İYİ Parti Kongresi Yaklaşıyor: Akşener, Yapacağı Konuşmayla Siyasete Yön Verecek

24 Haziran’da yapılacak İYİ Parti Kongresinde seçim sonuçlarının ardından partinin yeni dönem politikalarının nasıl şekilleneceği ve kadrolarının nasıl değişeceği ortaya çıkacak. Millet İttifakı ile ilgili de karar verilecek.

Partililer seçimin ardından bir kez basın toplantısı düzenleyen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kongre konuşmasının çok önem taşıdığına dikkat çekerek, “Birçok sorunun yanıtı Akşener’in kongre konuşmasında yanıt bulacak. Akşener yapacağı konuşma ile siyasete yön verecek” diyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Seçim sonrası muhalefet partilerinin gündeminde yaklaşan kongreler var. Kaybedilen seçim sonrası “değişim” çağrılarının yüksek sesle dile getirildiği CHP’de olağan kongre süreci başlatıldı. Takvime göre CHP 4 ay sonra sonbaharda genel başkanın da seçileceği büyük kurultayını yapacak.

Yüzde 15 oy hedeflerken 2018 seçimlerinin gerisine düşen HDP de olağanüstü kongre kararı aldı, eş genel başkanlar aday olmayacağını duyurdu. HDP’nin kongresinin de sonbaharda gerçekleşmesi bekleniyor.

Kongresini en erken yapacak parti ise seçim öncesi ilçe-il kongrelerini tamamlayan İYİ Parti olacak. 24 Haziran’da yapılacak İYİ Parti Kongresinde seçim sonuçlarının ardından partinin yeni dönem politikalarının nasıl şekilleneceği ve kadrolarının nasıl değişeceği ortaya çıkacak.

Millet İttifakı ile ilgili de karar verilecek. Partililer seçimin ardından bir kez basın toplantısı düzenleyen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in kongre konuşmasının çok önem taşıdığına dikkat çekerek, “Birçok sorunun yanıtı Akşener’in kongre konuşmasında yanıt bulacak. Akşener yapacağı konuşma ile siyasete yön verecek” diyor.

İYİ Parti kurultayları

1. Olağan Kurultay

Meral Akşener, İYİ Parti kurulduktan sonra Türkiye’nin çeşitli illerine ziyaret gerçekleştirmeye başladı. Genel merkez binasının açıldığı gün, Akşener “Özal’ın en güçlü olduğu dönemde Demirel Türkiye’yi gezdiğinde erken seçim gelmişti” dedi. Akşener’in öngördüğü tarih olan 15 Temmuz 2018’de erken seçim olabileceği düşüncesi ile YSK’nın şart koştuğu seçimlerden altı ay evvel kongre yapma şartını yerine getirmek için olağan kongre kararı alındı. 10 Aralık 2017 tarihinde prosedürü sağlamak amacıyla dar bir katılımla 1. Olağan Kurultay gerçekleştirildi.

2. Olağan Kurultay

İYİ Parti’nin 2. Olağan Kurultayı yetkili kurulların tavsiyesi sonucu, COVID-19 salgını nedeniyle tedbirli olarak sınırlı katılımla Anfa Altınpark’ta gerçekleştirildi. Kurultay alanı tamamen yeşil renkli olarak tasarlandı. Emeklilikte Yaşa Takılanlar, İstanbul Sözleşmesi ve doğa temalı kongrenin sloganı Millet Bizi Çağırıyor oldu. Meral Akşener, tek aday olduğu kurultayda 1289 delegenin oyuyla yeniden genel başkan seçildi. Teşkilatlarına önerdiği Erdal Sarızeybek, Bahadır Erdem ve Ümit Özlale Genel İdare Kurulu listesine en üst sıradan girdi. Akşener’in kurultayda ”Bu partiyi iki yumruk arasına sıkıştırılmış, bu vatanın evladı Kürt ve Zazalar kurdu.” cümlesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan seçmenlere bir çağrı olarak yorumlandı.

Kurultay’da GİK seçimi için anahtar liste çıkarıldığı ve bazı siyasetçilerin seçilmemesi için ayrıca bir liste dağıtıldığı iddia edildi. GİK seçimleri sonrası listeye giremeyenler ile bu listeyi hazırladığı iddia edilen Teşkilat Başkanı Koray Aydın arasında anlaşmazlık çıktı. Tartışmalarda mağdur olduğunu iddia eden partililer basına demeçler verdi, Aydın ise olaylar yatışana kadar sessiz kalmayı tercih etti. Daha sonra listeyi kendisinin çıkarmadığı yönünde basın açıklaması yaptı. Bazı milletvekilleri bu süreçte partinin grup toplantılarına katılmama kararı aldı. Meral Akşener tartışmada taraf olmadan tüm milletvekilleri ile bireysel ve gruplar halinde bir araya geldi.

Ümit Özdağ’ın bir canlı yayında İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu’nun FETÖ’nün derneklerinde yöneticilik yaptığı iddiası üzerine, parti içinden tepki yükseldi. Milletvekillerinin önemli bir bölümü grup toplantısı kanaatlerinden vazgeçerek katılım sağladılar. 80 ilin il başkanları toplu olarak genel merkeze dilekçe vererek mezkur milletvekilinin ihracını istediler. Ümit Özdağ Merkez Disiplin Kurulu kararıyla partiden ihraç edildi. Kendisinin ihracıyla birlikte Adana milletvekili İsmail Koncuk da partisinden istifa etti. Daha sonra Özdağ mahkeme kararıyla partiye geri döndü ancak kısa bir süre içinde partiden ayrılarak Zafer Partisi’ni kurdu.

2. Olağan Kurultay’da parti sözcülüğü kaldırıldı. Başkanlık sayısı arttırılarak yeni atamalar yapıldı. Cihan Paçacı Siyasi İşler Başkanı olurken, Yavuz Ağıralioğlu ise Türk Dünyası’ndan Sorumlu Başkanlık görevine getirildi. Koray Aydın Teşkilat Başkanı kalmaya devam ederken, Ortadoğu Politikaları Başkanlığı kurularak eski bakanlardan Salim Ensarioğlu görevlendirildi.

1. Olağanüstü Kurultay

Prosedür gereği yapılan 1. Olağan Kurultay sonrası daha yüksek katılımlı ve geniş çerçeveli bir kongre yapılması amaçlandı. 1 Nisan 2018 tarihinde, Ankara Spor Salonu’nda gerçekleşen kurultaya emniyet kayıtlarına göre 123.000 civarı vatandaş katıldı. “İYİ’ler Kazanır” sloganı ile gerçekleştirilen kongrede kurul üye sayıları arttırıldı.

Akşener 1061 delegeden 1 geçersiz oy hariç oyların tamamını alarak güven tazeledi. Seçim hazırlıklarının başlangıcı olarak görülen kurultaydan sonra Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli iktidara seslenerek erken genel seçim istedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerin ardından 24 Haziran 2018 tarihinde cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

2. Olağanüstü Kurultay

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sonrası Afyonkarahisar’da toplantı düzenlendi. Gruplar halinde partililer seçimle ilgili görüşlerini bildirdiler. Hedeflenen oy oranına ulaşılamaması, bazı partililerin bulundukları seçim bölgesi yahut sıralamalarını eleştirmeleri nedeniyle genel başkan, İYİ Parti’yi seçimli olağanüstü kurultaya götürme kararı aldı. 22 Temmuz 2018 tarihinde yapmış olduğu açıklamada gerçekleştirilecek kongrede aday olmayacağını ve aday olacak arkadaşlarına başarı dilediğini ifade etti.

