Cumartesi Anneleri, Erdoğan Şakar’ın Akıbetini Sordu

Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkarılıp yargılanması talebiyle eylemlerinin 907’nci haftasında 29 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınamayan Erdoğan Şakar’ın akıbetini sordu.

Erdoğan Şakar, 13 Ağustos 1993 yılında İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı polislerin Okmeydanı’nda bulunan Perpa İş Merkezi’nde yaptığı baskında gözaltına alınmış, fakat bir daha kendisinden haber alınamamıştı.

Bugünkü çevrimiçi buluşmada, Şakar’ın akıbetini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun okudu.

“Ayhan Çarkın, ifşa etti”

Baskının Perpa’da bulunan bir kafede gerçekleştiğini aktaran Tosun, baskın günü Şakar’ın arkadaşıyla görüşmek için o kafeye gittiğini, “polislerin o gün kanlı bir baskın düzenlediğini ve operasyonda iş yeri sahibinin, garson ve bir kasiyerin de bulunduğu beş kişinin öldürüldüğünü” aktardı.

Baskın sonrası yapılan resmi açıklamadan 18 yıl sonra eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın sözlerine yer veren Tosun, özetle şöyle konuştu:

“Ayhan Çarkın olaydan 18 yıl sonra Perpa Katliamı’nın Özel Harekat Dairesi’nin işi olduğunu ifşa etti.

“Çarkın, kendisinin de tetikçi olarak katıldığı Perpa Katliamı için ‘…yargısız infaz yaptık. Oradakiler bizimle çatışmaya girmedi. Çatışma süsü verildi. Garson kızı da tanık kalmasın diye öldürdük’ dedi.

“Perpa baskınına katılan özel harekatçılar ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla yargılandı. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 21 Aralık 1999 tarihinde sonuçlanan davada, beş polis idam cezasına çarptırıldı.

“İdam cezası önce 8’er yıla, ardından da 3 yıl 10 ay 20’şer gün hapis cezasına indirildi. Temyiz aşamasında da Yargıtay 1.Ceza Dairesi polisler hakkında verilen hapis cezasını, ‘beraat etmeleri gerekir’ diyerek bozdu.

“Güvenlik güçlerinin vatandaşa karşı işlediği yaşam hakkı ihlallerinde öldürenin değil, ölenin suçlanması geleneği devam etti, suçun failleri yargı eliyle aklandı.

“Failler, cezasızlık zırhıyla korunuyor”

“Hanım Şakar eşinin Beyaz Saray Cafe’ye gelmek üzere yola çıktığını ve Perpa’ya ulaştığına dair tanıklar olduğunu belirterek onun ‘Perpa Operasyonu’ sırasında gözaltına alındığını kamuoyuna açıkladı.

“Resmi kurumlara yaptığı tüm başvurularına verilen cevap ‘Bu isimde bir şahıs gözaltına alınmamıştır’ oldu.

“Hanım Şakar, yaptığı girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, eşinin gözaltında işkence ile öldürülmesinden endişe duyduğunu belirterek açlık grevi dahil pek çok yola başvurdu. Eşinin gözaltında kaybedilmesi ile ilgili kamuoyu yaratmaya çalıştı.

“Dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sabri Yavuz’la görüştü. Ancak gözaltına alındığı kabul edilmeyen Erdoğan Şakar’dan bir daha haber alınamadı. Bugüne kadar Erdoğan Şakar’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili etkin bir soruşturma yürütülmedi. Bu insanlığa karşı suçun failleri 29 yıldır cezasızlık zırhıyla korundu.

“907’inci haftamızda bir kez daha talep ediyoruz; Erdoğan Şakar’ın akıbetini açığa çıkartmayı, fail ve sorumluları cezalandırmayı hedefleyen etkin bir soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütülsün. Maddi gerçek açığa çıkartılsın, adalet sağlansın.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Gençlerle Buluşan Kılıçdaroğlu: Çalınan Hayalleri İade Edeceğiz

CHP Gençlik Kolları İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, gençlere “yol arkadaşlarım” diye seslenerek, Türkiye’nin büyük sorunlar yaşadığını bildiklerini, bu sorunlarla mücadele etmek zorunda olduklarını söyledi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye’de çağdaş uygarlığı yakalamayı, daha mutlu ve daha güzel ülkede yaşamayı hedeflediklerini belirterek, çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmanın yolunun daha enerjik, daha kararlı, daha azimli, geleceğe güvenle bakan, her alanda iyi yetişmiş, düşüncelerini özgürce dile getiren bir toplumu inşa etmek olduğunu vurguladı.

Bu tarihsel misyonu gençlerle beraber yerine getireceklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “İktidara geliyoruz, ÖSYM Türkiye’nin en güvenli merkezi olacak, bu merkezin başında liyakatli kişiler olacak, buradaki sınavlara asla şaibe bulaşmayacak, buradan sınavı başarı ile verenler tercihleri doğrultusunda mülakat olmaksınız, zorunlu haller hariç, kamuya yerleştirilecek. Torpili bitireceğiz” diyerek liyakat vurgusu yaptı.

Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Deniz Türküsü adlı şiirine atıf yapan Kılıçdaroğlu, “Şair diyor ya ‘İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.’ Sizin hayallerinizi çaldılar. Çalınan hayalleri iade edeceğiz. Bunun mücadelesini yapacağız” dedi.

İktidara geldiklerinde en geç 1 yıl içinde yurt sorununu bitireceklerinin sözünü veren Kılıçdaroğlu, 2019’da CHP’li belediyelere ait 22 yurt bulunduğunu, bugün yurt sayısının 83’e çıktığını, bu yurtlarda 14 bin 745 öğrencinin barındığını anlattı.

Kılıçdaroğlu, öğrenci bursu ve kredilerinin yükseltilmesini, söz konusu artışların da eylülden itibaren yapılmasını istediklerini ifade etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da; İstanbul Planlama Ajansı’nın Florya’daki merkezinde, CHP Gençlik Kolları İl Başkanları ile bir araya geldi. Toplantıya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Gençosman Killik de katıldı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, toplantıda gençlere seslendi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle;

“Her birimizin, tek tek görevi sorunlarla mücadele etmek. Sorunlarla mücadele etmek ne demek?

Hem kendimize hem bizden sonra gelen kuşaklara daha iyi bir Türkiye teslim etmek demektir.

Bu görev hepimiz için vazgeçilmez bir görevdir çünkü her birimizin tek tek veya topluca, özellikle de CHP gençlik kollarının tarihsel bir görevi var. Bu görevi yerine getireceğiz.

Büyük sıkıntıların olduğunu biliyorum, hayallerinizin iktidar tarafından çalındığını da biliyorum. Size hayal kurmayı bile fazla görüyorlar. Bunun da farkındayım. Ama bizim bir hedefimiz var.

Neydi hedef, çağdaş uygarlığı yakalamak, daha mutlu, daha güzel bir Türkiye’de yaşamak. Neydi hedef, üniversiteden mezun olurken törenler yapmak, beraber olmak.

Neydi hedef, Attığımız bir tweet dolayısıyla acaba başıma bir şey gelir mi diye endişe duymamak. Düşüncelerimizi özgürce dile getirmek. Bu hedefi gerçekleştirmek için yola çıktık.

CHP’nin gençlik kolları başkanı olmak sıradan bir olay değildir. Önce bunu bilmeniz lazım. Çünkü devraldığınız bir miras var.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarından devraldığınız bir miras var. O mirasın bize gösterdiği hedef çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmak.

Bunun yolu daha enerjik, daha kararlı, daha azimli, geleceğe güvenle bakan, her alanda iyi yetişmiş, düşüncelerini özgürce ifade eden bir toplumu inşa etmektir. Bu toplumu inşa etme görevi öncelikle sizlerdedir. Bu tarihsel misyonu yerine getireceğiz, beraber.

“En geç bir yıl içinde yurt sorununu bitireceği”

Önümüzde sınavlar vardı, sınavlara girildi. Kendileri, acaba hangi meslekte başarılı olabilirim diye düşündüler.

Üniversite tercihlerini yaptılar. Ama yurt sorunu var. Anadoludan gelen bir gencimizin, İstanbul’da yurt bulamadığı takdirde ayda 9-10 bin lira verecek bir ev tutabilir mi?

Böyle bir tabloyu hiç düşündünüz mü? İktidarın gençlere reva gördüğü böyle bir tabloyu hiç düşündünüz mü?

Anne baba seviniyor, oğlum kızım üniversiteyi kazandı diye ama bir süre sonra ne olacak, nerede kalacak diye düşünüyor.

Gençlere sözüm var, en geç bir yıl içinde yurt sorununu bitireceğiz. 20 yılda bitiremediler, bir yıl içinde bitireceğiz.

Göreceksiniz, iktidarımızda bir yıl tamamlandığında birer kişilik, ikişer kişilik, sıcak suyu olan, geniş bant interneti olan odalarda kalacaksınız.

Hiç kimsenin gözü arkada kalmayacak. Kızımız, oğlumuz nerede diye endişe etmeyecek. Bunu beraber yapacağız.

Üniversiteden mezun oldunuz, sınavlara gireceksiniz. Kafanızda soru, ya torpil olursa, ya sınav soruları çalınırsa, ya hakkımızı elimizden alırlarsa, ya sözlü sınavdan elenirsek…

Bu düzene de son vereceğiz. Bunları şunun için anlatıyorum, gittiğiniz her yerde bunları anlatmak zorundasınız.

Evet iktidara geliyoruz, ÖSYM Türkiye’nin en güvenilir merkezi olacak, başında liyakatli kişiler olacak, buradaki sınavlara asla şaibe bulaşmayacak, buradan sınavı başarıyla verenler mülakat olmaksızın kamuya yerleştirilecekler. Torpili bitireceğiz. Bunu her yerde söylemeniz lazım.

Belediyelerimizden aldığım rakamları vereyim size arkadaşlar. 2019’da 22 öğrenci yurdumuz vardı belediyelere ait. Seçimler oldu, seçimleri kazandık.

50 belediyemizde 22 olan öğrenci yurdumuz 83’e çıktı. 14 bin 745 öğrenci bu yurtlarda kalıyor.

Bütün engellemelere rağmen belediyelerimiz öğrenci yurdu sayısını 22’den 83’e çıkarıyorsa iktidar olduğumuzda bir yıl içinde yurt sorununu tamamen çözeceğimizi her yerde güvenle anlatabilirsiniz.

Vaat etmek kolay, önemli olan bunları gerçekleştirmek. Biz gerçekleştirme konusunda kararlıyız.

Burs…Her ailenin gelir düzeyi yüksek değil. O bursu 20 yıl öncesini hatırlatarak, şu kadar burs veriliyordu şimdi bu kadar veriyoruz gibi bir aldatmacaya inanmamanızı istiyorum.

20 yıl önce verdiğiniz parayla neler alınıyordu, şimdi neler alınıyor. Kredinin de rakamının yükseltilmesi lazım. İki şey istiyoruz bursu ve krediyi yükselteceksiniz, artışları Eylül ayından itibaren yapacaksınız.

Bu talep Bay Kemal’in talebi değil gençlerin talebi. Onlar böyle istiyor diyeceksiniz.

İstanbul’a geldiniz, beton ormanları göreceksiniz. Büyük gökdelenlerin yapıldığı, yeşilliğin az olduğu, evlerden sadece beton binaları görüldüğünü fark edeceksiniz.

Biz CHP olarak doğayla uyum içinde olan kentler istiyoruz. Yeşilliği bol olan kentler istiyoruz.

Dünya şu anda otoriterlikten yana olanlarla demokrasiden yana olanlar arasında ikiye ayrılmış durumda.

Biz demokrasiden yana olan grubu oluşturuyoruz. Bu ülkeye demokrasiyi kendi özgün iradesiyle getiren parti CHP’dir. Demokrasiyi var eden parti CHP’dir.

Şimdi otoriter bir yapıyla karşı karşıyayız. Bir yüzyılı devirdik, ikinci yüzyıla başlıyoruz 2023’te. Geçen yüzyılın acıları yaşandı.

Gencecik fidan gibi evlatlarımız idam edildi, başbakanlar, bakanlar idam edildi. Biz düşünce özgürlüğü istiyoruz. Biz acılar değil, sevinçler, güzel günler istiyoruz.

Biz bunu talep ediyoruz, her bir gencin sandığa gittiğinde bu taleplerden yana oy kullanması gerektiğini anlatmanız gerekiyor.

Biz bunu güvenle anlatabilirsek çağdaş, uygar, demokrat bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Altını çiziyorum yeniden inşa edeceğiz. Bütün kurumlarıyla beraber.

“Benim görevim sizin hayalinizi gerçekleştirmek”

Devletin içinde oligarklar oluşmuş vaziyette. Uyuşturucu baronlarıyla kol kola gezen siyasetçiler var.

Yolsuzluğun meşrulaştığı bir tablo var. Bütün bunları ters yüz edeceğiz. Beraber yapacağız bunu.

O yüzden size sadece gençler demiyorum. Yol arkadaşlarım diyorum. Sizler benim yol arkadaşımsınız. Benim görevim sizin hayalinizi gerçekleştirmektir.

Sizin hayallerinizi çaldılar. Çalınan hayalleri iade edeceğiz. Peki nasıl? Sandık gelecek, oy kullanmaya gideceğiz.

Bir, her gencin mutlaka sandığa gitmesini sağlayacaksınız. Sorumluluk duyan her gencin sandığa gitmesini sağlayacaksınız.

Otoriter rejimden değil demokrasiden yana oy kullanmasını sağlayacaksınız. 7,5 milyon genç ilk kez sandığa gidip oy kullanacak.

Türkiye’nin kaderini siz belirleyeceksiniz, ben değil. O yüzden sorunlara kilitlenmek, demokratik yollarla bunun önünü açmak sizin elinizde. Tarihin size yüklediği bir sorumluluk var, bunun farkında olmanız gerek.

Üniversitelerin özgürce konuştuğu, çalıştığı bir atmosferi düşünün. Farklı düşündü diye görevlerine son verilen ama iktidarımızda hemen görevlerine dönecek barış akademisyenlerini düşünün. Bizimle aynı düşünmeyebilirler ama saygı duymak zorundayız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı miras, çağdaşlık. Her fabrikanın kale olduğunu ifade eden bir Türkiye. Üreten, sanatta kültürde her alanda gelişen bir Türkiye…Bunu yapacak olan sizlersiniz, bunu birlikte yapacağız.

Her birinizin sorumluluğu var. O sorumluluğun bilince hareket etmelisiniz. Özgürce beni de eleştirebilirsiniz.

Farklı düşüncenin olmadığı yerde gelişme olmaz. Bir hedefimiz olmalı, çağdaş uygarlık. Onu da yakalayacağız. Kimin sayesinde? Sizin sayenizde. El ele, kol kola bunu yapacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Partisine ‘Kılıçdaroğlu’ Talimatı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Bizdeki seçmen bilgileri, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) elinde yok” sözlerinin ardından başlayan tartışma alevleniyor. Seçmen listesi tartışması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da gündeminde.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre; Erdoğan, kurmaylarından Kılıçdaroğlu’nun çıkışı ile ilgili “YSK’ye sorun, liste işi nedir?” diyerek bilgi istedi. İktidar tartışmayı “fişleme” temeline oturturken AKP kurmayları da olayı Erdoğan’a üç tez üzerinden açıkladı.

AKP kurmaylarının ilk tezine göre; Kılıçdaroğlu “Bu bilgiler YSK’de yok” derken “her seçim döneminde YSK’nin paylaştığı listelere sosyal medyadaki anket şirketlerinin seçmenlerle ilgili paylaştığı verileri de ekleyebileceğini” savunuyor. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunda “sanki elinde daha fazla bilgi varmış gibi algı yürüttüğünü” savunan kurmaylar, “aslında CHP’nin sadece anketlerden seçmenlere ilişkin aldığı ek bilgileri kendi sistemine kaydetmiş olabileceğini” ileri sürüyor.

Adaylık çıkışı mı?

Parti yönetiminin konuya ilişkin Erdoğan’a sunduğu ikinci tez ise sosyal medyadaki seçmen beğenileri üzerine CHP’nin veri topladığı iddiası. Kılıçdaroğlu’nun bu beğeni verilerini “YSK verileri ile birleştirip, ek bir bilgi varmış gibi sunduğunu” öne süren AKP’li kurmaylar ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının “aynı zamanda adaylık çıkışı olduğunu” savunuyor.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamayı yaparak “kendi seçmeni üzerinde etki yaratmaya çalıştığını” savunan AKP kurmayları, “Kılıçdaroğlu kendi seçmenine YSK ile ilgili sözleriyle ‘Bakın bizim elimizde neler var’ diyerek kendini Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlıyor. Bu tartışmalarla hem elini güçlendirdiğini düşünüyor hem de seçmenlerini sandığa çekiyor olabilir” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın

İYİ Parti: CHP’ye Borcumuzu Mahalli Seçimde Ödedik

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı merak ediliyor. 21 Ağustos’taki ‘altılı masa’ buluşmasının vakti yaklaştıkça tartışma bu sorunun yanıtına odaklanıyor. 

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, ismini paylaşmadığı İYİ Parti’nin bir ağır topunun, Kılıçdaroğlu’nun bugüne dek adaylık bahsini kendilerine açmadığını, “Bizimle öyle bir görüşmesi, öyle bir niyet açıklaması olmadı. Bizim kimseye bir sözümüz, mecburiyetimiz yok” dediğini aktardı.

Saymaz’ın aktarımına göre, İYİ Parti’nin ağır topu devamında şunları söyledi:

“Kılıçdaroğlu aday olacaksa gelsin söylesin. Bize iletilmiş bir şey yok. Masada bununla ilgili bir konuşma da yok. Kılıçdaroğlu, ‘Böyle böyle yapacağım’ diyor. Diyebilir, hakkıdır, belki tek başına iktidar olacak.”

Kimi çevrelerde 2018’deki seçimde CHP’nin 15 milletvekili transfer ederek, İyi Parti’nin seçimlere girme hakkı kazanmasına imkan sağladığı ve Akşener’in borcu kapatmak için Kılıçdaroğlu’nun adaylığına “Evet” diyebileceği savunuluyor. İyi Parti’nin ağır topu ise bu düşünceye şöyle yanıt verdi:

“Ne borcu? Biz borcumuzu mahalli seçimde ödedik. Kaldı ki bizim seçime katılma hakkımızı YSK vermişti. CHP o imkanı tanıdıktan sonra bu kararı almış olabilirler. Olmasa belki yapmayabilirlerdi. Ama zaten seçime girme hakkını kazanmıştık.”

Paylaşın

AYM’den Aysel Tuğluk Kararı: Tahliye Talebi Reddedildi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve demans teşhisi konan Aysel Tuğluk için avukatlarının yaptığı cezanın infazının ertelenmesi ve tahliye edilmesine ilişkin tedbir talebinin reddine hükmetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararında, “Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas ve üst ihtisas kurullarının başvurucu hakkındaki tıbbi belge ve kayıtları inceleyerek yaptıkları değerlendirmelerde, tutarlı olarak, başvurucunun yaşamını yalnız idame ettirebileceği ve hastalığı nedeniyle infaz ertelemesi gerekmediği belirtilmiştir” ibaresine yer verdi.

Tuğluk’un avukatlarından açıklama

Aysel Tuğluk’un avukatları ise dün (12 Ağustost) yaptıkları yazılı açıklama ile karara tepki gösterdi. Tuğluk’un avukatları, bu kararın esasen AYM’nin Aysel Tuğluk’un durumunun ağırlaşacağının itirafı olarak okuduklarını söyledi. Avukatlar, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Hastalığın ilk teşhisinin konulduğu Seka Devlet Hastanesi’nin ilk raporlarından bugüne, her yeni durum, belge, tıbbi raporlar ve mütalaalarla birlikte her defasında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına infaz ertelemesi için yaptığımız başvurulara ya uzun bir süre yanıt verilmemiş ya da ATK raporları gerekçe gösterilerek taleplerimiz reddedilmiştir.

Yeniden muayene

“Öyle anlaşılıyor ki AYM, önüne sunulan dosyada Sayın Tuğluk’un sağlık durumunun geldiği aşamayı gösteren çok sayıda belgeyi göz ardı edemeyerek gitgide daha ağır bir tabloya sahip olacağının ve tek başına hayatını sürdüremez duruma geleceğinin itirafını yaparken, insan hakları mekanizmalarının köklü içtihadının zorunlu kıldığı kararı ise vermekten imtina etmiştir.

“Tuğluk, önümüzdeki günlerde tekrar ATK muayenelerinden geçirilecek ve bir kez daha ‘cezaevinde tek başına hayatını idame edip edemediğine dair’ bir değerlendirme yapılacaktır. Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, beklentimiz, bilimin, hukukun, vicdanın gerektirdiği objektiflikte bir rapor hazırlanmasıdır. Unutmayalım ki, hukuk ve tarih önünde, altına imza attığımız her metinden sadece ve sadece kendimiz sorumluyuz.”

Ne olmuştu?

Aysel Tuğluk, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı görevinde bulunduğu dönemde, 29 Aralık 2016’da tutuklanmıştı. Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle suçlanmıştı.

16 Mart 2018’de kararını açıklayan Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Aysel Tuğluk’a “örgüt yöneticisi olmak” iddiasıyla 10 yıl hapis cezası vermişti. Yapılan itirazların ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Tuğluk hakkında verilen hapis cezasını onamıştı.

Son olarak ise Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6-8 Ekim Kobani eylemlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Tuğluk için tutuklama kararı verilmişti. Seka Devlet Hastanesi tarafından 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı konuldu.

Paylaşın

Halkın Yalnızca Yüzde 4,3’ünün Bir Tarikat Ya Da Cemaatle Bağı Var

Kamuoyu araştırma şirketi Metropoll’ün yaptığı yoklamada, halkın yalnızca yüzde 4,3’ü Türkiye’de bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olduğunu belirtti. Bağlı olanların en yüksek olduğu seçmen grubu Saadet Partisi, ikinci parti ise Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oldu.

Metropoll’ün araştırmasında “Herhangi bir tarikat ya da cemaatle bağlantınız var mı?” sorusuna katılımcıların yüzde 4,3’ü ‘evet’ yanıtını verirken, yüzde 93,5’i ‘hayır’ diye yanıtladı. Katılımcıların yüzde 2,2’i de ‘fikrim/cevabım yok’ cevabını verdi.

Araştırmanın sonuçlarını sosyal medya hesabından paylaşan Metropoll Araştırma’nın kurucusu ve yöneticisi Özer Sancar “Bir tarikat veya cemaatle bağlantısı olanları %4.3 olarak bulduk. Bağlı olanlar az bulunabilir ama toplumda ve kamudaki etki alanlarının çok daha geniş olduğunu biliyoruz” dedi.

Devrim Kanunları kapsamında 30 Kasım 1925’te kabul edilen ve 13 Aralık 1925’ten bu yana yürürlükte olan 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile ilgili Unvanların men ve İlgasına Dair Kanun ile “tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik,halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadiyle nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası” yasaklanmış durumda.

Partilere göre dağılım

Cemaat ve tarikata mensubiyetle ilgili yoklamada “Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna göre dağılımı da araştırıldı.

Buna göre Saadet Partisi’ne oy vereceğini söyleyenlerin yüzde 13,3’ü bir tarikat ya da cemaat le bağı olduğunu belirtti. Bu oranla Saadet Partisi tarikat ve cemaat mensubiyetini doğrulayan kesimin en fazla tercih ettiği parti olduğu görüldü.

İkinci sırada ise AKP yer aldı. AKP seçmeni olduğunu belirtenlerin yüzde 6,1’i bir tarikat ya da cemaatle bağı olduğunu ifade etti.

Tarikat ya da cemaatle bağı olanların yüzde 3,7’si Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP), yüzde 3,6’sı İyi Parti’ye, yüzde 3,2’si ise Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) oy vereceğini, yine yüzde 3,2’lik bir kesim de “Protesto oyu” kullanacağını belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) oy vereceğini belirtenlerin yalnızca 0,9’u bir tarikat ve cemaatle bağı varken, DEVA Partisi seçmeninin yüzde 98,2’si ‘bir tarikat ya da cemaatle bağı olmadığını’, yüzde 1,8’i ise bu konuda ‘fikrinin ya da cevabının olmadığını’ yaıtını verdi.

Hangi partiye oy vereceği konusunda “Kararsızım” diyen tarikat ve cemaat üyesi oranı ise yüzde 6,9 oldu.

Tarikat nedir?

Tarikat, veya tarik kelimesi “yol” tarikat “yollar” anlamına gelir, “Allah’a ulaştıran yol” manasında kullanılmaktadır. Tarikatlar Selçuklu ve Osmanlı’ya özgün düşünce ve inanç hareketleri olarak değerlendirilmektedir.

Birçok tarikatın menşei Hicri 5./Miladi 11. asırda Abdülkadir Geylani’nin yolundan gidenler tarafından oluşturulan Kadiri Tarikatıdır. Ebu Salih Muhyiddin Abdülkadir Geylani, neseben hem Hasanî ve hem de Hüseynîdir. Abdulkadir Geylani’nin soyundan gelen evlat ve torunları da yaşadıkları muhitlerde “şerif”, “şurefa”, “seyyid” olarak anılmışlardır.

Tarikat, Allah’a ulaşma ve onu tanıma yollarından her biridir. İslamiyet’te, İslamiyet’in kalbi boyutu üzerinde duran ve “kalbin fıkhı” diye nitelenen tasavvuf öğretisinin (terbiyesinin) uygulandığı düzenli kurumsal yapılar olarak tarif edilir.

Türkiye’de çeşitli halk sınıfları ve tipleri arasında farklı sufi tarikatları gelişmiştir. Örneğin Bektaşi tarikatı daha çok köylülere ve askerlere hitap ederken Nakşibendi tarikatı ilahiyatçı ve bilim insanları; Mevlevi tarikatı müziği ve şiirleriyle sanatsal eğilime sahip olanları; Halveti tarikatı ise tarikat fabrikası olarak bilinen kendi içinden birçok içtihat çıkaran sultanlar, generaller, önemli hükumet adamları ve yöneticileri içinde barındırmıştır.

Cemaat nedir?

Cemaat veya Cemaat, dinde bir fikir , kitap , şeyh , imam , veli , alim veya ibadet için bir araya gelen topluluklara denir. İslam’da ayrıca tasavvuf ve benzeri hareketlerde, belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır. Tasavvuf cemaatine tarikat denmektedir.

Sosyoloji literatüründe ise cemaat kavramı, cemaatin üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye (genellikle ortak bir ideolojiye ya da bir kimlik duygusuna) dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür.

Paylaşın

Akşener’den Sert Sözler: Bunun Adı Harami Düzendir

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, esnaf ziyareti için gittiği Aksaray’da konuştu. Akşener, konuşmasında emekli maaşları, siyaset, çiftçi sıkıntıları ve gündeme değindi. Akşener, “5 maaş alan danışman var mı bu ülkede, var. 10 maaş alan var mı, var. 15 maaş alan var mı, var” ifadelerini kullandı. 

Eski Sanayi Caddesi’nde bulunan Akşener, emekli maaşlarının düşük olduğunu savundu. Akşener, “Ey emekliler, söyleye söyleye 3 bin 500 liraya getirdiler. 1500 lira emekli maaşı alanlar vardı. Sizden öğrendim. Anlata anlata bir noktaya geldi ama bizim dediğimiz şuydu; en düşük emekli maaşı, asgari ücret kadar olmalıdır. Şimdi bu arkadaşlar bunu yaptı yaptı, yapmadılar; az kaldı, biz yapacağız” diye konuştu.

Akşener,  Niğde ve Nevşehir ziyaretlerinde karşılaştığı sulama sorununu şu sözleriyle hatırlattı:

“İç Anadolu bölgesinde hepinizin derdi suyun kaybolması, elektrik pompası ile su çıkarılması, sulamanın böyle yapılması. 113 bin liralık elektrik faturası gördüm. 60 bin liralık, 52 bin liralık fatura gördüm. Üç ayda 180 bin lira para ödemek zorunda kalan bir çiftçinin elinde ne kadar para kalabilir? Bunun içine bir de mazotu, ilacı, gübreyi koyun. Geriye ne kalır?”

Harami bir düzen olduğunun altını çizen Akşener, “5 maaş alan danışman var mı bu ülkede, var. 10 maaş alan var mı, var. 15 maaş alan var mı, var. Sen susuzluk derdi çekerken 15 maaşı cebine koyan, yan gelip yatan danışmanlar varsa bu ülkede, bunun adı harami düzendir. Dolayısıyla bütün bunları konuşturmamak için oculuk-buculuk üzerinden herkesi birbirine düşürmeye çalışan o dili reddediyorum. Ayaklarınıza dolaştırılmaya çalışılan o yün yumaklarını reddediyorum” diyerek devam etti.

Siyasetçi için seçmenin velinimet olduğunu dile getiren Akşener, “Velinimetine, ‘terörist’ diyebilir mi? ‘Nankör’ diyebilir mi? Diyemez. Dolayısıyla ‘şükürsüz’ diyebilir mi? Diyemez” dedi. Akşener, şu ifadeleri kullandı:

“Acım var. Çok uzun zamandır sizin dertlerinizin konuşulmadığı, buna karşılık ‘şuculuk’, ‘buculuk’ üzerinden sürekli siyasetçilerin birbirine laf çarptırdığı ama sizin derdiniz konuşulmadığı için de her birinizin ayrı ayrı çırak çıktığı bir sistem var bu ülkede. Dolayısıyla onu değiştirmenin yolu bu. Mesela çarık- kundura- çanta dükkanı var karşımda. O dükkanın sahibinin, işletmecisinin müşterisi velinimettir.

Doğru mu? Doğru. Dolayısıyla siyasetçi için müşteri kimdir? Seçmendir. Seçmeni velinimettir. Velinimetine, ‘terörist’ diyebilir mi? ‘Nankör’ diyebilir mi? Diyemez. Dolayısıyla ‘şükürsüz’ diyebilir mi? Diyemez. Su görününce teyemmüm bozulduğuna göre demek ki yapmamız gereken şu; bu aziz millet, velinimettir. Seçmen velinimettir. Siyasetçinin görevi; ister iktidar ister muhalefet, sizin dertlerinizi dinleyip çözüm üretip o çözümler üzerinden rekabet etmektir”

‘Garibim dinozorların yolunmadık tarafı kalmamış’

Akşener, mülakat sistemini de kaldıracaklarını vurguladı. Türktelekom ile Ankapark sürecine değinen İYİ Parti lideri şunları söyledi:

“24 milyar lira, sizin cebinizden Telekom’dan alındı, Haririlerin cebine kondu. Yalan mı? Hariri kim, Sayın Erdoğan’ın aile dostu. Sizin cebinizden alındı onun cebine kondu. Reva mı, hak mı, hakikat mi bu? Haram be haram. Şimdi bu 24 milyar lirayı koyun bir kenara. Ankara’da Ankapark diye bir park yapmışlar. Garibim dinozorların yolunmadık tarafı kalmamış, çalınmadık şey kalmamış. Öyle enteresan bir şey ki, 14 milyar lira harcanmış. İkisini toplayın, 38 milyar lira. 38 milyar lira ne olurdu? Kara tren buraya gelirdi. Havalimanının yüzde 70’i bitmişti. KYK borcu olan tüm gençlerin tüm borçları silinirdi.

Nisan ayında atamadığınız gübreyi bu devlet verip, bedava bu gübreyi atabilirsiniz. Elektrik paralarında yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Mazotta yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Çiftçinin, üreticinin girdi maliyetlerinin tümünde yüzde 50 indirim yapılabilirdi. Çiftçinin kendini geçindirebileceği bir gelire sahip olması sağlanabilirdi. Bütün bunlar yerine Hariri ile iki tane müteahhidin cebine 38 milyar koyan bu zihniyet harami bir zihniyettir. Bu düzeni beraber değiştireceğiz. Sizin helal oylarınızla, sandıkta, demokrasiyle değiştireceğiz.”

Akşener konuşmasının ardından esnafı ziyaret etti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: İktidara En Yakın Dönemdeyiz

CHP Yurt Dışı Örgütlenme Çalıştayı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, konuşmasında “Dünya siyaset tarihine bir şey bırakmak istiyoruz. Dünya siyaset tarihine bırakacağımız miras, özellikle gençlerin, yani ilk kez oy kullanacakların bırakacakları miras, otoriter bir yönetimi demokratik yöntemlerle değiştirmektir” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasının devamında, “Avrupa Birliği’nde öngörülen, demokratik ülkelerde öngörülen bütün demokratik kazanımların Türkiye’de de olmasını istiyoruz” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, “Herkesin düşüncesini özgürce ifade ettiği bir Türkiye istiyoruz. Hiç kimsenin inancından, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmediği bir Türkiye istiyoruz. Bunun kavgasını, mücadelesini veriyoruz. Eski, klasik söylemlerin çok dışında, uygar dünyanın bir parçası olmak için mücadele eden bir CHP var” ifadelerini kullandı.

Yurtdışında yaklaşık 4 milyon seçmen bulunduğunu aktaran CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Biz, oralardan beklediğimiz oyu alamıyoruz. Oyu alamıyorsak klasik bir söylemle ‘Efendim onlar bize oy vermiyorlar’. Hayır, bunu kabul etmiyorum. Niçin bize oy vermiyorlar? Asıl üzerinde düşüneceğimiz nokta bu” dedi.

Geçmişte CHP’de kısır çekişmeler yaşandığını belirten Kılıçdaroğlu “Bunları tamamen ayıkladık. Kısır çekişmeler yok artık. Her birimiz iktidara odaklanmış vaziyetteyiz. Her birimiz Türkiye’nin sorunlarını çok iyi biliyoruz ve bu sorunları çözmek istiyoruz. Sorunların nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Kafa yoruyoruz. Sadece parti içinde değil, akademik dünyadan, bürokratik dünyadan da yardım alıyoruz… Sivil toplum örgütleriyle tartışıyoruz. Çağdaş bir CHP; sorunları bilen, sağlıklı ve tutarlı çözümler üreten bir CHP var artık. Bunu sadece Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız değil, artık bütün dünya biliyor” diye konuştu.

CHP Yurt Dışı Örgütlenme Çalıştayı, İstanbul Maltepe Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde başladı. CHP’nin yurt dışındaki 43 birlik başkanları ile yöneticilerinin katılacağı çalıştayın açılışını Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP İstanbul Milletvekilleri Gürsel Tekin, Yunus Emre, Sezgin Tanrıkulu ve Mahmut Tanal ile Eski Kültür Bakanı ve SODEV Onursal Başkanı Ercan Karakaş’ın da yer aldığı etkinlikte CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Her birimiz tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Bugün içinde yaşadığımız şartlar, her birimizin daha fazla düşünmesini, daha fazla tartışmasını, yeni yollar, yöntemler bulma konusunda çalışmasını zorunlu kılan bir süreç. Biz dünya siyaset tarihine bir şey bırakmak istiyoruz. Dünya siyaset tarihine bırakacağımız miras, özellikle gençlerin bırakacağı bir miras.

Yani ilk kez oy kullanacakların bırakacakları miras, otoriter bir yönetimi demokratik yöntemler ile değiştirmektir. Bunu gerçekleştirmek için yola çıktık. Biz pek çok sorun yaşadık. İster Türkiye’de olsun ister yurtdışında olsun. Artık sorunlarımızdan arınmak istiyoruz. Geleceğe güvenle bakmak istiyoruz, daha güzel bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.

Avrupa Birliği’nde (AB) öngörülen, demokratik ülkelerde öngörülen bütün demokratik kazanımların Türkiye’de de olmasını istiyoruz. Herkesin düşüncesini özgürce ifade ettiği bir Türkiye istiyoruz. Hiç kimsenin inancından, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmediği bir Türkiye istiyoruz. Bunun kavgasını veriyoruz, mücadelesini veriyoruz.

Eski klasik söylemlerin çok dışında, uygar dünyanın bir parçası olmak için mücadele eden bir CHP var. Bunun farkında olmanız lazım. Ve bizler, eleştiri yaparken arkasından mutlaka çözümü de getiren, çözümü de öneren, topluma duyuran bir partiyiz. Sorunları sadece dillendiren değil, sorunların nasıl çözüleceğini de ifade eden partiyiz. Dolayısıyla uzun yıllardır iktidar olamayan bir CHP, iktidara en yakın dönemdedir. Bunu yapacak olan, bunu sağlayacak olan sizlersiniz, bu partiye emek verenlerdir.

Yaklaşık 4 milyon seçmen, 6 milyon civarında yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız var. Biz oralardan beklediğimiz oyu alamıyoruz. Niçin bize oy vermiyorlar? Asıl üzerinde düşüneceğimiz nokta bu. Çuvaldızı önce kendimize batırmak zorundayız. Eğer biz güven vermiyorsak, niye bize oy versinler? Siyaseti bireysel çıkarlar üzerine inşa ediyorsak, niye bize oy versinler? Derdini anlatmak isteyen vatandaş derdini anlatırken lafını ağzına tıkıyorsak, niye bize oy versinler? Yaşadığı dünya kadar sorun var, çözümüyle ilgili çaba harcamıyorsak, niye bize oy versinler?

“Türkiye’de nüfusun yarısından fazlasını CHP’li büyükşehir belediye başkanları yönetiyor”

Yeni bir siyaset anlayışını aslında ülkemize getiriyoruz. Yeni siyaset anlayışının CHP’ye kapılarını araladığını da gayet iyi biliyoruz. Yerel yönetimler bunun en güzel örneğidir. Biz büyük kentleri alacağımızı söylediğimizde kimse inanmıyordu, rakiplerimiz inanmıyordu. Ama biz yeni siyaset anlayışımızla bu kapıları araladık. Bugün yeni siyaset anlayışının meyvelerini de görüyoruz. Bugün Türkiye’de nüfusun yarısından fazlasını CHP’li büyükşehir belediye başkanları yönetiyor.

Verdiğimiz mücadele, bir hak mücadelesidir, bir demokrasi mücadelesidir. Evet örgütlendik, ama halkın bölgede yaşadığınız ilde, kentte veya ülkede seçmenlerle çok sıcak ve samimi bir ilişki kurmak zorundasınız. Onların sorunlarını dinlemek, biz nasıl çözüyoruz, neyleri öneriyoruz bunu çok iyi anlatmak zorundasınız. Yurt dışından gelen kardeşlerimiz var. Oralarda çalışıyorlar, emek harcıyorlar, o ülkelerin kalkınmasında, büyümesinde katkıda bulunuyorlar. Unutmayalım, aslında çok çalışkan bir halkız biz. Yaratıcı bir zekamız var. Düz işçi olarak bizim babalarımız, dedelerimiz gitti. Ama şimdi onların üçüncü, dördüncü kuşakları üniversitede hoca, sanatçı, gazeteci, bilim insanları. Hayatın her alanına girmiş vaziyetteler.

Geçmişte CHP’de kısır çekişmeler vardı, bunları tamamen ayıkladık. Kısır çekişmeler yok artık. Her birimiz iktidara odaklanmış vaziyetteyiz. Her birimiz Türkiye’nin sorunlarını çok iyi biliyoruz. Sorunları çözmek istiyoruz, sorunların nasıl çözüleceğini biliyoruz. Sadece parti içinde değil, akademik dünyadan, bürokratik dünyadan da yardım alıyoruz. Sivil Toplum Örgütleri ile tartışıyoruz.

Çağdaş bir CHP, sorunları bilen, sağlıklı tutarlı çözümler üreten CHP var artık. Bunu sadece Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımız değil, artık bütün dünya bunu biliyor. Ülkesini seven, yurtta barışı ve dünyada barışı savunan, barışın ne kadar değerli olduğunu bilen, bütün halklarla barış içinde yaşamayı ilke edinen bir anlayışı büyütmeye çalışıyoruz. Temel görevlerimiz bu.

Yaşadığınız ülkelerde sorunlar var biliyoruz. Türkiye’de emeklilik haklarınız, diğer yasalar, sağlık hizmetlerini Türkiye’de yeteri kadar alamamak gibi pek çok sorunlarınız var. 2013-2022 ilk kez yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın kendilerini temsil etmek üzere yurt dışı seçim çevresi oluşturulması gerekir diye telaffuz eden ve kanun teklifini veren bir partiyiz.

“Kucağımızı açacağız, herkese açacağız”

Sizler CHP’yi temsil ediyorsunuz bulunduğunuz ülkelerde. Kucağınızı ne kadar büyük açarsanız, ne kadar geniş kitleleri kucaklarsanız, emin olun o kadar büyüyeceksiniz. Kucağımızı açacağız, herkese açacağız. Kimlik üzerinden siyaset yapmayacağız, inanç üzerinden siyaset yapmayacağız, yaşam tarzı üzerinden siyaset yapmayacağız. Eğer siyaset yapacaksak, Türkiye’yi nasıl büyütürüz, katma değeri yüksek ürünleri nasıl üretiriz… Bunları tartışmalıyız.

AB’de hangi demokratik standartlar varsa, oturalım parlamentoda hepsini yapalım. Dönüp AB’ye diyelim ki, ‘kardeşim zaten biz hepsini yaptık. Bizde düşünce özgürlüğü var. düşüncelere, insana saygı, demokrasi var. Sizin ülkenizde var olan bütün demokratik kurallar bizim ülkemizde de var.’ Onların talimatı, beklentileri değil. Biz üçüncü sınıf demokrasiyi hak eden bir ülke değiliz. Ülkemizde birinci sınıf demokrasi olmalı. İnsan hakkı olmalı, çevre hakkı olmalı. Birilerinin dayatmasıyla demokrasi değil, kendi özgür irademizle kendi ülkemize demokrasiyi getirmeliyiz. ‘Bekleyelim, bize bir fasıl açsınlar şunu yap diye, biz de onu yapalım.’ Niye kardeşim? Biz bunları yapacağız, kararlıyız.

Göreceksiniz, ilk iktidarımızda göreceksiniz, AB’nin öngördüğü kendi ülkelerinde var olan bütün demokratik kuralları ülkemize getireceğiz. Şu tarihsel gerçeği sakın unutmayın: Türkiye bütün mazlum milletlere örnek olan bir ülkedir. Milli Kurtuluş Savaşı verdikten sonra mazlum ülkelerin büyük bir kısmı kurtuluş savaşı verdi. Bu ülkelerde kurtuluş savaşı veren gençler, göğüslerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafını taşıyorlardı. Cumhuriyeti kurduktan sonra bütün mazlum ülkelerin cumhuriyet kurduğunu görüyoruz. Biz aynı zamanda, bütün mazlum ülkelere örnek olan bir ülkeyiz. Bize tarihin yüklediği böyle bir sorumluluk da var.

“Eleştiriyi sabırla dinlemeliyiz ve kendi çözümlerimizi de anlatmalıyız”

İşin özeti; hepimize çok iş düşüyor. Bana da iş düşüyor, size de iş düşüyor. Kısır tartışmalardan kesinlikle uzak duracağız. Bizi eleştirmek isteyenleri sabırla dinleyeceğiz. Birisi sizi eleştiriyorsa, size değer verdiği içindir. Eleştiriden korkmayacağız, sağlıklı eleştiri kadar değerli bir şey yoktur. Eleştiriyi sabırla dinlemeliyiz ve kendi çözümlerimizi de anlatmalıyız.

Geldiğimiz nokta şudur: Her sorunu biliyoruz ama her sorunun nasıl çözüleceğini de biliyoruz. Bugün bizim çözümlerimizi iktidar olmadığımız halde iktidar sahipleri çözmek istiyorlar. Çünkü onlar çözümü bilmiyor. Neyi nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Bir sorunlar yumağı ile Türkiye karşı karşıya. İktidar çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıya. İktidara geldiğimizde, halkın iradesiyle geleceğiz, Türkiye kısa zamanda toparlanacak, bütün dünyaya örnek olacak. Her birimizin tarihi sorumluluğu var. Örgütlerinizi kurarken kadın-erkek dengesine dikkat edin, kadın kardeşlerimizin de siyaset alanını açın. Cinsiyet kotası getirdik yüzde 33, yüzde 20 de gençlik kotası getirdik. İktidar olduğumuzda bunu Siyasi Partiler Yasası’na da koyacağız. Her şeyi beraber yapacağız.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu Zulüm Bitecek, Bu İktidar Gidecek

Manisa’da konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “İktidardakiler bize sokağa çıkamayacağımızı söylediler. Ama gördüler Türkiye’nin her yerinde halkımızla dayanışmaya devam ediyoruz. Ta ki onları gönderene kadar” dedi.

Haber Merkezi / Hiç kimsenin karamsarlığa kapılmaması gerektiğin söyleyen Buldan, AKP ve MHP’yi gönderecek olan gücün HDP olduğunu ve iktidarın bunu bildiği için saldırıları artırdığını aktardı. Buldan, “Bu yüzden HDP’lilere saldırıyorlar, hasta tutukluları, serbest bırakmıyorlar. Bu politikalarla Türkiye toplumunu da rehin alıyorlar. Bu ülkede demokratik siyaseti savunanlar ilkelerinden taviz vermeyecek. Biz bu iktidarı gönderene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Önümüzde kumpas davaları çıkardılar. Kobanê ve HDP’yi kapatma davası AKP-MHP iktidarının kumpas davasıdır. Onlar sandılar bu kumpas davalarıyla HDP’yi kapatır önüne geçeriz. Ama yanıldılar işte halkımız işte HDP” diye konuştu.

AKP-MHP iktidarının halkları değil kendi iktidarlarını düşündüğünü dile getiren Buldan, her gün zam üstüne zam yapanların geleceği olmayan bir ülke yarattıklarını söyledi. Buldan, “El ele, omuz omuza vererek. Bütün  Türkiye toplumu kadını, genci, Türkü, Sünnisi, Kürdü ile farklı inanç ve kimliğiyle el ele vererek bu iktidarı, iktidardan götürmenin hesaplarını yapmak zorundayız. Başka alternatifimiz yok kazanmak zorundayız. tek alternatifimiz onları iktidardan göndermek olacak. Öyle bir farkla göndereceğiz ki onlar bile inanamayacak” diye konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Manisa’nın Fevzi Çakmak Mahallesi Ahmet Kaya Parkı’nda halk buluştu. Buldan’a milletvekilleri, Filiz Kerestecioğlu, Ali Kenanoğlu ile Parti Meclis üyeleri de eşlik etti.

Burada bir konuşma yapan Pervin Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Bu bir miting değil, bu bir halk buluşması ama burayı mitinge çevirdiniz. Bu ülkeyi yönetenler HDP’nin her sokağa çıkışını, her meydana inişini, her halkla buluşmasını görmezden gelebilir ama biz her türlü engellemeye rağmen, her türlü yasaklamaya rağmen halkımızla buluşmaya, sizlerle bir araya gelmeye her koşulda ve şartta devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. HDP bugün Manisa’da ise yarın Amed’de, Hakkari’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Karadeniz’de olacak. HDP bugün Ege’de ise yarın Botan’da, Serhat’ta, Amed’de olacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. HDP sizlerle var, sizlerle daha da büyüyecek, daha da genişleyecek ve HDP artık bu ülkenin umudu, yarınları, bu ülkenin geleceği ve bu ülkede yeni bir yaşamı, adaleti, barışı, demokrasiyi tesis edene kadar yola devam edecek.

“Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir, HDP halkların umudu ve cesaretidir”

Bizler bu ülkede Kürtlere, Alevilere, kadınlara, gençlere zulmeden, Kürtleri yok sayan Alevilerin eşit yurttaşlık hakkını, talebini görmeyen, kadınların eşitlik talebini görmeyen ve duymayan iktidara karşı biz varız, buradayız ve çözüm biziz diyerek yollara çıktık. 3 Temmuz’da Ankara’da  büyük bir kongre gerçekleştirdik. Biz kongremizi yapmadan önce bu ülkenin Cumhurbaşkanı HDP için “artık mecalleri kalmadı, artık sokağa çıkamıyorlar, meydanlara inemiyorlar’ demişti. Ama kongremizde de gördükleri gibi sadece yurt içinden değil yurtdışından gelen konuklarla birlikte halkımızın desteği ile büyük bir kongre gerçekleştirdik ve taleplerimizi ifade ettik. HDP bu ülkeye barışı, demokrasiyi, adaleti getirecek, insan haklarını getirecek, dedik. Bunun için de şöyle bir söz kurduk; çözüm biziz dedik. Bu ülkede artık çözümün adı HDP’dir. Çünkü HDP bu ülkenin umudu ve cesaretidir.

“Bizimle siyaseten baş edemeyenler kumpas davalarını önümüze çıkarıyorlar”

Biz bunu yaptığımız için, halkımızla her yerde buluştuğumuz, bu ülkenin halklarına, Türkiye toplumuna adalet sözü verdiğimiz için, barış, demokrasi sözü verdiğimiz için her gün iktidarın hedefindeyiz. Bizimle sandıklarda baş edemeyenler, siyaseten baş edemeyenler, önümüze kumpas davalarıyla çıkıyorlar, saldırılarla, hakaretlerle çıkıyorlar. Her gün siyasi soykırım operasyonları ile il ve ilçe örgütlerimize yapılan saldırılarla, inkarla Kürt sorununu çözmeye çalışanlar bilsinler ki, Kürtler bu ülkede yüzyıllardır var olan ve bundan sonra var olacak olan bir halktır. Demokratik siyaseti savunan, bu ülkede yaşayan tüm kesimlerin, inançların, farklı mezheplerin, farklı dinlerin ve dillerin sorunlarını kendi sorunu gibi gündemine alan HDP’ye her gün kumpas davaları açıyorlar.

“Geçmişte bütün kumpas davalarıyla baş ettik, bu kumpaslara karşı zafer kazandık”

Şimdi karşımızda HDP kapatma davası var, aynı zamanda Kobanî Kumpas Davası var. Yine siyasi soykırım davaları var. Bu davalarla zannediyorlar ki biz HDP’yi bitiririz. Ama şunu bilsinler ki, HDP geçmişte de şimdi de gelecekte de bu tür davalarla baş etmesini bilmiş, siyasi soykırım davasını püskürtmüş, bu davalar karşısında zafer elde etmiş ve hiçbir zaman kimsenin önünde diz çökmemiş, boyun eğmemiş ve biat etmemiştir. Bundan sonra da diz çökmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz, biat etmeyeceğiz.

“Herkese zulmeden bu iktidarı göndermek için buluşuyoruz, çoğalıyoruz”

Bu ülkenin sorunları var tabi ki. Bu ülkenin sorunlarını çözmek istemeyen bir iktidar var. Bu iktidar sadece ve sadece kendi geleceğini, koltuğunu, iktidarını devam ettirmek için bu ülkede açlığı, sefaleti, yoksulluğu, haksızlığı, zulmü önüne bir siyaset ve konsept olarak koydu. Bu ülkede artık AKP ve MHP iktidarının zulmünü yaşamayan, haksızlığına maruz kalmayan tek bir insan bile kalmadı. Bu ülkede derelerimizi, ormanlarımızı, bütün alanları talan eden, imara açan, kendi 5’li çetesine peşkeş bir iktidar var. Aramızda çevreciler var, kadınlar var, gençler var, aramızda Kürtler var, muhafazakar kesimler var.

Herkesin bu ülkede bu iktidardan mutlaka ama mutlaka çektiği bir şey var. Bu iktidar bu ülkede her bir ferde, her bir vatandaşa ayrı ayrı zulüm ederken onların derdini kendine dert etmezken her gün bu zulümlerin üzerine yeni yeni zulümler eklerken, bu ülkenin halkları bu iktidarı göndermenin hesaplarını yapıyor. İşte biz bugün bunun için buradayız. Bu iktidarı hep birlikte göndermek için Türk’üyle, Kürd’üyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, kadınıyla, genciyle hep beraber 7’den 70’e seçim sabahına kadar durmadan çalışacağımızı, bu iktidarı bu seçimlerde mutlaka göndereceğimizi herkes bilsin.

“Bütün halkımıza sözümüzdür bu zulüm bitecek, bu iktidar gidecek”

Size söz veriyoruz sevgili halkımız; göndereceğiz, göndereceğiz, göndereceğiz. Bu zulüm bitecek. Bu ülke rahat bir nefes alacak, bu ülke baskılardan kurtulacak. Kadınlar eşit bir yaşamın inşasını gerçekleştirecek. Eşit vatandaş olarak bu ülkede yaşamayı bizimle birlikte mutlaka başaracak. Bu ülkede Aleviler eşit yurttaşlık hakkını mutlaka elde edecek. Bu ülkede Kürtler kendi anadilinde eğitim hakkı başta olmak üzere kimliğini, dilini, kültürünü özgürce kullanacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Kürt sorununu inkarla, tecritle çözemezsiniz, çözüm müzakere ve diyalogdadır”

Bu ülkenin büyük bir sorunu var. Bu sorun elbette Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözmek için Kürtleri inkar etmek, dillerini yasaklamak, demokratik siyasetin dışına atmak için bu iktidar her türlü oyunu oynuyor. Kürt sorunu Kürtleri inkar ederek çözülmez, Kürtlere düşmanlık ederek çözülmez. Kürt sorunu bugün ülkenin en büyük sorunu ise mutlaka ama mutlaka diyalog ve müzakere süreciyle, konuşarak, müzakere edilerek çözülmek zorundadır. Siz bu sorunu görmezden gelirseniz bu sorun yok olmuyor.

Bu sorunu çözmek istemezseniz bu sorun yok olmuyor. Bu sorun var ve devasa bir sorun haline geldi. Bu sorunu çözmek yerine siz eğer İmralı cezaevinde sayın Öcalan’a tecrit uygularsanız bu sorunun çözümü mümkün olmaz. Biz geçmişte devam eden bir barış ve müzakere sürecinde 3 yıl içinde barışın ne kadar kıymetli olduğunu, demokrasinin, diyalog ve müzakerenin ne kadar anlamlı ve başarılı olduğunu gördük. O 3 yıllık süreç içinde hiçbir annenin gözyaşı dökmediğine, hiçbir gencimizin yaşamını yitirmediğine hep birlikte tanıklık ettik. İşte böylesi onurlu ve önemli bir süreçten sonra siz bu sorunu inkarla, tecritten görmezden gelemezsiniz.

“HDP meydanlardır, Karadeniz’dedir, Ege’dedir, Amed’de ve Serhat’tadır”

O yüzden diyoruz ki HDP Kürt sorunun çözümünde de Alevi yurttaşların eşit yurttaşlık talebinde de kadınların eşit yaşam talebinde de gençlerin geleceğinde de bütün kimliklerin inançların, dillerin yaşam bulması için HDP önemli bir aktördür. Bu aktörü kapatma davasıyla korkutmaya çalışanlar şunu bilsinler ki siz HDP’yi sadece bir binadan ibaret görebilirsiniz.

Ama HDP buradadır, alanlardır, meydanlardadır, bu ülkenin her yerindedir. HDP Karadeniz’de deresi ve suyu talan edilen insanların yanındadır, HDP Ege’de ormanları yanan vatandaşların yanındadır. HDP Amed’de Botan’da Serhat’ta dili yok sayılan, inkar edilen Kürtlerin yanındadır. HDP her gün Cemevlerine saldırı yapılan Alevi yurttaşların yanındadır. Her gün sokaklarda katledilen, tecavüze uğrayan, tacize maruz kalan kadınların yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.

“Festivallerin yasaklanmasına karşı her yerde türkü söyleyin halay çekin”

Sevgili gençler size de bir sözüm var. Bu iktidar sizi bir oy deposu olarak görüyor. Z kuşağını önemsediğini ifade ediyor. Ama bunları söylerken sizin geleceğinizi çalıyorlar. KPSS sorularını çaldıkları gibi sizin geleceğinizle oynuyorlar. Buna asla müsaade etmeyeceğiz, izin vermeyeceğiz. Gençlerin geleceği bizim en önemli işlerimizdendir. Sizin yapmak istediğiniz festivallerinizi yasaklıyorlar. Bu yasaklara karşı sevgili gençler her yerde şarkılar söyleyin, türküler söyleyin her yerde halaylar çekin. Çünkü bu ülkeyi kurtaracak olan gençler ve kadınlardır.

“Hasta tutsakların tahliye edilmemesi insanlık ayıbıdır: Ant olsun ki sizi göndereceğiz”

Bu ülkede adaletsizlikler var. Cezaevlerinde insanlar ölümle pençeleşiyor. Hasta tutuklular her gün ölümle yüz yüze kalırken tek bir hasta tutuklunun bile tahliye edilmemesi, başta Aysel Tuğluk olmak üzere hasta tutsakların cezaevinde tutulması insanlık suçudur, insanlık ayıbıdır. Geçen gün bir tahliye gerçekleşti. Aysel Tuğluk’un hastalığını yaşayan biri. Çünkü bu Çevik Bir. Peki Çevik Bir’in hastalığı ile Aysel Tuğluk’un hastalığı arasında herhangi bir fark var mı? Hayır yok. İkisinin hastalığı aynı ancak ikisi arasında tek fark Aysel’in kadın ve Kürt olmasıdır.

İşte sizin Kürtlere de kadınlara da düşmanlığınız budur. Bunu her yerde ifşa edeceğiz. Her yerde sizin yüzünüze vuracağız. Bugün cezaevleri siyasi tutuklularla doludur. Siyaset yapan milletvekilleriyle belediye eşbaşkanlarıyla doludur. Bugün cezaevlerinde iki sefer cumhurbaşkanı adayı olan siyasetçiler vardır. Bunlarla birlikte günü dolmasına rağmen tahliye edilmeyen insanlarla doludur. Bu hukuksuzluğun, bu vicdansızlığın asla kabul edilir bir yanı yoktur. Biz biliyoruz ki bütün bunları HDP’ye ,Kürtlere, kadınlara olan düşmanlıklarından yapıyorlar. Ama ant olsun ki sizi bu iktidardan biz göndereceğiz.

“Seçime kadar durmadan ev ev, sokak sokak çalışacağız”

İşçiye de esnafa da tarlada çalışana da fabrikada çalışana da, geçim sıkıntısı, açlık yoksulluk çeken her bir insanımıza söz veriyoruz. Bugün AKP’ye oy veren insanlar da artık AKP’nin gitmesini istiyor. Çünkü onlar da biliyorlar ki AKP, bu ülkede artık umut olmaktan çıktı. Sadece ve sadece kendisini düşünen, bu ülkeyi bu kadar yoksullaştıran, insanları birbirine düşmanlaştıran tek parti AKP’dir. AKP bu yüzden artık siyasi miadını doldurdu. Bütün ittifaklarımızla beraber daha da büyüyecek ve genişleyecek olan ve seçim tarihinde Türkiye halklarının tamamını temsil edecek parti HDP’dir. Hepinize sözümüzdür değerli halkımız.

Bu ülkeye barışı getireceğiz, adaleti, demokrasiyi, insan haklarını getireceğiz. Geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz. Ama şimdi çalışma zamanı. Her gün her bir insanımız tek bir kişiyi bile ikna etse seçimlere kadar milyonlar olur. AKP’yi iktidardan indirecek kadar gücümüz olur, sözümüz olur, başarımız olur, zaferimiz olur. Hepinize bir kez daha geldiğiniz için, katıldığınız için, bu güzel geceyi bizlere yaşattığınız, bu kararlı iradeyi gösterdiğiniz, bizlere moral verdiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle kadın arkadaşlarıma, barış annelerine gençlere ayrı ayrı sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Önünüzde sevgiyle, saygıyla eğiliyorum.”

Paylaşın

AK Parti’de Yeni Kavga: Erdoğan Kimi Seçecek?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıldan az süre kala gözler, siyasi partilerin atacağı adımlara çevrildi. Reklam kampanyaları için çalışmalara start verilirken, iktidar partisinde bu konuda da ‘tartışma’ yaşandığı öğrenildi .

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, “Merak ediyorum, AKP’nin seçim sürecindeki en üstteki reklam ajansı ne olacak? Yani, iktidar için en kritik seçimde ana stratejiyi ve görev dağılımını kim belirleyecek? Kısacası, Erdoğan yeni Erol Olçok olarak hangi ismi seçecek?” diye sorduğu yazısında şunları kaydetti:

“Ve acaba, büyük paraların döneceği bu süreçte o ajans Fahrettin Altun etkisinde mi, yoksa Hamza Dağ’ın kontrolünde mi olacak? Peki, ya AKP’nin eski tanıtımdan sorumlu ismi Mahir Ünal’ın varlığı hissedilecek mi o ajans üzerinde?

Bu sorular şu an iktidar partisinde yoğun olarak konuşuluyor, hatta kavga nedeni bile oluyor, benden söylemesi.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erol Olçok

Erol Olçok, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı’nı kurdu ve siyasal tanıtım faaliyetine Refah Partisi’nin seçim çalışmalarıyla başladı.

Ardından birçok kişisel aday kampanyası yaptı. Mehmet Ali Şahin’in 1987’deki adaylığı da bunlardan bir tanesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinde bulunduğu dönem onunla basın danışmanı olarak çalıştı. O sırada Doğru Yol Partisi’nden (DYP) teklif aldı.

Tansu Çiller’e bir sunum hazırladı. 1999 seçimlerinde DYP’nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı.

AKP’nin kuruluş çalışmaları sırasında Erdoğan’ın birlikte çalışma teklifini kabul etti. Partinin isminin bulunmasından kuruluşuna kadar birçok konuda etkin rol oynadı. İktidar partisinin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti.

15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki FETÖ yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminde Boğaziçi Köprüsü’nde 16 yaşındaki oğluyla birlikte hayatını kaybetti.

2018 seçimlerinde Erdoğan’ın, yakın arkadaşının yokluğunu fazlasıyla hissettiği konuşuluyordu.

Paylaşın