HDP’li Sancar: Bu Adaletsiz Ekonomik Düzenin Mutlaka Değişmesi Gerekiyor

Partisinin Kars İl Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “İzlenen politikalar halk için değildir, halka hizmet amaçlı bir anlayış bu iktidarda yoktur. Tam tersine büyüme adı altında sermayenin şişirilmesi, sermayeye daha fazla kaynak aktarılması, halkın cebinden bir avuç zengine transfer edilmesidir. Halk yoksullaşıyor, büyüyen ise sermaye ve Saray’ın kendisidir. İşte bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Esnafın bize aktardığı sorunları burada tek tek anlatmaya gerek yok. Esnafın yaşadığı zorluk ve sıkıntılar, burada fazlasıyla mevcut. Bunları değiştirmek için halk bir umut arıyor. Bu gidişatı durdurmak için bir çıkış arıyor. Gerçek bir alternatif arıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki gerçek alternatif biziz. HDP ve ittifakı bu sömürü düzeninin sürmesini engelleyecek ve yeni bir başlangıç yapacak temel aktördür. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, kimse bu şartlara teslim olmasın. Bu iktidarın her türlü baskı ve sömürü uygulamasına karşı gerçek alternatifi her alanda üretmeye kararlıyız. HDP ve ortağı ittifak güçleri daha da büyüyerek gerçek alternatifi bu topluma sunmaya kararlıdır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Kars’taki yerel basın temsilcileriyle bir araya geldi. Burada konuşan Sancar, şunları söyledi:

“Dünden beri Kars’ta çeşitli buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Önce halk buluşması gerçekleştirdik; onlara seslendik, onların sesini dinledik. Sonra esnafımızla buluştuk. Akşam da STK temsilcileriyle bir araya geldik. Kars’ın sorunlarını konuştuk ama genel olarak ülkenin meseleleri hakkında da görüş alışverişinde bulunduk.

Öncelikle yerel ve ulusal basının temsilcileriyle burada bir araya gelmişken, sizler ve bizler açısından en yakıcı sorunun özgürlük olduğunun altını çizmemiz lazım. Basın ancak özgür şartlarda görevini yapabilir. Özgür şartların olmadığı koşullarda ne basın görevini yapabilir ne de toplum bilgi alma hakkını kullanabilir. Böyle ortamlarda baskıcı yöntemler çok daha kolay devreye sokulabilir.

Korku iklimi zaten bu ülkede bu iktidarın en temel yönetme tekniğidir. Korku iklimini hakim kılıyor, fakat korku duvarının kırılabileceği yerlerde de yasaklarla ve polisiye tedbirlerle bu açıkları kapatmaya çalışıyor. Son sansür yasası tam da bu amaçla hazırlanmıştır. Genel basın üzerindeki baskıların yetersiz kaldığı yerde şimdi de internet basınını tam bir kontrol altına almayı hedefliyorlar. Basına gerçek anlamda bir kuşatma operasyonudur yeni kanun teklifi. Sansür yasası teklifidir bu, yoksa dezenformasyonu önleme yasası değildir. Dezenformasyonun, yani yanlış ve yönlendirici bilgi ve haberin kaynağı esasen bu iktidardır.

“İletişim Başkanlığı dezenformasyon merkezidir”

İktidarın İletişim Başkanlığı ülkede dezenformasyon merkezi haline gelmiştir. Gerçekleri çarpıtma ve üzerini örtme göreviyle iş başındadır. Şimdi de bu yetmiyor basının tamamını, internet basını başta olmak üzere tam bir kontrol altında tutmayı hedefliyorlar. Toplumu susturmak kendine güvenmeyen, halkına güvenmeyen iktidarların başvurduğu en önemli yöntemdir. Bunu dünyadaki örneklerden biliyoruz.

Kaybetmekte olan iktidarlar hırçınlaşır ve rızayı üretemedikleri yerde korkuyu büyütmeye çalışırlar. Halkın kendilerine rızası azaldıkça korkuyla ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bu iktidar bir korku imparatorluğu inşa etmek istiyor. Bu iktidar aynı zamanda toplumu suskunlaştırarak varlığını sürdürmeyi hedefliyor.

Çoğu konuşmamda bu rejimin temelinin, bu iktidarın dayandığı en önemli sütunun yalan olduğunu söylemiştim. Yalan üzerine kurulu iktidarın en büyük korkusu hakikatin yayılmasıdır. Hakikat yayıldıkça bu yalan mekanizmaları da iş göremez hale gelir. Bizler sansür yasasına karşı etkili bir muhalefet yürütüyoruz. Ama sadece Meclis’te gösterdiğimiz direnç yeterli değil. Aynı zamanda bütün demokrasi güçleriyle birlikte bu yasa teklifine etkili bir tepki göstermemiz ve bunun uygulamasına karşı da etkili bir dayanışma ortaya koymamız gerekiyor.

“Seçimler iktidar için gerçek bir beka sorunudur”

Seçimlere yaklaştıkça iktidarın benzer manevralarının artacağını görüyoruz. Biraz önce saydığım bu sorunların temelinde demokrasi yokluğu yatıyor. Demokrasiye inanmayan, demokrasiyle hiçbir şekilde barışık olmayan bir zihniyet topluma güvenmez, toplumu da baskı altında tutarak bir şekilde yönetebileceğini düşünür. Korkuyu ve kaygıyı yaygınlaştırdıkça insanların otoriteye sığınabileceği gibi bir hesap yapar.

Bu hesap yanlıştır, bu hesap tutulmayacaktır. Bu hesap halktan dönecektir. Seçimler yaklaşıyor. Seçimler bu iktidar için gerçek anlamda beka sorunudur. Başka alanlarda sürekli beka sorununu dile getiren iktidarın gerçek olmayan sorunlar ve meseleler yaratma çabasına kimse aldanmasın. Asıl beka sorunu iktidarın kendisidir. Bu iktidar toplumu ayrıştırmaktadır, toplumda şiddetin her alana yayılmasının zeminini hazırlamaktadır. Bu iktidar toplumsal ve kültürel hayatı çökertmekte ve çoraklaştırmaktadır.

“Ekonomik çöküşün faturası yoksul halka çıkıyor”

Öte yandan ekonomik gidişatı hepimiz her gün hayatımızda tecrübe ediyoruz. Ekonomide de büyük bir çöküş yaşanıyor ve bunun faturası da yoksul halka çıkıyor. Çöküşe yol açan politikaların elbette nemalanıcıları da vardır. Bu politikaların en büyük nemalanıcıları bir avuç sermaye kesimi ve en çok da yandaşlardır.

Türkiye’de tarım neredeyse bitme noktasına gelmiştir, hayvancılık yok olmaktadır. Verimli toprakları ve hayvancılık için çok elverişli şartları olan şehirlerimiz neredeyse bu imkanların tamamını kaybetmekle karşı karşıyadır. Kars bu örneklerin en çarpıcı olanıdır. Kars’ta hayvancılık en önemli geçim kaynağı idi.

Oysa uygulanan ekonomik politikalar, kurda yaşanan artış ve enflasyondaki yükseliş hayvancılığın da Kars’ta bitme noktasına gelmesine yol açmıştır. Kars’ta bugün girdi maliyetlerinin çok yüksek olduğunu görüştüğümüz herkes iletti. Zaten bildiğimiz bir durum. Makro veriler de bunu ortaya koyuyor. Kars için bunun hayat önemi vardır. Girdi maliyetleri arttıkça hayvancılıkla geçinen, hayvancılık alanında üretim yapan insanlar da artık bunu devam ettiremez duruma geliyorlar.

Şu anda süt üretiminin, süt rekoltesinin Kars’ta çok vahim düzeylere düştüğünü görüyoruz. Oysa süt üretimi Kars için o kadar önemli bir kaynaktır ki, en başta peynir üreticileri ve diğer bütün alanları temelde etkilemektedir. Yoksulluk Kars’ta almış başını gidiyor. Türkiye’nin tamamında olduğu gibi burada da yoksulluk temel sorundur. İşsizlik temel sorunlardan biridir.

Kars bugün Türkiye’de milli gelirden en az pay alan şehirlerin başında gelmektedir. Aynı zamanda işsizlik oranının da en yüksek olduğu bir şehirdir. Bu kadar verimli toprakları ve üretici insanları varken Kars’ın bu duruma düşürülmesi bir kader ve tesadüf olamaz. Tam tersine iktidarın ranta, sömürüye, inşaata dayalı politikalarının yarattığı vahim bir sonuçtur. Bunun en önemli yansımalarından biri Kars’ın sürekli göç veren bir şehir haline gelmiş olmasıdır.

“Gençler Kars’ı terk ediyor”

Sokaklarda gezerken, esnafla konuşurken, STK temsilcileriyle konuşurken karşılaştığımız bu olgu Kars’ta durumun ne kadar kötü olduğunu çıplak bir şekilde ortaya koymaktadır. Gençler şehri terk etmektedir. Şu an resmi verilere göre bile en çok göç veren şehirlerin başında Kars gelmektedir. Sadece başta tarım olmak üzere diğer üretim sektörlerindeki kötüye gidiş değildir bu gidişatın nedeni.

Asıl neden burada geçim imkanlarının kalmamış olmamasıdır. Bir diğer neden de hizmetlere erişimde Kars halkının büyük bir yoksunlukla karşı karşıya kalmasıdır. Burada üniversite hastanesi var ama doktor yok, pek çok alanda uzman doktor yok. Bunu arkadaşlar somut verilerle bize aktardılar. İnsanlar hastalarını yakın şehirlere götürmek zorunda kalıyorlar. Erzurum başta olmak üzere Iğdır ve Ardahan’a hastalar gidiyor.

“Sağlık bir ticaret alanına dönüşmüştür”

Hekimlerin, sağlık emekçilerinin aylardır süren direnişi ve itirazları var. Buna karşı Cumhurbaşkanının söylediği sözler hafızalarımızdan silinmeyecektir. ‘İsteyen istediği yere gidebilir’ demişti. Oysa sağlık emekçilerinin haklarını gasp eden, onların şartlarını ağırlaştıran bu sistemin kendisidir.

Bunun somut örneğini Kars’ta yaşıyoruz. Pek çok alanda sağlık emekçisi eksikliği ve yokluğu yaşanıyor. Sağlık en temel ihtiyaçlardandır, ücretsiz ve kamusal bir şekilde sağlanması gereken bir hizmettir ama maalesef bu iktidar sağlığı bir kamu hizmeti olmaktan çıkarmış ve bir ticaret alanına dönüştürmüştür. Bunun sonuçlarını da toplum olarak ağır bir şekilde yaşamaktayız.

“Bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor” 

Öte yandan da eğitimde aynı sorunlar var. Pek çok okulda öğretmen yok. Eğitim emekçilerinin, sağlık emekçilerinin haklarını alamamalarının yarattığı bir durumdur. İzlenen politikalar halk için değildir, halka hizmet amaçlı bir anlayış bu iktidarda yoktur. Tam tersine büyüme adı altında sermayenin şişirilmesi, sermayeye daha fazla kaynak aktarılması, halkın cebinden bir avuç zengine transfer edilmesidir.

Halk yoksullaşıyor, büyüyen ise sermaye ve Saray’ın kendisidir. İşte bu adaletsiz ekonomik düzenin mutlaka değişmesi gerekiyor. Esnafın bize aktardığı sorunları burada tek tek anlatmaya gerek yok. Esnafın yaşadığı zorluk ve sıkıntılar, burada fazlasıyla mevcut. Bunları değiştirmek için halk bir umut arıyor. Bu gidişatı durdurmak için bir çıkış arıyor. Gerçek bir alternatif arıyor. Biz de kendilerine diyoruz ki gerçek alternatif biziz.

HDP ve ittifakı bu sömürü düzeninin sürmesini engelleyecek ve yeni bir başlangıç yapacak temel aktördür. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, kimse bu şartlara teslim olmasın. Bu iktidarın her türlü baskı ve sömürü uygulamasına karşı gerçek alternatifi her alanda üretmeye kararlıyız. HDP ve ortağı ittifak güçleri daha da büyüyerek gerçek alternatifi bu topluma sunmaya kararlıdır.

Şu an Türkiye’nin gündeminde yaşanan sorunlara baktığımızda her alanda baskı ve zulmün derinleştiğini görebiliriz. Adaletsizlik şu an Türkiye’de en temel olgu haline gelmiştir. Bu iktidar her alanda bir adaletsizlik seferberliği başlatmıştır. Adaletsizlik yargı alanındadır, halkın iradesini yok sayma konusundadır, halkın ekmeğini gasp etme alanındadır.

Adaletsizlik, gençlerin bugününü ve yarınını ipotek altına alma politikalarındadır. Adaletsizlik seferberliğine karşı yapmamız gereken bir adalet seferberliği oluşturmak ve bunu büyütmektir. Bizler ittifak politikalarımızı da bir adalet seferberliğiyle başlatmayı hedefliyoruz. Yola çıktık, şimdi amacımız adalet seferberliğini büyütmek ve çözüm gücü haline getirmektir.

“Adalet krizi insanların hayatlarının tehlike altında olduğu bir toplumsal iklim yaratmıştır”

Çözümün bizde olduğunu, çözüm gücünün halkların bir arada mücadelesinde olduğunu her fırsatta söylüyoruz. Söylemeye devam edeceğiz. Adalet alanında yaşanan bu büyük kriz, yani adaletsizlik seferberliği toplumu adeta bir şiddet sarmalına sürüklemiştir. Artık şiddet günlük hayatın her alanındadır. Bizler bu ülkede Kürt sorunu başta olmak üzere bütün meselelerde barışçıl siyasal çözümü savunan bir partiyiz.

Şiddetin sadece iktidarın askeri ve siyasi politikalarından ibaret olmadığının da altını çizmeliyim. Bu iktidar Kürt sorununda şiddeti ve güvenlikçi anlayışı ısrarla sürdürmekte ve belki de şu ana en üst noktasına çıkarmış bulunmaktadır. Fakat adalet krizi, adaletsizlik seferberliği insanların güvencesiz, hayatlarının tehlike altında olduğu bir toplumsal iklim yaratmıştır.

Onur Şener cinayeti bir tesadüf değildir. Her gün okuduğumuz şiddet haberleri tesadüf değildir. Kendisini iktidara yakın sayan veya bizzat iktidarın içinde olan irili ufaklı pek çok çevre, şiddeti kendisine hak görmektedir. Başkalarını sindirmeyi kendisine hak görmektedir. Çünkü kendilerine dokunulmayacağına inanmaktadırlar. Kendilerine herhangi bir ceza gelemeyeceği inancıyla hareket etmektedirler. Bütün bunlar toplumun içine sürüklendiği krizlerin nasıl çok boyutlu ve derin olduğunu göstermektedir.

“Ekonomik kriz özgürlük yokluğunda somutlaşmaktadır” 

Ekonomik kriz, siyasi kriz demokrasi ve özgürlük yokluğunda somutlaşmaktadır. Ve ahlaki çöküş de yine bu iktidarın yarattığı en önemli sonuçlardan biridir. Yolsuzluklar mubah görülmekte, üstü örtülmekte, iktidara yakın olanların her alanda talan uygulamalarına ortak olmaları adeta normalleşmektedir.

Yolsuzluk ve hırsızlık gibi şiddet de günlük hayatın normali haline getirilmiştir. Yolsuzlukların üstüne gitmek yerine yolsuzluk yapanlarla ilgili iddialar örtülmekte ve yolsuzluk ve hırsızlık teşvik edilmektedir. Yolsuzluk, hırsızlık halkın cebinden ekmeğini kuruşunu çalmadır. Halkı daha fazla yoksulluğa mahkum etmektir. Yandaşı semirtirken halkın sofrasını kurutmaktır.

Dokunulmazlık zırhı olması gereken yerde değil tam tersi alanlardadır. Dokunulmazlık ifade özgürlüğü için olmalıdır, halkın siyasi temsilcileri, halkın iradesi için olmalıdır. Oysa bu iktidar halkın iradesini gasp etmektedir. Burada kayyım rejiminde olduğu gibi. Kayyım rejimi halkın iradesine en büyük saygısızlıktır.

Halkın iradesini gasp etmektir. Ama bununla da sınırlı kalmıyor. Kayyım rejimi aynı zamanda rant, yolsuzluk ve sömürü mekanizmalarını yerellere iyice yerleştirme programının önemli bir parçasıdır. Kayyım atanan yerlerde yapılan uygulamalara bakıldığında bunu görebilirsiniz. Memleketim Mardin’e çok benzeyen, özel olarak ayrıca bu nedenle de çok sevdiğim Kars şehri bu uygulamaların örneklerini yaşamaktadır. Tıpkı Mardin’de olduğu gibi.

“Bunun adı çöküş iktidarıdır”

Yine adaletsizliğin bu kadar yaygınlaştırılması, çeteleşmeyi de teşvik etmektedir. Bugün çeteler, mafyalar adeta ülkenin meşru yönetim odakları haline getirilmişlerdir. Bir mafya-çete zihniyeti yönetimde ve hayatın her alanında yaygınlaştırılmıştır. Bunun adı çöküş iktidarıdır. Bunun adı toplumu en önemli değerlerden mahrum etme operasyonudur. Buna karşı yapmamız gereken de güçlerimizi birleştirmektir. Emek ve Özgürlük İttifakı ile birlikte her yerde halkın sesine kulak vermek için her türlü çabayı harcıyoruz. Yolumuzu masa başında, parti merkezlerinde belirlemiyoruz. Politikalarımızı halkla istişare ederek, halkı dinleyerek, onlarla sürekli etkileşim içinde kalarak oluşturuyoruz.

“Emek ve Özgürlük İttifakı büyüyecektir” 

Bundan sonra da bütün temel konularda aynı politikaları izlemeye devam edeceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı büyüyecektir. Önümüzdeki hedef bu ittifakı en geniş kesimlere ezilenlerin ve yok sayılanların tümünü kapsayacak bir genişliğe ulaştırmaktır. Amacımıza ulaşmamız için de çok daha fazla çalışmamız gerektiğinin farkındayız. Halkımız bilsin ki bir alternatif vardır.

Emekten yana, sömürüye karşı adaletsizliği ortadan kaldıracak adaleti savunan, bu baskılara karşı duran, özgürlüğü savunan, yalan iktidarına karşı hakikatin peşini bırakmayan bir alternatifi mutlaka inşa edeceğiz. Sadece seçimler için değildir. Seçimlerden sonra da yeni bir başlangıç, demokratik ve özgürlükçü, emekten yana bir değişimin dinamik motor gücü haline geleceğiz. Şimdi yaptığımız şey bütün bu adaletsizliklere karşı en geniş kesimlerin mücadele ortaklığını sağlamaktır.

Eğer bunu başarırsak bu iktidarı, bu rejimi durdururuz. Bu rejimi değiştiririz, iktidarı değiştiririz. Halk gerçek bir alternatif ve hakiki bir umut arıyor. Gerçek alternatif bizleriz, umut bizlerdedir. İki kutba mahkum değiliz. Mevcut rejimin talana, yalana, soyguna, sömürüye dayanan rejimine mahkum değiliz. Ama bu rejimi küçük rötuşlarlar, başka kadrolarla devam ettirecek projeleri de kabul etmiyoruz. Bunlara mahkum olmadığımızı bütün halkımız bilsin.

“Demokrasiyi yerele yayarak güçlendirecekse anayasa tartışmalarına öncülük yaparız”

Kars halkların, inançların, kültürlerin bir arada barış içinde yaşama geleneğini en köklü şekilde ortaya koyan kentlerin başında gelmektedir. Tıpkı Mardin gibi. Burada halklar, farklı kesimler, inançlar, farklı kültürlerden çevreler yüzyıllardır barış içinde, birbirlerine saygı çerçevesinde bir arada yaşamayı başarmışlardır. Bizler Türkiye’de gerçek ve kalıcı barışın, herkese eşit ve özgür bir yaşam sağlamaktan geçtiğine inanıyoruz.

Anayasa tartışmaları da dahil olmak üzere her türlü tartışmaya bu çerçevede açığız. Eğer eşit yurttaşlık temelinde demokrasiyi yerele yayarak güçlendirecek bir yol açılacaksa, biz bu yolda bütün gücümüzle katkıya ve öncülüğe hazırız. Biliyoruz ki iktidar şimdi anayasa tartışmalarını ortaya atmakla başka bir gündem de yaratma peşindedir. Ama istediği amaç ve saikle hareket etsin fark etmez. Bu ülke şimdi hemen, bu mümkün değilse yarın özgürlükçü ve demokratik bir anayasaya kavuşacaktır. Bunu gerçekleştirecek güç de bizleriz yani Emek Özgürlük İttifakı ve bunun yaratacağı büyük demokrasi blokudur. Bu ülkeye inançların eşit, halkların özgür yaşayacağı bir geleceği mutlaka armağan edeceğiz.

Dünden beri Kars’ta gördüğümüz ilgi, halkımızın teveccühü inancımızı güçlendirmiştir. Sizler aracılığıyla Kars’ta yaşayan bütün insanlarımıza teşekkür ve minnetlerimizi iletiyorum. Büyüyerek değişim gücünü birlikte yaratacağız. Birlikte başaracağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Zorbasın, Gaddarsın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsü tartışmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz” sözlerine Twitter üzerinden yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu “Beklediğim gibi Erdoğan, başörtülü kadınları rehine olarak elinde tutabilmek için konuyu alakasız yerlere taşıdın. Samimi değilsin. Zorbasın. Milletimiz görsün istedim ve sen gösterdin. Sen kim ‘Özgürlükçü Anayasa’ kim. Sen yasakçısın, sen gaddarsın. Asla şaşırtmazsın” dedi. Kılıçdaroğlu şöyle devam etti;

“Benimle misiniz” diye seslendiğimde, elbette bu kanun teklifimin sadece başlangıç olduğunu bilerek seslendim. Daha büyük meseleler de var ve yürekli bir şekilde çözümler getireceğiz hepsine. Tekrar ediyorum, yürekli bir şekilde çözeceğiz.

“Ben siyasi ikbal düşünecek değilim. Ben siyasal hayatımın sonunda, miras olarak ardımda barışık bir Türkiye bırakacağım. Enerjisini dünya ile rekabet için harcayan bir Türkiye bırakacağım. Bu riski almak zorundayım. Başarılı olur muyum bilmiyorum… Ama deneyeceğim.

“İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunun 99. yıldönümünde; Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarını minnetle, şehitlerimizi rahmetle anıyor, kurtuluş coşkusu yaşayan İstanbul halkını sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Geldikleri gibi gittiler!

“Başörtülü kadınların hak ve özgürlüklerine kavuşması için önerdiğimiz bu kanuni zırhı sen destekle Erdoğan; eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız

“Bu kullandığın zehirli dili de artık bırak, çok çirkin bir üslubun var. Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan dönüşte yaptığı açıklamada, Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş?” demişti.

‘Aile falan hepsi bu işin içinde’

Erdoğan ayrıca “O zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. “Desteklemeyeceğiz” dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. “Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın” dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti;

“Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim”

Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz.

Paylaşın

TGC: RTÜK, Eleştirel Medyaya Bedel Ödetiyor

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) KRT, Halk TV ve Kafa Radyo’ya kestiği cezalar için “RTÜK seçim öncesi iktidarın kamu yararına olmayan faaliyetlerinin konuşulmasını cezalarla engellemeye çalışıyor” açıklamasında bulundu.

TGC, RTÜK, TELE1, KRT, Halk TV ve Kafa Radyo’ya kestiği cezalarla ilgili bir açıklama yaptı.

Cezaların seçim öncesi bir bedel ödetme olduğunu savunan TGC, cezaların halkın haber alma hakkını engellediğini söyledi:

“RTÜK bu cezalarla yine halkın haber alma, bilgilenme, gerçekleri öğrenme hakkını engellemiş ve ısrarla Anayasa’yı yok saymıştır. Kararlarını çağdaş ve özgürlükçü bir yaklaşımla alması beklenen RTÜK, verdiği para cezaları ve yayın durdurma kararlarıyla eleştirel medyaya bedel ödettirmektedir. Böylelikle yurttaşlar da habere erişememektedir.

RTÜK seçim öncesi iktidarın kamu yararına olmayan faaliyetlerinin TV ekranlarında konuşulmasını cezalarla engellemeye çalışmaktadır.

RTÜK’ü halkın haber alma hakkını engellemekten, eleştirel yayın yapan TV kuruluşlarını para cezalarıyla ekonomik olarak zora sokmaya çalışmaktan vazgeçmeye, Anayasaya, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğüne saygılı olmaya çağırıyoruz.”

Ne olmuştu?

RTÜK, Halk TV, Tele 1, KRT ve Kafa Radyo’ya oy çokluğuyla  yüzde 3 para cezası vermişti.

RTÜK bu kararlara gerekçe olarak, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarını televizyonda tartışarak Serhat Albayrak ve Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘küçük düşürülmesi’ni göstermişti.

İzmir’in kurtuluşunda tek kurşun atmadık’ diyen eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerinin eleştirilmesi nedeniyle de Kafa Radyo’ya da yüzde 3 idari para cezası uygulamıştı.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması: Erdoğan: Kılıçdaroğlu Pas Verdi, Bizim De Golü Atmamız Lazım

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü açıklamalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım” dedi ve ekledi:

“Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çekya ziyareti dönüşünde uçakta iktidara yakın basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüyle ilgili yasal düzenleme çağrısı üzerine konuşan Erdoğan, “Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş? Sen dürüstsen, o zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. ‘Desteklemeyeceğiz’ dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. ‘Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın’ dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” dedi.

“Sadece bu konu mu, hepsi beraber mi?” sorusunu yanıtlayan Erdoğan, “Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz. Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Kemal Kılıçdaroğlu, geçmiş dönemde sizin adım atmayı planladığınız konularla ilgili önceden çeşitli sosyal medya mesajlarıyla ön almaya çalıştı. Bu konuda da sizin hem başörtüsü hem aileyle ilgili düzenleme yapma kararınız eğer önceden varsa, bu karar ona ulaşmış olabilir mi?” sorusuna karşılık böyle bir çalışmalarının olmadığını söyledi.

“Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar”

“Başörtüsü problemimiz yoktu” diyen Erdoğan, “Çözmüşüz bunu. Şimdi biz bunu çözdüğümüze göre bu bizim gündemimizde niye olsun. Bu beyefendi getirdi bunu gündeme koydu. Bu da ne oldu? Bu pek pas vermekten de anlamaz ama farkında olmadan bize bir pas verdi. Bizim de golü atmamız lazım. Bilmiyor benim ömrümüm santraforlukla geçtiğini. Artık Allah’ın izniyle Sayın Kılıçdaroğlu gibileri bu ülkenin başına gelemeyeceğine göre bu millet bunları derdest etti, bitti. Bundan sonra artık benim milletim çok daha özgür bir hayatın tadını yaşayacak. Bir defa yasal bir düzenlemeyi gündeme getirmesi bile çok çok gayriciddidir. Üstelik de o masanın etrafında olanlardan bir tanesi, utanmadan sıkılmadan biz de destekleyeceğiz diyor. Kimlerin olduğunu anlayın artık… Gazı verdiler, sonra da destekliyoruz diyorlar” dedi.

İktidarın “dezenformasyonla mücadele yasası” olarak tanımladığı sosyal medya yasa tasarısıyla ilgili “Son yıllarda etnik ve mezhep temeline bölücülük yapan medya kuruluşlarına akan fonlar var. Özellikle Avrupa Birliği ve batılı ülkeler LGBT’yi, bölücülüğü fonluyorlar. Medyada bir millilik meselesi var. Dezenformasyon yasasıyla ilgili kanaatiniz nedir?” sorusuna Erdoğan’ın yanıtı şöyle oldu: “Dezenformasyonla mücadele yasasıyla ilgili 14 madde Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. Bu yasanın çıkışıyla beraber inşallah bunları ciddi manada frenleyeceğiz ve gereği de neyse onu da inşallah yapacağız. Yasa bu noktada zengin, güçlü bir yasa.”

KKTC Dışişleri Bakanı’nın açıklamalarını değerlendiren Erdoğan, “Bu konuda biliyorsunuz biz kimsenin düşünmediği bir dönemde ne yaptık? İlk işimiz İHA’ları, SİHA’ları Kuzey Kıbrıs’a yerleştirdik. Şu anda İHA ve SİHA’larımız oradalar ve bu söylediğiniz yerle ilgili konuda da yine benzer şeyler olabilir. Bunun olması da zaten haktır. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ı dört bir yandan, her yönüyle bizim sağlama almamız lazım. Olsa da olmasa da zaten bizim şu anda kendi ana karamızdan uçaklarımız kalktığı anda zaten anında Kuzey Kıbrıs’ta. Herhangi bir sıkıntı orada da söz konusu değil. Bir de bu akşam Anastasiadis, illa bir görüşelim, konuşalım filan dedi. Araya birilerini de soktu. Dedim ki ‘Başkan sen şimdi zaten gidiyorsun’. İki ay sonra ayrılıyor. Dedim ‘Böyle bir zamanda bunlar konuşulmaz.’ Ayrıca dedim ki ‘Siz hep bir yerden bir talimat alıyorsunuz. Bu talimatlarla falan zaten bu işler yürümez.’ Onun için bunların ipiyle kuyuya inilmez. Aksi takdirde kuyuda kalırsın” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun 9-13 Ekim arasındaki ABD ziyareti sorulan Erdoğan, “Onlar beni iyi takip etmiyorlar. Biz bir defa ilk seçimi yaptığımızda ve bu seçimden de açık ara büyük bir başarıyla birinci parti olarak çıktıktan sonra gitmiştik. Ben o zaman bir Avrupa seyahati yaptım, Avrupa ülkelerini dolaştım. Bir de Amerika’ya gittim. Avrupa’da Chirac’la, Schröder’le görüşmüştük. Lüksemburg’un Başbaşkanı Jean-Claude Juncker’le de görüşmüştük. Hatta Juncker’e bir gazeteci ‘Siz normalde seçilmişleri karşılıyorsunuz’ demişti. O da dedi ki ‘Demokrasi sandıktır. Biz sandıktan çıkana saygı duyarız. Erdoğan sandıktan çıktı. Ben ona demokrasinin gereği olarak saygı duyuyorum ve kimseyi de rahatsız etmesin.’ Geldi beni bir de havaalanına kadar uğurladı. Ben Bay Kemal’i de hiç önemsemiyorum, gidebilir. Mevla dünyayı kulları için yaratmış. Herkes istediği yere, istediği zaman gidebilir. Yani onun bu derdi bizi niye ilgilendirsin” dedi.

Paylaşın

‘Montrö Bildirisi Davası’nda 12 Mahkumiyet Talebi

Kamuoyunda ‘Montrö Bildirisi Davası’nda aralarında Atilla Kıyat, Ergün Mengi ve Türker Ertürk’ün olduğu 12 sanık için “devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak” suçundan 12 yıla kadar hapsi talep edilirken, 91 sanık için beraat talep edildi. 

Montrö Sözleşmesi ile ilgili yaptıkları açıklama nedeniyle ‘anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak’ suçlamasıyla 103 emekli amiralin yargılandığı davada savcı mütalaasını açıkladı. Savcı, aralarında Atilla Kıyat, Ergün Mengi ve Türker Ertürk’ün olduğu 12 sanık için 12 yıla kadar hapis, 91 sanık için beraat talep etti. Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, bazı tutuksuz sanıklar ile avukatları katıldı.

Savcı, mütalaasında, sanıklar Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün ADMEK-2 isimli WhatsApp grubunda söz konusu bildirinin taslağının paylaşılmasından itibaren metnin oluşturulmasına kadar katkı sundukları, altını imzalamayı kabul ettikleri ve yayımlanması için anlaştıklarını belirtti.

Söz konusu sanıkların, seçilmiş hükümeti hedef aldıklarına ve muvazzaf askeri personel ile toplumun muhalif kesimlerini birlikte harekete geçirmek üzere anlaştıklarına dikkati çeken savcı, bildiride geçen Montrö vurgusunun da “araç” olarak kullanıldığı, bunun WhatsApp grubunda yer alan sanıkların yazışmalarından anlaşıldığını vurguladı.

Savcı, mütalaasında, sanıkların ortak bir iştirak iradesiyle hazırlanan bildiriyi kamuoyuyla paylaşarak, meşru iktidara karşı harekete geçmek üzere ve hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde emir komuta dışında hareket edilmesini hedeflediklerini aktardı.

Buna göre, savcı, sanıklar, Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçunu işlediklerini belirterek, 3 yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi.

Savcı, aralarında eski Deniz Kuvvetleri komutanları Bülent Bostanoğlu, Eşref Oğuz Yiğit ve Murat Bilgel’in de bulunduğu 91 sanığın isnat edilen suça yönelik kasıtlarının bulunmadığını, cezalandırılması istenen 12 kişinin eylemlerine iştirak iradelerinin olmadığını belirterek, bu sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat talebinde bulundu.

Daha sonra söz alan avukatlar, esasa ilişkin mütalaaya karşı savunma yapmak için süre istedi. Mahkeme, duruşmayı 12 Aralık’a erteledi.

Savcının mütalaası sonrası sosyal medyadan paylaşım yapan emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, “Savcının mütalaası bana balyoz günlerini hatırlattı, o zaman da gülmüştüm şimdi de gülüyorum, tek bir hukuki gerekçeye dayanmayan, siyasi bu davada adalet aramanın bir manası yok vatanı sevmenin bedeli davalarla caydırılmaksa her şeye rağmen vatanımı sevmeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Emekli amiraller, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” diye yanıt vermesi ve eski Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yapmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, açıklamayla ilgili resen soruşturma başlatmıştı. Soruşturma kapsamında, söz konusu açıklamayı hazırlayan ve yayımlanma sürecinde faaliyet gösteren 14 emekli amiralden Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmıştı. Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat ise emniyete ifadeye çağrılmıştı. Emekli askerler, ifade işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Soruşturma kapsamında 6 emekli amiral ile bir emekli general 16 Nisan’da, 84 şüpheli ise 27 Mayıs’ta ifadeye çağrılmış ve onlar da adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 emekli asker hakkında iddianame düzenlenmişti. Savcılık, emekli amirallerin, TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamındaki ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması: Mesele Golse… O Zaman Bay Kemal 90’a Taktı!

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartacakları kanun teklifini gündeme getirmişti. CHP de teklifi Meclis’e sunmuştu. Habertürk yazarı Sevilay Yılman, “Mesele golse… O zaman Bay Kemal 90’a taktı!” başlıklı yazısında konuyu değerlendirdi.

Sevilay Yılman, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü çıkışını değerlendirdiği yazısında “Bay Kemal 90’a taktı” dedi. Yılman, CHP liderine yönetiltilen eleştirilere tepki gösterirken “Yahu kardeşim siz Kemal Bey’i ne sandınız? Bu çıkışı yaparken tahmin etmemiş olabilir mi Erdoğan’ın nasıl karşılık vereceğini? Ne beklemiş olabilirdi yani?” dedi.

Yılman, bugünkü köşe yazısında Türkiye’nin ekonomik olarak geçtiği zor dönemde CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü çıkışının bir kısma göre zamanı olmadığını söyledi. Yılman, “Kemal Kılıçdaroğlu bu çıkışı bile/isteye ve tam da zamanında yaptı” dedi ve şu görüşlerini dile getirdi:

CHP oy getirmez bu hamle ama büyük seçime beraber gittiği Saadet, Deva, Gelecek partilerinin liderlerinin de elini rahatlatır. Erdoğan ve iktidarının muhafazakar, dindar kitlelere yönelik; “Biz gidersek ve yasakçı CEHAPE zihniyeti iktidar olursa ne başörtünüz kalır kafanızda! Ne de yaşam tarzına saygı!” metaforunu rafa kaldırır… Bu arada dün birçok kişiyle görüştüm. Hem AK Partili hem de 6’lı masada ki partilere sempati duyanlar… Hem de CHP’liler… Çok garip ama AK Parti’nin fanatikleri ile bir kısım CHP’li dışında hiç kimsenin rahatsızlığı yok Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışından! Aksine memnunlar ve bu çıkışın toplumsal uzlaşma adına çok kıymetli bir adım olduğunu düşünüyorlar.

“AK Parti fanatiklerinin ayarları bozuldu”

Ben AK Partili fanatiklerin Kemal Bey’in bu hamlesini küçümsemelerini anlayabiliyorum. Ayarları bozan bir çıkış oldu çünkü. Ancak çoğu CHP sempatizanı olan solcu ve liberal tayfanın niye rahatsız olduğunu ve Kemal Kılıçdaroğlu’yla çok çiğ söylemler ve garip hal, hareketler eşliğinde neden alay ettiklerini anlayamıyorum! Kılıçdaroğlu’nun dindar, muhafazakar seçmene; “Lütfen endişe etmeyin! Emin olun biz iktidara gelsek de asla hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Başörtünüzü de, yaşam tarzınızı da yasal olarak güvenceye almak için ne gerekiyorsa yapacağız!” demiş olması neden saçma bulunuyor? Diyecekler ki; “Erdoğan gibi kurt siyasetçiye öyle bir pas verdi ki… O da aldı pası ve CHP Liderine; ‘Madem çok istiyorsun. O zaman anayasal olarak güvence alalım. Gelin Anayasayı değiştirelim’ diyerek çok şahane bir gol attı!”

“Siz siyaset okumayı bilmiyorsunuz”

Ben de derim ki o zaman bunu diyen arkadaşlara… Hakikaten siz siyaset okumayı falan bilmiyorsunuz. Bildiğinizi sanıyorsunuz ama esasında zerre-i miskal anladığınız yok! Yahu kardeşim siz Kemal Bey’i ne sandınız? Bu çıkışı yaparken tahmin etmemiş olabilir mi Erdoğan’ın nasıl karşılık vereceğini? Ne beklemiş olabilirdi yani? Tayyip Bey’in; “Yaşa Bay Kemal! Varol! Bunu düşündüğün için minnettar olduk. Büyüksün!” mealinde sözlerle karşılık vereceğini falan mı sanmıştı? İyi misiniz siz arkadaşlar? Yoksa gündemden mi kopuksunuz?

“Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun son teklifine cevap bile vermedi”

Çünkü golse eğer mesele… O zaman golün babasını 90’a takarak; “Eğer kurnaz bir ajanda çıkmaz ise tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız” diyerek Bay Kemal attı! Ve bu maçı burada da bitirdi. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız… Kılıçdaroğlu’nun bu son teklifine cevap bile vermedi. Ha verir mi bundan sonra? Sanmam.

Çünkü Alevilerin talebi net! Bugün ziyaret edeceği Şahkulu Dergahı’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi inancıyla alakalı çalışmaların yapılacağı bir enstitünün kurulacağını ve cemevlerinin elektrik, su gibi ihtiyaçlarının karşılanacağını, her cemevi dedesine ve bir çalışanına maaş bağlanacağını açıklayacağı söyleniyor ama bunlar bu talebi karşılamıyor. Kılıçdaroğlu’nun da son teklifinde kastettiği bu değildi.

Çünkü Alevi yurttaşlar cemevlerinin, AİHM’in 2016’da aldığı karar doğrultusunda Anayasal güvenceyle ibadethane statüsüne kavuşturulmasını ve bu statüye bağlı olarak verilecek tüm hizmetlerin yine Anayasal olarak Diyanet çatısı altında güvenceye alınmasını talep ediyor. Ki, haksız değiller çünkü kabul edilsin ya da edilmesin bu ülkede milyonlarca Alevi var ve bu yurttaşlar da ibadeti için her türlü hizmeti alan sünni kardeşleri gibi aynı vergileri ödüyor ve dolayısıyla da aynı haklara sahip olmak istiyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Almanya’nın Doktor Açığını Türkiye’den Giden Doktorlar Kapatıyor

Son 10 yılda Almanya’ya giden ve birçoğu uzman olan Türkiyeli doktor sayısı 7 bin 500’ü geçti. Almanya’da bir Türkiyeli doktor yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Almanya’da 2022 yılı başına kadar 15 bin olarak açıklanan ‘doktor açığını’ Türkiye’den giden doktorlar kapatmaya başladı. Türkiye’den Alman hastanelerine başvurup ‘doktorluk yetki belgesi (approbation)’ alan doktorların sayısı 7 bin 500’e ulaştı.

Sözcü gazetesinden Ali Gülen’in haberine göre, Almanya’ya geçen yıl bin 500’ün üzerinde doktor giderken, 2022 yılında bu sayıya şimdiden ulaşıldı. Son iki yıl içerisinde giden Türkiyeli doktorların çoğunun da uzman olduğu öğrenildi.

Uzman doktorların sadece hastanelerde iş bulmak için gelmediği, aynı zamanda muayenehane de açtığı belirtildi. Almanya’nın birçok kentinde, Türkiyeli göz doktorları, Türkiyeli ortopedistler, diğer uzmanlar kendi kliniklerinde çalışıyor.

Almanca öğrenerek giden Türkiyeli doktorların hastalarının çoğunun ise Almanlar’dan oluştuğu aktarıldı.

Türkiye’den giden doktor Almanya’da bir yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Türkiye’den giden doktorlar, “Kendimizi buraya zor attık” derken, en çok Türkiye’deki çalışma koşulları, düşük gelir ve sağlık çalışanlarına karşı kötü davranışlardan şikayet ediyor.

Çocuklarını eğitememek ya da daha iyi yaşam koşulları nedeniyle Almanya’yı tercih edenlerin sayısı her geçen gün artarken, Türkiyeli doktorların ikinci olarak seçtiği ülke ise İsviçre oldu.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması; Akşener Sessizliğini Bozdu: Doğru Bulmuyorum

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusuna ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” dedi.

Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, “Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu Sözcü gazetesini ziyaret etti. Ziyarette gündeme dair değerlendirmede bulunan Akşener, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusu ile ilgili de konuştu.

Akşener “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” ifadesini kullandı. Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Derin yoksulluk içindeki evleri geziyorum. Bir kapağı yamuk buzdolabını açtığımda içinde hiçbir başka gıdanın yer almadığı, mercimek çorbaları görüyorum. Yağ bile yok. 3.5 yaşında kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan kız ya da erkek çocukları görüyorum. Rutubet dolayısıyla astım olmuş çocuklar görüyorum. 15’inden sonra da obez olmuş kız ve erkek çocuklar görüyorum.”

“Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” diyen Akşener, bununla ilgili bir problemleri bulunmadığını vurguladı. Akşener, “Başörtüsüne dair geçmişte yaşananlar yanlıştı. O yanlışlığı da bağıra bağıra ifade edenlerden birisiyim. Ama o konunun artık problem olmaması, gündemimizden çıkması söz konusu. Hatta başörtüsüyle Meclis’e girecek olan kadın milletvekilleriyle ilgili görüşmeyi Sayın Cemil Çiçek’in isteğiyle ben yönettim. Sayın Kılıçdaroğlu genel başkandı. Kendisiyle de konuşarak hiçbir probleme, incitmeye sebep vermeden yönettik ve o iş de bitti… Temel prensip olarak elbette hakkın hukukun yanındayız. Biz gıdaya erişim gibi kanayan yaraları konuşmak durumundayız.”

“Nefes alamayan bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Bu seçim, son seçim. Bu son seçim derken Türkiye öldü, bitti, gitti anlamında söylemiyorum. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Dolayısıyla bu seçimi kazanmak için iktidarda bulunanlar her türlü manivelayı, her türlü mekanizmayı, her türlü aparatı kullanacaklar. Dolayısıyla buna şaşırıyor muyuz? Hayır şaşırmıyoruz. Bize düşen nedir? Bu manevraları, bu aparatları, bu mekanizmaları etkisiz hale getirmek. Bunun yolu nedir? Vatandaşı, milletimizi bu konuda sürekli uyarmak ve onu bilgilendirmek bu konuda oy kullanarak tutum almasını sağlamak.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik uygulanan ve uygulanmaya yeni başlanan yaptırım paketi kapsamında Türkiye’ye uyarıda bulundu. AB’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Avrupa Komisyonu’nun Finansal Hizmetler, Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları Birliği’nden Sorumlu Üyesi Mairead McGuinness dün Ankara’da görüştüğü hükümet yetkilileri ve iş dünyası temsilcilerine yeni yaptırımlar hakkında bilgi verdi ve Brüksel’in uyarılarını gündeme getirdi.

AB büyükelçilerinin yeni yaptırım paketinde uzlaşmalarından sadece bir gün sonra Ankara’da temaslarda bulunan Komisyon üyesi McGuinness, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile bir araya geldi. Komisyon üyesi, akşam yemeğinde de iş dünyasının önde gelen dernekleri ve kurumlarıyla toplantı yaptı.

AB delegasyonundan yapılan açıklamada, “Komisyon üyesi McGuinness, yaptırım politikalarını ve daha ileri iş birliği fırsatlarını ele almak ve hükümet üyeleriyle görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor” ifadelerine yer verildi.

Avrupalı yetkili, Ankara’daki resmi temaslarının ardından Twitter üzerinden yaptığı kısa açıklamada, belirsizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde AB’nin güçlü ortağı olan Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken, “Rusya’ya karşı yaptırımlarımızın uygulanmasına ve yaptırımların hile yoluyla atlatılmasını tespit edip kökünü kazıma ihtiyacına güçlü bir şekilde odaklandığımızı iletme fırsatı doğdu” diye konuştu.

McGuinness’in Ankara temaslarını daha önemli kılan gelişme, ziyaretin, AB’nin Rusya’ya dönük sekizinci yaptırım paketini kabul etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi oldu. Rusya’nın petrol satışına tavan fiyat getirmesi nedeniyle çok tartışılan AB’nin yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Yaptırım kapsamı genişledi

AB, Rusya’nın askeri, endüstriyel ve teknolojik ürünlere ulaşmasını güçleştirmek, savunma ve güvenlikle ilgili sektörlerini geliştirmesini önlemek amaçlı olarak yeni ihracat kısıtlaması getiriyor ve bu kapsamda kömür, kok kömürü, Rus silahlarında bulunan spesifik elektronik parçalar, havacılık sektöründe kullanılan teknik malzemeler ve bazı kimyasalların satışını yasaklıyor.

Rus ekonomisine yaklaşık 7 milyar euro civarında zarar vermesi beklenen ithalat kısıtlamaları kapsamına ise işlenmiş ve yarı işlenmiş Rus çelik ürünleri, makine ve elektrikli aletler, plastik ürünler, araçlar, tekstil, ayakkabı, deri, seramik, bazı kimyasal ürünler ile altın dışı mücevher giriyor.

Aynı paket, Rusya’ya ileri teknoloji, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda hizmet sunan şirketleri de etkiliyor.

AB, böylece kişi, kurum ve kuruluşların yanı sıra Rusya ile iş yapan şirketleri içerecek şekilde yaptırım kapsamını genişletmiş oluyor.

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat’ta başlattığı saldırının ardından ABD, AB ve diğer Batılı ortakların aldığı yaptırım kararlarına uymayacağını, ilkesel olarak sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan yaptırımlara itibar edeceğini açıklamıştı.

Yaptırımlara uyan Avrupalı ve diğer uluslararası şirketlerin faaliyetleri sonlandırmasıyla doğan boşluk, Rus şirketleri ile yoğun bir mesai başlatan Türk şirketleri tarafından dolduruldu.

Bu süreçte, Türkiye’de kurulan çok sayıda Rus şirketi, ithalat ve ihracat faaliyetleri için Türkiye’yi üs gibi kullanmaya başladı. Financial Times’ın haberine göre, son dönemde Türkiye’den Rusya’ya ihracat geçen seneye oranla yüzde 50’ye yakın bir oranda arttı.

Brüksel’de tedirginlik arttı, Macron da uyardı

AB’li diplomatlara göre, Türkiye’de faaliyetini artıran Rus şirketlerinin sayısı her gün artıyor.

Samsun’dan Novorosisk’e yapılan Ro-Ro ticareti ve artan karayolu TIR ticaretini yakından gözleyen Brüksel’e göre, Rus şirketleriyle yapılan bu ticaretin AB yaptırım paketlerini delme olasılığı yüksek.

AB’nin bu tedirginliği, Prag’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da dile getirildi. Erdoğan-Macron görüşmesinin ardından Fransız Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, Fransız Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan’a “Rusya’ya uygulanan yaptırımların atlatılmasına ilişkin çabalara karşı mücadele etme” çağrısında bulunduğu kaydedildi.

Türkiye’nin ihracatının neredeyse yarısını AB’ye yaptığını anımsatan diplomatlar, Brüksel’in Türkiye ile ticaretin zarar görmesini istemediğini ve bu nedenle Ankara ile yakın çalışma içinde olmak istediğini kaydediyorlar.

Aynı diplomatlara göre, Brüksel’in tedirginliğini daha da artıran gelişme Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Ağustos’ta Soçi’de ziyaret ettiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik iş birliğini derinleştirmeyi amaçlayan ama içeriği açıklanmayan bir mutabakat muhtırasının imzalandığını açıklaması oldu. Diplomatlar, anlaşma içeriğinin bazı yaptırım alanlarıyla örtüşmesi nedeniyle kamuoyuna açıklanmamış olabileceği şüphesinin Brüksel ve Washington’da dile getirildiğini kaydediyorlar.

Batı’dan gelen bu kaygılar üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki büyükelçilere bir sunum yaparak, endişelerin yersiz olduğu ve yaptırım uygulanmasının zarar verici sonuçlar doğuracağı mesajını verdiği biliniyor.

Ancak Rus vatandaşlarının Türkiye’de kullanımına açılan Mir kartının Batı’dan Türk bankalarına gelen baskı sonucunda kullanıma kapatılması bu sürecin en somut gelişmelerinden biri olmuştu.

Daha çok iş birliği mesajı

McGuinness’in Ankara temaslarında Türkiye ile ticari iş birliğini artırma ve potansiyeli geliştirme mesajı verirken, yaptırımların delinmemesi için de Brüksel ile yakın iş birliği içinde olunması çağrısında bulunduğu öğrenildi. AB Komiseri’nin benzer mesajları iş dünyası temsilcileri ile yaptığı yemekte de gündeme getirdiği belirtiliyor.

McGuinness’in Maliye Bakanı Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu ile temaslarında, ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ kapsamında izlenen politikaları ele alıp, muhataplarından bundan sonraki sürece dönük bilgi aldığı kaydediliyor.

Brüksel’de yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin izlediği modelin ileriki dönemde Türk ekonomisine ve özellikle reel ekonomiye daha fazla kayıp verdireceğini, enflasyonun kısa vadede düşme eğilimine girmeyeceğini öngörüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Altılı Masa’nın Ortak Adayına HDP Hangi Koşullarda Destek Verecek?

2023’te yapılacak olan milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça partiler ve partilerin içerisinde bulunduğu ittifaklarda çalışmalarını hızlandırdı. “Emek ve Özgürlük İttifakı” ile seçime hazırlanan HDP’de cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için özel bir komisyon oluşturuldu.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün aktardığına göre, Halkların Demokratik Partisi (HDP), bu bağlamda bazı isimlerle görüşmelere başladı. Masada tartışılan alternatif isimlerle ya da bu isimlerin önerebileceği farklı kişilerle görüşmeler gerçekleştiren komisyon toplumsal eğilimleri de alıyor.

Aday belirleme çalışmalarında amacın cumhurbaşkanlığı için “her iki ittifakı aşacak güçte ve nitelikte” bir aday ortaya koymak olduğu belirtiliyor. Komisyon, “Türkiye toplumu muhalefet blokuna mahkum değil” mesajını vermek istiyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı

HDP kaynakları aday konusunda “Türkiye toplumunun parmakla gösterdiği bir kadın da olabilir, tüm kesimlere güven verebilecek bir kanaat insanı da” diyor.

Kurulların özel çalışma için bir komisyon oluşturduğunu belirten yetkili “Tartıştığımız isimler var. Bizim aday sürecimiz Altılı Masa’dan daha hızlı ilerliyor. Çünkü bizim kurduğumuz blok, altı yan yana gelemezlerin olduğu bir masa değil. Hatta zamanı gelince bu masaya siz iyi bir aday çıkaramadınız, topluma umut veremiyorsunuz diyerek kendi adayımızı da sunabiliriz.” diyor.

HDP’de ilk hedef kurduğu ittifakı büyütmek. AK Parti’den uzaklaşan muhafazakâr Kürt seçmene ulaşabilmek için çalışmalar yapılacak.

AK Parti’den kopan muhafazakar Kürtlerin yanı sıra diğer Kürt partileri, Alevi örgütleri, kadın hareketi, emek güçleri ve ekoloji hareketi de ittifaka dahil edilmek isteniyor.

HDP’de Altılı Masa’nın adayı olarak anılan isimler için ‘ret ve kabul ölçüleri’ belirlendi

HDP’de Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak anılan isimler üzerinden bir değerlendirme yapılmak istenmiyor ancak söz konusu isimler için keskin bir biçimde ret ve kabul ölçüleri belirlenmiş durumda.

  • Buna göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerine geçtikten sonra onun yetkilerinden vazgeçecek ve bunu toplumun önünde taahhüt edecek.
  • Kürt sorunun çözümü için barıştan yana tavır alacak, şiddet ve savaş konsepti karşıtı olacak.
  • Devletin sistem dışına attığı tüm ‘ötekileri’ kucaklayacak ve de yeni bir demokratik anayasanın sözünü ve ipuçlarını verecek.

Partide bu üç ilkeyi tutum olarak belirlemeyen adayı ‘desteklememe’ konusu netleşmiş durumda.

“Türkiye’deki ırkçılığı ve faşizmi Erdoğan’dan devralıp başka bir makyaja kavuşturacak bir adaya onayımız yok” diyen yetkili, şu ifadeleri kullanıyor:

“Milliyetçiliğe dayanan aday profili Türkiye’de Erdoğan’ın kopyası olmaktan öteye gidemez. Üç ilkeye tutum belirleyemeyen bir adayın yanında neden yer alalım? Erdoğan bunları terk ettiği için ülke bu halde. Bu üç temel ilkeye karşı ortaya çıkacak aday kamuoyu önünde toplumsal sözleşme anlamına gelecek beyan düzeyinde bir yaklaşım geliştirirse ve iktidar bloku dışında bütün siyasi partileri kucaklayacaksa ve bu konuya ikna edebilecek güçlü bir profile neden destek vermeyelim?”

Parlamento seçiminde hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı ile rekabet edilecek

HDP, Meclis seçimlerinde ittifak kapılarını kapatmış durumda ve bu seçimlerde hem iktidar hem de muhalefet ile çok çetin bir rekabete hazırlanıyor.

“Sanki biz Cumhurbaşkanlığı üzerinden müzakerelere açığız dediğimizde, Millet İttifakı’na göz kırpıyormuşuz gibi yanlış ve yetersiz bir algı var.” diyen HDP kaynakları, parlamento seçimlerinde muhalefet bloku ile yan yana olmadıklarını belirtiyor:

“Hatta rakibiz. Çünkü biz bu konuda Meclis zemininde demokratik bir rejimin kurulması için kilit rol oynamaya aday bir ittifakız. Hatta HDP’nin tutum belgesi bunu açıkça belirtiyor. Meclis seçimlerinde asla ittifak ile olmayacağız. Meclis seçimlerinde kitlemizin net olması gerekiyor ne Millet İttifakı ne de Cumhur İttifakı’yla yol yürümeyeceğiz. Meclis’te kendi güçlü grubumuzu oluşturacağız. Hâlihazırda İttifakların derdi cumhurbaşkanı adaylığı. O nedenle bu konuda bir tartışma, müzakere yok. Millet ittifakı ile de Meclis zemininde bir görüşmemiz yok. Kodlarımız ayrı, biz üçüncü yolu öneriyoruz. Türkiye’nin mevcut yönetimden kurtulmasının yolunu bulmaya çalışıyoruz, derdimiz ittifak değil.” diyor.

AK Parti’nin son dönemde Kürt illerinde gerçekleştirdiği toplantılar da HDP’nin gündeminde.

Ak Parti’nin Kürtlerden oy almak için bazı açılımlara gideceği ancak bunların MHP’nin çizdiği sınırlar çerçevesinde olacağı görüşü hâkim.

AK Parti’nin kendisine bağlı merkez Kürt sağını örgütlemeye çalıştığı ve bunu gerçekleştirmek için de ciddi ekonomik destekleri devreye aldığı dile getiriliyor:

“AKP, Kürdün gönlünü alma adımları atacak, bu hazırlıkları duyuyoruz. Kendisinin nefes aldırmayan bazı uygulamaları gevşeteceğini öğrendik. Mesela Kürtçe ve Kürt diline yönelik katı uygulamalar biraz gevşetilecek. Ama özgürlük temelinde olmayacak. Bazı sembolik yargılamalarda, sanatçılar veya gazeteciler serbest bırakılacak. Ama siyasetçiler bu kategoride yok. Mesela bu işlerin başında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan ile halihazırda partiden tasfiye edilen 25. ve 26.Dönem AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu var. Bizim bu adımlara karşı çok sahici ve seçime endeksli olmayan bir tavrımız ve politikamız var. Buradan bir medet umulması boştur çünkü bu iktidarın düşmanlığı devam ediyor.”

Paylaşın