Yetkililerin söylemlerindeki ısrarları ve parti üyelerinin çabaları sonucu Akşener geri döndürülerek tek aday gösterildi. Durumla ilgili olarak Akşener ”Töre konuştu, han sustu. İradenize boyun eğdim, gel dediniz geldim” dedi. 12 Ağustos 2018 tarihinde, ATO Congressium’da gerçekleştirilen kurultayda genel başkana tam yetki verilerek blok liste kurma hakkı sunuldu. 1124 delegenin katılımı ile gerçekleştirilen kurultayda Akşener yeniden genel başkan seçildi.

3. Olağanüstü Kurultay (1. Tüzük Kurultayı)

Parti tüzüğünün 65. maddesinde bazı değişiklikler yapılması, maddelerin bazılarında imla konusunda oluşan hataların giderilmesi için delegelerin oylamasına başvurulmak üzere olağanüstü kurultay kararı alındı. 3. Olağanüstü Kurultay bu nedenle İYİ Parti’nin ilk tüzük kurultayı oldu.

Tüzükte yapılan değişiklikler sonrası parti içinde isteyen teşkilatın kadın kolları başkanlığı kurmasına müsaade edildi. 3. madde partililerin itirazları sonucu tüzük değişikliğine yansımayarak reddedildi. Akşener oylama hususunda partilileri karar vermede serbest bıraktı.

Tüzük Kurultayı’nda yapılan değişikliklerin haricinde gündeme ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Yenilenen İstanbul seçimleri ile ilgili Akşener’in karara karşı çıkan konuşması basına yansıdı.

4. Olağanüstü Kurultay

Genel İdare Kurulu üye sayısının düşürülmesi, yeniden üye seçimi için olağanüstü kurultay gerçekleştirildi. Parti kuruluşunun ilan edildiği Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 3 Ağustos 2019 günü 793 delege bir araya geldi. Bugün Geleceğin İlk Günü sloganı ile Türkiye’nin gidişatına ilişkin tespitlerini ve çözüm önerilerini sundu.

Merkez ve merkez sağda konumlanan siyasi partilerden farklı olarak ilk defa çarşaf liste uygulaması yapıldı. Kurultay öncesi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ilk defa İYİ Parti’yi geri dönmek üzere davet etti. MHP ile bütünleşme çağrısına karşılık partinin resmi sosyal medya hesabından alaycı bir cevap verilerek davet reddedildi.

Paylaşın

CHP’nin Oylarındaki 2.76’lık Artış Paylaşılamadı

CHP’nin oylarındaki 2.76’lık artışı DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin paylaşamadığı görülüyor. Örneğin DEVA Partililer Kahramanmaraş’ta milletvekili sayısının artışını, Gelecek Partililer uzun yılların ardından Rize’den milletvekili çıkarılmasını kendi destekleriyle açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) bazı siyasetçiler ise “sağ muhafazakar partilerle artık sadece stratejik iş birliği yapılabilir ama ittifak olmamalı” diyor.

14 Mayıs seçimlerinde CHP’nin ortak liste kararı doğrultusunda DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’ye toplam 38 milletvekili kazandırmasının tartışmaları sürüyor. 2018 seçimlerinde yüzde 22.65 oy alan CHP, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde 4 partinin desteğine karşın oyunu ancak yüzde 25.41’e çıkarabildi.

Bu durumda CHP’nin kendi oy artışı olmadıysa 4 parti toplam oya 2.76 puan katkı yaptı. Geçtiğimiz hafta çalışmaya başlayan Meclis kulislerinde bu katkının en çok hangi partiden geldiğine dair sohbetler dikkat çekiciydi.

Partilerin CHP’nin oylarındaki 2.76’lık artışı kendi aralarında da paylaşamadığı görüldü. Örneğin DEVA Partililer Kahramanmaraş’ta milletvekili sayısının artışını, Gelecek Partililer uzun yılların ardından Rize’den milletvekili çıkarılmasını kendi destekleriyle açıkladı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP’li bazı siyasetçiler ise “sağ muhafazakar partilerle artık sadece stratejik iş birliği yapılabilir ama ittifak olmamalı” diyor.

Ortak Grup kurma arayışları

Öte yandan Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi’nin ortak grup kurma arayışı sürüyor. Bir arada hareket etmeyi kolaylaştırmak için yeni kurulacak bir dördüncü parti çatısı altında grup oluşturma fikri karşılık bulmadı.

Üç partiden birinin çatısı altında grup kurma formülünde ise her parti kendi çatısını işaret ettiği için henüz sonuç alınamadı. Bu arada söz konusu arayış sürecinde DEVA ve Gelecek Partilerinin birleşmesinin de söz konusu olabileceği söyleniyor. Bu gerçekleşirse çözüm süreci döneminde kanunlaşan “Parti eş başkanlığı” sisteminin birleşmeyi kolaylaştırıcı rol üstlenebileceğini söyleyenler var.

Ancak “eş başkanlık” her ne kadar bu birleşme açısından “Sorun çözücü, rahatlatıcı bir formül” olarak görünse de “eş başkanlık sol jargon” olduğu gerekçesiyle biraz mesafeli yaklaşıldığı ifade ediliyor. Tartışmanın Meclis’in açılacağı ekim ayına kadar devam etmesi sürpriz olmayacak.

Paylaşın

HDP Ve YSP: Barış Ve Demokrasi Mücadelesini Büyüteceğiz

YSP ve HDP parti meclisinin sonuç bildirisini yayımladı. Bildiride, “Önümüzdeki süreçte AKP-MHP bloku Kürt sorunundaki mevcut politikalarında ısrarcı olacaktır. Bizler de buna karşı “Barış ve Demokrasi Mücadelesini” büyütmekte ısrar edeceğiz. Açıktır ki yeni dönemde devlet aklı ikili bir strateji devreye koyacaktır. Bir yandan mevcut genel politikalarında ısrar ederken, bir yandan da kimi oluşumlar üzerinden siyasal gücümüzü bölgede kırmak isteyecektir” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildirinin devamında, “Devlet aklı yaptığı bu siyasal-sosyolojik yatırımla, iktidarın açıkça ifade ettiği gibi Kürt halkını farklı yöntemlerle teslim alma siyasetini hedeflemektedir. İktidarın bu siyasal yönelimi, tekçi ve inkârcı devlet politikasının süreklilik içinde ve biçim değiştirerek devam etmesi anlamına gelmektedir.

Bu yönelime karşı yeni dönemde önemli politik sorumluluklarımızdan biri Sayın Öcalan’a uygulanan tecridi kırma mücadelesini sürdürmek olacaktır. Tüm tutsak yoldaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması için mücadele etmeye, Kürt halkının ve tüm halkların mücadele tarihini sahiplenmeye ve bu tarihi güçlendirmeye yeni bir ideolojik-politik hattı da birlikte inşa ederek devam edeceğiz” denildi.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Halkların Demokratik Partisi (HDP)  6-7 Haziran’da Ankara’da yaptıkları parti meclisi toplantısının sonuç bildirisini yayımladı. Bildiriden öne çıkanlar özetle şöyle:

“Seçimin yalnızca seçim çalışması ile kazanılmayacağının ya da kaybedilmeyeceğinin farkında olan bir tarihsel deneyime sahibiz. Seçimler eşit ve adil olmayan bir zeminde gerçekleşmiştir. Ancak güçlü tarihsel deneyimimiz bize aynı zamanda seçim sonuçlarının örgütsel işleyiş ve siyaset yapma biçimimiz ile ilgili olduğunu da göstermektedir. Bu nedenle seçimlerdeki başarısızlığımız bizlerin öznel durumundan asla bağımsız değildir. Bu bağlamda, toplantımızda seçim sonuçları üzerinden, içerisinde bulunduğumuz durumun değerlendirmesini kapsamlı bir biçimde yaptık.

