Davutoğlu’ndan Dikkat Çeken Altılı Masa Açıklaması: Kimse Kendi Tekeline Alamaz

‘Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi sürecine dair değerlendirme yapan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Son toplantıda, önce ikili istişareler yapalım, dedik. Bu istişarelere bu hafta başlıyoruz. Artık bu masada birilerinin kazanacağı, birilerinin kaybedeceği bir formül yok. Ya hepimiz kazanacağız ve bizimle birlikte ülke kazanacak ya da hepimiz kaybedeceğiz” dedi ve ekledi:

“Böyle bir tabloyu herkes içselleştirdiği için farklı kanaati olanlar da bu farklı kanaatlerini bir şekilde ortak meyile doğru revize etme durumunda kalacak. Hepimiz fedakârlık yapacağız. Kimse bu masayı kendi tekeline alamaz. Kimse tek başına bir partinin değeriymiş gibi bu masayı gösteremez. Bu hepimiz için geçerli ve altı siyasi liderin anlaşması, altı kişinin anlaşması değil, altı geleneğin anlaşması.

Onun için aramızdan çıkacak ve birlikte onaylayacağımız cumhurbaşkanı adayı da bu fedakârlığı yaptığı ölçüde başarılı olur sistem. İnşallah cumhurbaşkanı adayımız 13’üncü cumhurbaşkanı olacaktır ve bu adayı belirleme sürecinde tabii görüş ayrılıkları olacak. Ama hep beraber bir ortak akıl işleteceğiz.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Fox TV canlı yayınında gündemin öne çıkan başlıklarına ilişkin değerlendirmede bulundu.

Davutoğlu, Altılı Masa’daki kırgınlık söylemlerinin sorulması üzerine, “Liderler arasında şu anda kırgınlık yok. Çok ciddi anlamda siyasi nezaket var. Ama diyelim ki ufak tefek kırgınlık oldu. Bir ailede yok mu bu? Bazen yüksek sesli tonda tartışmalar olmuyor mu? Türkiye büyük bir aile ve biz de o ailenin fertleriyiz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Sayın Cumhurbaşkanımızın adaylığına karşı çıkılmasını esas alan metin nerede hazırlanmış, hangi ülkenin büyükelçiliğinde kaleme alınmıştır?” sözlerine yanıt veren Davutoğlu, “Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı yapmış biri olarak söylüyorum, Türkiye’de hiçbir siyasi böyle bir metni başka bir büyükelçilikle konuşmaz. Türkiye’ye saygısı olan böyle bir söz sarf etmez. Varsa böyle birisi açıklasın” ifadelerini kullandı.

“Kimseden çekindiğimiz yok”

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunu şöyle değerlendirdi:

“Sistem değişirken oraya, ‘Bu sistem değişikliğinden sonra iki dönem olabilir’ maddesi konmadığı için önceki dönem de sayılıyor. Hukuken bu konuda neredeyse ihtilaf yok. Biz bunu da onun için açıklama metnine koyduk. Ama aynı açıklama metnini Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli dikkatli okursa, bir sonraki paragrafta diyoruz ki, ‘Hukuken böyle olmakla birlikte biz sizi seçim meydanında göndereceğiz.’ Kimseden çekindiğimiz yok, bunu hukuki bir tartışma konusu yapmayacağız.”

“Kimse bu masayı kendi tekeline alamaz”

Davutoğlu, Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi sürecine dair ise şunları söyledi:

“Son toplantıda, önce ikili istişareler yapalım, dedik. Bu istişarelere bu hafta başlıyoruz. Artık bu masada birilerinin kazanacağı, birilerinin kaybedeceği bir formül yok. Ya hepimiz kazanacağız ve bizimle birlikte ülke kazanacak ya da hepimiz kaybedeceğiz. Böyle bir tabloyu herkes içselleştirdiği için farklı kanaati olanlar da bu farklı kanaatlerini bir şekilde ortak meyile doğru revize etme durumunda kalacak. Hepimiz fedakârlık yapacağız.

“Kimse bu masayı kendi tekeline alamaz. Kimse tek başına bir partinin değeriymiş gibi bu masayı gösteremez. Bu hepimiz için geçerli ve altı siyasi liderin anlaşması, altı kişinin anlaşması değil, altı geleneğin anlaşması. Onun için aramızdan çıkacak ve birlikte onaylayacağımız cumhurbaşkanı adayı da bu fedakârlığı yaptığı ölçüde başarılı olur sistem. İnşallah cumhurbaşkanı adayımız 13’üncü cumhurbaşkanı olacaktır ve bu adayı belirleme sürecinde tabii görüş ayrılıkları olacak. Ama hep beraber bir ortak akıl işleteceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çalınan Paranın Toplamı 418 Milyar Dolar

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “beşli çete” iddialarını yineleyerek, “Asıl panik, uzman ekiplerimiz, hazineden çalınan paranın peşine düştüğünde başladı. O raporlar masama geldiği an korkunç bir paniğe kapıldılar. Çalınan paranın toplamının 418 milyar dolar olduğunu saplayınca karalama kampanyaları ve suikast tehditleri gelmeye başladı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ben korktum mu? Vız gelir tırıs geçer. Kale gibiyiz, sur gibiyiz, yiğit gibiyiz. Bu vesile ile devletimizin temel kurumlarından birisi olan Sayıştay’a ve denetçilerine seslenmek istiyorum. İktidara geldiğimizde o raporlara 418 milyar doları görmezsem, görevinizi layıkıyla yerine getirmemişsiniz demektir. Vallahi de billahi de raporda görmezsem yakarım sizleri.

Çok değil, 3,5 ay sonra iktidara geldiğimizde kendi raporlarımızı sizin raporlarınızla karşılaştıracağım. Kim görevini yapmış, kim yapmamış göreceğiz. Son bir şans vermek için onlardan randevu talep edeceğim, gideceğim ve baş başa görüşeceğim. Şimdi konuştuklarımın daha ayrıntısını konuşacağım. Son bir Bay Kemal uyarısı yapmak istiyorum. Beytü’l-male dokunan yanacaktır.”

Yaklaşık bir saat süren konuşmasının sonunda Kılıçdaroğlu, “Benim helalleşeceğim, haksızlık yapılanlardır. Kimse haksızlık yapıldıysa onunla oturup helalleşeceğim. Roboski ile Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ile Soma ile başı kapalı kızlarımıza haksızlık yapıldığı için, biz o dönemde suskun kaldığımızdan dolayı onlarla da helalleşeceğiz. Liste uzun. Bizim arsız ve hırsıza muamelemiz açıktır; vuracağız neşteri, alacağız devlet malını geri. Seçimin ertesi gününde onların telefonları acı acı çalacak, açtıkları telefonların ucunda bir ses duyacaklar, ‘Ben Kemal, geliyorum.'” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye artık şunu bilmeli, ayrışmayacağız, inadına kucaklaşacağız. Kavga etmeyeceğiz, inadına barışacağız. Bu güzel ülkemize huzuru ne olursa olsun mutlaka ama mutlaka getireceğiz.

Türkiye’nin her tarafından sorunlar geliyor. Bütün mesele her soruna akılcı çözümler üretmektir. Kendi içinde barışık bir toplumu inşa etmiş olursunuz. Hedefimiz, kendi içinde barışık, sorunları olmayan, akılcı politikalarla çözen bir siyaset anlayışı. Bu siyaset anlayışını Türkiye’ye getireceğiz. Nasıl? Altı lider bir aradayız. Birlikte mücadele ediyoruz, demokrasiyi savunuyoruz. Var olan sorunlara akılcı politikalarla çözüm üreteceğiz.

Sibel Tekin, belgesel çekti diye tutuklanmıştı. Adli kontrol şartıyla tahliye edilmiş, güzel bir haber. Sevgili Sibel’e şunu söyleyelim. Kapalı cezaevinden açık cezaevine hoş geldin. Türkiye’yi bir cezaevi olmaktan kesinlikle kurtaracağız.

Devlet Opera ve Balesi’nden ‘Figüran sözleşmesi yaptılar bizimle ama biz orkestra, bale sanatçısıyız, solo sanatçıyız, şef olarak görev yapıyoruz’ diyorlar. Az kaldı hiç meraklanma, 3,5 ay sonra sevgili arkadaşlarım, sanatçılarım kadrolarınızı alacaksınız.

Akaryakıt bayileri.. Arabamıza yakıt alırken bunlar çok kazanıyor diye içimizden geçirmiş olabiliriz. Aslında büyük kısmı zarar etmeye başladı. 7 ayda kapanan bayi sayısı 412. Eğer küçük bir market olmasa tümüyle zarar edecekler. 100 binin üzerinde kişi çalışıyor burada. Nasıl olur da bunun farkına varmıyorlar? 3,5 ay sonra bütün sorunlar çözülecek. Alın teri döken herkesin kazandığı güzel bir ülkeyi inşa edeceğiz. Avantadan para kazananlar değil, alın teri dökenlerin kazandığı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Tek adam rejimi inşa edildiğinde Türkiye’nin bütün sorunlarını en kısa sürede çözeceğiz dediler. Meydan meydan gezdiler. Valileri, kaymakamları gezdi. Erdoğan geldi oturdu. Tek adam rejiminin faturası hepimizin önünde duruyor. Bu rejim yani tek adam sistemi Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir beka sorunudur.

“Doğalgaz fiyatını neden düşürmüyorsun?”

Ankara’ya güzel kar yağdı. Biraz daha karın yağmasını istiyoruz aslında. Hem tarlaların hem memleketin artması açısından son derece değerli. Yüksek karlara da kar yağarsa yeraltı suları da zenginleşmiş olacak. Rusya-Ukrayna savaşından sonra doğalgaz fiyatları yüzde 80 düştü. Erdoğan hiç ses çıkartmıyordu sanıyordu ki Bay Kemal’in dünyadaki gelişmelerden haberi yok.

