Reuters’tan Dikkat Çeken Erdoğan’ın “Seçim Taktiği” Analizi

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarının ilk yarısında ekonomik büyümenin ivme kazanması dikkat çekerken, analistlere göre son 10 yılda refah seviyesinde gerçekleşen düşüş Erdoğan’ın seçmen arasındaki popülerliğini zedeledi.

TL son 3 ayda yatay bir seyre geçmeden önceki son 5 yılda dolar karşısında %80 civarı değer kaybı yaşadı. TL böylece yüzde 89 kayıp yaşayan Arjantin’den sonra benzerleri arasında en kötü performansı gösteren para birimi oldu.

Tüm bunlar enflasyonun yüzde 85’i aşarak 20 yıldan uzun bir sürenin zirvesine çıkmasıyla sonuçlanırken pek çok seçmene göre ise sokakta hissedilen enflasyon çok daha yüksek oldu.

İktidar, yeni konut paketlerinden emeklilikte yaşa takılanlara, yapılandırmadan 2,000 TL altı icralık borçların silinmesine kadar birçok düzenleme ile azalan popülerliği tekrar artırmaya da çalışıyor.

Bunun için diğer ülkelere göre daha güçlü olan bütçeden harcamalar kullanılırken, piyasalar iktidarın son attığı adımların seçmen davranışlarına nasıl yansıyacağını izliyorlar.

Reuters haber ajansı seçimlere giden Türkiye’nin içerisinde bulunduğu atmosferi analiz eden bir yazı kaleme aldı.

Analize göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dış politikada çizdiği ‘güçlü’ lider portresi ve Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılar sonrası İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı söylemleri, muhalefetin seçim öncesi en güçlü silahı olan ekonomik sorunlara rağmen, kitlesini ‘dış düşman’ karşısında konsolide ediyor ve bu silahı muhalefetin elinden almaya çalışıyor.

Oda TV’nin aktardığına göre o analizin tamamı şöyle:

En son İsveç’in başkenti Stockholm’de hafta sonu gerçekleşen gösterilerde aşırı sağ ve göçmen karşıtı bir politikacının Kur’an-ı Kerim’i yakması, İsveç’in NATO üyeliği için Ankara’nın desteğine ihtiyaç duyduğu bugünlerde iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı.

Politikacılar ve analistler buna benzer gerilimleri seçim dönemlerinde Erdoğan’ın lehine kullanmaya çalıştığını vurguluyor.

Son olayları değerlendiren CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı” yorumunda bulunurken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Son olayları değerlendiren CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Seçim yaklaşırken, yurtdışında da ilginç olaylar, psikolojik harp taktiklerini andıran gelişmeler yaşanmaya başladı” yorumunda bulunurken, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Sayın Erdoğan ve arkadaşları, bu tarz konularda, genellikle; ‘Oh ne güzel! Seçim için malzeme çıktı…’ diye, sevinmeyi tercih ediyorlar. İç politika için, siyasi rant devşirmeyi tercih ediyorlar. Bol bol gürültü çıkartmayı, ama iş icraata gelince, arazi olmayı tercih ediyorlar.”

Akşener, devleti yönetenlerin esas hedefinin bu tip eylemlerin tekrarlanmasını önlemek olması gerektiğini söyledi ve “Bu nefret suçunun gerçekleşmesine yol verdiği için, İsveç hükûmetini yargıya şikâyet edeceğiz. Ve nihai olarak, bu davayı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, ilgili maddeleri kapsamında açacağız” diye konuştu.

“Güvenlik algısını ön plana çıkarmak”

MetroPOLL Araştırma Yöneticisi Özer Sencar’a göre, İsveç ve Finlandiya’nın NATO girişlerinin bloke edilmesi, NATO’ya ya da ABD’ye karşı tavır alınması gibi konular Erdoğan’ın iç politikada kullanabileceği ‘malzeme üretim meselesi’ olurken, Sencar “(Erdoğan’ın) burada temel yaklaşımı (amacı) kamuoyu üzerinde güvenlik algısını ön plana çıkarmak” dedi.

Yunanistan ile olan çekişme, Suriye’nin kuzeyinde PYD ile ilgili ABD ile olan ilişkilerin benzer düzeyde güvenlik algısını öne çıkaran konular olduğunu söyleyen Sencar, “Geleneksel olarak Türkiye’de Cumhuriyet politikasıdır: ‘Herkes Türkiye’nin düşmanıdır. Türk’ün dostu yoktur. Herkes Türk’ün düşmanıdır’ algısı zaten halktan yerleşmiş bir şey. Erdoğan bu duyguyu da esas alarak olayları Türkiye için bir güvenlik meselesi haline dönüştürüyor” diye konuştu.

