Kılıçdaroğlu’ndan “Değişim” Taleplerine Dikkat Çeken Yanıt

CHP Genel Başkanlığı görevini sürdürüp sürdürmeyeceği merak edilen Kılıçdaroğlu, Kurultay kararımızın gündeminde değişim var. Değişimin önünü açacağım. Hiçbir zaman değişimin önünü tıkayan bir kişi değilim, değişimin önünü tamamen açacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İnsanlık tarihi bir demokrasi tarihidir bu ülkede o demokrasinin mihenk taşı da Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP küllerinden yeniden doğacaktır. Bu Saraylıları elbette göndereceğiz, birlikte göndereceğiz. Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir, kaptan olarak gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimlerden sonra ilk kez partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sözlerime önce birkaç acı haberle başlamak isterim. İki şehidimiz var. Şehitlerimizin bizim gönlümüzde ayrı bir yeri vardır.

Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama bu vatan için canını veren herkese 85 milyon minnet duyar. İki şehidimize Allah’tan rahmet diliyorum.

MKE’de de 5 işçimiz hayatını kaybetti. Onlara da Allah’tan rahmet diliyorum. Bu olayın takipçisi olacağız. Hangi gerekçeyle nasıl bir facia gerçekleşti bunu da takip edeceğiz.

Mazbatayı aldığı tarihten itibaren bu arkadaşımız tutuklu. Biz CHP olarak nerede haksızlık hukuksuzluk varsa o haksızlığın giderilmesi için mücadele ederiz.

Önemli olan bir milletvekilinin Anayasa’ya aykırı olarak hapishanede tutulmasıdır. TBMM’nin onurunu haysiyetini koruyacak olan bir numaralı isim Meclis Başkanı, suskun davranamaz.

Milletvekilinin hapisten çıkıp gelip yemin etmesi gerekiyor. Keşke bu konuşmayı hiç yapmasaydık.

Neden diyoruz CHP demokrasinin güvencesidir, insan haklarının güvencesidir diyoruz. Bizden olsun veya olmasın bir kişi haksızlığa uğruyorsa sahip çıkmamız gerekiyor. Bunu yapmaya devam edeceğiz.

Bir seçim dönemini geçirdik. Elbette oturup değerlendireceğiz. Her değerlendirmenin kendine göre artıları, eskileri olacaktır. Güzel bir atasözümüz var; “Yolu doğru olanın, yükü ağır olur” Yolumuz doğrudur ve yükümüz ağırdır. Biz 85 milyonun yükünü çeken bir partiyiz.

Biz her zaman ve her yerde haksızlığa uğrayanların yanında olduk. Düşüncesini ifade etmek isterken şiddet görenlerin yanında olduk. Aklını kullananların, fakirin yanında olduk. Kendisini kimsesiz hissedenlerin yanında olduk.

Mesele Kılıçdaroğlu olayı değildir. Kılıçdaroğlu bu büyük mücadelenin sadece bir neferidir. Ben CHP’nin bir üyesi olma şerefini bu partinin genel başkanı olma şerefini ömrüm boyunca taşıyacağım.

Gemiyi limana sağlam götürmek kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin.”

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Yerel Seçimleri Etkiler Mi?

Yerel seçimlere giderken Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) “değişim” beklentisi tüm kamuoyunun yakından takip ettiği bir süreç. İttifakların sürüp sürmeyeceği, adayların nasıl belirleneceği konularında parti tabanlarında da soru işaretleri var.

Her ne kadar CHP yönetimi “yerel seçimleri büyük farkla kazanacağız” iddiasını gütse de bu o kadar kolay gözükmüyor. Bunun için ittifakların yeniden oluşturulması şart.

Metropol Araştırma Şirketi’nin kurucusu Prof. Özer Sencar, yerel seçimlerde muhalefet bir ittifakla seçime girmeyecek. İYİ Parti ve HDP’nin 2019 yerel seçimlerinde fedakarlık yaptığını ve bu sayede birçok büyükşehirin kazanıldığını hatırlatan Sencar’ın beklentisi şu yönde:

“2024 yerel seçime giderken CHP’nin çok fazla şeyler yapmasını beklemiyorum. Etkili aksiyon yapacak kişi Erdoğan’dır. Erdoğan’ın müthiş bir hırsı var İstanbul’a dair. İstanbul, Erdoğan için her şeydir. Ne yapıp edip oraya odaklanacaktır. Ankara için aynı şey söz konusu değil, Mansur Yavaş’ı yıkabilecek bir aday bulabileceklerini sanmıyorum. Erdoğan için en riskli aday Ekrem İmamoğlu. Aday olmaya kalkarsa siyasi yasak devreye girer”.

