Mansur Yavaş’tan Sinan Oğan’a Yalanlama: Makam Talebiniz Oldu

Cumhur İttifakı’na desteğini açıklayan Sinan Oğan’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı” sözlerine yanıt veren Mansur Yavaş, “Kılıçdaroğlu’ndan makam talebiniz oldu. Hem de ‘Tabanımı ikna etmek için kamuoyuna deklare edilmesi gerekir, aksi halde ikna edemem’ dediniz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı (ABB) ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından Sİnan Oğan’ın “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı” sözlerine yanıt verdi.

Yavaş, “Hayır @DrSinanOgan bey, Sn. @kilicdarogluk’dan makam talebiniz oldu. Hem de ‘Tabanımı ikna etmek için kamuoyuna deklare edilmesi gerekir, aksi halde ikna edemem’ dediniz. Cumhur İttifakı’ndan talebiniz olduğunu duymadık. Şimdi tabanınızı nasıl ikna edeceksiniz merak ediyorum.” ifadesini kullandı.

Cumhur İttifakı’na desteğini açıklayan Sinan Oğan, dün TRT yayınında “Sayın Kılıçdaroğlu’ndan da hiçbir talebim olmadı. Ben bir prensip ortaya koydum, ilkelerimizi ortaya koyduk. Seçimi kazanacağına dair hiçbir ikna edici bir şey kullanmadı.” demişti.

Oğan ayrıca “21 yıllık bir iktidar karşısında parlamento bile alamamışsınız, siz ne konuşuyorsunuz. Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı’nın ayrı taraflarda olması ülkeyi krize götürür. Parlamentoyu alanlara destek vermekten daha doğal bir şey olamaz.” ifadesini kullanmıştı.

Mansur Yavaş, bu ifadeler için şu mesajı paylaştı:

“Sn. @DrSinanOgan, Sn. @kilicdarogluk ile görüşmeyi yaptığınızda TBMM’deki tablo belli olmuştu, böyle bir konuşma da gerçekleşmedi. Baştan bu kanaatte olsaydınız ve gerçekten istikrarı düşünseydiniz Sn. Kemal Kılıçdaroğlu ile hiç görüşmemeniz gerekirdi.”

14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda oyların yüzde 5,17’sini alan Oğan, ikinci turda Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan’a destek vereceğini bu hafta açıklamıştı. Sinan Oğan kararı öncesi Kılıçdaroğlu ile de görüşmüştü.

Paylaşın

HDP’li Buldan: İkinci Tur Faşizm İle Demokrasi Arasında Bir Referandum

28 Mayıs seçimleri öncesi değerlendirmelerde bulunan HDP Eş Genel başkanı Pervin Buldan, Erdoğan tekrar kazanırsa ne olacağını tek tek sıralamaya gerek yok. Son yıllarda yaşadıklarımız bunun açık göstergesi. Bizler yine direniriz, bizler yine mücadele ederiz ama toplum nefessiz kalır. Bizi en çok endişelendiren de bu” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “O yüzden Türkiye toplumu ve Kürtler açısından, kadınlar ve gençler açısından bu kadar önemli bir süreçte rejimi ve sistemi oyladığımızın farkında olmamız gerekir. Bizler eğer ikinci turda kazanabilirsek demokrasinin inşasını gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden bu kadar tarihi bir seçim olacaktır.”

Buldan, açıklamalarının devamında, “Dolayısıyla bu ikinci turun faşizm ile demokrasi arasında bir referandum olduğunu görerek hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Türkiye toplumu önemli bir karar verecek tercih yapacak. Türkiye; karanlık ile aydınlık arasında tercih yapıp aydınlığı seçerse, demokrasi ile faşizm arasında tercih yapıp demokrasiyi seçerse önümüzdeki süreçte demokratikleşme alanında, barış alanında ve huzur ve refah alanında bir başarı elde edebilir.

Bu seçim gerçekten tarihi bir seçim olacak. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim olacak. Ben başta Diyarbakır halkı olmak üzere bütün Kürtlere ve Türkiye  halklarına çağrımızı buradan tekrar yapmak istiyorum. Türkiye’nin kaderini değiştirmek bizlerin elinde. Bir kez daha 28 Mayıs’ta sandıklara giderek bu değişim ve dönüşüme katkı sunalım, geleceğimizi oyladığımızı, yarınlarımızı belirlediğimizi bilerek bu seçime yaklaşalım” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Yeşil Sol Parti ve HDP yöneticileri ile Yeşil Sol Parti milletvekilleri Diyarbakır’da basın mensuplarıyla bir araya geldi. Buluşmanın açılışında konuşan Buldan ve Türk, seçmeni sandığa çağırarak şunları söyledi:

HDP Eş Genel Başkanı Buldan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“28 Mayıs seçiminin son çalışmalarını duyurmak için buradayız. Esnaf ziyaretleri gerçekleştireceğiz, buluşmalar gerçekleştireceğiz. İkinci tur seçimlerinin artık son kavşağında olduğumuzu bilerek bu çalışmaları tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin çok eşit şartlarda, demokratik bir ortamda yapılmadığını biliyoruz. Cumhur İttifakının devletin bütün imkanlarını kullanarak yürüttüğü aşikar.

Ancak bizler muhalefet partileri olarak; bütün bu eşitsiz şartlara ve anti demokratik uygulamalara karşı halkımızın ve Türkiye’nin geleceğini, Türkiye toplumunun yarınlarını düşünerek bir seçim süreci geçirdik. Yeşil Sol Parti olarak bütün bu engellemelere rağmen bir başarı elde ettiğimizi düşünüyoruz. Bu başarının ikinci turda devam etmesi için de iki gün sonra yapılacak seçimlerin Türkiye’nin demokratik geleceği ve barışı açısından, gençlerin ve kadınların geleceği açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarihi bir kavşaktır aslında 28 Mayıs’ta yapılacak seçim.

Yeşil Sol olarak birinci turda sürdüğümüz tutumumuzu, ikinci turda da devam ettireceğimizi dün yaptığımız açıklamayla zaten kamuoyu ile paylaştık. Bugün bir kez daha Diyarbakır’dan, özellikle bölgeden ikinci tura dair önemli sonuçların çıkacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Diyarbakır halkına bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz. İkinci turda oylarımızı kullanalım, sandığa gidelim, birinci turdaki irademizi ve kararlılığımızı ikinci turda da gösterelim. Çünkü gelecek ve yarınlar bizi ilgilendiriyor.

AKP’nin ve Erdoğan’ın tekrar kazanması Türkiye toplumunun bir kez daha nefessiz kalmasına neden olacaktır. Bunu açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. O yüzden Erdoğan gitmelidir. Erdoğan’ın gitmesiyle toplumun rahat bir nefes alacağını düşünerek bunu ifade ediyorum. Çünkü son yıllarda AKP iktidarının MHP ile birlikte Türkiye’yi nefessiz bıraktığını biliyoruz.

Her türlü hukuksuzluğun, düşmanlığın, baskı ve şiddetin bu ülkede yaratıldığını, demokrasinin kırıntılarının bile kalmadığı bir ülke yaratıldığını hepimiz gördük. Bir Kürt düşmanlığı var. Aynı zamanda bir kadın düşmanlığı var, bir barış düşmanlığı var. Bütün bunların bitmesi, Türkiye’nin rahat bir nefes alması için de Erdoğan kaybetmelidir bu seçimlerde.

