İYİ Parti’nin “Başörtüsü” Teklifi Netleşiyor

İYİ Parti’nin başörtüsü konusunda hazırladığı teklifin detaylarını bugünkü köşe yazısına taşıyan Halk TV yazarı İsmail Saymaz, yazısında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in dünkü grup toplantısında başörtüsü teklifi konusunda yaptığı açıklamaları hatırlattı.

“Akşener, meydan okurken, elinin altında alternatif teklif vardı” diyen Saymaz, teklifin gelişim süreci konusunda şunları yazdı:

Teklifi Akşener’in hukukçu kurmayları Tolga Akalın, Uğur Poyraz, Bahadır Erdem ve Ünzile Yüksel hazırladı. Teklif CHP’ye gönderildi. CHP’nin hukukçu kurmayları Bülent Tezcan, Muharrem Erkek ve Gökçe Gökçen, teklif üzerine çalışarak, partilerinin görüşünü yansıtan cümleler ve fıkralar ekledi. CHP kurmayları düzeltilmiş metni dün Kılıçdaroğlu’na teslim etti. O da İyi Partililere yolladı.

Saymaz yazısına şöyle devam etti:

İki parti, iktidar tarafından Anayasa’nın 24 ve 41. maddelerine getirilen değişiklikleri reddetmiyor, sadece elden geçiriyor.

Örneğin…

İktidarın teklifinde 24. maddenin ikinci cümlesi şöyle:

“Hiçbir kadın; dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı eğitim ve öğrenim, çalışma, seçme, seçilme, siyasi faaliyette bulunma, kamu hizmetlerine girme ile diğer herhangi bir temel hak ve hürriyeti kullanmaktan ya da kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanmaktan hiçbir surette yoksun bırakılamaz.”

Maddenin son cümlesi ise şu şekilde:

“Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda devlet, ancak dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alabilir.”

İyi Parti’nin teklifinde “Dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı” bölümü çıkarılıyor.

Yerine şu öneriliyor:

“Hiçbir kadın, başını örtmesi de dahil olmak üzere tercih ettiği kıyafetinden…”

Son cümledeki “Dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek…” ifadesi burkaya kapı aralayacağı terk ediliyor.

Şu ifade ekleniyor:

“Devlet, kadının başını örtmesini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır.”

Cemevleri ve din dersi

CHP, 24. maddede AK Parti’nin getirdiği teklifin dışında kalan iki paragrafa iki cümle ekliyor.

İnanç özgürlüğüne dair üçüncü paragrafa “Devlet dini inançlar arasında ayrımcılık yapamaz, tüm inançlara eşit hizmet vermekle yükümlüdür” ifadesinin eklenmesini istiyor. Elbette bu, cemevlerine yasal statüyü akla getiriyor.

Din derslerine dair dördüncü maddeye, “Bu öğretim belirli din veya mezhebin dayatılması şeklinde verilemez” ifadesini öneriyor. Bu da AİHM’in Alevilere yönelik zorunlu din dersi verilmesini cezalandıran kararlarını hatırlatıyor.

İki cümlenin İyi Parti tarafından komisyona sunulacak metinde olup olmayacağı şimdilik bilinmiyor.

Komisyonda göreceğiz.

Tek eşlilik vurgusu

İktidarın 41. maddeye ilişkin teklifi “Evlilik birliği ancak kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulabilir” cümlesini içeriyor.

İyi Parti ise bu maddenin “Evlilik birliği ancak bir kadın ve bir erkeğin evlenmesiyle kurulabilir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” diye yazılmasını istiyor. Böylece çok eşliliğin önlenmesi amaçlanıyor. CHP ise “reşit” ifadesi eklenerek, çocuk yaşta evliliklere set çekilmesini savunuyor.

Tarikat ve cemaat yurtlarına önlem

İyi Parti, “Devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” şeklindeki ikinci ek fıkranın genişletilmesini istiyor.

Önerisi şöyle:

“Her çocuk şiddet, kötü muamele, sömürü, baskı, istismar ve ayrımcılığa karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet çocukların kişisel gelişim, eğitim, sağlık, beslenme ve barınma haklarını sağlamakla ve kadınlar ile çocuklara yönelik her türlü istismara ve şiddete karşı koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.”

CHP, teklife bir cümle daha ekliyor.

Cümle şu şekilde:

“Barınma haklarını sağlama yükümlülüğü, ancak merkezi idare ve mahalli idareler eliyle yerine getirilir. Başka kurum ve kuruluşlara devredilemez, kısmen de olsa onlar eliyle yürütülemez.”

CHP, tarikat ve cemaatlere ait yurtlarda ve Kuran kurslarındaki istismar ve şiddet olaylarının önüne geçmeyi amaçlıyor.

İstanbul Sözleşmesi

CHP, 41. maddeye iki ek fıkra daha öneriyor.

İlki şöyle:

“Devlet çocukların korunmasında ve kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetle mücadelede asgari olarak Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi müktesebatındaki güvenceleri sağlamakla yükümlüdür.”

Diğeri de:

“Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak, her türlü ayrımcılığı önlemek, kadına yönelik şiddete karşı önleyici, koruyucu, caydırıcı tedbirleri almak ve kadını güçlendiren bütüncül politikaları hayata geçirmekle yükümlüdür.”

