Selahattin Demirtaş: Siz Daha Tokat Görmemişsiniz

Polisin, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü’ye tokat atmasına tepki gösteren Selahattin Demirtaş, Kürtler kesinlikle unutmayacak. Siz daha tokat görmemişsiniz. Sandığı bekleyin, göstereceğiz!” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, hasta ve infazı yakılan tutuklu yakınlarının İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yaptığı yürüyüşte polisin HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü’ye tokat atmasına tepki gösterdi.

Demirtaş, sosyal medya paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Gırtlağına kadar pisliğe, suça bulaşmış bu iktidar haddini aşalı çok oldu. Analarımıza yapılan bu saldırıyı ve Ferhat Encü’ye atılan tokadı Kürtler kesinlikle unutmayacak. Siz daha tokat görmemişsiniz. Sandığı bekleyin, göstereceğiz!”

Ne olmuştu?

Kadıköy’de hasta ve infazı yakılan mahpusların serbest bırakılması için yapılan eylemde polis, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski milletvekili ve İstanbul İl Eşbaşkanı Ferhat Encü’ye tokat atmıştı.

Polisin Encü’ye tokat atarken görüntüleri de kaydedildi. O anları kayıt altına alan Artı TV kameramanı Mehmet Zeki gözaltına alınmıştı.

Artı TV muhabiri Meral Danyıldız, sosyal medya hesabından “Görüntüleri çektiği için Zeki’yi gözaltına aldılar. Artı TV muhabiri Umut Taşdağ’ı da darp ettiler. Umut yere düştü. Şimdi hastaneye gitti. Darp raporunu alacak. Zeki’yi de bırakmıyorlar. Tüm ısrarlarımıza rağmen polis bırakmıyor” demişti.

Polis, milletvekili Eksik’in de bacağını kırmıştı

9 Ekim’de Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yapılan yürüyüşte ise; polis HDP milletvekilleri Habip Eksik’e sert müdahalede bulunmuştu. Eksik’in bacağı kırıldı ve ameliyat edilmişti.

Eksik, o gün yaşananları şöyle anlatmıştı: “Müzakereler sürerken Emniyet Müdürünün talimatıyla saldırıya geçtiler. Hakkari Milletvekilimiz Sait Dede de saldırıya uğradı. Hatta onun da bacağını kırmaya yönelik tekmelerle vurdular.

“Ağırlık olarak bana göre daha zayıf olduğu için o tekmenin karşısında savruldu ve onun bacağı kırılmadı. Ayağını kırın, bir yerlerini kırın talimatını gerçekleştirdiklerinin göstergesidir. Gaz ve gaz bombalarıyla oradaki kitleyi dağıttılar ve bizim etrafımızı bilinçli bir şekilde boşalttılar.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Ya Çok Zenginsin Ya Da Hiçbir Şeyin Yok

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Orta sınıfı yok ettiler. Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok. Oysa birlikte yaşadığımız, demokratik ve özgür bir ülke idealini gerçeğe dönüştürmek zorundayız. Aynı zamanda gelirin de daha eşit paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Çok rahat ifade edeyim ki… Böyle bir Türkiye mümkün…” dedi ve ekledi: 

“Ama bu sürecin, bunları gerçekleştirmenin kolay olmadığını da biliyorum. Önümüze sürekli engeller çıkaracaklar, mücadele edeceğiz. Yasa dışı yollara başvuracaklar, mücadele edeceğiz. Yargıyı sopa olarak kullanacaklar, mücadele edeceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Demokrasi Vakfı’nın düzenlediği Demokrasi Şurası’na katıldı. Gündeme yönelik açıklama yapan Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları söyle:

“Adalet bir demokrasi meseledir. Bu ülkede yaşayan herkesin; kimliği, inancı ne olursa olsun, kadının erkeğin, başı açığın başı kapalının, ailenin, bekarın. Yani herkesin ama herkesin barış ve huzur içinde yaşadığı bir ülke hayal ediyorum, en büyük hedefim bu. Huzurlu bir ülke var etmek.

“Kanunlar önünde herkes eşit olacak”

Parklarında çocuklarımızın sevgiyle oynadığı, annelerinin çocuklarını sevgiyle yatağa yatırdığı bir Türkiye. Üniversitelerde özgürce araştırmanın yapılmadığı, hiç kimsenin düşüncelerinden dolayı, hapse atılmadığı bir Türkiye istiyoruz. Böyle bir Türkiye, 21. yüzyıla yakışan bir Türkiye olabilir. Kanunların adil olduğu, kanunlar önünde herkesin eşit muamele gördüğü bir ülke.

Biz bunları neden başarmayalım? Eşitliği sadece insan hakları bağlamında söylemiyorum. Demokrasi sadece insan hakları değildir. Demokrasi aynı zamanda eşit fırsatlarla olur. Eşit fırsatlar da temel insan hakkıdır. Bu ülkede eşit fırsatlar yok. 21. yüzyıl Türkiye’sinde; işsizliği, yoksulluğu derinden yaşayan, elektriği kesilen, internete erişemeyen milyonlarımız var.

“Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok”

Orta sınıfı yok ettiler. Ya çok zenginsin ya da hiçbir şeyin yok. Oysa birlikte yaşadığımız, demokratik ve özgür bir ülke idealini gerçeğe dönüştürmek zorundayız. Aynı zamanda gelirin de daha eşit paylaşılması gerektiğine inanıyorum. Çok rahat ifade edeyim ki… Böyle bir Türkiye mümkün…

Ama bu sürecin, bunları gerçekleştirmenin kolay olmadığını da biliyorum. Önümüze sürekli engeller çıkaracaklar, mücadele edeceğiz. Yasa dışı yollara başvuracaklar, mücadele edeceğiz. Yargıyı sopa olarak kullanacaklar, mücadele edeceğiz.

“Bu halk demokrasiye kavuşacak”

TBMM’yi vesayet altına alacaklar, mücadele edeceğiz. Gazeteleri, televizyonları, binlerce trolleri aracılığı ile saldıracak, karalayacaklar; mücadele edeceğiz. Çünkü bu mücadele bir hak mücadelesidir. 3 Aralık’ta söyledim, yine söylüyorum. Bu ülke hak ettiği demokrasiye ya kavuşacak, ya kavuşacak.

Bugün size adil bir toplum inşa etmenin kolay olduğunu söylemeyeceğim. Zor olacak. Ama başaracağız. Önemli olan zaten zoru başarmaktır. Bugün bu ideallerle ne yazık ki taban tabana zıt olan ülkemizin en karanlık anlarını yaşıyoruz.

Geçmiş daha mı parlaktı? Değildi. Demokrasi hep hor görüldü. Demokrasi o zaman postalların altında ezildi. Bugün kirli sermayenin altında eziliyor. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ı idam ettiler. Seviniyordu o zaman birileri. Bugün de başka zalimler seviniyor. Ama biz demokratlar; hiç bitmedik, hiç azalmadık.

“Son bir şey kaldı: Helalleşmek”

Şimdi yapmamız gereken son bir şey kaldı. Helalleşmek. Ve artık bu ülkenin bedel ödemesini bitirmektir, asıl hedefimiz. Ve artık bu kavgayı biz bitireceğiz. Darbeciye darbeci diyeceğiz. İster eskisi olsun, ister bugünün olsun; kötü olana da kötü diyeceğiz.

Ama dostlar, şunu da hatırlatmama izin verin: Gecenin en karanlık anı, şafak sökmeden önceki andır. Unutmamak lazım ki, bu bir yüz metre koşusu değildir. Bu bir maraton. Ve biz altı lider, bu maratonun son metrelerini koşuyoruz. Siz hep mücadele ettiniz. Bu kez yalnız değilsiniz. Biz de sizlerle beraber koşuyoruz. Beraber koşacağız, mücadele edeceğiz.

“Nefret yaratmalarına izin vermeyeceğiz”

Saraylılar karşısında umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Ama kesinlikle kızgınlığımızın bizi ayrımcı, ötekileştirici yapmasına da izin vermeyeceğiz. Çünkü adalet istiyoruz. Bizleri değiştirmelerine ve kalplerimizde nefret yaratmalarına asla izin vermeyeceğiz.