“Eğer bir güvenlik algısı, güvenlik sorunu üretebilirseniz o zaman insanlar, güvenlik söz konusu olduğunda güçlü liderlerin arkasında toplanırlar” diyen Sencar, İsveç’te Kur’an-ı Kerim yakılması olayının iç politikada nasıl kullanıldığını ise şöyle açıkladı:

“Manipüle edilmiş, provokasyon hareketidir… Eğer iktidar buna sahip çıkmasaydı Türkiye’de hiçbir gürültü olmazdı. Bunu ‘dış dünya, hem Türklere karşı hem müslümanlara karşı hem dine karşı’ algısı üreterek bunların karşısında olan bir lider çıkıyor ortaya. Erdoğan çok iyi kullanıyor bunları.”

“Dış politika dinamikleri seçmen kararını etkileyecek gibi durmuyor”

Ekonomik ve Dış Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Sinan Ülgen de, “Bu son hadiselerle gördüğümüz gibi özellikle İsveç’le NATO’dan da bağımsız olarak bir siyasi kriz yaşanması ve içeride bunun bir iç siyasi söyleme dönüşmesi söz konusu olabilir, özellikle İslamofobi eleştirisi üzerinden. Fakat bunun seçimler üzerindeki etkisini değerlendirmek zor. Bunun, seçmen davranışını etkileyecek nitelikte bir gelişme olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.

Seçmenin şu anda büyük ölçüde ekonomiye odaklanmış durumda olduğunu söyleyen Ülgen, seçmenin hükümetin ekonomi alanında atacağı ya da atmayacağı adımlara bakacağını belirterek, “Bu gibi dış politika dinamikleri seçmen kararını etkileyecek gibi durmuyor” dedi.

Ülgen, Kur’an-ı Kerim’e saldırı olayında bütün Türkiye’nin iktidar-muhalefet tüm partiler bu eylemi eleştirdiği için aynı ölçüde iç siyasete malzeme olacak bir konu olarak görünmediğini vurguladı.

Paylaşın

Erdoğan’ın Başdanışmanı Uçum: 2014’teki Cumhurbaşkanlığı Yeni Sistemden Sayılmaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarına ilişkin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçiminin eski sistem ile 2018’deki seçimin ise yeni sistemle yapıldığını belirtti: Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılması öngörülen seçimde aday olup olamayacağı tartışmalarını kaleme aldı.

Uçum, Habertürk’te yayımlanan yazısında “en fazla iki kez seçilebilme” kuralına ilişkin tartışmalarına dair şunları yazdı:

“Anayasa’nın 101’inci maddesinin 2’nci fıkrasında görev süresinin 5 (beş) yıl, seçilme sayısının 2 (iki) olduğuna ilişkin hükümler 6771 sayılı Kanunla hem TBMM’de hem de Halkoyuyla yeniden kabul edildi. 101’inci madde bu hükümleri de içerecek şekilde tümden yeniden yazıldı, değişik hali bir bütün olarak kanunda yer aldı ve yeni şekliyle 30 Nisan 2018’de yürürlüğe girdi.

“İfadeler aynı olsa da aynı değil”

Dolayısıyla, değişen 101’inci maddede iki kez seçilme şartı metin olarak eski hükümdeki ifadelerin bire bir aynısı olsa da kanuni olarak yeni bir düzenleme söz konusudur. 101’inci maddenin değişik hükümlerinin yeni, eski metinleri tekrar eden hükümlerinin eski olduğu iddiası geçersizdir. 101’inci madde bütün hükümleriyle yeni sisteme uygun yeni bir düzenleme olarak yürürlüğe girmiştir. Bunun anlamı yeni sistem açısından iki kez seçilme şartının 101’inci maddenin yürürlüğe girdiği tarihten geçerli hale geldiğidir.

Eski sisteme göre 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi 101’inci maddenin tümden değiştirilen eski haline göre gerçekleşti. 101’inci maddenin yeni hali ise sonra yapılan ve yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri için geçerlilik kazandı. Nitekim 6771 sayılı Kanun’un 18/b hükmü yeni 101’inci maddenin ‘birlikte yapılacak ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin takvimin başladığı tarihte’ yürürlüğe gireceğini düzenlemiştir.