Hemen harekete geçtiler sadece sanayiciler için fiyatı düşürdüler. Konutlarda, iş yerlerinde yok. Kışın en ağır geçtiği mevsimin en derinden hissedildiği Erzurum ve Kars gibi kentlerimiz var. Doğalgaz fiyatını neden düşürmüyorsun? Dünyada yüzde 80 düştü. Milletin sırtına neden yıkıyorsun?

Allah nasip eder iktidar olduğumuz zaman göreceksiniz 3,5 ay sonra hiçbir hanenin, hiçbir evin ne doğalgazı, ne elektriği, ne de suyu kesilecek.

Asgari ücretin bu kadar hızlı eriyeceğini ben bile düşünemedim. Net asgari ücret 8 bin 506 lira 80 kuruş. 4 kişilik bir ailenin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım, kültür fiyatları toplanıyor ve bunun üzerinden belirleniyor. Asgari ücret alanların sayısı yaklaşık 5 milyon 400 bin kişi. 5 milyon 400 kişi şu anda açlık sınırının altında maaş alıyor.

Sarayda böyle bir şey yok. 4-5 yerden maaş alırsın. Keyfin yerinde ama 5 milyon 400 bin kişinin açlık sınırının altında maaş almasına imkan sağladın. Bütün asgari ücretli kardeşlerime sesleniyorum, benim görevim iktidar olduğumuzda hiçbir asgari ücretlinin açlık sınırı altında maaş almayacağı bir düzeni inşa etmektir. Bu iktidar bir zorba iktidarıdır.

Ortak Politikalar Mutabakat Metni

Ortak Politikalar Mutabakat Metni, böylesi bizim demokrasi tarihinde bir ilktir. Bunu gurur duyarak ifade etmek istiyorum. 6 lider bir araya geldik ve 6 lider devlet için bir beka sorunu haline gelen tek adam rejimini değiştirip bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirmek için bir araya geldik. Eğer Cumhuriyet tarihinde altı lider bir araya gelip 2 bin 300’ün üzerinde var olan sorunlara tek tek çözüm üretiyorsa, oy birliği ile yapıyorsa, gönül rahatlıkla yapıyorsa Türkiye’nin geleceği aydınlıktır.

Yolsuzluklara karşı mücadele, işsizlik politikaları, Türkiye’nin saygınlığını koruyacak dış politikanın nasıl olması gerektiği, dijitali, bilgiyi, teknolojiyi nasıl yakalayacağız burada var. Hiç kimse endişe etmesin, devleti yeniden inşa edeceğiz.

Siz bir aradasınız, hiç bir araya gelip bir fotoğraf verdiler mi? Bir masanın etrafında toplanıp da önlerinde kağıtlar ‘Memleketin sorunlarını nasıl çözeriz’ diye düşündüler mi?

9 ana başlık, 2 bin 300’den fazla çözüm vaadimiz var. Ortak karar, ortak imza ve oy birliği ile alındı tamamı. Bizim tarihimizde bir ilktir. Bütün demokrasi tarihi kitabını yazacak olan hocalar bu kitaba atıf yapmadan bir kitap yazamayacaklardır. Biz duygularımızla değil, aklımızla hareket ediyoruz. Biz kavgayla değil aklımızla hareket ederek sorunları çözmeye çalışıyoruz.

Hayata geçirdiğimiz zaman göreceksiniz Türkiye’de her şey çok kısa sürede düzelecek. Bundan emin olmanızı isterim.

Bir konuda ta en başından beri çok açık ve net konuşuyorum. Bu beşli çetelerin, proje kisvesi altında devlet hazinesinden fazlasıyla götürdüklerini, paraları, malları onlardan tahsil edeceğim sözünü verdim. Çünkü o paralar bu ülkenin doğmamış bebeklerinin parasıdır. Bu çetelerle bu savaşı ilan etmeden önce dost meclislerinde çok uyarıldım. ‘Aman başkan onlarla uğraşırsan o devasa para da seninle uğraşır’ diye telkinlerde bulundular. ‘Mafyası var, paramiliter grupları, derinleri var aman başkan dikkatli ol’ diyen insanlarla bir araya geldim.

Bunların tamamı samimi kaygılardı. Ben bütün bunları bilerek ve düşünerek yola çıktım. Ben bilmiyor muydum bu sürecin ne kadar kirli hale geleceğini. Silahların gölgesinde siyaset yapmak zorunda kalacağımı ben bilmiyor muydum? Elbette biliyordum. Görüşme talepleriyle geldiklerinde kabul edersem bu kirli düzenin hedefi olmayacağımı da gayet iyi biliyordum. Halkımın şunu çok iyi bilmesi ve beni çok iyi anlaması gerekiyor. Bu çetelerin bir kısmı bu saray iktidarından yani Erdoğan’dan da önce vardı.

Her gelen iktidarla hizalanmış bunlar. Bunlar hep sistemin içinde kalmışlar, her gelene de yedirmişler. Ne kadar karanlık odak varsa hepsini beslemek zorundasın eğer bunlarla iş birliği yaparsan. Bunlar nasıl insan satın alacağı konusunda da uzmanlaşmışlar. Bunlarla görüştüğüm an emin olun aynı zamanda bu çarkın da bir parçası olacaktım. İktidarın ismi değişecekti ama halkımın sefaleti aynen devam edecekti. Bir Erdoğan gidecekti yerine yeni bir Erdoğan gelecekti.

“Beytü’l-male dokunan yanacaktır”

Asıl panik, uzman ekiplerimiz, hazineden çalınan paranın peşine düştüğünde başladı. O raporlar masama geldiği an korkunç bir paniğe kapıldılar. Çalınan paranın toplamının 418 milyar dolar olduğunu saplayınca karalama kampanyaları ve suikast tehditleri gelmeye başladı. Ben korktum mu? Vız gelir tırıs geçer. Kale gibiyiz, sur gibiyiz, yiğit gibiyiz. Bu vesile ile devletimizin temel kurumlarından birisi olan Sayıştay’a ve denetçilerine seslenmek istiyorum.

İktidara geldiğimizde o raporlara 418 milyar doları görmezsem, görevinizi layıkıyla yerine getirmemişsiniz demektir. Vallahi de billahi de raporda görmezsem yakarım sizleri. Çok değil, 3,5 ay sonra iktidara geldiğimizde kendi raporlarımızı sizin raporlarınızla karşılaştıracağım. Kim görevini yapmış, kim yapmamış göreceğiz. Son bir şans vermek için onlardan randevu talep edeceğim, gideceğim ve baş başa görüşeceğim. Şimdi konuştuklarımın daha ayrıntısını konuşacağım. Son bir Bay Kemal uyarısı yapmak istiyorum. Beytü’l-male dokunan yanacaktır.

“Ben Kemal geliyorum”

Halkıma buradan, bu konuyla ilgili bir taahhütte bulunmak istiyorum. Çeteleri temizleme, devlet hazinesinden sülükleri, parazitleri temizleme operasyonum başlamadan önce Ankara’ya dev bir dijital pano kurduracağım. Adı ‘Çetemetre’ olacak. Halktan çalınan ve geri aldığımız her doları bu panoda görecek bütün Türkiye. Vatandaştan çalınan 418 milyar doları burada görünceye kadar asla ve asla durmayacağım. Onların Türkiye’deki mal varlıkları, yurt dışına kaçırdıkları, aile bireylerine transfer ettikleri, akrabalarına devrettikleri her kuruşun peşine düşeceğim.

Benim helalleşeceğim haksızlık yapılanlardır. Roboski ile, Ali İsmail Korkmaz’ın ailesiyle, Soma ile, başı kapalı kızlarımıza haksızlık yapıldığı zaman suskun kaldığımızdan dolayı onlarla da helalleşeceğiz. Bizim hırsıza muamelemiz çok açık ve nettir. Vuracağız neşteri, alacağız devlet malını geriye. Seçimin ertesi günü onların telefonu acı acı çalacak. Açtıkları telefonun ucunda bir ses duyacaklar. ‘Ben Kemal geliyorum'”

Paylaşın

Erdoğan Tarafından Atanan İrfan Fidan’ın Adaylığı AYM’de Rahatsızlık Yarattı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki dört yıllık görev süresi 13 Şubat’ta dolacak. AYM kulislerinde, daha önce başkan adayları olarak Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı’nın isimleri konuşuluyordu.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan AYM üyesi İrfan Fidan, son anda adaylığını açıkladı. Ancak AYM’nın en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığının Yüksek Mahkeme’de rahatsızlık yarattığı öğrenildi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıkta görev süresinin dolacak olması nedeniyle 2 Şubat Perşembe günü başkanlık seçimi yapılacak. Arslan’ın yeniden aday olduğu seçimlerin sürpriz adayı ise İrfan Fidan oldu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, Adaylık için üyeleri ziyaret eden Fidan’ın adının doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ndan işaret edildiği belirtiliyor. Buna karşılık AYM’nın en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığının Yüksek Mahkeme’de rahatsızlık yarattığı öğrenildi.

AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki dört yıllık görev süresi 13 Şubat’ta dolacak. Başkanlık seçiminin yapılacağı AYM Genel Kurulu, toplam 15 üyeden oluşuyor. AYM kulislerinde, daha önce başkan adayları olarak Rıdvan Güleç ve Basri Bağcı’nın isimleri konuşuluyordu. AYM üyeliği süresi 2024’te dolacak olan Zühtü Arslan’ın ise başkanlık için aday olmayacağı belirtiliyordu.