Hem il-ilçe örgütlerimizde hem de merkezi olarak bu tabloyu ortaya çıkaran nedenleri ele aldık. Seçim sonuçlarındaki başarısızlık; adayların belirlenme sürecine, örgütün yetersizliğine, siyasal yaklaşım farklılıklarına, kampanyanın niteliği gibi etkenlere sıkıştırılamayacak kadar yapısaldır. Sadece HDP ekseninde değil; partiyi oluşturan tüm kurumsal yapıların siyasal, örgütsel ve politik yenilenmeyi sağlamak için bu dönemin muhasebesini yapması kaçınılmazdır.

Sahici ve onarıcı bir eleştiri-özeleştiri sürecinden geçip siyasete taşıdığımız tüm güç ve iradelerle yeniden buluşmak, tazelenmek hepimiz açısından siyasal bir sorumluluk ve zorunluluktur. İlkelerde katı, pratikte esnek olma şiarıyla tarihsel mücadelelerin toplamı olan HDP fikriyatında ısrar ederken, toplumsal bağları güçlendirecek yeni mekanizmaların inşasında yaratıcı ve esnek olacağız.

Seçim dönemi boyunca bir yandan halkın sahadaki reaksiyonlarının doğru okunmadığı, diğer yandan ise özden ve esas kaynaklarımızdan uzaklaşıldığına dair eleştirilerin bir süredir devam ettiği görüldü. Bu eleştirilere karşı siyaset yapma biçimimizi nasıl değiştirebileceğimizi, hangi kurumsal mekanizmaları inşa etmemiz gerektiğini ve bunu yaparken nasıl bir örgütlenme modeline ihtiyacımız olduğunu değerlendirdik.

Temsili ve orta sınıf siyaset biçimine sıkışmak yerine siyasetin toplumsallaşmasını merkeze alacağız. Önümüzdeki mücadele döneminde toplumsal dinamikleri açığa çıkarmaya daha fazla yoğunlaşacağız.

Parti-halk ve merkez-yerel gibi hiyerarşik ikiliklerle bürokratikleşmiş yapılara, anlayışlara ve yaşamın her alanındaki toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklere karşı devrimci kolektif mücadeleyi ve anlayışı esas alacağız. Bu gidişattan rahatsızlık duyan ve değişimi kaçınılmaz gören her örgütlü yapı, çevre ve kişi ile bu temelde birlikteliklerde ısrar etmek direniş ve yeniden inşa hattımızın önceliği olacaktır.

Parti yapımızda kadın özgürlük mücadelesine yönelik engelleme ve ideolojik aşınmalara karşı sokaktan Meclis’e kadar her alanda eril anlayışa karşı örgütlenerek kararlı bir biçimde mücadeleyi sürdüreceğiz.

Siyaset yapma biçimimizi yeniden yapılandırma tartışmaları yürütürken siyaseti siyasetsizleştirmenin adı olarak popülizmi de ele aldık. Siyasetin yeterli düzeyde üretilememesi ile popülizmin büyümesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyduk. Popülist eksenli siyaset tarzının yıpratıcılığına karşı yeni dönemde kolektif ve toplumsallaşan siyaset aklını yine birlikte üretmenin yollarını inşa edeceğiz.

Siyasetimizin ittifaklar ve bileşenler konusunda istenilen amaca ulaşamamış olması durumunu, derinlikli bir tartışmanın konusu olarak ele aldık ve almaya devam edeceğiz. Bu önemli tartışmayı siyasetimizin büyüme stratejisinde yeni yol ve yöntemler bulma gerekliliği merkezinde değerlendirdik. Büyüme ve genişleme siyasetinin salt siyasi partiler, örgütler ve bireylerle yapılacak dönemsel ittifaklarla mümkün olmadığı bilinciyle bu soruna çözüm üretmenin yollarını bulmanın önemi üzerinde durduk.

Üçüncü Yol’u demokratik ittifaklar ve halkın katılımı ekseninde örmenin temsil siyasetine dair isabetli eleştirilere çözüm perspektifi sunacağı inancındayız. Demokratik ittifaklar zeminiyle toplumsallaşmış siyaset, hem seçilmiş olmayı temel hedef olmaktan kurtarabilecek hem de siyasetin toplumsallaşmasının önünü açabilecektir.

“Barış ve Demokrasi Mücadelesini büyüteceğiz”

Önümüzdeki süreçte AKP-MHP bloku Kürt sorunundaki mevcut politikalarında ısrarcı olacaktır. Bizler de buna karşı “Barış ve Demokrasi Mücadelesini” büyütmekte ısrar edeceğiz. Açıktır ki yeni dönemde devlet aklı ikili bir strateji devreye koyacaktır. Bir yandan mevcut genel politikalarında ısrar ederken, bir yandan da kimi oluşumlar üzerinden siyasal gücümüzü bölgede kırmak isteyecektir.

Devlet aklı yaptığı bu siyasal-sosyolojik yatırımla, iktidarın açıkça ifade ettiği gibi Kürt halkını farklı yöntemlerle teslim alma siyasetini hedeflemektedir. İktidarın bu siyasal yönelimi, tekçi ve inkârcı devlet politikasının süreklilik içinde ve biçim değiştirerek devam etmesi anlamına gelmektedir. Bu yönelime karşı yeni dönemde önemli politik sorumluluklarımızdan biri Sayın Öcalan’a uygulanan tecridi kırma mücadelesini sürdürmek olacaktır. Tüm tutsak yoldaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması için mücadele etmeye, Kürt halkının ve tüm halkların mücadele tarihini sahiplenmeye ve bu tarihi güçlendirmeye yeni bir ideolojik-politik hattı da birlikte inşa ederek devam edeceğiz.

Demokratik Cumhuriyet’i inşa etmeye olan inancımız ve irademiz, parlamento seçimleriyle sınırlı tutulamayacak kadar güçlü ve hayatidir. Demokratik Cumhuriyet’in örgütlenmesini yaşamın her alanında anbean hayata geçirmek yeni dönemin önemli politik sorumluluklarından biridir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Demokratik Cumhuriyet talebimizi daha güçlü bir şekilde inşa edecek yolları halklar örecek, biz öreceğiz.

Fikriyatımızı en güçlü şekilde hayata geçirecek ve bizi sistemin iki hegemonik fay hattının dışına taşıyacak ideolojik-politik duruş Üçüncü Yol’dur. Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutumumuzdan dolayı aşınmaların meydana geldiği ortadadır. Üçüncü Yol siyasetinden uzaklaşma ve iki kutba da payanda olmama ilkesinden kısmi kopuşun yarattığı ideolojik aşınmaları birlikte onaracağız. Üçüncü Yol siyasetini toplumsallaştırmanın çaresini yine toplumsal çaba ile bulacağımıza olan inancımız tamdır.

Üçüncü Yol stratejimizin önemli hedeflerinden biri demokratik ittifakları genişletmektir. Bugüne kadar ittifak siyasetimizin seçimle sınırlı tutulması bizler açısından bir özeleştiri konusudur. Buna karşılık, toplumun tüm dinamikleriyle ittifaklar kurmak partimizin temel hedefi olmaya devam edecektir.

Bu siyasal-toplumsal yaklaşıma kaynaklık eden ise doğrudan mücadele ve özgürleşme fikriyatımızdır. Bilinmelidir ki seçim başarısızlıkları, eksiklikleri ve hataları siyasal fikriyatımıza gölge düşüremez; bilakis fikriyatımızı daha güçlü şekilde ve özeleştiri ile sahiplenmemizi ve eylememizi zorunlu kılar. Yeni dönemde, ittifak siyasetimizin toplumsal zeminde devam etmesini birlikte inşa etmenin yollarını yine birlikte arayacağız. Bu buluşmaların, parti ve halk arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmamıza katkı sunacağına ve inşa sürecimizi güçlendireceğine inanıyoruz. İçe gömülme riskine karşı mücadeleyi büyüterek yeniden yapılanmayı esas alacağız!