“Bu seçim yeni 101 kapsamına girmiyor”

Bilindiği gibi 2014 Cumhurbaşkanı seçimi eski sistemin gereği olarak tek başına yapılan bir seçimdir. Birlikte seçim ilk kez 24 Haziran 2018 tarihinde olmuştur. Dolayısıyla yeni 101, 24 Haziran 2018 seçimleri ile sonra yapılacak seçimleri kapsar. Geçmişte tek başına yapılmış Cumhurbaşkanı seçimi yeni 101’in kapsamına girmez.

Ayrıca bir genel hukuk ilkesi olarak kanunlar geriye yürümez. Bir kanunun istisnai olarak geçmişe etkili olabilmesi için kanunda bu konuda açık hüküm olması gerekir. Ayrıca bir kanunun geriye yürümesine ilişkin hükümler geçmişe etkililiği hak kaybı doğuracak şekilde düzenleyemez. Öte yandan 101’inci maddenin yürürlüğe giren yeni haline ilişkin geçmişe etkili olacağı yönünde 6771 sayılı Kanun’da herhangi bir hüküm de yoktur.

“Kanun geriye yürümez”

Buna göre iki kez seçilme şartı, anayasal olarak 30 Nisan 2018’den sonraki dönemi kapsamaktadır. Yeni bir düzenleme yapılmış olması ve kanunların geriye yürümeyeceği ilkesi yani tek başına bu husus bile eski sistemde yerine getirilmiş cumhurbaşkanlığı görevinin yeni sistemdeki cumhurbaşkanı döneminden sayılmayacağını hukuken kesin olarak kanıtlar.

Yine kanunların zaman bakımından uygulanması açısından bakılırsa, kural bir kimsenin ikiden fazla cumhurbaşkanı seçilemeyeceğidir. Yani seçimle ilgili bir kural söz konusudur. 2014 seçimi, YSK 15 Ağustos 2014’de kesin sonuçları açıkladığında yani 30 Nisan 2018’den çok çok önce tamamlanmıştır. Dolayısıyla 2014 seçimine ilişkin devam eden bir durum yoktur. Bu durumda yeni 101’inci madde 2014 Cumhurbaşkanı seçimini kapsamaz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN.

Paylaşın

Demirtaş: Erdoğan’a Karşı Muhalefetin Adayını Desteklemekten Yanayım

Mayıs ayında yapılacağı öngörülen seçimler yaklaştıkça, liderlerin açıklamaları da bir o kadar gündemi belirliyor. Demirtaş, HDP’nin kendi adayını çıkarmak yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı muhalefetin adayını desteklemekten yana olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Avukatı aracılığıyla AFP’ye yaptığı açıklamada, “ortak bir adayın desteklenmesinden yanayım” dedi.

Daha önce HDP’nin aday çıkarma kararını yorumlayan Demirtaş, bu kararı desteklemiş ve “Eğer muhalefetin diğer bloku ortak aday çıkarmak için veya çıkacak adayda ilkeler üzerinde ortaklaşmak için HDP’yi ziyaret edip açık bir diyalog ve müzakere yürütmeyi düşünmüyorsa elbette HDP, seçmenin karşısına kendi adayıyla çıkacaktır. Bundan daha normal, bundan daha meşru bir tutum olamaz.” demişti.

Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı adaylığı ve ittifak yapma konusunda muhalefeti eleştiren paylaşımlarda da bulunmuş ve şunları söylemişti: “Üç yıldır demokrasi ittifakı olsun diye çırpınıp durduk, olmasın diye muhalefet dahil herkes üstüne düşeni fazlasıyla yaptı. Halk demokrasi ittifakını yoksullaşarak kurdu, partiler ne yazık ki kuramadı.

Şimdi önümüzde dört ay var, ortak aday diyoruz, yine herkes, olmasın diye ne gerekiyorsa yapıyor. Bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Tüm liderlere sesleniyorum, yakında hepinizle bir araya geleceğiz. Ya içeride ya dışarıda! Neyse ki bu seçimi siyasetçiler değil, halk kazanacak. Ya tam demokrasi Ya mutlak diktatörlük Kendi gücünüze güvenin, inanın ve dört ay boyunca enerjiyle çalışın. Kesinlikle kazanacağız.”

Selahattin Demirtaş, muhalefeti eleştirdiği başka bir açıklamasında ise, “Siyasi partiler ve özellikle de muhalefet ‘terörle mücadele personeli’ değildir. ‘Terör’ olarak tanımlasa bile sorunlara siyasi, barışçıl çözüm bulmak siyasetin işidir. Ama Türkiye’de söz konusu Kürt sorunu ve HDP olunca herkes kendini özel harekatçı gibi konumlandırıyor” demiş ve eklemişti.

“Devletin resmi ideolojisi ve yüz yıllık hatalı politikaları beyinleri öylesine zehirlemiş ve teslim almış ki, sivil düşünebilen, devlet aklıyla değil de kendi aklıyla meselelere yaklaşabilen muhalefet çok sınırlı ne yazık ki.”

Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın seçimler için 14 Mayıs işaret etmesini de değerlendiren Demirtaş, Adnan Menderes’e gönderme yapmak aynı zamanda Erdoğan’ın anlatacak yeni bir hikâyesinin olmadığının da itirafıdır. Tek parti ve Menderes dönemi, hele de günümüz gençlerinde hiç heyecan yaratmaz. Tam tersine, geçmişi işaret etmek son derece hatalı bir seçim stratejisi” demişti.

Mayıs ayında yapılacak seçimler öncesi HDP’nin kapatılmasıyla ilgili süreç devam ediyor. Son olarak Anayasa Mahkemesi (AYM), HDP’nin kapatılmasıyla ilgili sürecin seçim sonrasına bırakılması için yaptığı başvuruyu reddetmişti. AYM’nin önümüzdeki aylarda savcılığın kapatma talebini karara bağlaması bekleniyor.

Seçimlerde yaklaşık yüzde 10 civarında oy alacağı öngörülen Halkların Demokratik Partisi (HDP) oylarının seçimde kritik rol oynayacağı görüşü dile getiriliyor.

Paylaşın

Altılı Masa’nın “Erdoğan Aday Olamaz” Açıklamasına Ömer Çelik’ten Yanıt

Altılı Masa’nın “Erdoğan bir kez daha aday olamaz” açıklamasına yanıt veren AK Parti Sözcüsü Çelik, “Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı önünde hiçbir engel yoktur. Bu esasında bir tartışma konusu bile değildir” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Altılı Masa’nın dünkü toplantısı sonrası yapılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasının hukuki olmadığı açıklamasına yanıt verdi.

Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanımızın yeniden adaylığı önünde hiçbir engel yoktur. Bu esasında bir tartışma konusu bile değildir. Bunun tartışma konusu yapıldığı zemin hukuk değil, geçmişte gördüğümüz gibi hukuksuz yollarla siyasete yön verme arayışlarıdır” dedi.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın İYİ Parti ev sahipliğinde yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada, Erdoğan’ın seçimlerde TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe aday olamayacağı belirtildi:

“Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: Kılıçdaroğlu Aday Olmak Zorunda

Altılı Masa’nın genel başkanları 11. toplantısını dün İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in ev sahipliğinde gerçekleştirdi. Toplantıda, Altılı Masa’nın Millet İttifakı’na dönüşmesine karar verildi.

Toplantıda ayrıca, Millet İttifakı’nın yürüteceği seçim kampanyası, iktidara geldiklerinde geçiş sürecinin yol haritası ve uygulanacak hükümet programına son şekli verildi.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının ise 13 Şubat’ta Saadet Partisi’nin ev sahipliğindeki toplantıda belirleneceği bekleniyor…

Halk TV yazarlarından Mehmet Tezkan’da konuya ilişkin “Kılıçdaroğlu aday olmak zorunda” başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Tezkan’ın yazısının ilgili kısmı şöyle:

“Bir yola girersiniz, o dönüşü olmayan yoldur. Sonu hayırlıdır, değildir önemli değil. Sonunda başarı vardır yoktur fark etmez. Dönüşü olmayan yola girdiğiniz an sona ulaşmak zorundasınız. Koşu tamamlanmalıdır.

Siyasetin değişmez kuralı budur. Gerçi hayat da böyledir ama siyaset biraz farklıdır. Hayatta ara cepler vardır. Soluklanma noktaları, U dönüş imkanları. Siyaset buna izin vermez.

Milletvekili adayı olursunuz, sıranızı beğenmeseniz de seçilemeyeceğinizi bilseniz de vazgeçemezsiniz… Dönüşü olmayan yoldur.

Dönüşü olmayan yola girip dönüş yapanlar yok mu?

Var tabii… Ama döndükleri yer siyaset çöplüğüdür, siyaset mezarlığıdır. Biraz direnseler de gidecekleri yer orasıdır.