Bu meselelerin rahatlıkla çözülebileceği, demokratik adımların atılabileceği, Türkiye’nin barışa, huzura ve refaha kavuşabileceği bir ortamı yaratabilmek elbette bu seçimlere bağlı. O yüzden Erdoğan’ı göndermemizle birlikte demokratik yolların açılabileceğine olan inancımı ifade etmek istiyorum. Erdoğan’ın tekrar kazanmasının çıkaracağı fermanların Türkiye açısından felaket olacağının altını çizmek istiyorum.

“İkinci tur faşizm ile demokrasi arasında bir referandumdur”

Erdoğan tekrar kazanırsa ne olacağını tek tek sıralamaya gerek yok. Son yıllarda yaşadıklarımız bunun açık göstergesi. Bizler yine direniriz, bizler yine mücadele ederiz ama toplum nefessiz kalır. Bizi en çok endişelendiren de bu. O yüzden Türkiye toplumu ve Kürtler açısından, kadınlar ve gençler açısından bu kadar önemli bir süreçte rejimi ve sistemi oyladığımızın farkında olmamız gerekir.

Bizler eğer ikinci turda kazanabilirsek demokrasinin inşasını gerçekleştirmiş olacağız. O yüzden bu kadar tarihi bir seçim olacaktır. Dolayısıyla bu ikinci turun faşizm ile demokrasi arasında bir referandum olduğunu görerek hareket etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Türkiye toplumu önemli bir karar verecek tercih yapacak. Türkiye; karanlık ile aydınlık arasında tercih yapıp aydınlığı seçerse, demokrasi ile faşizm arasında tercih yapıp demokrasiyi seçerse önümüzdeki süreçte demokratikleşme alanında, barış alanında ve huzur ve refah alanında bir başarı elde edebilir.

Bu seçim gerçekten tarihi bir seçim olacak. Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir seçim olacak. Ben başta Diyarbakır halkı olmak üzere bütün Kürtlere ve Türkiye  halklarına çağrımızı buradan tekrar yapmak istiyorum. Türkiye’nin kaderini değiştirmek bizlerin elinde. Bir kez daha 28 Mayıs’ta sandıklara giderek bu değişim ve dönüşüme katkı sunalım, geleceğimizi oyladığımızı, yarınlarımızı belirlediğimizi bilerek bu seçime yaklaşalım.

Herkese kolay gelsin, herkese başarılar diliyorum. Umut ediyorum ki 28 Mayıs’ta istediğimiz sonucu elde edeceğiz. Mesele Millet İttifakı ya da Sayın Kılıçdaroğlu değildir; biz meseleye sadece ve sadece Türkiye’nin geleceği olarak bakıyoruz ve oyumuzu da Türkiye’nin geleceğinden yana kullanıyoruz. Türkiye halklarına bir kez daha sandığa sahip çıkma ve oylarını kullanma çağrısı yapıyorum.”

“Elbette faşizme karşı demokrasiden yana tutum sergileyeceğiz, Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğiz”

Buldan’dan sonra konuşan Ahmet Türk’ün açıklamalarından öne çıkan bölümler ise şöyle:

“Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Değişimin ve dönüşümün sancılarını yaşıyoruz. Elbette tercihimiz şahıslarla ilgili değil. Kürt halkının geleceği, Türkiye’nin geleceği için mücadele ediyoruz ve seçimimizi ona göre yapıyoruz. Tabii ki son dönemlerde milliyetçi tartışmalar halkımızda kırgınlık yarattı. Buradan özellikle halkımıza ve gençlerimize şu mesajı vermek istiyorum. Sakın oyuna gelmeyin; protesto etmeniz ve sandıklara gitmemeniz Erdoğan’ın değirmenine su taşımak olacaktır. Bu bilinçle sandıklara gitmeniz gerekiyor. Önümüzde iki seçenek vardı.

Eş Genel Başkanımızın da biraz önce ifade ettiği gibi ırkçılığı, faşizmi ve tekçi anlayışı Türkiye’de hakim kılmak isteyen bir anlayış var. Bunun karşısında da en azından halkımızın nefes alabildiği demokratik bir ortam konusunda güven veren, hukukun üstünlüğünü esas alan farklı bir anlayış var. Biz bu iki seçenekten birini tercih etmek durumundayız. Elbette bizim tercihimiz demokrasiden, insan haklarından, Kürt halkının özgür geleceğinin belirlenmesinden yana olacak. Yıllardan beri sürdürdüğümüz mücadele demokratik bir gelecek içindir, halkların ortak demokratik değerlerde buluşması içindir, halkımızın özgür geleceği içindir.

Eş Genel Başkanlarımız, arkadaşlarımız yaptıkları toplantılarda ve açıklamalarda her türlü değerlendirmeyi yaptılar. Bizler bu durumda elbette tercihimizi demokrasiden yana kullanacağız. Pek çok talebimizin karşılanmayabileceği ihtimalini biliyoruz. Ancak biz inandığımız yolda mücadelemizi yine yürüteceğiz. Ama bugün başından beri söylemek istediğim şudur. Sevgili Halkımız, iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya faşizme destek vereceğiz ya da onun karşısında en azından halkımızın nefes alabileceği bir seçeneğe destek vereceğiz.

Bu iki seçenekten biri Kılıçdaroğlu’dur ve biz tercihimizi Kılıçdaroğlu’ndan yana yapacağız. Son dönemlerdeki milliyetçi söylemler nedeniyle halkımızda bir kırgınlık olduğunu görüyoruz, bu kırgınlığı biz de yaşıyoruz. Ama oyuna gelmemek lazım. Bu seçimlerde bir bütün olarak sandık başında olmamız lazım. Bununla birlikte seçim kuruluna gidinceye kadar oylarımıza sahip çıkmamız lazım. Hepinize teşekkür ediyorum, sizleri saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

HDP’li Mithat Sancar: Bu Sistem Değişmeli

Katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Eğer şu andaki Meclis çoğunluğu ortadayken Erdoğan kazanırsa bu ucube sistem tamamen yerleşir. Yozlaşmış, rantçı sömürü sistemi iyice yerleşir” dedi ve ekledi:

“Kadınlara karşı ayrımcı, şiddet ortamını bizatihi yaratan bu sistem yerleşecek. Yaşadığımız bu pahalılıkta çocuğuna yiyecek bir şey alamayan, besleyemeyen milyonların daha da artacağı sistem yerleşecek. Bir avuç yandaşın, rantçının sermayedarın zenginliğine zenginlik kattığı bu sistem yerleşecek.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Bu sistem değişmeli. O nedenle biz tercihimizi rejim değişikliğinden, bu rejimi durdurmaktan yana kullanıyoruz. Sandıklara mutlaka gitmek gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TELE1’de Zeynel Lüle’nin sunduğu Gündem Özel programına konuk oldu.

Sancar, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ arasındaki protokole itirazlarını anlattı. Sancar, kayyum maddesine ‘güçlü bir şekilde’ itiraz ettiklerini ifade etti. Sancar, görevden alınan belediye başkanının, yerine gelecek kişiyi belediye meclisinin belirlemesi gerektiğini vurguladı.