Seçim sonrası bir yandan partimizin tüm alanlarında ciddi bir özeleştiri ve yeniden yapılanma tartışmalarını yürütmeye devam ederken, bir yandan da Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ve küresel siyasetteki reel gelişmelere karşı mücadele hattımızı örmeyi sürdürüyoruz. Hemen her gün halkların kazanımlarına karşı iktidar tarafından yeni saldırılarda bulunuluyor.

Tek tek kişileri aşan mücadele tarihimiz ve birikimimiz, partimizin emektarı olan herkesi bir arada ve barışın, özgürlüğün, emeğin, kadın özgürlüğünün ve demokrasinin mücadele safında tutma gücüne sahiptir. Bu hakikatle; yürütülen algı operasyonlarının kaynağını ve adresini bildiğimizi ve bu yönlendirmelere karşı dimdik ayakta olduğumuzu, partimizin kişilerin değil kadınların, gençliğin, işçilerin, işsizlerin, ezilenlerin ezcümle tüm halkların partisi olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.”

Paylaşın

Gelecek, DEVA Ve Saadet Partisi Ortak Grup Arayışında

Ahmet Davutoğlu Liderliğindeki Gelecek Partisi, Temel Karamollaoğlu Liderliğindeki Saadet Partisi ve Ali Babacan Liderliğindeki Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ortak grup kurma konusunda kararlı.

Bir arada hareket etmeyi kolaylaştırmak için yeni kurulacak bir dördüncü parti çatısı altında grup oluşturma fikri karşılık bulmadı. Üç partiden birinin çatısı altında grup kurma formülünde ise her parti kendi çatısını işaret ettiği için henüz sonuç alınamadı.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP listelerinden Meclis’e 35 milletvekili gönderen Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi’nin ortak grup kurma arayışı sürüyor. Bir arada hareket etmeyi kolaylaştırmak için yeni kurulacak bir dördüncü parti çatısı altında grup oluşturma fikri karşılık bulmadı.

Üç partiden birinin çatısı altında grup kurma formülünde ise her parti kendi çatısını işaret ettiği için henüz sonuç alınamadı. Bu arada söz konusu arayış sürecinde DEVA ve Gelecek Partilerinin birleşmesinin de söz konusu olabileceği söyleniyor.

Bu gerçekleşirse çözüm süreci döneminde kanunlaşan “Parti eş başkanlığı” sisteminin birleşmeyi kolaylaştırıcı rol üstlenebileceğini söyleyenler var. Ancak “eş başkanlık” her ne kadar bu birleşme açısından “Sorun çözücü, rahatlatıcı bir formül” olarak görünse de “eş başkanlık sol jargon” olduğu gerekçesiyle biraz mesafeli yaklaşıldığı ifade ediliyor. Tartışmanın Meclis’in açılacağı ekim ayına kadar devam etmesi sürpriz olmayacak.

DEVA, Gelecek ve Saadet Partisi milletvekillerinin ortak grup oluşturma çalışması devam ederken Meclis Başkanlığı da ön hazırlığa başladı. Edinilen bilgiye göre 6. grup kurulması durumunda Meclis’in ana binasının zemin katındaki tutanak müdürlüğünün yer aldığı odalar yeni grup için tahsis edilebilir.

2.76 puan tartışmaları

DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’ye toplam 38 milletvekili kazandırmasının tartışmaları ise sürüyor. 2018 seçimlerinde yüzde 22.65 oy alan CHP, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde 4 partinin desteğine karşın oyunu ancak yüzde 25.41’e çıkarabildi.

Bu durumda CHP’nin kendi oy artışı olmadıysa 4 parti toplam oya 2.76 puan katkı yaptı. Geçtiğimiz hafta çalışmaya başlayan Meclis kulislerinde bu katkının en çok hangi partiden geldiğine dair sohbetler dikkat çekiciydi. Partilerin CHP’nin oylarındaki 2.76’lık artışı kendi aralarında da paylaşamadığı görüldü.

Örneğin DEVA Partililer Kahramanmaraş’ta milletvekili sayısının artışını, Gelecek Partililer uzun yılların ardından Rize’den milletvekili çıkarılmasını kendi destekleriyle açıkladı. CHP’li bazı siyasetçiler ise “sağ muhafazakar partilerle artık sadece stratejik iş birliği yapılabilir ama ittifak olmamalı” diyor.

Paylaşın

Mithat Sancar: Umut Ve Mücadele Bir Sürekli Devrimdir

Seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirme yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Yenilenmeye ihtiyacımız var. Bu ülkeyi yenilemek istiyorsak önce biz yenileneceğiz. Örgütsel, siyasal ve toplumsal alanda yenilenme sürecini bu ülkeyi özgürlüğe ve demokrasiye taşımak için yapacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biliyoruz ki bunu yapabiliriz. Bunu yapacak birikimimiz var. Geride bıraktığımız 15 günlük süre içinde yaptığımız bütün tartışmalar bize büyük bir ilham olmuştur. Bu konuda inancımız pekişmiştir. Örgütümüz eksiklik ve sıkıntılara rağmen inanç ve irade konusunda sağlamdır.”

Sancar, açıklamasının devamında, “Üçüncü Yol bizim siyasi hattımız ve çizgimizdir; aynı zamanda siyaset yapma tarzımızın adıdır. Sistem içi alışkanlıkların bizleri yozlaştırmasına izin vermeyeceğiz. Hatta bunun da ötesinde şimdi yaptığımız gibi sistem içi yozlaştırma mekanizmalarının demokrasi güçlerine bulaşmasını engelleyecek bir örnek sergileyeceğiz.

Bu görev hepimizindir. Tekrar söylüyorum, umut ve mücadele bir sürekli devrimdir. Siyasi rehavet umudun ve mücadelenin düşmanıdır. Buradayız, konuşuyoruz, eleştireceğiz, özeleştiri vereceğiz, sorumlulukların gereğini eksiksiz yerine getireceğiz ve yolumuza devam edeceğiz. Yolumuz açık olsun” ifadelerini kullandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) il eş sözcüleri ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) il eşbaşkanları, Yeşil Sol Parti Genel Merkezi’nde bir araya geldi. HDP Eş Genel Başkanı Prof. Dr. Mithat Sancar, toplantının açılış konuşmasını yaptı ve şöyle seslendi:

“Toplantı ve açıklamalarımızda, seçimlerden beklediğimiz sonuçları alamadığımızı açık yüreklilikle ortaya koyduk. Hedeflerimiz vardı, bu hedeflerimize ulaşamadık. Bu açıdan sorgulanması gereken pek çok mesele var. Bu süreci bütün boyutlarıyla ele almak daha sağlıklı bir değerlendirme için gereklidir. Öncelikle adaletsiz, eşitsiz ve baskıcı bir ortamda seçimlere girildiğini kimse aklından çıkarmasın. Sanki normal bir seçim süreci geçirilmiş gibi bir değerlendirme de bizleri doğru sonuçlara götüremez.

İktidar bütün imkanları kullandı. AKP-MHP ittifakı devlet imkanlarını seferber etti, her türlü engeli önümüze çıkardı. Kara propagandayı ve medya gücünü sonuna kadar kullandılar. Gözaltı operasyonlarına devam ettiler, sahada çalışan arkadaşlarımızı engellemek için her yolu denediler. Bunlar, rejimin zaten yapacağını beklememiz gereken operasyonlarıydı. Seçim sonuçlarının bunlardan etkilendiğini hatırımızda tutmamızda fayda var. Ama hedeflerimize ulaşmamamız sadece bunlara bağlanamaz. Sadece dış faktörlere yaslanarak bu süreci açıklamaya çalışırsak, önümüzdeki dönemin görevlerini yerine getirme konusundaki eksikliklerimiz derinleşebilir.

