Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Açıklaması

DEVA Partisi Lideri Babacan, Yozgat mitingi sonrası yaptığı açıklamada, “Ortak adaylık konusunu hiç açmıyoruz. Bunu açmama kararı aldık. Ama bu konu geçiş süreciyle alakalı. Bazen laf arasında gündeme geliyor. Şimdi duvar inşa eder gibi, böyle tuğla üstüne tuğla koya koya gidiliyor Daha önce böyle bir şey hiç olmamış. 2018’deki Millet İttifakı’na bakacak olursanız bir ortak doküman dışında bir şey yok” dedi.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, 21 Ağustos’ta son turunu yapacak Altılı Masa toplantılarının devam etmesi gerektiğini söyleyen Babacan, Cumhurbaşkanı adayı konusunu ise henüz hiç konuşmadıklarını anlattı. Aday belirleme süreci için önce geçiş sürecinin yol haritası ve Cumhurbaşkanı adayının ortak söylemine katkı sunacak temel konularda tematik çalışmalar yapılması gerektiğini belirten Babacan bu çalışmayı “ön koalisyon protokolü” olarak nitelendirdi.

Aday belirleme sürecinin geciktiğine dair eleştirilere, “Amerika’da bile başkan adayları seçime üç ay kala belirleniyor” yanıtı veren Babacan, bu konuyu kendisinin yer aldığı parti içi toplantılarda dahi konuşmadıklarını belirtirken, “Bu işin geyiği olmaz. Hani oturunca ciddi ciddi konuşmak lazım. Bana göre henüz o safhada değiliz. Kanaat ifade etmiyoruz. Hiçbir ismi dışlamıyoruz. Ama zamanı geldiğinde konuşulur, tartışılır” dedi. Babacan ekonomiyle ilgili ise büyük çöküş yaşayan Sri Lanka’yı örnek gösterip uyardı.

Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Ortak adaylık konusunu hiç açmıyoruz. Bunu açmama kararı aldık. Ama bu konu geçiş süreciyle alakalı. Bazen laf arasında gündeme geliyor. Şimdi duvar inşa eder gibi, böyle tuğla üstüne tuğla koya koya gidiliyor Daha önce böyle bir şey hiç olmamış. 2018’deki Millet İttifakı’na bakacak olursanız bir ortak doküman dışında bir şey yok. Ortak aday yok. Seçimden sonra ülkenin nasıl yönetileceğiyle alakalı ortak vizyon da yok. Bu seferki Altılı Masa herhangi bir ittifaktan çok daha öte bir iş birliği çalışması içerisinde. Türkiye’yi ortak yönetme iradesiyle hareket ediliyor.

Cumhurbaşkanı adayının erken aşamada açıklanmasıyla ilgili iki önemli sorun görüyoruz. Birincisi bu geçiş sürecinin yol haritası üzerinde siyasi partilerin mutabakatı önemli ama cumhurbaşkanı adayının da bu mutabakat içerisinde söz söylemesi, rol alması, hatta bu mutabakatı mümkünse adayın açıklaması gerek. Bunun için geçiş sürecinin yol haritasının belirlenmesi önemli. İkincisi, benim en çok çekindiğim husus ki, Cumhurbaşkanı adayı belirlendiği anda her şeyi ona soracaklar. Cumhurbaşkanı adayı kendi kafasına göre mi konuşacak? Ya da bu aday bir partinin genel başkanıysa kendi partisine programından, politikalarından mı konuşacak? Yoksa ben bilmem, Altılı Masa’ya mı sorayım mı diyecek.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinden önce bazı temel alanlarda ortak hedef ve ilkelerin yer alacağı 2-3 sayfalık ortak dokümanların önemli olduğunu düşünüyoruz. Her konuda bir ortak söylem notu üzerinde çalışmak gerek. Aksi halde yönetmesi zor bir tablo ortaya çıkabilir ve o tablo da seçmene güven verme açısından arzu ettiğimiz bir tablo sunmayabilir. Ortak dil önemli. Bunu biraz ön koalisyon protokolü gibi düşünmek lazım. Çünkü ortak adayla gidilecek seçim ilk defa yaşıyor Türkiye. Amerika’da bile başkan adayları seçime üç ay kala falan belirleniyor.”

Paylaşın

Türkiye İle ABD Arasında F-16 Görüşmeleri Sürüyor, Son Durum Ne?

Türkiye ile ABD arasında F-16 uçağı alımı ve modernizasyonu ile ilgili bir süredir devam eden teknik düzeydeki görüşmelerin dördüncüsü Pazartesi günü Washington’da yapılacak. Toplantı, ABD Temsilciler Meclisi’nde F-16’lar için konulan şartların ardından yapılacak ilk görüşme olması açısından önemli görülürken, ABD Senatosu’nun satışla ilgili tutumunun Ankara için zorlayıcı olabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD ile Ekim 2021’de başlatılan süreç kapsamında şimdiye kadar üç toplantı Türkiye’de gerçekleştirildi. Heyetler arasında, geniş çaplı ve teknik nitelikli toplantıların dördüncüsü ise Pazartesi günü ABD’de düzenlenecek.

Satışla ilgili ABD’deki hava nasıl?

F-16’larla ilgili gelinen durumu ve ABD’deki havayı DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Joe Biden yönetiminin satışın gerçekleşmesini kesinlikle istediğini belirterek, geçmiş dönemde bazı durumlarda Türkiye aleyhine fikir beyan eden ABD Savunma Bakanlığı’nın da bu kez satışın arkasında durmasının önemli olduğuna işaret ediyor.

Çağaptay, Türkiye-ABD ilişkilerinin “savunma eksenli yapısına” ve satışın bu ilişkilerin sürmesi açısından önemine dikkat çekerek, “F-35 programının yokluğunda F-16’lar ilişkilerin ilerlemesi açısından bir bağ. Satış gerçekleşmez ise iki ülkeyi bir arada tutan bir nevi bu siyasi tutkalın varlığından bahsetmek zorlaşacak” diyor. Çağaptay’a göre satışı destekleyen ABD yönetimi de bunun farkında ve bakış açısı bu yönde.

Ankara’nın vurguladığı noktalardan biri F-16’ların satışının sadece Türkiye-ABD ilişkileri açısından değil NATO’nun caydırıcılığı için de önemli olduğu. Ukrayna savaşının çıkmasının ardından Türkiye’nin NATO için öneminin yeniden anlaşıldığına yönelik yorumlar yapılmıştı.

Alman Marshall Fonu Direktörü Özgür Ünlühisarcıklı da Biden yönetiminin ilk başta AKP hükümetine karşı menfi bir tutum içinde olduğunu hatırlatarak, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte Türkiye’nin jeostratejik öneminin hatırlandığını, Rusya’nın Ukrayna işgali ile de artık bu önemin göz ardı edilemez hale geldiğini belirtiyor. Ühlühisarcıklı, ABD yönetiminin bu satışa stratejik açıdan yaklaştığına ve ABD çıkarlarının gereği olarak gördüğünü hatırlatıyor.

Bununla birlikte ABD’de son dönemde önce “anti-AKP ve anti-Erdoğan” olarak başlayan atmosferin yavaş yavaş “anti-Türkiye’ye” doğru evrildiğine ve bunun da kendisini Kongre’de hissettirdiğine işaret eden Ünlühisarcıklı, Kongre’nin konuya yönetimin tersine iç siyasi dinamiklerle yaklaştığını ve oluşan atmosfer ile Türkiye karşıtı lobilerin etkisinin gözlendiğini belirtiyor.