Sonuncu fıkrada CHP, adını anmadan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını istiyor. AK Parti’nin “Toplumsal cinsiyet eşitliği” vurgusundan ötürü İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini hatırlarsak, teklifi reddetmeleri sürpriz olmayacak.

Zaten CHP’liler bu teklif reddedilsin, İyi Parti de “hayır” desin istiyor. AK Parti’nin geri çevireceğini bildikleri için 24. maddeye, cemevlerini ve zorunlu din dersini, 41. maddeye tarikat ve cemaat yurtlarını ve İstanbul Sözleşmesi’ni eklediklerini sanıyorum.

Fakat İyi Parti, başörtüsü karşıtı ve LGBT yanlısı suçlamasına maruz kalmamak için, CHP’yi ikna ederek, teklifin 400’ün üzerinde bir oyla TBMM’den geçmesini istiyor.

Muhalefet için zor bir hafta olacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’den “Başörtüsü Teklifi” Açıklaması: Seçim Yatırımı

Partisinin genel merkezinde, başörtüsü teklifi görüşmelerine neden katılmadıklarını ilişkin değerlendirmede bulunan HDP’li Ayşe Acar Başaran, “AKP kadın düşmanı politikalarına hız kesmeden devam ediyor. İktidarın kadın bakış açısı ailenin içerisine hapsolmuş, biat eden, geri adım atan; açlıkla, yoksullukla, sefaletle ve ölümle yüz yüze kalan bir tabloyu sürekli kadınlara dayattığını görüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bunun karşısında bizler taleplerimizi, mücadelemizi yükseltirken yine bu süreçte bir seçim yatırımı olarak bir anayasa teklifinin gündemimize geldiğini görüyoruz. Kadınlar ve çocuklar evlerde şiddete, istismara, tacize, tecavüze uğruyor. Bunların içerisinde makul olma dayatılıyor.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, partinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında, TBMM Anayasa Komisyonunda devam eden başörtüsüne yönelik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmelerine neden katılmadıklarını şu sözlerle anlattı:

“AKP kadın düşmanı politikalarına hız kesmeden devam ediyor. İktidarın kadın bakış açısı ailenin içerisine hapsolmuş, biat eden, geri adım atan; açlıkla, yoksullukla, sefaletle ve ölümle yüz yüze kalan bir tabloyu sürekli kadınlara dayattığını görüyoruz. Bunun karşısında bizler taleplerimizi, mücadelemizi yükseltirken yine bu süreçte bir seçim yatırımı olarak bir anayasa teklifinin gündemimize geldiğini görüyoruz. Kadınlar ve çocuklar evlerde şiddete, istismara, tacize, tecavüze uğruyor. Bunların içerisinde makul olma dayatılıyor.

Türkiye’de bu tabloyla karşı karşıyayken iktidar seçim yatırımı olarak anayasa düzenlemesiyle karşımıza geldi. Anayasa teklifine dair AKP’nin görüşme talebini reddettiğimizi kamuoyuyla paylaşmıştık. Yine, Anayasa Komisyonu’nda yapılacak görüşmelere katılmayacağımızı da kamuoyuna deklare etmiştik. Buradan bir kez daha altını çizmek istiyoruz: Çünkü bu ülkede kadına yönelik katliamlar artarken, tecrit, yoksulluk, baskı almış başını giderken ve bunun müsebbibi olan AKP-MHP iktidarının yapacağı bir anayasa düzenlemesinde biz yokuz. Çünkü biliyoruz ki bu iktidarın derdi, kadınlara özgürlük alanı açmak değil, toplumda demokratik değişim değil, demokratik bir anayasa oluşturmak değil; iktidarın tek derdi var; seçim sürecinde nefret söylemini körükleme, tüm bu süreci de kadınların üzerinden yürütmedir.

Her gün anayasayı ayaklar altına alan bu iktidarla anayasa yapılmaz. Tek adam rejimiyle İstanbul Sözleşmesinden bir gece yarısı çekilme kararını deklare eden bir ittifakla özgürlükler adına bir anayasa yapılmaz. Tam da bu nedenle net tutumumuzu ifade ettik: Görüşmelerde yer almayacağız. Partimiz kadın bedeni üzerinden yürütülmek istenen bu seçim propagandasının bir parçası olmayacak.”

“Dink katliamında derin güçler yine yargılanmadı”

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülüşünün 16. yıldönümü olduğunu hatırlatan Acar-Başaran şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz ki bugün 19 Ocak. Sevgili gazeteci Hrant Dink bundan tam 16 yıl önce, kurucusu olduğu Agos gazetesi önünde katledildi. Yine tıpkı tüm siyasi katliamlarda olduğu gibi bir tetikçi yakalandı; ancak bunun arkasındaki derin güçler yine yargılanmadı. Aslında Hrant Dink cinayetinde tıpkı diğer siyasi cinayetlerde olduğu gibi adalet sağlanmadı. Hrant Dink bir yazısında ‘Birlikte yaşamak öyle yukarılardan birilerinin bahşedeceği bir lütuf değil, birlikte yaşayan halkların birlikte üretmeleri gereken bir uygarlıktı’ demişti. Biz de buradan kendisine sözümüzü tekrarlamak istiyoruz, bu uygarlığı hep beraber bizler kuracağız, bunun kurulmasına da az kaldı.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a: Beni Yolsuzlukla İtham Ettin Öyle Mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi hakkındaki sözlerine yanıt veren GP Lideri Davutoğlu, “Şahsen bana yönelik kullandığın yolsuzluk ifadesi için seni ciddi bir yüzleşmeye davet ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “8 Aralık 2019’da yaptığım çağrıyı tekrar yapıyorum: Benden başlamak üzere bütün yaşayan başbakanlar cumhurbaşkanlar ve bakanlarla ilgili ve birinci dereceden yakınlarıyla ilgili bir araştırma soruşturma komisyonu kurun. Kimin izah edemediği mal varlığı varsa bunu hazinede fonda tutalım şehitlere yetimlere engellilere mazlumlara harcayalım.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugünkü grup toplantısında DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu hedef almış v e şu cümleleri kurmuştu:

“Bizden üniversite istediler. Ve ben başbakanım. Bunların vakfına üniversite tahsisi yaptık. Kendisi ne zaman ki başbakanlık koltuğuna oturdu. Ne yaptı biliyor musunuz; o tahsis yapılan yeri bilabedel vakfına mülk edildi. Türkiye’de bunun bir başka örneği yok. Bunu sen kalk milletimize bir anlat bakalım.

Ve şimdi ben kullanmıyorum o ifadeyi tabii, Devlet Bey gayet güzel kullanıyor; malum ona ‘Serok Ahmet’ diyor. Bu tür işler yapıyor. Helalinden ne yaptın? Ve kurduğumuz üniversite ile başarı grafiğin ne? Yok. Şimdi biz de bu üniversiteyi bunların bu yolsuzlukları sebebiyle aldık. Devletimize mal ettik. Bu şehir üniversitesi şimdi devletimizin Marmara Üniversitesi’nin mülkü olarak hizmete devam ediyor.”

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile Erdoğan’a yanıt verdi. Davutoğlu, videoda şu ifadeleri kullandı:

“Şahsen bana yönelik kullandığın yolsuzluk ifadesi için seni ciddi bir yüzleşmeye davet ediyorum. Küçük bir yüzükle başlattığı yolculuğu büyük servetlerle sürdüren kendi bakanlığına dezenfektan satan bakanı teşekkürle uğurlayan devlet adına verdiği hediyelerin hiçbirini beyan etmeyen kamu parasıyla yapılan yatırımlara yollara sokaklara barajlara stadyumlara üniversitelere adını yazdıran bırakın birinci akrabaları yakın çevresindeki herkesi siyaseten iktidar olduğunda zengin eden sen uluslararası mahkemelerde mal varlıklarını dosyası diğer ekonomik suçlarla ilgili ismi geçen sen hayatı boyu emeği dışında hiçbir şey yememiş olan ikinci maaşı kabul etmemiş olan başbakanlıkta hanesine giren her lokmanın bedelini makbuzla ödemiş olan devlet adına aldığı her küçük hediyeyi dahi beyan etmiş olan ulusal ve uluslararası büyün çevrelerde temiz siyasetin sözcüsü olarak bilinen beni yolsuzlukla itham ettin öyle mi?

“Seni de Diyarbakırlı gençlere havale ediyorum”

8 Aralık 2019’da yaptığım çağrıyı tekrar yapıyorum: Benden başlamak üzere bütün yaşayan başbakanlar cumhurbaşkanlar ve bakanlarla ilgili ve birinci dereceden yakınlarıyla ilgili bir araştırma soruşturma komisyonu kurun. Kimin izah edemediği mal varlığı varsa bunu hazinede fonda tutalım şehitlere yetimlere engellilere mazlumlara harcayalım.

Ben “Serok Ahmet” diyene de “Yörük Ahmet” diyene de minnet duyar hepsinin selamını alır bununla gurur duyarım. Seni de Diyarbakırlı gençlere havale ediyorum, onlar sana gereken dersi önümüzdeki seçimde verirler.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: Mayıs’ta İklim Değişecek

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin TBMM’deki grup toplantısında seçim tarihi olarak 14 Mayıs’ı işaret etmesinin ardından, SP Lideri Karamollaoğlu, sosyal medya hesabında, “Mayıs’ta iklim değişecek” notu ile bir video paylaştı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin TBMM’deki grup toplantısında seçim tarihi olarak 14 Mayıs’ı işaret etmesinin ardından sosyal medya hesabında partisinin hazırladığı bir videoyu paylaştı.

Karamollaoğlu’nun “Mayıs’ta iklim değişecek” notunu düştüğü videoda; ilkbahar ve doğa görüntüleriyle birlikte kuş sesleri yer alıyor. Video, ‘Mayıs’ta iklim değişecek’ cümlesiyle sona eriyor.

Erdoğan, bugünkü grup konuşmasında, seçim tarihi olarak 14 Mayıs’ı işaret etmiş ve şöyle konuşmuştu:

“Siyasetin günlük merci içinde insanların söyledikleri sözler elbette önemlidir. Ancak aynı insanların sandık başında nelere bakacaklarıdır. Rahmetli Menderes 14 Mayıs’ta ‘Yeter söz milletin’ diyerek sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır. Aynı şekilde Rahmetli Özal, darbenin gölgesinde girdiği seçimde önemli bir başarı kazanmıştır.