Sancar, AKP iktidarının kara propagandalarına rağmen ilk turu kazanamadığını bunun sebebinin de toplumdaki değişim isteği olduğunu dile getirdi. Sancar, değişim isteğinin farklı toplumsal kesimlerde farklı tepkilerle ortaya çıktığını belirterek, “Mesela kendisini milliyetçi olarak görüp itirazını milliyetçi bir üslupla getiriyor. Bu benim anlayışımla uyuşmayabilir ama bunu benim anlama gibi bir görevim var.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunun bir referandum niteliğinde olduğunu ve Kılıçdaroğlu’nun değişim isteğini temsil ettiğini vurguladı. Sancar, mevcut rejimden yana olmanın HDP’nin kendisini inkar etmesi anlamına geleceğinden Kılıçdaroğlu’nu desteklediklerini anlattı.

Sancar, seçimin ikinci tura kalmasının ardından ilkelerinden taviz vermeyen tek parti olduklarının da altını çizdi. Sancar, özetle şunları dile getirdi:

“HDP’de karar mekanizmaları öyle basit değil. Bizim kurullarımız var, ama bazı partilerde o kurallar yok. Biz bileşenler partilerden oluşuyoruz. Şimdi, bir karar alınacağı zaman kurullarda kararın tartışılması gerekiyor. Biz de hızla bunu yaptık.

Tartışmaları yürüttük, masaya gelen ve sosyal medyada olan konuları konuştuk. Tercihimiz gerekçeleri birlikte gerçekleşti.

(Özdağ-Kılıçdaroğlu protokolü) Protokolde tabi en çok gündeme gelen konu kayyum meselesi, yer alan ifadelere itirazımız var. Güçlü bir itirazımız var. Kayyum, sadece iktidarın HDP’li belediyeleri gasbetmesi olarak görmüyoruz. Bu bir demokrasi meselesidir. Halkın iradesine karşı el koymadır.

Kayyuma karşı çıkmayan bir anlayışın demokrasi ile bağdaşan bir durumu olmadığı ortada. Bu çıkan formülde Altılı Masa’nın mutabakat metnine yakınlaştırdığına yönelik yorumlar var. Ancak, yargı kararı ile bile olsa belediye Meclis’i seçim yaparak belirler başkanı. Protokolde devlet görevlilerin de yer alacağı belirtiliyor. İtiraz ediyoruz, karşı da çıkıyoruz. Yıllardan beri sürdürüyoruz. Bu anlayışa karşı yıllardır mücadele ediyoruz, edeceğiz.

Buradan seçimdeki tutumumuzu değiştirecek bir karara gidip gitmemiz gerekiyor muydu. Tartıştığımız buydu.

Bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube rejim 2018’de geldi. İlk seçim birinci turda bitti ve şimdi yaşadığımız tartışmalar yaşanmadı.

Bu sistemin ikinci seçimi, ikinci tura kalınca acayiplikler içinde kaldı. Sistemin yarattığı handikaplar var. İktidarın kendi kurduğu tuzaklar da var. Biz ilkesel bir siyasi tutum belirlemeyi esas aldık.

Bu sistem 21 yıldır adım adım inşa edildi. Türkiye, felaketlerin eşiğine geldi. Kimse demokrasinin çöktüğünü inkar edemiyor, sadece bir kısım belki de bundan mutlu.

Hukuk dediğimiz yok, yargı bağımsız değil. Çöküş çeşitli alanlarda var. Ekonomik kriz var. Bu bir çöküş ve halkı eziyor. Sistem her alanda halkın üzerine çöküyor. Biz bu rejime açık bir şekilde karşıyız. Bu rejime karşı tavrımızı da bu verilere göre aldık.

(Yeşil Sol Parti ile okunan metin) Pervin başkanın okuduğu metin, ortak mutabakat metnimiz.

Sadece terör değil, benzeri tecavüz, yolsuzluk.. Suçu işlediğine dair mahkeme kararı olan bir belediye başkanının görevden el çektirilmesi anlaşılır. Bu demokratik hukuk devletinde olur. Şimdiki sistemde yargı kararına gerek yok, soruşturma açılınca İçişleri Bakanlığı atama yapılıyor. Bunun izahı yok.

Protokol metnindeki şeyi ikiye ayırabilirsiniz. Böyle bir yargı kararı varsa, başına şöyle eklense daha doğru olurdu: “Bağımsız ve tarafsız hale getirilmiş yargı tarafından”

İkinci devlet görevlisinin atanması asla kabul edilemez, orada seçilmiş bir organ var. Belediye meclisi var. O meclis seçim yapar, yeni belediye başkanı seçer. Bu protokol metninde o yok bunu kabul etmiyor.

Buna bakarak, seçim stratejisini değiştirmemizin nedeni var. Kayyum sistemini getiren bu iktidardır. Bütün olarak rejimi kayyum sistemi haline getirdi. Türkiye’de tek adam rejimi dediğimiz şey bir kayyum rejimidir. Biz buna da karşıyız. Kayyum sistemi halk iradesini tanımayan bir sistemdir.

Bu seçim bir referandum niteliğindedir. İki seçenek var. İlk defa ikinci tura kaldı ve tecrübe ediyoruz.

Toplumda ciddi bir değişim arzusu var. Toplumda değişimin arzusu, aynı kesimlerin aynı noktada gelmesi anlamına gelmiyor.

Değişim arzusunu farklı ifade eden toplumsal kesimler olabiliyor. İlk tur seçimlerine baktığımızda seçime katılan yurttaşların yarısından fazlası, hile hurdaya rağmen değişim arzusunu ortaya koymuştur

Çok farklı gerekçe olabilir. Her bir gerekçeyi bir ideolojik kalıba oturtulursa siyaseti okumayı zorlaştırır. Mesela kendisini milliyetçi olarak görüp itirazını milliyetçi bir üslupla getiriyor.

Bu benim anlayışımla uyuşmayabilir ama bunu benim anlama gibi bir görevim var. Neden toplumda itiraz böyle yapıcı olmayan kanallara kayabiliyor.

Irkçılığa, nefret söylemine varan yapılarda var, partilerden söz etmiyorum, toplumdan bahsediyorum.

Bizim görevimiz, bu değişim arzusunu demokratik bir odağa yönelmesidir. Yani ortak paydanın demokrasi olabileceği bir itiraz toplamı yaratmaktadır.

HDP ve YSP, kendi asli misyonu ile toplumsal itirazlar için demokratik çözümleri bulmalı. İstiyoruz ki toplumda ortaya çıkan, farklı gerekçelere dayanan itirazları demokrasi ve eşitlik ortak paydasında buluşturalım.

Karşımızda iki seçenek var. Türkiye’yi felaketlere sürükleyen pek çok alanda çöküş yaratan bir iktidar ve rejim. Bu seçimde oylanacak taraflardan biri budur. Diğeri ise toplumsal değişim isteğidir.