İrfan Fidan AYM Başkanı olmak istiyor

Ancak AYM üyesi İrfan Fidan, son anda adaylığını açıkladı. Yargı kulislerinde, İrfan Fidan’ın adının doğrudan Cumhurbaşkanlığı’ndan işaret edildiği ifade ediliyor. Bunun ardından Fidan’ın AYM üyelerini tek tek ziyaret ederek seçim çalışmalarına başladığı öğrenildi.

Fidan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaparken Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından 27 Kasım 2020 tarihinde Yargıtay üyesi yapıldı. Fidan, görev süresinin dördüncü gününde AYM üyeliğine adayı olmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, beş aday arasından İrfan Fidan’ı 23 Ocak 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyesi olarak seçmişti.

AYM’nin en kıdemsiz üyesi konumunda

İki yıldır üye olan İrfan Fidan, AYM’nin en kıdemsiz üçüncü üyesi konumunda. Bu nedenle iktidara yakın görünen bazı üyelerin dahi, İrfan Fidan’ın adaylığına tepki gösterdiği, görüşlerini Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı yetkililerine ilettiği kaydedildi.

AYM’de Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu beş üye, genellikle muhalif kararlara imza atıyor. Bu isimlerin karşısında ise 10 kişilik iktidara yakın üye bloku var. Ancak başkanlık seçiminde bu üyelerin farklı hareket edeceği belirtiliyor.

AYM kulislerinde Fidan’ın adında uzlaşma çıkmaması nedeniyle, üst düzey bir Adalet Bakanlığı yöneticisinin bazı AYM üyelerini arayarak ikna etmeye çalıştığı, Fidan’ın üyeliğini Cumhurbaşkanlığı’nın istediğini bu üyelere ilettiği konuşuluyor.

Bu gelişmelerin ardından Zühtü Arslan da yeniden başkan adayı oldu. Fidan’ın adının Cumhurbaşkanlığı tarafından işaret edilmesinin ardından Basri Bağcı ve Rıdvan Güleç’in adaylıktan vazgeçtiği öğrenildi.

Anayasa Mahkemesi’ne ilişkin kanuna göre başkan, üyeler arasında gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla dört yıl için seçiliyor. Süresi bitenler yeniden seçilebiliyor. Bu nedenle yeni başkanın en az sekiz üyenin oyunu alması gerekiyor.

Yeni başkan, HDP davasını yönetecek

AYM’deki başkanlık seçimi, doğrudan mahkemedeki dava süreçlerini etkileyecek. Bunların başında ise HDP’nin kapatılması istemiyle açılan dava geliyor.

HDP, kapatma davası kapsamında 14 Mart’ta esasa ilişkin savunmasını yapacak. İrfan Fidan, AYM Başkanı seçilirse kapatma davası oturumlarını yönetecek. AYM, 6 Ocak’ta ise 7’ye karşı 8 oyla HDP’nin Hazine yardımı hesaplarını bloke etme kararı almıştı.

Paylaşın

2022 Yılında Türkiye Genelinde Silahlı Şiddet Olaylarında 2 Bin 278 Kişi Öldü

2022 yılında medyaya 3 bin 984 silahlı şiddet olayı yansıdı. Türkiye genelinde yaşanan bu silahlı şiddet olaylarında 2 bin 278 kişi öldürüldü, 4 bin 231 kişi de yaralandı. Silahlı şiddet olaylarının 616’sında (yüzde 15.46) kesici aletler kullanılırken 3 bin 368 (yüzde 84.54) cinayet ateşli silahlarla işlendi. 

Bölgeler bazında bakıldığında silahlı şiddetin en çok yaşandığı bölgeler sıralamasında değişiklik olmadığı gözlemlendi. Nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu ve en çok göç alan bölge olarak Marmara Bölgesi önceki yıllarda olduğu gibi en çok silahlı şiddetin yaşandığı bölge.

Marmara Bölgesi’ni 571 olayla Akdeniz, 566 olayla Güneydoğu Anadolu, 543 olayla Karadeniz, 463 olayla İç Anadolu, 459 olayla Ege ve 246 olayla Doğu Anadolu bölgeleri izledi.

Bireysel silahlanmaya ve silahlı şiddetteki artışa dikkat çekmek için çalışan Umut Vakfı, 2022 Türkiye Şiddet Haritası’nı yayınladı.

Vakfın yerel ve ulusal medyada yayınlanan haberlerle hazırladığı raporda göre medyaya 3 bin 984 silahlı şiddet olayı yansıdı. Türkiye genelinde yaşanan bu silahlı şiddet olaylarında 2 bin 278 kişi öldürüldü, 4 bin 231 kişi de yaralandı.

Silahlı şiddet olaylarının 616’sında (yüzde 15.46) kesici aletler kullanılırken 3 bin 368 (yüzde 84.54) cinayet ateşli silahlarla işlendi. Ateşli silahlar şöyle sıralandı: 143’ü beylik silahı olmak üzere (asker ve polislerin kullandığı resmi silahlar) 2 bin 528 olayda tabancalar, 840 olayda ise kaleşnikoflar dahil çeşitli tüfekler kullanıldı.

Bölgeler bazında bakıldığında silahlı şiddetin en çok yaşandığı bölgeler sıralamasında değişiklik olmadığını gözlemlendi. Nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu ve en çok göç alan bölge olarak Marmara Bölgesi önceki yıllarda olduğu gibi en çok silahlı şiddetin yaşandığı bölge.

Bin 136 silahlı şiddetin medyaya yansıdığı Marmara Bölgesi’nde yaşanan olaylarda 560 kişinin öldüğü, bin 218 kişinin de yaralandığı kayıtlara geçti.

Marmara Bölgesi’ni 571 olayla Akdeniz, 566 olayla Güneydoğu Anadolu, 543 olayla Karadeniz, 463 olayla İç Anadolu, 459 olayla Ege ve 246 olayla Doğu Anadolu bölgeleri izledi.

“Bireysel silahlanmaya resmen göz yumuluyor”
Umut Vakfı konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

“Bireysel silahlanma her geçen gün artıyor ve bu konuda ilgililer, yetkililer kılını bile kıpırdatmıyor…

Bireysel silahlanmayı önleyici düzenleme yapılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne duyarlı bazı milletvekilleri tarafından defalarca araştırma önergeleri, teklifler verilmesine rağmen maalesef ki ilgili ve yetkililerce bu teklif ve önergeler kabul edilmiyor, bu da bireysel silahlanmaya resmen göz yummak oluyor.

Ve göz yumulan bireysel silahlanma sonucu her çapta silaha kolaylıkla ulaşan şiddet yanlıları, hem insanları, hem de sokaklarda kedileri, köpekleri, yani her türlü canlıyı hedef göstererek yaralıyor, öldürüyorlar…

Adalet ve yasal düzenlemeler, bireysel silahlanmanın önlenmesi, adaletin hakkıyla uygulanması herkese, ama herkese lazım.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Buldan: Üçüncü Kez Aday Olamazsın Erdoğan

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı için “Üçüncü kez aday olamazsın Erdoğan. Bu çok açık ve nettir” dedi ve ekledi:

“AKP Genel Başkanı yeniden aday olabilmek için ‘Kronometre 2018’de sıfırlandı’ dedi. 2018 öncesi yaptığı cumhurbaşkanlığı görevini kendisi yok saydı. Bu çok açık bir şekilde ifade edildi. Bu sayılmaz diyor. Yani kendi kendisini sıfırlıyor. Sıfırlamada usta olduklarını da biliyoruz. Kendi cumhurbaşkanlığını kendisi tanımıyorsa halk sizi hiç tanımaz. Cumhurbaşkanı olamayacaksınız, halk size sandıkta izin vermeyecek.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Pervin Buldan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Buldan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’nin her yerinde halklarımızla bir araya geliyoruz, buluşmalar gerçekleştiriyoruz. Hafta sonu da Demokratik Cumhuriyet konferansımızda buluşacağız ve cumhuriyeti demokrasiyle buluşturacak olan süreci konuklarımızla ve misafirlerimizle tartışacağız.

Malum seçim süreci giderek hızlanmaktadır. Halkımızın, demokratik kamuoyunun, değişim isteyen milyonların HDP’den beklentisinin çok büyük olduğunun hepimiz farkındayız. Gözler HDP’nin üzerindedir. HDP’nin her biz sözü değişime giden yolu daha da büyütmekte, umutları her geçen gün arttırmaktadır. Çünkü HDP bu toprakların bereketidir, huzurudur, birlikte yaşamın harcıdır, özgürlüğün teminatıdır. HDP demokratik siyasetin onuru ve yüz akıdır.

“Yol haritamız nettir”

Karşımıza dev dalgalar çıksa da, bu gemi demokrasinin kıyısına mutlaka ama mutlaka ulaştıracaktır. Çünkü bizim rotamız bellidir. Yol haritamız nettir. Demokrasidir. Türkiye’yi içine sürüklendiği bu alaca karanlıktan kesinlikle kurtaracağımıza bir kez daha Türkiye halklarına, Türkiye toplumuna bu kürsüden söz vermek istiyoruz. HDP’nin duruşunu ve gündemini değiştirmeye, bir belirsizlik ortamı yaratarak, umutsuzluğu pompalamaya çalışanlar, kesinlikle başaramayacaklar.

Bizim siyasetimizin karşısına kumpaslarla çıkanlar, kendi komplolarıyla baş başa kalacaklardır. Geçen hafta biliyorsunuz AYM, kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması yönündeki başvurumuzu reddetti. Ret gerekçesi; elbette ki ret ve inkâr politikasıdır. AYM’nin bu kararı Saray’ın baskısı altında aldığını de çok iyi biliyoruz. AKP-MHP kumpas ittifakı, AYM eliyle seçim sürecine siyasi müdahalede bulunma hazırlığı içerisindedir. O yüzden kapatma davasına hazine bulmuş gibi dört elle sarıldıklarını hep birlikte gördük ve tanıklık ettik.

Bunlar o kadar kirli ki, Hazine yardımının kesilmesi için emniyet aracılığıyla bir günde bir gizli tanık buldular, icat ettiler. Gizli tanık adına gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan, tamamen komploya dayanan 100 sayfalık bir ifade kurguladılar. Bunu da ışık hızıyla AYM’ye servis yaptılar. Hukukun temel ilkelerine göre hareket etmesi gereken Anayasa Mahkemesi de gizli tanığın servis yapılan gerçek dışı ifadelerine dayanarak, HDP’nin Hazine yardımına bloke kararı koydu. Tam bir tezgâh. Tam bir organize işler. Tam bir kumpas!

“HDP daha da güçlenerek yoluna devam edecektir”

Savcıları, hâkimleri, kolluk güçlerini, valileri, imamları, bürokratları seçim kampanyasında ‘Truva atı’ gibi kullanan AKP-MHP, bunlarla yetinmemiş olacak ki, gizli tanıkları da seçim kampanyasına kattılar. İşleri gizli tanıklara kalmış durumdadır! İşte HDP hakkındaki kapatma davası Türkiye’nin tam bir özetidir. Bu kumpaslar sarkacı, iktidarın Türkiye’ye yerleştirmek istediği rejimin en net röntgenidir.

HDP’ye yönelik kumpaslardan beslenmek isteyenlere diyorum ki, size buradan bir ekmek asla çıkmayacaktır. AYM’nin kayyımı gibi hareket eden iktidarın küçük ortağı da şunu iyi bilsin, sizin siyasetiniz çökecek, HDP daha da güçlenerek yoluna devam edecektir. HDP öyle sizin sandığınız, sizin bildiğiniz gibi küçük bir lokma değildir. Boğazınızda kalacak lokma ile uğraşmaktan vazgeçin. Bizi kendinizle kesinlikle karıştırmayın!

HDP’nin mücadele geleneği ve Kürt halkı tarih boyunca öyle oyunlar ve öyle tuzaklar gördü ki, sizin bu kumpaslarınıza asla yabancı değildir. Seyit Rıza kendisine tuzak kuranlara “Sizin hilelerinizle baş edemedim” demişti. Ben de diyorum ki, Kürt halkı ve dostları sizin hilelerinizle de, faşizminizle de baş edecek, tuzaklarınızı bir bir bozacak örgütlü güce sahip iradeyle sizi kesinlikle yenecektir.

“Kesinlikle şah-mat olacaksınız!

HDP’siz bir seçim süreci tasarlayanlar bilsin ki, tasarılarınız çöp olacaktır. Biteceksiniz, tükeneceksiniz, siyasetten silinip gideceksiniz. Zaten oylarınız anketlerde de halkın nabzını yokladığımızda da günden güne eriyor. Bu erime sandıklarda mum gibi eriyecektir. Bundan hiç kimse şüphe duymasın. Bir gerçek daha var ki alınlarına yapışan Kürt düşmanlığıyla hep anılacaklar. Siz hileli zarlarla oynamaya devam edebilirsiniz! Ama bu satrançta HDP’nin yapacağı büyük hamleler karşısında da kesinlikle şah-mat olacaksınız! Bizden söylemesi. Milyonların demokrasi çıkışı karşısında tarihin en büyük bozgununa uğrayacaksınız!”

Paylaşın

Bahçeli’den Millet İttifakı’na ‘Mutabakat Metni’ Tepkisi: Yıkım Beyannamesi

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında, Millet İttifakı’nın “mutabakat metni” ve aday belirleme süreciyle ilgili konuşan MHP Lideri Bahçeli, “13 Şubat’ta cumhurbaşkanı adayını belirleyeceklermiş. Eğer karar veremiyorlarsa noter huzuruna çıkıp kura ile adaylarını tespit etmeleri de bir seçecek olarak önlerinde durmaktadır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Buna akılları yatmıyorsa kısa ve uzun çöp çekmek suretiyle adayını çıkarabilirler. ‘O piti piti karamela sepeti’ tekerlemesi ile de adaylarını bulabilirler. Dün açıklanan mutabakat metni göz boyayan bir siyaset kofluğudur, yıkım beyannamesidir, bölücülüğe verilmiş güvencedir. Ucube bir dayatmadır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olup olamayacağı tartışmalarıyla ilgili de konuşan Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığına itiraz ve tepkilerini yoğunlaştırmaları, milletimizin umutlarını küllemektir. Bu beyhude çabaların sonucu elbette hüsrandır. Sayın Erdoğan’ın adaylığı bal gibi, buz gibi Anayasa’ya uygundur, ahlaken ve hukuken de meşrudur. 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasıyla cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir.

Bu yeni yönetim modeli nevi şahsına münhasır bir başkanlık sistemidir. Bu sistem içinde 1 dönem yetkilerini kullanan cumhurbaşkanının tekrar aday olamayacağını iddia etmek siyaseten ağır kusurdur. Yeni sistemin doğasına ve işleyiş mantığına aykırıdır.” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

İftira salgınına inancımız şifasıyla karşılık veriyoruz, Merhameti de biliriz, mertliği de biliriz, hesap sormasını da biliriz. Biz bu vatan uğruna rahmetle andığımız kurt bakışlı üç bin şehit verdik. Siyasi şeceremiz, Türklüğe duyulan emsalsiz bir sevdanın potasında eriyerek hür oldu. Çelme taktılar, tökezledik ama düşmedik. Arkamızdan ittiler, sendeledik ama eğilmedik. Kuyuya attılar Yusuf olup çıktık. Mahkum ettiler “Vatan sağ olsun” dedik. Bulanık akan suların günü geldiğinde durulacağına inandık. 

‘Tarih bizden yanadır, talih bizden yanadır’

Hakkımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Milli haysiyetimizi ve dava onurumuzu çiğnetmeyeceğiz. ‘Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır. İrade bizden yanadır, istikbal bizden yanadır, istiklal bizden yanadır. Yetmez, millet bizden yanadır. Tarih bizden yanadır, talih bizden yanadır. Elleri nasır tutmuş analar bizden yanadır. Babalar, dedeler, nineler, henüz bıyığı terlememiş sabiler bizden yanadır. Türklüğün varlığı bizden yanadır. Türkiye bizim yeryüzü cennetimizdir ve sonuna kadar bizden yanadır.

MHP’ye zincir vurmak, kelepçe takmak hiçbir alçağın, hiçbir ahlaksızın harcı ve haddi değildir. Sürekli körüklenen karalama kampanyalarının, zamanı gelince sürekli gündemde tutulan karanlık senaryoların müteahhitlerinin burnundan fitil fitil getireceğiz. Kötülükleri unutursak kanımız kurusun.

Etrafımızda dolaşanları görüyoruz, zehir ve zillet saçanları takip ediyoruz, fitne yayan siyasetçileri, sözde gazetecileri, ülkeden korkakça kaçmış şerefsizleri, FETÖ’cü hainleri, bölücü mihrakları, köksüzleri, kimliksizleri rezil rüsva etmek için uygun zamanı bekliyoruz. Bize kan sıçratmak isteyenlerin alayının elinde, yüzünde ve vicdanında şehitlerimizin kanı vardır. Şeytanın uşaklarına, milletin evlatları yenilmeyecektir. İçimize sızmış işbirlikçileri ayrıca ve dikkatle değerlendireceğiz. Onları unutmayacağız.

İyi günü herkes paylaşır, mühim olan zahmetli dönemlerde bir ve beraber olmaktır. Zorlu mücadele dönemlerinde masa altına saklanıp üç maymunu oynayanlarla işimiz olamaz, kalbimiz bir atamaz ve atmayacak.

Özellikle hatırlatmak isterim ki, Türkiye’ye ve Türk milletine kalkan elleri kırmak, saldırıları engellemek ve gerekirse canımızı feda etmek bizim için şereftir. Bize FETÖ’cüler saldırıyormuş, saldırsınlar. PKK’lılar saldırıyormuş, saldırsınlar. Zillet ittifakı ağız birliği etmiş, bize iftiralarını kusuyorlarmış, yapsınlar. Himaye edenimiz Allah, destekçimiz büyük Türk milletidir. Açık hesap 14 Mayıs 2023 tarihinde sandıkta görülecektir. Partimizin zor durumda olduğunu söyleyen çapulcular vardı.

PKK’ya mütareke çağrısı yapan, Türkiye’yi zalimlere teslim etmek için tertip yapan ne kadar siyasetçi varsa Cumhur İttifakı’nın kan kaybettiğini koro halinde söylüyorlardı. Bu cürüm grubuna gerçekten yuh olsun, yazıklar olsun. Sanıyorum bunların hepsi Amasya’yı görmüştür. Amasya’dan ders almışlardır. Amasya’daki heybetten küçük dillerini yutmuşlardır. Kiralık anket şirketleri, Amasya’ya baktınız mı? Sosyal medyadaki namussuzlar, Amasya’daki şahlanışı izlediniz mi? Yeni başlıyoruz, alayınızı birden çılgına döndüreceğiz. 14 Mayıs’a kadar konuşsunlar, sonra sıra Türk milletine gelecektir.

