Üç İmam Ve Bir Müezzine ‘Escort Kız’ Soruşturması

Denizli’de bazı din görevlilerinin eskort kızlarla birlikte olduğu söylentileri yayılınca Merkezefendi İlçe Müftülüğü soruşturma başlattı. Soruşturma sırasında müftülüğü denetime gelen Diyanet İşleri Başkanlığı müfettişleri de olaydan haberdar oldu. Müfettişler kendileri de ikinci bir soruşturma başlattı.

Sözcü’den Selami Aydın’ın haberine göre, üç imam ve bir müezzin hakkında yürütülen soruşturma kapsamında çok sayıda din görevlisinin ifadesine başvuruldu.

Son olarak soruşturmaya konu olan 4 din görevlisi dinlendi. Eskort kızlarla yapılan görüşmelerin bir camiye kayıtlı telefondan yapıldığı, watsapp ve twitter uygulamalarının kullanılarak temasa geçildiğinin tespit edildiği öne sürüldü.

Suçlanan din görevlilerinden ikisinin Bayramyeri ve Somuncuoğlu camilerinde görevli A.S. ve M.İ.D. oldukları iddia edildi. Diğer yandan soruşturmanın Memur Sen Konfederasyonu dışındaki tüm sendikaları hedef aldığı iddia edildi.

Daha önce 5 kez görevden alınan ve mahkeme kararları ile geri dönen Adil Sen üyesi Hilal Camisi imamı M.O. ile Din-Bir Sen Denizli temsilcisi Y.K.’nın da ilgileri olmadıkları halde soruşturmaya dâhil edildiği öne sürüldü.

Soruşturmada ifade veren din görevlilerine bu iki isim hakkında aleyhte ifade vermeleri için mobbing uygulandığı iddia edildi. Soruşturmaya konu olan şikâyette 4’ten fazla imamın olduğu da iddialar arasında yer aldı.

Soruşturma dedikodularının yayılması üzerine Adil Sen Genel Başkanı Ahmet Murat Hocaoğlu Denizli’ye gelerek il müftülüğü önünde açıklama yaptı.

İlçe müftüsünün soruşturmanın selameti açısından açığa alınmasını isteyen Hocaoğlu,
şöyle konuştu:

“Üyelerimize mobbing yapılmakta ve hukuksuz bir şekilde Merkezefendi İlçe Müftüsü tarafından çalışan arkadaşlarımız birbirlerini şikâyet etmeye zorlanmaktadır.

Oynanan oyunları görüyoruz. Üyelerimizin yanında olduğumuzu kamuoyuna bildiriyoruz. Yürütülen soruşturmanın selameti açısından, çalışan arkadaşlarımıza bir daha baskı kurmasına fırsat vermemek için soruşturma bitene kadar Merkezefendi ilçe müftüsünün derhal açığa alınması gerektiği kanaatindeyiz.”

Soruşturmadan bir sonuç çıkmaması durumunda soruşturmayı açanlar hakkında adım atacaklarını söyleyen Hocaoğlu, şu ifadeleri kullandı:

Denizli il Müftülüğü çalışanlarıyla alakalı duyduğumuz duyumlar üzerine ilçe müftülüklerinde olan güzide görev arkadaşlarımızın hakkında başlatılan soruşturma ile ilgili buraya geldik.

Hakkında belden aşağı vurulan arkadaşlarımızla alakalı sadece duyumlardan ibaret olan konularla ilgili bazı temaslarda bulunmak zorunda kaldık.

Kuvvetli şüphe olmadığı halde, farklı iddialar sebebiyle birileri tarafından zorlanarak adeta mobbing yapılarak şikâyete zorlandığını tespit ettik.

Bu soruşturma içine dâhil edilen 4 kişiden üç tanesinin Adil Sen’e üye olması bizi son derece rahatsız etti. Hukuken bir kişi hakkında işlem yapılırken kuvvetli şüphe olmalı.

Ondan sonra soruşturma başlatılmalı. Özellikle bir kişi hakkında soruşturma açılsın diye birileri tafrandan zorlanıyor ise bu hukuk dışı bir uygulamadır.

Soruşturmadan hiçbir sonuç çıkmazsa bunu kuranlar hakkında adımlar atacağımızı duyururuz.”

Paylaşın

HDP’li Gündüz: Muhalefet, Kürtleri ‘Çantada Keklik’ Olarak Görüyor

HDP’li Özlem Gündüz, yeni dönem stratejileri, mitinglerde verdikleri mesajlar ve ‘üçüncü yol’ kapsamında yürüttükleri çalışmaları değerlendirdi. Halkın Türkiye’de yaşanan sorunların çözümü için umudu HDP’de gördüğünü dile getiren Gündüz, “Üçüncü Yol ile toplumun bütün kesimlerini ortak mücadele zemininde buluşturacağız” dedi.

HDP’nin sürekli halkla iç içe siyaset yürüttüğünü dile getiren Gündüz, “Kongre öncesi konferanslarımızı gerçekleştirdik. İlçelerden, illere, hem kadın hem genel konferansımızı yaptık. Yürüttüğümüz bütün tartışmalarda iktidarın saldırılarını, hem HDP’ye hem muhalif olan tüm kesimlere dönük saldırı politikalarına karşı sokakta olmak, mücadeleyi büyütme kararlılığını ortaya çıktı. Temmuz ayında on binlerin katılımıyla kongremizi gerçekleştirdik. Kongre, partimizin sahiplenmesi kongresiydi. Kongre sonrası Amed ve İstanbul’da iki miting gerçekleştirdik. Bu bizim açımızdan sahada olma açısından bir başlangıç. Amed ve İstanbul mitingleri yaz sıcağına rağmen on binlerin katılımıyla güçlü geçti” dedi.

Mezopotamya Ajansı’ndan Müjdat Can ve Eylem Akdağ’a konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz, şu ifadeleri kullandı:

“Biz HDP’yi kapattırmayacağız. Hukuken parti kapatma gibi bir durum söz konusu değil. Ortaya konulan gerekçelere baktığımızda, parti kapatma gibi bir durum yok. Ama Türkiye koşullarında yaşıyoruz, bu tabii ki siyaseten mümkün. Ama bizim de siyaseten en başından beri şu kararlılığımız var: Biz HDP’yi kapattırmayacağız. HDP’yi halkla birlikte sokaklarda savunacağız. Bir noktada aslında bütün yaptığımız eylem ve etkinlikler HDP’yi savunmaktır. Bu anlamda, halkın sahiplenmesini gördük. Teknik olarak kapanırsa, alternatifimiz var. Bütün hazırlıklarımız tamam. Her an bir seçim olabilir. Olağan koşullarda seçim haziran ayında yapılacak ama erken seçim de baskın seçim de olabilir. Bu noktada alternatifsiz değiliz. Yarın olası bir seçimde aslında teknik olarak hazırlığımız var. Bunun dışında da HDP’nin oyları ya da HDP’yi irade olarak gören seçmen, her koşulda HDP’yi savunacaktır, sahiplenecektir. Bunu iktidar, kendince partiyi kapatarak, tasfiye etmeye çalışarak, zayıflamış bir HDP ile seçime gitme ve seçmenin ne kadarını kendi yanımda tutabilirim stratejisi uyguluyor. Çok yüzeysel, düz yaklaşarak HDP seçmeni ortada kalacak, biz nasıl HDP seçmenini kendi yanımızda tutabiliriz stratejisiyle yaklaşıyor.”

Kürtlere ‘çantada keklik’ yaklaşımı

İktidar ve muhalefetin her seçim öncesi benzer planlara başvurduğunu söyleyen Gündüz, “Her seçim sürecinde hem iktidarın hem muhalefetin Kürt seçmenine dönük ya da Kürt sorununa dönük ilgiliymiş gibi yaklaşımı var. Sonuç itibariyle Türkiye olağanüstü de olsa bir seçim sürecine girmiş durumda. Siyasette Kürtler üzerine oynama durumu söz konusu. Bu haliyle iktidar zaten bir taraf ama muhalefet de çantada keklik olarak görüyor Kürt oylarını. Tabii ki Türkiye siyasetinde belirleyici bir noktada olan Kürt seçmeni, o anlamda da bırakın oy vermeyi Kürtler bu yaklaşıma selam dahi vermez. Bunu çok net şekilde ortaya koymak gerekir” diye konuştu.