“Cumhurbaşkanı çıkıp her türlü kara propagandayı kullanıyor”

Yani mevcut rejim ve toplumsal değişim isteği. Biz tercihimizi mevcut rejiminde kullanırsak kendimizi inkar ederiz. Bu yüzden başından beri toplumsal değişimden tercihimizi kullanıyoruz. İki aday var. Erdoğan bu rejimi temsil ediyor. Bu rejimi daha da sağlamlaştırmak amacıyla hareket ediyor. Kılıçdaroğlu da genel anlamda bir değişim var diyor. Mevcut rejimi bir seçenek olarak görmüyoruz ve diğer seçeneği tercih ediyoruz.

Bunu da çok açık söylüyoruz. İkinci turda referandum, mevcut rejimle toplumdaki değişim istediği arasındadır. Öyle bir otoriter yapı kuruldu ki. Cumhurbaşkanı çıkıyor 30 kanalda.

Bir cumhurbaşkanı çıkıp her türlü kara propagandayı kullanıyor. Bunlar zaten gözler önünde. Geçen bir şekliyle bunu da itiraf etti, montajla.

Buna rağmen, devletin aygıtlarını kullanıyor, kara propagandayı medyanın büyük bir kısmıyla yürütüyor toplumu tek bir kalıba sokamıyor. Demek toplumda otoriterliğe karşı bir direnç var. İlk turda toplumun direndiğini görüyoruz. Bu direncin daha büyük toplum kesimini kapsadığını görüyoruz.

Sandığa gitmeyen seçmenin büyük kısmı bu rejimden rahatsız. Ya çaresizlikten ya umutsuzluktan gitmedi. Sandıkların korunması da var. Bu kadar faktörün seçime gitmeyenleri etkilediğini düşünüyorum. Daha fazla umut ve güvenle bu kesmi çekmeliyiz

Muhalefet adayı kazandığında bu iş de bitmiyor. Esas o zaman bu kadar büyük bir itirazı demokratik ve eşitlikçi bir hedefe doğru yürüteceğiz.

Biz sanki bu seçimle sorunların çözüleceğini düşünmüyoruz. Ama yolun açılacağına inanıyoruz.

Kafa karışıklığı bizim seçmenimizin girdiği bir durum değil yalnızca. İktidarın pompaladığı bir propaganda var. Onların trol ordusu zeka seviyesi düşük olsa da maşallahı var

Çeşitli adayların açıklamaları, birden bire on gün içinde Türkiye’nin panoraması alt üst oldu gibi görünüyor.

“Umutsuzluk ve çaresizlik…”

Sağlam ve ilkeli duran tek parti biziz. Bu kolay iş değil Türkiye’de Sandıkları koruyacak bizatihi halkın kendisidir. Ama partilerin hiçbir savsaklaması asla kabul edilemez.

Erdoğan, kazanırsa bu rantçı ve ucube sistem yerleşecek. Gençlerin kendi ülkelerinde gelecek aramalarını engelleyen sistem yerleşecek. Bir avuç yandaşın zengin olduğu sistem yerleşecek. Kara propaganda provokasyonlarla, sabit bir kaygıya dönüştürüyor.

Bütün imkanları ile üzerimize gelmelerine rağmen, umutlu bir atmosfer yaratıyoruz. Böyle hareket edince, iktidarın kara propagandasını etkisizleştirebilirsiniz. Herkes sandığa gitsin, oy kullanmak demokratik bir sorumluluktur. Sandığa gidelim, irademizi bu rejimi değiştirmek için kullanalım. Umutsuzluk ve çaresizlik bir insan için en kötü duygulardır. Sandığa gidip irademize sahip çıkıyoruz.

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na Sert Tepki: İspatlayamazsan Namertsin

Kemal Kılıçdaroğlu’nun TRT’deki konuşmasını da eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Kılıçdaroğlu, TRT’de bizim terör örgütleri ile görüştüğümüzü söylüyor. Bunu ispatlayamazsan namertsin. Bizim terör örgütleri ile temsilcileri ile görüşme yaptığımızı ispatlamak müddei iddiasını ispatla mükelleftir. İspatlayamazsan namertsin” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz terör örgütleri ile görüşme değil onları inlerinde vurmadık. Sen ise Kandil’den talimat alarak bunların parti binalarına bile değil parlamentoda odalarında görüşme yapıyorsun. Beraber yol haritasını çiziyorsun. Asla bizim terör örgütleri ile bir araya gelmemiz kozmik odalarda toplantı yapmamız sözkonusu değildir.”

Kılıçdaroğlu’nun karşıya karşıya televizyona çıkma çağrısına da yanıt veren Erdoğan, “Bizi televizyona çağırıyorsun. Şöhret olmak istiyorsun. Sana şöhret minderi vermeye niyetimiz yok” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, AK Parti mitinglerinde “Kılıçdaroğlu’nun reklam filmine yapılan montaj görüntilerini” paylaşması ile ilgili de şunları söyledi:

Kafası zehir gibi çalışan gençlerimizin yaptığı video üzerinden kaset kumpas geçmişinin üzerini örtmeye çalışıyor. CHP’den ayrılarak aday olan birisine dün yaptıkları ortada. Kandil’deki elebaşlarının kendisine yaptığı destek çağrıları 14 Mayıs sonrası da devam etti. Erdoğan’a böyle bir destek mesajı yayınlanmıyor. Zaten böyle bir desteği kabullenmeyiz. Bize milletimizin desteği yeter.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Güçlü Sanayi ve Güçlü Türkiye İstanbul Buluşması’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu TRT’deki açıklamasında bizim terör örgütleriyle görüşmeler yaptığımızdan bahsediyor. Sayın Kılıçdaroğlu, bunu ispatlayamazsan namertsin. Bizim terör örgütleriyle, temsilcileriyle herhangi bir yerde, herhangi bir görüşme yaptığımızı ispatlamak hukukun dili itibariyle, müddei iddiasını ispatla mükelleftir. İspatlayamazsan tekrar ediyorum, namertsin.

Biz terör örgütleriyle görüşme değil, onları inlerinde vurmakla görevli olduk.  Asla bizim terör örgütleriyle bir araya gelmemiz, kozmik odalarda toplantılar yapmamız, böyle bir şey söz konusu değildir. İspat sana aittir. Erdoğan’ın ve arkadaşlarının terörle mücadelede, nerede olduğunu benim milletim çok iyi bilir.

Bu konuda Cudi’nin, Gabar’ın, Tendürek’in, Besler Deresi’nin dili olsa da konuşsalar. O zaman bu işi sen çok daha iyi öğrenirsin ama sen tam aksine sınır ötesinde bile teröristlerle nasıl adımlar atılacağının görüşmelerini ne yazık ki şu anda dirsek dirseğe beraber yürüdüğün HDP ile bu çalışmaları yaptın. Nerede yaptın? Meclis’teki odalarında yaptın. Bunu artık bütün konvansiyonel medya zaten ortaya koydu. Her şey açık, ortada.

Sen kalkıp da zaten akşam yalan, sabah yalan hayatın bununla geçiyor, bir de utanmadan sıkılmadan bizi televizyona çağırıyorsun. Senin derdin başka, şöhret olmak istiyorsun. Sana yalan şöhretliyi yeter. Bunun dışında sana ayrıca bir şöhret minderi vermeye bizim vaktimiz yok.

Çünkü hayatları yalan üzerine kurulu olanlar, mesajı yanlış anlayıp bir anda bambaşka mecralara savrulmuş olsalar da milletimizin duruşu gayet açıktır ve değişmemiştir. Seçim sonuçlarını hazmedemeyip depremzede vatandaşlarımız başta olmak üzere milletimize etmedik hakareti bırakmayanların pazar günü hangi yüzle onlardan oy isteyeceğini açıkçası biz de merak ediyoruz.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Seçilirse Yapacağı İlk İşi Açıkladı

Adana’da konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, “Uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağız. Benim bu millete sözüm var. Allah nasip eder sizlerin oylarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğumda ilk yapacağım iş uyuşturucu baronlarının kökünü kazımak. Hiçbirisini Türkiye’de tutmayacağım hiçbirisini. Fakiri zengini bütün evlatlarımızı zehirlediler. Hepsinin kökünü kazıyacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepsini dışarı süreceğim. Buradaysa hepsini yakalayıp hapse attıracağım. Böyle bir rezalet olmaz. Bunun yolu sandığa gideceksiniz, elinizi vicdanınıza koyup oyunuzu öyle kullanacaksınız. Bu evlatlar hepimizin evladıdır. Bir annenin, bir babanın yaşadığı dram hepimizin ortak dramıdır.

Onun başına gelen yarın bizim de başımıza gelir. Evladınızın da başına gelebilir. Bu memlekette huzur istemiyor muyuz?  Beraber yaşayacaksak, huzur içinde yaşayacaksak bu laneti bu topraklardan temizleyip atmak zorundayız.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Afganistan’dan buraya gelirken milyar dolarlar dönüyor. Gemilerle Güney Amerika’dan gelirken milyar dolarlar dönüyor. Türkiye’de imalatçıları var. Kimin nerede uyuşturucu imal ettiğini herkes biliyor. Adresi de belli. Yeri de belli. Şahıs da belli. Herkes biliyor.

Polis yakaladığında hemen polise müdahale, sen niye yakaladın? Başı belaya giriyor, polisi sürüyorlar bu sefer. Bu memleketin namuslu polisleri var. Namuslu bürokratları var. Yeter ki siyasetçi de namuslu olsun. Hiç endişe etmeyin. Onların gözünü çıkaracağım. Bu topraklardan süreceğim. Hiç endişe etmeyin” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana Millet Buluşması’nda konuştu. Kılıçdaroğlu, konuşmasında şunları söyledi:

“Bir evde bir uyuşturucu bağımlısı varsa, ailesi bunun başkasını bilmesini istemez. Yıllardır bunu araştırıyorum. Yıllardır bunu araştırıyorum. Bu illet bulaşınca evde huzur kalmaz. Bu millete bir sözüm var. Her evde huzurun, bereketin olmasını istiyorum. Bir şehirde uyuşturucu kullanımı yaygınsa o kentte kimse sokağa çıkamaz.

Bu illetle mücadele etmek gerekiyor. Türkiye, özellikle son 10 yılda bütün uyuşturucuların merkezi haline geldi. Güney Amerika’dan Türkiye’ye getiriliyor. Nasıl olur da Afganistan’dan uyuşturucu getireceksiniz, bu sınırlar nasıl aşılıyor. Bu yoksul ailelerin derdini çözmek benim namus sorunudur.

Bunun bir siyasi tercih olduğunun altını çizmek isterim. Eğer deseler ki uyuşturucu konusunda siyasi otorite ‘bunu engelleyin’ dese, polise yetki versinler ve siyasiler dokunmasın, bütün uyuşturucu baronlarını kulaklarından tutar hakimin karşısına çıkarırlar. Ben bunu adım gibi biliyorum.

Bu işin sorumlusu neden siyasiler. Her şeyi sattılar paraya ihtiyaçları var. Kanun çıkarttılar, yurt dışındaki bütün kirli paranı getirebilirsin. Sekiz sefer kanun çıkarttılar. ‘Uyuşturucu baronlarının parasını Türkiye’ye getirin kimse size dokunmayacak’ dediler. Paraları getirirken kendileri de geldiler. İstanbul, uyuşturucu baronlarının at koşturduğu bir yer.

O kadar rahatlar ki, ‘kimse bize dokunamaz’ diyorlar. Kimse dokunmuyor onlara. Hapse girmiş uyuşturucu baronlarını bile çıkarıyorlar hapisten. Ülkeyi bu batağa sokanlara oy vermemeniz lazım. Evladınızı, huzurunuzu düşünüyorsanız, bu uyuşturucu baronları ile mücadele etmeyenlere asla oy vermemeniz lazım.

Uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağız. Benim bu millete sözüm var. Sizin oylarınızla cumhurbaşkanı koltuğuna oturunca ilk yapacağım uyuşturucu baronlarının kökünü kazıyacağım. Hiçbirini Türkiye’de tutmayacağım. Bütün evlatlarımızı zehirlediler. Hepsini dışarı süreceğim. Hepsini hapse attıracağım. Böyle bir rezalet olmaz. Bunun yolu, sandığa gideceksiniz, elinizi vicdanınıza koyup oyunuzu öyle kullanacaksınız.

Bir devlet meşru zeminde olmak zorundadır. Bir devlet kirli paraya ihtiyaç duymaz. Eğer duyuyorsa uyuşturucu baronlarının adamı olur. Benim adaylığıma iki kesim çok karşı, birisi uyuşturucu baronları, beşli çeteler. Uyuşturucu baronlarını da beşli çeteleri de temizleyeceğim.

Uyuşturucu baronları, kendi hesaplarını da Türkiye’de yapıyorlar. Birbirlerine silah çekiyorlar, öldürüyorlar, bu ülkeyi yönetenler sadece seyrediyor. Onların hesaplaşmaları değil, onlara yer yok dememiz lazım. Eğer kalırlarsa söz veriyorum bu toprakları onlara mezar yapacağım.”

Paylaşın

HDP Ve YSP’den Kemal Kılıçdaroğlu’na Destek Kararı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti (YSP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda da destek verme kararı aldı.

Haber Merkezi / HDP ve YSP, 28 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı Seçiminin ikinci turu ile ilgili görüş ve tavırlarını Ankara’da düzenledikleri ortak basın toplantısında açıkladı. Basın toplantısında HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün ve İbrahim Akın açıklamalarda bulundu.

Seçimin, “sisteme yönelik demokratik değişimden yana olanlar” ile “tek adam rejimini sürdürmek isteyenler” arasında bir referandum olduğunu kaydeden Buldan, şunları söyledi:

“Toplumdaki demokratik değişim direncini kıran, sömüren, sönümlendiren veya onaylayan hiçbir siyasi anlayışı doğru bulmayız. Bu tür yaklaşımlara karşı da demokratik mücadelemizi sonuna kadar sürdürürüz. Dün Zafer Partisi ve CHP arasında imzalanan protokolü de bu minvalde değerlendirdik ve eleştirilerimizi de kamuoyuyla paylaştık. Mücadelemizin ve üçüncü yol politikamızın temel hedefi, devletin ve toplumun imkanlarını düzenleyen evrensel standarda kavuşturmaktır. Bizi, tavizsiz ve baş eğmez kıldıran tek şey ezilen, mazlum halklarımızın bu talebi ve ihtiyacıdır.”

“Kürtlerin politik iradesine kayyumlar yoluyla ipotek koyanlar, aynı zamanda bütün Türkiye halklarının haklarına ve özgürlüklerine de ipotek koyanlardır” diyen Buldan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumun çıkarına değildir. Bu çözümsüzlük oyunu bozulmadan cumhuriyet, demokrasiyle bütünleşemeyecektir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken bizler, her ne koşulda olursak olalım halkın iradesini, tüm iradelerin üstünde tutacağız. Ortak ve eşit bir demokratik gelecek için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

28 Mayıs seçiminde ‘ucube rejimin devam edip etmeyeceğinin’ oylanacağını belirten Buldan, “Erdoğan bizler açısından asla bir seçenek değildir. Ve tek seçenek, onu ve temsil ettiği iktidarı değiştirmektir” dedi.

“Sandığa eksiksiz gideceğiz”

28 Mayıs’ta herkese sandığa gitme çağrısı yapan Buldan, “Bizler inanıyoruz, sizler de inanın. Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini değiştireceğiz. Kendi gücümüz ve milyonların değişim arzusu en büyük ilham kaynağımızdır. Israrla ve inatla mücadelemizi sürdüreceğiz, asla ve asla pes etmeyeceğiz. Mutlaka ama mutlaka bizler kazanacağız” diyerek sözlerini sonlandırdı.

“Bu rejimi değiştirmeye karalıyız”

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ise değişim taleplerinin engellenemeyeceğini belirterek “14 Mayıs’ta yarım bıraktığımız işi 28 Mayıs’ta tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta durdurduk, 28 Mayıs’ta değiştireceğiz” dedi.

“Bütün halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz” diyen Akın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz buradayız ve değiştirme konusunda kararlıyız. Siyaseten ortaya koyduğumuz tutumumuzda herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. 14 Mayıs’ta yaptığımız çalışma açısından bakıldığında toplumda daha güçlü bir motivasyon ve istek vardır ve Saray rejimi hiçbir zaman bu durumu engelleyemeyecektir.

Bu gücümüzü, bu enerjimizi 28 Mayıs’ta daha güçlü sandığa giderek koruyalım ve etkili bir şekilde sandıktan sonuç alalım. Türkiye’nin tarihsel ve kader seçimi olan bu seçim bir kişi seçimi değildir, bir rejim tercihidir. Bu rejimi değiştirmeye karalıyız ve hep birlikte başaracağız.”

“Bu siyaseti şoven ve milliyetçi dilden arındıracağız”

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar da konuşmasında yeniden başlayan kayyum tartışmalarına değinerek, “Kayyum üzerinden siyaset yürütenlere dün de cevap olduk bugün de cevap olacağız. Bu siyaseti şoven ve milliyetçi dilden arındıracağız” dedi.

Kılıçgün Uçar, “Kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı dil ile siyasetin mertebesini düşürenleri, iktidarda kalabilmek için her türlü yolu mübah görenleri uzun süredir birlikte takip ediyoruz. Partimiz ilk tur seçimlerinde aldığı kararla bir değişimi, dönüşümü ve demokrasiyi esas aldığını, kullandığı oyun da bu yönlü olacağını ifade etmişti. Bunu yaparken protokollere ve pazarlıklara ihtiyaç duymayan en ilkeli tutumunu en başından koyan ve bunu savunan tavrını sürdürdü” ifadelerini kullandı.

“Sandığa gidelim, sandığı koruyalım ve bu saray rejimini değiştirelim”

Son olarak konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar ise 28 Mayıs seçiminin bir referandum niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu referandum bir yanında rant, sömürü, talan, savaş ve yalan rejiminin yer aldığı, diğer yanında halkların demokratik dönüşüm, özlem ve arzusunun yükseldiği bir seçim olacaktır. Bizler tercihimizi Türkiye toplumunun demokratik dönüşüm, barış ve refah umudu ve iradesi yönünde kullanıyoruz” dedi.

Ortaya çıkan bazı gelişmeler karşısında tutumlarını bir kez daha paylaşma ihtiyacı doğduğunu belirten Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu gelişmelerin bir kısmının ortamı bulandırmak ve halkların sandığa gitme isteğini kösteklemek amacına dönük olduğunun farkındayız. Tuzaklar kuruluyor, bunları da görüyoruz ama bizler demokratik dönüşüm, adalet, refah ve özgürlük hedefimizden vazgeçmiyoruz. O nedenle bizler tercihimizi Saray rejimini değiştirme yönünde ortaya koymuştuk, aynı kararlılıkla bu tercih ve politikamızı sürdürüyoruz.

Halklarımıza da özellikle birinci turda sandığa gitmeyen yurttaşlarımıza da açık çağrımızdır: Sandığa gidelim, sandıkları koruyalım, irademizle bu Saray rejimi değiştirelim, irademize de sandıklarımıza da sahip çıkalım. Buna inanalım ve hep birlikte değiştirelim.”

Ne olmuştu?

Dün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimi için bir protokol imzalamıştı.

Yedi maddelik protokolde belediyelere kayyum atanmasına dair dördüncü madde, HDP’nin tepkisini çekmişti.

Protokolde şu ifadeler yer alıyor: Terörle mücadele çerçevesinde, terörle bağlantısı hukuki kanıtlarla sabit olan mahalli idare yöneticileri yerine devlet görevlileri ataması uygulamasına yargı kararı çerçevesinde devam edilecektir.

Millet İttifakı’nın Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni’nde ise görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının yerine yeni belediye başkanının belediye meclisi tarafından seçileceği yazıyordu.

Kılıçdaroğlu-Özdağ protokolünü eleştiren HDP’den dün yapılan açıklamada, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı protokoldeki ilgili belirlemeler evrensel demokratik ilkelere aykırıdır. Kayyım uygulamaları sadece Diyarbakır’ın değil İstanbul’un ve bir bütün olarak hepimizin sorunudur” denilmişti.

Paylaşın

CHP’den “Seçim Güvenliği” Açıklaması: Gerekli Tedbirleri Aldık

Seçim güvenliğine dair açıklama yapan CHP’li Çelik, “Veri güvenliğini ve veri hızını arttırmaya yönelik yeni nesil teknolojilerle sistem mimarimizi güncelledik. Ayrıca sandık sonuçlarının anlık analizleri için yapay zeka teknolojilerini sistemimize entegre ederek sandık sonuç takip sistemimizi güncelledik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Güncellediğimiz teknolojik altyapımız, şu anda alanında uzman kişileri tarafından test ediliyor. Sistem güvenliği açısında tüm teknik detayları şu anda açıklamayı uygun bulmuyoruz. Seçim sistem değil, ıslak imzalı tutanaktır. Seçim güvenliğiyle ilgili gerekli tedbirleri aldık. Siz oyunuzu kullanın, gerisini Millet İttifakına bırakın.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevine getirilen Parti Meclisi üyesi Devrim Barış Çelik bugün seçim güvenliğine dair basın açıklaması yaptı.

Çelik, seçim güvenliğini üç aşamada planladıklarını anlattı:

“Seçim öncesinde, sandık kurulu üyelerinin ve müşahitlerinin belirlenmesi ve görevlendirilmesi, sonrasında bu kişilerin Parti Okulumuz tarafından yapılan eğitimleri. Okul Bilişim Sorumlularının atanması ve eğitilmesi buna örnek olarak verilebilir.