Sencar’a göre Erdoğan İmamoğlu’nun önünü kesmek için elinden geleni de deneyecek. Öte yandan Ekrem İmamoğlu ile parti arasındaki ilişkilerin tamir olunabilir ve yenilenebilir noktayı da aştığı görüşünde. “Partisi de onu aday yapmaz. Dolayısıyla CHP İstanbul’u vermemek için elinde çok fazla silahı yok. CHP’nin İstanbul oyu yüzde 27, 28 bandıdır. İmamoğlu yüzde 54 aldı. Böyle bir başka ismi nereden bulabilecekler, ben pek ihtimal vermiyorum” diye belirtti.

Siyaset bilimci Dr. Cop’a göre Cumhur İttifakı seçimlere daha organize girecek. Bu noktada Millet İttifakı’nın da birlikte hareket etmesinin şart olduğunu kaydeden Cop, “Değişim arzusu sadece CHP değil tüm muhalif kesime yayılan bir arzu. Normal şartlar altında metropollerdeki siyasi eğilim ortada. Muhalefet birlikte girerse kazanması mümkündür. Ancak siyasi iklim son baharda ya da seçime yakın ne gösterecek bunu göreceğiz” diyor.

Erdoğan’ın ekonomiye dair adımlar konusunda küçümsenmemesi gerektiğini de anlatan Cop, seçime kadar atılacak adımların belirleyici olduğu görüşünde.

Sencar ise Kılıçdaroğlu’nun büyükşehirlerde önde olduğunu ancak bunun “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden sağlandığı görüşünde. Sencar, “CHP’li olmayan o insanlar tekrar Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde başında olduğu yere giderler mi, emin değilim, gerçekleşmesi çok zor. Büyükşehirlerde kaybetme ihtimali o nedenle yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

“Sizce lider değişimi olursa yerel seçimde tablo tersine döner mi?” sorusuna da Sencar, “lider değişimi olma ihtimali görmüyorum, olmayacak bir şey için fikir yürütmek de istemem” yanıtı verdi. Ona göre Kılıçdaroğlu görevini zaten bırakmayacak.

CHP’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilligi seçimlerinden beklenen sonucun alınamamasının ardından sular durulmuyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonuçlara dair yaptığı değerlendirmede “kazanamadık ama ağır yenilgi olarak da görmüyorum” şeklindeki açıklamaları parti içinde “değişim” beklentisi içindeki kesimlerden seslerin yükselmesine yol açtı.

CHP’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Grup Başkanı Özgür Özel”den gelen değişim mesajlarının ardından tartışmalar “isim” üzerinden devam etmeye başladı. Peki değişim nasıl mümkün olacak? Sadece lider değişimi ile yenilenme mümkün mü? Değişimde ilkeler nasıl bir rol oynayacak ve bir reforma da ihtiyaç yok mu?

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan Metropol Araştırma Şirketi’nin kurucusu Prof. Özer Sencar, “lider” tartışmasının demokratik bir tartışma olduğunu ifade ederek, “Partilerin prensipler, ideallere göre dizayn olması istenir. Avrupa’da ve Ortadoğu’da olsun; özellikle de Ortadoğu ve Türkiye’de lider çok önemlidir. Seçimleri liderler kazanır ve kaybeder. Dolayısıyla CHP’de 6 ayda 1 yılda kemikleşmiş bu yapının düzelme ihtimali yok. CHP içinde çoğu vekil 5, 6 hatta 7 dönemdir milletvekili. Bu kadar kemikleşmiş bir yapıyı Atatürk gibi bir adam değiştirir” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun liderlik vasıflarının çok güçlü olduğu değerlendirmesinde de bulunan Sencar, “Liderlik özelliği yüksek birisinin gelmesine CHP’nin bugünkü yapısı izin vermez. Ne genel merkez ne teşkilatları izin verir” diye konuştu ve İmamoğlu’nun tek seçeneğinin kendisine yeni bir siyasi yol çizmek olacağını savundu.