Diyarbakır ve İstanbul’da gerçekleştirdikleri mitinglere halkın katılımına dikkat çeken Gündüz, “Halkın tepkisi çok çok olumluydu. Halkın bir kere HDP’yi bu karanlığı aydınlatacak umut olarak, gerçek anlamda siyaset yapan parti olarak HDP’yi gördüğünü çok net bir şekilde gördük. Türkiye’nin esaslı sorunları var. Birincisi Kürt sorunun demokratik çözümü, bir diğeri tecrit, Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uzun süredir devam eden tecrit. Yine Türkiye’de iktidarın savaş politikaları. İşte dört bir yana sınırlarını koruma mantığıyla savaş açmış durumda. Kürtlerin var olan bütün kazanımlarına dönük saldırı hali. Yine bu savaş politikalarının yarattığı ekonomik kriz, yoksulluk gerçekten insanlar artık evlerine ekmek götüremeyecek noktadalar. Derinleşen ekonomik krizin haddi hesabı yok ve bu halkı çok ciddi şekilde etkiliyor. Bütün bunlardan rahatsız insanlar. Yine gençliğin gelecek kaygısı var. Bir umutsuzluk hali var. Toplumun bir çaresizlik hali var. Ama bütün bunlarla birlikte bu sorunları gündemine alıp çözecek olan parti olarak, halkın bizi görmesi, bütün eksikliklerini gidererek, bu mücadeleyi büyütme noktasında halkın HDP’ye önerileri ve eleştirileri oldu” ifadelerini kullandı.

İktidarın Kürt sorununda çözümsüzlük politikaları ve Öcalan’a yönelik ağırlaştırılan tecride değinen Gündüz, şöyle devam etti:

“Tecrit, Kürt sorununun gerçek anlamda çözümünü istemeyen iktidarın yaklaşımıdır. Çünkü Kürt sorununda Sayın Abdullah Öcalan esas muhataptır ama son 7 yıldır özellikle İmralı Ada Hapishanesi’nde yoğun bir tecrit altındadır. Sayın Öcalan bu tecrit politikalarını duruşuyla boşa çıkarmıştır. İktidar bu tecridi, İmralı’dan başlatarak özellikle diğer bütün cezaevlerine, toplumun tamamına yayan bir politika sürdürüyor. İşte bugün bütün cezaevlerine baktığımız zaman uygulanan baskı, haksızlık, hukuksuzluk aynı şekilde. Yine topluma baktığımız zaman toplum bir bütünen cendereye alınmış, nefes alamaz durumda. Bu anlamda da oradan başlatarak aynı zihniyetin bütün topluma yaydığı bir tecrit politikası var. Bir insanın en temel hakkıdır aile görüşü, avukat görüşü, ama burada yapılmak istenen özellikle bir tecrit uygulayarak, izole ederek sesini kısmak, muhataplığını bir şekilde kendilerince bertaraf etmek, olası görüşlerin, düşüncülerin dışarıya yayılmasını engellemektir. Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt halkı üzerindeki etkisinden, Türkiye’deki yaşanan sorunlara dair görüş önerilerinden korkan bir iktidarın yaklaşımıdır. İktidar, bu gibi sorunları derinleştirerek, kendince iktidarını uzatma, koruma çabası içindedir.”

‘Rojava’ya olası bir işgal durumunun faturası, her anlamda çok ağır olacaktır’

Gündüz, şunları söyledi: “Bizim Üçüncü Dünya Savaşı olarak adlandırdığımız süreçte, bütün dünyada dengeler değişti. Yeniden bir dizayn söz konusu ama Türkiye’ye, iktidara baktığımız zaman aynı zihniyet var. 40 yıl önce Kürtlere nasıl yaklaşıldıysa, şu anda aynı şekilde yaklaşıyorlar. İktidar, dünya yeniden dizayn edilirken, ‘Kürtleri nasıl geriletebilirim, Kürt kazanımlarını nasıl yok edebilirim’ mantığıyla yaklaşıyor. Bunun için bütün koşullarını seferber etmiş durumda. Bütün ülke ziyaretlerine baktığımızda tek bir şeyle gidiyor. ‘Tavizleri veririm, yeter ki benim Kürtlere saldırılarıma, Rojava’ya dönük yürüttüğüm savaşı destekleyin’ diyerek, bütün imkanlarını seferber etmiş durumda. Bu anlamda da bu zihniyetinden de vazgeçmiyor. Vazgeçmediği sürece de devam eden bir savaş durumu var. Türkiye’nin sınırlarını koruma adı altında yapıldığını dile getiriyorlar. Bu bir kılıftır onlar açısından. Çünkü başka bir ülkeyi işgal söz konusu. Başka bir ülkede yaşayan insanların her türlü varlığını yok etme söz konusu. Bu savaş politikasını da devam ettiriyor. Bunun içinde elinden gelen her şeyi yapıyor iktidar. Kendi iktidarını korumak istiyor. Bunu Kürtlere, Kürtlerin yaşadığı ülkelere saldırarak, Kürtleri içerde ve dışarıda yok etmeye dönük savaş politikasını devam ettirerek yapıyor. Bunu seçime dönük, bir zafer algısı yaratma amacıyla yaparak, milliyetçi kitleyi kendi etrafında tutmaya çalışıyor. Bu, hiç kimsenin desteklemediği bir durum. Olası bir Rojava’yı işgal durumunun faturası, Türkiye’ye hem ekonomik hem siyaseten hem toplumsal olarak çok çok ağır olacaktır. Rojava’ya olası bir işgal durumunun faturası, her anlamda çok ağır olacaktır. Bu iktidarı çok daha hızlı bir çöküşe götürecektir. Amaç içeride bir milliyetçilik hortlatarak, seçimlere güçlü gitme olabilir ama bunun faturası iktidara ve topluma çok ağır olacaktır.”

‘Krizin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu artık herkes biliyor’

İktidarın savaş politikaları sonucu ülkede ekonomik krizin derinleştiğine dikkat çeken Gündüz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Savaş politikasının, bütün imkanları seferber etme, bütün ülkelerin kapısına gidip tavizler vererek savaş politikalarına destek istemenin faturası ağır olacak. Bu doğallığında ciddi bir ekonomik krizi beraberinde getirdi. İktidarın bu politikaları devam ettikçe, bu kriz de derinleşiyor. Halk bu durumdan çok rahatsız. Krizin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu artık herkes biliyor. Toplumun bütün kesimine mikrofon uzattığınız zaman Türkiye’nin bütün imkanlarını seferber ederek her şeyini savaşa yatırdığını, oradan bir kazanç elde edeceğini düşünerek, her şeyi savaşa yatırdığını çok rahat görebilirsiniz. Bu da ciddi anlamda yoksulluk, işsizliği beraberinde getiriyor. Bunlar hepsi savaş politikalarının sonucudur. Burada muhalefetin de rolü var. Muhalefet ekonomik krizi şöyle değerlendiriyor: İktidar ekonomiyi iyi yönetemiyor. Muhalefet krizin sebebinin iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu net bir şekilde ortaya koyamıyor. Bu da muhalefetin Kürt sorununa, savaş politikalarına yaklaşımıdır. Bu savaş politikalarının sonucu olduğu çok nettir. İktidar bunu böyle devam ettirecektir. Toplum bunu görüyor ama muhalefetin bunu net bir şekilde görüp, ‘ekonomiyi yönetemiyorlar, ekonomiyi bilmiyor’ şeklinde değil, net bir şekilde iktidarın savaş politikalarının sonucu olduğunu ortaya koyması gerekir.”

HDP’nin Türkiye’de yaşanan bütün sorunları merkezine aldığını vurgulayan Gündüz, “İktidarın her geçen gün kadın kazanımlarına dönük saldırıları, kadın katliamları çok korkunç bir hal almış durumda. Bu artık her gün artarak devam eden kadın katliamlarına, kadın cinayetlerine sebep oluyor. Yine gençliğe dönük ciddi saldırılar var. Yozlaştırılan gençlik var. Geleceğe dair umudu kalmayan bir gençlik var. Yakın zamanda bir sınav (KPSS) gerçekleştirildi. 1 buçuk milyon insan bu sınava girdi. Eğitim sistemi bir taraftan sınav sonrası insanların atanabilme kaygısı bir tarafa dururken, en meşru olan bir seçme sınavını dahi beceremeyen bir iktidar 1 buçuk milyon gencin bütün dünyasını, yaşamını altüst ediyor. Gençliğin geleceğe dair bu ülkede hiçbir umudu yok. Yine göçmenlerin, mültecilerin yaşadığı sorunlar var. Tecrit ve hasta tutsaklar var. Birçok sorun var. Bunların hepsine dair çözüm önerilerimiz var. Biz bunu birincisi kendi örgütlülüğümüzü büyüterek, kendi parti yapımızla tartışmalar yürüterek, yine bütün sol-sosyalist kesimlerle hem kadın boyutuyla hem genel olarak görüşüyoruz. İstanbul Sözleşmesi öncesi ve sonrası bütün kadın örgütleriyle ortak tartışmalar yaparak, ortak bir zemin yakaladık. İktidarın kadına dönük, kadın kazanımlarına dönük ortak zeminde mücadele etme kararlılığı ortaya çıktı” dedi.

Üçüncü yol vurgusu

Toplumun iktidara da muhalefete de mecbur olmadığını söyleyen Gündüz, “Üçüncü Yol ile toplumun bütün kesimlerini, demokrasi mücadelesine inanan bütün kesimlerle ortak mücadele zemininde buluşturacağız. Ortak tartışmalar yürüterek hem var olan sorunların tespitini yapmak hem var olan sorunlara dönük çözüm önerileri geliştirme noktasında bir politikamız var bizim. Önümüzdeki dönemde buna daha çok ihtiyacımız var. Biz bu çalışmayı yürütüyoruz. 7 parti ile bir araya geldik. 7 parti 25 Ağustos’ta bir araya gelecek. Bu konulara ilişkin tartışmaları yürütüyorlar. Bir deklarasyon yayınlanacak. Nasıl birlikte bir yol yürüyebiliriz ve Türkiye’yi bu karanlıktan nasıl çıkarabiliriz. Bu, Demokrasi İttifakı’nın bir parçası sadece. Yine Kürdi partilerle ittifak geliştirme de bunun diğer bir parçası. Bütün kesimlerle, en geniş kesimlerle bir araya gelme, Türkiye’nin sorunlarına çözüm geliştirme gibi bir sorumluluğumuz var. Çünkü gerçekten halklar, demokrasiye inananlar iktidarın bu faşizminden rahatsız olan toplumun bütün kesimleri yönünü HDP’ye çevirmiş durumda. Beklentisi çok fazla. Bu da bize ciddi anlamda bir sorumluluk yüklüyor. Biz bu dönem bu sorumluluğun devamını yerine getirme noktasında da kararlıyız. Bu yönlü çalışmalarımız var. Seçim sürecine de girdiğimizden, bu dönem daha yoğun daha toplumun bütün kesimlerine hitap edecek şekilde, bütün eksikliklerimizi giderecek şekilde planlamalarımızı çıkarıp yolumuza devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erkan Baş’tan İttifak Açıklaması: 15-20 Gün İçinde İlan Edilecek

Gebze’de yurttaşlar ile bir araya gelen TİP Genel Başkanı Erkan Baş, baraj sisteminin de ittifaklar ile sona erdiğini vurgulayarak, “Üçüncü ittifak 15 – 20 gün içerisinde ilan edilecek. Üçüncü ittifak barajı geçtiği zaman, ittifakın bütün partileri barajı geçmiş sayılıyor. Dolayısıyla, ‘Ben size oy vermek istiyorum ama barajı geçemediğimiz için veremiyorum’ diyen olursa böyle bir durum kesinlikle yok. Bu ittifak yüzde 7’yi geçtiği anda baraj problemi ortadan kalkıyor. Baraj kalktığı andan itibaren de her parti aldığı oy kadar milletvekili çıkartır” dedi.

Gelecek seçimlere ilişkin de konuşan TİP Lideri Erkan Baş, Ekmeleddin İhsanoğlu örneğini hatırlatarak “Tayyip Erdoğan’ı gerçekten yenmek istiyorsanız Erdoğan’ın taklitlerinden sakının” ifadelerini kullandı Erkan Baş, gelecek dönemde parlamentoda güçlü bir sol olması gerektiğini de belirtti.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, dün, Kocaeli’de partisinin Gebze İlçe Örgütü tarafından düzenlenen halk buluşmasında yurttaşlarla bir araya gelerek sorularını yanıtladı ve siyasetin gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şube’de düzenlenen buluşmada, AKP’den kurtulmak için halkın geniş kesimlerinin mücadeleye dahil olmasını gerektiğini vurgulayan Baş, “Bizi bu iktidardan doğrudan kurtaracak olan halkın kendisidir. 20 yılın en önemli dersi; eğer gerçekten AKP’den kurtulmak istiyorsan, elini taşın altına koyacaksın. ‘AKP’den kurtulmak istiyorum ama seçimden seçime önüme koyulan seçeneklerden birini seçer kurtulurum’ diyerek AKP’den kurtulamazsınız. Bu 20 yılda hiç ders almadıysak bundan ders almamız lazım” dedi.

Halkın yüzde 99’unun alın teriyle, emek gücüyle hayatını idame ettirmek zorunda olduğuna dikkat çeken Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nede (TBMM) ise tersi bir durum olduğuna dikkat çekerek, “Parlamentoya bakıyorsun belki numunelik olarak geçmişinde sendikacılık deneyimi olan birkaç arkadaş, bazı partilerde kendilerine yer buluyor ama Türkiye’nin yüzde 99’u nere, Meclis’in hâli nere? Bu ülkede bir üretenler, yaratanlar var; bir de bunun üzerine çökerek, kendilerine kurdukları iktidarla memleketi istediği gibi yönetenler var. Olay bu kadar basit” ifadelerini kullandı.

Siyasetin, halkın tüm yaşam koşullarını belirleyen mekanizma olduğunu belirterek sözlerine devam eden Baş, işçi ve emekçilerin katılımının önemini işaret ederek, “Siz onunla ilgilenmeseniz de o bizimle ilgileniyor. Siyasetle hiç ilgilenmezsen, siyaset senin nasıl yaşayacağına nasıl nefes alacağına karar verir. Ama öyle bir mekanizma oluşturmuşlar ki, siyaseti bir grup elitin eline vermişiz” şeklinde konuştu.

Siyasi partilerin yurttaşları sadece 5 yılda bir kendisine oy verecek seçmenden ibaret gördüğünün altını çizen Baş, “‘Yurttaşlık vazifeniz bundan ibarettir’ diyorlar. Bize, bu anlatılıyor. Bize, bu anlatıldığı zaman da bizi yönetenler bizim gibi insan olmuyor. Siyaset sanki bu memleketin tepesine yerleşmiş patronlar ve patronlara hizmet edenlerden ibaret. Biz ekmeğimizin, çocuklarımızın geleceğinin peşindeyiz. İşte tam da bu yüzden siyasetle ilgilenmediğimiz zaman geleceğimizin ne olacağına onlar karar veriyor” vurgusunda bulundu.

Türkiye’de gençlere gereken önemin verilmediğini de belirten Baş, “Gençlere önem veren bir anlayış, ‘Gençler geleceğimizdir’ demez, ‘Gençler bugünümüzdür’ der. Bugün onların ne dediğine, nasıl yaşamak istediğine, sözüne değer verirseniz gençlere değer vermiş olursunuz” diye konuştu.

Seçimlere ilişkin de konuşan TİP Genel Başkanı Baş, “İlk seçimde gidecekler” ifadesinin tekrarlanmasını doğru bulmadığını belirterek, AKP’nin olağan şartlarda gerçekleşecek seçimlerde ağır bir yenilgi alacağını ancak bunu seçim gününe kadar yapılacak çalışmaların belirleyeceğine dikkat çekerek, “‘Bunlar zaten gitti, bunların zaten kazanma şansı yok’ diyerek, tırnak içinde ifade ediyorum yatışa geçerseniz, AKP seçime kadar daha 40 tane takla attırır. Bunun olması için bugünden başlayarak hayatın her alanında mutlaka örgütlü ve süreklileşmiş bir mücadele içinde olmamız lazım. ‘Biz seçime kadar bekleyelim de biz zaten seçimde bunları yeneceğiz’ rahatlığı bize kaybettirir” uyarısında bulundu.