İdeolojiler farklı olabilir; inançlar, değerler farklı olabilir. Ama adil ve kapsayıcı bir ülke ve demokrasi hepimizin ortak hayali. Bundan dolayıdır ki bizi kimse durduramayacak. Değişimi birlikte getireceğiz, birlikte hayata geçireceğiz.”

Toplantıya Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, İYİ Parti TBMM Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Kaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, siyasi partilerin genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve belediye başkanları katıldı.

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan: Mahkemenin Kararları Herkesi Bağlar

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunan AYM Başkanı Arslan, mahkemenin iptal kararları sadece davanın taraflarını değil herkesi bağladığını vurgulayarak, “Anayasa Mahkemesi basitçe şunu söylüyor: ülkedeki her bir ihlali telafi etmeye gücüm yetmez. Bu nedenle benzer davaları ele alırken Mahkemenin yorumunu takip etmek gibi önleyici tedbirler almak zorundayız” dedi.

Haber Merkezi / Başkan Arslan, on yıllık anayasa şikayeti deneyiminin ihlallere karşı etkili ve başarılı bir başvuru yolu olduğunu kanıtladığını belirterek bu yolun gelecekteki başarısının sadece Anayasa Mahkemesine değil başta diğer mahkemeler olmak üzere tüm paydaşlara bağlı olduğunu vurguladı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan ve beraberindeki Heyet, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa Konseyi tarafından ortaklaşa yürütülen “Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi” kapsamında Venedik’e çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Başkan Arslan’a Anayasa Mahkemesi üyeleri, Genel Sekreter Yardımcısı, Başraportörler ve raportörler eşlik etti.

Ziyaret kapsamında Anayasa Mahkemesi Heyeti, İtalya, Almanya ve Kuzey Makedonya Anayasa Mahkemesi üyeleri, anayasa ve insan hakları profesörleri ile düzenlenen toplantılara katıldı. Toplantılarda temel hakların korunması konusunda Türkiye, İtalya, İspanya, Almanya ve Balkanlar’daki deneyimler paylaşıldı. Toplantının ilk gününde konuşma yapan Başkan Arslan, Anayasa Mahkemesinin başta bireylerin temel hak ve özgürlükleri olmak üzere anayasal değerlerin koruyucusu olduğunu vurguladı.

Anayasal hakların korunmasında Mahkemenin iki ana mekanizmasının bulunduğuna değinen Arslan, Mahkemenin kuruluşundan bugüne kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin anayasaya uygunluğunu denetlediğine, yasama ve yürütme organlarının işlemlerini denetleme yetkisine sahip olduğuna işaret etti.

Zühdü Arslan, Anayasa Mahkemesinin hem norm denetimi hem de anayasa şikayeti içtihadının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına uygun olarak anayasal hakların korunmasına yönelik standartları ortaya koyduğunu belirtti ve “Anayasa’nın 148. maddesi açıkça Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne atıfta bulunduğundan Anayasa Mahkemesi anayasa şikâyetlerini karara bağlarken Strazburg Mahkemesinin içtihadını dikkate almaktadır.” dedi.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurunun getirilmesindeki iki temel amaca ulaştığını  vurgulayan Arslan, bu amaçların bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasına, geliştirilmesine yönelik standartların yükseltilmesi ve Strazburg Mahkemesi önünde Türkiye aleyhine yapılan başvuruların ve ihlallerin sayısının azaltılması olduğunu ifade etti.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında Türkiye’de anayasa şikâyeti sisteminin etkili ve başarılı bir şekilde uygulanmasının önünde iki zorlu engel olduğunu dile getirdi.  Bireysel başvurularla ilgili inanılmaz ve kıyaslanamaz bir iş yüküyle karşı karşıya kalındığını belirten Başkan Arslan, bugün itibarıyla Mahkemede yaklaşık 100 bin derdest başvuru bulunduğunu ifade etti. Arslan, bu iş yükünün yıkıcı etkisinin şu anda 47 farklı taraf devletten yaklaşık 75 bin bekleyen başvuru bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin iş yükü ile karşılaştırılarak daha iyi anlaşılabileceği değerlendirmesinde bulundu.

İhlal kararlarının etkili bir şekilde uygulanması konusunun Mahkemenin önündeki ikinci büyük zorluk olduğunu dile getiren Zühdü Arslan, Strazburg Mahkemesi gibi Anayasa Mahkemesinin de bir başvurunun kitlesel ve tekrarlayan ihlallere yol açan sistematik ve yapısal bir sorunu gündeme getirmesi halinde “pilot karar usulünü” benimsediğini belirtti.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının etkileri hakkında değerlendirmelerde bulunarak Mahkemenin iptal kararlarının sadece davanın taraflarını değil herkesi bağladığını vurguladı ve “Anayasa Mahkemesi basitçe şunu söylüyor: ülkedeki her bir ihlali telafi etmeye gücüm yetmez. Bu nedenle benzer davaları ele alırken Mahkemenin yorumunu takip etmek gibi önleyici tedbirler almak zorundayız.” ifadesini kullandı.

Konuşmasının sonunda Arslan, on yıllık anayasa şikayeti deneyiminin ihlallere karşı etkili ve başarılı bir başvuru yolu olduğunu kanıtladığını belirterek bu yolun gelecekteki başarısının sadece Anayasa Mahkemesine değil başta diğer mahkemeler olmak üzere tüm paydaşlara bağlı olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Önümüzdeki 10 Yılın En Önemli Figürleri: Demirtaş Ve İmamoğlu

İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak cezalarına gelen tepkiyi değerlendiren Bekir Ağırdır, Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.” dedi.

“Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var” diyen Ağırdır, “gerçekleştirdikleri bir ankette vatandaşın hayal ettiği Türkiye’yi tanımlarken tercih ettiği ilk kavramın adalet olduğunu” anlattı. Ağırdır, “Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi” diye konuştu.

Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni bir sabah” programına konuk olan araştırmacı yazar Bekir Ağırdır’ın açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bizim bir ezberimiz var ‘Türkiye insanı mağduru seviyor’ diye. Çok mağdurluk meselesi değil aslında, işin öznesinden bakınca öyle görünüyor ama asıl hikâye, Türkiye insanının adaletsizliğe bir tepkisi var. Türkiye insanının 20 sene önce de 10 yıl öne de şu anda da en büyük talebi adaletti. Somut bir araştırma sonucu söyleyeyim size, hayal ettiğiniz Türkiye’yi tanımlayacak 10 tanım seçin demişiz, 100 maddelik bir liste var, AKP’ye CHP’ye oy veren, üniversite mezunu ilkokul mezunu, Türk veya Kürt, kadın veya erkek, genç veya yaşlı, herkesin birinci sıraya koyduğu şey adalet. Türkiye insanının adalet talebi o kadar güçlü ki dolayısıyla o adaletsizliğin cisimleştirdiği kişi kim ise ona sempati besliyor ama hikâye mağdur olduğu için yanında olalım değil. Kendi hayatından adalet talebi.

“Herkes adalet diyor”

Şunu da söylemekte yarar var, adalet denilince sadece yargıdaki adalet kastetmiyor insanımız. Diyelim kadınlar bu hayatta ben de varım kararımı verebilirim diyor eşitlik istiyor; gençler bu hayatta ben de varım diyor; Kürtler bu ülkede biz de varız diyor. Yani herkes kendi varlığının tanınması, kendine dair kararlara dahil olmak… onun için adalet kavramı çok geniş. Yoksulluğa gidiyorsunuz gelir adaletinden bahsediyor ama herkes adalet diyor.

Kamuoyunda zaman zaman bu altılı masanın eksik çalıştığı performansının yeterli olmadığı gibi bir sürü şey konuşulabilir ama en önemli unsur bu altı liderin birbirlerine olan kişisel güvenleri. O nedenle de hükûmetin veya olayların hangi basıncı üretirse üretsin bu altı liderin arasındaki kişisel güven bozulmayacak. Birbirleri hakkında eleştirileri, zaman zaman endişeleri olabilir ama o güven bozulmayacak. Buradaki en büyük sermaye bu. İkincisi, bu altı lideri bir araya getirmenin mimarı olarak Kemal Bey ve Meral Hanım, ikisinin de bagajında şu başarı var; yerel seçimlerde o ittifak denendi ve sonuç ortada.