Tarışmaları yakından takip eden siyaset bilimci Dr. Burak Cop da yaptığı değerlendirmede Türkiye’de Başkanlık sisteminin artık pekişmeye başladığını söyledi. “Partilerin doktrini”, “parti kimliği” gibi tartışmaların arka planda kaldığını da ifade eden Cop, “Bu sistemle birlikte liderler ön plana çıktı. Yüzde 50+1 sistemi ideolojik farklılıkları örten bir sonucu beraberinde getirdi. Daha genel temalar siyasette ayrım hatlarını belirlemeye başladı” dedi.

ABD, Macaristan gibi birçok ülkede artık sistemlerin “otoriterlik” veya “özgürlükçülük” hattı üzerinden şekillendiğini belirten Cop, bu durumun siyasette de sığlaşmaya yol açtığı görüşünde.

CHP’de sorunun Türkiye’deki genel sorundan bağımsız olmadığını da vurgulayan Cop, “Türkiye’nin son 10 yıldır içinden geçtiği süreçte ‘başkancılık’ ve ‘tek adamlık’ eğilimi muhalefet partilerinde de çok belirgin hale gelmeye başladı. CHP gibi tarihi boyunca genel başkanların at oynatamadığı, İnönü’nün de Ecevit’in de hakim olamadığı bir parti 90’larda mevzuatın değişmesi ile birlikte Deniz Baykal’ın egemen olduğu bir parti oldu. Bu eğilim daha da kuvvetlenerek devam ediyor. ‘Başkancılık’a karşı ‘başkancılık’ var artık” değerlendirmesini yaptı.

Cop, muhalefet olarak adlandırılan partilerin hiçbirinde “parti içi muhalefet”in güçlü olmayıp, vekil listesi belirlenirken de mesela demokratik yolların izlenmediğine dikkati çekerken, mevcut “Anti-demokratik gidişat AKP’ye has değil, genel bir durum. Elbette faturanın en büyük kısmını AKP’ye çıkarabiliriz ama sadece AKP’den ibaret olmayan bir yapılanma var” diye konuştu.

Özer Sencar da CHP’de de parti yapılanması ve sistem değişikliğinin çok zor olduğu görüşünde. Araştırmacı Sencar, “CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kesinlikle alacağı havasını kendi seçmenine de muhalif seçmene de verdi ve sonunda bir hezimet ile yüz yüze geldi. Seçmenin beklediği şey de bu hezimetin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve sorumluların bunun hesabını vermesidir” diye hatırlattı. Sencar’a göre normal şartlar altında böyle bir hezimet sonrası hesaplaşma, sorumluluk alma, istifa etme, kenara çekilme adımı atılır. “Türkiye’de ise böyle bir gelenek yok” diyor. Sencar’a göre Türkiye maalesef şimdiye kadar “Mağlubiyetin sebebi benim” diyen bir lider hiç görmedi. Ona göre Kılıçdaroğlu bunu yapsa bir ilk olacaktı. Ancak “Böyle bir gelenek olmadığı için CHP seçmeninde de çok şiddetli bir tepki yok” diye düşünüyor.

Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olup kazanacağını düşündüğünü de söyleyen Sencar, “Partilerde delegeleri lider seçer, delegeler de lideri seçer. Yeniden başlayacaktır, ‘şimdi yenildim bir dahaki sefere yeneceğim’ diyecektir. CHP’nin bu yapısını reforme etmek çok zordur” diye düşünüyor.

CHP’de “değişim” yerel seçime etki eder mi?

Muhalefet ve özellikle CHP’de sancılı dönem yerel seçimlere giderken de tüm kamuoyunun yakından takip ettiği bir süreç. Ittifakların sürüp sürmeyeceği, adayların nasıl belirleneceği konularında parti tabanlarında da soru işaretleri var. Her ne kadar CHP yönetimi “yerel seçimleri büyük farkla kazanacağız” iddiasını gütse de bu o kadar kolay gözükmüyor. Bunun için ittifakların yeniden oluşturulması şart.

