak’ algısı somutlaşıyor. Kendisini AKP’nin yarattığı düzende dışlanmış, mağdur gören kesimlerden de sempati oluştu. Biz bu sempatiyi oya dönüştürmeye çalışıyoruz” dedi. Yaptıkları ev ziyaretlerinin de etkili olduğu belirten Salıcı, “Öbek çalışması üzerinden doğrudan yurttaşa ulaşıyoruz. Şu an öbek çalışması sonucu 1.5 milyon haneye ulaştık. Bir haneye birden fazla kez ulaşmak için de çalışıyoruz. CHP ciddi şekilde sahada. Vatandaşlarımızda oluşan sempatiyi örgütlemeye çalışıyoruz” dedi.

Milletin Sesi mitinglerinin de devam edeceğinin altını çizen Salıcı, “24 Temmuz’da Balıkesir’de mitingimizi yapacağız. Bu yaz döneminde mitinglere devam edeceğiz. Ayrıca Van ve Diyarbakır’da programlarımız olacak. Fakat bu programlar etraflarındaki illere de sirayet edecek. Bunların bazıları üye katılım programı, bazıları siyasi çalışmalar olacak” bilgisini paylaştı.

Paylaşın

TİP’li Kadıgil: Tek Hedefimiz Saçma Rejimlerden Ülkeyi Kurtarmak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta asgari ücretin yüzde 25 zamla, 5 bin 500 TL’ye çıkarıldığını duyurdu. Öte yandan yeni asgari ücret, 6 bin 391 lira olan açlık sınırının ve 20 bin 818 lira olan yoksulluk sınırının altında kaldı.

Cumhuriyet’ten Rengin Temoçin, Türkiye’nin ekonomik durumuna ilişkin Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ile konuştu.

Kadıgil, “Bizim için en büyük problem asgari ücretin kaç lira olacağı değil, ülkenin yüzde 55’ine yakınının asgari ücretle çalışıyor olmasıdır. Asgari ücret en düşük tecrübeli işlerdeki başvuru ücreti. Ancak 20 yıllık metal işçisi de asgari ücretle çalışıyor, avukatlar mühendisler asgari ücretle çalışıyor. Bir genel ücrete dönüştü. Asgari ücretin mantığı kalori hesabı üzerinden yapılır. Asgari ücret şu anda açlık sınırının altında olmasıyla asli mantığından da çıkmış durumda. Kabul edilemez buluyoruz” dedi.

Kadıgil, AKP’nin ekonomi politikalarına ilişkin ise, “Perşembenin gelişi çarşambadan belli derler. AKP, neoliberal politikaların bayrak taşıyanı olarak getirildi. O yüzden Saray rejiminden kurtulmak elzemdir diyoruz” diye konuştu.

Kadıgil sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Diyorlar ya ‘Tüm dünyada kriz varmış, her yerde enflasyon yükseliyormuş.’ Enflasyonun diğer ülkelerden 15 kat yükselmesinin tek bir nedeni var, onun adı da Recep Tayyip Erdoğan. Kendini her şeyden mesul gören her şeye cevabı olduğunu söyleyen ancak henüz bir üniversite diplomasını bile göremediğimiz Erdoğan. Bizim tek hedefimiz diğer muhalefet kuvvetleri gibi bu saçma rejimlerden ülkeyi kurtarmak.”

Paylaşın

AİHM’in Osman Kavala Kararı Ne Anlama Geliyor, Türkiye’yi Ne Bekliyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022’de aldığı karar uyarınca Türkiye’nin Osman Kavala davasında AİHS’i ihlal edip etmediğine ilişkin incelemesini tamamladı ve kararını 11 Temmuz’da kamuoyuna açık bir duruşmayla duyurdu.

Türk yargıç Saadet Yüksel’in “kısmen” karşı çıktığı, diğer 16 yargıcın onadığı karara göre, Avrupa Konseyi’nin kurucuları arasında yer alan Türkiye, sözleşmenin AİHM kararlarının uygulanmasını zorunlu kılan 46. maddesini ihlal etti ve böylece yükümlülüğünü yerine getirmedi.