Adaletsizlikler, haksızlıklar, baskılar devam ediyor. Seçimden sonra döviz kurundaki yükseliş sonucu yoksulluk daha da artmıştır. Bugün milyonlar bir hafta öncesine göre daha yoksuldur. Talan ve sömürü üzerine kurulan sistem, acı reçete başlığı altında halkı ezmeye devam edeceğini göstermektedir.

Kayyım rejimi de aynı şekilde seçimden sonra devam edecek. Bunun işaretleri de Patnos Belediye Eşbaşkanlarımızın gözaltına alınmasıyla ortaya konulmuştur. Yüksekova’da 5 yaşındaki Erdem Aşkan’ın bir astsubayın kullandığı aracın çarpması sonucu ölmesinin ardından bu güvenlik görevlisinin serbest bırakılması tanıdığımız bir manzaradır. Kürt şehirlerinde çocukların zırhlı araçlarla ezilerek öldürülmeye devam etmesi cezasızlık politikasının ve Kürt politikasında güvenlikçi anlayışın bütün boyutlarıyla devam edeceğinin göstergesidir.

AİHM kararlarının uygulanması konusunda Avrupa Konseyinden gelen uyarılar kulak ardı edilmeye devam ediyor. Haksız ve hukuksuzca cezaevinde rehin tutulan arkadaşlarımız, aynı hukuksuz yöntemlerle içeride tutulmaya devam edilmek isteniyor. Bütün bunlar bize mücadeleyi büyütme mecburiyetinin ne kadar büyük ve acil olduğunu gösteriyor. Mücadele daha örgütlü ve kararlı devam etmek zorunda.

Seçim sonuçlarının ortaya koyduğu başka bir tablo da toplumun en az yarısının, ki bize göre daha fazlasının, demokratik dönüşüm taleplerinin canlı ve güçlü olduğudur. Bu demokratik dönüşüm ve adalet talebini omuzlama göreviyle karşı karşıyayız. Bunun öncülüğünü üstlenme rolü ile karşı karşıyayız. Emek sömürüsü ve yoksulluğun son bulması için bu mücadeleye öncülük yapma mecburiyetimiz vardır.

“Toplumsal dönüşüm halkın içinde yürümemize bağlıdır”

Tartışma canlandırır, eleştiri-özeleştiri güçlendirir. Bizler bunları bu süreçte yapmak için elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. Bu süreci halk buluşmaları ile devam ettireceğiz.

Çünkü siyasetin canlı kalabilmesi, demokratik siyasetin önümüzdeki dönemde toplumsal dönüşüm için öncü rol oynayabilmesi kendimizi yenilememize, halk ile birlikte halkın içinde yürümemize bağlıdır. Halkı dinleyerek, halkın gücünü dönüşüm kaynağı haline getirerek ancak bu görevlerin üstesinden gelebiliriz.

Topluma bir mağlubiyet, bir yılgınlık duygusu yerleştirilmek isteniyor. İktidar, dönüşüm isteyen güçleri bozguna uğratmış gibi bir algı yayılıyor. Bu tehlikeli bir tuzak, bunun herkes farkına varmalı.

Bu algının bertaraf edilmesi için en geniş demokratik mücadele ortaklığını kurma çabalarını büyütmek lazım. Demokrasi ve adalet isteyen güçlerle buluşarak bu tuzakları ortadan kaldırabilir, geleceğe birlikte yürüyebiliriz.

Yenilenmeye ihtiyacımız var. Bu ülkeyi yenilemek istiyorsak önce biz yenileneceğiz. Örgütsel, siyasal ve toplumsal alanda yenilenme sürecini bu ülkeyi özgürlüğe ve demokrasiye taşımak için yapacağız. Biliyoruz ki bunu yapabiliriz. Bunu yapacak birikimimiz var. Geride bıraktığımız 15 günlük süre içinde yaptığımız bütün tartışmalar bize büyük bir ilham olmuştur. Bu konuda inancımız pekişmiştir. Örgütümüz eksiklik ve sıkıntılara rağmen inanç ve irade konusunda sağlamdır.

Üçüncü Yol bizim siyasi hattımız ve çizgimizdir; aynı zamanda siyaset yapma tarzımızın adıdır. Sistem içi alışkanlıkların bizleri yozlaştırmasına izin vermeyeceğiz. Hatta bunun da ötesinde şimdi yaptığımız gibi sistem içi yozlaştırma mekanizmalarının demokrasi güçlerine bulaşmasını engelleyecek bir örnek sergileyeceğiz.

Bu görev hepimizindir. Tekrar söylüyorum, umut ve mücadele bir sürekli devrimdir. Siyasi rehavet umudun ve mücadelenin düşmanıdır. Buradayız, konuşuyoruz, eleştireceğiz, özeleştiri vereceğiz, sorumlulukların gereğini eksiksiz yerine getireceğiz ve yolumuza devam edeceğiz. Yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Financial Times’dan Dikkat Çeken “Hafize Gaye Erkan” Yorumu

2015-2018 yıllarında Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, 2009-2015 yıllarında ise Maliye Bakanlığı yapan Mehmet Şimşek’in “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesinin ardından, Hafize Gaye Erkan, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına atandı.

Hafize Gaye Erkan’ın Merkez Bankası’na atanması ile birlikte ortodoks para politikalarına dönüleceği yorumları yapılırken, Birleşik Krallık merkezli The Financial Times’dan Adam Samson, Hafize Gaye Erkan hakkında dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllarca geleneksel olmayan ekonomi politikaları izlediğini, bunun da yatırımcıları Türkiye’nin bilançosunun tehlikeli durumu konusunda endişelendirdiğini söyleyen Samson, düşük politika faizi ve tüketilen döviz rezervlerini hatırlatarak Erkan’ın yeni rolünde dar bir manevra alanı olacağı öngörüsünde bulundu.

Erkan’ın uzmanlığının büyük finans kuruluşlarının bilançolarındaki riski analiz eden karmaşık modeller oluşturmak olduğunu kaydeden Samson, Erdoğan’ın düşük faiz politikasını hatırlatarak Erkan’ın dayandığı klasik matematik kuramlarının Erdoğan’ın ekonomi konusundaki radikal görüşlerine tezat oluşturduğunu yazdı.

Politika faizini yüzde 8,5’e çekme kararının enflasyon krizini beraberinde getirdiğini ve lirayı büyük bir baskı altına aldığını aktaran Samson, Merkez Bankası’nın bu yıl 25 milyar dolarlık rezerv harcadığını anımsatarak bunun Erkan’a bankayı iyileştirmek gibi zorlu bir görev üstlenirken dar bir manevra alanı bırakacağı değerlendirmesinde bulundu.

Erkan’ın özgeçmişinden de detaylar paylaşılan yazıda, Erkan’ın First Republic bankasındaki görevinin kısa ve inişli çıkışlı olduğu, The Financial Times’ın önceki raporlarında Erkan’ın diğer üst düzey yöneticiler ile etkileşimlerinin ‘toksik’ olarak nitelendirildiği ifade edildi.

Erkan’ın risk yönetimi konusunda büyük bir rol oynadığı bankadan 2021 yılı sonu itibarıyla ayrıldığını hatırlatan gazete, kurumun halihazırda 2008’deki bankacılık krizinden bu yana ABD’deki en büyük bankacılık krizinin merkezinde bulunduğunu belirtti. Yazıda ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın ilk kadın başkanı olarak Erkan’ın risk yönetimi konusundaki deneyimini kullanmak için taze bir şansı olduğu ifade edildi.

“Cumhurbaşkanını memnun etmek durumunda olacak”

Merkez Bankası Başkanlığı’nın Erkan’ın diplomatik becerilerini sınayacağını kaydeden gazete, Erkan’ın Türkiye’yi daha sürdürülebilir bir politika zeminine getirmek ve yabancı yatırımcıları ülkeye geri çekmek arasında ince bir çizgide yürüyeceğini, bu esnada geleneksel ekonomi politikaları karşısında çok az sabır gösteren bir cumhurbaşkanını memnun etmek durumunda olacağını belirtti.

Paylaşın

AYM Hak İhlali Kararı Vermişti; Cumartesi Anneleri Yine Gözaltına Aldı

Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’nin eylemine 950’nci haftasında da polis müdahale etti. Çok sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Gazetecilerin görüntü çekmesi de polis tarafından engellendi.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Bir kez daha gözaltındayız. İlk gözaltılar alandan polis aracıyla götürüldükten sonra kayıp yakını İkbal Eren ve beraberindekiler de gözaltına alındı. Galatasaray Meydanı bizimdir. Vazgeçmeyeceğiz” ifadelerine yer verildi.

Gözaltı sonrasında polis, 20 kişinin gözaltına alındığını 12’sinin kadın 8’inin erkek olduğunu anons etti.

Cumartesi Anneleri ise 19 kişinin gözaltına alındığını belirterek isimleri paylaştı: Besna Tosun, Maside Ocak, Hasan Karakoç, Meriç Eyüboğlu, Cüneyt Yılmaz, Leman Yurtsever, Ali Tosun, Ali Ocak, Selvi Gülmez, Hanife Yıldız, Mikail Kırbayır, İrfan Bilgin, Hünkar Yurtsever, Sebla Arcan, Hatice Korkmaz, İsmail Yücel, Meryem Bars, İkbal Eren, Mukaddes Şamiloğlu.

AYM hak ihlali kararı vermişti

Anayasa Mahkemesi (AYM), İstanbul Beyoğlu’nda Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta buluşmasının yasaklanması ve buna yönelik polis müdahalesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetmişti.

Kararda, “Grubun kaybolan yakınlarının bulunması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması amacına yönelik oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istemesi demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır” ifadelerine yer verilmişti.

Polis gözaltı işlemini, toplanma ve basın açıklamasının Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmış olmasına dayandırdı.

Cumartesi Anneleri

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

İstifa Edecek Mi, Kurultayda Aday Olacak Mı? Kılıçdaroğlu Açıkladı

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, seçim gecesi alınan sonuç sonrası neden istifa etmediği sorusuna verdiği yanıtta, “Bugüne kadar yaptığım çalışmalar, bunları özveriyle yaptığıma inanıyorum, pişmanlık duymuyorum. Türk siyasetinde önemli bir aşamayı kayıt ettik. Demokrasiye taraftar olanları, savunanları CHP bir araya getirdi. Bunlar unutuldu, bunların konuşulması lazım” dedi ve ekledi:

“İktidar olacağımızda neler yapacağımızı çalıştık, mutabakat metni hazırladık. Yeteri kadar anlattık mı, tartışılabilir. Öyle bir noktaya geldi ki toplumun her kesimiyle diyalog kurduk, her şeyi anlatmaya çalıştık. Toplumun her kesimini kucaklamaya çalıştık. Biz kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, neredeyse tüm anket firmaları söylüyordu.”

Kurultayda aday olacak mı sorusuna ise Kılıçdaroğlu, “Bundan sonraki süreçte bayrağı teslim alanlar elbette daha ileriye taşıyacaktır. İl başkanları değişecek, ilçe başkanları değişecek her kes değişecek kimsenin kazık çakacak hali yok…

CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Ben ‘Adayım’ demem. Partimizin kurumsal kimliği var. Bu seçim genel başkanın da seçileceği bir kurultay” şeklinde cevap verdi..

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında gazeteci Uğur Dündar, Alişar Delek, İsmail Saymaz ve İpek Özbey’in sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Bugüne kadar yaptığım çalışmalar, bunları özveriyle yaptığıma inanıyorum, pişmanlık duymuyorum. Türk siyasetinde önemli bir aşamayı kayıt ettik. Demokrasiye taraftar olanları, savunanları CHP bir araya getirdi. Bunlar unutuldu, bunların konuşulması lazım. İktidar olacağımızda neler yapacağımızı çalıştık, mutabakat metni hazırladık. Yeteri kadar anlattık mı, tartışılabilir. Öyle bir noktaya geldi ki toplumun her kesimiyle diyalog kurduk, her şeyi anlatmaya çalıştık. Toplumun her kesimini kucaklamaya çalıştık. Biz kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil, neredeyse tüm anket firmaları söylüyordu.

“Yerel seçimlerden önce kurultayı yapmalıyız”

6 lider ve 2 belediye başkanı arkadaşlarımızla alanlara çıktık mitinglerimizi yaptık. Beklediğimiz olmadı. Beklediğimizin olmamasını bizim üzerimizde üzüntüye yol açtığını kabul edersiniz, biz de insanız. Üzüldük ama yine de ben o akşam konuştum. 6 lider bir araya geldik, toplantı yaptık. Oturduk konuştuk nasıl bir yöntem izleyelim diye. MYK’yı, milletvekillerimizi topladık tüm ayrıntılarıyla çalıştık.

Durumu değerlendirdik. Kimsenin hakkını yemek istemem, listelerde yer almayanlar da dahil çaba harcadı. Nerede bir boşluk varsa bir şekilde gidildi. Sonra şu karara vardık. Talep var, ne yapmamız gerekiyor, kurultayımızı toplayacağız. Eleştirileri aldık, kurultay kararı aldık. Yetkiyi yine partililerimize bıraktık. Kurultay yerel seçimlerden önce. Benim düşüncem yerel seçimlerden önce kurultayın yapılması.

Bu seçim kader seçimiydi. Ya demokrasi olacak ya otoriter olacak. Bu umutsuz olmamızı sağladı. İkinci turda 40-60 sonucu olsaydı bu Türkiye için sonu felaket olan bir sonuç olurdu. Ama öyle olmadı, 2 puanlık fark oldu. Biz demokrasiden yana oy aldık. Genel Başkanlık bizde çok önemli değildir.

Biz nerede kaybettik? Biz bunu da araştırdık. Toplumun önüne çıkarken verilere hakim olmak gerekiyor. 1-2-3 numaralı sandık konulan yerler, köy kasaba, belde. Buralarda Kılıçdaroğlu’nun aldığı oy 3 milyon 580 bin 115. Erdoğan’ın aldığı oy 6 milyon 100 bin 355.

“Kentlerde oturan seçmenler”

3 ve üstü sandığı olan şehir merkezi ve ilçelerde olanlarda Kılıçdaroğlu’nun aldığı oy yüzde 51, Erdoğan’ın aldığı oy yüzde 49. Bu şunu gösteriyor, CHP, kırsalda, 1-2-3 sandık konuşan yerlerde gerekli etkiyi yeteri kadar gösteremediğini söylüyor bize. Aradaki fark 1-2-3 numaralı sandıklardan kaynaklanıyor. Kentlerde oturanların tamamı demokrasiden yana oy kullanmış insanlar.

Ortaya çıkan tabloyu ağır bir yenilgi olarak görmeyi asla kabul etmem, sizin de kabul etmenizi doğru bulmam. Kazanamadık doğru ama bunu ağır bir yenilgi olarak kamuoyu önüne koymak olmaz.

Sıfır oy çıkan sandıkları da çıkardık. Birinci turda Kılıçdaroğlu için sıfır oy çıkan 382 sandık var Türkiye genelinde. Erdoğan için 158 sandık. İkinci turda Kılıçdaroğlu için 286, Erdoğan için 70 sandık. Bu seçime CHP kadar hazırlık yapan ikinci partiyi bulamazsınız.