Özer Sencar’a göre ise yerel seçimlerde muhalefet bir ittifakla seçime girmeyecek. İYİ Parti ve HDP’nin 2019 yerel seçimlerinde fedakarlık yaptığını ve bu sayede birçok büyükşehirin kazanıldığını hatırlatan Sencar’ın beklentisi şu yönde:

“2024 yerel seçime giderken CHP’nin çok fazla şeyler yapmasını beklemiyorum. Etkili aksiyon yapacak kişi Erdoğan’dır. Erdoğan’ın müthiş bir hırsı var İstanbul’a dair. İstanbul, Erdoğan için her şeydir. Ne yapıp edip oraya odaklanacaktır. Ankara için aynı şey söz konusu değil, Mansur Yavaş’ı yıkabilecek bir aday bulabileceklerini sanmıyorum. Erdoğan için en riskli aday Ekrem İmamoğlu. Aday olmaya kalkarsa siyasi yasak devreye girer”. Sencar’a göre Erdoğan İmamoğlu’nun önünü kesmek için elinden geleni de deneyecek. Öte yandan Ekrem İmamoğlu ile parti arasındaki ilişkilerin tamir olunabilir ve yenilenebilir noktayı da aştığı görüşünde. “Partisi de onu aday yapmaz. Dolayısıyla CHP İstanbul’u vermemek için elinde çok fazla silahı yok. CHP’nin İstanbul oyu yüzde 27, 28 bandıdır. İmamoğlu yüzde 54 aldı. Böyle bir başka ismi nereden bulabilecekler, ben pek ihtimal vermiyorum” diye belirtti.

Siyaset bilimci Dr. Cop’a göre de Cumhur İttifakı seçimlere daha organize girecek. Bu noktada Millet İttifakı’nın da birlikte hareket etmesinin şart olduğunu kaydeden Cop, “Değişim arzusu sadece CHP değil tüm muhalif kesime yayılan bir arzu. Normal şartlar altında metropollerdeki siyasi eğilim ortada. Muhalefet birlikte girerse kazanması mümkündür. Ancak siyasi iklim son baharda ya da seçime yakın ne gösterecek bunu göreceğiz” diyor. Erdoğan’ın ekonomiye dair adımlar konusunda küçümsenmemesi gerektiğini de anlatan Cop, seçime kadar atılacak adımların belirleyici olduğu görüşünde.

Sencar ise Kılıçdaroğlu’nun büyükşehirlerde önde olduğunu ancak bunun “Erdoğan karşıtlığı” üzerinden sağlandığı görüşünde. Sencar, “CHP’li olmayan o insanlar tekrar Kılıçdaroğlu’nun kalması halinde başında olduğu yere giderler mi, emin değilim, gerçekleşmesi çok zor. Büyükşehirlerde kaybetme ihtimali o nedenle yüksek” değerlendirmesinde bulundu.

“Sizce lider değişimi olursa yerel seçimde tablo tersine döner mi?” sorusuna da Sencar, “lider değişimi olma ihtimali görmüyorum, olmayacak bir şey için fikir yürütmek de istemem” yanıtı verdi. Ona göre Kılıçdaroğlu görevini zaten bırakmayacak.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu Hakkında Yeni Dava: 7 Yıla Kadar Hapis İstemi

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde şartları oluşmayan bir firmaya ihale verilmesiyle ilgili ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçundan, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İmamoğlu’na açılan yeni davanın ardından İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, “Bu dava da, Danıştay kararına rağmen açılmış, siyaseti dizayn etme davasıdır. Yıllar sürecek bu davalarla, siyaset dizaynına milletimiz izin vermeyecektir” diyerek tepki gösterdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, perşembe günü hakim karşısına çıkacak.

İmamoğlu hakkında, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde şartları oluşmayan bir firmaya ihale verilmesiyle ilgili ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçundan, 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Süreç, İçişleri Bakanlığı’nın İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin yaptığı bir inceleme ile başladı. İnceleme konusu 29 Aralık 2015’te gerçekleştirilen bir ihaleydi.

NTV’den Tuğba Öztürk’ün haberine göre, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği, hazırladığı raporu Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Büyükçekmece savcılığınca hazırlanan iddianamede, kamunun 250 bin lira zarara uğratıldığı iddia edildi.

Savcılık savunmaların alınmasının ardından soruşturmasını tamamladı. İmamoğlu dahil 7 isim hakkında ‘ihaleye fesat karıştırma’ suçlamasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi. Avukatı, İmamoğlu’nun ihale sürecinin hiçbir aşamasına dahil olmadığı, talimatı veya yönlendirmesi olmadığı ve imzası bulunmadığını savundu. Davanın ilk duruşması 15 Haziran’da görülecek.

Öte yandan, İmamoğlu’na açılan yeni davanın ardından İBB Başkan Danışmanı Murat Ongun, “Bu dava da, Danıştay kararına rağmen açılmış, siyaseti dizayn etme davasıdır. Yıllar sürecek bu davalarla, siyaset dizaynına milletimiz izin vermeyecektir” diyerek tepki gösterdi.

İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada karar açıklanmış, mahkeme hakimi sanığın ‘hakaret’ suçunu ‘kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı (YSK üyeleri)’ işlediğini belirterek, bu nedenle İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilmesine karar vermişti.
Cezada indirim uygulamasına yer olmadığına da hükmetmişti.

İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandığı davada karar açıklanmış, mahkeme hakimi sanığın ‘hakaret’ suçunu ‘kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı (YSK üyeleri)’ işlediğini belirterek, bu nedenle İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilmesine karar vermişti. Cezada indirim uygulamasına yer olmadığına da hükmetmişti.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme; Esad: Ortak Bir Strateji Geliştirilmeli

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, özellikle Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizildi.

Açıklamanın devamında, “Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asğar Haci ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre Esad, Türkiye ile ilişkilere değindi.

Şam-Ankara arasındaki ‘normalleşme’ müzakerelerinde, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme hedefine odaklanılması gerektiğini dile getirdi. Esad, Suriye’nin müzakerelerdeki ana hedeflerinin Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi ve ‘terörle mücadele’ olduğunu söyledi.

Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki dörtlü toplantılar ve Astana görüşmelerinin önemine dikkat çeken Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Esad, bundan sonraki aşamada, özellikle ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizerek, Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Bahçeli’den MHP’den Ayrılanlara Sert Sözler

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Milliyetçi hareketin 54 yıllık birikimini heba etmeyecek disipline sahiptir. Taşıdığımız emaneti koruyup gelecek nesillere teslim etmek her birimizin gayesidir. Delik deşik yelkenlerini şişirme gayretinde olanların ufkumuzu perdelemesine müsaade etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türk milliyetçiliğinin entelektüel sermayesini talan edenler çil yavrusu gibi dağılmaya müstahaktır. Siyaset fırsat ve şöhret için çıkar şantiyesi değildir. Siyaset sürekli bir eylem ve erdem sahasıdır. MHP’nin yüreksizlerle, menfaatlerinin kölesi olmuş olanlarla işi olmayacaktır. Bir zamanlar hasbel kader aramızda bulunup davamız üstünden at pazarlığı yapmaları kendi çürümeleridir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim sonrası partisinin TBMM’deki ilk grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Yeni yasama döneminin hayırlı olmasını diliyorum. Çalışmalarımızın nice görkemli reformlara kapı aralamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Seçimin 6. gününde yeni kabinenin göreve başlaması ülkemiz adına önemlidir. Siyasi kriz yıllarını geride bıraktık. Gergin bekleyişler raf ömrünü doldurmuştur. Kurulamayan, kurulsa da yürümeyen koalisyon hükümetlerinden iz kalmamıştır. 14 Mayıs seçimlerini aynı zamanda referandum olarak gören partiler tarihin yanlış yerinde konuşlanıp kaybetti.

Yönetim hayatımızdaki denge ve düzen kurumsallaşmıştır. Toplumun büyük çoğunluğunun yaşam ve anlayış biçimine uygun olan iktidar yönetimi meşrudur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi iki seçimde de güçlenerek çıkmıştır. Cumhur ile cumhuriyetin kaynaşması yeni yönetim sistemi ile pekişti.

Bu sistemin muntazam avantajları bahar havası getirmiştir. Yeni sistemde hükümet bizzat millettir. Parlamenter sistemin arıza çıkaran, kronik münakaşa çıkaran mahsurlar hepten giderilmiş ve milletimiz ayak bağlarından tamamen kurtulmuştur.

Bu başarı milletin kutlu iradesi ile tezahür etti. Ülkemiz 3 haziran itibaren cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin 2. dönemine geçiş sağladı. Bu geçiş huzur içinde temin edildi. Önümüzdeki dönem Türkiye Yüzyılı’na ulaşma dönemidir. Hep birlikte Türkiye kararlılığı ile her türlü garabetin çözümü üstesinden gelecek dirayet milletimizde ziyadesi ile vardır. Milletimizin sözü üstüne söz olmayacaktır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

“Yerimizde sayamayız, bu bize yeter diyemeyiz”

Türkiye’nin aleyhine hesap yapanları şaşkına çevirmiştir. İstismar masasına oturanlar yanılmış, yanlışa be yalana dönmüş ve yıkılmıştır. Türk milleti kaderine, haklarına sahip çıkma başarısını hür iradesi ile göstermesini bilmiş ve zilletin defterini dürmüştür.

14 Mayıs öncesi partimize yapılan tahriklerle, kara kampanyalara temas etmek mecburiyetindeyim. MHP 5 milyon 480 bin oy sayısı ve yüzde 10.07 oy oranı ile şeytani planları boşa çıkarmıştır. 50 vekil ile kilit duruma gelmiştir partimiz. Yerimizde sayamayız, bu bize yeter diyemeyiz.

Daha fazlasına talip olmalıyız. 14 Mayıs öncesi her türlü gayreti gösterdik. Başarıya inandır. Adım adım 2023’e hazırlandık. Yeminli Türkiye düşmanlarını güldürmedi milletimiz. MHP, Bu vasfı ile nadide bir siyaset ekolüdür. 3 hilal Türkiye siyasetinin yükselen markasıdır.

Milliyetçi hareketin 54 yıllık birikimini heba etmeyecek disipline sahiptir. Taşıdığımız emaneti koruyup gelecek nesillere teslim etmek her birimizin gayesidir. Delik deşik yelkenlerini şişirme gayretinde olanların ufkumuzu perdelemesine müsaade etmeyeceğiz.

Türk milliyetçiliğinin entelektüel sermayesini talan edenler çil yavrusu gibi dağılmaya müstahaktır. Siyaset fırsat ve şöhret için çıkar şantiyesi değildir. Siyaset sürekli bir eylem ve erdem sahasıdır. MHP’nin yüreksizlerle, menfaatlerinin kölesi olmuş olanlarla işi olmayacaktır. Bir zamanlar hasbel kader aramızda bulunup davamız üstünden at pazarlığı yapmaları kendi çürümeleridir.

Bizim çürüklerle yolumuz ayrıdır. Zor mücadelelerle bugün MHP TBMM’dedir. Zillet ve zulmün hakimiyeti için neredeyse ayinler yapılmıştır. Vatanımızla hesabı olanların ve yerli işbirlikçilerinin, medya gücünün baskıları birer birer aşılmıştır. Cumhur varlığını korumuştur. Cumhur ittifakı TBMM’de üstünlüğü yine kazanmıştır.

Türkiye’nin istikrarlı gelişimine milletimiz omuz vermiştir. Bizlere güvenen vatandaşlarımıza, teşkilat mensuplarımıza, vekil adaylarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum. Baharı getireceğiz diyenlerin damı karla kaplanmıştır. Direne direne kazanacağız diyenlerin ocağına incir ağacı dikilmiştir. CHP’ye yuva yapan guguk kuşları taşıyıcısına sırt dönmüştür.

İlk kez seçilerek 28. dönem TBMM’de yer alan tüm vekillerimize ve Cumhurbaşkanlığı kabinesine başarılar diliyorum. Hain bir kuşatmayı yendik. Kiralık anket şirketlerinin kuyruklu yalanlarını ezip çiğnedik. Çöktü dediler dimdik doğrulduk. Oyumuzu 2-3 gösterdiler aldırmadık.