Biz de ‘Artık hiçbir şey eskisi olmayacak’ diyerek hükümete gelmiştik. Şimdi de ‘Söz de karar da gelecek de milletindir’ diyerek milletin desteğine talibiz. Vesayet heveslilerine rağmen Türkiye Yüzyılı’nı başlatacağız. Milletimiz aynı gün, bu darbe şakşakçılarına ‘yeter’ diyecektir. Bir nevi ipi 10 ayrı kişinin elinde kukla bir Cumhurbaşkanı ile ülkeyi idare etmek istiyorlar. Cumhurbaşkanı fiilen altılı masanın emir eri gibi davranacak.

Karşımızda ibretlik bir tablo var. İşin özünde eskilere giden bir hesaplaşma yatıyor. Cumhuriyet’in iki asrı boyunca Türkiye’yi kendi çıkarlarının yörüngesinde tutabilmek için her yolu denediler. Şimdi umutlarını 2023 seçimlerine bağlamış görünüyorlar. Şimdi Meclis’ten meydan okuyorum; ne yaparsanız yapın yine başaramayacaksınız.

Benim milletim artık tüm oyunlarınızı çözdü. Sizin de numaralarınızı da etki elemanlarınızı da anında tanıyor. Aksi olsaydı 2007’de bize Cumhurbaşkanı seçtirmek istemediğinizde başarılı olurdunuz. Aksi olaydı gazete kupürleri üzerinden partimizi kapatmaya çalıştığınızda başarılı olurdunuz.

Bakın bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bakın Türkiye’nin en büyük partisinin başı olarak karşınızdayım. Gündemi 2023 hedefleri, Türkiye Yüzyılı olan bir lider olarak karşınızdayız. 2023 seçimlerinden sonra da Türkiye Yüzyılı mimarı olarak milletimin görevlendirmesiyle yine karşınızda olacağız. Biz, kimsenin inayetiyle değil, Allah’ın yardımıyla, milletimizin desteğiyle ayağa kalktık bugünlere geldik, yarınlara yürüyoruz.

Biz gerektiğinde yedi düveli karşımıza alma pahasına milletimize hizmet ediyoruz. Ebede talip olan bir davanın mensupları olarak, bu davayı tümsekte bırakmamaya yeminliyiz. En büyük sorumluluk da sizlere düşüyor. 2023 seçim zaferini omuzlayacak kadro olarak, isimlerinizi tarihimizin sayfalarına yazdırmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı Seçimi Neden Öne Alıyor?

Anayasa’nın 116’ıncı maddesi cumhurbaşkanına seçimi yenileme yetkisi veriyor. Seçim kanununda yapılan değişiklikle beraber cumhurbaşkanının seçim kararı almasının ardından en erken 60 gün en geç 66 gün içinde seçime gidiliyor. Yasal mevzuata göre cumhurbaşkanı ikinci döneminde seçim kararı alırsa aday olamıyor.

AK Parti, yeni Anayasa’ya göre Erdoğan’ın ilk dönemi olduğunu savunurken muhalefet ise şu anki dönemin ikinci dönem olduğunu gündeme taşıyor. Bu noktada olası tartışma yaşanması durumunda ve YSK’ya da başvuru yapılması durumunda son kararı YSK verecek. Cumhurbaşkanın’ın yanı sıra TBMM de erken seçim kararı verebiliyor. TBMM’nin erken seçim kararı verebilmesi 360 milletvekilinin onay vermesi gerek. Ancak şu anda AK Parti-MHP’nin toplam oyu ise 335. Muhalefetten ise 6 Nisan sonrasına bir destek olmadığından Meclis erken seçim kararı alamıyor.

AK Parti MYK’nın 2 Ocak’taki toplantısında 6 Nisan sonrası, 18 Haziran tarihine kadar olası 10 seçim tarihinin de ele alınmış ve seçenekler üçe indirilmişti. Çalışmalar sonrası seçimlerin öne alınması artık kesinleşti. Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin art arda grup toplantılarında yaptıkları açıklamaların ardından en yüksek olasılık olarak konuşulan seçim tarihi ise 14 Mayıs.

Peki seçim tarihine ilişkin süreç nasıl işleyecek? Muhalefet ne düşünüyor? DW Türkçe’den Kıvanç El, seçimlere dair süreci araştırdı.

AKP-MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı seçimi neden öne alıyor?

AK Parti Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, seçimlerin normal takviminin 18 Haziran olduğunu ancak bunun miktar öne alınacağını söyledi ve gerekçe olarak da “Mevsimsel şartlar, mevsimlik işçilerin çalışma takvimleri, sınav takvimi, tatil dönemi olması, hac mevsimine denk gelmesi gibi bir dizi neden var. Bu nedenle bir miktar tarihi öne çekerek güncelleme yapılması gerekiyor. Biz tüm seçenekleri Cumhurbaşkanı’na sunduk” dedi. MHP Genel Başkanı Bahçeli de “mevsimsel şartları” gerekçe göstermişti. Muhalefet ise seçimin öne alınmasına prensip olarak karşı değil ancak öne alınacak ise 6 Nisan’dan önce bir tarih olmasını savunuyor.

Seçim kararı nasıl alınıyor?

Anayasa’nın 116’ıncı maddesi cumhurbaşkanına seçimi yenileme yetkisi veriyor. Seçim kanununda yapılan değişiklikle beraber cumhurbaşkanının seçim kararı almasının ardından en erken 60 gün en geç 66 gün içinde seçime gidiliyor. Yasal mevzuata göre cumhurbaşkanı ikinci döneminde seçim kararı alırsa aday olamıyor. AK Parti, yeni Anayasa’ya göre Erdoğan’ın ilk dönemi olduğunu savunurken muhalefet ise şu anki dönemin ikinci dönem olduğunu gündeme taşıyor. Bu noktada olası tartışma yaşanması durumunda ve YSK’ya da başvuru yapılması durumunda son kararı YSK verecek. Cumhurbaşkanın’ın yanı sıra TBMM de erken seçim kararı verebiliyor. TBMM’nin erken seçim kararı verebilmesi 360 milletvekilinin onay vermesi gerek. Ancak şu anda AK Parti-MHP’nin toplam oyu ise 335. Muhalefetten ise 6 Nisan sonrasına bir destek olmadığından Meclis erken seçim kararı alamıyor.

14 Mayıs için seçim kararı alınırsa süreç nasıl işleyecek?

Meclis seçeneği şu aşamada mümkün görünmediğinden Cumhurbaşkanı seçim kararı alacak. Erdoğan’ın bu kararı ise 8-14 Mart tarihi arasında alıp kararın da Resmi Gazete’de yayımlaması gerekiyor. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, olası karar alma tarihinin 9-10 Mart olabileceğini ifade etti. Olası takvimin belirlenmesi de önemli. 14 Mayıs için bir tarih baz alındığında memurlar için istifa süreçleri, YSK’nın listeleri belirleme ve kesinleştirme takvimi de netleşecek. Olası plana göre milletvekili adayı olacak memurların 21-23 Mart tarihlerine kadar istifa etmesi gerekecek.

YSK’nın milletvekilli listelerini askıya çıkarması, itirazlar ve kesinleştirme sürecinin de Nisan ayında başlaması ve 15-16 Nisan gibi kesin listeleri kamuoyuna açıklaması planlanıyor. Listelerin kesinleşmesi ile birlikte de 14 Mayıs’ta seçime gidilecek. Milletvekili genel seçimi bu tarihte tamamlanacak. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de bir aday yüzde 50 +1 oy alırsa seçilecek. Hiçbir aday yeterli çoğunluğa ulaşamazsa en yüksek oyu alan iki adayla ikinci tur seçimlere gidilecek. Bu seçimlerin tarihi ise 28 Mayıs olacak. İki aday arasında fazla oy alan Cumhurbaşkanı seçilecek.

Muhalefet erken seçim için tavrı ne?

Altılı masayı oluşturan partiler ve HDP seçimlerin öne alınmasına prensip olarak karşı çıkmıyor. Ancak muhalefet seçimlerin 6 Nisan’dan önce yapılması durumunda destek verecek ve Meclis’ten karar alabilecek. Bunun için ise son tarih Şubat ayının ilk haftası. Bu tarihe kadar Meclis’ten bir seçim kararı alınması gerekiyor. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 14 Mayıs seçim tarihi konusunda “8 Mart’ta seçimlerin yenilenmesine karar verirse 14 Mayıs’ta seçim verilebilir. Kararı kendisi verecek. Seçimleri 7 Nisan’a kadar erken seçime desteğiz. Sonraya bırakmak siyasi mühendislik olur. Biz Cumhurbaşkanı’nın siyasi mühendislik hesaplarına alet olmayız. CHP değil, altılı masanın kamuoyuna açıkladığı bir tutum var. Bu tutumun arkasındayız. Siyasi mühendislik tasarımının parçası olmayacağız” değerlendirmesi yaptı.

Seçimin 6 Nisan’dan önce veya sonra olması neyi değiştiriyor?

Seçim kanunlarında değişikliği içeren Anayasa düzenlemesi 6 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu nedenle 6 Nisan öncesi ve sonrası bir seçimde milletvekili hesabı da değişecek. Yeni düzenleme ile seçime gidildiğinde “artık oy”lar milletvekili seçimine eklenmeyecek. Bu durumda 2018 seçimleri baz alındığında muhalefetin kaybı 2023’te aynı oyu bile alsa milletvekili kaybı olacak. Eğer 6 Nisan’dan önce seçime gidilirse “artık oy”lar ittifaklara eklenebilecek ve “küçük oylar” da oldukça önem kazanacak. Ancak muhalefetin de seçimleri öne almak için Meclis’te yeterli çoğunluğu bulunmuyor.

Seçim kararı “yenileme” mi, “fesih” mi?

Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’na göre cumhurbaşkanının Meclis’i “fesih” yetkisi yok. Cumhurbaşkanı “seçimlerin yenilenmesi kararı” alabiliyor. Bu noktada iktidar ile muhalefet arasında farklı yorum yapılıyor. AK Parti, söz konusu “seçim yenileme” kararının meclisin fesih edilmesi anlamı taşımadığını seçime kadar Meclis’in çalışmalarını sürdüreceği için bir fesih olmayacağını savunuyor. Muhalefet ise “seçim yenilemenin” bir kandırma cümlesi olduğunu alınan seçim kararının erken bir seçim kararı olması nedeniyle her türlü durumda meclisi fesih etme kararı olduğunu ileri sürüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha önce yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanının fesih yetkisi yok. Böyle bir yetki yok” demişti.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Rusya’dan Üçlü Görüşme Açıklaması

11 yıl sonra yeniden başlayan Türkiye-Suriye ilişkilerinde bakanlık düzeyindeki görüşmelerin ardından liderler düzeyindeki görüşmenin ne zaman olacağı tartışılırken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan dikkat çeken bir açıklama geldi.

Sergey Lavrov, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat’ın Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini ele almak üzere üçlü bir görüşme gerçekleştireceklerini açıkladı.

Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında “Bildiğiniz gibi Türkiye Şam’la ilişkilerini normalleştirme girişiminde bulundu” diyen Lavrov, Rusya’dan iki komşu ülke arasında aracılık talep edildiğini belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanı, ihtilaflı konuların başında İdlib’in geldiğini belirterek Ankara’nın bölgedeki Türkiye yanlısı grupları Şam’ın ve Moskova’nın terörist olarak kategorize ettiği El Nusra’dan ayırması gerektiğini söyledi. Lavrov, Halep bölgesindeki Türk-Rus ortak devriyelerinin de şu ana kadar işe yaramadığını ifade etti.

Lavrov: Batı’dan gelebilecek ciddi önerileri değerlendiririz

Lavrov, Ukrayna’da devam eden savaşa ilişkin açıklamalarda da bulundu. Batı’nın Moskova’ya karşı yürüttüğü “hibrid savaşa” rağmen Rusya’nın Ukrayna’daki hedeflerine ulaşacağını söyleyen Bakan, “özel askeri operasyonun” hedeflerinin Rusya’nın “temel meşru çıkarlarına” göre belirlendiğini savundu. Ukrayna’daki Rusların haklarının korunduğundan emin olmak istediklerini vurgulayan Lavrov, ”Ukrayna’da Rusya’ya tehdit oluşturacak hiçbir askeri altyapı bulunmamalıdır” diye konuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Moskova’nın Ukrayna topraklarından tamamen çekilmesi ve Kiev’e savaş tazminatı ödemesi talebine ise Ukrayna lideriyle herhangi bir müzakerenin olamayacağı sözleriyle yanıt verdi.

Batı’yı tüm kararları Ukrayna adına almakla itham eden Lavrov, Rusya’nın Batı’dan çatışmayı sonlandırmaya yönelik gelecek her türlü girişimi ciddi biçimde değerlendirmeye hazır olduğunu, ancak henüz ciddi bir öneri görmediklerini sözlerine ekledi.

Hitler karşılaştırması

Lavrov’un açıklamalarında ABD’yi de eleştirdi. Washington’ı “Adolf Hitler ve Napolyon Bonapart” ile karşılaştıran Dışişleri Bakanı, bu ülkenin “Rusya’yı bitirmek için Avrupa’yı boyunduruk altına almaya” çalıştığını savundu. Lavrov, “aynı Hitler’in Yahudi meselesine nihai bir çözüm istemesi gibi Batılı politikacılar da şimdi açık açık Rusya’nın stratejik bir bozguna uğratılması gerektiğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

“Nihai çözüm”, Nasyonal Sosyalistlerin Yahudilerin ve diğer azınlık mensubu altı milyon insanın sistematik olarak öldürülmesine yol açan soykırım planıydı. Lavrov, daha önce de Hitler’in “Yahudi kanı” taşıdığını söylemiş, Bakanın bu sözleri İsrail’de öfkeli protestolara yol açmıştı.

Paylaşın

Yargıtay’dan Anayasa Mahkemesi’ne “Yargısal Aktivizm” Eleştirisi

AYM’ye yapılan bireysel başvurunun alanının daraltılıp daraltılmaması gerektiğine ilişkin soruyu yanıtlayan Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, “Netliğe kavuşması gereken alanlar var… AYM’nin yargısal aktivizm değil de bir yönlendirme yoluna başvurmasının daha doğru olacağını düşünüyorum” dedi ve ekledi:

“Şimdi herkesin yerine geçerek; savcının, ilk derece mahkemesinin, hakimin, istinafın, Yargıtay’ın yerine geçerek bir karar oluşturulursa ve bu şekilde anlaşılırsa bu yetki ve hukuki problemlerin daha da artmasına neden olur.”

AYM’nin çoğu kararlarında gerekli özeni gösterdiğini bildiklerini aktaran Yargıtay Başkanı Akarca, “Eğer deliller hukuka uygun toplanmışsa, kanun maddeleri doğru uygulanmışsa, yasa yolunda temyizde, istinafta bunlar denetlenmişse artık AYM’nin bu alana girmemesi gerekir” ifadelerini kullandı.

AYM’nin kararlarının da anayasa ve yasaya uygun olması gerektiğini söyleyen Akarca, “Eğer yetki aşımında bulunur da ‘süper temyiz mahkemesi’ niteliğine kavuşursa bu bütün toplumda bir tartışmaya ve kargaşaya neden olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 2022 Yılı Değerlendirme Basın Toplantısı’nda, Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) “yetkisini aşma eğiliminde olmakla” eleştirdi.

AYM’nin bireysel başvurulardaki kararlarını değerlendiren Akarca, yasa ve anayasanın AYM’yi de bağladığına dikkat çekerek, “Ama zaman zaman bunu aşma eğilimi olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“Her konuyu incelerim, bütün maddi delilleri denetlerim, bütün delilere bakarım’ şeklinde bir anlayış doğru değil” diyen Akarca, bu yaklaşımın, “kesinleşmiş kararlarda hukuk güvenliğinin otoritesinin zedelenmesine yol açtığını” kaydetti.

AYM için, “yasa ve anayasa sınırları içinde hareket edilirse daha doğru bir iş yapılmış olur” ifadelerini kullanan Akarca, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının esas alındığı bireysel başvurunun vatandaşlar için önemli bir kazanım olduğunu söylemekle birlikte, “Ama AYM buradaki rolünü anayasa ve yasanın emredici hükmü çerçevesinde yetki aşımında bulunmadan, bu yetkiyi dikkatli kullanmak suretiyle gerçekleştirirse kararlarının saygınlığı artar” dedi.

“Yargısal aktivizm” eleştirisi

Yargıtay Başkanı Akarca, bireysel başvurunun alanının daraltılıp daraltılmaması gerektiğine ilişkin soruyu da yanıtladı.

Mehmet Akarca, “Netliğe kavuşması gereken alanlar var… AYM’nin yargısal aktivizm değil de bir yönlendirme yoluna başvurmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Şimdi herkesin yerine geçerek; savcının, ilk derece mahkemesinin, hakimin, istinafın, Yargıtay’ın yerine geçerek bir karar oluşturulursa ve bu şekilde anlaşılırsa bu yetki ve hukuki problemlerin daha da artmasına neden olur” diye konuştu.

AYM’nin çoğu kararlarında gerekli özeni gösterdiğini bildiklerini aktaran Yargıtay Başkanı Akarca, “Eğer deliller hukuka uygun toplanmışsa, kanun maddeleri doğru uygulanmışsa, yasa yolunda temyizde, istinafta bunlar denetlenmişse artık AYM’nin bu alana girmemesi gerekir” dedi.

AYM’nin kararlarının da anayasa ve yasaya uygun olması gerektiğini söyleyen Akarca, “Eğer yetki aşımında bulunur da ‘süper temyiz mahkemesi’ niteliğine kavuşursa bu bütün toplumda bir tartışmaya ve kargaşaya neden olabilir” değerlendirmesini aktardı.

“Yargıtay ya da Danıştay’ın üzerinde bir mahkeme değil”

“AYM’nin bireysel başvuruda inceleme yapacağı alanlar kanunda açıkça söylenmiş. Biz AYM’nin rakibi değiliz ya da o da bizim rakibimiz değil. Biz eşit derecede yüksek mahkemeleriz” sözlerini kaydeden Mehmet Akarca, “Anayasa Mahkememiz önemli bir anayasal kurum, yüksek mahkeme. Yargıtay da yüksek mahkeme. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ya da Danıştay’ın üzerinde bir mahkeme değil” vurgusunu yaptı.

Yargıtay Başkanı Akarca, yargının siyasallaştığı eleştirilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

“Yargılama süreci başlar başlamaz bir yaygara koparılıyor” diyen Akarca, hakim ve savcının cesur olması gerektiğini, güç odaklarından, kamuoyundan, politikacıdan çekinerek hakimlik ve savcılık yapılmayacağını savundu.

Hakim ve savcıların da hata yapabildiklerini, duygusal davranabildiklerini aktaran Akarca, “Yargının siyasallaşmasını istemeyiz, doğru bulmayız. Böyle bir iddiayı doğru da bulmam. Herkes işine gelmeyen bir kararı yorumluyor” görüşünü paylaştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TİP’li Sera Kadıgil: Erdoğan Üçüncü Kez Aday Olamaz

TİP Milletvekili Sera Kadıgil, “14 Mayıs olağan seçim takvimi içinde olduğundan, daha önce 2 kez seçilen Tayyip Erdoğan kendi kendine (!) alacağı bir seçim kararıyla 3.kez CUMHURBAŞKANI ADAYI OLAMAZ. ‘Ama sistem değişti’ yanıtı hukuki bir yorum değil, siyasi bir kıvırmadır” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler için 14 Mayıs’ı işaret etmesine ilişkin olarak, “Seçim yasasında yapılan değişiklikler 14 Mayıs’ta kurulacak sandıkta uygulanamaz” değerlendirmesini yaptı.

Kadıgil Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “14 Mayıs’ta sandık konuşuluyor. Defalarca söyledik yine söyleyelim; YSK ‘mühürsüz oyları geçerli saymak’ tadında bir görev suçu işlemedikçe, seçim yasasında 6 Nisan 2022’de yapılan değişiklikler 14 Mayıs’ta kurulacak sandıkta uygulanamaz. Seçim 1 gün değil, 60 günlük bir süreçtir!” ifadesini kullandı.

“Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olamaz”

“Bir Anayasal uyarı daha yapalım” diyen Kadıgil, “14 Mayıs olağan seçim takvimi içinde olduğundan, daha önce 2 kez seçilen Tayyip Erdoğan kendi kendine (!) alacağı bir seçim kararıyla 3.kez CUMHURBAŞKANI ADAYI OLAMAZ. ‘Ama sistem değişti’ yanıtı hukuki bir yorum değil, siyasi bir kıvırmadır” sözlerine yer verdi.

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti’den Ortak Başörtüsü Teklifi Hazırlığı

AK Parti’nin başörtüsü ve aile yapısına ilişkin Anayasa değişikliği teklifi görüşülmesi öncesinde İYİ Parti ve CHP çalışmalarını tamamlamayı planlıyor. Teklif komisyonda gündeme getirilecek. İki partinin ortak düzenlemesinin CHP’nin verdiği yasa teklifine benzerlik gösterdiği öğrenildi.

CHP’nin meclise sunduğu yasa teklifinde “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz” ifadeleri yer almıştı.

AK Parti’nin başörtüsü düzenlemesi ve ailenin korunmasına ilişkin Anayasa değişikliği teklifi TBMM Anayasa Komisyonu’nda gündeme gelecek. AK Parti teklife destek için muhalefet partilerinden randevu istemi ama muhalefet randevu vermemişti. Muhalefetin bu konuda ne adım atacağı merak konusu olmuştu.

AK Parti’nin teklifine karşı muhalefet ortak bir teklif verme konusunda anlaşarak çalışmalara başladı. İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu başkanlığındaki heyet, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi.

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre, bu toplantıda İYİ Parti’nin hazırladığı kıyafet serbestesine ilişkin düzenleme CHP’ye sunuldu. CHP’ de kendi teklifini İYİ Parti heyetine verdi. İki partinin hukukçU kurmayları bir araya gelerek iki teklifin tek bir metin haline getirilmesi için mesai harcayacak.

AK Parti’nin teklifinin görüşülmesi öncesinde muhalefet çalışmalarını tamamlamayı planlıyor. Teklif komisyonda gündeme getirilecek. İki partinin ortak düzenlemesinin CHP’nin verdiği yasa teklifine benzerlik gösterdiği öğrenildi.

CHP’nin başörtüsü teklifi

CHP’nin meclise sunduğu yasa teklifinde “Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma vb. dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamaz” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Erdoğan’a “14 Mayıs” Yanıtı: Buradayız…

DP Lideri Uysal, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim tarihi için 14 Mayıs’ı işaret etmesine ilişkin verdiği yanıtta, “Biz Demokrat Parti olarak buradayız, aynı yerdeyiz, bekleriz!!! Yerli ve milli Şef’e karşı #YeterSözMilletindir diyeceğimiz bir gün olacaktır!” dedi.

Haber Merkezi / Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Rahmetli Menderes 14 Mayıs’ta ‘Yeter söz milletin’ diyerek sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır. Milletimiz aynı gün, bu darbe şakşakçılarına ‘yeter’ diyecektir” sözlerini kullanmasına sosyal medya hesabından yanıt verdi.

Uysal, “Erdoğan, 14 Mayıs’ı işaret etmiş; Biz Demokrat Parti olarak buradayız, aynı yerdeyiz, bekleriz!!! Yerli ve milli Şef’e karşı #YeterSözMilletindir diyeceğimiz bir gün olacaktır!” dedi.

Erdoğan ne demişti?

“Siyasetin günlük merci içinde insanların söyledikleri sözler elbette önemlidir. Ancak aynı insanların sandık başında nelere bakacaklarıdır. Rahmetli Menderes 14 Mayıs’ta ‘Yeter söz milletin’ diyerek sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır. Aynı şekilde Rahmetli Özal, darbenin gölgesinde girdiği seçimde önemli bir başarı kazanmıştır.

Biz de ‘Artık hiçbir şey eskisi olmayacak’ diyerek hükümete gelmiştik. Şimdi de ‘Söz de karar da gelecek de milletindir’ diyerek milletin desteğine talibiz. Vesayet heveslilerine rağmen Türkiye Yüzyılı’nı başlatacağız. Milletimiz aynı gün, bu darbe şakşakçılarına ‘yeter’ diyecektir. Bir nevi ipi 10 ayrı kişinin elinde kukla bir Cumhurbaşkanı ile ülkeyi idare etmek istiyorlar. Cumhurbaşkanı fiilen altılı masanın emir eri gibi davranacak.

Karşımızda ibretlik bir tablo var. İşin özünde eskilere giden bir hesaplaşma yatıyor. Cumhuriyet’in iki asrı boyunca Türkiye’yi kendi çıkarlarının yörüngesinde tutabilmek için her yolu denediler. Şimdi umutlarını 2023 seçimlerine bağlamış görünüyorlar. Şimdi Meclis’ten meydan okuyorum; ne yaparsanız yapın yine başaramayacaksınız.

Benim milletim artık tüm oyunlarınızı çözdü. Sizin de numaralarınızı da etki elemanlarınızı da anında tanıyor. Aksi olsaydı 2007’de bize Cumhurbaşkanı seçtirmek istemediğinizde başarılı olurdunuz. Aksi olaydı gazete kupürleri üzerinden partimizi kapatmaya çalıştığınızda başarılı olurdunuz.

Bakın bu ülkenin Cumhurbaşkanı, bakın Türkiye’nin en büyük partisinin başı olarak karşınızdayım. Gündemi 2023 hedefleri, Türkiye Yüzyılı olan bir lider olarak karşınızdayız. 2023 seçimlerinden sonra da Türkiye Yüzyılı mimarı olarak milletimin görevlendirmesiyle yine karşınızda olacağız. Biz, kimsenin inayetiyle değil, Allah’ın yardımıyla, milletimizin desteğiyle ayağa kalktık bugünlere geldik, yarınlara yürüyoruz.

Biz gerektiğinde yedi düveli karşımıza alma pahasına milletimize hizmet ediyoruz. Ebede talip olan bir davanın mensupları olarak, bu davayı tümsekte bırakmamaya yeminliyiz. En büyük sorumluluk da sizlere düşüyor. 2023 seçim zaferini omuzlayacak kadro olarak, isimlerinizi tarihimizin sayfalarına yazdırmaya davet ediyorum.”

Paylaşın