Kılıçdaroğlu da böyle bir yola girdi. Kendi aday olduğunu ima etti, ekibi cumhurbaşkanı adayı olarak ilan etti. Bu durumda başka birinin olma şansı var mı?

Yok…

6 ‘lı Masa taş koysa bile aday olmak zorunda. Soruyorum: 6’lı Masa ‘Sen seçilemezsin başka birini gösterelim’ derse Kılıçdaroğlu kabul edebilir mi?

Bu saatten sonra asla…

Kendi kabul ederse partisi etmez. Bu sebeple aday olmamayı kabul ederse CHP’nin başında kalamaz. Kabul ettiği takdirde CHP Genel Başkanlığı’ndan da ayrılmak zorunda kalır.

Cumhurbaşkanı seçilemez denilen bir genel başkan partisinin başında seçim kazanmak için nasıl meydanlara çıkabilir ki!..

Bırakın siyasetin doğasına akla mantığa aykırı…

Bu arada 6’lı Masa’nın da başka alternatifi yok. Mansur Yavaş olmayacağını ilan etti. Ekrem İmamoğlu CHP’ye karşı aday olmayacağını söyledi. Geriye kim kaldı?

Akşener baştan çekildiğine göre…

Babacan mı aday olacak, Davutoğlu mu?

Karamollaoğlu mu, Uysal mı?

Kim?!…

Yoksa Ekmeleddin bey gibi dışardan, kaybedecek bir aday mı bulacaklar?

Bu da mümkün değil, eee Kılıçdaroğlu’na ‘Hayır’ derlerse alternatifleri kim? Şapkadan tavşan çıkarmaya gerek yok.

İşsizin/yoksulun/işçinin/memurun talebi belli…

Gençlerin hayattan bekledikleri belli…

İş dünyasının istekleri belli…

Sadece bu beklentileri hayata geçirecek kişi aranıyor…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Millet İttifakı, Adayını 13 Şubat’ta Açıklayacak” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın İYİ Parti ev sahipliğinde toplandı.

Toplantıda Altılı Masa’nın Millet İttifakı’na dönüşmesine karar verilirken, liderler 13 Şubat’ta Saadet Partisi’nin ev sahipliğindeki toplantıda adayın belirlenmesinde ve açıklanmasına anlaştı.

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, muhalefet partilerinin oluşturduğu 6’lı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını 13 Şubat’ta açıklayacağını söyledi.

Saymaz’ın yazısının ilgili kısmı şöyle:

Altılı Masa, dün İyi Parti’nin ev sahipliğinde toplandı. Toplantı başlarken, hiçbir liderin İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı’nın açıklamalarından haberi yoktu. Liderler bu demeci de Paçacı’nın istifasını da Akşener’den öğrendi.

Akşener, toplantıda “Bu açıklamalar benden habersiz yapıldı. Şimdi gördüm ve kendisinin istifasını aldım” dedi.

Toplantı dokuz saat sürdü.

Toplantıda Altılı Masa’nın Millet İttifakı’na dönüşmesine karar verildi. Herhangi bir cumhurbaşkanı adayının adı dile getirilmedi. Ne Kılıçdaroğlu kendi adını, ne de Akşener bir başka adayı masaya getirdi. İsim konuşulmadı.

Toplantıdan sonra yayınlanan bildiride cumhurbaşkanı adayını belirleme yöntemi olarak “Altı partinin istişare, uzlaşı ve halkın tercihini yansıtacak şekilde çalıştığını buradan duyurmak isteriz” cümlesine yer veriliyor. Bu ifade adayın kim olacağına anketlerin değil, liderlerin karar vereceğini gösteriyor. Çoklu aday ihtimalinin ortadan kalktığı söyleniyor.

Liderler 13 Şubat’ta Saadet Partisi’nin ev sahipliğindeki toplantıda adayın belirlenmesinde ve açıklanmasına anlaştı.

Öte yandan, altı lider Cumhur İttifakı’nın başörtüsü teklifinde istismarın önlendiğini düşünüyor. TBMM Genel Kurulu’nda muhalefet, kendi önergesine “Evet” diyecek, Cumhur İttifakı’nın teklifinde ise oylamaya katılmayacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye “İsveç Ve Finlandiya” Hatırlatmalı F-16 Mesajı

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda “Rusya’nın Saldırganlığıyla Mücadele: Ukrayna ve Ötesi” adlı oturumda, Türkiye’ye olası F-16 satışı ve Ankara’nın İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazları da gündeme geldi.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland’ın senatörlerin sorularını yanıtladığı oturumda Demokrat Senatör Jeanne Shaheen, Türkiye’nin F-16 satın almasına, iki kuzey Avrupa ülkesinin NATO üyeliği Türkiye’nin meclisi tarafından onaylanmadıkça karşı çıkacağını belirtti.

Shaheen, İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin kaygılarını gidermek için istekli şekilde çalıştığını belirtti. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumu iç siyasetteki çıkarları için kullanıyor göründüğü görüşünü dile getiren Shaheen, bu durumun NATO’nun çıkarlarına ve Ukrayna’nın Rusya’yla savaşına destek için ABD’nin ihtiyaç duyduğu güvenlik mutabakatına da aykırı olduğunu savundu.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Dışişleri Sözcüsü: “İki konu birbirinden ayrı”

Nuland’ın bu açıklamaları ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın brifinginde soruldu.

Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, Kongre’de bu satışa muhalefet sürerken Nuland’ın sözlerinin Ankara tarafından ”dostça bir öneri” olarak yorumlanmasının nasıl beklendiği sorusuna, bugünkü oturumu izlemediğini ancak genel olarak yürütmenin, Başkanı Biden’ın ve bakanlığın F-16’lar konusunda çok net olduğu yanıtını verdi.

Kongre’nin görüşlerini de memnuniyetle karşıladıklarını kaydeden Patel, ”Ancak Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğu ve NATO sistemi içerisinde güvenlik operasyonelliği konusunda desteğimizin devam edeceği konusunda da net olduk. Dolayısıyla bu konuda net olmaya devam edeceğiz. Yani bu iki konu (F-16lar ile İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabulü) birbirinden ayrı olmaya devam edecek; herhangi bir karşılıklılık söz konusu değil” dedi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılmak için geçen yıl başvuruda bulunmuştu ancak tekliflerinin NATO üyesi 30 ülkenin tamamı tarafından onaylanması gerekiyor. Türkiye ve Macaristan henüz başvuruları onaylamadı.

Türkiye iki ülkenin Kürt milislere karşı terörle mücadele çabalarını arttırmasını istiyor.

Son olarak İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusunun ardından Türkiye’nin bu ülkelerden terör örgütleri konusunda talepleri ve NATO üyeliklerine onayıyla ilgili üç ülke arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış, Şubat’ta yapılması planlanan üçlü mekanizma toplantısı Türkiye tarafından süresiz ertelenmişti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Altılı Masa’dan “Erdoğan Aday Olamaz” Açıklaması

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın İYİ Parti ev sahipliğinde yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada, Erdoğan’ın seçimlerde TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe aday olamayacağı belirtildi:

“Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, saat 12.00’de İYİ Parti genel merkezinde bir araya geldi.

Basına kapalı gerçekleşen toplantının ardından, genel başkanların imzasıyla ortak bildiri yayımlandı. Bildiride şöyle denildi:

“Altı siyasi parti olarak ülkemizi aydınlığa çıkarmak için kararlılıkla sürdürdüğümüz işbirliği sürecinin on birinci toplantısını mübarek Regaip Kandili gününde İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in ev sahipliğinde gerçekleştirdik.

Öncelikle milletimizin ve tüm İslam aleminin Regaip Kandili’ni kutlar, yüce Allah’tan nice kandillere huzurla erişmeyi niyaz ederiz.

Bugünkü toplantımızda öncelikle güncel gelişmeleri değerlendirdik.

İsveç’te ve Hollanda’da kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yapılan çirkin saldırıları bir nefret suçu olarak görüyor ve bunlara göz yuman hükümetleri de şiddetle kınıyoruz. Halkımızın hür iradesiyle seçim sandığına gidip ülkemizin kaderini belirleyeceği bu dönemde dış dünyada nedense her seçim dönemine denk gelen provokasyonları da dikkatle izliyoruz.

“Erdoğan’ın seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değil”

Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir. Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

Seçim ne zaman yapılırsa yapılsın üstünlerin hukuku anlayışıyla hareket eden Cumhur İttifakı değil, hukukun üstünlüğüne inanan Millet İttifakı kazanacaktır. İktidar kaybettiği halk desteğini her tür hukuksuzlukla kapatmaya çalışsa da biz bu oyunu milletimizden aldığımız destekle bozacağız ve Türkiye’yi özgürlükçü demokratik bir hukuk devleti yapacağız. Bu tek adam düzenini sandıkta milletimizin iradesi ile değiştirmek için hodri meydan diyoruz!

“Cumhur İttifakı’nın her zaman yaptığı gibi…”

Ayrıca, Cumhur İttifakı’nın TBMM’ye sunduğu başörtüsü ile ilgili anayasa değişikliği önerisi, başörtülü kadının ‘dini inancını’ sorgulayan şekilde kaleme alınmıştır. Başörtülü kadını korur gibi yapan bu madde aslında tam tersi sonuçlar doğuracak niteliktedir. Kadının kıyafet özgürlüğü ile başörtüsü kullanmasının amacını sorgulayan bu ifadeyi metinden çıkaran bir değişiklik önergesi verilmiştir. Son derece açık bir biçimde başını örten veya örtmeyen kadınlara tam bir anayasal güvence getirecek olan bu önerge Cumhur İttifakı tarafından reddedilmiştir. Bu, Cumhur İttifakı’nın her zaman yaptığı gibi samimiyetsiz bir şekilde kadınların başörtüsü hakkını siyasi istismar ve ranta dönüştürme amacını ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devletimiz için bir beka sorunu haline gelmiştir. Bir kişinin iradesiyle millet iradesinin yok sayılması devletin bir şahısla özdeşleştirilmesinin açık bir göstergesidir. Bugünkü toplantımızda seçimi kazanmaya ve ülkemizi halkımızın büyük bir teveccüh gösterdiği güçlendirilmiş parlamenter sistemle yönetmeye dair çok somut adımlar attık. Tamamlama aşamasına geldiğimiz Geçiş Sürecinin Yol Haritasını, Cumhurbaşkanı adayını belirleme süreciyle beraber nihai değerlendirme sonrası kamuoyuyla paylaşacağız.

Bu toplantımızda 30 Ocak’ta kamuoyuyla paylaşacağımız Ortak Politikalar Mutabakat Metni konusunda da anlaşma sağladık. Yoksullukla mücadeleden kadın haklarına, siber güvenlikten siyasi etik yasasına, kamuda israfla mücadeleden tersine beyin göçüne, savunma sanayinden afet yönetimine, mesleki eğitimden konut ve barınma krizine, uyuşturucuyla mücadeleden esnafımızın sorunlarına, sınır politikamızdan tarıma kadar ülkemizin öncelikli konuları için hazırladığımız somut hedef, politika ve projeleri dokuz ana başlık ve yetmiş beş alt başlıkta topladık. Bu mutabakat metni, Türkiye’nin her alanda artan sorunlarını Millet İttifakı’nın çözeceğinin de ispatıdır.

“Türkiye’nin kader seçimi”

Toplantımızda son olarak Millet İttifakı’nın seçeceği Cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğimizi de konuştuk.

Cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda altı siyasi partinin istişare, uzlaşı ve halkın tercihlerini yansıtacak şekilde çalıştığını buradan duyurmak isteriz. Halkımız, ülkemizin hak ettiği refaha ulaşma ve yeniden demokratikleşme ümidini altı partinin birliğinde görmektedir. Bu da bize tarihi bir görev yüklemektedir. Biliyoruz ki bu Türkiye’nin kader seçimidir. Halkımız canını, malını, geleceğini, medeni, hür ve refah içinde bir Türkiye’de nefes alma ümidini bize emanet etmiştir. Halkımız müsterih olsun, altı parti bu görevi layıkıyla tamamlayacaktır.

Bir kez daha ilan ediyoruz ki;

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı parlamenter sisteme inanmış, temel hak ve özgürlüklerin yanında, demokrasi aşıklarının adayı olacaktır.

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, “Yeter! Söz Milletindir” diyen Millet İttifakı’nın adayı olacaktır.

Bir sonraki toplantımız Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel KARAMOLLAOĞLU’nun ev sahipliğinde, 13 Şubat 2023 Pazartesi günü yapılacaktır.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş, IBAN Paylaştı HDP’ye Destek İstedi

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hazine yardımı hesabına bloke konulan HDP’nin yardım kampanyasıyla ilgili destek isteyerek IBAN hesabı paylaştı.

Haber Merkezi / Paylaşımında, herkesin gücüne göre yardım kampanyasına destek vermesini isteyen Demirtaş’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımı şöyle:

“HDP seçmenlerinin vergilerinden oluşan Hazine payına el koyanlara bir cevap verseniz ne güzel olur. Gücünüze göre ister 1 lira ister 100 bin lira.

#HazinemizHalkımız HDP Genel Merkezi Denizbank Diyarbakır Plaza Şubesi

IBAN: TR86 0013 4000 0129 7504 9000 01″

Kapatma davası

Öte yandan Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talebini oy birliğiyle reddetti.

Bununla birlikte AYM, HDP’nin Hazine yardımları hesabının bloke edilmesi tedbirine ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine ve 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına kararı verdi.

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü. AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, 16 Ocak’ta HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklamıştı.

Sancar, “Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir” demişti.

Süreç nasıl işleyecek?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti.

Partinin buna ilişkin cevabının ardından Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karar, AYM Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Bunun ardından HDP yetkililerinin belirlenecek bir günde yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Paylaşın

İYİ Parti’de “Kemal Kılıçdaroğlu” İstifası

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı itirazlar olduğunu belirterek, “Kemal bey adaylıkta diretirse, İYİ Parti kendi adayını çıkarır” diyen İYİ Partili Cihan Paçacı, partideki görevlerinden istifa etti.

Cihan Paçacı’nın istifasını İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in istediği öğrenildi. Akşener bu ifadeleri Altılı Masa’nın iradesine müdahale olarak gördüğünü ifade ederek Paçacı’dan istifa etmesini istedi.

Akşener devam eden Altılı Masa toplantısında liderlere bu konuda bilgi verdi.

Paçacı, istifaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Ülkemizin ve milletimizin umudu olan Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adaylık sürecine dair, bir gazeteciye verdiğim demecin, maksadı aşan yorumlara neden olduğunu görüyorum. Demokrasimize nefes aldıracak bir süreçte büyük emek harcayan, Sayın Genel Başkanımızı ve partimizi, aynı zamanda, Altılı Masayı oluşturan Sayın Genel Başkanların iradelerini koruyup kollamak amacıyla; İYİ Parti’deki Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevimden istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

Altılı masa, hem hükümet programı hem de geçiş sürecinin yol haritasını ele almak için İYİ Parti Genel Merkezi’nde Meral Akşener’in ev sahipliğinde toplandı. Toplantı başlamadan yaklaşık 1,5 saat önce Habertürk Yazarı Nagehan Alçı da İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı ile yaptığı röportajı internet sitesinde yayımladı.

Altılı masada adayın isminin de ilk kez konuşulması ve CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun kendi adını da masaya taşıması beklenirken bu toplantıdan hemen önce yapılan röportajda Cihan Paçacı, “Biz başından itibaren ‘kazanacak aday’ diyoruz. Zaten herkes bu tanımda mutabık olacaktır. Sokakta Kemal Bey’e itiraz görüyoruz, ‘dürüst değil mi?’ diye soruyoruz, ‘dürüst’ diyorlar. ‘Devlet tecrübesi yok mu?’ diyoruz ‘var’ diyorlar. ‘E o zaman?’ ‘Ama olmaz…’ Sokaktaki bu itirazı İYİ Parti olarak görmezden gelemeyiz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun adaylıkta diretmesi halinde İYİ Parti’nin de kendi adayını çıkarabileceğini söyleyen Paçacı, “Partide genel hava Ekrem Bey’den yana. Parti yetkili kurulları şu anda Kemal Bey’i onaylayacak noktada değil ama bu nihai olarak böyle devam edecek anlamına da gelmiyor” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, Cihan Paçacı’nın İYİ Parti Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevinden istifası etmesinin ardından, sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Zorlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Bugün bir köşe yazısında Genel Başkan Yardımcımız Cihan Paçacı’nın bazı açıklamaları kamuoyuna yansımış ve ardından maksadının dışına çıkartılmasıyla birlikte Millet İttifakı’nın iradesine ve birlikteliğine zarar verir nitelikte bir tartışma alanının ortaya çıktığı görülmüştür.

Böylesine kritik bir gün ve süreçte, bu temel kaygı ve hassasiyetler doğrultusunda Sayın Paçacı kendi iradesiyle partimizdeki Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevinden istifa ederek saygıdeğer bir sorumluluk örneği sergilemiştir.

İYİ Parti kurulduğundan beri Türk siyasetinde milletimizin sesi ve iradesinin temsilcisi olmuştur. Ve önümüzdeki seçimleri kazanarak Cumhuriyetimizin 100. yılında memleketimizi hak ettiği konuma taşıma iradesi tamdır. Allah’ın izniyle, Mayıslar bizimdir! Saygılarımızla…”

Paylaşın