AİHM, 10 Aralık 2019’da aldığı kararda, Osman Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğunu belirtmiş, Türkiye hükümetinden Kavala’nın bir an önce serbest kalması için gerekli önlemleri alması çağrısında bulunmuştu.

Türkiye, bu kararlara uymadı ve 25 Nisan 2022’de sonuçlanan Gezi davası yargılama süreci sonunda Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet ve diğer 7 sanığa 18’er yıl hapis cezası verdi. AİHM Büyük Dairesi’nin kararı da Türk yargısının Kavala ile ilgili kesin kararını vermesinden sonra değerlendirildi ve kamuoyuna duyuruldu.

Kararda hangi unsurlar öne çıkıyor?

Büyük Daire’nin kararında Bakanlar Komitesi’nin başlattığı ihlal sürecinin, Kavala davasının yeniden görülmesini değil AİHM kararının uygulanmasına ilave bir katkı sağlamasını amaçladığı kaydedildi. 10 Aralık 2019 kararında, devam eden tutukluluğun Kavala’yı susturmak, diğer insan hakları savunucularının da cesaretlerini kırmak amaçlı olduğunun anımsatıldığı karar metninde, Kavala’ya karşı Türk Ceza Kanunu’nun 309 ve 312. maddelerinde dile getirilen suçlamaların makul şüphelere dayanmadığı da tekrarlandı.

Aynı kararda yapılan genel değerlendirmeye de atıf yapan Büyük Daire, Türk yargısının 2013’teki Gezi Parkı olayları ile Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin bulguların tamamını Kavala aleyhindeki suçlamalar için geçerli gösterdiği eleştirisini yöneltti ve şu tespiti yaptı:

“Sonuç olarak, ilgili ve yeterli diğer koşulların eksikliğinde, aynı olguların sadece yeni bir sınıflandırılması ilkesel olarak bu kararlara zemin oluşturamaz, çünkü yeni bir sınıflandırma sadece mahkeme tarafından zaten incelenen olguların farklı bir değerlendirmesinden başka bir şey anlamına gelmez. Aksi takdirde, yargı makamları, aynı olgular üzerinden yeni ceza soruşturmaları açarak kişileri özgürlüklerinden mahrum etmeye devam edebilir.”

Türk makamlarından ‘iyi niyetli hareket görülmedi’

Büyük Daire kararında dikkat çeken bir başka unsur ise AİHS’ın tüm yapısının, üye ülkelerdeki kamu otoritelerinin iyi niyetle hareket etmeleri varsayımına dayandığı ve kesinleşmiş, bağlayıcı bir kararın uygulanmamasının sözleşmeye katılırken saygı duyacaklarını beyan ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesiyle çelişen durumlar yaratacağı hatırlatmasının yapılması.

Bu noktayı vurgularken, Türkiye’nin bu süreçte Büyük Daire kararlarının uygulanması için bazı adımlar attığını, bazı eylem planları sunduğunu ancak Kavala’nın tutukluğunun devam ettiğini anımsatan mahkeme kararında, “Mahkeme Türkiye tarafından alındığı ifade edilen önlemlerin taraf devletin iyi niyetle hareket ettiği sonucuna varılmasını engellemektedir (…),” görüşüne yer verildi.

Büyük Daire, sonuç olarak, Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiğine karar verdi. Ayrıca mahkeme masrafları için Kavala’ya 7.500 euro ödemesine hükmetti.

AİHM kararlarının uygulanması için 2010’dan bu yana ihlal süreci mekanizmasını oluşturan Avrupa Konseyi, bu aracı ilk kez Azerbaycan’a karşı kullanmıştı. Türkiye, mahkeme kararıyla, AİHS’i ihlal eden ikinci ülke olarak kayıtlara geçti. Azerbaycan, konu yaptırım aşamasına gelmeden hapiste tutulan muhalif Ilgar Memedov’u serbest bırakmıştı.

Bundan sonra ne olacak?

AİHM, 11 Temmuz’da aldığı kararı yeniden Bakanlar Komitesi’ne gönderecek. Avrupa Konseyi’nin siyasi organı olan Bakanlar Komitesi, AİHM’in “Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmedi” kararını bundan sonraki toplantılarında görüşmeye başlayacak.

Komitede yapılacak görüşmelerde, Türkiye’ye karşı ne tür önlemlerin alınacağı görüşülecek. AİHS, bu önlemlerin neler olacağını açıkça belirtmiyor, sadece komitenin uygun olan önlemleri belirleyeceği ifadesine yer veriyor.

Diplomatik kaynaklara göre, yükümlülüğünü yerine getirmeyen bir taraf ülkeye karşı “üyelikten çıkarma, oy hakkının dondurulması” gibi ağır yaptırımlar başta olmak üzere birçok unsur yaşama geçirilebilir. Daha önce böyle bir kararın alınmaması, Türkiye ile ilgili sürecin daha da belirsiz hale gelmesine neden oluyor.

Bakanlar Komitesi, yılda bir kez dışişleri bakanları düzeyinde toplanıyor. Ancak asıl iş yükü, her hafta toplanan Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilciler toplantısında ele alınıyor. Kavala kararının ardından ilk Bakanlar Komitesi toplantısı, 13 Temmuz’da yapılacak ancak Türkiye’nin yükümlülüğünü yerine getirmemesine ilişkin AİHM kararının birkaç aydan önce komitenin önüne gelmesi beklenmiyor.

Avrupa Konseyi’nden bir çağrı daha

Kararın açıklanmasından sonra bir çağrı daha yapan Avrupa Konseyi, Türk hükümetinden AİHM kararlarına uymasını ve Kavala’yı serbest bırakmasını istedi. Bakanlar Komitesi başkanı sıfatıyla İrlanda Dışişleri Bakanı Simon Coveney, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Tiny Kox ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Buriç yaptıkları ortak açıklamada, “Sözleşmeye taraf bir ülke olarak Türkiye’yi kararı uygulamak için gerekli tüm adımları atmaya çağırıyoruz. Karar tam olarak uygulanıncaya kadar bu konu Bakanlar Komitesinin gözetiminde kalacaktır,” ifadelerine yer verildi.

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise AİHM kararının “Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olduğu” kaydedilerek, “Bundan sonraki aşamada süreci takip edecek olan AK Bakanlar Komitesi’nin, daha önce sergilediği tarafgir ve seçici yaklaşımı bir yana bırakarak, sağduyuyla ve bazı çevrelerin siyasi gündem yaratma arayışlarına mahal vermeksizin hareket etmesini bekliyoruz,” dendi.

Konseyde AB etkisi

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı saldırmasıyla başlayan süreç Avrupa Konseyi’ni de etkiledi. Savaşın başlamasının hemen ardından Avrupa Konseyi, 1996’dan bu yana üyesi olan Rusya’ya karşı bir girişim başlatmış, Moskova yönetimi bu süreç sonlanmadan kendisi üyeliğini sonlandırmıştı. Konseyin üye sayısı böylece 46’ya inmiş oldu.

Avrupa Konseyi’nin yarısından fazlası Avrupa Birliği üyesi. Balkanlar başta olmak üzere diğer birçok kıta ülkesi de Konsey kararlarının alınmasında AB’nin tavrını takip ediyorlar.

Türkiye ile ihlal sürecinin işletilmesinin başlatılması kararında da bu durum gözlenmişti. O dönem 47 ülkenin 35 tanesi Türkiye aleyhine karar vermiş; AB içinde farklı bir rota izleyen Macaristan ile Azerbaycan Türkiye lehinde oy kullanmışlardı. Rusya’nın da aralarında olduğu yedi ülke (Ukrayna, Gürcistan, Sırbistan, Romanya, Arnavutluk ve Moldova) ise çekimser kalmıştı.

Diplomatik kaynaklara göre, Avrupa Konseyi’nin kuruluş felsefesi ve ilkeleri açısından ihlal sürecinin somut bir sonuca bağlanması önem taşıyor. Ancak bunu konseyin kurucuları arasında yer alan Türkiye’ye karşı nasıl bağlanacağı ve bunun yaratacağı siyasi sonuçlar, sürecin daha dikkatli yürütülmesine yol açıyor. Diplomatik çevrelerde, Bakanlar Komitesi’ni en çok zorlayacak önlem maddesinin “Türkiye’nin üyeliğinin düşürülmesi ya da düşürülmemesi” olacağı değerlendiriliyor.

Türkiye’nin AB aday üyeliğinin fiilen sonlandığı, demokrasi ve insan hakları sicilinin giderek kötüleştiğinin değerlendirildiği bir dönemde Avrupa Konseyi’nin alacağı yaptırım kararının bundan sonraki süreci daha da olumsuzlaştıracağı öngörülüyor. Rusya’nın ardından Avrupa Konseyi’nden yaptırım gören ikinci bir ülke konumuna gerilemesi, Türkiye’yi demokratik dünyada yalnızlaştırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Dışişleri’nden AİHM’in ‘Osman Kavala’ Kararına Tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’nin Osman Kavala kararına,  “Beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının sorgulanmasına sebep olmuştur” şeklinde yorum yaptı. 

Bakanlığın internet sitesinde “Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç’in AİHM’in Kavala Kararının İcrasına İlişkin Aldığı Karar Hakkındaki Soruya Cevabı” başlığıyla yayınlanan açıklama şöyle:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala kararının icrası hususunun Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi tarafından AİHM’e havale edilmesiyle ilgili Bakanlığımız görüşleri 2 Şubat 2022 tarihli açıklamamızla kamuoyuyla paylaşılmıştı. Açıklamamızda, AİHM’in durumu hakkaniyetle değerlendirmesi ve ilk derece mahkemesi gibi hareket etmemesi yönündeki beklentimiz dile getirilmişti.

“Süreç boyunca AK ile iletişimimiz devam etmiş; Adalet Bakanlığımız tarafından, adıgeçenin yargı sürecindeki gelişmeler hakkında düzenli bilgi sunulmuş, ayrıca adıgeçenin tutukluluğuyla ilgili olarak iç hukukta devam eden yargılama sonunda hüküm giydiği AİHM’e ve AK Bakanlar Komitesi’ne bildirilmişti.

“Ancak ne yazık ki, AİHM konuyla ilgili olarak bugün (11 Temmuz) açıkladığı kararla beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olmuştur.

“Bundan sonraki aşamada süreci takip edecek olan AK Bakanlar Komitesi’nin, daha önce sergilediği tarafgir ve seçici yaklaşımı bir yana bırakarak, sağduyuyla ve bazı çevrelerin siyasi gündem yaratma arayışlarına mahal vermeksizin hareket etmesini bekliyoruz.”

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı. AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Osman Kavala Çağrısı: Serbest Bırakın

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin bugün verdiği Osman Kavala kararıyla ilgili olarak yazılı açıklama yayınladı. Af Örgütü, Türkiye’ye “Bağlayıcı ihlal kararının ardından düşünce mahkumu Osman Kavala’yı derhal serbest bırakın” çağrısında bulundu.

“Mahkeme, Türkiye tarafından alınan önlemlerin, taraf devletin, Kavala kararının sonuçları ve ruhuna veya buna uygun bir şekilde ‘iyi niyetle’ hareket ettiği sonucuna varmasına izin vermediği kanaatindedir” denilen karar üzerine Uluslararası Af Örgütü Avrupa Ofisi Araştırma Direktör Yardımcısı Julia Hall şunları söyledi:

“Bu karar Türkiye yetkilileri için utanç verici. Neredeyse üç yıldır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2019’da verdiği kararı uygulamayı ve Osman Kavala’yı serbest bırakmayı reddediyorlar. Bugün açıklanan karar, hükümetin, yasal olarak bağlayıcı olan yükümlülüğünü yerine getirmediğini bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Türkiye’nin gerekeni yapmak için harekete geçmemesi Osman Kavala ve ailesinin maruz kaldığı eziyeti daha da yoğunlaştırıyor.”

“Kavala’nın durumu Türkiye’de sivil toplumun üzerindeki baskının ve insan haklarının ülkedeki herkesi etkileyen gerilemesinin simgesel bir örneği” diyen Jula Hall sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Türkiye, Osman Kavala’nın tahliyesini inatla reddetmeye devam ederse, Avrupa Konseyi’nin kurucu bir üyesi olarak kendini daha da alçaltacaktır. Avrupa Konseyi, üye devletler ve Avrupa Birliği Türkiye’yi, Osman Kavala’yı ve benzer durumlardaki tutukluları artık serbest bırakmaya teşvik etmelidir.”

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı. AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AİHM’den Osman Kavala Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala davasıyla ilgili niahi kararını bugün açıkladı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı.

AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Yüksel karara yazdığı şerhte, çoğunluğun görüşüne katılmadığını ifade etti. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Avrupa Konseyi kararı görüşecek

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu ihlal kararına karşı nasıl bir yaptırım kararı alacağını görüşecek. Yaptırım ihtimalleri arasında arasında Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılması veya oy hakkının askıya alınması da bulunuyor.

Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı”nın düzenlendiği 46/1 maddesine dayanarak, Türkiye’nin AİHM kararına uymamasıyla ilgili bugün toplandı.

AİHM 10 Aralık 2019’da Kavala’ya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Dosya, üye devletlerin kararlara uymasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, mahkemenin 10 Aralık 2019 kararının uygulanmamasıyla ilgili ihlal prosedürü başlatmasının ardından Büyük Daire’ye taşınmıştı.

Osman Kavala davası ve AİHM kararı

İlk tutukluluk

Osman Kavala’nın ilk olarak 1 Kasım 2017’de tutuklandı. “Hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs (TCK 312)” ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlaması yöneltildi.

Tutukluluk nedeni Gezi Direnişiydi ve protestoların planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olmakla itham edildi.

Daha ilk yargılama devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklandığını belirterek ‘derhal tahliye edilmesi’ yönünde bir karar verdi.

AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen Kavala’nın iddianamenin hazırlanması ve sonrasında yapılan yargılama tam 2 yıl 3 ay 17 gün sürdü.

Silivri’deki 30. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Şubat 2020’de Gezi Davasında beraat ve Osman Kavala hakkında tahliye kararı verdi.

Osman Kavala tahliyeye hazırlanırken aynı gün ilk olarak hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Özgürlüğüne kavuşamadan tekrar tutuklandı. Bu kez tutuklanma gerekçesi 15 Temmuz soruşturmasıydı. Hatta aynı dosyadan 11 Ekim 2019’da “tutuklama tedbiri ölçülü değil” denilerek resen tahliye edildiği ortaya çıktı.

Bu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargıya müdahale sayılabilecek bir hamleyle beraat kararı veren mahkemeyi eleştirdi. Arkasından da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma başlattı.

İkinci suçlama ‘casusluk’

Osman Kavala yeniden tutuklanmasının ardından bu kez “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlandı. İlerleyen süreçte Gezi Davası’nın savcısı Edip Şahirer beraat kararını İstinaf’a taşıdı.

Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nde Osman Kavala’nın tutukluluğunu savundu. Kavala’nın herhangi bir hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Kavala’nın ‘casusuluk’ suçu işlediğine dair kuvvetli belirtinin olduğu savını ortaya attı.

Hatta AİHM’in ihlal kararıyla Osman Kavala’nın ikinci tutukluluğu arasında suç farkı olduğunu belirterek yargılamanın aynı olmadığını söyledi.

Ancak bu sırada Avrupa Konseyi AİHM kararının Osman Kavala üzerindeki tüm suçlamaları kapsadığını belirten ve yeniden ‘derhal tahliye’ isteyen bir açıklama yaptı.

İddianame savcısı bakan yardımcısı oldu

Artık AYM’den Osman Kavala’nın tutukluluğuyla alakalı bir hüküm beklerken bu sefer ikinci iddianame geldi. İddianame de daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Adalet Bakan Yardımcılığına atanacak olan dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’ın elinden çıktı. Kavala hazırlanan bu ikinci iddianamede “siyasal veya askerî casuslukla” suçlandı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bunlar yaşanırken tekrar tekrar Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’yse uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hatırlattı.

Devamında Osman Kavala iddianamesini Savcı Hasan Yılmaz’ın yazdığı davanın yargılaması başladı. Mahkemeden beklenen tahliye kararı çıkmadı. Tahliye kararı çıkmadığı gibi ilerleyen günlerde de Anayasa Mahkemesi karar vermeyi sürekli ertelediği Osman Kavala’nın bireysel başvurusunda “ihlal yok” dedi. Ancak karar Genel Kurul’dan 7 üyeye karşı 8 üyenin oy çokluğuyla çıktı.

Gezi Davası sil baştan

Hemen ardından da İstinaf, Savcı Edip Şahiner’in başvurusunda Osman Kavala’nın ve diğer Gezi sanıklarının beraat kararını bozdu.

İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi de İstinaf kararı uyarınca Osman Kavala’nın casuslukla yargılandığı davayı Gezi Davasıyla birleştirdi. Derken 21 Mayıs 2021’de de Gezi Davasının görülmesine yeniden başlandı.

Bu sırada mahkeme bu sefer çArşı’yla Gezi davalarının bileştirilmesine karar verdi. Ancak birleştirmeye ‘muvafakat’ veren de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mahmut Başbuğ’du. Başbuğ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirildi. Kendi talebine muvafakat verdikten sonra İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine geri döndü.

İlerleyen süreçte yine duruşmalar görüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden yargılamaya müdahale edercesine Osman Kavala’yı hedef aldı. Osman Kavala bunun üzerine artık duruşmalara katılmayacağını ve savunma yapmayacağını açıkladı.

Bir yandan yargılama devam ederken bu sefer savcı Edip Şahiner çıkıp Gezi’yle çArşı davasının ayrılmasını istedi. Bu sırada da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlattı.

Casusluk suçlaması kayboldu yerine TCK 312 geldi

21 Şubat 2022’deki duruşmada da Gezi’yle çArşı davaları ayrıldı. Ancak Osman Kavala yine tahliye edilmedi. Ve herkes 21 Mart’ta yapılacak son duruşmayı beklerken savcı Edip Şahiner celse arasında esas hakkındaki mütalaasını verdi.

Şahiner mütalaada Osman Kavala için Mücella Yapıcı’yla birlikte ‘ağırlaştırılmış müebbet’ istedi. Bunu talebi de “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs (TCK 312)” suçuyla gerekçelendirdi.

Ancak Osman Kavala’nın ikinci tutukluluk gerekçesi bu suçlama değildi. Osman Kavala ilk Gezi yargılamasında beraat ettikten sonra serbest bırakılmadan tekrar tutuklanınca bu sefer “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlanmıştı. Ve Osman Kavala’nın tutukluluk nedeni olarak bu suçlama gösterilmişti.

Sonuç olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararına uymayarak Osman Kavala’yı bu suçlamadan müebbet hapse mahkum etti.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı” başlıklı 46. maddesi şöyle:

1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.

2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.

3. Bakanlar Komitesi, kesinleşen bir kararın icrasının denetlenmesinin, söz konusu kararın yorumundan kaynaklanan bir zorluk nedeniyle engellendiği kanaatinde ise, bu yorum konusunda karar vermesi için Mahkeme’ye başvurabilir. Mahkeme’ye başvurma kararı, Komite toplantılarına katılma hakkına sahip temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınır.

4. Bakanlar Komitesi, bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın, taraf olduğu bir davada verilen kesin karara uygun davranmayı reddettiği görüşünde ise, ilgili Taraf’a ihtarda bulunduktan sonra, Komite toplantılarına katılmaya yetkili temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınacak bir kararla, ilgili Taraf’ın 1. fıkrada öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini Mahkeme’ye intikal ettirebilir.

5. Mahkeme 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit ederse, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderir. Mahkeme, eğer 1. fıkranın ihlal edilmediğini saptarsa, davayı, incelemesine son verecek kararı alması için Bakanlar Komitesi’ne iletir.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Suriyeli Sığınmacılar’ Açıklaması

Suriyeli sığınmacılara ilişkin açıklamada bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Sağlıklı şartlarda gidecekler, tüm adımlar hazır. İktidarımızda bu sürecimiz 2 senede tamamlanacak” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Suriyeli sığınmacılara ilişkin açıklamalarda bulundu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamasında, Türkiye’de 700 bin Suriyeli bebeğin dünyaya geldiğini belirtti ve ekledi:

“Allah uzun ömürler versin hepsine. Biz meseleye ülkemizin geleceği gözüyle bakıyoruz. Evet, her milletin en büyük zenginliği bebekleridir. Bu bebekler de yıkık dökük Suriye’nin zenginliğidir.

Suriye’nin yeniden ayağa kalkması için, evlatları vatanına dönmelidir. Ancak hep söyledim yine söyleyeceğim, ucuz bir ırkçı tavırla değil, düzgün, devlet aklıyla yapılacak iştir bu.

Sağlıklı şartlarda gidecekler, tüm adımlar hazır. İktidarımızda bu sürecimiz 2 senede tamamlanacak. Bu şartlar da AB fonlaması ile, bizim garantörlüğümüzde oluşturulacak. Davul zurna ile gidecekler.”

Paylaşın

16 Gazetecinin Tutukluluğuna Yapılan İtiraz Reddedildi

Diyarbakır 5’inci Sulh Ceza Hakimliği, 16 Haziran’da tutuklanan 16 Kürt gazetecinin tutukluluğuna yapılan itiraz reddetti. MA’nın haberine göre; 18 gün sonra kararını açıklayan Sulh Ceza Hâkimliği, gazetecilerin tutukluluk hallerine yapılan itirazı reddederek, tutukluluk hallerine devamı yönünde kararı verdi. 

Hakiliğin kararında şu ifadeler yer aldı: “Şüphelinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren somut delillerin olması (olaya ilişkin ifade tutanakları ve düzenlenen kolluk tutanakları ) suç nev’inde ve delil durumunda şüpheli lehine herhangi bir değişiklik olmaması ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. Maddesinde öngörülen geçerli şüphe sebeplerinin, 1982 Anayasası’nın 19. Maddesinde belirtilen kuvvetli belirtinin ve CMK’nin 100/1 maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin mevcut olduğu mesnet suçun CMK’nın 100/3-a maddesinde sayılan katolog suçlardan olması, verilmesi beklenen cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından şüphelilerin CMK’nin 108 maddesi gereğince tutukluluk halinin devamına”

Ne olmuştu?

Diyarbakır’da 8 Haziran tarihinde gözaltına alınan 20’si gazeteci 22 kişiden JİNNEWS Müdürü Safiye Alagaş, DFG Eşbaşkanı Serdar Altan, MA Editörü Aziz Oruç, Xwebûn Yazı işleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş,  Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin tutuklanmıştı. Gazeteci avukatları daha sonra gazetecilere savcılık ve hakimlik sorgusunda mesleki faaliyetlerle ilgili sorular sorulduğu, ortada somut bir delil yokken gazetecilerin “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandıklarını belirterek, tutukluluk kararına itirazda bulunmuştu.

Paylaşın