‘Erdoğan’ı gerçekten yenmek istiyorsanız Erdoğan’ın taklitlerinden sakının’

“Bu Cumhurbaşkanlığı seçimi bir referandum. Erdoğan ile tamam mı devam mı? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi İle tamam mı devam mı? Bu soruya bir yanıt bulmamız lazım” diyerek sözlerini sürdüren Baş, “Bir tek adamın karşısına başka bir tek adamın, bir siyasal İslamcının karşısına başka bir siyasal İslamcıyı koyduğunuzda bu seçimi kazanma şansınız yok. Tayyip Erdoğan’ı gerçekten yenmek istiyorsanız Erdoğan’ın taklitlerinden sakının. Halk böyle bir adaya oy vermez, bunu geçmişten bir ders olarak söylüyoruz. 2014 seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu aday olduğunda yapılanın yanlış olduğunu söylemiştik. Ekmeleddin İhsanoğlu bir sonraki seçimde gitti, Tayyip Erdoğan’a oy verdi. İhsanoğlu, Tayyip Erdoğan’a bu yolu açanlardan bir tanesidir” hatırlatmasında bulundu.

Önümüzdeki seçimlerde iki ayrı oy kullanılacağını da hatırlatan Baş, “Seçim sistemi sürekli değiştiği için bazı insanlar önümüzdeki seçimlerde iki oy kullanacağını hâlâ bilmiyor. Biz bir oyu Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kurtulmak için kullanacağız ve bunda Türkiye’nin yüzde 60 – 70’i ile ortağız. İkinci oy ise Meclis. Hangi partinin sizi temsil etmesini istediğiniz konusunda vereceğiniz karar da en az Cumhurbaşkanlığı seçimi kadar önemli” ifadelerini kullandı.

Mevcut sistemi değiştirmek için Anayası’nın değişmesi gerektiğini ve bunun için de en az 360 milletvekilinin bunu onaylaması gerektiğini de ifade eden Baş, “Dolayısıyla parlamentoda Millet İttifakı’nın kaç kişi olacağı önemli değil, AKP – MHP dışındaki partilerin toplam kaç kişi olacağı önemli. Bu yüzden parlamentoda güçlü bir sol muhalefetin olması şart” dedi.

“Üçüncü ittifak 15 – 20 gün içerisinde ilan edilecek”

Baraj sisteminin de ittifaklar ile sona erdiğini vurgulayan Baş, “Üçüncü ittifak 15 – 20 gün içerisinde ilan edilecek. Üçüncü ittifak barajı geçtiği zaman, ittifakın bütün partileri barajı geçmiş sayılıyor. Dolayısıyla, ‘Ben size oy vermek istiyorum ama barajı geçemediğimiz için veremiyorum’ diyen olursa böyle bir durum kesinlikle yok. Bu ittifak yüzde 7’yi geçtiği anda baraj problemi ortadan kalkıyor. Baraj kalktığı andan itibaren de her parti aldığı oy kadar milletvekili çıkartır” diye konuştu.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Altılı Masa Devam Edecek

SP Lideri Karamollaoğlu bugünse gazetecilerin “Altılı masanın önemi kalmadı mı, dağılır mı” sorusunun ardından ilk açıklamasını düzelterek, “Altılı Masa çalışmaları bundan sonra da devam edecek, ister istemez bir dayanışma içinde. Bizim burada derdimiz, ille de bir şeyler yapmak, iktidar olmak vesaire değil, ilk kademede bu sistemi değiştirmek” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, basın mensuplarını açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu, altılı masa ile ilgili çarpıtılan sözlerine açıklık getirdi. Karamollaoğlu, her konunun bir yönüyle anlatmak ve bu yönüyle de istismar etmenin mümkün olduğu belirtti.

İttifakların eskisi kadar önemli olmadığını dile getirmesinin nedeninin iktidarın bu konuda yaptığı değişiklikler olduğunu vurgulayan Karaollaoğlu, “Ancak ‘bunun hiçbir faydası yok, bunun hiçbir önemi yok’ demedik. Altılı Masa çalışmaları bundan sonra da devam edecek, ister istemez bir dayanışma içinde. Bizim burada derdimiz, ille de bir şeyler yapmak, iktidar olmak vesaire değil, ilk kademede bu sistemi değiştirmek.” ifadelerini kullandı.

Başkanlık sisteminin istismara açık bir sistem olduğunun altını çizen Karamollaoğlu, ” Tek kişinin dediği oluyor. Başka kimseyle müzakere edilemiyor. Meclis’in önemi kalmadı. Halbuki biz, bunu yeniden değiştirmek, tek kişiye her şeyi endekslememek, mutlaka bir istişare kurumu olmasını temin etmek arzusundayız. Bu ittifaklara imkan veren değişiklikler yapılmadan önce de zaten biz, bir araya gelerek bu konuları görüşüyorduk. Referanduma giderken de bir araya gelmiştik. Bu referandumun faydalı olmadığını, geçmemesi icap ettiğini söylemiştik. Ama milletimiz o zaman pek iltifat etmedi bizim söylediklerimize.” dedi.

“Kimse yanlış şeyler çıkarmaya teşebbüs etmemeli”

Temel Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis’te çoğunluğunuz olmazsa mecbursunuz birçok siyasi parti bir araya gelip bir hükümet kurmaya. Bugün için bu da bu manaya geliyor zaten. Onun için Altılı Masa’nın toplantıları da bu hafta sonunda bildiğiniz gibi bizim ev sahipliğinde yapılacak. Bu devam edecek kanaatindeyim, inşallah memleketimize hayırlı bir değişiklik, hayırlı bir gelişme olur diye ümit ediyorum ben. Kimse, bir kelimenin hemen alınıp çarpıtılmasıyla bir şeyler, yanlış şeyler çıkarmaya teşebbüs etmemeli.”

Paylaşın

HDP Yönetici Ve Üyelerine Beş Kentte Gözaltı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) üye ve yöneticilerine yönelik gözaltı kararları birçok kentte protesto edildi. HDP’liler iki gün içerisinde Mersin, Hatay, Adana, İzmir ve Manisa’da gözaltına alındı.

Van İl Örgütü’nde ise önceki gün Nurullah Pekbay, Şiyar Akti, Ferhat Azan ve Şerif Sarıbulak isimli dört HDP Gençlik Meclisi Üyesi’nin gözaltına alınmasına dair bugün bir basın açıklaması düzenledi.

İpekyolu ilçe binası önünde yapılan açıklamaya, HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç’la birlikte başta HDP ve BDP olmak üzere çok sayıda parti ve kurum katıldı. Açıklamada, “Genç başladık genç başaracağız” yazılı pankart açıldı.

“Gençliğin adresi HDP”

Açıklamada söz alan HDP Gençlik Meclisi Üyesi Şervan Beyazit, hukuksuz bir şekilde parti üyelerine yönelik saldırıların devam ettiğini söyledi. Bu saldırılarla demokratik siyasetin kriminalize edilmeye çalışıldığını vurgulayan Beyazit, “Başka birçok ilde de gençlik meclisi üyelerimizin ve HDP’lilerin gözaltına alındığı bilgisi kamuoyuna yansımıştır. İktidarın tüm saldırılarına rağmen gençliğin adresi HDP’dir. HDP Gençlik Meclisi yozlaşmaya, yolsuzluğa ve asimilasyoncu politikalara karşı dimdik ayaktadır. Partimize yönelik bu saldırılara karşı sessiz kalmayın. Saldırıya uğrayan Kürt diye susmayın. Bu hukuksuzluk sizi de vurur,” dedi.