“Seçim öncesi, seçim günü ve seçim sonrası yapılan düzenlemeler planlandı. Seçim gününde oy verme işleminin güvenle gerçekleşmesi için ıslak imzalı tutanakların alınması, sonrasında sonuçların aktarılması, ıslak imzalı tutanakların teslimi ve varsa farklılıkların tespit edilip hukuki sürecin başlatılması…”

Devrim Barış Çelik, 14 Mayıs’taki ilk turda ıslak imzalı tutanaklarla SEÇSİS’e girilenler arasında farklılıklar tespit edildiğini söyledi, “YSK sistemine yanlış girilenlerin olduğu tespit edildi, seçim sistemimiz bizi bu konuda uyardı. 2 bin 645 sandıkta aleyhimize ortaya çıkan farklılıklar düzeltildi. Diğer sandıklarda ise ilçe seçim kurulu üyelerimiz aleyhimize farklılıkları giderdi” dedi.

“Siyasi partilerin önceliği sandık güvenliği”

Çelik, “Hem geleneksel medyada hem sosyal medyada CHP’nin bir haber ajansı ya da medya kuruluşu gibi seçim takip ekranı yayınlanacağı beklentisi oluştu. Bizim seçim ekranımız parti sözcülerinin halkı bilgilendirmekte kullandığı bir ekrandır. Siyasi partilerin önceliği sandık güvenliğidir. Siyasi partiler, seçim takip ekranı şimdiye kadar yayınlamadıkları gibi bu seçimde de yayınlamamışlardır. Siyasi partiler sandık güvenliğini önceledikleri için halkın oy kullandığı sandıktaki sonuçları kontrol etmesini için ekranlar açabilirler” açıklamasını yaptı.

Seçim günü kullanacakları sisteme dair de şu bilgileri verdi: “Veri güvenliğini ve veri hızını arttırmaya yönelik yeni nesil teknolojilerle sistem mimarimizi güncelledik. Ayrıca sandık sonuçlarının anlık analizleri için yapay zeka teknolojilerini sistemimize entegre ederek sandık sonuç takip sistemimizi güncelledik.

Güncellediğimiz teknolojik altyapımız, şu anda alanında uzman kişileri tarafından test ediliyor. Sistem güvenliği açısında tüm teknik detayları şu anda açıklamayı uygun bulmuyoruz. Seçim sistem değil, ıslak imzalı tutanaktır. Seçim güvenliğiyle ilgili gerekli tedbirleri aldık. Siz oyunuzu kullanın, gerisini Millet İttifakına bırakın.”

Paylaşın

AK Parti’de “Ekonomi Politikaları” Çatlağı

Reuters’a konuşan üst düzey bir yetkili “Yeni bir ekonomik model üzerinde çalışıyorlar. Çünkü mevcut model sürdürülemez. Temel olarak, faiz oranını kademeli olarak yükseltecek ve çoklu oran kullanma yapısını sona erdirecekler” dedi. İsmini vermek istemeyen yetkili, grubun planını henüz Erdoğan’a sunmadığını da sözlerine ekledi.

AK Parti yetkilisi bir başka kaynak ise, “Parti içinde iki farklı görüş var” diyerek, herhangi bir kararın bir sonraki kritik seçim sınavı olan gelecek yıl Mart ayında yapılacak belediye seçimlerine kadar ekonomik istikrarı korumaya yönelik olacağını kaydetti.

Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda iktidarını üçüncü on yıla taşımayı hedefleyen Erdoğan, seçim kampanyası boyunca iktidarda olduğu sürece faiz oranlarının düşeceğini ve enflasyonun kontrol altına alınacağını söyledi.

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansı, AK Parti’de seçimden sonra uygulanması planlanan ekonomi politikasıyla ilgili görüş ayrılıkları olduğunu bildirdi.

Ajans Ankara mahreçli haberinde hükümet yetkilileri ve konu hakkında doğrudan bilgi sahibi olan 9 kaynakla görüşmeler yaptığını aktardı. AK Parti’den bir grubun kademeli faiz artışları ve hedefli bir kredi programından oluşan yeni ekonomi politikasının nasıl benimsenebileceğini tartışmak üzere geçtiğimiz haftalarda biraraya geldiği kaydedildi.

Yönetim dışında olan ancak geçmişte üst düzey görevlerde bulunmuş bazı AK Parti üyelerinin de dahil olduğu görüşmelere, Erdoğan’ın doğrudan katılmadığı belirtildi.

Ancak Reuters bu grubun aksine parti içinde faiz indirimlerine devam edilmesi ve mevcut ekonomi politikasına bağlı kalınmasını savunan AK Partili yetkililerin de yer aldığına dikkat çekti.

“Yeni bir ekonomik model üzerinde çalışıyorlar”

Ekonomistlerin, döviz rezervleri hızla eriyen Türkiye’de mevcut ekonomi politikasının devam ettirilmesi halinde daha büyük ekonomik sıkıntıların yaşanabileceği konusunda uyardığını belirten Reuters, üst düzey bir yetkilinin “Yeni bir ekonomik model üzerinde çalışıyorlar. Çünkü mevcut model sürdürülemez. Temel olarak, faiz oranını kademeli olarak yükseltecek ve çoklu oran kullanma yapısını sona erdirecekler” sözlerine yer verdi.

İsmini vermek istemeyen yetkili, grubun planını henüz Erdoğan’a sunmadığını da sözlerine ekledi.

AK Parti yetkilisi bir başka kaynak ise, “Parti içinde iki farklı görüş var” diyerek, herhangi bir kararın bir sonraki kritik seçim sınavı olan gelecek yıl Mart ayında yapılacak belediye seçimlerine kadar ekonomik istikrarı korumaya yönelik olacağını kaydetti.

Dört kaynak ise yeni bir plan üzerinde çalışan gayrı resmi grubun agresif bir parasal sıkılaştırma yerine, borç verme piyasalarında politika faizini yeniden vurgulayan daha kademeli bir yol izlemeyi düşündüğünü söyledi. Bir başka seçeneğin de seçici kredi sağlamak için bir kamu kurumu ve devlet sübvansiyonlarını kullanmak olduğunu eklediler.

Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda iktidarını üçüncü on yıla taşımayı hedefleyen Erdoğan, seçim kampanyası boyunca iktidarda olduğu sürece faiz oranlarının düşeceğini ve enflasyonun kontrol altına alınacağını söyledi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Diktatörlük” İddialarına Yanıt: Safsatadan İbaret

Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizin içinde bulunduğu seçim süreci sayısız hakikatin anlaşılmasına vesile oldu. 14 Mayıs’ta sandıkta Türk demokrasisinin gücünü görmekle kalmadık, aynı zamanda ‘algı balonlarının’ sönmesine de şahitlik ettik. Peki, neydi bunlar?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’ye atılan ‘diktatörlük’ iftiralarıydı. Kendi ülkelerinde seçmenin yarısını bile sandığa götüremeyenler tarafından yürütülen karalama kampanyalarıydı. Bizlerle ilgili uluslararası basında yapılan sinsi psikolojik harekâtlardı. Muhalefetin meydan meydan tekrarladığı yalanlar ve bühtanlardı. CHP Genel Başkanı ve şürekâsının körüklediği korku siyasetiydi.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “İşte 14 Mayıs gecesi sandıkta tecelli eden iradeyle tüm bunları boşa çıkardık. Diktatörlük iddialarının tamamen safsatadan ibaret olduğunu gösterdik” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“Ülkemizin içinde bulunduğu seçim süreci sayısız hakikatin anlaşılmasına vesile oldu. 14 Mayıs’ta sandıkta Türk demokrasisinin gücünü görmekle kalmadık, aynı zamanda ‘algı balonlarının’ sönmesine de şahitlik ettik. Peki, neydi bunlar?

Türkiye’ye atılan ‘diktatörlük’ iftiralarıydı. Kendi ülkelerinde seçmenin yarısını bile sandığa götüremeyenler tarafından yürütülen karalama kampanyalarıydı. Bizlerle ilgili uluslararası basında yapılan sinsi psikolojik harekâtlardı. Muhalefetin meydan meydan tekrarladığı yalanlar ve bühtanlardı. CHP Genel Başkanı ve şürekâsının körüklediği korku siyasetiydi.

İşte 14 Mayıs gecesi sandıkta tecelli eden iradeyle tüm bunları boşa çıkardık. Diktatörlük iddialarının tamamen safsatadan ibaret olduğunu gösterdik. Milletimize dergi kapaklarından ayar verilemeyeceğini gösterdik. Türk Milletinin iradesine zincir vurulamayacağını gösterdik. Yalan, iftira ve korku siyasetiyle seçim kazanılamayacağını gösterdik. Nefret söylemleriyle milletin gönlüne girilemeyeceğini gösterdik. Siyasi ikbal uğruna bölücüler ve FETÖ’cülerle yol yürünemeyeceğini gösterdik.

Daha pek çok gerçeğin yanı sıra demokrasimizin son 21 yılda ulaştığı olgunluk seviyesini ve milletimizin ferasetini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik. Bunu da hangi siyasi partiye oy verirse versin 85 milyon hep beraber başardık. İnşallah 28 Mayıs’tan sonra ülkemizin tüm bu kazanımlarını el birliğiyle çok daha ileriye taşıyacağız.”

Paylaşın

Sığınmacılar Sorunu: Kılıçdaroğlu: Geri Kabul Anlaşması’nı Feshedeceğiz

Kemal Kılıçdaroğlu, “Eğer Avrupalılar Suriyelilerin haklarını korumazlarsa onların evlerini, yollarını, hastanelerini yapmak için para vermezlerse Geri Kabul Anlaşması’nı feshedeceğiz, beyler gitsinler Avrupa’ya burada ne işi var?” dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Avrupalı rahat etsin diye biz bunların bütün sıkıntılarına katlanıyoruz. Düzelteceğiz, göreceksiniz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Youtube’da yayınlanan Babala TV’de Oğuzhan Uğur’un konuğu oldu. Kılıçdaroğlu, programa katılan yurttaşların sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, mültecilerle ilgili bir soru üzerine, “Biz herkesi göndereceğiz derken bunun belli kuralları olacak. Devlet dediğiniz gibi kurum, benim dediğim gibi hemen yakasına yapışıp gönderelim diye öyle bir kural yok. Onun alt yapısını oluşturacaksınız. Can ve mal güvenliğini sağlayacaksınız ve ondan sonra göndereceksiniz, parayı da AB’den alacaksınız ve bunları yapacaksınız. Çünkü burada asıl sorunu yaşayan AB, bize geri kabul anlaşmasını dayattılar, imzaladık. Biz şimdi bakıyoruz. İsterlerse veriyor, istemezlerse vermiyorlar. Biz sığınmacı deposu değiliz. Mülteci ayrı, sığınmacı ayrı ikisini birbirinden ayırmak lazım” diye konuştu.

“Eğer Avrupalılar Suriyelilerin haklarını korumazlarsa onların evlerini, yollarını, hastanelerini yapmak için para vermezlerse Geri Kabul Anlaşması’nı feshedeceğiz, beyler gitsinler Avrupa’ya burada ne işi var?” diye Kılıçdaroğlu, “Avrupalı rahat etsin diye biz bunların bütün sıkıntılarına katlanıyoruz. Düzelteceğiz, göreceksiniz” ifadelerini kullandı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ dün ikinci tur için Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamıştı. Millet İttifakı ile Zafer Partisi arasında imzalanan protokolde, Türkiye’deki sığınmacıların “bir yıl içinde” geri gönderilmesi taahhüt edilmişti.

“Benim itiraz ettiğim Türkiye’nin Rusya’ya bağımlı hale gelmesi

Kemal Kılıçdaroğlu, Rusya ile ilişkilerle ilgili soruya da yanıt verdi. Rusya ile Türkiye’nin iyi ilişkileri olmasına bir itirazı olmayacağını belirten Kılıçdaroğlu, “Ama benim itiraz ettiğim enerji konusunda Rusya’ya Türkiye’nin bağımlı hale gelmesi. Bu bağımlılık son derece tehlikelidir ve Türkiye’nin ileride başına büyük sorunlar açabilir. Siz hala diyorsunuz ki ‘Moskova ile anlaşma yaptık burada bir gaz merkezi kuracak.’ Zaten güle oynaya gelip gaz merkezi kuracak yüzde 30-40’lık bağlantı yüzde 90’a çıkacak. Sizi teslim almış olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Demirtaş ve Kavala açıklaması

Kılıçdaroğlu, haklarında AİHM kararı bulunan tutuklu Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “Eğer AİHM kararı var ve bu karar uygulanmıyorsa, eğer AYM kararı var ve bu karar uygulanmıyorsa ve kararlar uygulanmadı diye ben sessiz kalıyorsam, o zaman ben niye siyaset yapıyorum?” Kılıçdaroğlu, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diye konuştu.

“YÖK denen belayı kaldırmak lazım”

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, eğitimle ilgili sorulara da yanıt verdi. “İmam hatipte okuyan çocuğumuz da çok nitelikli bir eğitim almalı, fen lisesinde okuyan çocuğumuz da çok nitelikli bir eğitim almalı” diyen Kılıçdaroğlu, “Eğitim alan çocuğun, eğitimi belli bir yılından itibaren, örneğin 2’nci yıldan itibaren organize sanayi bölgesinde aldığı eğitime paralel kurs görmesi lazım, staj görmesi lazım. O süre içerisinde sosyal güvenlik primlerini, devlet tarafından ödenmesi lazım. Mezun olduğunda ise işi hazır olacak” dedi.

“YÖK denen belayı kaldırmak lazım” diyen Kılıçdaroğlu, “Üniversitelerde bilgiyi, bilimi egemen kılmak lazım. Farklı düşüncede olan hocaları, ‘sen farklı düşüncedesin’ diye üniversiteden atmamak lazım” şeklinde konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, programın kapanışında, “Buradaki temel mesele şu, birbirimizi daha iyi anlamalıyız yani görüşlerimiz farklı olabilir, elbette olabilir. Niye farklı olmasın? Görüşlerimiz farklı olabilir ama birbirimize saygılı olmalıyız. Kutuplaşmadan çekinmeliyiz, kutuplaşmamalıyız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın