Akşener: İstanbul’a Çökmenize, Asla İzin Vermeyeceğiz!

TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, İBB Başkanı İmamoğlu hakkındaki hapis ve siyaset yasağı kararına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Milletin, sandıkla emanet ettiği iradeyi, ucuz numaralara, kurban ettirmeyeceğiz. Siz çökmeye alışmışsınız. Ama biz buradayken; İstanbul’a çökmenize, asla izin vermeyeceğiz! Size göre demokrasi bir araç olabilir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ama bize göre demokrasi; Türk Devleti’nin varlığı, Türk Milleti’nin huzuru için, vazgeçilmez bir amaçtır. Çünkü biz; kalbimizde şahısların ve zümrelerin tahakkümünü taşıyanlardan değiliz! Bir grup siyaset esnafının çizdiği rotayı, sözüm ona demokrasi diye, pazarlayanlardan da değiliz! Kendi siyasi ikbalimiz için, demokrasiyi, aparat yapanlardan da değiliz! Makam mevki için gözü dönenlerden ise, hiç değiliz! Çünkü bize göre demokrasi; bir tercih değil, bir mecburiyettir!”

Akşener, İmamoğlu hakkındaki hapis ve siyaset yasağı kararından sonra Saraçhane’ye gitmesinin nedenini, “Bundan 20 sene önce yaşadığı haksızlık karşısında, nasıl Sayın Erdoğan’ın yanına koştuysam, bu sefer de, Ekrem kardeşimin yanına koştum. Bundan 20 sene önce, nasıl Emine Hanım’ın yanına koştuysam, bu defa da Dilek kızımın yanına koştum” sözleriyle açıkladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“İktidar ise her zamanki hukuk tanımazlığıyla yüzde 1’den 2’ye çıkararak yeniden getiriyor. Bundan sonra da yeni sendikaların kurulmasının önüne geçilmiş olacak.

Bugün, bu çatı altında bütün siyasetçilerin tümünü katarak söylüyorum, direne direne o barajları aşma iradesini en iyi anlayan benim.

Sendika üyesi olması yasaklanan 1.5 milyon kamu görevlimiz de 706 liralık ödemeden mahkum olacak.

AK Parti’ye yakışır bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Milletimizin aleyhine olan her teklif gibi Cumhur İttifakı çoğunluğu ile Meclis’ten geçti.

Sendika üyesi olması yasaklanan 1.5 milyon kamu görevlimiz de 706 liralık ödemeden mahkum olacak. AK Parti’ye yakışır bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Milletimizin aleyhine olan her teklif gibi Cumhur İttifakı çoğunluğu ile Meclis’ten geçti.

Biliyorsunuz, birkaç gün önce, Nur Elif yavrumuz, kötü koşullarda yaşadığı ve aç bırakıldığı için hayatını kaybetti. Daha 6 yaşındaydı… Nur Elif’e bunları reva gören vicdansızları Allah’a havale ediyorum!

Şimdi iktidar cenahından bazıları çıkıp, utanmadan; “Zaten anne-babası cezaevindeymiş, akrabaları kötü davranmış, her şeyden de iktidarı suçlamayın” diyecekler. Her zaman olduğu gibi, bu olay için de, “bizim ne suçumuz var ki?” diyecekler. Bu ülkede bir çocuk öldü bir çocuk! Hem de açlıktan öldü! Hem de kötü bakıldığı için öldü.

Soruyorum size: Çocuklarımıza sahip çıkmak, devleti yöneten iktidarın görevi değilse, kimin görevidir? İşine geldiğinde; “Dicle’nin kenarında, kurdun kaptığı bir koyun bile, benim mesuliyetim altındadır” diyenler, işine gelmediğinde; Ölen, daha 6 yaşında bir çocuğumuzun, sorumluluğunu, üzerinden atabilir mi? Atamaz!

Eğer koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü kullanan bir iktidar çocuklarımızı koruyamıyorsa, insanlarımızı sahipsiz, kimsesiz bırakıyorsave üstüne üstlük mesuliyet almaktan da kaçıyorsa ortalıkta, “ben ülke yönetiyorum” diye gezemez.

Kardeşim, siz bostan korkuluğu musunuz? Fakirliği, muhtaçlığı, açlığı bitiremeyecekseniz neden o makamları işgal ediyorsunuz?

Sadece kendi zenginliğinizi sağlamak için mi oradasınız? Sadece yandaşlarınızı bu milletin cebinden çıkanlarla zengin etmek için mi oradasınız?

O koltuklarda Saray’da sefa sürüp, şaşalı yemekler yemek, özel uçakla, maça gidip gelmek için mi oturuyorsunuz?

“Bunlar daha iyi günlerin”

Sayın Erdoğan her sıkıştığında, ‘Bu konu siyasetin konusu değildir’ diyerek, işin içinden sıyrılamazsın.

Sana göre neyin siyasetin konusu olup olmadığı, beni zerre ilgilendirmiyor. Engin birikiminin ve derin fikirlerinin cefasını, zaten milletçe yıllardır çekiyoruz.

Beni, Eskişehir’deki Nur Elif ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Van’daki Muharrem ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Adana’daki Emine ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım!

Sen bu memlekette varlık içinde yaşarken, kestane ballarıyla, manda yoğurtlarıyla, Medine hurmalarıyla, sefa sürerken, yokluktan, yoksulluktan ölen, açlığa mahkûm ettiğin çocuklarımız için, senden hesap soracağım!

Bu kürsüden defalarca gündeme getirmeme rağmen rüzgargülü projemizi devreye almak yerine, utanmadan yasaklattığın için senden hesap soracağım!

Bunlar daha iyi günlerin. Milletimizle el ele verip, siyasi rantı çocuklarımızın hayatına tercih eden bu kalpsizliğin, bu vicdansızlığın hesabını sana sandıkta soracağım! Hiç merak etme, çok az kaldı!

Bakan’a çok sert tepki: Bu ne cürettir, bu ne utanmazlıktır!

Türkiye, artık patolojik semptomlar gösteren, tehlikeli bir zihniyet tarafından yönetiliyor.

Maalesef, empati, vicdan, sorumluluk bilinci gibi, insani kavramlarla bağını tamamen koparmış sosyopat bir yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu bir gerçek.

Nitekim bu gerçeği, iktidar mensuplarının her hareketinde, her cümlesinde, her kelimesinde, endişe verici bir sıklıkla görüyoruz.

Beceriksizleriyle fakirleştirdikleri; asgari ücretlimizin, memurumuzun, emeklimizin maaşlarına, yapmak zorunda olukları, düzenlemede bile, bu gerçeğe şahit oluyoruz.

Biliyorsunuz, son olarak, Türkiye’nin en yakıcı meselelerinden biri olan EYT’li kardeşlerimizin durumuna ilişkin sorulan bir soruya, “EYT mi?” diye cevap veren, Nebati Bakan, birbirinden ciddiyetsiz açıklamalarına geçtiğimiz günlerde bir yenisini daha ekledi.

Çıktı, hiç utanmadan, zerre sıkılmadan bu milletin gözünün içine baka baka; ‘Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de, ne verilse haklarıdır.

Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek, bereket getirir’ dedi. Yanlış duymadınız. Aynen böyle dedi. Bu ne cürettir! Bu ne utanmazlıktır! Bu ne saygısızlıktır!

Hayırdır Sayın Bakan, sadaka mı dağıtıyorsunuz? Lütufta mı bulunuyorsunuz? Kendinize gelin!

İmamoğlu açıklaması

Hatırlayın, 31 Mart İstanbul seçimlerini, düzmece yalanlarla iptal ettiler. Sandıkların güvenliğinden kendileri sorumluyken, muhalefeti, hile yapmakla suçladılar.

Üzerinden, 3 buçuk sene geçti. Tek bir kişi bile yargılanmadı. Kuyruklu yalanlarını destekleyecek, tek bir delil bile bulanamadı. Ama, siyasi tarihimize, bu kara lekeyi sürenler, utanmadılar.

Milletimizden, bir özür bile dilemediler. Peki sonuçta ne oldu?

Millet iradesi yok sayıp, demokrasiye indirmeye çalıştıkları, darbenin karşılığında, İstanbul’u bir kere değil, tam iki kere kaybettiler. Belli ki, hâlâ daha akıllanmamışlar…

Hâlâ daha, hezimeti hazmedememişler. Hâlâ daha, millet iradesini kabullenememişler. Hâlâ daha, demokrasiyi içselleştirememişler. Ve bu sefer de, Türkiye’yi kaybedecekler…
Nitekim, geçtiğimiz Çarşamba günü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Ekrem

İmamoğlu hakkında verilen, hapis ve siyasi yasak kararıyla; Ak Parti iktidarının; millet iradesini bastırmaya çalışan, bir vesayet rejimi olduğu, bir kez daha, gözler önüne serildi.

Yargıyı, demokrasiye karşı, bir sopa olarak kullanan, 28 Şubat zihniyetinin, günümüzdeki temsilcisi olduğu, bir kez daha açığa çıktı. Seçimle alamadıkları İstanbul’u, hatta düzelteyim, seçimle alamayacakları İstanbul’u, yargı yoluyla almak için, yine bir rezilliğin, peşine düştüler.

Kadınlara “sürtük” demenin, suç sayılmadığı bu ülkede, İç İşleri Bakanı’nın “ahmak” sözünü iade etmek, suç sayıldı. Belediye Başkanı’na “ahmak” demek meşru; ama ahmak sözünü iade etmek, suç sayıldı. Aslında, Haziran ayında görülen davada, yargı kararını vermişti. Kararın açıklanmasına, iki gün kala, davanın hakimi değişti.

“Hakim bulmak için tüm Türkiye’yi taaradılar”

Yani, seçimleri iptal ettikleri gibi, hakimi de iptal ettiler. Sonra da, bu saçmalığa ceza verecek bir hakim bulmak için, tüm Türkiye’yi taradılar.

Ve sonunda, Ak Parti teşkilatıyla, boy boy fotoğrafları olan bir hakimi, davanın başına atadılar. Sonuç? Sonuç ortada. Planlı ve programlı bir şekilde, siparişle çıkartılan, absürt bir ceza kararı… Bakın, altını çizerek söylüyorum: Bu karar, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim gündemidir.

Bu karar, millet iradesine yapılmış, vesayetçi bir müdahaledir. Bu karar, Türk demokrasisine vurulmuş bir darbedir!

Aziz milletim; İktidar mensupları, sandıkla kaybettikleri İstanbul’u, yargı gücünü, kötüye kullanarak geri alma peşindeler. Yıllarca, bedavadan seçim kazanmanın, şımarıklığını yaşadılar.

Yıllarca, milletimize, maraba muamelesi yaptılar. Ama, 2023 seçimleri yaklaştıkça; Kaybedeceklerini, artık anlamaya başladılar. Milletin gözünden düştüklerini, fark etmeye,

Milletin vereceği hükümden, korkmaya başladılar. Milletin gözünden, neden düştüler biliyor musunuz? Çünkü milletimiz, Ak Parti’ye mecbur olmadığını gördü.

İstanbul’da gördü, Ankara’da gördü. Adana’da, Antalya’da, Hatay’da gördü. Millet İttifakı’nın kazandığı, birçok şehirde, bu gerçeği, tüm çıplaklığıyla gördü.

Kendisine, hak ettiği gibi hizmet eden, belediye başkanlarımızı gördükçe; İktidarın tek derdinin, kendi sefası olduğunu anladı. Mesela, pandemi döneminde;

İktidarın yapamadığı sosyal yardımı, İstanbul’da, Ankara’da ve daha birçok büyükşehrimizde, ortaya koyan, Millet İttifakı belediyelerini gördükçe, Ak Parti’nin vasatlığını gördü.

Her türlü engellemeye, mobinge, iftiraya ve tuzağa rağmen, Ekrem Başkan da, Mansur Başkan da, diğer belediye başkanlarımız da, olağanüstü çaba gösterdiler. Onların bu çabaları, Millet İttifakı’na olan güveni artırdı. Onların başarısı, iktidarın yalanlarını çökertti.

Onların çalışmaları, korku senaryolarını boşa çıkarttı. Muhalefetin güçlenmesinde, Millet İttifakı’nın belediye başkanlarının katkıları, yok sayılamaz.

İşte bu yüzden de, onlardan çok korkuyorlar! Milletimizin onlara olan sevgisini kıskanıyorlar!
Onların önünü kesmek için, her türlü rezilliği de yapıyorlar.

İşte tam da bu nedenle, onlara uzanan elleri kırmak, değişime inanan herkesin, boynunun borcudur! Ben de, 14 Aralık’ta, bu borcun gereğini yapmak için, yola çıktım.

İstanbullunun iradesine, vurulmaya çalışılan darbeye karşı, tıpkı 2019’daki gibi, Ekrem kardeşimizle, omuz omuza durmaya gittim.

Bundan yirmi sene önce, yaşadığı haksızlık karşısında, nasıl Sayın Erdoğan’ın yanına koştuysam, bu sefer de, Ekrem kardeşimin yanına koştum.

Bundan 20 sene önce, nasıl Emine Hanım’ın yanına koştuysam, bu defa da, Dilek kızımın yanına koştum.

Linç edilmeye çalışıldığında, Nasıl Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanına koştuysam, bu defa da, Ekrem İmamoğlu’nun yanına koştum. Bugüne kadar, meydanı boş bulmanın şımarıklığı ile, her istediklerini yaptılar.

Bugün de, hizmetleriyle milletin kalbini kazanan bir belediye başkanımızı, hukuksuzluk yoluyla diskalifiye etmeye çalıştılar.

Dün kendilerine yapılanları, bugün Ekrem Başkan’a yapmaya kalktılar. Ama artık bu meydanın boş olmadığını, Saraçhane’de gördüler. Bugün, hedefleri Ekrem Başkan’dı. Bu yüzden, İYİ Parti olarak biz de, amasız, fakatsız onun yanındaydık.

“Haberi alır almaz yola çıktık”

Bir saniye düşünmedik, bir dakika gecikmedik, haberi alır almaz yola çıktık. Demokrasimizin, sahipsiz olmadığını hatırlatmak için, İstanbulluların iradesinin, çiğnenemeyeceğini haykırmak için, Kaybetme korkusundan gözü dönenlere karşı, dimdik durmak için, Saraçhane’deydik.

Biz dün neredeysek, bugün de oradayız. Kim ne derse desin, yarın da, aynı yerde olmaya devam edeceğiz.

Şayet bu kafa, yarın da hedefine, Mansur Başkan’ı koyarsa; Bu sefer de, bir saniye düşünmeden, bir dakika gecikmeden, onun yanında dimdik dururuz.

Bugün nasıl ki; “Saray sizinse, Saraçhane bizimdir!” dediysek; Gerekirse; “Beştepe sizinse, Ankara bizimdir!” demeyi de, çok iyi biliriz.

Eğer ki onlar; Seçim kazanma uğruna, tehdit gördüğü herkesi, bertaraf etmeye ant içtiyse, Biz de; Milletin sevgisini kazanmış herkesin yanında, kaya gibi durmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Eğer ki onlar; Koltuklarını korumak için, millet iradesini yok saymaya ant içtiyse, Biz de; Cumhuriyetimizin izinde, demokrasimize sahip çıkmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Eğer ki onlar; Nefislerinin, hırslarının ve çıkarlarının esiri olmaya ant içtiyse, Biz de; Milletin sesinin, taleplerinin ve tercihlerinin temsilcisi olmaya, Türk Milleti’nin huzurunda, ant içtik!

Belli ki bu duruşumuz, birilerinin çook zoruna gidiyor… Sanki talimatı kendileri vermemiş gibi, komplo teorileri üretiyorlar.

Yargı operasyonları yetmezmiş gibi, şimdi de, algı operasyonları yapıyorlar. Kendi beceriksizliklerini gizlemek için, bize çamur atıyorlar. Milletin değişim isteği, körelsin istiyorlar.

“Korkuyorsun!”

Umutsuzluk, hakim olsun istiyorlar. Millet dayanışma gösteremesin, herkes, kendi derdine düşsün istiyorlar. Ama, çok önemli bir gerçeği unutuyorlar. Hep söylerim: Gerçeklerin, mutlaka ortaya çıkmak gibi, çok güzel bir huyu vardır.

Buradan, kendisine hatırlatmak istiyorum: Kendi derdine düşen sensin, Sayın Erdoğan! Korkuyorsun!

Hem de, o kadar çok korkuyorsun ki; zamanında sana yapılanın, kendi yaşadığın haksızlığın, önüne koyulan siyasi engelin, bir benzerini yapacak kadar, yaptıracak kadar, aciz durumdasın!

Hatta, Ekrem Başkan’a çektiğin operasyonu savunmak için, 20 sene önce okuduğun şiirin, suç olduğunu söyleyecek kadar, paniklemiş haldesin! Ama, sen hiç merak etme; Sen ne kadar korkaksan, biz de o kadar kararlıyız. Çünkü biz cesaretimizi, milletimizden alıyoruz.

Ve biliyoruz ki, iyilerin görünmez orduları vardır. Bu yüzden milletin iradesine, cesaretle sahip çıkacağız. Milletin, sandıkla emanet ettiği iradeyi, ucuz numaralara, kurban ettirmeyeceğiz.

Siz çökmeye alışmışsınız. Ama biz buradayken; İstanbul’a çökmenize, asla izin vermeyeceğiz! Size göre demokrasi bir araç olabilir.

Ama bize göre demokrasi; Türk Devleti’nin varlığı, Türk Milleti’nin huzuru için, vazgeçilmez bir amaçtır. Çünkü biz; kalbimizde şahısların ve zümrelerin tahakkümünü taşıyanlardan değiliz!

Bir grup siyaset esnafının çizdiği rotayı, sözüm ona demokrasi diye, pazarlayanlardan da değiliz!

Kendi siyasi ikbalimiz için, demokrasiyi, aparat yapanlardan da değiliz! Makam mevki için gözü dönenlerden ise, hiç değiliz! Çünkü bize göre demokrasi; bir tercih değil, bir mecburiyettir!

“Yeter söz milletindir!”

Bu yüzden de, demokrasiden taviz vermek, bizim siyaset anlayışımıza aykırıdır! Ama kimse merak etmesin! Nasıl ki, tarih boyunca, yapılan her zorbalığın, her haksızlığın, her adaletsizliğin karşısında, dimdik duracak, babayiğitler olmuşsa; Bugün de, millet iradesinin üzerinde, vesayet kuran, bu Firavun iktidarını yıkacak, Musa’lar da elbette var!

“Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!” diye haykıracak, cesurlar da elbette var! “Yeter söz milletindir!” diyerek itiraz edecek, asil yürekler de elbette var! Şunu asla unutmayın:

Milletten koparak, siyaset yapmaya çalışanların, ortak özelliği; en nihayetinde, milletin verdiği cezaya, mahkûm olmalarıdır.

Oyuna ipotek koyanı, yok sayar! Sabrını sınayanı, yok sayar! Haklı itirazını bastırmaya çalışanı, yok sayar! Umuduna ve hürriyet aşkına, gölge düşürmeye çalışanı, yok sayar! Kendi fikrini, hukuk sananlara da, Kendine göre, bir devlet hayal edenlere de,

Baktığı dev aynasını, milletin gönül penceresi zannedenlere de, sandıkta gereken cevabı verir. Dün de vermiştir, bugün de, yarın da, elbette verecektir.

Parlamenter sistem vurgusu

İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler çöker, demokrasiler ise, yaşar. İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler fakirleştirir, demokrasiler ise, zenginleştirir.

İşte bu yüzden; Tek bir kişiye bağlı sistemler istibdatı getirir, demokrasiler ise, hürriyeti yaşatır. İşte bu yüzden; Türkiye’nin zenginliğe, mutluluğa ve huzura kavuşmasının garantisi; Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’dedir!

Türkiye’nin kurtuluşunun anahtarı budur! Egemenliğin, kayıtsız ve şartsız milletin olması için, tek yol budur!

Vatandaşının ne söylediğinden, ne düşündüğünden, kime oy verdiğinden, kimi sevdiğinden korkmayan, kendine ve milletine güvenen, bir yönetim anlayışı, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

İstisnaların değil, kuralların olduğu, İmtiyazların değil, hukukun işlediği, torpilin değil, liyakatin gözetildiği, adamına göre değil, milletimize göre kurulan, adil bir düzen, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

Ekonominin yarattığı tahribatın, giderilmesi, Yasakların yerine, özgürlüğün konuşulması, Toplumsal yaralarımızın, iyileşmesi, zorbalığın yerini, adalete bırakması, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile mümkündür!

2023 mesajı

“Önce şahsım, önce koltuğum” diyenlere inat; İYİ Parti olarak biz; “Önce millet, önce memleket” demeye, inatla devam edeceğiz. Kara, tipiye, borana, göğüs gereceğiz.

İftiraları, yalanları, dümenleri, boşa çıkartacağız. Karşımıza diktikleri her türlü engeli, birer birer aşacağız. Ve 2023’te milletimizle birlikte, öyle bir tarih yazacağız ki; 1923’te kavuştuğumuz, bayram havası, memleketimize, yeniden yayılacak!

2023’te sandık geldiğinde, öyle bir kazanacağız ki; 1950’deki, Demokrat Parti’nin seçim zaferinin mutluluğu, yeniden yaşanacak!

2023’te, sandıklar açıldığında, öyle bir başaracağız ki; 27 Mayıs 1960’da, millet iradesine ket vuranlara karşı; 1965’te iktidara gelen, rahmetli Süleyman Demirel’in gür sesi, yeniden duyulacak!

2023’te, öyle bir iktidara geleceğiz ki, 12 Mart 1971 muhtırasıyla, demokrasi ile bağımızı, kesmek isteyenlere karşı, milletimizin cevabı daha iyi anlaşılacak.

1973 seçimlerinde rahmetli Ecevit’le, rahmetli Erbakan’ın, sandığa yansıyan gücü, yeniden hatırlanacak!

2023 seçimlerinde, milletimiz öyle bir ders verecek ki; 1980’de, demokrasiyi askıya alan darbecilerin, bugünkü ruh ikizleri, aynı, 1983’te rahmetli Özal’ın, tek başına iktidara geldiği gün olduğu gibi, yeniden üzülecek!

Onlar üzülecek ama, 85 milyon, artık hep birlikte sevinecek! Hep birlikte gülecek! Hep birlikte konuşacak! Hep birlikte kazanacak! Türkiye’nin, iyi ve cesur evlatları!

İşte bu yüzden; Bugün vakit, umutsuzluk vakti değildir! Vakit artık, mücadele etme vaktidir! Milletimize yaşatılan haksızlıkların, hesabını sorma vaktidir!

Sahipsiz bırakılanlara, sahip çıkma vaktidir! Tüm ucuz siyasi oyunları, bozma vaktidir! Maskeli baloları dağıtma, kumar masalarını devirme vaktidir!

Dahili ve harici bedhahlara karşı, dimdik durma vaktidir! Millet iradesinin, kutlu sancağını, mavi göklere kaldırma vaktidir! Yenilgi yenilgi büyüyen zaferlerden, bizatihi zaferlere geçme vaktidir!

Sandıkları patlatıp, güçlü, zengin ve mutlu Türkiye’yi inşa etme vaktidir! Sandık ufukta belirdi.

Hakkın vadettiği günler artık doğdu. Vakit, bugünlerin hakkını verme vaktidir! Vakit, iktidar vaktidir! Vakit, İYİ’lerin vaktidir! Emin olun, çok az kaldı!

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tarımsal Girdi Enflasyonu Yüzde 135’e Yükseldi

Tarımsal girdi enflasyonu, ekim ayında bir önceki aya göre yüzde 2,68 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 134,76 yükseldi. Tarımsal girdi enflasyonu, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 97,00 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 105,81 artış oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi Ekim 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, tarımsal girdi fiyat endeksi (Tarım-GFE) Ekim’de bir önceki aya göre yüzde 2,68 artarken, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 134,76 yükseldi.

Tarım-GFE’de, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 97,00 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 105,81 artış gerçekleşti.

Eylül ayında yüzde 138,15 seviyesinde olan Endeks, baz etkisiyle yıllık bazda yüzde 134.76’ya çekildi.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde %2,34, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde %5,43 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde %100,96, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde %140,04 artış gerçekleşti.

Yıllık Tarım-GFE’ye göre 7 alt grup daha düşük, 4 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, %38,42 ile veteriner harcamaları ve %63,76 ile diğer mal ve hizmetler oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, %196,89 ile enerji ve yağlar ve %192,52 ile gübre ve toprak geliştiriciler oldu.

Aylık Tarım-GFE’ye göre 4 alt grup daha düşük, 7 alt grup daha yüksek değişim gösterdi.

Aylık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, %0,39 ile diğer mal ve hizmetler ve %0,67 ile makine bakım masrafları oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, %6,79 ile malzemeler ve %4,11 ile enerji ve yağlar oldu.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş, Muhalefete Seslendi: Tarihi Fırsatı…

Demirtaş, “İçinde bulunduğumuz kritik döneme yetki veya koltuk paylaşımı olarak bakmak, tarihi fırsatı heba etmektir. Türkiye Cumhuriyeti hepimizindir, dolayısıyla hepimiz sorumluluk alarak halkın yararı için fedakarlık yapmakla görevliyiz. Koltuk hayallerinin değil, özgürlük ideallerinin peşinde koşmak halka karşı onur borcumuzdur.” dedi ve ekledi:

“Geleceği sağlıklı şekilde inşa etmenin biricik yolu, tam demokrasiyi kurumsal hale getirmektir. Bu nedenle, demokrasiye inanmış tüm partiler ve siyasi liderler bu sürecin doğal parçasıdırlar. Artık kısır tartışmalara son verip canla başla çalışmak gerekir. Şimdi dışlama değil, ilkeler etrafında buluşma ve kucaklaşma zamanıdır. Bu yaklaşımla herkes kazanacak, 85 milyon kazanacak.”

Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cumhurbaşkanlığı adaylık tartışmalarıyla ilgili olarak sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

“Türkiye Cumhuriyeti hepimizindir” diyen Demirtaş şunları söyledi:

“Stratejik açıdan dünyanın en çok yetkiye sahip “koltuğunu” almak için seçime gidiyoruz. Hepimizin amacı, bu makamı gerçek sahibine yani halka teslim etmek olmalıdır. İsimler üzerinden tartışma yürütmek, belirttiğim amaçtan sapmak anlamına gelir.

Bu kritik dönemde, demokrasiye yürekten inanan her siyasi aktör, devletin yeniden inşasında görev ve sorumluluk almalıdır. Kimsenin kimseyi dışlama lüksü yoktur.

“Dışlama değil, kucaklaşma zamanıdır”

Siyasi yasak veya kapatılma tehdidi altında olanlar dahil her siyasi aktörün, ülkenin demokrasiye geçmesi için seçim öncesinde veya sonrasında kendisine düşecek görevlere hazır olması gerekir.

İçinde bulunduğumuz kritik döneme yetki veya koltuk paylaşımı olarak bakmak, tarihi fırsatı heba etmektir.

Türkiye Cumhuriyeti hepimizindir, dolayısıyla hepimiz sorumluluk alarak halkın yararı için fedakarlık yapmakla görevliyiz. Koltuk hayallerinin değil, özgürlük ideallerinin peşinde koşmak halka karşı onur borcumuzdur.

Geleceği sağlıklı şekilde inşa etmenin biricik yolu, tam demokrasiyi kurumsal hale getirmektir.

Bu nedenle, demokrasiye inanmış tüm partiler ve siyasi liderler bu sürecin doğal parçasıdırlar. Artık kısır tartışmalara son verip canla başla çalışmak gerekir. Şimdi dışlama değil, ilkeler etrafında buluşma ve kucaklaşma zamanıdır.

Bu yaklaşımla herkes kazanacak, 85 milyon kazanacak.”

Paylaşın

Yargıtay Başsavcılığı’nın HDP Talebi Ne Anlama Geliyor?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin hazine yardımı bulunan hesaplarına “ivedilikle” bloke konulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Talebin gerekçesinde “HDP’nin PKK ile organik bağının dava sürecinde de sürdüğü” savunuldu.

AYM’nin bu talebi 10 Ocak’taki sözlü yargılama duruşmasında karara bağlaması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi, geçen yıl Haziran ayında Yargıtay Başsavcılığı’nın bu yöndeki benzer talebini reddetmişti.

Anayasa Mahkemesi, talebi kabul ederse HDP’nin banka hesaplarına bloke konulacak. Talebin kabul edilmesi halinde HDP, 2023 seçimlerinde hazineden gelecek olan ve mevcut hesaplarında bulunan paraları kullanamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP kapatma davası kapsamında partinin hazine yardımlarının bulunduğu banka hesaplarına bloke konulması talebi tartışma yarattı. Anayasa Mahkemesi (AYM), talebi olumlu karşılarsa HDP, 2023 yılında alacağı 539 milyon TL’yi kullanamayacak.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan HDP’nin hukukçu milletvekillerinden Batman Milletvekili Mehmet Tiryaki ile Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonları’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu talebine tepki gösterdi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin hazine yardımı bulunan hesaplarına “ivedilikle” bloke konulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Talebin gerekçesinde “HDP’nin PKK ile organik bağının dava sürecinde de sürdüğü” savunuldu. AYM’nin bu talebi 10 Ocak’taki sözlü yargılama duruşmasında karara bağlaması bekleniyor. Anayasa Mahkemesi, geçen yıl Haziran ayında Yargıtay Başsavcılığı’nın bu yöndeki benzer talebini reddetmişti.

HDP 2023’te 539 milyon TL yardım alacak

HDP, 2022 yılında hazineden 77 milyon TL yardım almıştı. 2023’te ise seçimlerin yapılacak olması nedeniyle partilere hazine yardımında ciddi artış yapıldı. TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Bütçe Kanunu kapsamında HDP’ye 2023 yılında hazineden 539 milyon TL ödenmesi kararlaştırıldı. Bu paranın ilk bölümünün, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından Ocak ayının ilk 10 gününde parti hesaplarına yatırılması bekleniyor.

Talep ne anlama geliyor?

Anayasa Mahkemesi, talebi kabul ederse HDP’nin banka hesaplarına bloke konulacak. Talebin kabul edilmesi halinde HDP, 2023 seçimlerinde hazineden gelecek olan ve mevcut hesaplarında bulunan paraları kullanamayacak.

HDP cephesi ne diyor?

HDP Batman Milletvekili ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Temsilcisi Mehmet Tiryaki, kapatma davasının MHP’nin çağrısının ardından açıldığını anımsatarak, “Tıpkı kapatma davasının MHP’nin yürüttüğü kampanya sonucu açılması gibi partinin hesaplarına bloke talebinin de MHP’nin çağrısından sonra gelmesi, davanın siyasi olduğunu gösteriyor. Yargıtay Başsavcısı, MHP’nin temsilcisi gibi hareket etmektedir” dedi.

Tiryaki: HDP seçim kampanyası yürütemez

Bu yıl seçimler nedeniyle partilere hazine yardımının üç katı oranından arttırıldığını belirten Tiryaki, “Eğer bloke kararı verilirse HDP seçim kampanyaları yürütemez. HDP seçim kampanyası yürütmesin, AKP istediği gibi at koştursun diye bu talepte bulunulmuştur” ifadesini kullandı.

Eren: AYM talebi reddetmeli

HDP’de Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonları’ndan sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, AYM’nin talebi kabul etmesinin; mahkemenin kapatma davasında vereceği kararın rengini ortaya koyacağını, bunun ihsas-ı rey anlamına geleceğini söyledi.

AYM’nin talebi reddedeceğini düşündüklerini kaydeden Eren, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu talebini haklı kılacak, hukuksal hiçbir gerekçe yok. Çünkü dosyada bu süre zarfında hiçbir şey değişmedi” dedi.

Talebin seçimler öncesinde HDP’yi ekonomik olarak zor durumda bırakma amacı taşıdığını belirten Eren, şöyle devam etti:

“Seçim öncesi, siyasal alanda partimize dönük Meclis’ten tutun sokağa kadar her alanda engelleme, partimizi tasfiye etme, partimizi yargı sopasıyla durdurma ve mücadele edemez hale getirmek istiyorlar. Bu talep de bunun bir parçasıdır. Seçim öncesinde afişlerden, bayraklardan tutun da birçok alanda yapılması gereken çalışmaların yapılmaması sağlamak istiyorlar.”

Bağışlar da etkilenecek mi?

Serhat Eren, hesapların bloke edilmesi kararının seçim takvimi öncesinde çıkmasının HDP’yi olumsuz etkileyeceğini belirterek, “Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar, seçime yakın veya seçim takviminin kesinleştiği tarihe yakın gelirse kuşkusuz büyük oranda etkilenecek. Bu da partimizin aslında resmi ve fiili olarak seçime girmesini engelleyici bir karar olmuş olacak. Yani siyasi partiler arasında bir eşitsizlik yaratacak” değerlendirmesinde bulundu.

Peki, olası bir bloke kararından HDP’nin seçim sürecinde toplayacağı bağışlar da etkilenecek mi?

Bir dönem Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Siyasi Partiler Masası’nda görev yapan emekli yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay Başsavcılığı’nın talebinde, “devlet yardımlarının bulunduğu banka hesabı” denildiğine işaret ederek, bloke konulması halinde bu hesaplarda toplanan bağışların da etkileneceğini kaydetti. Eminağaoğlu, talebin HDP’nin seçim kampanyası yapmasını olumsuz etkileyeceğini kaydetti. Ancak AYM’nin taleple bağlı olmadığını belirten Eminağaoğlu, bu durumun tamamen AYM’nin alacağı karara bağlı olduğunu kaydetti.

HDP kapatma davası ne aşamada?

Bu talebin ardından gözler şimdi HDP kapatma davasına çevrildi. Yargıtay Başsavcısı Başsavcı Bekir Şahin, 10 Ocak’ta sözlü açıklama yapacak. Bunun ardından HDP’ye bir ay süre verilecek ve bu süre sonunda sözlü savunmada bulunacak. Taraflar dinlendikten sonra AYM raportörü davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayarak üyelere sunacak. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın belirleyeceği bir günde heyet toplanarak, kapatma istemini esastan karara sağlayacak. Kapatma kararı için 15 üyeden en az 10’nun oyu gerekiyor.

Paylaşın

ABD, SDG İle Suriye’de Operasyon Düzenledi

ABD, Suriye’nin doğusunda düzenlenen üç ayrı operasyonda altı IŞİD militanının yakalandığını, operasyonlara ana gövdesini YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin de katıldığını açıkladı.

Açıklamada yakalanan kişilerden dördünün, grupla ilişkili Türkmen silah tüccarları olduğu belirtildi. İki SDG savaşçısının baskınlar sırasında yaralandığı kaydedildi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin doğusunda düzenlenen üç ayrı operasyonda altı IŞİD militanının yakalandığını açıkladı. Helikopterlerle havadan indirme yoluyla yapılan operasyonların 48 sürelik bir zaman diliminde icra edildiği belirtildi.

Yakalanan şahıslar arasında IŞİD’in “Suriye Bölge Yetkilisi” kabul edilen “El Zübeydi”nin de olduğu açıklandı. Söz konusu şahsın Suriye’de saldırılar planladığı ya da bunların düzenlenmesine önayak olduğu belirtildi.

Londra merkezli İnsan Hakları Gözlemevi düzenlenen üç baskından ikisinin Deyrezzor ve Haseke bölgelerinde yapıldığını ve bu operasyonlara ana gövdesini YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin de katıldığını açıkladı.

Açıklamada yakalanan kişilerden dördünün, grupla ilişkili Türkmen silah tüccarları olduğu belirtildi. İki SDG savaşçısının baskınlar sırasında yaralandığı kaydedildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Komutanı Orgeneral Michael Erik Kurilla, operasyonlarla ilgili “IŞİD’in bu unsurlarının yakalanması terör örgütünün istikrarsızlaştırıcı saldırılar planlama ve hayata geçirme kabiliyetini sekteye uğratacak” diye konuştu.

Suriye’de IŞİD ile mücadelede SDG’ye destek veren ABD askerlerinin sayısı 900 olarak tahmin ediliyor. ABD güçlerinin SDG ile birlikte IŞİD’e karşı yaptığı operasyonlar daha çok ülkenin kuzey doğu bölümünde gerçekleşiyor.

SDG son yapılan operasyonlarda yakalanan bir IŞİD militanının Suriye’nin doğusundaki kimi hücrelere komuta ettiğini açıkladı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Dikkat Çeken İmamoğlu Açıklaması

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı İmamoğlu ile yakınlığını, “Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır, ona sahip çıkmak benim de boynumun borcudur. Şimdi saraycılara sesleniyorum. Çekin arabanızı, bu kantar sizi çekmez” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu grup konuşmasında, kararın kesinleşmesi halinde İmamoğlu’nu görevden alabileceğini söyleyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “İmamoğlu’nun adını ağzına almak için önce ağzını yıkayacaksın, sen kimsin. Sen atanmış birisin. imamoğlu kim, sen kim? Sen İmamoğlu’nun tırnağı bile olamazsın” ifadelerini kullandı.

HDP İstanbul Eş Başkanı Mithat Sancar’ın yaşadıklarına değinen Kılıçdaroğlu şunları söyledi: “Demokrasinin olmadığını gösteren temel bir olay. Bir partinin genel başkanı İstanbul’da Kadıköy’de kendi ilçe binasına giremiyor. Talimat verilmiş. Altı milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı kendi ilçe binasına giremiyor. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.

Onlar şeytanlar ve bunu yapıyorlar ve bizler beraber mücadele edeceğiz. Polis arkadaşları asla suçlamıyorum onlara talimat verenler sorumlusu. Talimat verenin kim olduğunu, gücünü saraydan aldığını da çok iyi biliyorum. O nedenle bizler taşkınlığa kapılmadan, sağ duyu ile hareket ederek sandığı bekleyeceğiz. Sandık gelecek, oyumuzu kullanacağız Saray ve şürekasını yolcu edeceğiz.”

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla hapis ve siyasi yasakla cezalandırılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, davet üzerine bugün Meclis’te CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir araya geldi.

İkili grup toplantısından önce Kılıçdaroğlu’nun makam odasında görüştü. Daha sonra da grup toplantısına geçti. Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun salona girişi esnasında CHP’liler ‘El ele kol kola omuz omuza’ sloganı attı. Kılıçdaroğlu kürsüye ‘İktidar’ sloganıyla çıktı.

Kılıçdaroğlu izleyicilere “Hiç meraklanmayın halkın iktidarını mutlaka kuracağız” yanıtını verdi. İmamoğlu da grup toplantısı sırasında, ön sıralarda Engin Özkoç’un yanına oturarak Kılıçdaroğlu’nu dinlendi.

“Polisler değil onlara talimat verenler sorumlusu”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

Mithat Sancar’a abluka: Demokrasinin olmadığını gösteren temel bir olay. Bir partinin genel başkanı İstanbul’da Kadıköy’de kendi ilçe binasına giremiyor. Talimat verilmiş. Altı milyon oy alan bir siyasi partinin genel başkanı kendi ilçe binasına giremiyor. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Onlar şeytanlar ve bunu yapıyorlar ve bizler beraber mücadele edeceğiz.

Polis arkadaşları asla suçlamıyorum onlara talimat verenler sorumlusu. Talimat verenin kim olduğunu, gücünü saraydan aldığını da çok iyi biliyorum. O nedenle bizler taşkınlığa kapılmadan, sağ duyu ile hareket ederek sandığı bekleyeceğiz. Sandık gelecek, oyumuzu kullanacağız saray ve şürekasını yolcu edeceğiz.

Vural Avar’ın hayatını kaybetmesi: Haksızlıkların çok fazla olduğunu biliyorum. 85-90 yaşında insan hapishanede tutulmaz. Tuvalete gidemeyecek bir kişi hapiste tutulmaz. Eğer devlet olarak siz bunu yapmaya kalkarsanız kişilerden intikam alırsınız. Devlet intikam duygusuyla yönetilmez, adaletle, bilgiyle, birikimle yönetilir.

Eğer insanları 85-90 yaşında ben sizi hapislerde öldüreceğiz derseniz demokrasinin, insan haklarının olmadığı algısı çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Buradan iktidar sahiplerine sesleniyorum. Eğer 85-90 yaşındaki insanlar hapiste kalmasın diyorsanız her türlü katkıyı vermeye hazırız. Çünkü biz adaletten, insan haklarından yanayız.

“Devleti yönetemiyorlar”

Tarikatta çocuğa cinsel istismar: 6 yaşındaki bir çocuğa sistemli tecavüz edilmesi ve bunun karşısında iktidarın suskun olması… Bunlarda vallahi de billahi de ahlak, vicdan, erdem yok. Sistematik tecavüze uğruyor. Bakan ‘2 yıldır haberimiz’ var diyor. Devleti çalıştırmadılar, savcıları, polisleri çalıştırmadılar. Arkasındaki güç kim? Bunun cevabını hala almış değilim. Bir çocuğun hakkı için bakanlığa yürüdüm. Sonra ne oldu? Devletin refleksi çalışmaya başladı. Demek ki bu kardeşiniz haklı.

Okullarda süt dağıtılması: Bunlar devleti yönetemiyorlar. Çalışan devleti durduruyorlar, üretecek devleti engelliyorlar. Eylül’de 123 bin ton olan süt üretimi Ekim’de 104 bin tona düştü. 3 adım sonrasını bırakın yarın sabah ne olacağını bilmiyorlar. Tek söyledikleri ‘Biz yaparız’. Senin yaptığın meydanda zaten. Eleştiriyoruz ki doğruyu yapın. Adaletten yana olun adaletten. Çocukların süte ihtiyacı var. Ekrem Başkana sordum, 100 bin aileye her sabah süt veriyor. Onların yapamadığını yapıyoruz, tahammül edemiyorlar. İktidara sesleniyorum, okul sütü programını yeniden başlatın.

“İmamoğlu ile baba-oğul gibiyiz”

İmamoğlu’na siyasi yasak: Önce düzmece bir dava açtılar mı? Evet, açtılar. Sonra saray bu mahkemeye müdahale etti mi? Evet, etti. Asla çıkarılamayacak bir kararı bu mahkemede çıkardılar mı? Evet çıkardılar. Her şeyi gizli kapaklı değil alenen yaptılar. Herkesin gözü önünde yaptılar. 85 milyonun önünde adaleti açıkça katlettiler. Bunu bütün vatandaşlarımın sağcısı, solcusu, ortacısı, başı açığı, kapalısı, dünyanın neresinde yaşıyorsa bütün vatandaşlarımın bu adaletsizliği bilmesini isterim.

Bir de bunlar olurken sarayın bir de fotoromanı var. O da başka bir pisliğin içinde. Bir bakıyoruz o da cesaretlenmiş konuşmaya başlıyor. 16 milyon insanın sevgilisini görevden alacakmış, sen kimsin Ekrem İmamoğlu kim? Sen Ekrem İmamoğlu’nun tırnağı bile olamazsın. Ekrem İmamoğlu’nun adını ağzına alman için önce ağzını bir yıkayacaksın. Sen kendini nasıl onunla kıyaslarsın? Sen atama ile gelmişsin o seçimle gelmiş. Senin neler çevirdiğini biliyorum, kripto dolandırıcıları senin yanında, mafyaya haber uçurmak senin görevin, uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirirsin, kirli paranın da bir numaralı adamısın. Ben bunları bilmiyor muyum? İmamoğlu size büyük lokmadır, boğazınıza takılır, boğulursunuz.

Dava zaten düzmeceydi. İstedikleri gibi karar çıkaramayacaklarını önce gördüler, sonra o hakimi sürdüler. Onun yerine iradesini saraya ipotek etmiş yargıçlık cübbesi giyen ama asla hakimlik statüsü olmaması gereken bir kişiyi oraya oturttular. Karar sarayda yazıldı, o da okudu. Kararı okurken savcı orada yoktu. Hakim, savcının olmadığı ortamda kararı zaten okuyamaz. Hakime talimat verilmiş, o da gereğini yapıyor. Bu millet yemedi, belediye başkanına da adalete de sahip çıktı.

Ekrem İmamoğlu bugün burada. Ben Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır, ona sahip çıkmak benim de boynumun borcudur. Şimdi saraycılara sesleniyorum. Çekin arabanızı, bu kantar sizi çekmez.

Erdoğan’a da insani olarak bir şey söylemek isterim. İhtiras, doymak bilmeyen bir canavardır. İhtirasının esiri olma, ihtirasına teslim olma. Kin kusma be, öfke kusma. Adaletli olmaktan ayrılma. Sana öğretmediler mi adaletin, dürüstlüğün ne olduğunu? İhtirasına teslim oluyorsan, ki oluyorsun süren dolmak üzere 4-5 ay sonra her şeyi göreceksin.

Çok işimiz var. Bu saçmalıklara ayıracak vaktimiz yok. Adaletin bir gün tecelli edeceğini biliyoruz. Bu işlerle elbette uğraşılacak, elbette mücadele edeceğiz. Türkiye güzel, büyük bir ülke. Ekibimizi kurduk, paramızı bulduk. Hızla Türkiye’yi büyüteceğiz. Herkes görevi adaletle, huzur içinde yapacak. Herkes Bay Kemal’i beklesin.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: İktidar, Bizlerin Kararlılığından Korkuyor

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Pazar günü bizim İstanbul İl Eş Başkanımız ve Şırnak eksi vekilimiz Ferhat Encü’ye tokatla saldırıldı. Hasta mahpusların adalet nöbetine saldırıldı, gençlere saldırıldı. Bu saldırıların amacını biliyoruz. Bu iktidar şiddet, savaş, gerilim ve nefret politikaları ile ayakta kalmaya çalışıyor” dedi ve ekledi;

Haber Merkezi / “HDP’nin bu iktidara kaybettirme gücünün farkındalar. O nedenle saldırılar pervasızlaşıyor ve sürekli yeni boyutlar kazanarak devam ediyor. Biz bu saldırıyı protesto etmek ve açıklama yapmak için İstanbul Kadıköy ilçe binamızın önünde bir araya gelmeyi kararlaştırmıştık. Ben ve Buldan; vekillerimiz, bileşen partilerimiz, ittifak güçlerimiz orada buluşacaktı.

Oraya gitmeye kalkıştığımızda gördük ki bütün yollar abluka altında, bütün yollar kesilmiş, binlerce polis yığılmış… Gerçek bir abluka yaratmışlar. Bu abluka, bu düzenin sembolüdür. Topluma, siyasete, adalete, hakikate abluka… İktidar korkuyor. Bizlerin kararlılığından korkuyor. Bu rejimin inşasını durduracak olma irademizden korkuyor; geleceği, demokrasi adalet ve barış üzerine kurma ısrarımızdan korkuyor. Yürüyüşümüz büyüyerek devam ediyor bu da iktidara her alanda korku salıyor”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi:

“İstanbul İl Eşbaşkanımız ve eski Şırnak Milletvekilimiz Ferhat Encü’ye tokatla saldırıldı. Hasta mahpusların ailelerinin adalet nöbetine, annelere saldırıldı. Onlarla dayanışma içinde orada olan gençlere saldırıldı. Bütün bu saldırıların amacını biliyoruz. Bu iktidar şiddet ve savaş politikalarıyla, gerilim ve nefret politikalarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Önünde en büyük engel olarak gördüğü demokratik mücadele kararlılığına da en sert şekilde saldırmayı ayakta kalmanın bir çaresi ve yolu olarak görüyor. HDP’nin bu iktidara kaybettirme gücünün farkındalar. O nedenle saldırılar pervasızlaşıyor ve sürekli yeni boyutlar kazanarak devam ediyor.

“Bu abluka, bu düzenin bizatihi sembolüdür”

Saldırıyı protesto etmek ve buna dair bir açıklama yapmak için dün Kadıköy ilçe binamızın önünde bir araya gelmeyi kararlaştırmıştık. Eş Genel Başkanlar olarak ben ve Pervin Buldan, milletvekillerimiz, bileşen partilerimiz, ittifak güçlerimiz ve demokrasi çevrelerinin temsilcileri orada buluşacaktık. Oraya gitmeye kalktığımızda gördük ki bütün yollar abluka altında, bütün yollar kesilmiş. Binlerce polis yığılmış. Panzerler, çeşitli polis araçları orada gerçek bir abluka yaratmış. Bu abluka, bu düzenin bizatihi sembolüdür.

İktidar, bizlerin kararlılığından korkuyor. Demokratik siyasette ısrarımızın yarattığı büyük güçten korkuyor. Bu rejimin inşasını durduracak olma irademizden korkuyor. Geleceği demokrasi, adalet ve barış üzerine kurma kararlılığımızdan, ısrarımızdan korkuyor.

Kürt düşmanlığı üzerine kurulan bütün iktidarlar kaybetti, bu iktidar da kaybedecek. O nedenle uğraşmaları boşuna, kazanamayacaklar. Karşılarında mücadele birikimi ve kararlılığı defalarca sınanmış, her seferinde de bu sınavdan yüzünün akıyla çıkmış Kürt halkının direnci var, Kürt halkının Türkiye’deki bütün halklarla ortak mücadele kararı var. Bu nedenle kazanamayacaklar. Bu nedenle kaybedecekler.

İmralı’da Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağır ve mutlak tecrit, Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş politikaları ile doğrudan bağlantılıdır. Ortada ağır bir hukuksuzluk var. Bu hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk açısından böyledir. Savaş politikalarının ve çözümsüzlüğün derinleşmesi ile tecrit arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Bu ağır hukuksuzluğa son verin. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, çözüm ve barış isteyen bütün çevrelere de çağrımız şudur: Bu ağır tecride ortak bir sesle karşı çıkalım.

“Başka bir Türkiye mümkün”

Demokrasi ittifakını oluşturmak kongre kararımızdı. Bu yönde çalışmalarımızı sürdürdük ve bu çalışmaların somut sonucu olarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurduk. Şimdi bu ittifakı büyütmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu ülkeyi seçeneksiz bırakmamak konusunda kararlıyız. Ne mevcut rejime ne de eski sistemi rötuşlarla devreye sokmak isteyen restorasyoncu yaklaşımlara mahkumuz. Hayır, bir başka seçenek var. Başka bir Türkiye mümkün, başka bir hayat mümkün; o da bizim kurduğumuz 3’üncü yoldur.

Bütçe görüşmelerini izlediniz. Bu iktidarın getirdiği bütçenin bir sömürü talan ve savaş bütçesi olduğunu; Saray ve yandaşa rant bütçesi olduğunu gördünüz. Bizler ise buna karşı her alanda güçlü öneriler sunduk. Milletvekillerimiz Komisyonda ve Genel Kurulda hem bu savaş, sömürü ve talan bütçesini teşhir ettiler hem de HDP’nin geleceğe nasıl bir vaat ile yürüdüğünü her alanda örneklerle, somut önerilerle ortaya koydular. Bizler Türkiye’de en güçlü programa, fikriyata ve mücadeleye sahip olan partiyiz. Fikriyatımız güçlü, mücadelemiz güçlü, irademiz güçlü. O nedenle gelecek dönemi de kuracak olan asıl merkez biziz, bizlerin kuracağı büyük demokrasi ittifakıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu krizden çıkışının tek formülü de ilan ettiğimiz bu programlardır.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: Muhalefet Kazanacak Adayı Belirlemeli

2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası alan ve kesinleşmesi halinde siyasi yasaklı olacak olan İBB Başkanı İmamoğlu, “Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim” dedi ve ekledi:

“Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz.

Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane çağrısını sosyal medyadan öğrendiğini söylemesi hakkında,”Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkumiyet kararı çıkması halinde Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” dedi.

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı’ya konuşan İmamoğlu, “Ben şunu merak ediyorum. İktidar, daha doğrusu Sayın Cumhurbaşkanı bu kararla ilgili ne düşünüyor, bunu net biçimde söylesin. Bu kararı doğru mu buluyor yanlış mı! Bu karara katılıyor mu, yoksa bu kararın karşısında mı! Bilmek hakkımız. Yargı kararları hakkında konuşmuyorum diyemez çünkü en üst yargı kararları ile ilgili olarak dahi fikirlerini hiç sakınmadan söyledi. Yine söylesin” dedi ve “Çünkü bunu ben değil, toplum merak ediyor” diye de ekledi.

İmamoğlu “Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp fikrini açıkça paylaşsın. ‘Evet bu karar doğrudur’ da diyebilir, ‘Bu karar yanlıştır ve istinaftan dönmelidir’ de diyebilir. Ama net olsun. Top çevirmesin” ifadelerini kullandı ve “mertçe bir mücadele istediğini, cumhurbaşkanı da mertçe mücadele istiyorsa bunu söylemesi çağnısı yaptı.

‘Takımın sahaya çıkartabileceği bir oyuncuyum’

İmamoğlu, Altaylı’nın “Yani mertçe bir mücadele derken kendinizi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın karşısında rakip olarak mı görüyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi;

“Fatih Bey, ben tek başıma kendimi rakip olarak görmüyorum elbette. Ama Erdoğan’ın karşısındaki rakip takımın bir oyuncusuyum. Teknik direktör beni oyunu sokar veya sokmaz. Ona ben karar vermeyeceğim. Ama oyuna girme ihtimali olan bir oyuncuyum. Ve işin güzeli bugün bizim takımda oyuna girmeye ve sonucu değiştirmeye aday, o kapasitede pek çok oyuncu var artık. Dün sayamazdınız bu oyuncuları bugün ise pek çok oyuncumuz var rakibe gol atabilecek. Bu zenginlik artık muhalefet tarafında var. Tek seçeneğe mahkum olan iktidar tarafı artık, muhalefet değil. Benim söylemek istediğim ise şu. Rakibin oyuna girme ve skoru değiştirme gücüne sahip oyuncularından biri maç öncesi yolda, maça gelirken ve üstelik oyuna girip girmeyeceği bile belli değilken sakatlamasınlar. Yolda otomobille çarpıp oyun dışı bırakmayı içlerine sindiriyorlar mı, sindiremiyorlar mı bunu söylesinler! Rakibin bir oyuncusunu, saha dışında sakatlayıp oyun dışı bırakmayı doğru buluyorlar mı, bulmuyorlar mı bunu açıkça halka anlatsınlar. Mertçe bir mücadele istiyorlar mı, istemiyorlar mı ben bunu merak ediyorum. Tam fikirlerini duymak istiyorum… Yoksa tabii ki, kendimi aday görmek gibi bir hadsizlik içinde değilim. Ama takımın sahaya çıkarabileceği bir oyuncusuyum. Bu net.”

Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane mitingini sosyal medyadan duyduğu yönündeki sözleri sorulduğunda ise “Kendisini o an arayıp böyle bir miting düzenleyeceğimizi söylemedik ama mahkeme kararının açıklanacağı gün Saraçhane’de toplanacağımız çok önceden belliydi” yanıtını verdi.

İmamoğlu “Nereden belliydi?” sorusuna da “dava sürecinde, son 7 aydır partinin bu konu ile ilgili görevlendirdiği parti yöneticisi arkadaşlarla beraber çalıştıklarını, her detayı aylardır ele aldıklarını ve tüm seçenekleri değerlendirdiklerini” vurguladı.

İmamoğlu şöyle devam etti;

“Açıkçası biz iktidarın tavrından ve son hakim değişikliğinden anlamıştık ki, niyet kötü ve siyasi sonuçları olan bir ceza gelecek. Beni oyun dışına çıkarmak, İstanbullunun iradesini elinden almak isteyecekler. Bu seçeneği değerlendirirken de, eğer böyle bir ihtimal ortaya çıkarsa Saraçhane’de toplanmayı, millete böyle bir adres göstermeyi, tepkimizi Saraçhane Meydanı’nda ortaya koymayı çok önceden konuşmuştuk. Bu yüzden de karar günü, özellikle de hukukçularımız mahkeme heyetinin uzun bir görüşme için çekilmesinden sonra bu ihtimali güçlü görmeye başladılar ve bunu da bana söylediler. Ben de bunun üzerine daha önceden konuşulup, üzerinde mutabık kaldığımız Saraçhane’de toplanma fikrini sosyal medya üzerinden duyurdum. Zaten CHP’liler de bir yerde tepkilerini göstermek istiyorlardı. Mahkeme önüne mi gidelim, nereye gidelim diye soruyorlardı. Onlara bir adres göstermek lazımdı ve ben de daha önceden üzerinde mutabık kalınmış bir adresi gösterdim. Doğru, Sayın Genel Başkanı arayıp yeniden bilgilendirmedik. Çünkü bir mahkumiyet kararı çıkması halinde burada toplanma kararı çok önceden zaten alınmıştı.”

Ekrem İmamoğlu kararla birlikte cumhurbaşkanı adaylığının daha ön plana çıkıp çıkmadığı, kararı kendi lehine bir fırsat olarak görüp görmediği konusunda da “Bu kararı benim adaylığımı güçlendiren bir karar olarak değil, iktidarın korkusunun ne kadar büyük olduğunu gösteren bir karar olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

‘Muhalefet kazanacak adayı belirlemeli’

İmamoğlu, Altaylı “Sizden korkusunu mu?” diye sorunca da şu yanıtı verdi;

“Yo kendimi kast etmiyorum. Muhalefetten korkuyorlar. Ben eminim ki, bu kararı aldırmadan önce uzun uzun türlü senaryo üzerine çalışmış, CHP’nin ve 6’lı masanın bu karardan sonra hangi hamleleri yapabileceğine ilişkin farklı senaryolar üzerine kafa yormuşlardır. Her birine yönelik de karşı hamle planlamışlardır. Kesin eminim. Ben ise şunu görüyorum. Muhalefetin adayı kim olursa olsun iktidarı korkutuyor. Kaybetme korkusu yaşıyorlar. Ben muhalefetin kazanacak adayı belirlemesini istiyorum. Kim olur ona liderler karar verecek ama kazanacak biri olmalı. Bizim tarafın belirlediği adayın kazanmasını benden fazla kimse isteyemez. Çünkü bugün iktidara rağmen İstanbul’da iyi işler yapıyoruz. Yarın iktidar biz olursak, ben de İstanbul’da tarih yazarım. İstanbul’un efsane belediye başkanı olurum. Bakın iddialı konuşuyorum, İstanbul’un değil, dünyanın en başarılı belediye başkanı olurum. İstanbul’da tarih yazmak için benim şahsi olarak en istediğim şey bizim İstanbul’u kazanmamız. Kazanacak adayı bulup çıkarmamız. Mevcut görevim dolayısı ile bunu benden fazla kimse isteyemez…”

‘Duygusal bir ortam oldu’

Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener ile kucaklaşma görüntüsünü de şu sözlerle açıkladı;

“Mahkeme kararını bekliyorduk odada. Meral Hanım, eşim, ben, birkaç arkadaşımız daha. Bir ara eşim duygusallaştı. Gözleri doldu. Ben de ‘Yapma. Bunların hepsine hazırlıklı olarak bu işteyiz’ dedim. O da ben görmeyeyim diye arkama geçti duvara yaslandı. Tabii Meral Hanım görüyor. O sırada karar geldi ve bana yazılı olarak ilettiler. Okudum. Duygusal bir ortam oldu. Meral Hanım bizi teselli eder gibi, gelip sarıldı. Siyaseten bir büyüğümüz, bir ablamız, tecrübeli bir lider olarak bizi kucakladı. Ben de azami saygı ile onun bu sıcak davranışına, özellikle eşime vermek istediği ‘Yalnız değilsiniz” mesajına karşılık verdim. Bundan bile anlam çıkardılar. Gülüyormuşum. Tebessüm ediyordum doğru. Ne yapacaktım. Bize karşı verilen bu karardan ötürü oturup ağlamamamı bekliyorlardı…”

‘Burası CHP, biat yok, fikir tartışması var’

İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile aralarındaki tartışma iddialarını da doğruladı;

“Elbette sorun var. Burası CHP. Biat yok. Fikir tartışması var. Burada farklı düşüncelerin tartışılması ve bir sonuca ulaşılması geleneği var. Canan Kaftancıoğlu ile bazı konularda farklı düşünüyoruz ve bunu da birbirimize söylüyoruz. Bu medeni bir tavırdır. Canan Hanım da çok net bir insandır. Fikir ayrılıklarımız olduğu bir gerçektir ama bunun detayı parti içi konudur. Ancak söylendiği, iddia edildiği gibi durum yoktur, olamaz da. Daha fazlasını konuşmaya da gerek yoktur. Canan hanım, Saraçhane’de durduğu yerle gereken mesajı zaten vermiştir. Fikir ayrılıklarımızın olması hedefimizin aynı olduğu gerçeğini değiştirmez.”

Paylaşın

103 Emekli Amiralin Yargılandığı Dava Beraatla Bitti

“Anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmakla” suçlanan 103 emekli amiralin yargılandığı davada mahkeme, suç unsuru oluşmadığı gerekçesiyle tüm sanıklar hakkında oy birliği ile beraat kararı verdi.

103 emekli amiral hakkında Montrö Sözleşmesi’yle ilgili yaptıkları açıklama nedeniyle ”anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşmak” suçlamasıyla dava açılmıştı.

Bildiri, Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili sözleri ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın takke ve cübbe giydiği bir fotoğrafının basına yansımasına ardından 4 Nisan 2021’de yayınlandı.

Bildiride, Montrö’nün, “Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan bir anlaşma olduğu” belirtildi. Sözleşmenin büyük bir diplomasi zaferi olduğu aktarıldı. “Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz” dendi.

Tuğamiral Mehmet Sarı’nın fotoğrafı için de bildiride “kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur” ifadeleri yer aldı.

Bildiriyle ilgili iktidar “darbe/muhtıra” yorumu yaparken, bazı muhalefet partileri buna karşı çıktı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 kişi hakkında “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezası talebiyle iddianame düzenledi.

Savcı 12 sanığa ceza istemişti

Savcı, mütalaasında, “sanıkların ortak bir iştirak iradesiyle hazırlanan bildiriyi kamuoyuyla paylaşarak, meşru iktidara karşı harekete geçmek üzere ve hükümetin görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellenmesi amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde emir komuta dışında hareket edilmesini hedeflediklerini” aktardı.

Sanıklar Alper Çetin Tezeren, Atilla Kezek, Atilla Kıyat, Arif Vehbi Alpman, Ergün Mengi, Işık Biren, İlker Güven, Mustafa Özbey, Namık Kemal Çalışkan, Osman Metin Açımuz, Ramazan Cem Gürdeniz ve Türker Ertürk’ün “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçunu işlediklerini belirterek, 3 yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi.

Savcı, aralarında eski Deniz Kuvvetleri komutanları Bülent Bostanoğlu, Eşref Oğuz Yiğit ve Murat Bilgel’in de bulunduğu 91 sanığın isnat edilen suça yönelik kasıtlarının bulunmadığını, cezalandırılması istenen 12 kişinin eylemlerine iştirak iradelerinin olmadığını belirterek, bu sanıklar hakkında ayrı ayrı beraat talebinde bulundu.

Paylaşın

İsveç, Türkiye’nin ‘Bülent Keneş’ Talebini Reddetti

İsveç Yüksek Mahkemesi, Türkiye’nin, Bülent Keneş ile ilgili iade talebini reddetti. Kararının ardından İsveç basınına konuşan Today’s Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Bülent Keneş, “Elbette çok mutluyum. Ama bu karar zaten bekleniyordu.” ifadelerini kullandı.

Fransız haber ajansı AFP’ye göre İsveç Yüksek Mahkemesi, Keneş’in iadesini, “çeşitli handikaplar” nedeniyle durdurma kararı aldı; bu noktada “Keneş’e yönelik suçlamaların siyasi olmasını” ve “Keneş’in İsveç’te mülteci statüsüne sahip olmasını” kararına gerekçe gösterdi.

İsveç’te yayımlanan Aftonbladet gazetesinde yer alan habere göre ise mahkeme, Keneş’in, siyasi görüşlerinden dolayı Türkiye’de “zulüm görme riski” olduğuna hükmetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Kasım’da İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Bülent Keneş’in “FETÖ terör örgütünden” olduğunu söylemişti.

Erdoğan, “terörist” olarak nitelendirdiği Keneş’in iadesinin “kendileri için büyük önem arz ettiğini” belirtmişti.

Ankara, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylamak için iki ülkeden, “terör örgütü üyesi” olarak nitelendirdiği kişilerin Türkiye’ye iadesini istiyor.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından NATO’ya katılmak için resmi başvuruda bulunmuştu. NATO üyeliğine aday bir ülkenin ittifaka katılabilmesi için Türkiye dahil mevcut 30 üye ülkenin tümünün onayı gerekiyor.

Bülent Keneş kimdir?

Gazeteci Bülent Keneş, Today’s Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olduğu dönemde Twitter’daki mesajlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesi ile10 Ekim 2015’te tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi.

Bülent Keneş, avukatlarının yaptığı itiraz üzerine 4 gün sonra tahliye edildi. Keneş, 4 Aralık 2015’te Today’s Zaman Genel Yayın Yönetmenliği görevinden istifa etti.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Keneş hakkında 18 Ekim 2016’da ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan yakalama kararı çıkarıldı. Keneş bir süredir İsveç’te yaşıyordu.

Paylaşın