Mersin

Mersin’in Tarsus ve Silifke ilçesinde bu sabah saatlerinde 10 eve polis baskın düzenledi. Adreslerinde bulunmayan iki kişi hariç, toplamda sekiz HDP’li Mersin Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Hatay

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı 2015 İskenderun Newrozu’nda atılan sloganları gerekçe göstererek, “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamında polis bu sabah Erzin ve İskenderun’da çok sayıda eve baskın düzenledi. Baskınlarda HDP Parti Meclis (PM) üyesi Zeki Koç, HDP Erzin İlçe Eşbaşkanı Diyadin Sırça, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi Erzin İlçe Eşbaşkanı İsmet Katran ve üye Ali Taylan ile HDP’li Behçet Aslan ve Fırat Töre gözaltına alınırken, Mehmet Oturmak evinde bulunmadığı için gözaltına alınamadı. Gözaltına alınanlar emniyetteki işlemlerinden sonra serbest bırakıldı.

Adana

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 13 Ağustos’ta kent merkezi ve Ceyhan ilçesinde yapılan ev baskınlarında aralarından çocukların da bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 14 kişinin emniyetteki işlemlerinin tamamlanması ile serbest bırakıldığı, altı kişinin ise hâlâ gözaltında tutulduğu öğrenildi.

İzmir ve Manisa

Manisa ve İzmir’de sabahın erken saatlerinde evlere baskın düzenlendi. Yapılan baskınlarda İzmir’de dokuz, Manisa’da altı kişi gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi bilinmezken, gözaltına alınanların il emniyet müdürlüklerinde tutuldukları öğrenildi.

İzmir’de Sibel Aktulum, Leyla Demirkaya, Cengiz Küçükgöl Köy, Emre Yalçın; Manisa’da ise Doğan Alpar, Havva Sevilen, Ali Aslan, Memduh Ektiren, Ekrem Taş ve Muhammed Ezver Toplu gözaltına alındı.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Seçime Giderken Özgürlükler Geriliyor

Punto 24 Bağımsız Gazetecilik Derneği (P24) bünyesinde 2017 yılından beri çalışmalarını sürdüren Expression Interrupted platformu ‘İfade ve Basın Özgürlüğü Gündemi’ raporlarının altıncısını yayınladı.

Nisan, Mayıs ve Haziran aylarını kapsamakta olan rapora göre Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünde yaşanan gerileme, 2022’nin ikinci çeyreğinde gözle görülür biçimde hızlandı.

Rapordaki verilerden bazıları şöyle:

Söz konusu üç aylık dönemde, sosyal medya kullanıcıları, internet medyası ve sosyal medya platformlarına yönelik kapsamlı kısıtlama ve cezai tedbirler öngören 40 maddelik “dezenformasyon” yasa tasarısı Meclise sunuldu; gazetecilere yönelik baskılar Diyarbakır’da 16 gazeteci ve medya çalışanının tutuklanmasıyla derinleşti ve son yıllarda gazetecilere yönelik tutuklamalarda gözlemlenen düşüş trendi tersine döndü; uluslararası medya kuruluşları Deutsche Welle (DW) ve Amerika’nın Sesi (VOA) haber sitelerine Türkiye’den erişim Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) talebiyle engellendi.

İş insanı Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bağlayıcı kararına rağmen süren mahkumiyeti Türkiye’nin Avrupa kurumları ile ilişkilerini zehirlemeye devam ederken Avrupa Konseyinde Türkiye aleyhine başlatılan ihlal süreci ileri aşamalara ulaştı. Kavala davasıyla ilgili bir oturum düzenleyen Avrupa Parlamentosu, oturum sonunda aldığı kararda Türkiye’nin 1999’dan beri süren AB üyelik sürecini tamamen sonlanma aşamasına getirdiğini savundu. Kararda, “Osman Kavala davasında AİHM’nin bağlayıcı kararına açıkça meydan okuyan Türk hükümeti, AB üyelik sürecini yeniden başlatmaya veya yeni müzakere başlıkları açmaya ve açılmış olanları kapatmaya dayalı her türlü umudu kasten yok etmiştir” ifadelerine yer verildi.

Benzer sonuçlara Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu tarafından, 12 Mayıs 2022 tarihinde 7’ye karşı 54 oyla kabul edilen Türkiye raporunda da yer verildi. Türkiye’nin AB’ye katılım hedefiyle ilgili tekrarlanan açıklamalarına rağmen, son iki yılda taahhütlerini yerine getirmediği belirtilen raporda, “temel özgürlükler, demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında önemli ilerleme olmaksızın Türkiye’yle katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması öngörülemez” denildi.

Buna karşılık, hükümetin 2019’dan beri sürdürdüğü yargı reformu süreci ise rapora konu dönemde yasalaşan altıncı yargı reform paketine rağmen yargı bağımsızlığını sağlamak, adil yargılama hakkını güvence altına almak ya da ifade özgürlüğü önünde engel teşkil eden mevzuatı değiştirmek alanlarında herhangi bir ilerleme sunmaktan uzak kaldı.

Yasalaşması halinde ülkede sansürü görülmemiş boyutlarda yaygınlaştırması beklenen “dezenformasyon” yasa tasarısı ise muhalefetin itirazlarına rağmen kısa bir süre içinde Meclis Dijital Mecralar ve Adalet komisyonlarından geçti. Genel seçimlere az bir süre kala yapılmak istenen söz konusu düzenlemedeki en tartışmalı maddelerden biri “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı 29. madde. Maddeyle “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimseye” üç yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

40 maddelik yasa tasarısını şiddetli bir biçimde eleştiren basın örgütleri ve muhalefet partilerine göre, böyle bir yasa hem sosyal medyada hükümetin hoşuna gitmeyen bilgi ve görüş ifade eden toplumun tüm üyelerini yargılanma ve hatta hapse girme tehdidiyle karşı karıya bırakacak, hem de son yıllarda varlıklarını giderek daha çok sadece internet üzerinde sürdürebilen medya kuruluşlarını hedef alan yeni ve kapsamlı kısıtlamalar getirecek. Tasarı ayrıca sosyal medya platformlarına da Türkiye vatandaşı olan ve Türkiye’de ikamet eden temsilci atamak gibi ek yükümlülükler getiriyor.

Rapora konu dönemde Danıştay, basın meslek örgütlerinin gazetecilerin görevlerini yerine getirmelerini engellediği ve basın özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle itiraz ettiği 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet genelgesi ile Basın Kartı Yönetmeliği’ne dair kararlar aldı. Ayrıntıları bu raporun ilgili bölümünde görüleceği üzere, Danıştay, Emniyet Genel Müdürlüğünün eylemlerde görüntü alınmasını yasaklayan genelgesinin yürütmesini kesin olarak durdururken, Basın Kartı Yönetmeliği’nde 21 Mayıs 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren değişikliklerin iptali talebiyle basın meslek örgütleri tarafından açılan davada ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının itirazını haklı bularak yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasına hükmetti.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki en büyük kısıtlamalardan biri olan gazetecilere yönelik yargısal baskılar, 2022’nin ikinci çeyreğinde artarak devam etti. Diyarbakır’daki toplu tutuklamaların yanı sıra İstanbul’da da serbest gazeteci İbrahim Haskoloğlu “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak” suçlamasıyla tutuklandı. Haskoloğlu sekiz günlük tutukluluğun ardından serbest bırakıldı.

Diyarbakır’da 15 gazetecinin tutuklanmasıyla cezaevindeki gazeteci sayısı, rapora konu üç aylık dönemde kayıtlara giren dört tahliyeye rağmen 67’ye çıktı. Önceki dönem sonunda bu sayı 56’ydı. Rapora konu dönemde, kapatılan Zaman gazetesi ve Cihan Haber Ajansı Düzce temsilcisi Beytullah Özdemir, Cihan Haber Ajansı eski Ankara haber müdürü Kazım Canlan ve Gazeteciler ve Yazarlar Vakfına (GYV) yönelik olarak düzenlenen operasyon sonrasında tutuklanan 8 ve Kasım 2017 yılından beri “örgüt üyeliği” suçlamasıyla cezaevinde bulunan gazeteci Nuh Gönültaş cezalarının infazının sona ermesi üzerine tahliye oldu. Ağustos 2016’dan beri cezaevinde bulunan Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Faruk Akkan’ın da Yargıtay’ın bozma kararıyla 2022 yılının başında tahliye edildiği öğrenildi.

Gazetecilere yönelik soruşturma ve yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Expression Interrupted tarafından yürütülen dava takip ve medya ve açık kaynak izleme çalışmalarından elde edilen sonuçlara göre, 2022’nin ikinci çeyreğinde gazetecilerin sanık olarak yargılandığı toplam 116 dava görülürken bu davalarda sekizi yabancı uyruklu 168 gazeteci hâkim karşısına çıktı. Karara bağlanan 22 davanın sekizinde toplam dokuz gazeteci hakkında 17 yıl 6 ay 12 gün hapis cezası, 210 bin TL tazminat ve 57 bin 980 lira adli para cezası verildi. 16 gazeteci beraat etti; bir gazeteci hakkında açılan tazminat davası reddedilirken bir gazeteciye açılan dava da zaman aşımından düşürüldü.

Yargılamalarda öne çıkan suçlamalara bakıldığında, terör suçlamalarının, özellikle “örgüt propagandası” ve “örgüt üyeliği” suçlamalarının önceki dönemlerde olduğu gibi başı çektiği görülüyor. Bu suçlamaların ardından en sık kullanılan suçlamalar ise “kamu görevlisine hakaret” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” oldu. Aynı üç aylık dönemde 12 gazeteci hakkında 11 dava açıldı. 14’ü haber takibi esnasında olmak üzere toplam 38 gazeteci gözaltına alındı. Dokuz gazeteci hakkında ise soruşturma başlatıldı.

Gazetecilere yönelik saldırı ve engellemeler de bu dönemde devam etti. En az altı gazeteci sivil kişilerin fiziksel saldırılarına maruz kalırken çok sayıda gazeteci de 1 Mayıs, Gezi protestolarının yıldönümü ve Onur Haftası nedeniyle düzenlenen gösteriler esnasında polisin sert fiziksel müdahaleleriyle engellendi ve/ veya gözaltına alındı.

Rapora konu üç aylık dönemde bir yandan RTÜK ve Basın İlan Kurumunun (BİK) medya kuruluşları üzerindeki baskısı önceki dönemlerdeki gibi devam ederken bir yandan da Türkiye’deki medya kuruluşlarını hedef alan baskı ve denetim sistemi, uluslararası medya kuruluşlarının Türkçe servislerine genişletildi. RTÜK’ün lisans alma şartını yerine getirmedikleri gerekçesiyle yaptığı başvuru sonucu 30 Haziran 2022 tarihinde Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından alınan kararla, 32 dilde yayın yapan Almanya’nın uluslararası medya kuruluşu DW’nin bütün sayfalarına ve VOA’nın Türkçe internet sitesine erişim engeli getirildi.

HALK TV, Tele1, KRT ve FOX TV gibi hükümetin siyasi öncelikleri doğrultusunda yayın yapmayan kanallar önceki dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de RTÜK’ün ceza kararlarının hedefi oldu.

RTÜK, 2022’in ilk yarısında eleştirel yayın çizgileriyle bilinen televizyon kanalları hakkında toplam 30 ceza verirken, aynı dönemde iktidara yakın kanallara ise sadece üç kez ceza verdi. Açıklanan verilere göre, RTÜK KRT TV’ye beş, Tele 1’e dokuz, Halk TV’ye sekiz, Flash TV ile FOX TV’ye de dörder kez ceza verdi. Beş kanala verilen idari para cezası 10 milyon TL’yi buldu. Üst Kurul aynı altı aylık süre içinde TGRT Haber, Beyaz TV ve ATV hakkında toplam 1,5 milyon TL’lik üç ceza kararı aldı. A Haber, Ülke TV, TV Net ve Kanal 7’ye ise hiç ceza verilmedi.

BİK’in Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine uyguladığı ilan yasağı ise bu dönemde de devam etti. Evrensel gazetesine Eylül 2019’dan beri “toplu gazete alımı” nedeniyle uygulanan yasak 13 Haziran 2022 itibarıyla 1000. gününü doldurdu.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İndirim Tepkisi: Her Şeyiniz Skandal. Utanın Be!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ağustos’taki Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı’nda (MKYK) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’ye Tarım Kredi Kooperatiflerine ait marketlerde fiyatları düşürme çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi/ Talimat sonrası kooperatif marketlerinde “indirimli satışların” başlandığı açıklandı. Sabahın erken saatlerinde önlerinde kuyruklar oluşan kooperatif marketlerinde beklenen indirim tutarlarının hayata geçmediği görüldü.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20-30 kuruşluk indirimler yapıldığını belirterek tepki gösterdi, “Ben perakendecilere indirim talebi mektupları yazarken, sen 10 ay seyrettin Erdoğan. Millet burnundan soluyor, sen indirim yalanları söylüyorsun. Yapıla yapıla 20-30 kuruşluk indirimler yapıldı. Her şeyiniz skandal. Utanın be!” dedi.

Dünkü fiyat- indirimli fiyat tablosu;

Patates 7,95 TL -aynı

Bulgur 14,90 TL -aynı

Fasulye 20,50 -aynı

2,5 kg pirinç 54,65 TL -aynı

Un kg 10 TL -aynı

Çay 78,90 TL -aynı

2 kg yoğurt 27,95 TL -aynı

5 kg deterjan 59,90 TL -aynı

16’lı tuvalet kâğıdı 49,90 -aynı

Mercimek 24,30 TL – 19,90 TL

Ayçiçek yağı 162,90 TL – 146,90 TL

Öte yandan, Tarım Kredi Kooperatifleri marketi ile zincir marketler arasındaki fiyatlar kıyaslandığında bazı ürünlerde zincir marketlerin daha ucuz olduğu anlaşıldı.

Paylaşın

Bahçeli’den Suriye İle Türkiye’nin Siyasi Diyalog Kurmasına Destek

MHP Lideri Bahçeli, Türkiye ve Suriye arasındaki temaslara dair yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun ülkemizin ötekisi veya hasmı değildir. Hepsi kardeşimizdir, aramızda tarihe, kültüre ve inanca dayanan kuvvetli bağlar vardır” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Bahçeli, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Bundan hiç kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur.” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir… 2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur.”

MHP Lideri Bahçeli, açıklamasının ilk kısmında muhalefet partilerinin oluşturduğu 6’lı masaya bazı suçlamalar yönelerek, “Siyasi rant ve çıkar devşirmek uğruna toplumsal huzur ve güveni baltalayan, bu suretle fitne seferine çıkartılan muhalefet partileri Türkiye’nin milli ve tarihsel haklarına kesif bir cephe açmışlardır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve diğer zillet ortakları zıvanadan çıkmakla kalmamışlar, artık bayağılıklarını ve bağnazlıklarını her saha ve zeminde deşifre etmişlerdir” dedi.

Bahçeli, konuya ilişkin açıklamasını, “Türk siyaset hayatı ruhunu ve gururunu emperyalizme satan, kullanım ömrünü zalimlerin insafına bırakan malum ve mahut partiler eliyle karalanmış, sistematik olarak kundaklanmıştır. Karşımızdaki mide bulandırıcı tablo ülkemiz aleyhine olduğu kadar demokrasi adına da vahim bir tehdit olarak belirginlik kazanmıştır. Bir masa etrafında toplanıp PKK ve FETÖ’nün senaryolarına gönüllüce boyun eğen altı partinin Türkiye karşıtlığı, milli değerlerimizle kutuplaşması izahı ve ifadesi olmayan bir çarpıklık noktasına ulaşmıştır” ifadeleriyle sürdürdü.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde;

“Türkiye’mizin istikrarlı ve iddialı ilerleyiş ve yükseliş süreci hem ülke içinde hem de ülke dışında emeli ve hedefi makus olan siyasi zihniyetler ve bunun haricindeki menfur mihraklar tarafından kaygıyla izlenmektedir. Özellikle zillet ittifakı korkuya düşmüş, telaşa kapılmıştır. Siyasi rant ve çıkar devşirmek uğruna toplumsal huzur ve güveni baltalayan, bu suretle fitne seferine çıkartılan muhalefet partileri Türkiye’nin milli ve tarihsel haklarına kesif bir cephe açmışlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve diğer zillet ortakları zıvanadan çıkmakla kalmamışlar, artık bayağılıklarını ve bağnazlıklarını her saha ve zeminde deşifre etmişlerdir. Türk siyaset hayatı ruhunu ve gururunu emperyalizme satan, kullanım ömrünü zalimlerin insafına bırakan malum ve mahut partiler eliyle karalanmış, sistematik olarak kundaklanmıştır.

Karşımızdaki mide bulandırıcı tablo ülkemiz aleyhine olduğu kadar demokrasi adına da vahim bir tehdit olarak belirginlik kazanmıştır. Bir masa etrafında toplanıp PKK ve FETÖ’nün senaryolarına gönüllüce boyun eğen altı partinin Türkiye karşıtlığı, milli değerlerimizle kutuplaşması izahı ve ifadesi olmayan bir çarpıklık noktasına ulaşmıştır.

Emperyalizme taşeronluk yapan bu partilerin tezvirat ve tefrikaları da tahammül sınırlarını tehlikeli şekilde aşmıştır. Henüz Cumhurbaşkanı adayını dahi belirlemekten aciz bir siyasi güruhun hiç kuşkusuz aziz milletimize ve ülkemize sağlayacağı bir şey olmadığı gibi, bu kapsamda ümitvar olması dahi boş bir hayal, boşuna bir beklentidir.

Müstakbel başbakanlık pozu veren bir şahsın hal-i pürmelali mizah konusu olmasının yanı sıra, “kadından imam olmaz” çıkışı ve bu doğrultuda Cumhurbaşkanı adaylığı için yanıp tutuşan Kılıçdaroğlu’nun buna ne diyeceği, nasıl bir yorum getireceği hala belirsizliğini koruyan bir muammadır.

“Milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur”

Sokak sokak gezip konuştuğu esnaflarımızdan istediği cevapları alamayınca kabalaşan ve kaskatı kesilen zihniyetlerin ne iyiliğinden, ne iradesinden, ne de demokratik nezaketinden bahsetmek mümkündür. Bir kısım tetikçi gazeteciyi ve bazı tasmalı anket şirketini maaşa bağlayan, belirli aralıklarla algı operasyonu yaptıran partilerin foyası nihayetinde ortaya çıkmıştır.

Demokrasi kalpazanları, hukuk katliamcıları, milli irade dolandırıcıları zillet ittifakı çatısı altında birleşmiş ve buluşmuştur. Aziz milletimizin iradesini gasp ve rehin almak amacıyla sipariş anketleri yayımlatanların düzenbaz siyaset taktikleri ayaklarına dolanmıştır.

Bilhassa Milliyetçi Hareket Partisi’ni ve Cumhur İttifakı’nı oy oranı bazında aşağı çekip zillet ittifakını yüksek gösteren laçkalaşmış kamuoyu araştırma şirketleri esasen dış bağlantılı hain bir kurgunun içimize kadar sızmış lejyonlarıdır. Bu köksüz anketçilerden elbette hukuk nezdinde ve maşeri vicdan eşliğinde hesap sorulacaktır. Vaki hesaptan hiçbir demokrasi infazcısı kaçamayacaktır.

Türkiye’nin var oluş mücadelesini, 2023’ün muazzez hedeflerini, gücüne güç katan istikbal ve istiklal müdafaasını engelleme hevesinde olan ciğeri beş para etmez odaklar mutlaka kaybedeceklerdir.

Cumhur İttifakı’nın haklı ve haysiyetli yürüyüşü parlak bir başarının kapılarını aralayacak, bunun sonucunda Cumhuriyetimizin yüzüncü yıl dönümü Türk milletinin muhteşem bir uyanışına vesile olacaktır.

Kaldı ki sömürgeleşmiş partilerin ülkemizin önünü kesme çabası tutmayacak, zillet terazisi aziz milletimizin tarihi vakarını asla çekemeyecektir. Gerçekleri çarpıtmanın hiç kimseye bir yararı dokunmayacaktır.

Türkiye bugün sağlam, sağduyulu ve milli bir iradenin marifetiyle zincirlerinden kurtulmaktadır. Son günlerde ardı arkasına sahnelenen provokasyonlar, milli birliğimizi ve dayanışma ruhumuzu hedef alan sabotajlar bizi yolumuzdan çeviremeyecektir.

Bu provokasyonlardan birisi de, Sümela Manastırı’nda 9’ncu kez ayin yapmak için Trabzon’a gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos’a ekümenik yazılı Trabzonspor formasının hediye edilmesidir. Bu yürek yaralayıcı tertip skandal olmasının ötesinde tahrik, tahrip ve taciz tonu çok yüksek bir meydan okumadır.

Trabzonspor’umuza ve bu kulübümüze gönül veren muhterem vatandaşlarımıza hakaret niteliğindeki bu kepazeliğin hiçbir vicdan tarafından kabul edilmeyeceği ortadadır. Türkiye’de ekümenik diye bir kurum ve görev tanımı yoktur.

Lozan Antlaşması gereğince, Fener Rum Patriği’nin siyasi ve idari işlerle uğraşmaması, ülkemizdeki Rum-Ortodoks vatandaşlarımıza ruhani hizmet vermesi hüküm altına alınırken, Fatih Kaymakamlığı’na bağlı bir din görevlisi olmasının dışında hiçbir statüsü de olamayacaktır.

“Fırsatçılar devrede, fesat yuvaları tetiktedir”

Türkiye’nin dört bir koldan tuzağa çekilerek milli ve manevi hassasiyetlerinin tahriş edilmesi etap etap ilerletilen bir kumpasın içyüzünü açığa vurmaktadır. Amaç kaos çıkarmak, kriz ortamı yaratmaktır.

Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz üzerinde oynanan şirret oyunlar, KPSS şaibesi, etnik kimlikleri kaşıyan sinsilikler, Moody’s isimli derecelendirme şirketinin Türkiye ekonomisi hakkında kuşku uyandırma densizliği ve Azez’de Türk bayrağını yakma şerefsizliği bir kaos planlamasının birbiriyle bağlantılı olaylarından yalnızca bir kısmıdır.

Türkiye’nin ufkunu perdelemek, enerjisini tüketmek, manevi direncini kırmak gayesiyle emre amade bekleyen iç ve dış odaklar eşzamanlı faaliyet halindedir. Fırsatçılar devrede, fesat yuvaları tetiktedir. Buna rağmen Azez’de al bayrağımızı yakma girişiminde bulunan soysuzların yaka paça yakalanmaları ve ihanetlerinin bedelini ödeyecek olmaları çok sevindirici bir gelişmedir.

Bağımsızlığımızın sembolü al bayrağımıza el uzatan, egemenlik haklarımıza dil uzatan, milli varlığımıza göz koyan kim ya da kimler varsa bunun acıklı sonuçlarına en ağır biçimde katlanacaklardır.

Ayrıca devası derdine yetmeyen, küçücük ve ipotekli aklıyla partimizi şiddetle bir gösteren selamsız sevimsiz Babacan’ın asıl şiddet ve dehşet faili bölücü terör örgütüne tek kelam edememesi, hatta teröristlere şirinlik taslaması düştüğü çukurun derinliğini göstermesi bakımından ibret verici bir hüsrandır. Bu şahsın muadili ve mukallit benzeri serok Ahmet’in Suriye’de yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimizi istismar eden ayıplı sözleri şahsıyla müsemma olan bozgunculuğa yeni bir misaldir.

“2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur”

Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir. Bu ülkede yaşayan hiç kimse, kökeni ve mezhebi ne olursa olsun ülkemizin ötekisi veya hasmı değildir. Hepsi kardeşimizdir, aramızda tarihe, kültüre ve inanca dayanan kuvvetli bağlar vardır. Dışişleri Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Bundan hiç kimsenin rahatsız olmasına gerek yoktur.

Türkiye’nin Suriye ile görüşme düzeyini siyasi diyalog mertebesine çıkarması, bu çerçevede terör örgütlerinin yuvalandıkları her coğrafi alandan işbirliğiyle sökülüp atılması önümüzdeki siyasi gündem konularından birisi olmaya namzettir ve hatta ciddiyetle ele alınmaya değerdir. 2023’e kadar her alanda ve her komşumuzla normalleşme atmosferinin hakim olması samimi arzumuz ve umudumuzdur. Üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın bize söylediği; çatışarak değil kucaklaşarak yaşamanın tek seçenek olduğudur. Bunu başaracak tek siyasi irade de Cumhur İttifakı’dır. Gerisi sadece fasa fisodur, fuzuli ezberdir, gürültü kirliliğidir.

Bizimle milliyetçilik yarışına girip kutlu ceddimiz ve rahmetle yad ettiğimiz Süleyman Şah’ın türbesiyle ilgili dedikodu yapan Kılıçdaroğlu’na asıl cevabı Türk milleti verecek, Dersim ayarlı bu şahsın gerçek yüzünü muhakkak ifşa edecektir. Bu ise yalnızca bir sabır ve zaman meselesidir.”

Paylaşın

AK Parti’nin 55 Milyar Dolarla Seçimi Alma Hesabı

Gazeteci Murat Yetkin, AK Parti’nin seçimi alma hesaplarında 55 milyar dolar civarında dış kaynak bulmak olduğunu söyledi: Suudi Arabistan’dan 20, Katar’dan 15, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya’dan ise 10’ar milyar dolar.

“Yani bir yandan hayat pahalılığı ve enflasyonla mücadeleyi bakkal etiketlerine bağlarken 55 milyar doları nereden bulacak hükümet ve neden mesela 50 değil, 60 değil de 55?” sorusunun kendisine yöneltilebileceğini söyleyen gazeteci, yetkinreport.com ‘da yayınlanan yazısında şunları kaydetti:

“Bunu soranlar eğer dış güçlerin etkisinde değilse hükümetin hesap-kitap inceliklerinden bihaber sayılır.

“AK Parti’nin ‘çalının büyümesini bekleyecek’ zamanı yok”

Ayrıca bunu Nasreddin Hoca’nın ‘çalı ekeceğiz, koyun geçecek, yün bırakacak, iplik yapıp satacağız’ hikayesine benzetenlerin iyi niyeti de şüpheli. Zaten öyle çalının büyümesini, koyunun geçmesini filan bekleyecek zamanı da yok AK Partinin. Seçime şurada en fazla 10 ay var.

‘En fazla’ diyorum, çünkü bir süredir iktidarın ‘erken seçim hüllesi’ yapıp seçimleri Nisan-Mayıs aylarına alacağı konuşuluyor, 14 Mayıs tarihinden filan bahsediliyor, malum.

“AK Parti’nin bulacağı dış kaynak dış güç sayılmıyor”

Cumhurbaşkanın öngördüğü üzere ekonominin Şubat-Mart aylarında düzelip halkı seçimde mührü yine Ampule basması için dışarıdan kaynak gerekiyor. Çünkü Merkez Bankasının (TCMB) yayınladığı son piyasa katılımcı anketinde dahi yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 70’i, dolar beklentisi ise 19 lirayı aştı.

Ve hayır, AK Parti’nin bulacağı dış kaynak dış güç sayılmıyor.

“55 milyar nereden?”

Gerçi bu müjde bana AK Parti taraflarından daha Mayıs ayında ‘Öyle bir para girdi ki, ekonomi hemen kurtulur, yeter ki doğru kullanılsın’ diye verilmişti. Ziraat Bankasının önceki genel Müdür Yardımcılarının Temmuz ayında 55 milyar doların yakında ‘Hazine’ye gireceğini’ duyduğunu yazmasından önce yani.

Ekonomiye pompalanarak döviz kurunu düşürecek, kış aylarında doğal gaz ve elektrik fiyatlarını indirecek, seçim öncesi hayat pahalılığına çare bulacak bu 55 milyarın dökümüyse şöyle çıkarılıyordu: Suudi Arabistan’dan 20, Katar’dan 15, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Rusya’dan ise 10’ar milyar dolar gelecekti.

Nitekim paranın ucu daha temmuz sonunda Rusya’dan göründü. Akkuyu nükleer enerji santrali üzerinden ilk 2,1 milyar dolar Rus parası geldi. Türk müteahhitlik şirketi İçtaş’ın alelacele tasfiye edilme çabaları ve tartışmalarının ortasında, Akkuyu’nun Türkiye’nin değil, Rusya’nın Türkiye’deki atom enerjisi santrali olduğu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından ilk kez resmen tescil edildi. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Altılı Masada En Kritik Toplantı: Konuşulacak Konular Belli Oldu

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde 21 Ağustos’ta yapılacak toplantı, 6’lı masanın bugüne kadarki en kritik ve en önemli toplantısı olma özelliği taşıyor. Ekonomiden yol ortak haritasına pek çok konunun konuşulacağı toplantıya 45 gün ara verilmesi planlanıyor.

Bu arada partiler, yetkili kurullarında ve komisyonlarında Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini ele alacak; “Her parti kendi adayını mı çıkaracak, yoksa ortay bir aday mı belirlenecek, bu aday kim olmalı?” sorularının yanıtları aranacak. Ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlenmesi durumunda, cumhurbaşkanı adayının yapacağı ziyaretlere, diğer partilerin genel başkan yardımcıları eşlik etmesi; böylece ortak bir görüntü verilmesi öngörülüyor.

Habertürk’te yer alan habere göre, ev sahibi Saadet Partisi, İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’te attığı adımlar konusundaki hassasiyetlerini dile getirecek. Ekonomideki istikrarsızlık, geçim sıkıntısı çeken vatandaşı rahatlatmaya yönelik tedbirler ele alınacak. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği Kur Korumalı Mevduat’ın Hazine’ye ve ülkeye verdiği zarar değerlendirilecek.

Öte yandan iktidarın değişmesi durumunda Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş döneminde neler yapılacağı ele alınacak. Rusya’nın ana yüklenici/yapımcı firmayı projeden çıkardığı Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı da toplantıda ele alınacak konular arasında. Ayrıca cemevlerine yönelik saldırıların yanı sıra; Alevi vatandaşların talep ve beklentileri, hakları ve kazanımları değerlendirilecek.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Esad’la muhalefeti görüştürme sözlerinin ardından tekrar ısınan Suriye meselesinin siyasi çözümü de toplantının gündem maddeleri arasında.

Anayasa Komisyonu’nun tamamladığı Anayasa çalışmaları da toplantının gündeminde. Komisyonun neticelendirdiği, 75 maddeye dokunulmadı; bu maddelerin hepsi ele alındı. Diğer maddeler üzerinde görüş alışverişi olacak.

KYK meselesi, 6’lı masanın mutabakat metinlerinde geçmesine rağmen bunun yalnızca CHP’ye mal edilmesi şık bulunmuyor. Bu adımların nasıl duyurulacağı konuşulacak. Aynı zamanda 6’lı masanın ekonomik-sosyal-siyasal vaatlerinin neler olacağı üzerinde görüş alışverişinde bulunulacak.

Toplantılara 45 gün ara verilecek

Toplantılara 45 gün ara verilmesi planlanıyor. Bu molada partiler kendi iç gündemlerine yoğunlaşacak. Bu arada Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu da değerlendirilecek. Partiler, yetkili kurullarında ve komisyonlarında Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini ele alacak. “Her parti kendi adayını mı çıkaracak, yoksa ortay bir aday mı belirlenecek, bu aday kim olmalı?” sorularının yanıtları aranacak. Toplantılara 45 günlük ara verilmesi önerisini Gelecek Partisi’nin yaptığı, “Toplanıyorlar ancak hiçbir karar alamıyorlar” eleştirisini de bertaraf etmeye yönelik olduğu belirtiliyor.

Ortak cumhurbaşkanı adayı

Ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlenmesi durumunda, cumhurbaşkanı adayının yapacağı ziyaretlere, diğer partilerin genel başkan yardımcıları eşlik edecek. Böylece ortak bir görüntü verilecek. Tabela çalışmaları noktasında da 6 parti koordine olacak.

İttifakın ortak logosunun altında 6 partinin logusu yer alsın mı?

Üzerinde durulan konu; seçime giderken ittifakın ortak logosunun altında 6 partinin logosu yer alsın mı? Bu konularda yapılacak işbirliğinin detaylarını liderler görüşecek. Teşkilatları yormayacak, yıpratmayacak bir propaganda sürecinin hazırlıkları yürütülürken, ittifak partilerini güçlü gösterecek bir yaklaşım sergilenmesi amaçlanıyor.

Paylaşın