Bu arada İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelikleri ile ilgili müttefiklerin yavaş yavaş tamamladıkları parlamento onay süreci Türkiye’de henüz başlatılmadı.

F-16’lar konusunda Menendez engeli aşılabilir mi?

Ancak ABD yönetiminin desteğine, Ankara’nın da ihtiyatlı iyimserliğine karşılık Biden yönetimi ile Kongre’nin satışla ilgili farklı tutumlar içinde olduğu hatırlatılıyor ve Senato aşamasının zorlayıcı olabileceği belirtiliyor.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Bob Menendez’in Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satışına karşı olduğunu pek çok kere belirtmesi büyük engellerden biri olarak görülüyor.

Menendez, geçen ay Atina-Makedon Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “Ankara’nın davranış ve tutumunu değiştirmesi gerektiğini” söyleyerek, tutum değişikliği beklediği alanları ‘Rusya’dan S-400 satın alınması, Yunan adaları üzerinden uçuşlar, Türkiye’nin Rusya ile yakın ilişkileri ve gazetecilerle avukatların hapsedilmesi dahil insan hakları ihlalleri’ olarak sıralamıştı.

Soner Çağaptay, Senato aşamasının çok incelikli olduğuna ve tek bir senatörün satışı bloke etmesinin mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Menendez pek çok kereler bu satışa karşı olduğunu açıklamış bir isim. Tek başına bu satışı engelleyebilir ve bulunduğumuz nokta da şu anda bu” diyor.

Çağaptay, Biden’ın satışı engellememesi için Menendez’i araması gerektiğini ancak şu anda siyasi açıdan Menendez’e diğer pek çok tasarı ile ilgili ihtiyacı bulunması sebebiyle, Başkan’ın nüfuzunu F-16’lar için kullanacağından şüpheli olduğunu belirtiyor. “Bu nedenle maalesef konu muhtemelen Senato aşamasında tıkanacak görünüyor” diyen Çağaptay, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Senato’daki komitelerin başkanları ara seçimlerle değişebilir. Eğer böyle olursa Cumhuriyetçiler komite başkanlığını alabilir ve Menendez başkanlıktan gidebilir. Ancak böyle olsa bile Menendez komitenin ‘kıdemli üyesi’ (ranking member) olacak ve yine tek başına satışı veto edebilir.”

Çağaptay, son tahlilde “F-16 satışının bir Senato ve Menendez sorunu haline dönüşmesini” beklediğini belirterek, “Ankara’nın bu sorunun etrafından dolanabileceği bir yol şu an için göremiyorum” yorumu yapıyor.

Ünlühisarcıklı da ABD yönetimi ile Kongre’deki yaklaşımların farklı olduğunu söylerken, bununla birlikte istenirse Kongre’nin itirazına rağmen satışı mümkün kılacak “kestirme bir yol” bulunabileceğine inanıyor. Türkiye’nin üstüne çizmenin bu konjonktürde ABD yönetimi için çok kolay olmayacağını belirterek, şöyle konuşuyor:

“Bence ABD yönetimi zamana oynayacaktır. İngilizce bir tabir vardır; ‘kick the can down the road’ (sorunu ötelemek) diye. Ama ABD siyasal sisteminde Kongre’nin itirazlarını baypas etmek için kestirme, kısa yöntemler vardır. Yeter ki istesin yönetim.”

Ünlühisarcıklı, bu nedenle yapılacak olan teknik görüşmeleri önemli bulduğunu söyleyerek, “Teknik açıdan konu olgunlaştıktan sonra siyasi bir fırsat bulunabilir” diyor.

Süreç nasıl gelişmişti?

Uzun yıllardır füze savunma sistemini geliştirmek isteyen Türkiye, 2017’de ABD’nin ve diğer NATO müttefiklerinin çekincelerine rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almıştı.

Rusya’dan satın alınan S-400 füze savunma sisteminin ilk parçaları Haziran 2019’da Türkiye’ye ulaşmaya başlamıştı. Bunun üzerine Washington, Rus sistemlerinin NATO ile uyumlu olmadığı ve gizli askeri bilgilerin Rusya’nın eline geçebileceği gibi gerekçelerle Ankara’ya tepki göstermiş, Temmuz 2019’da yeni nesil savaş uçağı F-35 üretim sürecinden Türk ortaklarını çıkartmıştı.

Türkiye, hava savunması için çok önemli olan F-35 programından Eylül 2021’de resmen çıkartılmasının ardından F-35 savaş uçakları için ödediği 1,4 milyar doların geri ödenmemesi ihtimaline karşı alternatif arayışına girmişti. Ankara, Ekim 2021’de ABD’li Lockheed Martin tarafından üretilen 40 adet F-16 ve 79 adet F-16 modernizasyon kiti almak için ABD’ye başvurmuştu.

Bakan Akar bu süreci Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada şöyle anlatmıştı:

“(F-16’ların ömrü doluncaya kadar F-35’lerle boşluğu doldurur, daha sonra da milli muharip uçağımız ile ihtiyaçlarımızı karşılarız) diyorduk. Fakat F-35’lerde çıkan sıkıntıdan dolayı durumu yeniden değerlendirdik. Yıllardan beri kullanmakta olduğumuz, eğitim, bakım ve ikmalinin yanı sıra araç gereçlerimizle uyumu itibariyle F-16 ile devam etmenin uygun olacağı noktasına geldik.”

ABD Dışişleri Bakanlığı da bu satışa yönetimin siyasi desteğini göstererek, Mart ayında Kongre’nin satışa karşı çıkan üyelerine mektup yazdı ve “uygun ABD savunma ticareti bağlarının ülke çıkarlarına hizmet edeceğini” kaydetmişti.

Mitsotakis’in ziyaretinin etkisi

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan egemenlik tartışmaları da satışta rol oynayan etmenlerden.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Mitsotakis Mayıs ayında ABD Kongresi’ne hitap ederek, isim vermeden Türkiye’nin Yunan hava sahasını ihlal ettiğini iddia etti ve Kongre’den Türkiye’ye yapılacak muhtemel silah satışlarında Doğu Akdeniz’deki durumu göz önünde bulundurmasını istedi.

Ancak ABD Temsilciler Meclisi, Temmuz ayı ortasında ABD Başkanı Joe Biden’ın Türkiye’ye F-16 savaş uçağı satma planıyla ilgili engel oluşturabilecek bir karar aldı ve F-16 satışı için Türkiye’nin Yunanistan hava sahasını ihlal etmemesi ve satışın ABD’nin çıkarına olacağı yönünde garanti istedi.

Bu gelişmenin ABD Başkanı Joe Biden’ın Haziran ayı sonunda Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi sırasında Türkiye’ye F-16 satışına sıcak baktığını söylemesinin üzerine gelmesi Ankara’da tepkiyle ancak ihtiyatlı bir şekilde karşılandı.

Ünlühisarcıklı, iki üke yönetimlerinin bu satışın yapılmasını gerçekten istemesi durumunda Yunanistan hava sahası ile ilgili getirilen tartışmalı şart engelinin de aşılabileceğini ve bir formül bulunabileceğini düşünüyor.

Temsilciler Meclisi’nden geçen metinle ilgili yasal süreç ise henüz sona ermedi. Senato’nun da tasarının kendi versiyonunu onaylaması gerekiyor. Ardından Kongre üyelerine savunma harcama yetkisi veren tasarının her iki versiyonu üzerinde uzlaşılan ortak bir metinde birleştirilecek ve bu metin tekrar Kongre’nin her iki kanadında oylanacak.

Milli Savunma Bakanı Akar, El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Temsilciler Meclisi’nin bu adımının arkasında Yunanistan’ın olduğunu belirterek, “ABD Kongresi bu uçakların kullanımı ile ilgili kanun ve şartlar yayınladı. Biz de Türkiye’nin egemen bir devlet olduğunu ve şartlı bir şekilde uçak almayı kabul etmeyeceğimizi söyledik. ABD’nin hatasından geri döneceğini umuyoruz” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Temmuz’da TV 100’de ABD ile F-16 müzakerelerinin iyi gittiğini ve yönetimin yaklaşımının olumlu olduğunu söylerken, ABD Kongre’sindeki sıkıntının hatırlatılması üzerine “Elbette F-16’ları almak isteriz, müzakereler iyi gidiyor ama elimizi kolumuzu bağlayacak bir sürecin içinde de olmayız. Biz ABD’yle diğer müttefiklerimizle görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

Bu arada Türkiye çıkartıldığı F-35 programının yerini tam olarak doldurmasa da kendi milli muharip uçağı gelene kadar F-16’ları almak için çalışmalarını sürdürürken, diğer taraftan satışın gerçekleşmeme ihtimali nedeniyle alternatiflere baktığını da belirtiyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Helalleşme Oy İsteği Değildir

Partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Helalleşme Buluşması’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Konuşmasında birlik mesajı veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kamplaşan bir Türkiye istemiyoruz. Barış içinde yaşamak istiyoruz. Kamplaşmayı siyaset kurumu yapıyorsa geniş kitlelerde derin yaralar açıyor. O derin yaralar Türkiye’ye büyük zararla veriyor” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Helalleşme sıradan bir çağrı değildir, oturup düşünmektir. Ya kavga ettik bari barışmasını bilelim. Bunu yapabilirsek bu millete huzuru getirmiş olabiliriz. Kusurumuz, hatamız var daha önce de söyledim. Hata insana mahsustur. Bütün mesele aynı hatayı sürdürmemektir. Helalleşme aynı zamanda barışmak demektir. Aynı sofraya oturmak demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını “Oturup konuşmak bize bakıp yeri geldiğinde sağlıklı ve tutarlı eleştiriler yapmak bizim açımızdan son derece önemlidir. Bu buluşmanın büyük bir önemi var. Artık birlikte olmalıyız. Elbette farklı düşüneceğiz. Ama bunlar kavga nedeni olmamalı” cümleleriyle devam ettirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Helalleşme Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Kamplaşmayı siyaset kurumu yaparsa, geniş kitlelerde derin yaralar açar. Güzel konuşmalar yapıldı. Üç aşağı beş yukarı ben bu konuşmaları değişik illerde, değişik kişilerden dinledim. Helalleşme sıradan bir çağrı değildir. Helalleşme aynı zamanda oturup düşünmek demektir. Oturup düşüneceğiz, neden kavga ediyoruz? Haydi kavga ettik, bari barışmasını bilelim. Eğer biz bunu yapabilirsek bu memlekete huzur getirmiş oluruz. Kusur, evet kusurumuz var. Defalarca söyledim. Yanlışımız var. Hata insana mahsus bir kavramdır zaten. Bütün mesele aynı hatayı tekrar etmemektir. Bunu yaptığımız zaman sorun büyük ölçüde çözülmüş olur.

Helalleşmek aynı zamanda barışmak demektir. Oturup konuşmak demektir. Aynı yemeğe kaşık sallamak demektir. Helalleşme aynı zamanda geçmişteki yaraları sarmak demektir. Siyasiler o yaraları kaşıyorlar, nasıl kanatırız diye. O yaraların kapanması lazım. Aynı acıların bir daha yaşanmaması demektir. Bu olmalı zaten. Bu olmadığı takdirde dirliği, birliği, birlikteliği sağlayamayız. Sizler geldiniz şeref verdiniz. Bizim açımızdan son derece değerli bir hareket.

Vatanımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz, peki bu kavga neden o zaman? Helalleşme aynı zamanda sevgiyi büyütmektir. Kucaklaşmalıyız. Hiç tanımadığımız insan… Kapı komşumuz hiç selamlaşmadık diyelim. Ama bir acı olduğunu onun acısını paylaşmalıyız. Sevincimizi de paylaşmalıyız. Ben bu ülkede eğer kuru ekmek kavgasını bitiremiyorsam niye siyaset yapıyorum?

‘Karşı çıkanlara rağmen yapacağız’

Eğer düşüncelerinden ötürü insanlar hapse atılıyorsa bu doğru değildir arkadaşlar. Bunların dışına çıkmalıyız artık. Gönlümü sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Yüreğimi sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Helallik, evet hakkım sizlere helal olsun. Kin ve kibir benim kitabımda yoktur. Beni beğenmeyene de ben saygı duymak zorundayım. Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız. Karşı çıkanlara rağmen yapacağız. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Dediğim gibi benim hakkım sizlere helal olsun.”

Paylaşın

Erken Seçim CHP’nin Gündeminden Kalktı

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten CHP’li Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” ifadelerini kullandı.

tv100’de yayınlanan Pınar Işık Ardor’un sunduğu siyasetin gündemini belirleyen Pazar Siyaseti’nin bu haftaki konuğu CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun oldu.

Torun 6’lı masanın adayından erken seçime, YSK tartışmalarından belediyelere birçok konuda önemli açıklamalar yaptı. Torun’un açıklamalarından satır başları şöyle…

YSK tartışmaları

“Sayın genel başkanımızın anlatmak istediği şu; YSK’nın verilerini alıyoruz, biz de örgütlerimiz aracılığı ile bunları işliyoruz eksikler hatalar varsa bunların düzeltilmesi talebinde bulunuyoruz. Bütün verilere hakimiz şu anda. YSK’nın elinde birçok hatalı veri var, yanlış veri var. Biz YSK’dan aldığımız verileri örtüştürüyoruz. YSK’da yok bu veriler. Biz verileri YSK’dan aldık, herkese veriyor. Gizil saklı veriler değil her vatandaşın her siyasi partinin alabileceği bilgiler”

Erken seçim

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten Seyit Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

Torun, Pınar Işık Ardor’un artık CHP erken seçim söylemini bundan sonra yapmayacak diyebilir miyiz? sorusuna ise, “Yasal seçim takvimine baktığımızda şu an için öyle görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Adayımız Kılıçdaroğlu”

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” yanıtını verdi.

Müfettiş iddiası

Torun açıklamalarını şöyle sürdürdü: Birçok belediyemize giden bazı müfettişler bir şey bulamadıkça ‘Benim bir şey bulmam lazım, gönderilirken mutlaka gideceksiniz suç bulacaksınız diyorlar’ diyor. ‘Bir şey bulamadığımızda olumsuz şeyler yaşıyoruz’ diyorlar.

Paylaşın

New York Times’tan Çarpıcı Erdoğan-Putin Analizi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden New York Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi mercek altına alan kapsamlı bir analiz hazırladı.

Steven Erlanger imzalı haberde, “Erdoğan riskli bir seçime hazırlanırken ve Suriye’ye yeni bir operasyon gündemdeyken Türkiye, Rusya’dan nakit, gaz ve iş istiyor ve Moskova da Batı’nın yaptırımlarından kaçmak için müttefik istiyor” denildi.

‘Erdoğan’ın elde edeceği çıkar…’

Sözcü’nün aktardığı makalede, “Erdoğan gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ekonomik krizle, yüzde 80’lere ulaşan enflasyon ve merkez bankasında döviz sıkıntısıyla birlikte siyasi zorluk yaşıyor. Putin’in de kendi dertleri var, Ukrayna’daki savaş, sert yaptırımlar gibi” yorumu yapıldı. Her iki ismin de karşılaştıkları zorluklar nedeniyle birbirlerine yakınlaştığı belirtilirken, “Son üç haftada iki kez görüştüler, sonuncusunda Soçi’de görüştüler” hatırlatması yapıldı.

Analizde Erdoğan ile Putin arasındaki yakınlığın NATO müttefikleri arasında rahatsızlık yarattığı belirtildi. Erlanger, “Erdoğan için bu ilişkiden elde edeceği çıkar Merkez Bankası’na nakit akışı, ucuz enerji, küresel anlamda önem, büyük ihracat pazarı, Rusya ile turizmin gelişmesi ve en önemlisi de Rusya’nın Suriye’deki Kürt ayrılıkçılara karşı mücadeleye destek vermesi” yorumunu yaptı.

‘Erdoğan ve Putin, frenemy oldu’

Her iki ismin de İngilizce “hem dost hem düşman” anlamına gelen “frenemy” olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın İran’ın başkenti Tahran’da Putin’i beklettiğini ve iki ülkenin farklı cephelerde karşı karşıya olduğunu aktardı. Gazete, Washington yönetiminin iki ülke arasındaki yakınlaşmayı dikkatlice izlediğini aktarırken ABD’nin eski NATO büyükelçisi Ivo Daalder açıklamalarda bulundu.

Daalder, “Erdoğan bütün seçeneklerini açık tutuyor. Bu, ülkelerin sadece kendi çıkarlarını düşündüğü zamanlarda oluşur ve müttefiklik ruhuna uygun düşmez” ifadesini kullandı. New York Times’taki haberde, “Erdoğan gelecek yıl yapılması planlanan seçimlerden önce anketlerde kötü sonuçlar aldı. En büyük kırılganlığı, yıkılmış bir ekonomi, halkın bezmiş olması ve milyonlarca mülteci” yorumuna yer verildi.

Paylaşın

Ekonomik Kriz Siyasi Partileri De Vurdu!

Türkiye yaklaşık 1 yıldır çok zor bir ekonomik süreçten geçiyor. Geçtiğimiz yılın sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezi doğrultusunda arka arkaya faiz indirimleri döviz kurunu patlattı. Artan kur enflasyonu tırmandırdı. Üstüne küresel ekonomik gelişmeler de eklenince enflasyon 8 ayda yüzde 20’den yüzde 80’e çıktı.

Yapılan zamlara karşın ücretleri eriten yüksek enflasyon kısa sürede düşeceğe de benzemiyor. İktidar temsilcileri de kısmi düzelme için ancak 2023 yılının ilk çeyreğini işaret ediyor. Halkı zor durumda bırakan ekonomik tablo, politikaları eleştiren, sorunları çözeceği iddiasını ortaya koyup seçmenin oyuna talip olan siyasi partileri de zorluyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ekonomik sıkıntıların arttığı dönemde ülke genelinde çalışmalarını yoğunlaştıran siyasi partilerin saha faaliyetleri, mitingler ve ziyaretler için yaptığı harcamalar da 2’ye hatta 3’e katlanmış durumda. Hazine yardımı alan partiler dahi bu süreçte zorlandıklarını ifade ederken yeni kurulan partiler çok daha büyük bir eşitsizlik içinde seçime hazırlandıklarına dikkat çekiyor.

MHP’den Yeni Yasama Dönemi İçin Af Hazırlığı

Öte yandan MHP’nin cezaevlerinde doluluğu gerekçe göstererek Meclis’e sunduğu “şartlı ceza indirimi” teklifinin AK Parti’nin de oylarıyla kabul edilip yasalaştırılmasının üzerinden yaklaşık 2 yıl geçti. Cezaevlerinde 100 bin kadar kişiyi etkileyen düzenleme çıktı ama beklentiler bitmedi.

Bugün de yeni bir ceza indirimi, hatta af beklentisi dile getiriliyor. Buna gerekçe olarak yine ‘cezaevlerindeki yoğunluk’ gösterilirken arka planda işleyen seçim sürecine de dikkat çekiliyor. AK Parti’nin kritik bir seçime giderken çok sayıda kişinin istediği bu talebe yanıt vermesi gerektiğini dile getirenler var.

Seçimlerin yapılacağı 2023 yılının Cumhuriyet’in 100. Yılı olduğuna dikkat çeken bazı siyasetçiler de böyle bir dönüm noktasında dünyanın birçok ülkesinde yapıldığı gibi simgesel adımlar atılabileceğine dikkat çekerek af konusunun gündeme alınması gerektiğini söylüyor. Bu beklentiler ışığında kulislerde MHP’nin 1 Ekim’de başlayacak Meclis’in 6. Yasama Yılı’nda cezaevleriyle ilgili yeni bir yasa teklifi sunmasının sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

Paylaşın

Ali Babacan’dan Devlet Bahçeli’ye Sert Sözler

Partisinin Yozgat mitinginde konuşan DEVA Lideri Babacan, hedefine MHP Lideri Bahçeli’yi alarak, “Bahçeli’nin bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet. Bildiği başka bir şey yok. Bu ülkede milliyetçi hareketin bir ceremesini çekenler, bir de keyfini sürenler vardır. İktidar ortağı olarak devletin her türlü imkânı kullanıyor. Ancak, bir ayağı siyasetin içinde, bir ayağı şiddetin içinde.” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, Erdoğan’a yüksek enflasyon ve 2023 hedefleri üzerinden yüklendi. Erdoğan’ın “Enflasyon düşecek” dediği konuşmaları izleten Babacan “Enflasyon 5 yıldır yükseliyor” dedi. Babacan, “Birbirine ‘çomar’, ‘laikçi’, ‘bidon kafalı’, ‘din düşmanı’, ‘koyun sürüsü’, ‘vatan haini’ diye gürültü yapanlardan ibaret bir ülke olmadığımızı gayet iyi biliyoruz” sözleriyle kutuplaşmaya da tepki gösterdi.

DEVA Partisi üçüncü mitingini Yozgat’ta yaptı. Mitingde kürsüye çıkan DEVA Partisi Genel Başkan Ali Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzdeki seçimleri kazanacağız ve Türkiye’nin en güzel yıllarını inşa edeceğiz. Bu seçimi tüm Türkiye kazanacak. Evladına harçlık veremeyip gizli gizli ağlayan analar, pazardan eli boş, başı eğik dönen babalar kazanacak. Çocuğunu okutamayan işçiler, açlıkla sınanan emekliler kazanacak. Torununa bir küçük hediye bile alamayan dedeler, nineler kazanacak. Ürettikçe zarar eden çiftçi, sattığı malı yerine koyamayan esnaf kazanacak.

Bu seçimi; en güzel yılları umutsuzlukla, kaygıyla geçen gençler, günde tek öğünle karnını doyurmaya çalışan öğrenciler kazanacak. Konserleri yasaklanan sanatçılar kazanacak. Bu seçimi; düşüncesi, kimliği, inancı, kıyafeti, yaşam tarzı nedeniyle hor görülenler kazanacak. 28 Şubatçıların 1000 yıllık iktidar hevesini alaşağı eden arkadaşlarım, dostlarım kazanacak. Otoriter ittifakın görmezden geldiği milyonlar kazanacak.

Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu iktidarı tereyağından kıl çeker gibi değiştireceğiz ve yarınları birlikte kuracağız. Gücü ele geçirenin zayıfı ezdiği, nöbetleşe zorbalığın hüküm sürdüğü bir döneme artık geçit vermeyeceğiz. Türkiye’yi asla öfkeye, nefrete, şiddete teslim etmeyeceğiz. Seçimden sonra hır güre asla müsaade etmeyeceğiz. İstikrarı güçlendireceğiz.

Kutuplaşmadan, bağırış çağırıştan memlekete bir hayır gelmez. Kutuplaştırarak ülkeyi yönetmeye başladılar. Bizim hayalimizde; herkesin kendisini özgür ve eşit hissettiği bir Türkiye var. Birbirine ‘çomar’, ‘laikçi’, ‘bidon kafalı’, ‘din düşmanı’, ‘koyun sürüsü’, ‘vatan haini’ diye gürültü yapanlardan ibaret bir ülke olmadığımızı gayet iyi biliyoruz. Onlar, inanın çok az. Bu ülkenin kahir çoğunluğunun mayasında sevgi, barış, kardeşlik var.

Net söylüyorum, söz veriyorum: Türkiye’de hiç kimsenin; inancı, kimliği, yaşam tarzı, düşüncesi nedeniyle hor görülmesine asla izin vermeyeceğiz. Kimsenin ötekileştirilmesine müsaade etmeyeceğiz. Kimse kendisini bu ülkenin üvey evladı hissetmeyecek. Herkes birinci sınıf, onurlu vatandaş olacak. Kazanılmış tüm hakların güvencesi hukuk olacak. Özgürlükler üzerindeki baskılar da teker teker kaldıracağız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2017 yılından beri “Enflasyon düşecek” dediği konuşmaları ekrana yansıtan Babacan, konuşmalar esnasında enflasyonun hep yükseldiğine işaret etti. Gerçek enflasyonun yüzde 200’e dayandığını söyleyen Babacan şu ifadelere yer verdi:

“Enflasyon sürekli yükselmiş. 5 yıldır yükseliyor, ‘Daha da düşecek’ diyor. ‘Müspet sonuçları göreceğiz’ diyor. Çarşıda, pazarda, markette müspet fiyat gören var mı? Belgeleriyle her şey ortada. 5 senedir tek yetkiyi toplamış, enflasyonu düşüremiyor. Enflasyonu nasıl patlattığı ortada.

‘Enflasyon dünyanın her yerinde yüksek’ diyorlar. Hop, 1 dakika dur! Savaşın ortasındaki Rusya’da enflasyon %15. Amerika’da %8,5. Almanya’da %7,5. Güney Kore’de %6. Çin’de %2,7. Japonya’da %2,4. Siz kimi aldattığınızı zannediyorsunuz? Rekor Türkiye’de.

Hani ‘Yüksek faiz sebep, yüksek enflasyon sonuç’ diyor ya. Bu doğru değil. Erdoğan sebep, yüksek faiz ve yüksek enflasyon sonuç. Doğrusu bu. 2018’den bu yana bütün yetkiyi kendi üstünde topladı. Atsın bir imza da düşürsün. Elini tutan mı var? Enflasyon da faiz de talimatla düşmez, güvenle düşer. 20 yıldır bunu anlamadı, anlamıyor.

‘2023 hedeflerimize ne oldu Beştepe?’

2023’e 4 ay kaldı. 2023 hedeflerimize ne oldu Beştepe? Kişi başı geliri 25 bin dolar hedefliyorduk. Olmadı. Ülkemizi dünyanın ilk 10 ekonomisine sokacaktık. Olmadı. İhracatımız 500 milyar dolara çıkaracaktık. Olmadı. Ehil ve dürüst kadroların çoğunu uzaklaştırdılar. İstişareyi terk ettiler. Bu güzel hedeflere giden yoldan saptılar. Ülkenin istikametini, adalet yolundan, demokrasi yolundan saptırdılar. Taşın, çamurun içinde debelenip duruyorlar.

Dış politikada Avrupa Birliği rotasından, Şanghay beşlisine döndüler. Nereden nereye? Kadrolarda liyakatten sadakate döndüler. ‘Yat’ deyince yat, ‘Kalk’ deyince kalk… Arabulucu, güçlü, itibarlı bir Türkiye iken; kapı kapı para arayan bir ülke olduk. Tüm dünyanın cazibe merkezi olan bir Türkiye’den, gençlerin kaçmak istediği bir ülkeye döndük. Nereden nereye?

Sokakların sesi Beştepe’ye ulaşmıyor. Eskiden bir apartman dairesinde otururdu. Külliye’ye taşındı. Tek bir komşusu bile yok. Gerçek hayatla ilgisi kalmadı. Devletin kulakları vatandaşa sağır oldu. İşte biz, devletin kulağını yeniden vatandaşa çevirmekle işe başlayacağız.

Biz iki tane büyük ekonomik kriz çözen ekibiz. Şu anda yaşadığımız krizi de inşallah, evelallah 6 ayda çözeriz. En geç iki yılda da enflasyonu tek haneye indiririz. Bunları daha önce yaptık, gene yaparız.

Babacan’ın gündeminde ayrıca bu hafta DEVA Partisi’ne yönelik engellemeler ve saldırılar vardı. Babacan şöyle konuştu:

“Her yerde engellemeye çalışıyorlar. Evvelsi gün Denizli’deydik. Aşure dağıtımının olduğu yerin yanında vatandaşlarımıza seslenelim dedik. Neymiş? Konuşmaya izin almamışız. Kusura bakmayın, ben vatandaşımla konuşmak için hiç kimseden izin almak zorunda değilim. Sen buna nasıl engel olacaksın ya?

‘Bahçeli’nin bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet’

Karaman il başkanımıza 8-10 kişilik bir ekip saldırıda bulundu. İl başkanımızın arasında olduğu 2 kişiyi ağır şekilde darp ettiler. Şu Bahçeli var ya Bahçeli… Bahçeli’nin bugüne kadar bu memlekete faydası dokundu mu? Ortağı olduğu her hükûmet ülkeyi krizlerin içine düşürdü. Bildiği tek şey: Öfke, nefret, şiddet. Bildiği başka bir şey yok. Bu ülkede milliyetçi hareketin bir ceremesini çekenler, bir de keyfini sürenler vardır. İktidar ortağı olarak devletin her türlü imkânı kullanıyor. Ancak, bir ayağı siyasetin içinde, bir ayağı şiddetin içinde.”

Erdoğan’a: ‘Siz de şiddeti siyaset zannedenlerden misiniz?’

Olayın üzerinden 2 gün geçti. Karaman’da kolluk kuvvetleri de adliye de ağır çekim çalışıyor. Biz bu konunun takipçisi olacağız. Bahçeli’nin ve ortağının bu ülkeyi şiddete, öfkeye, nefrete sürüklemesine izin vermeyeceğiz. Erdoğan’a da birkaç sorum var: Siz kimlerle ortak olduğunuzun farkında mısınız? Sizin görmek istediğiniz Türkiye bu mu? Yoksa siz de şiddeti, ‘siyaset’ zannedenlerden misiniz?

DEVA’nın yükselişini asla durduramayacaklar. İstedikleri kadar arkalarına devletin imkânlarını alsınlar. Biz, milletin iradesinden başka güç tanımayız. Seçim akşamı sonuçlar açıklanınca hep beraber ‘Güle güle’ diyeceğiz.”

‘Türkiye, büyük ve güzel bir değişimin eşiğinde’

Konuşmasında partisinin vaatlerini de sıralayan Babacan:

“Türkiye büyük ve güzel bir değişimin eşiğinde. Şunu herkes çok iyi bilsin; DEVA Partisi bu değişimin asli aktörüdür. Ekonomik krizi biz çözeceğiz. Göç krizini de biz çözeceğiz. Hukuk ve adalet krizini de biz çözeceğiz. Eğitim krizini, istihdam krizini de çözen biz olacağız.

Sağlık sorunlarını da biz çözeceğiz. Sağlık sisteminin reçetesini yazdık, hepsini düzelteceğiz. Aile hekimliklerinden itibaren tüm kademelerde nitelikli ve donanımlı bir sistem kuracağız.

Şu anda sosyal yardımları ihtiyacı olan herkes alamıyor. Parti üyeliğine, tanıdığa bakılıyor. Buna son vereceğiz. İhtiyaç sahibi herkes devletin yardımlarına, desteklerine ulaşacak. Kapı kapı dolaşacağız. Devlet destekleri, devlet yardımları bir lütuf değil, vatandaşın hakkıdır.

7’den 70’e herkesin derdiyle ilgileneceğiz. Yaşlı bakım sigortasını hayata geçireceğiz. Bebekler sağlıklı büyüsün diye 2 yaşına kadar süt ve bebek maması başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayacağız.

Çiftçimizin üstündeki borç yükünü kaldıracağız. Eski borçların faizini silip, rakamı dondurup, 2 yılı ödemesiz uzun vadeye yayacağız. Yeni finansman kapıları açacağız. Destekleri ekim dikim olmadan açıklayacağız. Hasatla beraber gününde ödeyeceğiz. Gübrenin yarısını karşılayacağız. Elektriğe düşük tarife uygulayacağız. Mazottan ÖTV almayacağız. Ne demişler? Bağı gör, üzüm olsun; yemeye yüzün olsun. Bağı bahçeyi, tarlayı toprağı göreceğiz.

Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dosdoğru çalışacağız. Ne iş yaparsak yapalım; bin biliyorsak, bir bilene soracağız. Her işi mutlaka ehline vereceğiz.”

Paylaşın

HDP’ye Kapatma Davası: Bilgisayarda Basılmayan Son Tuş

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması talebiyle açılan davada hukuki süreç işliyor. Esas hakkında yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gönderen HDP ayrıca sözlü savunma yapacağını da bildirdi. Hukukçular davanın sonbaharda sonuçlanabileceğini söylüyor.

Tabii seçime giderken verilecek böyle bir kararın hukuki boyutundan daha çok siyasi sonuçları konuşuluyor. Muhalefet partilerine göre oy düşüşü yaşayan iktidar çaresizliğin getirdiği bir savrulma içinde. 3600 ek gösterge, KYK faizlerinin silinmesi, EYT, Suriye’de yeni operasyon, doğalgaz araması gibi birçok farklı konuda adımlar atan iktidarın tutumunu, “Aynı anda bilgisayarın tüm tuşlarına basmak” olarak yorumlayan muhalefet, seçime giderken HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davada karar verilmesi olasılığını ise “Bilgisayarın son tuşuna basmak” olarak nitelendiriyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ana muhalefet partisinden bir yetkili bu yönde alınacak bir karar için, “HDP kapatılırsa daha önce kapatma davası ile karşılaşmış bir parti olan AK Parti kendi hikayesinin üzerinde tepinmiş olur, kendilerini inkar etmiş olurlar. Bundan umut ettikleri sonucu alamayacakları gibi Türkiye demokrasisine de çok ağır bir hasar verirler. Her şeye rağmen bunları göze alıp HDP’yi kapatacaklarsa bilgisayarın son tuşuna da basmışlar demektir. Bu da kapatma düğmesi olur” dedi.

Kapatma davası

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından açılan davada, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisinin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesi talep edildi.

Dava süreci

Davada Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, 19 Mart’ta iddianame üzerinde ilk inceleme raporunun düzenlenmesi için bir raportör görevlendirdi. Anayasa Mahkemesi, davanın ilk incelemesini 31 Mart’ta yaptı.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu iddianamede usul eksiklikleri tespit ettiklerini belirterek başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verdi. Eksikliklerin tamamlanması ardından ilk inceleme tekrar yapılacak. 15 Nisan’da AYM, gerekçeli kararı Yargıtay’a gönderdi.

İncelemesini tamamlayan Bekir Şahin, iddianameyi tekrar AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

İddianamenin kabul edilmesi ve HDP’ye tebliğ edilmesiyle iki aylık ön savunma süreci başladı. HDP Hukuk Komisyonu, AYM’ye başvurarak dört ay ek süre talebinde bulundu. AYM, bu talebi 2 Eylül’de karara bağladı ve hakkında siyasi yasak istenenlerin ön savunmasını hazırlaması için otuz günlük ek süre verdi.

5 Kasım 2021’de HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kapatılması istemiyle açılan davada yazılı savunmasını Anayasa Mahkemesine sundu.

29 Kasım’da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, esas hakkındaki mütalaasını Anayasa Mahkemesine sundu. Şahin; HDP’nin ön savunmasındaki taleplerin reddedilmesi, temelli kapatılması ve kapatmaya sebep olanlara beş yıl siyaset yasağı getirilmesini istedi.

20 Ocak 2022’de AYM, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasını HDP’ye gönderdi ve savunmasını hazırlaması için otuz gün süre verdi. Mahkeme, partililerin savunmasının Başsavcılığa gönderilmesi isteğini kabul etmedi ve AYM Üyesi İrfan Fidan’ın önceki görevleri nedeniyle yapılan redd-i hâkim talebini de geri çevirdi.

19 Nisan 2022’de HDP Anayasa Mahkemesi’ne savunmasını sundu.

12 Mayıs 2022’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ek deliller içeren dosyayı Anayasa Mahkemesine sundu. Delilleri inceleyen AYM Başkanlığı, HDP’ye savunma için 30 gün süre verdi.

HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM tarafından belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak.

Paylaşın

Sancar: İktidar Kaynakları Yandaşlara Aktarıyor, Biz Halka Vereceğiz

Hatay’ı ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Sancar, burada yaptığı konuşmada, “Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, konuşmasının devamında, “Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay ve ilçelerinde esnaf ziyaretleri, halk buluşmalarına katıldı. Hatay girişinde kalabalık bir konvoy tarafından karşılanan Sancar, Erzin ilçe binası önünde halk buluşmasında kalabalığa seslendi. Mithat Sancar şunları söyledi:

“Sevgili Erzin halkı, hepinizi yürekten selamlıyorum, bu coşkunuza teşekkürle cevap vermek yetmez. Bunun için çalışmak, sizin bu desteğinize layık olmak lazım. Daha çok çalışmak daha uzun yolları birlikte yürümek lazım. Hepinize teşekkür ediyorum.

Gelê me yê bi rûmet hevalên bi rûmet ez we hemûyan bi dilgermî silav dikim. Ser seran ser çavan re hatin.

Bu coşkulu karşılamaya bir şiirle başlayarak karşılık vermek iyi olur. Ahmet Arif Çukurova’yı tarif ederken “sıcağında sabır taşı çatlar, çatlamaz ırgatın yüreği” diyordu. Bu sıcakta sabır taşı da çatlar ama mücadele eden, hakkı için, onuru için, özgürlüğü için mücadele eden halkın yüreği çatlamaz işte. Burada da hep birlikte her yerde herkese bunu gösteriyorsunuz. Yine Ahmet Arif’in şiirini biraz değiştirerek aktarayım. “Yol uzun, şartlar ağır ama bir sevdadır böyle yaşamak, bütün korkulara rağmen, bütün korkulardan uzak, halk için halkla birlikte yürümek. Bir sevdadır bu.” İşte HDP bu sevdanın adıdır, siz bu sevdanın yaratıcıları, emekçilerisiniz.

“Soygun düzenine karşı başarı ortak mücadeleden geçer, sorunları biz çözeceğiz”

Her türlü yolu deniyorlar bizi engellemek için; kumpas davaları açıyorlar, her gün yeni operasyonlarla yöneticilerimizi gözaltına alıyorlar, tutukluyorlar. Kapatma davalarından medet umuyorlar ama karşılarında inatla, ısrarla, inançla mücadele eden bir halk var. Bunu unutuyorlar. Ama her seferinde bu halk onlara bunu hatırlatıyor, hatırlatmaya devam edecek. İşte mücadeleyle direnişle öyle bir ufka vardık artık asla yalnız değiliz, asla yalnız olmayacağız. Daha da büyüyeceğiz daha da büyük yollar yürüyeceğiz. Bu ülkenin her sorununa çözümü bizler getireceğiz. Bizler derken elbette partimizi, HDP’yi kastediyoruz en başta ama bizler bu zorba iktidara, bu soygun düzenine karşı başarının ortak mücadeleden geçtiğini biliyoruz. Halkların birlikte yürümesi ve bu yürüyüşün giderek büyümesi değiştirecektir bu düzeni. Bu iktidara dur diyecek şey halkların bu inançlı, kararlı buluşması olacaktır.

Bizler bu ülkede her yerde olacağız. Daha önceki sloganımız buydu. HDP’yiz her yerdeyiz. Bu ayın başında bir eş genel başkan Amed’de bir eş genel başkan İstanbul’daydık. Daha sonra Konya’nın Kulu ve Cihanbeyli ilçelerine gittik. Manisa’daydık. Yarın Nevşehir’de olacağız, öbür gün Kars’a gideceğiz, Hakkari’ye kadar uzanacağız. Türkiye’nin dört bir yanına ulaşacağız. Kararlıyız, halklarla buluşmamızı hiçbir güç engelleyemeyecek. Halklar arasına nefreti, düşmanlığı, kini sokmak isteyenler asla başaramayacaklar, HDP var çünkü. HDP var oldukça nefret yok olacak, HDP büyüdükçe düşmanlık yok olacak, bu ülke karanlıktan aydınlığa yürüyecek. İşte bunun sözünü veriyoruz. Kongremizde bunun sözünü vermiştik. Çözüm biziz, sözümüz var dedik. Bu soygun düzenine karşı çözüm biziz.

“Emekçilerin hakkını ve onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz”

Bakın sizler Erzin’de pek çok sorun yaşıyorsunuz. Erzin’de tarım işçilerinin yaşadığı zorlukların farkındayız. Hepsini biliyoruz. Hepsi ile ilgili çözümümüz de var. Emeğin hakkı onurluca teslim edilecek. Bütün tarım işçileri bu ülkede en zor şartlarda çalışan emekçilerdir. Bunu mevsimlik tarım işçilerinin çadırını gezerken de gördük. Bütün bunları emekçilerin birleşik gücü ve ortak mücadelesiyle mutlaka çözeceğiz. Emekçinin hakkını, onurlu yaşam talebini mutlaka gerçekleştireceğiz. Bunu da ancak bizler yapabiliriz, hep birlikte yapabiliriz.

Bu iktidar yasaklardan medet umuyor dilleri, konserleri yasaklıyor, gençlerin eğlencesine bile zulüm uyguluyor. Yasaklarla, baskılarla gençleri durduramazsınız. Zulümle, asimilasyon çabalarıyla kimlikleri ve inançları engelleyemezsiniz. Çünkü her halkın özgür ve eşit yaşayacağı, bütün inançların eşit ve özgür olacağı ülkeyi yaratacak milyonlar var ve bu milyonlara her gün yüzbinler, milyonlar ekleniyor ve eklenecek. İşte o nedenle başaramayacaklar.

“Kirli sanayi ile narenciyenin yurdu olan Erzin’deki yaşamı, havayı, doğayı kirletiyorlar”

Bakın ülkenin her yanı talan meydanına dönüştü. Enflasyon yüzde 80 diyorlar ama gerçeği yüzde 150-160 biliyorsunuz. Yoksulluk aldı başını gidiyor. Doğayı talan ediyorlar. Ne için? Bir avuç sermayeye daha fazla kaynak aktarmak için. Erzin narenciyenin yurdudur, Türkiye’deki narenciyenin yüzde 20’si burada üretiliyor. Peki ne yapıyor bu iktidar? Geliyor burada bir petrokimya tesisi kurmaya çalışıyor. Burnaz sahilinde. Plastik hammaddesi için üretim yapacak bir tesis. Bunun sonucu narenciye üretiminin giderek baltalanması olacak. Burnaz sahili gibi nadide bir turizm köşesi yok edilecek. Yer altı suları zehirlenecek kim ve ne için? Kirli sanayi buradaki temiz yaşamı yok edecek, sırf bir avuç sermayedara rant sağlamak için. Ama Erzin halkı da Antakya’nın bütün halkları bu kirli sanayi projesine karşı ortak mücadeleyi büyütüyorlar. Daha önce benzer projeleri devreye sokmaya çalıştılar. 4 tane kömürlü termik santral için çalışmalar yürüttüler. Ama hepsini durdurdunuz, ortak mücadele ile. Toprağına, suyuna, havasına, emeğine ve onuruna sahip çıkan bir halkı hiç kimse yenemez.

“Mücadeleyi birleştirmek bu talancı düzeni durdurmanın tek yoludur”

Evet HDP halktır, halkların iradesidir, ortak mücadele evidir, inançların ortak direniş mekanı, özgürlük mücadelesinin yurdudur. HDP sizsiniz, HDP halklardır, HDP her tür inançtan insanın kendi geleceği için mücadele yürüttüğü büyük bir yoldur. HDP halktır sözü bu anlama geliyor. Mücadeleyi birleştirmek her yerde bir araya gelmek bu soyguncu talancı ve savaşçı iktidarı ve düzeni değiştirmenin tek yoludur. Burada doğa için yürütülen mücadele aynı zamanda Muğla’da Akbelen ormanları için yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Akbelen’de ormanları korumak için yürütülen mücadele Şırnak’taki orman kıyımına karşı yürütülen mücadele ile buluşacaktır. Buluşmalıdır. Artvin’in derelerini savunanlar ile Van’da dereleri savunanlar mutlaka bir araya gelmelidir, gelecektir. İşte bu büyük bulaşma, talanı da yalanı da soygunu da bitirecektir. Bizler söz veriyoruz halkımıza. Sözümüz var çözüm üretiyoruz. Çözüm biziz diyoruz. Bu çözümü sizlerin gücüyle hayata geçireceğiz.

“Bu ülkenin toprağında emeğinde çok büyük zenginlik var ve bunu  peşkeş çekiyorlar”

Ekonomide bu kadar sorunlar yaşanırken, çöküş varken, açlık ve yoksulluk almış başını gitmişken, her bir öneriye kaynakları gösterin diye cevap veriyorlar. Bizler diyoruz ki kaynak var; bu ülkenin toprağında, havasında, suyunda, insanında, emeğinde öyle büyük zenginlikler var ki bunları nereye aktardığınız önemli. İktidar kaynakları yandaşlara aktarıyor. Bir avuç sermayeye, zengine ve rantiyeye aktarıyor. Biz oradan alacağız, halka vereceğiz. Halk için kullanacağız, halk için ekonomi düzeni kuracağız. Halkçı ekonomi.

Kaynak çok. Hazine garantisiyle otoyollara havaalanlarına ve pek çok başka kuruma, kuruluşa, tesise milyarca lira aktarılıyor. Geçmediğimiz yolun, inmediğimiz havaalanının parasını biz ödüyoruz. Elektrik dağıtım şirketlerine hazine garantisi vermişler, tüketmediğimiz elektriğin parasını veriyoruz. İşte bu kaynakları o bir avuç sermayedardan alacağız ve halka vereceğiz. Kaynak var.

“Sömürüyü açlığı ve yoksulluğu durdurmak istiyorsak savaş politikalarına karşı çıkmalıyız”

En büyük kaynak kaybı nerede biliyor musunuz; savaş politikalarında. Bu iktidar bu ülkede savaş, bölgede savaş diyerek ülkenin kaynaklarını silaha ve ölüme yatırıyor. Oysa savaş politikalarından vazgeçtiğiniz zaman, savaşa ayrılan kaynakları bu halka, bu halkın emekçilerine, yoksullarına dağıttığınız zaman bu ülkede refah yükselir. O nedenle savaş politikaları sömürünün en büyük kaynağıdır. Eğer sömürüyü durdurmak istiyorsak, soygunu ve talanı durdurmak istiyorsak savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkacağız. Savaş politikalarına hep birlikte karşı çıkmadıkça bu iktidarın soygun ve yalan düzenini durduramayız. Herkese çağrımızdır.

Şu an Suriye ile güya diyalog başlatacağız diyorlar. Ama amaç Kuzey ve Doğu Suriye’ye askeri operasyonu mümkün kılmak. Yani savaşı Kürtlere karşı sürdürmek için herkesle görüşmeye gidiyorlar. Bir Tahran’da bir Soçi’de şimdi de yalandan nasıl bir propaganda ile servis ettiklerini görüyorsunuz. Suriye’deki iktidarla da anlaşırız diyorlar. Barış için değil yaparlarsa burada savaş politikalarını yürütmek için yapacaklar. Ama halklar buna kanmaz, bu ülkede, bu bölgede yaşayan Kürtler de Araplar da Süryaniler de Çerkezler de diğer bütün halklar da AKP’nin savaş oyunlarının farkındadır ve hep birlikte bu savaş planlarını bozacak iradeye sahiptir. Bizler de burada bu toplumda en geniş savaş karşıtı mücadeleyi yaratmak zorundayız. Biz istiyoruz ki ülkeye gerçek ve onurlu barış gelsin. Bizim gelecekte halka en büyük armağanımız gerçek ve onurlu bir barış olacaktır. Bütün bölge için halkların eşitliğine dayalı, halkların iradesine saygılı demokratik bir gelecek üzerine kuracağız bölge barışını da. Burada da halka sözümüz var, burada da çözüm biziz.

“Mutlaka kazanacağız”

Sıcakta beklediniz bu saate kadar hepiniz sağ olun var olun. Bu sıcağın akıttığı her damla ter yüreğimizde toplanıyor. Bu yürek öyle bir coşacak ki bu ülkedeki bütün pislikleri temizleyecek. Her türlü kirli tezgahı, soygun, sömürü ve savaş planını da boşa çıkaracak. Hepinize bu teriniz için bu iradeniz için teşekkür ediyorum. Her zaman dediğimiz gibi inanın kardeşlerim mutlaka kazanacağız. Haklıyız, kararlıyız, inançlıyız ve birlikte yürüdükçe kazanacağız. Serkeftin gelê me.”

Paylaşın

Suriye’de Binlerce Muhalif, Türkiye’yi Protesto Etmek İçin Sokaklara Çıktı

Suriye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan binlerce kişi Cuma günü Türkiye’yi protesto etmek için sokaklara çıktı. Protestolar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun son açıklamalarının ardından geldi.

Çavuşoğlu, geçen hafta içinde Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile Ekim 2021’de görüştüğünü duyurmuş, “Muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye olarak böyle bir durumda buna destek olabileceğimizi söyledik” açıklamasında bulunmuştu.

AFP’nin haberine göre Çavuşoğlu’nun bu sözlerini Türkiye’nin muhaliflere verdiği desteğin azalması ve Esad rejimine karşı daha yumuşak bir tutum takınılması olarak algılayan Suriyeli muhalifler, Azez, El Bab ve Afrin’de protestolar düzenledi.

BBC İzleme Servisi’nin (BBC Monitoring) aktardığına göre protestolarda birkaç kişi gözaltına alındı. Türk askerlerin kontrolündeki Cerablus’ta gösterileri başlatmakla suçlanan lider konumundaki bir kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

AFP’ye konuşan ve El Bab’da yaşayan Suriyeli muhalif Yasin El Ahmed, “Devrimciler olarak biz burada rejimle herhangi bir uzlaşmaya karşı olduğumuzu göstermek için toplandık; çünkü bu milyonlarca Suriyeli’nin yerinden olması ve bir yıkım anlamına gelecektir” dedi.

Suriyeli muhaliflerin bayraklarını taşıyan protestocuların, “Uzlaşma yok, devrim devam ediyor” pankartları taşıdığı görüldü.

Dışişleri’nden yeni açıklama: Suriye halkıyla dayanışmamız sürecek

AFP fotoğrafçısının gözlemlerine göre kimi yerlerde Türk bayrağının yakıldığı görüldü.

Çoğu gösteri, Cuma namazının ardından yapıldı. İngiltere merkezli İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısındaki 30 noktada protestolar gerçekleştirildi.

El Kaide ile ilişkili cihatçı örgüt Heyet Tahrir Şam (HTŞ) kontrolündeki İdlib’deki kimi yerlerde de gösteriler düzenlendi.

İdlib’in Mastuma kasabasındaki Türk ordusunun kontrol noktası önünde toplanan onlarca kişi, “Suriye rejimi bitmeli” diye bağırdı.

Sana El Ali adındaki protestocu, “Şehitlerimizi, acılarımızı ve katliamları unutmayacağız” dedi.

Reuters’ın haberine göre Perşembe geceden başlayan gösterilerde emniyet ve yerel yönetim merkezlerindeki Türk bayrakları söküldü.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç ise Cuma günü yaptığı açıklamada, “Suriye halkıyla dayanışmamız sürecektir” dedi:

“Türkiye, uluslararası toplumun tüm paydaşlarıyla işbirliği içinde bu ihtilafa Suriye halkının beklentileri doğrultusunda kalıcı bir çözüm bulunmasına yönelik çabalara güçlü katkı sağlamaya devam edecektir.”

Türkiye bugüne kadar Suriye’nin kuzeyine çok sayıda askeri harekat düzenledi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın