Türkiye, En Çok TikTok Kullanıcısı Olan Dokuzuncu Ülke

‘We Are Social’ platformunun verileri, 26.5 milyon kullanıcıyla Türkiye’nin, en çok TikTok kullanıcısı olan ülkeler listesinde dokuzuncu sırada olduğunu ortaya koydu.

İnternet hizmetleri konusunda araştırmalar yapan ‘We Are Social’ adlı platformun verilerine göre dünya genelinde bir milyardan fazla kullanıcısı olan TikTok’ta Türkiye’den 26.5 milyon kullanıcı bulunuyor.

Türkiye, dünyada en çok TikTok kullanıcısı olan dokuzuncu ülke.

Cumhuriyet’ten Kader Çukay’ın haberine göre uzmanlar TikTok’un uzun süre kullamınında gençlerin üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğunu belirtti.

Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Nursu Çakın Memik, sosyal medya platformlarının çocuklar üzerinde zararlı etkilere sahip olduğunu kaydetti:

“Sosyal medyada belirli yaş sınırlamalarının olması gerek. Çünkü risklerle dolu bir mecra. Çocuklar burada olanları gerçekmiş gibi algılıyor. Ünlü olma çabasına girip beğeni ve izlenme sayılarının fazla olmasını istiyor. Bu dönemde mutlaka bir erişkinin kılavuzluğuna ihtiyaç duyarlar.

Sosyal ortamlarda şiddet uygulanınca birey şiddeti normal olarak görmeye başlar. Sonrasında kişi büyüdüğünde şiddet alışkanlık haline gelebilir. Bu nedenle gelecekte şiddet anlamında risk artar. Hem zorbalık hem de mağdur olma durumu sosyal medyayla birlikte artar.”

Paylaşın

Şam’dan Diyalog İçin İlk Şart: Türkiye, Suriye’den Çıkmalı

Ankara ile Şam arasında diyaloğun yeniden başlayacağına dair tartışmalar gündemdeki yerini korurken, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yakınlığı ile bilinen Suriye Halk Meclisi eski milletvekili Şerif eş-Şehade, Türkiye ile diplomatik görüşmelere ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Şerif eş-Şehade, Şam ile Ankara arasında diplomatik görüşmelerin başlamasından önce zemin hazırlanması gerektiğini söyledi. Şehade, diyalog için ilk şartın ise Türkiye’nin Suriye’den çıkması olduğunu belirtti. Rudaw TV’den Dilbixwin Dara’ya konuşan eş-Şehade’nin açıklamaları şöyle:

“Türkiye ile Suriye hükumeti arasında istihbarat düzeyinden bağımsız siyasi düzeyde herhangi bir görüşme oldu mu?

İki taraf arasında, Suriye Dışişleri Bakanı (Faysal Mikdad) ile Türkiye Dışişleri Bakanı (Mevlüt Çavuşoğlu) arasındaki (Belgrad’da) “Bağlantısızlar Toplantısı’nda yapılan görüşmenin dışında herhangi bir görüşme olmadı. Şu ana kadar sadece karşılıklı açıklamalar var ve henüz bir görüşmeye dönüşmüş değil. Önümüzdeki dönemde bazı siyasi görüşmelerin olacağını ve bunun da bir çok açıdan olumlu sonuçlar doğuracağını tahmin ediyorum.

Ankara ile Şam arasında diplomatik görüşmeler ne zaman başlayacak?

Bildiğiniz gibi bunun için öncelikle bir takım hazırlıklar yapılmalı. Ölümcül hatalara düşmemek açısından araştırmaya ve bazı açılımlara ihtiyaç var. Ardından siyasi sürece geçiş yapabilmek ve iki arasındaki sorunların çözümüne yol açabilmek için bir kaç ay gibi bir süreye ihtiyaç olacak.

Taraflar arasında diplomatik ilişkilerin başlaması için belirlenen ortak şartlar var mı?

Hepimizin de duyduğu gibi Türk yetkililer sürekli teröre karşı mücadeleye vurgu yapıyor. Erdoğan son günlerde yaptığı bir açıklamada, Suriye ve Türkiye’ye karşı planlar olduğunu ve bu planın aktörlerinin de ABD, koalisyon güçleri ve Demokratik Suriye Güçleri olduğunu söyledi. Biz de bölgede terör olduğunu biliyoruz. IŞİD, Nusra Cephesi ve bütün radikal gruplar da bu terörün birer parçasıdır.

Suriye, Rojava Özerk Yönetimi’ne, DSG’ye, Kürtlere karşı Türkiye ile işbirliği yapmaya hazır mıdır? Çünkü Türkiye’nin amacı bu varlığı ortadan kaldırmak.  

Konu aslında böyle değil. DSG, ABD ile işbirliği yaparak Suriye topraklarının bir parçasını ele geçirmiş durumda. Amaçları küçük bir devlet kurmaktır. DSG kendisini Suriye’ye ait görürse Suriye devleti de onları her açıdan korur, savunur. Ama otonom bir yönetim kurarak Suriye’yi parçalamak isterse o zaman farklı olur. Kendisini Suriyeli gören herkesi korumaya hazırız. İster Kürt olsun, ister Hristiyan. Ama bu çerçeveden çıkar ve ABD ile ortaklık kurar, kendine bağımsız bir devlet kurmak isterse, Türkiye’den bağımsız biz de, Suriye halkı da onlara karşı savaşırız. Ama Suriye’nin yanında olurlarsa Arap, Kürt, yekvücut oluruz.

Türkiye DSG’ye karşı yeni bir savaş veya askeri harekat başlatırsa Suriye Türkiye’yi destekler mi?

Açık ve şeffaf bir şekilde söylüyorum; DSG Suriye hükumetinden ayrılmak ister, devlet ile savaşır ve ABD ile işbirliği yaparak petrol kuyularını ele geçirmeye devam ederse, Suriye hükumeti bunu kabul etmeyecektir. Türkiye ister içinde olsun ister olmasın. Konu açıktır. Suriye’nin yanında olanlar korunacak, savunulacaktır ama Suriye’yi bölmek ve sistemini parçalamak isteyenlere karşı da her türlü mücadele verilecektir.

Suriye hükumeti DSG ve Özerk Yönetim ile anlaşmaya hazır mıdır? Hazırsa şartları nelerdir?

Suriye diyalog ve müzakere için hazırdır. DSG otonomi fikrinden vazgeçerse, onlar da bu toplumun bir parçasıdır, hakları ve görevleri vardır, onlara da diğer tüm Suriye vatandaşları gibi davranılacaktır. Fakat ülkeyi bölmek için ABD ile işbirliği yaparlarsa o artık farklı olur. Kürt kardeşlerimizin bir takım talepleri olabilir ve Suriye hükumeti bunları uygulamak için onlarla müzakereler yapabilir.

Türkiye Suriye topraklarının büyük bölümünü kontrolü altında tutuyor. Suriye’nin buna karşı tavrı nedir?

Bu Türk işgalidir. Türkiye bir an evvel Suriye topraklarının tamamından çıkmalıdır. Türkiye gökyüzünden inmiş bir ilah değil, işgalcidir. Çıkmaz ise Suriye halkı onlara karşı savaşacaktır. Fakat çıkarsa o zaman diyalog olur. Bu nedenle diyalog için yol açılmalıdır. Bunun ilk adımı da Türk kuvvetlerinin İdlib’den, Suriye’nin diğer bölgelerinin tamamından çekilmesidir.”

Paylaşın

“Seçimi Kazanmak İçin Enflasyonun Daha Da Patlamasını Göze Aldılar”

Halk TV yazarı Barış Soydan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) aldığı kredi ve faiz indirimi kararının enflasyonu “patlatacağını” belirtti. Soydan, “Otomobil, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge, çimento, boya, neye ihtiyacınız varsa şimdi alın, çünkü fiyatlar daha da çıldıracak” yorumunu yaptı.

Soydan, bugünkü “Seçimi kazanmak için enflasyonun daha da patlamasını göze aldılar” başlıklı köşe yazısında TCMB’nin kararını şöyle anlattı:

Merkez Bankası Cuma gecesi yayınladığı bir kararla bankaların ticari kredi faizini yüzde 29.3’le sınırladı. Faize açıktan tavan koyarak yapmak “Valla billa serbest piyasaya müdahale etmiyoruz” iddiasına ters olacağı için bunu dolambaçlı bir yoldan yaptılar.

Şöyle: Ticari kredi faizi yüzde 29.38’in üzerindeyse bankalar artık yüzde 90 oranında “menkul kıymet tesis edecekler.” Türkçe meali, 100 liralık kredi verdilerse 90 liralık da devlet tahvili alıp bir kenara koyacaklar. Yani paralarını daha yüksek getirili alanlarda kullanmak yerine enflasyonun çok altında faiz veren tahvillere bağlayacaklar.

Ekonomi yönetimi böylece bir taşla iki kuş vurmayı amaçlıyor. Bir yandan yüksek faizle kredi veren bankaları cezalandırıyor, diğer yandan onları daha fazla devlet tahvili almaya zorluyor.

“Bu kararı Merkez Bankası’nın aldığına inanmadınız herhalde. Bu kararı alan stratejik aklın amacı, seçim öncesinde düşük faizli kredilerle ekonomiyi hormonlu şekilde canlandırmak” diyen Soydan, şöyle devam etti:

Resmi enflasyonun yüzde 80, gerçek enflasyonunun yüzde 140 olduğu bir ülkede kim yüzde 29’la kredi kullanmak istemez ki? Krediyle otomobil alıp otoparka çeksen bir yılda değeri en az yüzde 100 artar. Aldığınız kredinin faizi kaçtı? Yüzde 29. Taş atıp kolunuzu yormadan bir yılda yüzde 70 kazandınız, hangi işte bu kadar kâr var? Daha şimdiden çok sayıda şirketin buna tevessül ettiğini, kamu bankalarının verdiği düşük kredilerle dört-beş araç alıp otoparka çektiklerini herkes biliyor. Otomobil fiyatlarındaki astronomik artışın sebeplerinden biri de bu.

“Çıldıran konut fiyatları akıl almaz seviyelere yükselir”

Bireysel kredilerin faizinde henüz bir indirim yok ama onun da eli kulağındadır. Nitekim eski Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşçu birkaç gün önce aylık 0.99 faizli konut kredisi için ekonomi yönetimi tarafından çalışmaların başlatıldığını yazdı. Kamu bankaları yüzde 0.99 faizle konut kredisi dağıtırsa ne olur? Talep patlaması yaşanır. Zaten çıldıran konut fiyatlarını akıl almaz seviyelere yükselir.

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta yaptığı sürpriz faiz indirimi ve ticari faize getirilen yüzde 29 sınırı AKP’nin seçimi kazanmak için enflasyonu daha da patlatma kararı aldığını gösteriyor. Otomobil, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge, çimento, boya, neye ihtiyacınız varsa şimdi alın, çünkü fiyatlar daha da çıldıracak.

“Kemerlerinizi bağlayın, uçuruma gidiyoruz”

Sadece fiyatlar mı? Düşük faizli krediler ithalatı da azdıracak. Şirketler üretim ya da stok amaçlı ara girdi ve hammadde ithalatını artırınca Türkiye’nin cari açığı daha da büyüyecek.

Bir ülkede enflasyon ve cari açık aynı anda artarsa ne olur? Ulusal para değer kaybeder. TL daha da değer kaybedecek, dolar daha da yükselecek.

Ardından olacakları tahmin etmek güç değil: Merkez Bankası dolardaki yükselişi engellemek için döviz satışını hızlandıracak. Bir ödemeler dengesi krizi ihtimali giderek artacak.Kemerlerinizi bağlayın, uçuruma gidiyoruz.

Paylaşın

Demirtaş Yazdı: Türkiye Partisinden Ne Anlamak Gerek?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Türkiye partisi’ başlıklı yazısında Türkiye partisinden ne anlamak gerektiğini yazdı.

Yazısında “Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir” diye seslenen Demirtaş, “Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım” diyor.

Demirtaş’ın Diken’de yayınlanan yazısı şöyle:

“Karadeniz’in fındığından Ege’nin üzümüne, İstanbul’un trafik sorunundan Akdeniz’in turizm sorununa kadar, emeklinin maaşından öğrencinin barınma sorununa kadar, her konuda siyaset yaparak çözüm üreten partilere Türkiye partisi denir.

Böyle mi gerçekten? Gelin, duruma bakalım ve takdiri size bırakayım.

Eğer ki bir siyasi parti, bu topraklarda Kürtlere, Alevilere, Ermenilere yapılan zulümleri, haksızlıkları, hukuksuzlukları dile getirip ayırım yapmaksızın herkesin hakkını savunuyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Bir parti, devletin vatandaşına çektirdiği acıları, köy yakmaları, faili meçhulleri, işkenceleri dile getirip “Bunlarla yüzleşilmeli, hesaplaşılmalı” diyorsa o parti için “Türkiye partisi değildir” deniyor.

Dış politikadaki yanlışlarda, hükümetin yanında yer almıyorsa bir parti, o partiye “Türkiye partisi değildir” deniyor.

“Son terörist öldürülünceye kadar” değil de “Sorunları kimse kimseyi öldürmeden, konuşarak çözelim” diyorsa yine Türkiye partisi olamıyor, o parti.

Tek dil, tek millet anlayışına karşı çıkıp “Hayır, bu topraklarda farklı diller, kültürler, halklar var, birlikte barış içinde yaşayabilmek için bunların tanınması gerekir” dediğinde bir parti, “Sen Türkiye partisi değilsin” deniyor.

Amma velakin;

Belediyelerden Saray’a, kamu şirketlerinden bakanlıklara kadar her yerde halkın parasını milyon dolarlarla cebe indirerek devleti soyup soğana çevirenlere rahat rahat “Türkiye partisi” deniyor.

“Bu memlekette Türk’ten başka millet, Türkçeden başka dil yoktur” diyenler hayli hayli Türkiye partisi olabiliyor.

“Kürt’ün, Alevi’nin yemeğini yemeyin” diyenler, “Onlardan alışveriş etmeyin” diye bildiri dağıtıp pankart asanlar fazlasıyla Türkiye partisi olabiliyor.

Türkiye’nin bütün kaynaklarını, taşını toprağını bazen Batılı şirketlere, yeri geldiğinde Arap sermayesine peşkeş çekenlere “Türkiye partisi” denebiliyor. Hem de ‘en Türkiye partisi.’

Devleti mafyaya, çetelere teslim edip uyuşturucudan silaha kadar her türlü ahlaksızlığı devlet eliyle örgütleyip trilyonları götürenlere “Türkiye partisi” denmesinde bir sakınca görülmüyor.

Tarımı, hayvancılığı bile bile bitirip ülkeyi dışa bağımlı hale getirenlere, maden için ormanları talan edenlere, altın uğruna derelere siyanür akıtanlara, kadın katliamlarına içten içe oh çekenlere, Soma’da madenci yakınlarını, Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’ni tekmeleyenlere “Türkiye partisi” deniyor.

Simdi soruyu doğrudan soralım; Türkiye’yi yağmalayanlar, talan edenler, Cumhuriyet tarihi boyunca devlet adına işlenen bütün suçlara ortak olanlar, sessiz kalanlar Türkiye partisiyse hangi Türkiye’nin partisidirler?

Evet, tam da bu Türkiye’nin partisidirler.

Bu Türkiye’yi yönetmek için kendi arasında kayıkçı kavgası yapan iki çizgi var. Sırayla iktidarı devralıp Türkiye’yi sömürüp tüketip duruyorlar.

İşte biz bu Türkiye’nin partisi değiliz, olmayacağız. Bu nedenle üçüncü yol diyoruz kendimize.

Bizim hedefimizdeki Türkiye’de tüm ezilenler, halklar, inançlar, kimlikler, emekçiler, kadınlar devletin gerçek sahibidirler. Devlet halkın efendisi, gardiyanı, işkencecisi, hırsızı değil, hizmetkarıdır. Tek dilin, tek kimliğin değil, her eşit yurttaşın devletidir.

Bir değil iki Türkiye var.

İlki ırkçıların, soyguncuların, talancıların Türkiye’si.

İkincisiyse halkların, emekçilerin, kadınların Türkiye’si.

Eğer siz birinci Türkiye’nin resmi ideolojisine uymayı, günahlarına ortak olmayı kabul etmiyorsanız Türkiye’nin her yerinde de olsanız, Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm de üretseniz, birileri size asla “Türkiye partisi” demeyecektir.

İkinci yüz yılında Cumhuriyet’i demokratikleştirme iddiasında olan herkesin radikal demokrat çizgiyi içselleştirmesi, Türkiye’nin gerçek ve biricik kurtuluşunun buradan geçtiğini görüp buna göre cesur bir değişime yönelmesi şarttır. Devletin çatlaklarını sıvayla kapatıp üstüne pembe boya çekince onu depreme dayanıklı hale getirmiş olmuyorsunuz.

Biz ikinci Türkiye’yi, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında inşa etmeye çalışan ve bu Türkiye’nin partisi olmaya gayret eden bir siyasi hareketiz. Bizi başka Türkiye partileriyle karıştırmayın sakın.

Biz kim miyiz? Tabii ki Halkların Demokratik Partisi, HDP’den söz ediyorum. Her türlü baskıya rağmen halkın desteğiyle dimdik ayakta olan, iğneyi kendisine batırma olgunluğuna sahip HDP’den.

HDP iğneyi kendisine batırıyor, batırmaya devam da edecek. Ama çuvaldızı da hak edenlerden esirgemeyecek elbette.

Herkes HDP’ye iğneyi görüyor da kocaman çuvaldızı kimse görmüyor nedense. Şimdi biraz da çuvaldız zamanı.”

Paylaşın

DEVA – İYİ Parti Arasındaki Gerilim…

Gazeteci İsmail Saymaz, 6 muhalefet partisinin oluşturduğu masada bulunan DEVA Partisi ile İYİ Parti arasında yaşanan gerilimden bahsetti. Saymaz, DEVA Partisi’nin masadan kalkmayacağını aktardı.

Gerilimin kaynağının iki partinin de aynı seçmen kesimine seslenmesinden kaynaklandığını belirten Saymaz’ın bugünkü yazısının “DEVA – İyi Parti gerilimi” başlıklı kısmı şöyle:

İyi Parti Ekonomi Politikaları Başkanı Bilge Yılmaz, geçen hafta Türkiye’de kötü para politikasının miadı olarak DEVA lideri Ali Babacan’ın Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olduğu 2011 yılı ve sonrasını gösterdi. Bu tarihte ortodoks ekonomi politikalarından sapıldığını iddia eden Yılmaz, “Ali Bey’in yapabileceğine inansaydım bugün burada olmazdım” dedi.

Yılmaz’ın eleştirisine DEVA Ekonomi Politikaları Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı’dan yanıt geldi. Çanakçı, “DEVA, testten geçmiş bir kadroya sahip. Akademik olarak değerlendirmiyoruz” dedi.

Tartışma sosyal medyada DEVA ve İyi Partililer arasında sürüyor. Dinecek gibi görünmüyor. Çünkü İyi Parti ve DEVA arasındaki gerilim aynı seçmen kitlesine seslenmelerinden ileri geliyor. İkisi de AK Parti’den uzaklaşan küskünleri hedef kitlesi görüyor. Bu yüzden Akşener ülkücülükten, Babacan muhafazakarlıktan uzaklaşarak, merkez sağda konumlanmak istiyor. Yön aynı olunca hemen her köşe başında karşılaşıyorlar.

Önceki hafta Akşener, Giresun-Ordu ve Samsun’u dolaşırken, Babacan Erzurum’dan başlayarak Artvin dahil altı şehre gitti. Geçen hafta Akşener Niğde-Nevşehir ve Aksaray’dayken, Babacan Yozgat’ta miting yaptı. Kimi DEVA Partililer İyi Parti’nin anketlere müdahale edip oyunu yüksek gösterdiğini ileri sürüyor. Kimileri İyi Parti’nin Kürt sorununu konuşmaktan uzak olduğunu iddia ediyor.

DEVA’nın yakın zamanda tabanında yaptığı araştırmada, yaklaşık yarısının “Kendi başımıza girersek, başarılı oluruz” görüşünü savundu. Ayrılık eğilimi İç Anadolu ve Karadeniz’deki DEVA’lılarda öne çıkıyor. Ancak DEVA yetkilileri Altılı Masa’dan kalkmayacaklarını vurguluyor.

Paylaşın

‘Altılı Masa’da Hazırlıklar Hızlandı: Erken Seçim Önlemleri Alınacak

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti liderlerinden oluşan altılı masa, dün itibariyle ilk tur toplantılarını tamamladı. 

Liderler, toplantıda baskın seçim olasılığını tartıştı ve olası bir erken seçim kararı halinde izlenecek yöntemlerin netleştirilmesi konusunda görüş birliğine vardı.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre hazırlıkların bir yandan Haziran 2023’e göre şekillendirilmesi diğer yandan olası bir erken seçime de hazırlıklı olunduğunun kamuoyuna gösterilmesi değerlendirildi. Bu kapsamda parti kurmaylarının olası bir erken seçim halinde izlenecek yol haritası konusunda çalışmaları da benimsendi.

Altı partinin ekonomi, göçmen politikası, geçiş dönemi işlemleri konusundaki çalışmaları da sürüyor. Toplantıda bu başlıklarda ortak noktaların netleştirilerek çalışmaların kamuoyuna aktarılması de konuşuldu.

‘İsimler bile hazır’

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne göre cumhurbaşkanının görevinin sonlanmasıyla binin üzerindeki üst düzey bürokratın da görevi sona eriyor. Altılı masada geçiş dönemi işlemleri kapsamında bu pozisyonlara atanacak isimlerin de netleştirilmesi konuşuluyor. Bu konudaki hazırlıkların büyük oranda tamamlandığı öğrenildi.

Bununla birlikte geçiş dönemi kararnameleri konusunda da hazırlık yürütülüyor.

Liderlerin ayrı ayrı temasları olabilir

Toplantının ardından altı liderin yola birlikte devam etme kararlılığı yinelendi. Ancak liderler, yeni seçim düzenlemeleri nedeniyle parlamento seçiminde hangi partilerin birlikte hareket edeceğini de konuşuyor. Bu kapsamda liderlerin ayrı ayrı temaslarının olabileceği de ifade edildi.

Seçim simülasyonları üzerinde de çalışmalar sürüyor. Bu konudaki son çalışmaların ardından partilerin pozisyonlarının netleşmesi bekleniyor.

Paylaşın

‘Altılı Masa’dan Ortak Aday Vurgusu!

Altılı masayı oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı (DP) Gültekin Uysal, Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde, SP Genel Merkezi’nde altıncı kez buluştu.

Haber Merkezi / Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunda kararlılık vurgusu yapılarak, “Milletimiz emin olsun; ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı,  hem de sadece bu masa etrafında bir araya gelen siyasi partilere oy verenlerin değil, herkesin cumhurbaşkanı olacaktır” denildi.

Açıklamada altılı masanın ilk toplantısını yaptığı 12 Şubat’a vurgu yapılarak “Bilinmelidir ki bugün, 12 Şubat’tan çok daha kararlı ve umutluyuz” denildi. Liderler bir sonraki toplantının 2 Ekim 2022 Pazar günü saat 14.00’da CHP Genel Merkezi’nde yapılacağı da duyuruldu.

Açıklamanın tamamı şöyle: 

“Toplumun her bir kesimini ve 85 milyon insanımızı en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına yaraşır bir Türkiye’yi inşa etmek ve vatandaşlarımızın tüm problemlerine çözüm oluşturmak amacıyla başlattığımız “Liderler Buluşmaları”nın birinci turunu, bugün Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz 6. toplantımızla tamamlıyoruz.

Siyasette istişareyi, nezaketi, centilmenliği ve iş birliğini ilke olarak benimsemiş partilerin Genel Başkanları olarak;

Ülkemizi hızla felakete sürükleyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin doğal sonuçlarına, yani; ekonomide iflasa, iç ve dış politikada itibarsızlaşmaya, kamu kurum ve kadrolarındaki çürümeye, yaşanan sosyolojik ve psikolojik çöküntüye dur demek için ilk kez 12 Şubat 2022 tarihinde bir araya gelerek ortaya koyduğumuz kararlılığımızla milletimize umut olduk.

O tarihten sonra Türkiye’de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlaşılmış ve milletimiz tarafından “6’lı Masa” olarak adlandırılan iş birliğimiz, kararlılıkla bugünkü aşamasına gelmiştir.

Bilinmelidir ki bugün, 12 Şubat’tan çok daha kararlı ve umutluyuz!

Siyasi iktidarın, ortaklarının, varlıklarını iktidarın varlığına adamış medyanın tüm siyasi mühendisliklerine, çabalarına, hakaretlerine, isnatlarına ve iftiralarına rağmen milletimize umut olmanın verdiği güçle 28 Şubat 2022 tarihinde “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metnimizi” geniş katılımlı bir organizasyonla kamuoyu ile paylaştık.

Kurduğumuz komisyonlarla, ortaya koyduğumuz ilkeleri tek tek hayata geçirme hazırlıklarımızın hukuki ve toplumsal alt yapılarını güçlendirecek adımlar attık.

Bu çerçevede; geçtiğimiz süreç içinde “Temel İlkeler ve Hedefler”, “Seçim Güvenliği” ve “Bazı Ekonomik Kurumların Reformu” komisyonlarının metinlerini kamuoyu ile paylaştık. Diğer komisyon çalışma ve raporlarını da gözden geçirdik.

Ayrıca son toplantımızdan bu yana kamuoyunun gündeminde olan güncel ekonomik, iç ve dış siyasi gelişmeleri de değerlendirdik.

Ortak sorunlarımız karşısında ortak sorumluluklarımızın ağırlığını hepimiz omuzlarımızda hissediyor ve iş birliği kararlılığımızı da bu sorumluluk bilinciyle sürdürüyoruz.

Bugünden itibaren seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere önümüzdeki tüm süreçlerde istişareye önem veren anlayışımızla birlikte yol yürümeye devam etme kararlılığında olduğumuzun altını tekraren çizmek isteriz.

‘Mücadelemiz ve iş birliğimiz, hedef ve ilkelerimiz doğrultusunda devam edecek’

Ülkemizi, hemen her alanda içine sürüklendiği bu krizlerden düzlüğe çıkarana ve her bir insanımızın rahat bir nefes alacağı günleri birlikte kurana dek; mücadelemiz ve iş birliğimiz, hedef ve ilkelerimiz doğrultusunda devam edecektir.

Şu hususu da özellikle kamuoyuna beyan etmek isteriz ki, son dönemlerde yoğunlaşan partilerimize yönelik baskı ve şiddet uygulamaları mücadele kararlığımızı asla sarsamayacaktır.

Milletimizin bunca senedir uğradığı hayal kırıklıklarının farkındayız. Bu hayal kırıklıklarını gidermek üzere insanımızın beklenti ve taleplerini karşılayacak liyakatli kadrolarla ve etkin politikalarla milletimizin karşısına çıkacağız.

Milletimiz emin olsun; ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem “Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı” hem de sadece bu masa etrafında bir araya gelen siyasi partilere oy verenlerin değil, “Herkesin Cumhurbaşkanı” olacaktır.

Milletimiz müsterih olsun; bu karanlık günlerin bitmesine çok az kaldı.

Bu topraklarda;

  • Toplumsal kutuplaşma son bulacak; toplumsal barış hâkim olacak.
  • Öfke ve nefret dili kaybedecek; nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak.
  • Demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecek.
  • Ahlaki yozlaşma ve manevi tahribatın önüne set çekecek etkin politikalar geliştirilecek.
  • Rüşvet, torpil, iltimas gidecek; adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek.
  • Hak eden hak ettiğini eksiksiz alacak.
  • İsraf ve hayat pahalılığı son bulacak; üretim esas alınacak.
  • Geniş halk kitlelerinin yoksullaşmasına yol açan bir avuç rantiyeciye kaynak aktarımına son verilecek.

Şimdi, karamsarlığa kapılma zamanı değildir! Zaman, her geçen gün umudu büyütme zamanıdır.

Çünkü biz kazanacağız, Türkiye kazanacak! Biz kazanacağız, 85 milyon insanımız kazanacak!

Bu vesileyle milletimizin özgürlüğü, birliği ve beraberliği önünde hiçbir engelin duramayacağını simgeleyen 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve tazimle anıyoruz.

Bu inanç ve kararlılıkla iş birliğimizin çok daha güçlü bir şekilde devam edeceğini ve bir sonraki toplantımızı 2 Ekim 2022 Pazar günü saat 14.00’da CHP Genel Merkezinde gerçekleştireceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız…”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Rusya Uyarısı

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş, ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Adeyemo’nun Rusya’nın Türkiye’yi Batı yaptırımlarını aşmak için kullanmaya çalıştığı uyarısı yaptığı bildirildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Yunus Elitaş ile yaptığı telefon görüşmesinde Rusya-Ukrayna savaşı konu edildi. Reuters’ın haberine göre, ABD’li bakan yardımcısı Elitaş’ı ”Rus kurum ve kişilerin, Ukrayna işgali nedeniyle getirilen Batı yaptırımlarını aşmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştıkları” konusunda uyarıda bulundu.

ABD Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki bakan yardımcısının bir telefon görüşmesi yaptığı ve ikilinin Rusya’ya yönelik yaptırımların uygulanması ve yürürlüğe konmasına yönelik devam eden çabaları ele aldıkları aktarıldı.

Açıklamada “Bakan Yardımcısı Adeyemo, Rus kuruluşlarının ve bireylerinin ABD ve 30 ülke tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçınmak için Türkiye’yi kullanmaya çalıştığına dair endişelerini dile getirdi. ABD’nin Türk ekonomisinin başarısına olan ilgisini yineledi ve Hazine’nin bankacılık sektörünün bütünlüğünü korumak için Türkiye Hükümeti ile ortaklığına olan bağlılığını dile getirdi.” ifadeleri kullanıldı.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, “Ukrayna ve Rusya ile derin ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip olunduğunun altını çizen Bakan Yardımcısı Elitaş, devam eden süreç ve yaptırımlar konusunda ise Türkiye’nin konumunun değişmediğini, ancak herhangi bir kurum veya kişi tarafından yaptırımların delinmesine de izin verilmeyeceğini teyit etmiştir. Görüşme kapsamında, bölgenin; barış, huzur ve istikrarını sağlamak için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde savaşın sonlandırılması hususunda en yoğun gayreti Türkiye’nin harcadığı vurgulanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” denildi.

Paylaşın

Prof. Yılmaz: Sonbaharda Erken Seçim İhtimali Yüksek

Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinden, Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimi kararından yola çıkarak bazı değerlendirmelerde bulundu. 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, uzmanlarca altı hiçbir şekilde doldurulamayan ‘düşük faiz’ ısrarı doğrultusunda Eylül 2021’den itibaren dört ay boyunca faiz indirimine giden kurum, Türk lirasının yabancı paralar karşısında tarihi seviyede değer kaybetmesi üzerine bu ralliye ‘ara vermişti.’

Uzunca bir süre politika faizini sabit tutan kurum, bu ağustos ayına gelindiğindeyse 100 baz puan indirime gitti.

Yılmaz, sürpriz olarak değerlendirilebilecek bu kararın hükümetin seçim sürecine yönelik oyun planı hakkında bazı ipuçları vermesi itibarıyla önemli olduğu görüşünü dile getirdi.

“Bu oyun planına göre, Merkez Bankası’nın gelecek ay da faiz indirmesi sürpriz olmayacaktır” diyen Yılmaz, kişisel Twitter hesabında  yaptığı paylaşımlarına şöyle devam etti:

“KGF’yle desteklenen kredi genişlemesine gidilecek. Kamu bankaları özellikle konut sektörüne yönelik düşük faizli kredi musluklarını açacak. Kredilerle birlikte gerçekleşecek talep artışı yavaşlayan ekonomik aktivitede toparlanmaya yol açacak.

Son haftalarda Rusya ve Körfez ülkelerinden 55 milyar dolar geleceğine dair dolaşan fısıltının Rusya ayağının kısmi olarak gerçekleşmesi üzerine Merkez Bankası rezervleri son üç haftada 15.4 milyar dolar arttı.

Politika faizi düştükçe kurda yukarı yönlü bir hareket olmaması için el kapısında mendil açarak bulunan döviz arka kapıdan satılacak. Ancak, bu dövizin Haziran 2023’e kadar yeterli olması mümkün değil. O yüzden bu planda sonbaharda bir erken seçim ihtimali oldukça yüksek.

‘Ekonomide suni bir bahar havası’

Gelen paranın önemli bir bölümü borsaya yönelecek. Hali hazırda yönelmeye başladı bile. Borsa endeksindeki hızlı yükseliş talepteki canlanmayla birlikte ekonomide suni bir bahar havası yaratacak.

Faiz indirimleri ve kredi genişlemesiyle birlikte talebin güçlü devam etmesi fiyat artışlarının devam etmesini ve enflasyonun daha da yükselmesini sağlayacak. Bu durumda sorulacak soru ‘hangi enflasyonu?’dur. Bu artışların TÜİK’in TÜFE enflasyonu üzerindeki etkisi az olacak.

Ama biz iktisatçılara sorarsanız, Nisan’dan bu yana 1995 bazlı İTO İstanbul ücretliler geçinme endeksi enflasyonundan 19 puan daha düşük (tarihssel olarak aradaki fark +/- 5 puan arasındayken) açıklanan resmi TÜFE verilerini dikkate almamız mümkün değil.

Yayınladığı verilerle TÜİK hem enflasyon hem de işsizlikle mücadele etmeyi (nitekim sürekli düşen işsizlik verilerinde de düzensizlikler söz konusu) kendisine görev edindi. Bu eğilim güçlenerek devam edecek; güçlü bir ekonomi ve kontrol altında bir enflasyon resmi çizilecek.

Bu şartlarda TÜİK de Merkez Bankası da aynı statüde buluşuyor: İktisatçılar, ülke ekonomisi için kilit önemde olan iki kurumu da artık dikkate almıyor; bu gidişle de yeni bir hükümet gelinceye kadar da almayacaklar.

Seçim hızla yaklaşırken, AKP’nin ülke ekonomisiyle kumarında son dönemeçteyiz. Bu değerlendirmeyi bir hatırlatmayla bitireyim: Geçmişte ülkeyi büyük ekonomik darboğazlara sürükleyen partiler Türkiye siyaset sahnesinden silinip gittiler. AKP’yi de farklı bir son beklemiyor.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Altıncı Kez Toplandı

İlk olarak 12 Şubat’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde buluşan 6 muhalefet partisinin liderleri bugün Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde bir araya geldi.

Haber Merkezi / Liderler buluşması öncesinde; CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin sosyal medya hesaplarında “Yarının Türkiyesi için… #HepBirlikteGüzelYarınlara” notuyla bir video yayınladı.

Her ay bir genel başkanın ev sahipliğinde yapılan turun son toplantısı olması dolayısıyla liderin ayrıca bu görüşmelerin nasıl bir takvim ve formatla devam edeceğinin de kararını vermesi bekleniyor.

Saadet Partisi’nin ev sahiplindeki toplantıya ilk olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan geldi. İkinci olarak Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, üçüncü olarak ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ardından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener geldi. SP Lideri Karamollaoğlu, tüm liderleri kapıda karşıladı.

Liderlere altılı masanın altıncı toplantısında ikram edilecek yemekler şu şekilde:

-Düğün Çorbası
-Güveç (Ata Tohumundan elde edilmiş sebzelerle hazırlanmıştır)
-Bulgur Pilavı
Söğüş (Ata Tohumundan elde edilmiş domates ve biber çeşitleri)
-Havuç Tarator / Ezme / Közlenmiş Patlıcan
-Çoban Salata
-Sütlaç / Soğuk Baklava

Toplantıda, bundan sonraki görüşme turları için toplantı formatının belirlenmesinin yanısıra, “geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri ve yönetim usulleri”nin masaya yatırılması planlanıyor.

Karamollaoğlu, toplantı öncesinde, masada yer alan liderleri ziyaret ederek, gündeme ilişkin görüş alışverişinde bulunmuştu.

Edinilen bilgiye göre, ilk tur görüşmelerin son toplantısı yapıldığı için, bundan sonraki görüşme turlarının formatının ele alınması bekleniyor.

Kulislere yansıyan bilgilere göre ikinci tur görüşmelerin, TBMM’nin açılmasından sonra, yani Ekim ayında başlaması ve CHP’nin ev sahipliğinde yapılması üzerinde duruluyor.

Ancak bundan sonraki toplantıların her ay mı, yoksa seçim sürecine de girilmesi nedeniyle, temel konuları görüşmek üzerine gereksinim halinde mi toplanması konusunun bugünkü toplantıda netleşeceği ifade ediliyor.

Paylaşın