Bıyığını kesip ayrılanlar varmış. Aramızda manen olmayanların yokluğuyla ilgilenecek değiliz, hiç olmayanları da zaten umursayacak değiliz. Bayağı senaryoların hızımızı kesmesine göz yummayacağız. Her değerimizi muhafaza ve müdafaa edeceğiz.

Her insanımızı kucaklayacağız ve kardeş bileceğiz. Her değerimizi muhafaza edeceğiz. Hiç kimsenin etnik, mezhep, ideolojik ve fikri farklılığına kafa yormayacağız. Öz dururken kabukla ilgilenmeyeceğiz, ağaca bakarken ormanı gözden kaçırmayacağız. Sanal ayrımlarla meşgul olmayacağız. Büyük bir aile olduğumuzu hiç aklımızdan çıkarmayacağız. Ve diyeceğiz ki, ‘Aziz milletim, sıra sende.’ Damarımıza basanlarla, kurumsal kimliğimize organize şekilde saldıranlarla yerin 7 kat dibine inseler de hesaplaşacağız.

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığına itiraz ve tepkilerini yoğunlaştırmaları, milletimizin umutlarını küllemektir. Bu beyhude çabaların sonucu elbette hüsrandır. Sayın Erdoğan’ın adaylığı bal gibi, buz gibi Anayasa’ya uygundur, ahlaken ve hukuken de meşrudur. 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasıyla cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmiştir. Bu yeni yönetim modeli nevi şahsına münhasır bir başkanlık sistemidir. Bu sistem içinde 1 dönem yetkilerini kullanan cumhurbaşkanının tekrar aday olamayacağını iddia etmek siyaseten ağır kusurdur. Yeni sistemin doğasına ve işleyiş mantığına aykırıdır.

“Zillet ittifakı da sıfırı çekecektir”

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki yetki ve sorumluluklarıyla yalnızca bir defa seçilmiştir. İkinci kez adaylığı tartışmasızdır. Vesayetçilerin başını kaldırması boşunadır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesi için geceyi gündüze katacağız. İstiyorlar ki kukla gibi yönetilen bir cumhurbaşkanı olsun. Bekliyorlar ki boyun eğen, taviz veren bir cumhurbaşkanı göreve gelsin. Geçti o günler. Suyu tersinden akıtmak geldiğimiz bu aşamada imkansızdır. Millet kararlıdır, sevdalılarını yarı yolda bırakmayacaktır. Söz milletindir, sıra milletindir. Zillet ittifakı da sıfırı çekecektir.

Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayıyla uğraşmasın, FETÖ ve PKK’nın sırtını sıvazlayan İP Başkanı işine baksın. Bizim kararımız nettir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs’ta açık ara farkla seçilecektir. MHP de milletvekili sayısını beklentilerin üzerinde artıracaktır. Sabrımızı zorlamasınlar, ayranımızı kabartmasınlar. Konuşursak derinden, hiçbiri kalkamaz yerinden.

Bu gidişle seçimlere bir gün kala adaylarının kim olacağını tartışıyor olurlarsa şaşırmayacağız. Eğer karar veremiyorlarsa noter huzuruna çıkıp kurayla adaylığını tespit etmeleri de bir seçenek olarak önlerinde durmaktadır. Buna akılları yatmıyorsa kısa ve uzun çöp çekilişi yapmak suretiyle adaylarını çıkarabilirler. Bu da olmazsa ‘O piti piti, karamela sepeti’ tekerlemesiyle muhtemel adaylarını bularak ilan edebilirler. Buna yanaşamıyorlarsa Beyaz Saray’a ulak gönderip Biden’ın son talimatını alarak karşımıza çıkabilirler.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan Adayın Belirleneceği Tarih Açıklaması

DEVA Lideri Babacan, ortak adayın 13 Şubat’ta açıklamayı öngördüklerini belirterek sürecin 10 gün uzayabileceğini söyledi. Babacan, “Altılı Masa adayınızın belirlenmesi ve adayın seçim bittikten sonra ülkeyi nasıl yöneteceği konusunda yüzde 95 oranında mutabık yüzde beşle tekrar değerlendirilmesi gereken hususlar” diyerek adayın Altılı Masa dışından da olabileceğini söyledi.

HDP’nin DEVA Partisi listesinde seçime gireceği iddialarına hakkında konuşan Babacan, “Böyle bir şey yok. Ama biz parti kapatmalarına karşıyız. Varsa bir suç varsa kanuna aykırı bir hareket. Bu suçun değişkenliği çerçevesinde ele alınması lazım. Şahıslarla ilgili eğer gerçekten bir suç varsa ortadaki çoğu zaman o da olmuyordedi ve ekledi:

“Çünkü dosyalara bakıyoruz boş yani şu anda tutuklu yargılanan insanlar, Demirtaş, Kavala dosyasında bir şey yok. Sivil toplum iş dünyası Ben birkaç kişiyi içeride tutarım ve bu birkaç kişi üzerinden bütün sivil topluma ve iş dünyasından korku yayabilirim, onları sindirebilirim. çok gerek yok birkaç gazeteciyi içeride tutarım, bir iki siyasetçiyi içerde tutarım diğer siyasetçileri attırırım.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın Yeni Bir Sabah programına katılarak gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Babacan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle oldu:

Kötü bir yönetimi sonucu ülkemizi kötü yönetiliyor. Gerçekten bu ülke kaliteli insanlar tarafından dürüst ve ehil insanlar tarafından yönetildiğinde, doğru kararlar alındığında her sorun çok çabuk bir şekilde çözecektir. Bu ülkenin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Yani ben bu işleri hiç yapmamış olsam yani sadece dışarıdan izliyor olsam ya da ilk defa bu işleri yapmaya talip olsam diyebilirsiniz.

Türkiye’yi 2001 krizinden çıkaran ekibin başında olan kişiydim. Bütün dünyayı kavuran Yunanistan’ın, İtalya’nın, İspanya’nın, Portekiz’in, İrlanda’nın batmasına sebep olan 2008-2009 krizinden ülkeyi çekip çıkaran ekibin başında ben vardım. Ülkenin itibarının en yüksek olduğu dönemlerde Türkiye’deki dış politikanın başına ben vardım Dışişleri Bakanı olarak. Kararlarınızı istişare ile alın ondan sonra korkmayın. Bu ülke inanın şu anda 2023’te rahatlıkla 25 bin dolarlık milli gelirine ulaşırdı.

Çünkü biz o kadar kısa süre içerisinde ülkeyi zenginleştirdik ki, o kadar kısa süre içerisinde 3 bin 500 dolardan aldık. 12 bin 500 dolarların üzerine çıkarttık aynı performansı devam etseydi rahatlıkla bugün biz 25 bin doların üzerinde yüksek gelir sahibi ülke olabilirdik. Tek imza ile karar alan bir Cumhurbaşkanı döneminde yaşadık. Böyle bir ülke yönetimi kabul edilemez bakın. Biz iddialıyız.

“Altılı Masa dışından da olabilir”

Babacan, ortak adayın 13 Şubat’ta açıklamayı öngördüklerini belirterek sürecin 10 gün uzayabileceğini söyledi. Babacan, “Altılı Masa adayınızın belirlenmesi ve adayın seçim bittikten sonra ülkeyi nasıl yöneteceği konusunda yüzde 95 oranında mutabık yüzde beşle tekrar değerlendirilmesi gereken hususlar” diyerek adayın Altılı Masa dışından da olabileceğini söyledi.

Altı partinin üzerinde mutabık kalacağı isim ve bizim ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem seçilecektir, Cumhurbaşkanlığı görevini gayet iyi bir şekilde yapacaktır. Bunlar hiç kimsenin kuşkusu olmasın ve biz ortak adayı tespit ettikten sonra hep altı parti olarak sapasağlam arkasında durmamız lazım. Ama sadece seçime kadar değil. Seçimden sonra da bu ülkeyi yönetmemiz lazım. Yoksa biz adayları izleyelim bakalım becerebilecek mi? Elimizi taşın altına koyması lazım.

“Adım adım ilerliyoruz”

Türkiye Cumhuriyeti ilk defa bu süreçlerden geçiyor. Biz dünya örneklerini çok iyi çalıştık, tarihi çok iyi çalıştık. Dolayısıyla biz kazanacağız. Adım adım ilerliyoruz ve sapa sağlam temelden başladık. Temelden ne yaptık temele sapasağlam bir anayasa metni koyduk. Şu anda ülkeyi yönetenler iftar gücünü elinde tutanlar, hukuk, adaleti çiğneme alışkanlığını elde ettiler ve bu gücü hukuku adaleti çiğnemede kullanıyorlar. Yasalar olmadan hukuk çalışmadan adalet olmadan bu ülkenin hiçbir alanda başarılı olması mümkün değildir.

En başa koyduk burada. Mesela neler var; hakimler ve savcılar konusunu biz ayrılacağız dedik. Savcılarla avukatları mahkemelerde silahlar eşitliği ilkesine göre eşit düzlemde olması lazım ancak öylesin adaleti sağlayabilirsiniz. Aynı kurul hem savcılara hem hakimlere bakıyorsa olmaz. İki ayrı kurulu olması lazım kurulun bir tanesi tamamen hakimlerden sorumlu diğer kuruluş savcılardan sorumlu olması lazım.

Güçler ayrılığını ayrıldı ancak öyle sağlayabilirsiniz. Bambaşka bir dönem başlayacak yani insanların yargıya güvendiği, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısına giderim kendime emanet ederim. Bunu yapmak için yargının insan kaynağı yapısına da yapmak gerekiyor.

Babacan, İstanbul Sözleşmesinin “mutabakat metninde” yer almasını “demokrasiyle” açıkladı. Babacan, “Mutabakat metni yani ne demek altı partinde yüzde 100 mutabık kaldığı hususlar. Eğer partilerden biri ikisi üçü neyse mutabık değilse o hususlar bu metne girmiyor. Dolayısıyla bu tam bir konsensus sözleşmesi ile ilgili. Farklı görüşü olan partiler var gayet doğal, demokrasi bunu gerektirir” dedi.

Mutabakat içinde çok önemli maddeler olduğunu vurgulayan Babacan, İstanbul Sözleşmesiyle ilgili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mesela cumartesi günü bir iki maddeye itiraz geldi. Oturduk konuştuk. Mutabakat metni basılanlar iptal edildi Yeniden bastırdık bunu yani Demokraside bunların hepsi var. Çoğu çoğulculuk var. Seçimlerden sonra biz Deva Partisi olarak karşılığı olarak bu iddiamızdan geri çekilecek halimiz yok. Biz 12 kişilik bir heyet kurduk. İçinde diplomatların olduğu, sosyal bilimcilerin olduğu, siyaset bilimcilerin olduğu ve hukukçuların olduğu. İstanbul Sözleşmesi üzerine arkadaşlarımız iki hafta çalıştı.

“Biz parti kapatmalarına karşıyız”

Böyle bir şey yok. Ama biz parti kapatmalarına karşıyız. Varsa bir suç varsa kanuna aykırı bir hareket. Bu suçun değişkenliği çerçevesinde ele alınması lazım. Şahıslarla ilgili eğer gerçekten bir suç varsa ortadaki çoğu zaman o da olmuyor.

Çünkü dosyalara bakıyoruz boş yani şu anda tutuklu yargılanan insanlar, Demirtaş, Kavala dosyasında bir şey yok. Sivil toplum iş dünyası Ben birkaç kişiyi içeride tutarım ve bu birkaç kişi üzerinden bütün sivil topluma ve iş dünyasından korku yayabilirim, onları sindirebilirim. çok gerek yok birkaç gazeteciyi içeride tutarım, bir iki siyasetçiyi içerde tutarım diğer siyasetçileri attırırım.”

Paylaşın

“Ortak Politikalar Mutabakat Metni” Millet İttifakı’na Seçim Kazandırır Mı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı, Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ni Ankara’da açıkladı.

Dokuz ana başlık altındaki 2 bin 300’ün üstündeki vaat, eylem ve projelerde altı parti tam olarak uzlaştı. Ankara’da kalabalık bir katılımcının yer aldığı toplantıda altı partiyi oluşturan partilerin genel başkanları ile birlikte açıklanan hükümet programı toplam 240 sayfadan oluşuyor.

Ortak politikalar metni hukuk, adalet ve yargı, kamu yönetimi, yolsuzlukla mücadele, şeffaflık ve denetim, ekonomi, finans ve istihdam, bilim, AR-GE, yenilikçilik, girişimcilik ve dijital dönüşüm, sektörel politikalar, eğitim ve öğretim, sosyal politikalar ve dış politika, savunma, güvenlik ve güç olmak üzere çok sayıda somut hedef, politika ve projeleri kapsıyor.

Siyaset bilimci ve araştırmacılara göre ortak metin son dönem muhalefette görünen “dağınık hali”, bir arada görüntüsüne çevirecek nitelikte. Vaatlerin seçmene çok iyi bir şekilde anlatılması gerektiğini belirten uzmanlar tek başına seçim beyannamelerinin seçim kazandırmadığı uyarısında da bulundu. Kürt sorunu ve İstanbul Sözleşmesi’ne açıkça metinde değinilmediği eleştirilerini de değerlendiren araştırmacılara göre Kürt meselesinin hakikatine temas edildi.

“Türkiye’yi dar koridordan çıkarabilecek bir beyannamedir”

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a konuşan Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun’a göre Altılı Masa’nın geçtiğimiz aylarda açıkladığı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ metni altı partinin iş birliğinde nasıl bir seçim bildirgesi ve hükümet programı açıklayabileceğinin işaretini vermişti.

Ortak Mutabakat metniyle Türkiye’nin mevcut sorunlarına siyasal ve yönetsel açıdan çok geniş kapsamlı bakıldığını ifade eden Tosun, “Bu program iktidara geldikleri takdirde uygulanırsa, kampanya sürecinde seçmenin karşısına çıktıklarında çok iyi anlatılırsa bence Türkiye’yi dar koridordan çıkarabilecek bir beyannamedir. Bu vaatler seçmene çok net anlatılmalı. Projelerin daha da çeşitlenmesi ve iktidara gelmeleri durumunda uygulamaları gerekiyor” diye konuştu.

İstanbul Sözleşmesi’nin Millet İttifakı’nın metninde açık şekilde yer almaması özellikle sosyal medyada tepkiyle karşılandı. Uluslararası sözleşmelerden çıkılması kararının Meclis yetkisinde olması vaadinin bu eleştiriyi karşıladığını belirten Tosun, “Altı parti arasında birazcık denge de gözetilmiş ve ihtiyatlı gidilmiş. O seçmen tabanı doğrudan ürkütülmesin diye bu yapılmış” dedi ve metne getirilen eleştirilere dair şunları kaydetti:

“İnsan hakları ve demokrasiyle ilgili bazı eleştiriler yapılıyor. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metni iyi okunduğunda özellikle burada görünmeyen hususlar orada mevcut. Ben eksiklik olarak değerlendirmiyorum.”

“Mesajların nasıl aktarılacağına dair yöntem belirlenmeli”

Siyaset Bilimci Tosun’a göre Millet İttifakı’nın seçim sürecinde ortaya koyduğu bu vaatleri seçmene iyi anlatması gerekiyor. Dünyadaki “seçim bildirgeleri seçim kazandırır mı” çalışmalarını hatırlatan Tosun, “Seçim beyannamelerinin tek başına seçim kazandırma etkisi yok” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Beyannameler, özellikle belirli siyasi partilere ilişkin bir kararsızlık varsa bu kararsızlığı giderecek bir kamusal imaj yaratabiliyor. Seçim bildirgeleri nötr algıyı tamamen, negatif algıyı ise kısmen değiştirme potansiyeline sahip. Tabii bunun kampanya sürecinde seçmene nasıl anlatılacağı, toplumun farklı kesimlerine yönelik öneri ve vaatleri kimin nasıl anlatacağı çok önemli. Bu bildirgenin mutlaka hedef kitleye, hem hissi hem de çıkar anlamında daha yakın aktörler tarafından anlatılması gerekir. Hedef kitlenin altı lider ve cumhurbaşkanı adayı tarafından paylaşılması gerekiyor. Bu mesajların nasıl aktarılacağına dair yöntem belirlenmeli. Bence bu beyannamede vaatler ve projeler bir arada. Bunun içerisinden projelerin çekilip buna yoğunlaşılması ve neden hayata geçirileceğinin iyi anlatılması gerekiyor.”

“En ufak detayına kadar çalışılmış bir mutabakat var”

Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Başkanı ve Aksoy Araştırma Kurucusu Ertan Aksoy’a göre Millet İttifakı’nın metni geride kalan süreyi verimli değerlendirdi. Altılı Masa’nın üzerinde “vaatlerinizi açıklayın” baskısı olduğunu ve bunu “iyi göğüslediklerini belirten Aksoy, “En ufak detayına kadar çalışılmış bir mutabakat var. Bundan sonrasının daha kolay olacağını düşünüyorum. Geri kalan süreçte salt bu mutabakatı anlatsalar daha hızlı yol alabilirler. Son dönem muhalefette görünen dağınık hal bu mutabakatla birlikte daha bir arada görüntüsü verecek. Hatta yakın gelecekteki dağınık görünme ihtimalini de ortadan kaldırdı ve muhalefet bu ortaklıkları anlatacaktır. Bu anlatımlar da sonuç aldıracaktır” diye konuştu.

“Altılı Masa’nın mevcut tüm sorunlarda anlaşmaları çok gerçekçi değildi”

Millet İttifakı’nın mutabakat metninde bazı konulara değinmediği eleştirilerini de değerlendiren Aksoy, “İlk andan itibaren asgari müştereklerde bir araya gelmişlerdi. Konuyu asgari müştereklerden ele alırsak çok fazla konu başlıklarında anlaştıklarını görüyoruz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Altılı Masa’nın mevcut tüm sorunlarda anlaşmaları çok gerçekçi değildi. İdeal olanda hem fikiriz ama gerçek olanı da önümüze almamız gerekiyor. İdeal olan, başta Kürt sorunu, İstanbul Sözleşmesi gibi büyük sorunlarda tamamen anlaşarak ve metne dökerek çıkmalarıydı. Ama birbirine benzemeyen çok partili hayata geçildiğinden bu yana rakip olan ideolojiler bugün bir araya gelerek demokrasi alt paydasında birleşmeye çalışıyor. Kendi gerçeğinden bakınca şu anki hal anlaşılır. Muhtemeldir ki bundan sonraki aşamada, bir iktidar değişikliğinde, göreve gelen cumhurbaşkanına ve iktidarın en büyük ortağı olan partinin inisiyatifine bu tür konular bırakılacaktır. Bu tür zor konuların adayın inisiyatifinde olması anlaşılır.”

 “3 bine yakın vaadi anlatmak gerçekçi değil”

Millet İttifakı’nın açıkladığı seçim beyannamesinin seçmenlere etkisi de merak edilen bir diğer başlık. İttifakın vaatlerinin seçmenleri doğrudan etkileme potansiyelinin çok yüksek olduğunu ifade eden Aksoy, “Ama bunun kadar belirleyici olan bir diğer şey daha var. Muhalefet buna bağlı kalacak mı? En çok öne çıkan başlıkları tespit edip onları gündemde tutabilecek mi? 3 bine yakın vaadi anlatmak gerçekçi değil. İyi seçilmiş vaatleri anlatıp iktidarı da savunmaya düşürebilirse rahatlıkla sonuç alacaktır.  Ama muhalefet bunu yapamazsa çok gerçekçi değil” ifadelerini kaydetti.

“Bütün siyasi partilerin farklı hassasiyetleri, farklı meselelerde farklı arzu ve istekleri var”

Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun’a göre Altılı Masa’nın açıkladığı metinde “bazı konularda cesaretli olunmadığı” değerlendirmeleri doğru değil. Buna katılmadığını ifade eden Girasun, asgari müştereklerde buluşulmuş bir mutabakat metniyle karşı karşıya olunduğunu ifade ederek, “Bütün siyasi partilerin farklı hassasiyetleri, farklı meselelerde farklı arzu ve istekleri var. Böyle bir metinde uzlaşmış olmaları normal. Bence burada aslolan siyasi partilerin ‘kendilerinin öngördükleri yanlışa karşı’ mücadele etmeleri. Yarın her biri kendi cephelerinden en büyük iyi şeyi savunabilir” dedi.

Kürt sorununa ilişkin bir ifadenin “açıkça” metinde olmamasına ilişkin ise Girasun, “Hem kayyımlar meselesi hem yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılacağına dair vaatler var. Bu vaatleri Kürt meselesinden çok bağımsız değerlendiremeyiz. Yargı alanındaki vaatleri de yine bağımsız düşünemeyiz. Kürt meselesinden bunları çok ayırt edemeyiz” diye konuştu.

“Kürt meselesine temas eden önemli noktalar var”

Kürt seçmenlerin metne olumsuz bir tavırla bakmayacağını belirten Girasun, “Kürt seçmenler realitenin farkında. Uzun vadeli taleplerinden vazgeçtikleri anlamına gelmiyor. Bugün açıklanan mutabakat metni burada ortaya konulan vaatler Kürt seçmenlerin temkinli bir iyimserlik haliyle yaklaşmasını sağlar” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ancak bu iyimser hava temkini elden bırakmamayı da gerektiriyor. Bu bir temkin hali. Aynı zamanda Kürt meselesine temas eden önemli noktalar var. Yerel yönetimlerin artırılması, belediyelerin bütçelerinin genişletilmesi, kayyım atamalarının sonlanması, parti kapatmalarının daha da zorlaştırılması, OHAL uygulamasına dair noktalar var. Bunların her birine dönüp bakınca Kürt meselesinin hakikatine bir şekilde temas ettiğini görüyorsunuz. Kürt meselesinin demokratik çözüm alanını genişleten durumlar. Çok esaslı şeyler olmayabilir ama Kürt meselesinin demokratik alanda çözümüne dair alan açıcı vaatler.”

Paylaşın

Yolsuzluk Algı Endeksi; Türkiye, 101. Sıraya Geriledi

Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 2021 yılında 96. sırada yer alan Türkiye, 2022 yılında 101. sıraya geriledi. Türkiye, Tayland, Sri Lanka, Sırbistan, Peru, Panama, Kazakistan, Ekvador ve Arnavutluk ile aynı sıraya yerleşti.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, son 10 yılı “Türkiye’nin yokuş aşağı gitme süreci” olarak nitelendirdi. Türkiye’nin 10 yılda 14 puan kayıpla 48 ülkenin daha gerisine düştüğünü vurgulayan Özarslan’a göre bu tablo, Türkiye’de yolsuzlukla mücadele için herhangi bir adım atılmamasıyla ilişkili.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2022 Yolsuzluk Algı Endeksi açıklandı. Türkiye, 36 puanla endekste yer alan 180 ülke arasında 101. sırada yer aldı.

Türkiye geçen yıl açıklanan 2021 yılına ait endekste, 38 puanla 96. sırada yer almıştı. Buna göre Türkiye son bir yılda iki puan kaybederken ülke sıralamasında beş basamak daha geriledi. Tayland, Sri Lanka, Sırbistan, Peru, Panama, Kazakistan, Ekvador ve Arnavutluk ile aynı sıraya yerleşti.

Açıklanan endeksle birlikte Türkiye, son 10 yılın en düşük puanını da almış oldu.

2013 yılına ait endekste 50 puanla dünya genelinde 53′üncü sırada yer alan Türkiye, 10 yılda önemli ölçüde gerileyerek 48 basamak birden düştü. Bu aynı zamanda endeks açıklandığından bu yana Türkiye’nin aldığı en düşük puan oldu. Türkiye, endeksin ilk açıklandığı 2012’de 49 puanla 54. sırada yer alıyordu.

Yolsuzluk Algı Endeksi 2022 Raporu’nu DW Türkçe’den Pelin Ünker’e değerlendiren Uluslararası Şeffaflık Örgütü Türkiye Temsilcisi Oya Özarslan, son 10 yılı “Türkiye’nin yokuş aşağı gitme süreci” olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin 10 yılda 14 puan kayıpla 48 ülkenin daha gerisine düştüğünü vurgulayan Özarslan’a göre bu tablo, Türkiye’de yolsuzlukla mücadele için herhangi bir adım atılmamasıyla ilişkili.

Lesoto Krallığı Türkiye’yi geçti

Geçen yıl Türkiye ile aynı puanı paylaşan Sahra-Altı Afrika’da küçük bir krallık olan Lesoto, son bir yılda Türkiye’nin bir basamak üzerine çıkarken Arjantin ve Brezilya Türkiye’den iki basamak yükseldi. Türkiye sahip olduğu 36 puanla ayrıca Kosova, Kolombiya, Etiyopya, Tanzanya gibi ülkelerin de gerisinde kaldı.

Türkiye 2020 Endeksi’nde ise yolsuzluk algısında 40 puanla 180 ülke arasında 86’ncı sırada yer alıyordu.

Yolsuzluk Algı Endeksi uzmanlar ve iş insanlarının görüşlerine dayanarak 180 ülkeyi kamu sektöründe algılanan yolsuzluk düzeylerine göre sıralıyor. Toplamda 13 bağımsız veri kaynağına dayanan endekste yolsuzluk, 0 ila 100 arasında derecelendiriliyor. Buna göre, 0 yolsuzluğun çok yoğun olduğu, 100 ise tamamıyla yolsuzluktan arınmış ülkelere işaret ediyor.

Endekste yer alan 180 ülkenin ortalaması ise 43. Türkiye, elde ettiği puanla genel ortalamanın altında kalırken yolsuzluğun çok yoğun olduğu ülkelere iki adım daha yaklaştı.

Yolsuzluk otoriterlikle bağlantılı

Geçen yıl Türkiye’nin de bulunduğu Doğu Avrupa ve Orta Asya grubundaki ülkelerin ortalama puanı ise 35 oldu. Bölge, Sahra Altı Afrika’dan sonra en düşük ortalama puana sahip. Yolsuzluk Algı Endeksi 2022 Raporu’na göre bu durum yüksek düzeyde yolsuzluk, siyasi istikrarsızlık, zayıflamış kurumlar ve -en uç durumlarda- şiddetli çatışmalarla yakından bağlantılı. Bölgede yer alan birçok hükümet demokratik süreçleri baltaladığı, sivil alanı daralttığı ve medya özgürlüklerini kısıtladığı için yolsuzluk ve otoriterlik arasında kısır bir döngü var.

Rapora göre Türkiye’nin de demokrasisini ve hukukun üstünlüğünü ilerletmek için kuvvetler ayrılığındaki zayıflamayı ortadan kaldırması ve yolsuzluğun kovuşturulmasında nüfuzun kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla daha güçlü bir yasal ve kurumsal yolsuzlukla mücadele çerçevesi oluşturması gerekiyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü Temsilcisi Oya Özarslan, Türkiye’nin OECD Mali Eylem Görev Gücü FATF tarafından gri listeye alındığını ve Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Grubu (GRECO) tarafından yerine getirmesi gereken hususlar açısından sürekli uyarıldığını söyleyerek “Taraf olduğumuz bütün sözleşmelere uyum konusunda problemlerimiz var. Yani sürekli uluslararası kurumlardan uyarılar geliyor. Düşüşler bundan kaynaklanıyor. Birincisi bu. İkinci olarak herhalde medyanın durumunu söyleyebiliriz. Türkiye medya özgürlüğünde 180 ülke arasında 149. sırada” diyor.

“Yargının siyasallaşması etkili”

Türkiye’de yolsuzlukla ilintili herhangi bir konuyu yazan herhangi bir gazetecinin tazminat, ceza gibi hususlarla karşılaşmasının çok olağan hale geldiğini vurgulayan Özarslan, yolsuzluk haberlerinin ayrıca yolsuzluğa karıştığı iddia edilen kişinin kişilik hakları dolayısıyla engellendiğine dikkat çekiyor.

Yargının siyasallaşmasının yanı sıra Kamu İhale Kanunu’ndaki açık ihale sayılarının gittikçe düşmesinin de Türkiye’nin puanının düşmesinde etkili olduğunu belirten Özarslan, “Ayrıca kamu özel iş birliğinde verilen yükümlülüklerin çok yüksek olması ve bunların kamuoyuna açık olmaması, iktidara çok yakın şirketlere verilmesi gibi süregelen, neredeyse kırık plak gibi söylediğimiz şeyler var. Bunların hepsi zaman içinde uluslararası endekslere yansıyor” ifadelerini kullanıyor.

“Mücadele vaatte kalmamalı”

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yolsuzlukları engelleme savıyla iktidara geldiğine, ancak bu dönemde yolsuzluklarla ilgili çalışan meclis komisyonunun bile feshedildiğine dikkat çeken Özarslan, Millet İttifakı’nın dün açıkladığı mutabakat metninde yer alan yolsuzluk ve şeffaflıkla ilgili mücadele planını ise olumlu bulduğunu söylüyor.

Siyasi etik yasasının çıkarılması, Kamu İhale Kanunu’nun uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi, vergi cennetlerine giden paranın denetlenmesi, varlık barışı çıkarılmasına son verilmesi gibi vaatlerin yerine gelmesinin Türkiye’nin önünü açacağını ifade eden Özarslan, “Ancak şunu da bilmeleri gerekir ki sivil toplum iktidara gelen her partiyi, her grubu denetlemeye ve hesap verebilirliğini sağlamaya, bunu talep etmeye devam edecektir. Bunlar vaatte kalmamalı” ifadelerini kullanıyor.

Yolsuzluk devasa boyutta

2022 Yolsuzluk Algı Endeksi, yoğun çaba ve zorluklarla elde edilen pek çok kazanıma rağmen, dünyada yolsuzluğun boyutunun devasa olduğunu gösteriyor.

On birinci yılını geride bırakan endekste ülkelerin üçte ikisinden fazlası (yüzde 68) 50’nin altında puan aldı. Geçen beş yıl içinde sadece sekiz ülke önemli ölçüde puanlarını iyileştirirken, Avusturya, Lüksemburg ve Birleşik Krallık gibi üst sıralarda yer alan ülkeler de dahil olmak üzere 10 ülkenin puanı önemli ölçüde düştü.

En düşük puan Somali’ye

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre güçlü kurumlara ve iyi işleyen demokrasilere sahip ülkeler genellikle endeksin en üst sıralarında kendilerine yer buluyor. Çatışmaların yaşandığı ya da temel kişisel ve siyasi özgürlüklerin son derece kısıtlı olduğu ülkeler ise en düşük notları alma eğilimini gösteriyor.

2022 yılına ait endekste Danimarka 90 puanla sıralamada başı çekerken, Finlandiya ve Yeni Zelanda 87 puanla onu takip ediyor. Norveç, Singapur, İsveç, İsviçre, Hollanda, Almanya, İrlanda ve Lüksemburg bu yılın ilk 10’unu tamamlıyor.

Somali 12 puanla endeksin en alt sırasında yer alırken Suriye ve Güney Sudan 13 puanla onu izliyor. Venezuela, Yemen, Libya, Kuzey Kore, Haiti, Ekvator Ginesi ve Burundi de son 10’da yer alıyor.

“Dünya daha tehlikeli bir yer oldu”

COVID-19 salgını, iklim krizi ve dünya genelinde artan güvenlik tehditlerinin yeni bir belirsizlik dalgasını körüklediğine işaret edilen raporda, yolsuzluk sorunlarını ele almayan ülkelerin bu etkileri daha da kötüleştirdiği, yolsuzluk ve çatışmanın birbirini besleyerek kalıcı barışı tehdit ettiği dile getiriliyor. Yolsuzluk Algı Endeksi’nin en alt sıralarında yer alan ülkelerin çoğunda ya şu anda ya da yakın zamanda silahlı çatışmaların yaşandığına dikkat çekilen raporda yolsuzluk seviyesinin yüksek olduğu ülkelerde örgütlü suçların ve güvenlik tehditlerinin de yüksek olmasının daha muhtemel olduğunun altı çiziliyor.

Raporda ifadelerine yer verilen Uluslararası Şeffaflık Örgütü Başkanı Delia Ferreira Rubio, yolsuzluğun dünyayı daha tehlikeli bir yer haline getirdiğini, hükümetler bu konuda ilerleme kaydetmediği için şiddet ve çatışmalardaki yükselişin körüklendiğini vurguluyor. Bu nedenle dünyanın her yerinde insan hayatının tehlike altında olduğuna vurgu yapan Rubio, “Bundan kurtulmanın tek yolu, her düzeydeki yolsuzluğun kökünün kazınması ve hükümetlerin sadece elit bir azınlık için değil tüm insanlar için çalışmasını sağlamaktır” diyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü İcra Kurulu Başkanı Daniel Eriksson ise “Hükümetler, iş insanları ve aktivistlerden marjinal topluluklar ve gençlere kadar halkı karar alma süreçlerine dahil etmek için alan açmalı. Demokratik toplumlarda insanlar seslerini yükselterek yolsuzluğun kökünün kazınmasına yardımcı olabilir ve hepimiz için daha güvenli bir dünya talep edebilirler” ifadelerini kullanıyor.

Paylaşın

Seçimler Yaklaşıyor; Peki Hangi Parti Ne Kadar Hazine Yardımı Alacak?

Siyasi partilere yapılacak Hazine yardımı yasa gereğince bütçe yürürlüğe girdikten sonra Ocak ayı başında Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirleniyor ve 10 Ocak’a kadar siyasi parti hesaplarına yatırılıyor.

Bu yılki bütçeye göre, son seçimlerde, en yüksek oyu alan AK Parti 653,8 milyon, CHP 348 milyon, HDP 179,8 milyon, MHP 170,5 milyon, İYİ Parti ise 153,1 milyon TL Hazine yardımı aldı.

Seçim takviminin açıklanmasının ardından partilere ek yardım yapılacak. Bu durumda ise AK Parti’ye 1,3 milyar TL, CHP’ye 695,9 milyon TL, HDP’ye 359,7 milyon TL, MHP’ye 341 milyon TL, İYİ Parti’ye ise 306,1 milyon TL ek yardım yapılacak.

Türkiye’nin seçime hazırlandığı bugünlerde en çok tartışılan konulardan biri de Hazine yardımı. Aldıkları oy oranında Hazine’den yardım alan partiler arasında en büyük pay bu yıl da AK Parti’ye düşüyor. AK Parti 653,8 milyon TL yardım alacak. Yardımdan en az payı, 153,1 milyon TL ile İYİ Parti alacak.

Türkiye’de siyasi partilere Hazine yardımı yapılması uygulaması 1965 yılında, 648 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılan yasal düzenlemeyle başladı.

Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘Siyasetin Kamusal Finansmanı- Siyasal Partilere Devlet Yardımı’ isimli kitapta yer alan bilgilere göre ilk yardımın yapıldığı 1965 yılında, Adalet Partisi 2,5 milyon, CHP 2,5 milyon, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 1 milyon TL Hazine yardımı aldı.

Yardım oranları dönem dönem değişse de hala devam eden bir uygulama. Yasaya göre milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların yüzde 3’ünden fazlasını alan siyasi partilere her yıl, o yılki genel bütçe gelirlerinin 5 binde ikisi oranında Hazine yardımı yapılıyor.

3 trilyon 762 milyar 439 milyon 808 bin lira olarak hesaplanan 2023 bütçesindeki gelirlerin 1 milyar 504 milyon 976 bin TL’lik miktarı partilere yardım olarak dağıtılacak. 2023’ün milletvekili seçim yılı olması nedeniyle, yasa gereği, bu miktar üç katına çıkarılarak, 4 milyar 514 milyon lira olacak.

En büyük pay AK Parti’nin

Siyasi partilere yapılacak Hazine yardımı yasa gereğince bütçe yürürlüğe girdikten sonra Ocak ayı başında Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirleniyor ve 10 Ocak’a kadar siyasi parti hesaplarına yatırılıyor. Bu yılki bütçeye göre, son seçimlerde, en yüksek oyu alan AK Parti 653,8 milyon, CHP 348 milyon, HDP 179,8 milyon, MHP 170,5 milyon, İYİ Parti ise 153,1 milyon TL Hazine yardımı aldı.

Seçim takviminin açıklanmasının ardından partilere ek yardım yapılacak. Bu durumda ise AK Parti’ye 1,3 milyar TL, CHP’ye 695,9 milyon TL, HDP’ye 359,7 milyon TL, MHP’ye 341 milyon TL, İYİ Parti’ye ise 306,1 milyon TL ek yardım yapılacak.

Geçen yıl dağıtılan Hazine yardımında da en büyük payı yine AK Parti almıştı. 2022 yılında AK Parti 280 milyon 279 bin TL, CHP 149 milyon 134 bin TL, HDP 77 milyon 65 bin TL, MHP 73 milyon 99 bin TL almıştı. Barajı geçen 4 partinin dışında, 2018’de yapılan seçimlerde yüzde 10 barajını geçemeyen ancak yüzde 3’ten fazla oy alan İYİ Parti de 65 milyon 588 bin TL Hazine yardımı aldı.

İYİ Parti’nin Hazine yardımından yararlanmasını sağlayan düzenleme 2013 yılındaki ‘Demokratikleşme Paketi’ ile hayata geçirildi. Yapılan düzenlemeyle yüzde 7 olan Hazine yardımı şartı yüzde 3’e çekildi.

HDP yardımı kullanamayacak

Seçim yardımlarıyla birlikte HDP’nin kasasına 539,5 milyon TL para girecek ancak HDP bu parayı hesaplarına bloke konulduğu için kullanamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması talep edilen dava kapsamında partinin Hazine yardımının bulunduğu hesaplarının tedbiren bloke edilmesini talep etmişti.

HDP’nin seçim yılında bulunulduğu için böyle bir karar alınmaması yönündeki yazılı başvurusuna rağmen AYM, sekiz kabul oyuna karşılık yedi ret oyu ile bu ay başında banka hesaplarının bloke edilmesi yönünde karar aldı. Bunun üzerine HDP de “Hazinemiz Halkımız” sloganıyla yardım kampanyası başlattı.

(Kaynak: VOA Türkçe/Mahmut Bozarslan)

Paylaşın