Tamam AK Parti çok büyük gerilemedi, toplamda meclis oylarında 51 ama, siyasi sonuçları çok büyük olan başkanlık seçimlerindeki minik oy değişiklikleri bile bugün ne kadar hayatımızı etkiliyor.  Onun için Kemal Beyin yansıra Meral Hanım. Bu gidişata karşı olmak konusunda çok samimi ve kararlı bir duruşları var. Önemli olan altı bu kişinin bir arada olmasıydı. Ve bir de şu oldu bence ve bunan sonrası olacak; belki de bu altı kişinin örgütlerinden henüz alamadıkları o büyük enerji şimdi ahaliden o meydanlardaki inşalardan geliyor. Bundan sonra çok daha farklı bir ivme gözlemek mümkün.

(Küçükkaya: Önümüzde altı  ay tahmin bile edilemeyecek birtakım siyasi gelişmeler yaşanabilir.) Aynen öyle. Çünkü çok açık oyun planı belli iktidarın. İktidarın oyun planı uzun süredir belli; siyasi alanı daraltmak. Sansür yasası da bu amaçla hazırlandı. Vatandaşın kanaatini belirleyecek olan habere, bilgiye sadece erişim yasağı değil, o bilginin üretimine de engel olmak. Dolayısıyla hep hani seçim güvenliği, evet Türkiye’nin gündeminde bu mesele de var, deyince biz hep sandığa giren oyu korumak diye anlıyoruz. Evet bu işin çok önemli bir parçası. Ama asıl hikâye seçmenin kanaatinin oluştuğu ve o mührü bastığı ana kadar geçer süre. Tayyip Bey ve AK Parti bunu bildiği için de bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Hikâye sadece seçim gününün oylarını çaldık çalmadık değil. Bu süreci manipüle etmeye çalışıyor. Onun için de siyasi alanı daraltmak; örneğin HDP’nin her türlü konuşmasını, insanlarını tutuklamak dahil. Hükûmetin oyun planı, siyasi alanı olabildiğinde daraltmak. Bundan sonra da daha sert. HDP’yi kapatma ihtimali de, bu kararda (İmamoğlu kararı) ve benzeri başka kararlarda.

“Görevden alma operasyonu da yapılabilir”

Bütün kamuoyu istinafta bozulur mu, bu iş Yargıtay’da onanır mı falan konuşuyor ya, ya iş  oraya bile kalmazsa? Yani İçişleri Bakanlığı bugün bu kararı mesnet alıp, geçenlerde İçişleri Bakanı’nın bir açıklaması vardı biliyorsun, hala ispatlanamadığı halde ‘1400 küsur terörle iltisaklı insan var belediye’ falan gibi, bu kararı da gerekçe gösterip yarın görevden alma operasyonu da yapabilir. Kayyum da atayabilir. Bunu da göze aldıklarını sanıyorum.

(İsmail Küçükkaya: HDP’nin kapatılması söz konusu olabilir. Başka belediye başkanları için de konuşuluyor.) Konuşuluyor tabii, Mansur yavaş, Tunç Soyer’le ilgili konuşuluyor uzun süredir. Dolayısıyla hükûmetin alanı daraltma çabasının sınırının olmadığını söylemek mümkün. Son derece cüretkârca bunu yapacak. Altılı Masa’nın buna ne tepki vereceği, hikâye orada.

Benim şöyle bir cümlem var, hükümet alanı daraltmaya çalışıyor, seçmen doğru bilgiye yolsuzlukla ilgili keyfiliklerle ilgili bilgiyi alamasın ve kanaati hükümet hakkında olumsuz olmasın. Çabası bu. Muhalefetin çabası şu, bu karanlık alanda karanlık siyaset mi yapacak? O da böyle kural dışı, sadece diyelim mesneti olmayan birtakım şeylerle mi iş yapacak, ya da karanlıkta siyaset yapmanın yeni yol ve yöntemlerini bulacak mı? Yani medyada konuşamıyorsa 25 milyon evin kapasını çalabilecek mi? Burada mesele, hükûmet hep belden aşağı vuruyor diye belden aşağı siyaset üretmek, ya da geleneksel tabiriyle trollere yasalanmak yerine 25 milyon kapıyı çalacaksınız. 65 milyon seçmene ulaşacaksınız. Bunun yolunu yordamını bulacaksınız. Her gün uçaklarla broşür atacaksınız, her ne ise. Ama karanlıkta siyaseti yapmanın yolunu bulacaklar.

Burada kritik meselemiz şurada Türkiye insanının ve özellikle gencinin siyasete ve siyaset marifetiyle bu işleri çözebileceğimize olan inancı yükseltmemiz gerekiyor. Asıl altı liderin yapması gereken şey o. Bunun da araçları var. Nedir o? Zaten toplumda çeşitli mağduriyetler var, bunların örgütleri var, sivil toplum örgütleri var, başka türden platformlar var. Dolayısıyla var olan yapılanmaların ya da sorunların nüne ortak ufku koymak ve siyaset marifeti ile kaos ve karmaşa olmadan biz bu işin başaracağız duygusunu vermek. Bunu verdikten sonra zaten partilerin üyelerinden daha çok partilere üye olmayan diğer insanlar gayrete gelecek. Burada altı liderin sorunu bence sivil toplumla, aydınlarla, diğer örgütlenmelerle karşılıklı güven ilişkisinde eksiklik olması. Herkeste tedirginlik yapan şey bu. Bugün altı partinin yeniden sokakta sıfırdan temel açıyorum, kazıyorum bina yapıyorum demesine gerek yok. Sokakta bir enerji var zaten. Sadece onların ortak bir ufka  ve bu ortak ufka varmak için de  siyasete güveni inşa etmeleri lazım ve bunu göstermeleri lazım.

“Şaşırtıcı bir karar değil”

(Küçükkaya: İmamoğlu kararını bekliyor muydunuz?) Evet. Bekleniyordu çünkü hele hele zaman sabah 11’den itibaren İmamoğlu ekibinin yazışmalarından ben ‘alındı istihbarat’ diye düşündüm. Bunun bu kadarının da gizlemek mümkün değil o talimatı. Hem İmamoğlu ekibinin tepkilerinden hem İstanbul İl örgütünün Canan hanımın örgütünün tepkilerinden 11’den itibaren kararın gelişimi belliydi. Nitekim ben Ankara’daydım TÜSİAD’ın toplantısı için. 11’den itibaren kulağımız İstanbul’a dönmüştü. 10 gün öncesinde beklenir miydi? Belki bu karar celsede değil ama böyle bir karar çıkacağı açıktı ama. Biraz sonra konuşacağız, bu kararın aktörlerinden ya da taraflarından birisi Erdoğan ve Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına baktığınız zaman çok da şaşırtıcı bir karar değil.

(Küçükkaya: İmamoğlu’na şimdi bu takvimsellik içinde siyasi yasak getirilmesi, İstinaf ve Yargıtay sürecini düşünerek de olsa, esas amacı nedir?) Birkaç neden bir arada. Bu karar temel olarak şunu üretti bir kere, ama kabul edelim ki artık Türkiye’de hukuki adaletsizliğin ya da siyasi adaletsizliğin ya da yargının siyasileşmesinin cisimleşmiş temsili insanı Ekrem İmamoğlu’dur. İmamoğlu bu karar da dahil ülkenin önümüzdeki 10 yılında önemli bir figür olacaktır. Görevi hangi makamda olursa olsun. Sadece Ekrem Bey de değil Selahattin Demirtaş da.”

Paylaşın

Rusya, Erdoğan’ın ‘Üçlü Diplomatik Mekanizma’ Önerisinden Memnun

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim” açıklaması Rusya’da memnuniyetle karşıladı.

Erdoğan, Esad’la görüşme ihtimali ile ilgili bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Rusya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye, Rusya ve Suriye arasında üçlü bir diplomatik mekanizma kurulması önerisini memnuniyetle karşıladı.

Rus haber ajanı RIA Novosti, bir Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı’na dayandırdığı haberinde, sürecin sonunda üç ülkenin liderlerinin bir araya gelmesini de öngören mekanizmayla ilgili olarak, Suriye’nin tutumunun ise henüz bilinmediğini bildirdi.

RIA Novosti, Rusya ve Suriye yetkililerinin konuyla ilgili olarak temas halinde olduğunu kaydetti.

Türkmenistan gezisi sonrası dün uçakta gazetecilerin soruların yanıtlayan “Biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz. Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim” demişti.

Önerisini Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ilettiğini ve “Putin’in de teklifine olumlu baktığını” belirten Erdoğan, “Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan, Endonezya’daki G-20 Zirvesi sonrası Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüşme ihtimali ile ilgili bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Reuters haber ajansına konuşan Suriye kaynakları ise Esad’ın Erdoğan’la görüşmek istemediğini söylemişti.

Bir kaynak “Neden Erdoğan’a bir zafer hediye edilsin ki? Seçimden önce yakınlaşma olmaz” demiş, Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde görüşülmesi teklifini de reddettiğini belirtmişti.

Reuters’ın konuştuğu bir Suriyeli diplomat “Somut bir adım olmadıkça böylesi bir görüşmeyi anlamsız buluyoruz. Talep edilen somut adım ise Türk askerlerinin ülkeden çekilmesi” demişti.

13 Kasım’da İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde düzenlenen ve 6 kişinin öldüğü saldırıdan PKK/PYD/YPG’yi sorumlu tutan Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde yeni bir kara harekatı düzenlemek için Rusya ve ABD’yle temaslarını sürdürüyor.

PKK ve YPG saldırılarıyla ilişkileri olmadığını açıklamış, saldırıyı üstlenen olmamıştı. Ankara, Suriye’nin kuzeyinde geniş bir alanı yöneten Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD), “PKK’nın uzantısı” olarak görüyor ve “terör örgütü” olarak nitelendiriyor.

Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise Türkiye’yi, İstiklal Caddesi’ndeki saldırıyı “uzun zamandır planladığı sınır ötesi harekât için bahane olarak kullanmakla” suçluyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Başörtüsü Teklifi: HDP’den ‘Referandum’ Ayarı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) henüz başörtüsü teklifiyle ilgili tutumunu netleştirmiş değil. Parti kaynakları teklifle ilgili alınacak tutuma dair farklı görüşler olduğunu, bunların yetkili kurullarda tartışılacağını belirtirken, “Net olduğumuz konu teklifin referanduma gitmesine izin vermeyecek bir tutum almak olacak” dedi.

Temel hakların referanduma sunulamayacağını söyleyen HDP’li yetkililer, bu konuda Altılı Masa’nın alacağı ortak tutumun da önemli olacağına işaret etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşü AK Parti’nin Meclis’e sunduğu Anayasa değişiklik teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Başörtüsü teklifinin Meclis’ten geçmesi konusunda olumlu gelişmeler beklediğini söyleyen Erdoğan, “Olay 336 imzayla gitti ama Meclis’te başta İYİ Parti olmak üzere buraya destekler gelecek diye düşünüyorum. Eğer HDP’den destek gelirse, buna da şaşmayın. Oradan da yeşil ışıklar yanıyor” dedi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre, Erdoğan’ın “yeşil ışıklar yanıyor” açıklamasına karşın HDP henüz teklifle ilgili tutumunu netleştirmiş değil. Parti kaynakları teklifle ilgili alınacak tutuma dair farklı görüşler olduğunu, bunların yetkili kurullarda tartışılacağını belirtirken, “Net olduğumuz konu teklifin referanduma gitmesine izin vermeyecek bir tutum almak olacak” dedi. Temel hakların referanduma sunulamayacağını söyleyen HDP’li yetkililer, bu konuda Altılı Masa’nın alacağı ortak tutumun da önemli olacağına işaret etti.

HDP’de farklı görüşler hakim

Başörtüsü teklifine dair HDP içinde farklı görüşler var. Partinin bazı temsilcileri, başörtüsü düzenlemesinin özgürlüklerle ilgili olması ve referandum ihtimalini beraberinde getirmesi sebebiyle desteklenmesi gerektiği görüşünde. Ancak bazı parti yöneticileri, özellikle de kadın yönetici ve milletvekilleri ilkesel olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor. Kadın yönetici ve milletvekilleri, Anayasa teklifinin kabulü halinde LGBTİ+’ların haklarının ihlal edileceğini düşünüyor ve bu sebeple teklifin tümüne ilkesel olarak karşı çıkılması gerektiğini savunuyor.

HDP, kararını Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın Grup Yönetimi ve partinin kurullarıyla yapacağı değerlendirmelerin ardından verecek. Kararın bu hafta şekillenmesi bekleniyor.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Kararı ‘Altılı Masa’nın Seçim Planlarını Nasıl Etkiler?

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmiş değil” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Tanju Tosun, “‘Öncelikle aday konusu Altılı Masa’ya bağlı, ısrarla buradan çıkacağının altını çiziyorlar. Kemal Beyin adaylık konusunda istekli olduğunu ve son açıklamalarıyla da sürecin olağan akışında devam edeceğini anlıyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhtemel ocak sonuna doğru aday açıklanacak. Benim anladığım kadarıyla Kemal Bey aday olma konusunda aynı noktada. Ama Meral Hanımın tavrı çok önemli, eğer Ekrem Bey yönünde bir ısrarı olursa Kemal bey bu noktada geri adım atar. Böyle bir senaryo Altılı Masa’nın elini güçlendirir, ve AKP’nin de başından beri kurduğu oyunda elini zayıflatır.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) başkanı ve üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararıyla birlikte Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı bir kez daha gündemin en sıcak başlığı oldu.

Bir yandan İmamoğlu’na verilen cezanın hukuki ve siyasi yansımaları tartışılırken bir yandan da muhalefetin İmamoğlu’nda karar kılarak, yakalanan bu ivmenin sürdürülmesi gerektiğine dair yorumlar yapılıyor. Farklı düşünenler de var…

Optimar Araştırma’nın sahibi Hilmi Daşdemir’e göre tüm bu olup bitene bakarak Altılı Masa’nın adayı İmamoğlu’dur denilemez.

Fakat düne göre elinin daha da güçlendiği ve yargılamanın İmamoğlu lehine bir katkısı olduğu kanaatinde Daşdemir.

”Her ne kadar İmamoğlu genel başkanı için zaman zaman destek açıklamaları yapsa da ben hiç bir zaman da oyunun dışında kaldığını düşünmedim. Yargılama süreci hukuki bir süreç, ‘ahmak’ sözünün hakaret olduğunu söyleyenler ve söylemeyenler var ama ben daha çok toplumsal boyutu ile ilgili konuşabilirim. Buradan bakınca siyasi anlamda bir rantı var bu durumun. Dolayısıyla bu yargılamanın İmamoğlu lehine bir katkısı oldu elbette.”

Hilmi Daşdemir halihazırda yargılama süreci devam ederken, İmamoğlu hakkında verilen cezanın onanmış olarak kabul edilmesinin hükümete dair oluşturulan algı ile alakalı olduğu düşüncesinde.

”Hükümet müdahale etmiş olarak algılanıyor… Fakat siyasi olarak bir mağduriyet üzerinden bu durumun İmamoğlu’na bir faydası olur mu bilinmez. Çünkü her zaman da bu mağduriyet hikayeleri tutmaz. Toplumun nasıl algıladığına çok bağlıdır bu… Fakat Sayın Erdoğan ve Sayın İmamoğlu hakkındaki kararların benzer olduğuna dair yorumlar var, buna da katılmıyorum. Erdoğan bir şiir okuyarak fikirlerini ifade etmeye çalıştığı için ceza aldı, İmamoğlu ise bir hakaret davasına maruz kalarak ceza aldı ki bu ceza daha onanmadı. Karara göre bir değerlendirme yapılmalı ancak iki konu birbirinden bağımsız.”

İmamoğlu’nun olası adaylığı karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl bir siyaset izleyeceği de merak konusu.

Hilmi Daşdemir’e göre Erdoğan, İmamoğlu’nun şimdiye kadar belediye başkanlığı döneminde yapmış olduğu hizmetlere bakacak. Bununla birlikte, Erdoğan ‘dış politika, Cumhuriyet ve AK Parti döneminde yapılan yatırımların mukayesesi ve de İmamoğlu’nun yetersizliği’ tezi üzerinden bir siyaset izleyecek…

”Olur da İmamoğlu Altılı Masa’nın adayı olursa, Sayın Erdoğan İmamoğlu’nun belediye hizmetlerine bakacaktır. Başkanlığı döneminden beri yaptığı yatırımlar ve toplu taşıma hizmetlerinde ciddi aksama var, kamuoyunun da gündeminde bu durum. Bir yıl öncesine yaptığımız kamuoyu araştırmalarında İmamoğlu’na verilen destek on puan kadar düşmüş durumdaydı. Bence bu faaliyetler ve hizmetler denetlenecek, gözardı edilmeyecek.”

Ayrıca İmamoğlu’nın 23 Haziran sonrasında Cumhurbaşkanı gibi hareket etmesi ve bunun üzerinden bir kurgu yapılması ciddi anlamda ayağını yerden kesti ve iletişim kazalarına neden oldu. Bu iletişim kazalarına yenileri de eklenebilir… Böyle bakıldığında Sayın Erdoğan belediye faaliyetleri, dış politika, Cumhuriyet ve AK Parti döneminde yapılan yatırımların mukayesi üzerinden bir değerlendirme yapacak… Ve İmamoğlu’nun yetersizliği üzerinden bir siyaset izleyecek.”

”Kemal Kılıçdaroğlu aday olmak istiyor fakat Meral Akşener’in tavrı çok önemli”

Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tanju Tosun’a göre, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçmiş değil.

Fakat bu noktada da İYİ Parti lideri Meral Akşener’in tutumunun belirleyici olacağını söylüyor.

”Öncelikle aday konusu Altılı Masa’ya bağlı, ısrarla buradan çıkacağının altını çiziyorlar. Kemal Beyin adaylık konusunda istekli olduğunu ve son açıklamalarıyla da sürecin olağan akışında devam edeceğini anlıyoruz. Muhtemel ocak sonuna doğru aday açıklanacak. Benim anladığım kadarıyla Kemal Bey aday olma konusunda aynı noktada. Ama Meral Hanımın tavrı çok önemli, eğer Ekrem Bey yönünde bir ısrarı olursa Kemal bey bu noktada geri adım atar. Böyle bir senaryo Altılı Masa’nın elini güçlendirir, ve AKP’nin de başından beri kurduğu oyunda elini zayıflatır.”

Prof. Dr. Tanju Tosun Yargıtay’ın, İmamoğlu hakkındaki kararı onaması halinde oluşan mağduriyetin Altılı Masa’nın elini güçlendireceği kanısında.

Prof. Dr. Tosun, Ekrem İmamoğlu’nun yasaklı hale gelmesi durumunda ise Meral Akşener’in aday belirleme sürecinde etkin rolü olacağını ifade ediyor.

”Belki Yargıtay kararı onarsa Ekrem Bey siyasetin dışında kalır, aday yapılmaz. Ama özellikle buradaki mağduriyet Altılı Masa’nın adayının seçmen nezdinde milli irade adına__meşruiyetinin__artmasına katkı yapar. Eğer İmamoğlu yasaklı hale gelirse bu kez Sayın Kemal Kılıçdaroğlu mu yoksa Sayın Mansur Yavaş üzerinde mi durulur. Burada Meral Hanımın özellikle belirleyeci rol oynayacağı kanaatindeyim. Mansur Yavaş, hala bu denklemin içinde, edindiğimiz izlenim ve kamuoyu araştırması bunu gösteriyor. İYİ Parti teşkilatında Mnasur Beyin adaylığı öne çıkıyor.”

Ekrem İmamoğlu verilen cezanın hukuki sürecinin hızlandırılacağını da düşünmüyor Prof. Dr. Tanju Tosun. Çünkü aksi durumun bumerang etkisi yaratacağını söylüyor.

”Aday gösterildiği takdirde sürecin hızlandırılacağını düşünmüyorum, bu bumerang etkisi yaratır. Milli irade üzerinden meşruiyet arayan bir hareketin, bizahiti bu iradenin meşruiyeti konusunda atacağı adımlar, Altılı Masa’nın seçmen nezdinde daha fazla itibar kazanmasına yol açar. Seçmen ne yapılmak istendiğini görür, eski siyasilere yasak getirildiğinde iktidara gelen isimler var. Halk asla bu müdahalalere olumlu bakmıyor.”

”Erdoğan’ın karşısında bu haliyle yarışacak olan İmamoğlu, ceza almamış bir İmamoğlu’ndan çok daha güçlü”

Siyaset Bilimci ve istanpolinst Genel Direktörü Seren Selvi Korkmaz’a göre ise İmamoğlu Saraçhane’ye bu çağrıyı yaparak ve de yanına Akşener’i alarak altı lideri etrafında topladı.

Korkmaz, İmamoğlu’nun kendisine dair soru işaretleri olanları bile tarafına çekmeyi başardığına dikkat çekiyor.

”İmamoğlu Saraçhane’ye bu çağrıyı yaparak, yanına da Akşener’i alarak altı lideri etrafında topladı. Bu da oyun değiştirici olduğunu ve toplumun desteğini aldığını gösterdi. İmamoğlu’na dair soru işaretleri olanlar bile bugün çok farklı düşünüyor. Öte yandan daha önceleri yaptığımız araştırmalarda iktidar seçmeni yerel seçimlerdeki adaletsizliğe vurgu yapmıştı. O yüzden baktığınızda Erdoğan’ın karşısında bu haliyle yarışacak olan İmamoğlu, ceza almamış bir İmamoğlu’ndan çok daha güçlü.”

Bu tablodan sonra İmamoğlu’nun adaylığının güçlendiğini fakat yine de Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair son kararın Kemal Kılıçdaroğlu’na ait olduğunun altını çiziyor Siyaset Bilimci Korkmaz.

Siyaset Bilimci ve istanpolinst Genel Direktörü Seren Selvi Korkmaz her ne kadar daha önce Altılı Masa liderlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığında bir uzlaşı olsa da İmamoğlu etrafında oluşan havanın masadaki liderleri de etkileyebileceği görüşünde.

”Bu saatten sonra İmamoğlu’nun adaylığı Kılıçdaroğlu’na bağlı. Ama özellikle bu süreçte İmamoğlu’nun açıkçası adaylığının daha da kuvvetleneceğini düşünüyorum. Altılı Masa’daki liderlerde de fikir değişikliği olmuş olabilir. Çünkü daha önce Kılıçdaroğlu’nda bir konsodilasyon vardı ama İYİ Parti’nin fikir değişikliğini gözlemleyebiliyorduk. Ama bu atmosferin diğer liderlerini etkileyeceğini düşünüyorum.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Yaptırımlar konusunda Türkiye’den beklentiler ve Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler hakkında da değerlendirmelerde bulunan ABD’nin Yaptırım Koordinatörü O’Brian, hem Türk Hükümeti, hem de Türk özel sektörüne, yaptırımlara uyulmasını beklentisini “çok açık bir şekilde aktardıklarını” açıkladı, Türk özel sektörünün bu konuda çok net olduğunu ve büyük ölçüde de yaptırımlara uyduklarını gözlemlediklerini kaydetti.

Türkiye’yi “önemli bir partner” olarak nitelendiren ve “her zaman olduğu gibi bu konuda da çok açık ve samimi görüş alışverişinde bulunduklarını” anlatan O’Brian, ABD’nin yaptırımlar konusunda politikasının net olduğunu, Türk tarafına da “çıkarlarımız gerektirdiği takdirde yaptırım uygularız” mesajını verdiklerini vurguladı.

Önümüzdeki aylarda Türkiye’den bazı beklentileri olduğunu aktaran James O’Brian, “Yaptırımlara uyulduğunu görmek için hem Türk makamları hem özel sektörü ile çok yakın angajmanımızı sürdüreceğiz. Eğer yaptırımlara uyulmadığı tespit edilirse aksiyon alınacak” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yaptırım Koordinatörü Büyükelçi James O’Brien, Türkiye’nin Rusya’ya yaptırım kararlarına uymasını beklediklerini, bunların delinmesine destek verilmesi durumunda, yaptırım adımları ya da ihlali durduracak başka adımları atabileceklerini söyledi.

O’Brian, uluslararası basın kuruluşlarından gazetecilere, Rusya’ya yaptırımlarla ilgili son gelişmeler hakkında bilgi verdi, ardından soruları cevapladı.

DW Türkçe’den Değer Akal’ın aktardığına göre, ABD’nin Ukrayna’da sivil altyapıyı hedef alan Rusya’ya yönelik bugün çok kapsamlı yeni yaptırımlar açıkladığını anlatan büyükelçi, uygulanan yaptırımlardan sonuç aldıklarını vurguladı.

Rusya’nın askeri malzeme, mühimmat yapımı ve tedariğinde zora girdiğini, savaş alanında gücünü yitirmekte olduğunu söyleyen O’Brian, mali yaptırımlar nedeniyle de finansal sorunlar yaşamaya başladığını, ayrıca 900 bin Rus vatandaşının savaş nedeniyle ülkelerinden kaçtığını söyledi.

ABD’nin Yaptırım Koordinatörü O’Brian, yaptırımlar konusunda Türkiye’den beklentiler ve Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler hakkında da değerlendirmelerde bulundu.

Ankara’ya hem övgü hem uyarı

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaşta Türkiye’nin çok farklı konularda, çok önemli roller üstlendiğine vurgu yapan O’Brian, Türkiye’nin silahlı insansız hava araçları ile Ukrayna’ya sağladığı desteği övdü, “Bunlar muharebe meydanında büyük önem taşıdı” dedi.

ABD’nin yaptırım koordinatörü, Türkiye’nin aynı zamanda Birleşmiş Milletler’in Karadeniz Tahıl İnisyatifi’nin de bir nevi sponsorluğunu ve arabuluculuğunu üstlendiğine dikkat çekerek, “Dolayısıyla Türkiye’nin bu ihtilafta hem insani hem de askeri bakımdan üstlendiği rol büyük önem taşımıştır” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte O’Brian, hem Türk Hükümeti, hem de Türk özel sektörüne, yaptırımlara uyulmasını beklentisini “çok açık bir şekilde aktardıklarını” açıkladı, Türk özel sektörünün bu konuda çok net olduğunu ve büyük ölçüde de yaptırımlara uyduklarını gözlemlediklerini kaydetti.

“Uyulmazsa aksiyon alırız”

Türkiye’yi “önemli bir partner” olarak nitelendiren ve “her zaman olduğu gibi bu konuda da çok açık ve samimi görüş alışverişinde bulunduklarını” anlatan O’Brian, ABD’nin yaptırımlar konusunda politikasının net olduğunu, Türk tarafına da “çıkarlarımız gerektirdiği takdirde yaptırım uygularız” mesajını verdiklerini vurguladı.

Önümüzdeki aylarda Türkiye’den bazı beklentileri olduğunu aktaran James O’Brian, “Yaptırımlara uyulduğunu görmek için hem Türk makamları hem özel sektörü ile çok yakın angajmanımızı sürdüreceğiz. Eğer yaptırımlara uyulmadığı tespit edilirse aksiyon alınacak” dedi.

O’Brian bu aksiyonun ne olabileceğine de açıklık getirdi. Yaptırımların delinmesine yol açan materyallerin temini nedeniyle ikincil yaptırım kararlarının alınabileceğini söyleyen ABD’li koordinatör, ayrıca “ihlali durduracak başka adımların atılmasının da seçenekler arasında bulunduğunu” dile getirdi.

ABD petrol tavan fiyatına da uyum bekliyor

ABD’li büyükelçi, G7’nin Rus petrolüne tavan fiyat uygulaması konusunda Türkiye’den beklentilerini de anlattı.

O’Brian, “Beklentimiz Rus petrolünün en büyük alıcıları olan Çin, Hindistan ve Türkiye’nin kendileri için çok iyi bir fiyat pazarlığı yapmaları, böylelikle fiyatların tavan fiyatının altında olmasını sağlamaları. Böylelikle resmi olarak tavan fiyat koalisyonunda yer almasalar da, yaptırımlara uymuş olacaklar” diye konuştu.

ABD, Erdoğan ve Putin’in projesi için ne diyor?

O’Brian, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, ikili ekonomik ilişkilerini geliştirme, Türkiye’yi doğalgaz üssü haline dönüştürme planlarını da değerlendirdi.

ABD’li yetkili, Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşı için kaynak arayışını yakından takip edeceklerini, yaptırımlarını bu girişimlere uyarlayacaklarına işaret etti.

O’Brian, “Bu Türkiye ile istişarelerin süreceği ve Türkiye’nin Rusya ile angajmanını sürdürme planlarında değişikliğe gitmek durumunda kalabileceği anlamına geliyor” diye konuştu.

AB de bu hafta Ankara’ya çağrı yaptı

Bu arada Avrupa Birliği (AB) de bu hafta Genel İşler Konseyi’nde kabul edilen kararda Türkiye’ye Rusya’ya uygulanan yaptırımlara uyma çağrısı yaptı.

Kararda, Türkiye’nin Ukrayna tahılının ihracatını kolaylaştırmada oynadığı yapıcı rolün Konsey tarafından “takdir edildiği” vurgulanırken, “Ancak Konsey, AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına Türkiye’nin uyum sağlamamasını derin üzüntüyle karşılamaktadır” ifadelerine yer verildi.

Konsey kararında, Türkiye’nin AB’nin dış politika pozisyonlarına uyum sağlamasının, yaptırımlara katılmasının ilişkilerdeki “en yüksek öncelikli konu” olduğunun altı çizildi.

AB üyeleri, Ukrayna’ya karşı savaş açması nedeniyle Rusya’ya uygulanan yaptırımların ve kısıtlayıcı tedbirlerin delinmemesi gerektiğinin altını çizerken, şu çağrıyı yaptılar:

“Bu bağlamda Konsey, Türkiye’nin, özellikle çift kullanımlı ürünler de dâhil olmak üzere, mallar konusunda söz konusu olan Gümrük Birliği içindeki serbest dolaşımı da dikkate alarak, söz konusu kısıtlayıcı tedbirlere tam olarak riayet etmesini beklemektedir.”

Ankara: Yaptırımların ihlaline müsaade edilmeyecek

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise AB’nin bu kararları hakkında yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin yaptırımlara taraf olmamakla birlikte yaptırımların ihlaline müsaade edilmeyeceği yönündeki kararlı tutumunun dikkate alınmamasının “kasıtlı bir yaklaşım” olarak görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, “Ülkemizin Rusya’yla ticari ve ekonomik ilişkileri, yaptırımları etkisiz kılacak bir mahiyete sahip olmadığı gibi Rusya’yla diyaloğumuzun sürdürülmesinin, Tahıl Anlaşması ve esir değişimi örneklerinde görüldüğü üzere savaşın olumsuz etkilerinin asgari düzeyde tutulması bakımından da önem arz ettiği açıktır” ifadelerine yer verildi.

Erdoğan’dan Borrell’e sert tepki

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Avrupa Parlamentosu’na gönderdiği bir yazı geçen hafta Alman medyasında yayımlanmıştı.

Haberlerde Borrell’in, Rusya’ya uygulanan yaptırımların Türkiye üzerinden delinebileceği endişesini dile getirdiği belirtilmişti.

Türkiye’nin AB’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarına katılmaması, aksine Rusya ile ekonomik ilişkilerini geliştirme adımları atmasından rahatsızlık duyulduğu aktarılmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenistan ziyareti dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamada Borrell’e sert çıktı.

“Borrell’i muhatap olarak almıyorum. O, olsa olsa Mevlüt Bey’in muhatabı olabilir” diyen Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Yaptığı açıklama hiç şık değil. Yani bir defa bizim Rusya’yla ilişkilerimizi Borrell tayin, tanzim edemez. O bu konularda böyle bir karar verecek ne kalitededir ne kapasitededir. Çok çirkin bir açıklama. Sen nasıl olur da kalkarsın bizim Rusya’yla ilişkilerimizi yaptırımlar içerisinde değerlendirirsin.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Kararı: İktidar Ne Yapmaya Çalışıyor?

Muhalefet partileri İmamoğlu’na verilen cezayı iktidarın ve hatta Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Altılı Masa’ya kurduğu yeni bir tuzak olarak görmekte. Bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilisine göre iktidar İstinaf ve Yargıtay süreçlerini son ana kadar “Demokles’in kılıcı” gibi bekletmeye devam edebilir.

Bununla da amaçlananın Altılı Masa’nın ortak aday belirleme sürecini etkilemeye çalışmak ve araya “fitne sokmak” olduğu düşünülüyor.

Buna karşı koymak için “egoların geri çekilmesi ve Altılı Masa’nın kenetlenmesinin” gerektiğini söyleyen aynı yetkili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti için kamuoyunda bilinenden çok daha büyük bir rant kapısı olduğunu belirterek, seçim öncesinde bu gelir kaynağını geri almanın onlar için büyük kazanç olacağına işaret ediyor.

“Her şey limbo”

Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarlarından, tecrübeli diplomat Büyükelçi Uğur Ziyal’in Bakanlık önünde saatlerce bekleyen diplomasi muhabirlerine ABD ile 2003’teki tezkere görüşmelerine ilişkin sarf ettiği bu sözler bugünlerde iç siyasetteki durumu da yansıtıyor.

“Her şey limbo” sözü belirsiz ve kesinliğe kavuşmamış durumlar için kullanılıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aldığı hapis cezasının ardından siyaset kulislerinde sayısız senaryo konuşulur ve soru işaretlerine yanıt aranırken, Altılı Masa’nın ortak adayının kim olacağı konusunun da bu sözün yansıttığı gibi bir süre daha belirsiz kalmaya devam etmesi bekleniyor.

İktidar ne yapmaya çalışıyor?

Muhalefet partileri İmamoğlu’na verilen cezayı iktidarın ve hatta Cumhur İttifakı ortağı MHP’nin Altılı Masa’ya kurduğu yeni bir tuzak olarak görmekte.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aktardığına göre, bir muhalefet partisinin üst düzey yetkilisine göre iktidar İstinaf ve Yargıtay süreçlerini son ana kadar “Demokles’in kılıcı” gibi bekletmeye devam edebilir. Bununla da amaçlananın Altılı Masa’nın ortak aday belirleme sürecini etkilemeye çalışmak ve araya “fitne sokmak” olduğu düşünülüyor.

Buna karşı koymak için “egoların geri çekilmesi ve Altılı Masa’nın kenetlenmesinin” gerektiğini söyleyen aynı yetkili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AK Parti için kamuoyunda bilinenden çok daha büyük bir rant kapısı olduğunu belirterek, seçim öncesinde bu gelir kaynağını geri almanın onlar için büyük kazanç olacağına işaret ediyor.

Muhalefet partilerinden bir başka isim ise cezanın amacını “Altılı Masa’yı hamle yapamaz hale getirmek, kriz yaratmak ve adaylık tartışmalarıyla bağlamak” olarak gördüğünü söylüyor.

Bu arada AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Ömer Çelik, dün yaptığı açıklamada kendilerine yönelik suçlamaları reddederek, “Muhalefetin henüz kesinleşmemiş yargı sürecini tartışırken komplolar üretmesi ve bununla Cumhurbaşkanımızı ve AK Partimizi yan yana getirmeye çalışması tam bir istismar siyasetidir. Biz millet iradesinden başka siyasi güç tanımayanların partisiyiz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise ceza ile ilgili yargı sürecinin tamamlanmadığını ve herkesin yargı kararlarına saygı duyması gerektiğini belirterek, cezanın verildiği akşam Saraçhane’de yapılan mitingin aslında Kılıçdaroğlu’na yönelik düzenlenen bir kumpas olduğunu ileri sürdü.

Bu arada duruşmanın olduğu gün Kılıçdaroğlu’nun Almanya’ya gitmesi ise Ankara’da siyaset kulislerinde konuşulmaya devam ediliyor. İmamoğlu ile ilgili kararın açıklanacağının ve büyük ihtimalle ceza geleceğinin daha önceden tahmin edilen bir durum olduğunu söyleyen bir siyasetçi, buna rağmen Almanya ziyaretinin aynı güne denk getirilmesinin Kılıçdaroğlu’nun çevresini gözden geçirmesi gerektirdiğini gösterdiğini belirtiyor.

“İstanbul Erdoğan’ın aşkıydı”

Muhalefete göre bu son karar İstanbul’u yerel seçimde iktidarın elinden alan ekibin cezalandırılmaya devam edilmesinin yeni bir adımı oldu.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile ilgili yargı sürecinin ardından İmamoğlu hakkında bu kararın çıkmasını iktidara İstanbul’u kaybettiren iki kişinin cezalandırılması olarak okuyan ve Erdoğan’ı iyi tanıyan muhalefetten bir siyasetçi, “İstanbul Erdoğan’ın hayatıydı, aşkıydı, her şeyiydi. Aklı hala 31 Mart’ta” yorumu yapıyor.

Erdoğan’ın ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken İstanbul gibi büyük bir metropolde CHP’li bir belediye başkanının bulunmaması gerektiğini düşünmüş olabileceğini savunan aynı siyasetçi, AK Partili bir belediye başkanı ile İBB’nin imkanlarının seçim için sonuna kadar kullanılmasının hedeflendiğini de belirtiyor.

İmamoğlu aday gösterilebilir mi?

İmamoğlu ile ilgili cezanın ardından en çok konuşulan konulardan birisi de ortak aday olup olamayacağı.

İstanbul Belediye Başkanı şimdiye kadar yapılan anketlerde güçlü bir aday profili olarak öne çıksa da yargı süreci makul bir süre içinde lehine tamamlanmadığı sürece aday olamayacağı hususu muhalefet partilerinde ağır basıyor. Altılı Masa’nın hukuk kurmaylarının buna ilişkin senaryoları çalıştığı belirtiliyor.

Altılı Masa’da İYİ Parti dışındaki partilerin genel eğilimi İmamoğlu’nun aday gösterilmesi ve seçim öncesinde cezasının kesinleşmesi durumunda masayla ilgili şimdiye kadar kat edilen yolun ve seçimin tehlikeye girebileceği yönünde. Parti liderlerinin İmamoğlu’nun adaylığının düşmesi durumunda ikinci bir isim olmayı ve bir çeşit “yedek aday” gibi algılanmayı istemeyecekleri de konuşuluyor.

Bu nedenle İmamoğlu’nun adaylığının artık hem hukuki hem de siyasi açılardan artık söz konusu olamayacağını söyleyenler var. Ancak bu konu liderler arasında henüz ele alınmış değil ve ortada net bir karar yok.

İYİ Parti’nin tutumu ne olacak?

İYİ Parti ise masanın diğer üyelerine kıyasla İmamoğlu’nun adaylığına eskiden beri en yakın duran partiydi ve bu İYİ Parti lideri Meral Akşener’in konuşmalarına ve ilk akşamdan itibaren verdiği desteğe de yansımış durumda.

Akşener’in dünkü miting sırasında boynundaki atkıyı İmamoğlu’nu vererek konuşması sırasında yanında durmasını istemesi dikkatleri çekmişti. Akşener, “Artık 16 milyon İstanbullunun dışında 85 milyon Türkiye’nin de senin yanında olduğunu burada Saraçhane’den görüyoruz” demişti.

Altılı Masa’da aday konusu ile ilgili kriz çıkması beklenmezken, İYİ Parti İmamoğlu ile ilgili kararın istinafta bozulması durumunda adaylığının yeniden devreye girebileceğini düşünüyor.

İmamoğlu ise dünkü Saraçhane mitinginde “Altılı masanın en çalışkan neferi olacağım. Altı genel başkana hepinizin huzurunda söz veriyorum” diye konuşmuştu.

Paylaşın

‘Altılı Masa’dan Saraçhane’de Gövde Gösterisi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti (DP), Gelecek Partisi ve Demokrasi Ve Atılım (DEVA) Partisi’nden oluşan Altılı Masa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yargılandığı davada çıkan sürpriz hapis cezası kararının ardından Saraçhane’de gövde gösterisi yaptı. 

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Başkanı Gültekin Uysal’ın katıldığı mitingde Saadet Partisi’ni İstanbul İl Başkanı Ömer Faruk Yazıcı temsil etti.

“Millet, iradesine sahip çıkıyor” sloganı altında düzenlenen etkinlikte ilk olarak sahneye çıkan İmamoğlu, 2019 seçimlerinde İBB için kullanılan oyların geçersiz sayıldığını hatırlatarak “Tertemiz, helal oyunuzu iptal ettiler. Seçimi yenilediler. Onlar sizin seçtiğiniz belediye başkanını görevden alıp hapsetmek için mahkemeden karar çıkarttılar. Baktılar mahkemenin hâkimi istedikleri gibi karar vermeyecek onu sürüp başka bir hakimle karar çıkarttılar. Bu ülkeyi yönetenlerin sizinle ne dertleri, ne alıp veremedikleri var?” sorusunu yöneltti.

“Bunlar hasta, çok hasta. Bunlar milletin iradesine karşı alerjisi olan insanlar” diyen İmamoğlu, “Kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun halkın oylarıyla seçilmiş bir yöneticiyi haksız, hukuksuz biçimde görevden almak haddini bilmemektir” dedi.

Altılı masanın en çalışkan neferi olacağı sözü veren İmamoğlu, “Ben ortak aklın iradesine inanıyorum. Toplumun barış içinde, ortak bir geleceği inşa edeceğine inanıyorum. Onların dikte ettirdiği yok hükmündeki kararlardan asla korkmuyorum. Birlikte bu karanlık günleri aşacağız. Asla üzülmeyeceğiz. Asla öfkeye kapılmayacağız. Ama hep birlikte kararlı olacağız. Bu dava bana açılmış bir dava değil. Bu dava ülke davası. Bu dava adalet davası. Bu dava eşitlik davası!” diye konuştu.

İmamoğlu, konuşmasını “2023 çok güzel olacak. Yalnız benim ya da senin için değil. Hepimiz için çok güzel olacak. Bütün vatandaşlarımız için çok güzel olacak. Herkes kazanacak. Çocuklarımız kazanacak. Gençlerimiz kazanacak. Hepinizi çok seviyorum. Hep birlikte mücadelemize devam edeceğiz. Her şey çok güzel olacak!” diye tamamladı.

Kılıçdaroğlu: Maratonun sonuna geldik

İmamoğlu’nun ardından sahneye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 16 milyon İstanbullunun iradesine bir yargıç aracılığıyla darbe vurulduğunu belirterek “Şunu herkes çok iyi bilsin. Ekrem Başkan hakkında verilen karar bize bir milim geri adım attırmayacaktır. Adalet ağacının içindeki kurtları tek tek temizleyeceğiz. Açık ve net ifade edeyim hiç kimse, hiçbir güç Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’a hizmet etmekten alıkoyamaz” dedi.

“Hiç kimse unutmasın ve umutsuzluğa kapılmasın. Bu bir maratondur. Maratonun sonuna geldik. 6 ay sonra maraton bitecek” şeklinde konuşan Kılıçdaroğlu, vatandaşlara “Asla başınızı öne eğmeyin, önümüzde altı ay kaldı. Siz de haykırın. İktidar, iktidar, iktidar. İktidar olmak için geliyoruz” diye seslendi.

Babacan: İmamoğlu kardeşime yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kılıçdaroğlu’nun ardından bir konuşma gerçekleştirdi. Babacan, üç dönem seçim kuralını hatırlatarak iktidarın artık bu kurala uymadığını belirtti, AKP’nin iktidara gelmeden önce verdiği sözlerden döndüğünü vurguladı.

“İmamoğlu kardeşime yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum. Canan Kaftancıoğlu’na ve Demirtaş’a yapılan bu hukuksuzluğu reddediyorum. İktidarın kaybettiği belediyelere kayyum atayarak rövanş almasını kabul etmiyorum. Nedir bu çektiğimiz? Devlet gücünü ele geçiren başlıyor altındakileri ezmeye, zulmetmeye…”

Uysal: Bu deli gömleğini her türlü yırtacağız

Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, Saraçhane’deki mitingde yaptığı konuşmada “Türk milletinin tarihi yürüyüşünde önemli bir kilometre taşının bulunduğu noktadayız. Milletim için üzüntü içerisindeyim. Bu büyük devlet için üzüntü içerisindeyiz. Geleceği karartılan gençlerimiz adına üzüntü içerisindeyiz” dedi.

Uysal ayrıca, “Demokrasi ile hukuk ile bu iktidar sahiplerinin ufuklarını gömdük. Bakmayın isimlerine Adalet ve Kalkınma Partisi dediklerine. Adaletleri batanı çok oldu. Onların adaleti Deniz Feneri davalarında zaten batmıştı. Adınız ak olacağına alnınız ak olaydı” ifadelerini kulandı.

“Bu kararın milletin vicdanında nokta kadar bir karşılığı yoktur” diyen Uysal şöyle devam etti. “Bugün, bu büyük ülkenin her şeyini çalanlar; çaldıkları yetmedi, sandığı çalmaya kalktılar. Ama bilsinler ki; dünümüzü çalanlara yarınlarımızı çaldırtmayacağız. Bu deli gömleği her türlü yırtacağız.

Davutoğlu: Sahip olduğunuz mutlak güç sizi aldatmasın

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Saraçhane’de “Meselemiz sadece Sayın İmamoğlu’nun hak ettiği makamı korumak değildir. Meselemiz İstanbul seçmeninin iradesini korumak, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik değerlerini korumaktır” dedi.

Davutoğlu ayrıca “Güç sahipleri, sakın ha sahip olduğunuz mutlak güç sizi aldatmasın, geçmişte nice mutlak güç sahipleri aldandılar. Demokrasi aşığı 85 milyon adına söylüyorum korkmadık, korkmayacağız. Hangi siyasi görüşten olursa olsun, herkesin hakkını koruyacağız.” ifadelerini kullandı.

Akşener: Demokrasi, sandık ve bu irade bizimdir

Davutoğlu’nun ardından sözü alan İYİ Parti Merak Akşener, şu ifadeleri kullandı: “Yüz yıl önce olduğu gibi bugün de ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyenler burada. İstanbul’dan haykıranları duymadıkları anda biz Saraçhane’deyiz. Siz diyorsunuz ki ‘Saray sizinse Saraçhane bizimdir’ 16 milyon İstanbullunun iradesi burada.

Size bize terörist deseler de haksız yere Ekrem kardeşimi yargılasalar da bu irade, bu yürek, bu cesaret bu demokrasi aşkı bu sandıkta verilecek cezanın ortaya koyduğu irade gösteriyor ki artık 16 milyon İstanbullunun dışında 85 milyon Türkiyelinin de Ekrem İmamoğlu’nun yanında olduğunu görüyoruz. Hiçbir haksızlık sonsuza kadar sürmez. Geldikleri gibi giderler. Demokrasi, sandık ve bu irade bizimdir”

Sabri Tekir: Şüphesiz kaybedecekler

Akşener’in ardından sözü Saadet Partisi Genel Vekili Sabri Tekir ise, “Dünden bugüne, adalet mekanizmasına kişisel ve siyasi hesaplarla müdahale edenler mutlaka ve mutlaka kaybetmişlerdir, eğer böyle bir müdahale varsa, buna müdahil olanlar şüphesiz kaybedeceklerdir” dedi.

Altılı Masa’ya dahil olan Saadet Partisi’nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, önceden planlanmış bir hastane randevusu nedeniyle Saraçhane’deki programa katılamayacağını açıklamış, “Orada bulunan herkese canıgönülden selamlarımı iletiyorum. Hepimizin ortak talebi: Önce Adalet, Her daim adalet, Herkese Adalet!” paylaşımında bulunmuştu.

Ne olmuştu?

İmamoğlu’nun Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi dün 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına hükmetmiş ve TCK’nın 53’üncü maddesi uyarınca “siyasi yasak” hükmü uygulamıştı. Kararın kesinleşmesi için istinaf mahkemesi ve Yargıtay süreçlerinin de tamamlanması gerekiyor.

İmamoğlu, 30 Ekim 2019’da Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen kongrede 31 Mart seçimlerinin iptal edilmesini eleştirmiş, Soylu buna karşı yaptığı açıklamada, “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum; bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti. Gazetecilerin Soylu’nun bu sözlerini soruğu İmamoğlu da, “Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye. Tam da 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır, önce oraya bir odaklansın” yanıtı vermişti.

İmamoğlu bu sözleriyle, yanıt verdiği Soylu’yu kastettiğini savunuyor. Geçen duruşmada tanık olarak dinlenen FOX TV muhabiri Gülşah İnce de bu yönde beyanda bulunmuştu.

Paylaşın