İlk turda bazı sorunlar çıktı, doğru. Bilgisayar sisteminde birden fazla model arasında uyumsuzluk çıktı. Tutanakların yüklenmesinde sorunlar çıktı. İkinci turda da tutanakların tamamı elimize geçti. Geçen seçimlerde biz Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine giremedik, bırakın sandığı. Biz sıfır oy çıktığı yerlere milletvekili arkadaşlarımızı gönderdik, darp edildi. Bu kadar her şeyi göze alarak görevlendirdik. Darp edilen milletvekili bu ülkeye demokrasi gelsin diyordu, darbedenin ayağında ayakkabı yoktu.

Geçen seçimlerde 10 bine yakın partili sandığa gitmemiş, ilişkilerini kesip partiden ihraç ettik. Tutanak sonucunu bize gönderirken ağlayanlar vardı. Okul önlerinden gelen sonuçlarda biz yüzde 51 öndeyiz ve hepimiz sevindik. Ne zamanki 1-2-3 sandık konulan yerlerde sonuçlar gelince tablo beklediğimiz gibi olmadı.

“Büyük kısmı sadece TRT izliyor”

Biz oraya zamanında gidip kendimizi yeteri kadar anlatamamışız. Buradakilerin büyük bir kısmı sadece TRT izliyor. TRT’nin ne olduğunu da biliyorsunuz. Bunu da gözlemledik. Bunu biz yapmadı. Bu gözlemi bağımsız kişiler gidip oralarda yapıp bize gönderdiler.

Beklediğimiz ölçüde kayıp olmadı. Biz kazanamadık doğru. Biz şunu da araştırdık; acaba kırsaldaki insan neden ekonomik yıkımdan etkilenmedi diye, çok basit, ayda 500 lira verdiğinizde zaten harcayacak yer yok, köyde nerede harcayacak para. Deprem bölgesi de halkın kendi tercihidir. Dağıtılan paralar, imkanlar var…

“Ben ‘adayım’ demem”

Bu bir demokrasi yarışıdır. Toplumdaki kutuplaşmayı törpüledik. Sorunların çözümü için öncülük ettik. Bundan sonraki süreçte bayrağı teslim alanlar elbette daha ileriye taşıyacaktır. İl başkanları değişecek, ilçe başkanları değişecek her kes değişecek kimsenin kazık çakacak hali yok… CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Ben ‘Adayım’ demem. Partimizin kurumsal kimliği var. Bu seçim genel başkanın da seçileceği bir kurultay.

Bu güne kadar hiç çıkıp ‘adayım’ demedim. Partinin yetkili organları karar verecektir. Bu parti bir kişinin partisi değildir. Bu partide herkes gelip Genel Başkanlığa aday olabilir. Bu partinin bir sağ duyusu vardır. Hayatımda hiçbir delegeye ‘gel bana oy ver’ demedim. Ben kurultay kararı aldım, aday olacaklar çalışacaklar. Ben el veririm, neden vermeyeyim?

İkinci turda da beklentinin karşılanmamasının yarattığı bir olumsuz tablo var biz bunu anlayışla karşılanmalı. Bu bizi umutsuzluğa sevk etmemeli. Biz yenilenmeliyiz, güçlenmeliyiz, yolumuza devam etmeliyiz.

Belediye başkanları olmasaydı kaybetseydik, belki dediğinizin haklı gerekçesi olabilirdi ama onlar vardı zaten. Siz neden aday oldunuz diye bana soruyorsunuz. Ben hiçbir zaman ben adayım demedim, masada da demedim. Masanın iradesine her zaman saygı gösterdim.

Onlara göre oy oranları 5 olabilir 7 de olabilir. Böyle bir veri yok elimizde. İlk toplantıda söyledim, bizi bir araya getiren demokrasi dedim. Milletvekilleri verdik evet, çalıştılar, biz de çalıştık. Parlamentoda grup da kursunlar istiyorum. Onların varlığı olması, komisyonlarda temsil edilmeleri demokrasi için son derece önemlidir. Türkiye’ye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar mücadele edeceğiz ve mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

DEVA da orda olsun diyorum, demokrasi için orada olsun diyorum. İyi Parti’yi engellemek istediler, CHP hayır dedi. Bunun aşan CHP’ydi. Bu misyon, tarihin bize yüklediği misyondur. Parlamentoda beklediğimiz çoğunluk olmadı. Sağlıklı bir ölçme şansımız yok. Bir önceki seçimde CHP’ye ne kadar çıkmıştı, onlar üzerinden yorum yaparak bir sonuca ulaşabiliriz. Oyumuzu kaybetmedik, bir parça arttı ama yeterli değil. Bunun üstüne çıkmak gerekiyor, daha fazla çalışmak gerekiyor. Oyumuzun artmama nedenleri nedir, oturup yıllarca çalışıyoruz. CHP’ye yönelik bir algı var, algıyı değiştirmek istiyoruz. ‘Elim gitmiyor Altı Ok’un altında mühür basmaya’ diye…

Bu güne kadar kendi mahallemizde gezdik, şimdi diğer yerlere gidiyoruz, onlarla oturup dertleşiyoruz. Eğer gerçekten deprem bölgesiyle ilgili ne yapıldı, hiçbir şey.

Tartışma gayet doğaldır. Birbirimizi daha iyi tanımak ve düşüncelerimizi ifade etmek açısından. Bizim için değerli. Geriye dönük tartışmayı yararlı bulmuyorum.

İttifak, demokrasi ittifakıydı seçimle sonuçlandı. Bundan sonra seçim ittifakı bir sonraki seçimler olduğunda oturulur konuşulur. Parlamentoda stratejik olarak birbirimize destek verebilir, ortak hareket edebiliriz. Her parti ayrı ama bizi ortaklaştıran demokrasi talebimiz. Demokrasi ekseninde beraberliğimiz her zaman sürüyor. Belli konularda telefonla görüşüyoruz. Ayrışma, kopma, birbirimize sırt dönme söz konusu değil.

Değişim çağrısı gayet güzel bir çağrı. Ben değişime karşıyım diyebilir misiniz? Hayatın kendisi değişim üzerine inşa edilmiştir. Siz değişim talebinde bulunuyorsunuz, bu değişim olacak zaten, bugün olmazsa yarın. Partilerin kendi kurultaylarını yapmaları, üyelerini seçmelerini, bunlar hayatın değişiminin bir gereğidir. Bizim cinsiyet kotamız var, gençlik kotamız var. Bu değişim, belli bir zaman dilimi içinde oluyor. Değişimin kendi içinde evreleri var. Değişim talebi olabilir.

Belediye Başkanları seçildikleri beldeye hizmet etmek zorundalar, birinci öncelikleri budur. Halk onları kendilerine hizmet etsin diye seçti. Benim bunu dillendirmem kadar doğal ne olabilir. Halk sizi seçti İstanbul’a, Ankara’ya, Adana’ya… Siz buraları bırakın başka işlerle uğraşın; olmaz…

Siyasetin temeline aykırıdır bu. Şu anlama gelmesin, siyaset yapmasın anlamına gelmiyor. Öncelik budur. İstanbullu, Ankaralı seni seçti, buralara hizmet edin diye. İşin doğası gereği kuralı da budur. Sadece orada kalın hiçbir iş yapmayın olmaz. Genel siyasetin içinde de yer alabilirler. Ben CHP Genel Başkanı olarak İstanbul Büyükşehir’in ne olması gerektiğini düşünmek zorundayım. Yeni bir CHP’li tarafından yönetilmesi gerekir. Şu anda CHP’li tarafından yönetilmezse bu bizim için ciddi bir sorun olur. Kazandığımız bir Büyükşehir Belediyesi’ni başka bir partiye neden verelim? İmamoğlu aday olabilir.

“Erdoğan’ı iktidar yapan Kandil’dir”

Ben çıkıp bunlar deepfake ile sahte videolar yayınlayacaklar dedim. Sonunda benim edildiğim oldu, sahte videolar yaptılar. Olmayan bir şey bir yalan üzerine inşa edildi. Sahte videolardan medet uman bir insan, Türkiye Cumhuriyetini nasıl yönetir? Bunu mütedeyyin insanlara sormak istiyorum. O yüzden diyorum, Erdoğan’ı iktidar yapan Kandil’dir, orada konuşturdular onları.”

Paylaşın

Dolar Tarihi Seviyeye Yükseldi; Mehmet Şimşek’e 12 Soru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, sosyal medya hesabından yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelen Mehmet Şimşek’e sorular yöneltti.

“Denizli’nin Milletvekili ve bir yurttaş olarak ‘ekonomi’ye ilişkin sorularımı iktidara buradan yöneltmek istiyorum” ifadesini kullanan Arpacı, sorularının Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yanıtlanmasını istedi.

“Rasyonel zemine dönüşün faturasını kim ödeyecek?”

CHP’li Arpacı, Şimşek’e şu soruları yöneltti:

“Ak Parti kendi yarattığı ekonomik enkazını mı temizliyor?
Rasyonel zemine dönüşün faturasını toplumun hangi kesimi ödeyecek?
Mazot fiyatına 2 gün içerisinde gelen %13 oranındaki zammın enflasyona etkisi ne olacak?

Yeni dönemde de enflasyonla mücadele edilmeyecek mi?
Türk Lirasının 2021 yılından bu yana günlük en büyük oranda (%7) değer kaybı yaşamasındaki sorumlusu kim?
Hem bütçe açığı, hem cari açık problemi olan aynı zamanda döviz darboğazı yaşayan ülke ekonomisi nereye savrulacak?

Döviz kurlarındaki gecikmeli yükselme ihracatçılarımızı tatmin edecek mi? Yoksa ani yükselişten dolayı başka sorunlara mı neden olacak?

Dövizdeki yükselmenin etkileri

Döviz kurlarındaki yükselme hangi parametreleri etkileyecek?
2023 yılı için 11.304 dolar olarak tahmin olunan kişi başına gelir hangi seviyeye inecek?
7 Haziran itibarıyla swaplar hariç (-) 73 milyar dolara ulaşan net rezerv açığı ne olacak?

TL’nin değer kaybı nedeniyle, kuru tutmak amacıyla icat edilen değeri 121 milyar doları aşan kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarının maliyeti ne olacak?
Nisan sonu itibarıyla 382 Milyar TL’ye varan Merkezi Yönetim Bütçe açık rakamı nereye ulaşacak?”

Paylaşın

CHP Neden Başarılı Olamadı? Murat Karayalçın Açıkladı

“CHP neden başarılı olamadı?” sorusunu yanıtlayan eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, Biz düşük siyasi kapasiteyle çalışıyoruz. Tam kapasiteli örgütün üç işlevi olduğunu düşünüyorum” dedi ve ekledi:

“Birincisi, partinin izleyeceği siyasetin örgüt tarafından belirlenmesi gerekiyor. Oysa bizde danışmanlar ve teknisyenler tarafından belirleniyor. Birincisi bu. İkincisi, adayların örgüt tarafından belirlenmesi.

Üçüncüsü broşürdü, afişti, pankarttı… CHP örgütleri yalnızca son söylediğime sıkıştırıldı. Siyaset belirlemesi yok, aday tespiti yok. Bu da düşük kapasiteyi getiriyor.”

Karayalçın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” çıkışıyla ilgili ise, “Talebin tanımlanması lazım. Neyin değişimini istiyoruz?” dedi.

Seçim sonuçlarına dair de değerlendirmelerde bulunan Karayalçın, “Büyük başarısızlık olarak görüyorum. Böyle devam edemeyiz” dedi.

Karayalçın, Kılıçdaroğlu ile aralarında geçen görüşmeyi de şöyle anlattı: “Ön seçimin zorunluluk olduğunu düşündüğümü belirttim. Ama ön seçimden beklenenleri elde edebilmemiz için üye ve örgüt yapısını değiştirmek gerek.

Yine de son aday belirleme yönteminin ne kadar olumsuz olduğunu gördük. 4 bin CHP’li milletvekili adayı olmak istedi. 4 bin kişi arasından 100-200 kişi seçildi. Bir iki dakikalık görüşmeyle seçildi. Sınava giriyormuş gibi… Son derece yanlıştı.”

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan eski SHP Genel Başkanı MuratKarayalçın’ın açıklamalarından bir bölüm şöyle:

Kılıçdaroğlu ile ne konuştunuz?

Ön seçimin zorunluluk olduğunu düşündüğümü belirttim. Ama ön seçimden beklenenleri elde edebilmemiz için üye ve örgüt yapısını değiştirmek gerek. Yine de son aday belirleme yönteminin ne kadar olumsuz olduğunu gördük. 4 bin CHP’li milletvekili adayı olmak istedi. 4 bin kişi arasından 100-200 kişi seçildi. Bir iki dakikalık görüşmeyle seçildi. Sınava giriyormuş gibi… Son derece yanlıştı.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

Aynı şeyleri düşünüyoruz. Ön seçim yapılacak. Bence önemli bir kazanım.

CHP neden başarılı olamadı?

Biz düşük siyasi kapasiteyle çalışıyoruz. Tam kapasiteli örgütün üç işlevi olduğunu düşünüyorum. Birincisi, partinin izleyeceği siyasetin örgüt tarafından belirlenmesi gerekiyor. Oysa bizde danışmanlar ve teknisyenler tarafından belirleniyor. Birincisi bu.

İkincisi, adayların örgüt tarafından belirlenmesi.

Üçüncüsü broşürdü, afişti, pankarttı… CHP örgütleri yalnızca son söylediğime sıkıştırıldı. Siyaset belirlemesi yok, aday tespiti yok. Bu da düşük kapasiteyi getiriyor.

Kurultaya ihtiyaç var mı?

Var tabi. Hem de çok ihtiyaç var. Olağan kurultay yapılmalı ki, bunları tartışalım.

Seçimden önce mi yapılmalı, sonra mı?

Kesin olarak seçimden önce yapılmalı. Bu tartışmaları ilçe ve il kongrelerinde yapacaksak, ortaya çıkan görüşlerin nihai karar şekline dönüştürülmesi kurultaydadır. Kurultayın seçimden sonraya kalması demek, bu düşüncelerin kadük olması demektir. Bu endişeyi taşıyorum.

İkincisi de, ittifak bitti artık. İttifak yapılacaksa da büyük pazarlıklar olacak. HDP’nin durumunun ne olacağı belli değil. CHP’nin okkalı bir yerel yönetimler bildirisi sunması gerekiyor.

Konut fiyatları ve kira konusunda CHP ne yapacak? Elimizde Batıkent gibi BM ödülü kazanmış bir proje var. Kentsel dönüşümde Dikmen ve Portakal Çayı gibi iki proje örneğimiz var, bunu önermeliyiz. Gezi Direnişi ‘kent hakkı’ kavramını getirdi. Kent hakkını dillendirmeliyiz. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nı nasıl yorumladığımızı ortaya koymalıyız.

İmamoğlu’nun değişim talebini nasıl yorumluyorsunuz?

Talebin tanımlanması lazım. Neyin değişimini istiyoruz?

Anlaşılan, genel başkanlık değişimi.

Ama bu açıklanmalı. Ben neyin değişimini istediğimi söylüyorum.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın