Financial Times: Erdoğan’ın En Büyük Rakibi Enflasyon

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, 2023’te yapılacak olan seçimlere yönelik yaptığı analizde ülkede, ciddi bir fiyat artışına neden olan enflasyonun, Erdoğan’ın seçimdeki en büyük rakibi olduğunun altı çizildi.

İttifakı’nın adayının kendisi olduğunu ilan etti. Erdoğan’ın adaylığını açıklamasının ardından bu sefer de gözler Millet İttifakı’na çevrildi. 6’lı masa partilerinin kendi aralarındaki istişareleri devam ederken, dünyaca ünlü Financial Times gazetesinden Türkiye’deki seçimlerle ilgili dikkat çeken bir analiz geldi.

“Büyümeyi teşvik etmeyi amaçlıyorlar”

Merkez Bankası, rekor enflasyona rağmen sekiz ay sonra tekrar faiz indirimine giderek politika faizini yüzde 14’ten yüzde 13’e düşürdü. Financial Times’ta yer alan analizde bu durum, “Erdoğan, 2023 genel seçimleri öncesi büyümeyi teşvik etmek için yüzde 80’lik enflasyona rağmen 100 baz puanlık faiz indirimi ile piyasalarda ‘şok etkisi’ yarattı” ifadeleriyle özetlendi.

“Erdoğan’ın en büyük rakibi enflasyon”

Türkiye’nin, diğer merkez bankalarının aksi yönünde kararlar aldığının vurgulandığı analizde, ülkede ciddi bir fiyat artışına neden olan enflasyonun, Erdoğan’ın seçimdeki en büyük rakibi olduğunun altı çizildi.

Merkez Bankası faiz indirdi

2021 yılının eylül ayında seri faiz indirimlerine başlayan Merkez Bankası, yıl sonuna kadar 500 baz puanlık indirim yapmıştı. Böylece faiz yüzde 14’e düşmüştü. 2022’nin ilk 7 ayında faizi sabit bırakan Merkez, ağustos ayında sürpriz bir kararla faizi yüzde 13’e çekti.

Paylaşın

HDP’li Paylan: Yeni Provokasyolarla Karşı Karşıya Kalabiliriz

Ülkücü mafya lideri Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin hakkında Necip Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili gözaltı kararı çıkarılan eski Özel Kuvvetler subayı emekli Albay Levent Göktaş ile ilgili iddiaları sırasında HDP Milletvekili Garo Paylan’a 2016’da suikast düzenlenmesinin planlandığını da ileri sürmesi gözleri yeniden mafya-devlet ilişkilerine çevirdi.

İnce sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, Göktaş’ı suçlayarak “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” iddiasında bulunmuştu. Bu gelişme üzerine Garo Paylan suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun ardından paylaşımlarına devam eden İnce, Paylan’ı “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te” ifadeleriyle tehdit etti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker bir süreden beri tehdit alan Paylan ile devlet ile ilişki içinde olduğu ileri sürülen mafya yapılaşmalarını, suç duyurusunun ardından adım atılıp atılmadığını ve seçime giderken siyasi atmosferin bu gelişmelerden nasıl etkilenebileceğini konuştu.

2016 yılına dair size yönelik bir suikast iddiası var. Bize bu gelişmelere ilişkin süreci anlatabilir misiniz ve neden 2016 yılı?

Garo Paylan: Bildiğiniz gibi 2016 yılı darbe girişiminin olduğu yıl ve darbeden önceki süreçte ben ve arkadaşlarım bir darbe dinamiğinden bahsettik. Çünkü 2015’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çözüm sürecini bitirmişti, ülkede büyük bir gerilim vardı ve 2015 Haziran ayında Erdoğan iktidarını kaybetmişti. Daha sonra çatışmalı bir süreç başladı, provokasyonlar, patlamalar oldu ve biz bunun bir darbe dinamiği olduğunu söyledik. Darbe dinamiği olduğu dönemlerde aynı zamanda suikast planları da söz konusu olur ve devlet içindeki çeşitli odaklar, çeteler suikast planları yaparlar. Belli ki benimle ilgili de bu darbe dinamiği sürecinde bir suikast planı yapılmış.

Şimdi 6 yıl sora siyasi gerilimin arttığı ve seçimin konuşulduğu, yeniden provokasyonların olacağı ve seçim sürecinde kan döküleceğinin konuşulduğu bir süreçte bu iddialar ortaya dökülmeye başlandı. Devlet içinde bir kavganın olduğunu görüyoruz. Belli odaklar birbirlerine karşı ellerindeki kartları ortaya döküyorlar ve biz bu mafyavari hesaplaşma süreci içinde ortaya dökülen bu ifşaatlardan ipuçlarını bulmaya çalışıyoruz.

Ama görüyorum ki benimle ilgili suikast iddiasını ortaya atan kişi ve hakkında iddiada bulunduğu Hablemitoğlu azmettiricisi olduğu iddia edilen Levent Göktaş ortadan kayboluyor, kaybediliyorlar. Ve bu kaybedilişte İçişleri Bakanı dahil pek çok kişinin rol aldığına yönelik iddialar var. İddiaların üstünden 15 gün geçmesine ve benim suç duyurusunda bulunmama rağmen ne bir savcılık soruşturma açıyor, ne iktidar harekete geçiyor ne de Meclis Başkanı bir ifadede bulunup ‘araştırılması gerek’ diyebiliyor.

Peki sizce neden siz hedef alınıyorsunuz?

Tıpkı 2007’de Hrant Dink cinayetinde olduğu gibi; devlet içindeki pek çok kanat Dink’in öldürülmesinde mutabıktı, bunu engellemedi ve yol verdi. Ama hepsinin kendi ajandası vardı. Bu kanatlar, hem bir Ermeni’nin susturulması gerektiğine inanıyorlardı hem de bu cinayet üstünden devlet içinde konumlanmaya ve birbirlerine karşı hesap görmeye çalışıyordu. Şimdi de benzer bir kapışmanın söz konusu olduğunu düşünüyorum.

Peki niye bir Ermeni’ye yönelik olduğunu düşünürsek; bu kapışmaların olduğu dönemlerde bir Ermeni, bir Alevi’ye karşı saldırılması toplumdaki kutuplaşmayı kamplaşmayı artıracak, gerilimi artıracak. Batı dünyası ile diğer ülkelerde ‘Türkiye’de bir Ermeni daha öldürüldü’ gibi bir sansasyon yaratma potansiyeli olduğu için benim ismimin seçilmiş olabileceğini düşünüyorum.

Suç duyurunuzun ardından henüz bir adım atılmadı. Bunu nasıl görüyorsunuz?

Geçmişte olan iddiaların üstüne gidilmemesi yani suçluların korunması bana suçluları koruyanların suça ortak olduğu düşüncesini bir kez daha düşündürtüyor. Mafya filmlerini izlemişsinizdir; bu filmlerde çeşitli mafya yapılanmaları birbirleri ile işbirliği yapar, karanlık ilişkiler kurar, para ilişkileri olur ama mafya içinde bir kavga çıkınca birbirlerine düşer ve birbirlerinin açıklarını ifşa ederler. Ben maalesef 20 yıllık AKP iktidarı döneminde kimsenin masum kalmadığını düşünüyorum. Bu kadar ifşaatlar var ortada. Yani düşünün Sedat Peker ifşaatları, başkaları ve devlet içinde kimsenin harekete geçmemesi kimsenin masum olmadığını gösteriyor. Abdestinden şüphesi olmayanın böyle bir durumda harekete geçmesi lazım. ‘Ucu nereye varıyorsa varsın’ diye slogan atıyorlardı biliyorsunuz, şimdi öyle slogan atan kimseyi görmüyorum, demek ki bu yapıların hepsinin kuyruğu birbirine değiyor ve hiçbiri kendine güvenemiyor.

Madem savcılar ya da siyasi iktidar harekete geçmiyor biz Türkiye toplumu olarak harekete geçmeliyiz ve nasıl ki İtalya’da benzer ifşaatlar olunca bir Temiz Eller operasyonu yapılmıştı, ama bu operasyonu kamuoyu baskısı üstüne yapılmıştı. Bu konuda ben muhalefetin de ciddi bir eksikliği olduğunu görüyorum.

Devletin arınma davasına dönüşebilir bu tip davalar. Devleti bu karanlık yapılardan arındıramazsak suçlar devam eder. Cezasız kalan her suç tekrarlanır. Ben bugünlerde de geçmişteki cezalandıramadığımız suçluların, aktörlerin hâlâ devlet içinde kol gezdiğini düşünüyorum. Bu suçlar cezasız kaldıkça ve üstüne gidilmedikçe bu seçim dönemi de kaotik hale sokulabilir ve yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Seçim dönemine ilişkin endişeleriniz mi var?

Şu anda inanılmaz bir kutuplaşma var ve siyaset çözüm değil zulüm üretiyor. Maalesef şu anda iktidarı elinde tutan taraf da iktidarı ele geçirmeye çalışan diğer taraf da ülkeye demokrasi vadetmiyor. Herkes gücü eline geçirmek istiyor.

Bu kadar kutuplaşmış bir siyaset ve toplum gerçekliğinde de devlet içindeki belli odakların gerek iktidarın gücünü devam ettirmesi için gerekse hala devlet içinde çöreklenmiş bazı yapıların iktidarın gücü kaybetmesi için provokasyonlara yol açabileceğini düşünüyorum. Hep böyle olmuştur, siyasi değişim iddialarının olduğu dönemlerde yeni darbe dinamikleri devreye girer. Kimileri darbe hazırlığı yapmaya çalışır, kimileri iktidarın iktidarını koruması için provokasyonlara yol verir, kimileri de iktidarın gücünü kaybetmesi yani kaos planı üzerinden ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesi ve iktidarın gücünü kaybetmesi için bunlara yol verir. Bu üç akıl da şu anda devrededir.

Buradan çıkışın tek yolu var; arınma ve demokrasi talebi. Maalesef biz siyasi iktidarda bu talebi görmüyoruz, bunun nedeni de bu suçlularla sonuna kadar içli dışlı olmaları ve bunlara yol vermeleri olduğunu düşünüyorum. Ama şunu da unutmasınlar bu ateş herkesi yakar. İktidara çağrım evet iktidardan düşüyorsunuz ama giderken bari en azından bu ülkenin geleceğini düşünerek bu tür karanlık odakların önüne geçecek adımları atın, aksi takdirde bu adımlar atılmazsa yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz.

İddiaların ardından korunma durumunuz nasıl? Yeteri kadar korunduğunuzu düşünüyor musunuz?

Açıkça söyleyeyim bana 10 tane de, 100 tane de koruma verseler, zırhlı araçla da gezdirseler şunu çok iyi biliyorum ki devlet içinde belli odaklar varsa ve devlet tarafından güdümleniyorsa, planlar yapılmışsa; o korumalar beni koruyamazlar, korutmazlar zaten. Beni koruyabilecek tek bir şey var, demokratik Türkiye gerçekliği.

Sonuç olarak ‘tavşana kaç, tazıya tut’ diyen bir devlet anlayışının benim güvenliğimi sağlayabileceğini düşünmüyorum. Bu açıdan mesele bana koruma verilmesi değil. Beni koruyabilecek iki şey var; biri devlet içinde arınma adımlarının atılması ve bu çetelerden hesap sorulması. İkincisi de büyük toplumun sahiplenmesidir. Ülkelerde azınlıkların güvende olmasını sağlayan şey büyük toplumun sahiplenmesidir.

Paylaşın

Ukrayna Ziyareti Avrupa Basınında: Erdoğan İkili Oynuyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lviv kentinde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmenin yankıları sürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan savaş sırasında ilk defa dün Ukrayna’ya resmi bir ziyaret gerçekleştiren Erdoğan, üçlü görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, Rusya’nın kontrolü altında olan Zaporijya Nükleer Santralindeki duruma dikkat çekmişti.

Dünkü görüşmeleri yakından takip eden Avrupa basını ise Zaporijya’da olası bir nükleer felaket konusunda uyarıda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çatışmanın çözüme kavuşturulması için daha fazla sarf edileceği” açıklamasına şüpheyle yaklaşıyor.

İngiltere’den İtalya’ya Avrupa basınında konuyla ilgili çıkan haberleri euro|topics’in derleme ve çevirisiyle aktarıyoruz…

“Erdoğan’ı barış elçisi gibi göstermek abartılı”

Avusturya’nın Salzburger Nachrichten gazetesi, Türkiye’nin arabuluculuk rolüne atıfla, “bu tertibin savaşı sonlandıramayacağını” belirtti:

“Ankara, tahıl anlaşmasıyla sembolik olanın ötesine geçerek arabuluculuk rolünü yerine getirebileceğini gösterdi.

Ancak Erdoğan’ı sırf bu yüzden bir barış elçisi olarak göstermek abartılı olur. Ukrayna’da ‘savaşa son vermek’ üzere görüşmelerin yapılmasını önermesi gerçekçi değil. Zira askeri gerçeklik, arabulucudan daha önemlidir. Ve bu gerçeklik şu anda Moskova’nın ülkede herhangi bir zafer pazarlayabilmesini imkânsız kılıyor.”

“İletişim kanalları daha da önem kazanacak”

Almanya’nın Süddeutsche Zeitung gazetesi, dünkü buluşmanın “barış yol açmasının pek olası gözükmediğini” kaydederek buluşmanın yine de “anlamlı” olduğunu yazdı, iletişim kanallarının önemini vurguladı:

“Savaş sürerken gerekli iletişim kanallarını açık tutmak açısından da önemli bu. Üstelik tahıl anlaşması, dehşetin ortasında dahi uzlaşıya varılabileceğini gösterdi. Zaporijya’da nükleer felaket riskini azaltmak için de acilen böyle bir uzlaşı yolu bulunması gerekiyor.

İletişim kanalları, barışa yönelik koşullar iyileştikçe daha da önem kazanacak. Ancak bu, Ukrayna’ya silah sevkıyatını azaltarak yapılmaz. Aksine, Putin Ukrayna’yı ne kadar zayıf görürse, savaş makinesini durdurmak için o kadar az nedeni olur.”

“Putin ve Erdoğan, kazan-kazan durumunda”

Belçika’nın De Tijd gazetesi, Ukrayna ziyaretinin Erdoğan’ın “ikili oynadığının bir göstergesi” olduğu görüşünü dile getirdi:

“Ekonomik sorunları önlemek için dışarıdan gelecek yardımlar memnuniyetle karşılanıyor ve Rusya da bunu sunmaya hazır. Bunun karşılığında da Türkiye sınırlarını insanlara ve ürünlere sonuna kadar açık tutuyor. Oligarklar ve yatları Türk limanlarına demirliyor.

Erdoğan, gelecek yıl seçimlerle gireceği için ikili oynuyor. Diplomat imajını güçlendirebilecek her şeyden istifade edecektir. Ancak Rusya’yla kurulan ekonomik bağlar da büyük öneme sahip. … Putin ve Erdoğan’ın bir kazan-kazan durumunda olduğu görülüyor.”

Savaş döngüsünü kırmak mümkün mü?

İtalya’nın Corriere della Sera gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk rolüne atıfta bulundu:

“Savaş döngüsünü kırmanın ve Moskova ile Kiev arasında ateşkese varılması konusunda somut müzakerelere başlamanın halihazırda gerçekten ne ölçüde mümkün olduğu belirsizliğini koruyor. Ama bugün bunu yapabilecek bir arabulucu varsa, o da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Üçlü buluşmanın arka planında yatan buydu.

Buğday konusu konuşuldu, Zaporijya bölgesindeki nükleer santralin çevresinde gerçekleşen çatışmaların sebep olabileceği dramatik durum tartışıldı; ancak görüşmenin odak noktasında, çatışmayı nispeten kısa bir süre içinde sona erdirme umudu vardı.”

“Batı tedirgin, Türkiye kazançlı”

İngiltere’nin The Independent gazetesi, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Erdoğan’ın “şimdiye kadar dengeyi tutturmakta başarılı olduğunu” yazdı:

“Türkiye bir yandan tahıl sevkiyatları başarısıyla diplomaside puan toplarken, diğer yandan da Batı’nın Moskova’ya yönelik uyguladığı yaptırımları görmezden gelerek durumdan istifade ediyor.

Rusya sermayesi ve Rusya vatandaşları ülkede ağırlanmaya devam ediyor, dolayısıyla da Kremlin dostane yaklaşımını sürdürüyor. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı son sekiz yılın zirvesine çıktı ve Ankara’nın Ulaştırma Bakanı apaçık Rusya’ya yapılan araba satışlarındaki artış ile övünüyor.

Türkiye’nin Rusya’yla işbirliği çabaları Batı’yı tedirgin etmeye devam ederken, Kiev Erdoğan’ın bir muhatap kişi olarak üstlendiği rolü takdirle karşılıyor olabilir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsveç, PKK Şüphelisi Bir Kişiyi Sınır Dışı Etmeye Hazırlanıyor

İsveç’te PKK şüphelisi bir kişinin sınır dışı edileceği duyuruldu. Öte yandan 11 Ağustos’ta İsveç’in Türkiye’nin dolandırıcılık suçundan kırmızı bültenle aradığı Okan Kale’yi iade etme kararı aldığı bildirilmişti.

ETC gazetesi, 26 yaşındaki Zinar Bozkurt’un sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındığını yazdı.

Çevrimiçi yayın yapan Blankspot gazetesinin haberinde ise Bozkurt’un İsveç’e 8 yıl önce yaptığı sığınma başvurusunun 6 ay önce reddedildiği ve hakkında sınır dışı edilme kararı alındığı ifade edildi.

İsveç İstihbarat Teşkilatı’nın (SEPO) Bozkurt’un PKK ile bağlantılarının bulunması nedeniyle gözaltına aldığı kaydedilen haberde, bu kişinin İsveç için bir güvenlik tehdidi olarak görüldüğü aktarıldı.

İsveç, Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı dolandırıcıyı teslim edecek

Öte yandan 11 Ağustos’ta İsveç’in Türkiye’nin dolandırıcılık suçundan kırmızı bültenle aradığı Okan Kale’yi iade etme kararı aldığı bildirilmişti.

İsveç’te çevrim içi yayın yapan Samnytt gazetesi, Kale’nin 2010-2011 yıllarında Türkiye’de 3 bankaya yönelik kart dolandırıcılığıyla suçlanması nedeniyle İsveç’e kaçtığını belirterek Kale’nin Haziran 2012’de sığınma başvurusunun reddedildiği ve buradan İtalya’ya geçtiği kaydedilmişti.

Kale’nin İtalya’da 2 yıl geçici mülteci oturum kartı aldığı ve 2016’da İsveç’e gelerek kendisinden 23 yaş büyük İsveçli biriyle evlendiğine dikkat çekilen haberde, Kale’nin bu evlilik sayesinde İsveç’te oturma ve çalışma izni aldığına işaret edilmişti.

Ekim 2021’de Ankara’nın Interpol aracılığı ile İsveç makamlarıyla temasa geçtiği vurgulanan haberde, Kale’nin bu tarihte yakalanarak hapse atıldığı ifade edilmişti.

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

Üçüncü İttifak Solda Kuruldu: Sosyalist Güç Birliği

Türkiye Komünist Partisi (TKP), Sol Parti, Türkiye Komünist Hareketi (TKH) ve Devrim Hareketi’nin ilk çağrıcıları olduğu Sosyalist Güç Birliği yarın Ankara’da düzenlenecek basın toplantısıyla yola çıkıyor.

Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük krizlerinden biri ile karşı karşıya kalırken; 2023 seçimleri, AK Parti’nin gitmesi ve ekonomik gidişatın iyileşmesi açısında birçok kişi tarafından hayati bir önem taşıyor.

Ancak sosyalist hareket açısından seçimler, tek başına bir kurtuluş yolu değil, AK Parti’ye ve düzene karşı verilecek mücadelenin bir sonucu olacak. Gericiliğe karşı aydınlanmayı, piyasacılığa karşı kamuculuğu, emperyalizme karşı bağımsızlığı savunarak büyütülecek emekçilerin ve yurtseverlerin örgütlülüğü, seçimlere çok büyük bir enerji taşıyacak.

Sosyalistler bu perspektif ile bir yılı aşkın süredir görüşme ve çalışmalarını sürdürüyor.

Türkiye Komünist Partisi, Emek Partisi, Sol Parti arasında başlayan ‘üçüncü ittifak’ görüşmeleri, Halkların Demokratik Partisi ve Türkiye İşçi Partisi’nin 7’li masa girişimleri ile birlikte yavaşlamış; Emek Partisi, HDP ile birlikte kurulan 7’li masada yer almıştı.

‘7’li masa’ ilk toplantısının ardından birçok kez bir araya gelmiş ve geçtiğimiz haftalarda HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar İstanbul Kartal’da partisinin düzenlediği mitingde 25 Ağustos’ta ittifakı ilan edeceklerini söylemişti.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş ise geçtiğimiz günlerde 15-20 günlük bir sonra ittifakın kurulacağını söylemişti.

7’li masanın ittifakı ilan etmesi için tarih netleşmezken; TKP, TKH, Sol Parti ve Devrim Hareketi’nin temsilcileri ve Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir ve Prof. Dr. Oğuz Oyan’ın ilk imzacıları olduğu Sosyalist Güç Birliği, yola çıkıyor.

Sosyalistlere çağrı

İlk imzacıların yaptığı ortak açıklamada, tüm sosyalist örgüt ve partilere çağrı yapıldı.

Açıklamada, ‘’Türkiye’nin aydınlık geleceği için, sömürüye karşı eşitlik, gericiliğe karşı laiklik, emperyalizme karşı bağımsızlık için güçlerimizi birleştiriyoruz. Bizler ilk çağrıcılar olarak tüm sosyalist partileri/örgütleri, emekçi halkımızı ve aydınlarımızı yan yana gelmeye davet ediyoruz” denildi.

İlk imzacılar ise şöyle:

Ercan Bölükbaşı- Devrim Hareketi
Gamze Yücesan Özdemir -Akademisyen Yazar
İsmail Hakkı Tombul- Sol Parti
Oğuz Oyan- İktisatçı, Yazar
Ozan Yılmaz- Türkiye Komünist Partisi
Umut Kuruç- Türkiye Komünist Hareketi

Yarın ilan edilecek

Sosyalist Güç Birliği, yarın saat 14.00’da Ankara’daki TMMOB Makina Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi’nde yapılacak basın toplantısı ile resmen ilan edilecek.

Aralarındaki fark ne?

HDP ile birlikte kurulan 7’li masa ve Sosyalist Güç Birliği arasında temel bir yaklaşım farkı bulunuyor.

7’li masa kendisini ‘Demokrasi İttifakı’ olarak birçok kez adlandırırken; geniş bir demokratik mücadele zemininin kurulmasını ve verilecek mücadelede temel eksenin bu olması gerektiğini söylüyor.

Sosyalist Güç Birliği ise üç temel ilke etrafında bir araya geliyor ve seçim ittifakı olmadıklarını dile getiriyor.

Seçimleri de içine alan kapsamlı bir mücadele hattını kurmak isteyen Birlik; gericiliğe karşı aydınlanma, piyasacılığa karşı kamuculuk, emperyalizme karşı bağımsızlık olarak sıralanan üç temel ilke etrafında bir araya geliyor.

(Kaynak: Gerçek Gündem)

Paylaşın

Dünyanın En Güzel 13. Koyu Yapılaşmaya Açıldı

Mersin’in Silifke ilçesine yaklaşık 32 km mesafede, Yeşilovacık Mahallesi’nde yer alan, dağların ardında bulunan ve çam ağaçlarıyla kaplı ormanların bulunduğu Akdeniz’in saklı cenneti olarak bilinen Tisan Adası yapılaşmaya açıldı.

Saklı cennet, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde çoğunluğu elinde bulunduran AKP ve MHP’nin oylarıyla Meclis kararıyla yandaşa peşkeş çekildi.

Yeni ticaret alanları tartışması

MA’dan Cemil Uğur’un haberine göre; Dünyanın 13’üncü en güzel koyu seçilen Tisan Adası ile ilgili yapı yoğunluğunu arttıracak imar planı, önce Silifke Belediyesi Meclisi’nden geçti. Daha sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin ağustos ayı Meclis toplantısının gündemine getirildi. Meclisteki görüşmeler sırasında da muhalefet meclis üyeleri, Tisan’da 0,90 yapı yoğunluğuna ve 5 katlı bir otele izin verilmesinin eşsiz doğa cenneti Tisan’ın özgün yapısını bozacağı uyarısında bulunarak, itiraz etti. Ancak itirazlara rağmen imar planı AKP-MHP oylarıyla Meclis’ten geçti.

İmar öncesi konut reklamları başladı

Meclis kararı geçtikten sonra yandaş şirketin daha önce bölgeye yerleşerek, arsaları aldığı ortaya çıktı. Faras İnşaat Yapı Sanayii Ticaret Limited Şirketi tarafından kurulduğu söylenen S.S Faras Akdeniz Konut Yapı Kooperatif, web sitesinde 161 bin 722 metre kare alanın satın alındığını duyurdu. Üye kabulünü 17 Mayıs 2022’de başlatan kooperatif, imar planı Meclis’ten geçmeden 27 Mayıs’ta tüm sosyal medya hesabında konutların reklamını yapmaya başladı. Kooperatifin üyeleri arasında yargı mensuplarının, bürokratların, milletvekillerinin de olduğu iddia ediliyor.

Şirketin, referans olarak Cumhurbaşkanlığı, Ziraat Bankası, SGK ve OYAK İnşaat’ı referans göstermesi dikkat çekti.

Manzaraya göre fiyat

Şirket, projenin tanıtımında şu ifadelere yer verdi: “Bölgede projemizle mukayese edilebilecek yazlık evlerin fiyatı; bina yaşı, metrekaresi, denize mesafesi ve manzara durumuna göre 3-6 milyon TL arasında değişmekte olup, emlak ve kira fiyatları hızla yükselmekte olduğundan projemiz aynı zamanda kazançlı bir yatırım fırsatı niteliğindedir. Mersin-Antalya ulaşımını kısaltmak amacıyla Çeşmeli-Erdemli-Silifke-Taşucu Otoyolu Projesinin ihalesi yapılmış olup, ayrıca yapımı devam eden Karaman-Mut-Silifke yolu bittiğinde İç Anadolu’dan bölgeye ulaşım kısalacağından birkaç yıl içinde bölgenin cazibesi daha da artacaktır.”

Paylaşın

İkiz Salgın Alarmı: Kovid 19 Ve Grip

Okulların açılmasıyla birlikte koronavirüs ve grip salgınının birlikte görülebileceğini belirten Prof. Dr. Kayıhan Pala, “İkiz salgın söz konusu olabilir. Bu nedenle risk gruplarının Kovid ile grip aşılarını olmaları önemli” dedi.

Koronavirüs vaka ve ölüm sayılarındaki artış devam ederken, hem okulların açılması hem de kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirilmesi Kovid 19 ve grip salgını riskini de beraberinde getirebilir.

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, özellikle eylül ve ekim ayında sorunun daha da büyüyebileceğine dikkat çekerek “Örneğin Avustralya’dan deneyimlediğimiz bir başka problem ‘ikiz salgın’ denilen bir kavramı karşımıza çıkarma potansiyeli taşıyor. O da Kovid 19 hastalığıyla bir arada grip virüsünün etkili olması. Eğer etkili önlem almakta gecikirsek, Güney Yarım küredeki bu iki salgın kuzey yarım kürede de kendisini gösterecek” dedi. Pala, özellikle risk gruplarının eksik aşılarını tamamlaması ve grip aşılarını mutlaka yaptırması gerektiğini kaydetti.

Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre, 232 bin 253 yeni vaka tespit edildi. 380 kişi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Salgındaki son tabloyu BirGün’den Sibel Bahçetepe’ye değerlendiren Prof. Dr. Pala, Türkiye’nin çok az sayıda test yapılıyor olmasına karşın geçen hafta dünyada en fazla doğrulanmış olgu bildiren beşinci ülke olduğunu vurgulayarak “Ölümlerde de özellikle son üç haftadır önemli bir artış eğilimi karşımıza çıkıyor. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, günde yaklaşık 50 yurttaşımızı Kovid 19 hastalığı nedeniyle kaybediyoruz” dedi.

Pala, bakanlığın açıkladığı vaka ve ölüm sayılarının da bilim insanlarını tatmin etmediğini dile getirerek , PCR testlerinin de sınırlı sayıda yapıldığını anlattı. “Türkiye’de pandemi ciddi bir şekilde devam ediyor” diyen Pala, “Bakanlık açıkladığı haftalık veriler içerisinde yapılan test sayısı yayınlanmıyor. Dolayısıyla resmi test sayıları üzerinden bir değerlendirme yapma şansımız da yok. Yurttaşlar Sağlık Bakanlığı kanalıyla teste ulaşmakta zorluk yaşayınca, hem kendi olanaklarıyla, hem de bazı kamu kurumları ve iş yerleri sağladıkları olanaklarla hızlı test yapmaya başladılar. Test sayısı sınırlı kaldığından doğrulanmış vaka sayısının da sınırlı” değerlendirmesini yaptı.

Küresel yanıt verilmeli

Eylül ayının gelmesi ve okulların açılmasıyla birlikte risk vaka sayılarının artışa geçebileceğini kaydeden Pala, özetle şunları söyledi:

“Küresel bir sorunla karşı karşıyayız ve buna küresel bir yanıt vermemiz gerekir. Dünya küresel bir yanıt veremediği müddetçe pandemiden kolaylıkla kurtulmamız söz konusu olmayacak. İnsanların kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmesi, bağışıklığın istenilen düzeye çıkarılamaması, fiziksel mesafenin korunamaması ciddi bir sorun. Okulların açılmasıyla çocuklar daha yakın temasta bulunacak. Eylül ve kasım ayı itibarıyla sorunun daha artma potansiyeli var. Örneğin Avustralya’dan deneyimlediğimiz bir başka problem olan ‘ikiz salgın’ denilen bir kavramı karşımıza çıkarma potansiyeli taşıyor.

O da Kovid 19 hastalığıyla bir arada grip, influenza virüsünün de etkili olmaya başlaması. Eğer bunlara karşı etkili önlem almakta gecikirsek ve güney yarım küredeki bu iki salgın kuzey yarım kürede de kendisini bu yılın son çeyreğinde gösterecek. Bu nedenle özellikle 12 yaşın altındaki çocukların aşılanması için Sağlık Bakanlığı’nın bir aşı tedarikinde bulunması gerekir. Ayrıca okullarda kapalı ortamların havalandırılmasına ve sınıflardaki öğrenci sayılarının azaltılmasına ilişkin bir düzenleme yapılması büyük önem taşıyor. Ama maalesef ne Milli Eğitim Bakanlığı ne de Sağlık Bakanlığı bu konuda ciddi bir tutum alabilmiş değil. ”

Kapalı alanlarda maske zorunluluğunun yeniden gündeme gelmesi gerektiğini vurgulayan Pala, “Özellikle hatırlatma dozlarının tamamlanması, kapalı ortamların iyi havalandırılması, mümkün olduğunca kapalı ortamlarda az zaman geçirilmesi, kamuya açık alanların iyi izlenmesi ve denetlenmesi, mesafenin korunmaya çalışılması, kişisel hijyene önem verilmesi gerektiğini yineliyorum. Yine risk grubundaki bireylerin de grip aşılarını mutlaka olmaları gerek” dedi.

Paylaşın

“AK Parti içinde Ali Babacan Sempatisinden Bahsedilmeye Başlandı” İddiası

AK Parti içinde ve tabanında DEVA Partisi lideri Ali Babacan’a karşı sempatinin konuşulmaya başlandığını belirten, “Gelecek Partisi ve liderine rezervi olan AKP tabanının Ali Babacan konusunda farklı düşündüğü ifade ediliyor.” dedi.

Birgün gazetesi yazarı Yaşar Aydın, son günlerde hem altılı masanın hem de AKP – MHP ittifakının en çok konuştuğu liderin DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin her fırsatta Babacan’a sert sözlerle yüklendiğini vurgulayan Aydın, şöyle devam etti:

“Kuşkusuz bunda son aylarda daha görünür olmasının ve Gaziantep, Gebze ve Yozgat gibi illerde gerçekleştirdiği mitinglerin payı var. Ama farklı gerekçeler de var. AKP içinde ve tabanda Ali Babacan sempatisinden bahsedilmeye başlandı. Taşrada iş dünyasından kayışlar hızlandığı bilgisi geliyor. Yine bürokraside Gül’den sonra Babacan ziyaretleri moda olmaya başladı. Gelecek Partisi ve liderine rezervi olan AKP tabanının Ali Babacan konusunda farklı düşündüğü ifade ediliyor.

‘Yeni umut olma yolunda’

Saadet Partisi ile sıcak bir diyalog zemininin oluştuğuna dair bilgiler (seçim sonrası da devam edecek) yine kulağımıza çokça geliyor. Abdullah Gül destekli Deva Partisi, ANAP ve AKP gibi hızlı bir giriş yapmasa bile Erdoğan ile birlikte iktidarı tamamen kaybetmek istemeyen kesimin yeni umudu olma yolunda. Bekleyip göreceğiz.”

“Üç adımda uzlaşı var”

Pazar günü 6’lı masa Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde bir kez daha bir araya gelecek. Bu görüşmeyle tam bir tur tamamlanmış olacak. Kuşkusuz seçim güvenliği ekonominin temel sorunlarına ilişkin meseleler masada olacak. Seçim yaklaştıkça farklı partilerin kurmaylarından benzer yaklaşımlar gelmeye başladı. Ortak ruh hali, “6’lı devam eder ama her meseleyi orası çözmez” oldu. Konuştuğum farklı partilerden isimlerden çıkan üç sonuç var.

Ortak cumhurbaşkanı adayı sonuna kadar zorlanmalı

Cumhurbaşkanı adayının programında en geniş uzlaşma zemini zorlanmalı

Parlamenter sisteme dönüş konusunda taviz verilmemeli

Bu üç başlıktan da çıkan sonuç: Her parti kendi programıyla seçime girecek. Cumhurbaşkanı adayının programında mümkün olan ortaklaşma zorlanacak. Ve son olarak da seçim sonrasına dair bu programı hayata geçirecek kadrolar üzerine çalışma yapılacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Tek Dertleri Kadınlar;: Diyanet ‘Tayt’ Ve Pantolan’a Taktı

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İdris Bozkurt, Diyanet TV’de katıldığı bir programda, tayt giyen kadınları hedef alarak, “Örtünmek bir kuraldır. Son zamanlarda tayt şeklindeki pantolonları tasvip etmek doğru değil. Dini kuralların ihlalidir. Bu pantolon üzerine geniş bir giysi örtülebilir. Tesettür sağlanmış olur. Her toplumda, sosyal çevrede giysinin adı farklı oluyor. Esas olan örtülmesi gereken yerlerin örtülmesi.” dedi.

Hilafet çağrısı ve çeşitli vaazları ile tepki çeken imam Halil Konakcı, kadınları giyimleri üzerinden hedef alırken erkeklere seslenerek “Kadın-erkek eşitliği tamamen yalan. Namazını kıldırt hanımına, başını örttür. Bak sokaklar ne hale geldi? Kasap dükkânı gibi. Et görmekten içimiz dışımıza çıkıyor. Bu kadınların başında yok mu adamları, abileri, babaları, kocaları?” demişti. Konakcı, bu sözleriyle tepki çekerken destek ise Diyanet’ten geldi.

Konuyla ilgili Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’a konuşan ilahiyatçı ve felsefeci Prof. Dr. Şahin Filiz, tesettürün Kuran’da olmadığını belirtti.

“Doğru tesettür”  öğrettiler!

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kanalı olan Diyanet TV, Konakcı’nın sözlerinin gündeme gelmesinden kısa süre sonra 13 Ağustos’ta, “Doğru tesettür nasıl olmalı” sorusunu kanaldaki bir programa taşıdı. Programın konuğu olan Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İdris Bozkurt, söz konusu soruya verdiği yanıtla Konakcı’ya “kalkan” oldu. “Tesettür dediğimiz şey örtünmektir” diyen Bozkurt, “Bir kadının; yabancılara yani kendisine nikâh düşen yabancı kişilere karşı el, yüz ve ayak dışındaki yerlerini kapatması gerekiyor. Örtünmek dini bir vecibe. Allah’ın bir emri” dedi.

“Söz konusu yerlerin vücut hatlarını belli etmeyecek ve teni göstermeyecek şekilde kapatılması” gerektiğini söyleyen Bozkurt, pantolonu da hedef aldı. Bozkurt, “Hepimiz kabul edelim, pantolon dediğimiz şeyler, daracık şeyler oluyor. Hele hele kadınlarımızda… Son zamanlarda da tayt şeklinde pantolonları tasvip etmek, toplumun huzuruna onunla çıkmak tasvip edilir şeyler değil. Dini kuralların ihlalidir” diye konuştu.

“İslamda ve Kuran’da tesettür yok”

Tesettür tartışmasının dinci politikara alet edildiğini, kadınlar üzerinde cehennem korkusu ile baskı kurmanın aracı haline getirildiğini söyleyen İlahiyatçı ve felsefeci Prof. Dr. Şahin Filiz, “el, yüz ve ayak dışındaki yerler” tanımına, Hazreti Muhammed’in yaşamını inceleyen İbn İshak’ın siyerinde ve diğer siyeri nebi kitaplarında dahi rastlanmadığını vurgulayarak “Nur Suresi 31. ayette ve Ahzap Suresi’nde geçen örtünme de göğüslerin örtünmesi konusundadır” ifadelerini kullandı. Filiz, “Kadını salt güvenlikçi ve himayeci tedbirlerin nesnesine dönüştürmek, onu kapitalizmden daha beter araçsallaştırmak demektir. Örtünmek için dindar; örtünmemek için dinsiz olmak gerekmez. Konuk, Diyanet TV’deki konuşmasıyla kadınları aşağılayan ve toplumsal ayrımlaşmaları körükleyen cahil imamın cehaletini meşrulaştırmaya ve o hakaretleri resmi bir dini otorite tarafından onaylamaya çalışmıştır. İslam’da olmayan bir hükmü, sırf politik ve ekonomik nedenlerle varmış gibi vaaz etmek; bu yanlışa dayanarak tesettür ve iman konularında keyfi tanımlar yapmak, sizi dinden; kurumunuzu da Cumhuriyet dairesinden çıkarır” dedi.

“Allah ile aldatma”

İlahiyatçı ve felsefeci Prof. Dr. Şahin Filiz, “Kimin hangi ayda nasıl giyineceğine dair hiç bir nass yoktur. Giyim-kuşam örfe, toplumsal kurallara ve kişilerin tercihlerine göre ortaya çıkar. Tesettür kavramı Kuran’da geçmiyor, kadınların nasıl örtüneceği konusunda açık ve belirgin bir hüküm bulunmuyor. ‘Allah ile aldatma’ aşaması kadınlarımızı, Kuran’da olmayan ‘tesettür’ uydurmasıyla baskı altına almakla başladı” tepkisini gösterdi.

Paylaşın

Kızılay’da 3 Yılda 35 Milyon Liralık ‘Huzur Hakkı’ Dağıtılmış

CHP Milletvekili Tekin Bingöl, “Son üç yılda ‘yöneticilere sağlanan fayda adı’ altında toplam 35 milyon 884 bin 923 TL dağıtıldı. Eş-dost-akraba yönetici atamaları ile ‘huzur hakkı’ diyerek Kızılay’ı tüketiyorlar” dedi.

CHP Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, Kızılay’daki 12 şirket üzerinden 42 yöneticiye aktarılan “huzur hakkı” bilançosunu açıkladı.

Bağımsız denetçi raporları, faaliyet raporları KAP bildirimlerinden elde edilen verilere göre Kızılay’da kurulan 12 şirkete atanan 42 yöneticiye her ay en az 249 net asgari ücret oranında (Bu ay için 1 milyon 369 bin 500 lira) “huzur hakkı” dağıtıldı.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre Kızılay’da Kerem Kınık’ın genel başkanlığı döneminde, kurulan 12 şirkette Kınık “yönetim kurulu başkanı” oldu. Şirketlerin çatı kurumu Kızılay Yatırım’ın CEO’su İlyas Haşim Çakmak da 12 şirkette “başkan vekili” sıfatıyla yönetici olarak her ay 36 asgari ücret (Bu ay için 198 bin lira) değerinde “huzur hakkı” elde etti. Kızılay’da genel müdür/CEO koltuğunda oturan ve “profesyonel çalışan” sıfatıyla ücret alan İbrahim Altan, ayrıca beş şirkette yönetici olarak da huzur hakkı elde etti.

Bingöl, Kızılay denetim raporlarına göre, şirketler üzerinden “yöneticilere sağlanan fayda” ve “üst yönetime sağlanan menfaatler” adı altında 2020’de 9 milyon 612 bin 108 TL, 2021’de 11 milyon 701 bin 833 TL değerinde “huzur hakkı” dağıtıldığını aktardı.

Bingöl, “Son üç yılda ‘yöneticilere sağlanan fayda adı’ altında toplam 35 milyon 884 bin 923 TL dağıtıldı. Eş-dost-akraba yönetici atamaları ile ‘huzur hakkı’ diyerek Kızılay’ı tüketiyorlar” ifadelerini kullandı.

Paylaşın