Baraja takılacağımızı söylediler coşkun sel gibi aktık. Bitti dediler yeniden güç devşirerek koşmaya başladık. Alınlarına yapışmış etiket fiyatlarında ne yazdığını iyi biliyoruz. Biz alayını birden görüyor ve yaklaşan hesap gününü dört gözle bekliyoruz. Varsın biraz daha avunup kendilerini kandırsınlar. Türk milletinin kudretini eninde sonunda görecekler.”

Paylaşın

NYT’den Dikkat Çeken “Hafize Gaye Erkan” Analizi

Mehmet Şimşek’in yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve getirilmesinin ardından, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) başına Hafize Gaye Erkan getirildi.

Şimşek, ekonomide rasyonel politikalara dönme sinyali verirken, ekonomi yönetimindeki bu değişikliler uluslararası basında yer bulmaya devam ediyor… Son olarak ABD merkezli New York Times gazetesinde Merkez Bankası’nın (TCMB) başına atanan Hafize Gaye Erkan’la ilgili bir köşe yazısı yayımlandı.

Peter Coy imzasını taşıyan, “Türkiye ekonomisini kurtarmakla görevli kadın” başlıklı yazıda Erkan’ın kariyeri ve Türkiye ekonomisine ilişkin detaylar yer aldı.

Erkan’ın TCMB Başkanlığı’na atanmasıyla ilgili “cam uçurum” benzetmesinin yapıldığı yazıda, “Bütün umut kaybolduğunda, işleri bir kadına devret (ve suçu da). Cam uçurum kavramı üzerine yapılan çalışmalar şirketlerin, işler kötü gittiğinde üst düzey yöneticilik ve direktörlük pozisyonlarına kadınları getirdiğini gösteriyor. Batan Twitter’ın yeni yöneticisi Linda Yaccarino bu tanıma uyuyordu. Şimdi de eski Wall Street bankacısı Hafize Gaye Erkan, Türkiye’nin yeni merkez bankası başkanı oldu. Bu görev cam uçurumların da uçurumu demek” ifadeleri kullanıldı.

Yazıda, bu göreve getirilen ilk kadın olması ve Türkiye’nin diplomaside hayati önem taşıyan bir ülke olması gibi nedenlerle Erkan’ın TCMB’deki görev süresi boyunca yakından takip edileceği ifade edildi.

Türkiye’deki ekonomik durumla ilgili değerlendirmeler yapılan yazıda şu ifadelere yer verildi:

Türkiye, gayrı safi yurtiçi hasılası 1 trilyon dolara yaklaşan dünyanın en büyük 19. ekonomisi. Türkiye gibi büyük bir ülkede yaşanan kur krizini çözmek IMF için kolay olmaz. Türkiye’nin para almak için IMF’nin koşullarını kabul edip etmeyeceği de belirsiz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir süredir uyguladığı faiz politikasının bir illüzyon olduğuna dikkat çekilen yazıda, “Düşük faiz oranlarının enflasyonu artırdığına dair kanıtlara rağmen Erkan’dan öncekilere faizleri düşük tutması için baskı yaptı. Erkan’ın selefi Şahap Kavcıoğlu, Mart 2021’de göreve geldikten sonra merkez bankasının politika faizini yüzde 19’dan yüzde 8,5’a kadar indirdi. Sonuçlar beklendiği gibi oldu. Resmi rakamlara göre tüketici fiyatları mayısta bir önceki yıla yüzde 39,6 arttı” dendi.

Hem ekonomik büyümeyi devam ettirmek hem de Türk lirasını güçlü tutmak isteyen Erdoğan’ın ekonomistler için şaşırtıcı hamleler yaptığı belirtilen yazıda, “Para birimini güçlü tutmanın yollarından biri faiz artırmaktır ama bu da büyümeyi düşürür. Erdoğan bunun yerine merkez bankasının yerel bankalardan ve diğer hükümetlerden döviz borçlanmasını sağladı. Sonra da bu değerli döviz rezervlerini, liranın değerini yüksek tutmak için döviz piyasasında lira almaya harcadı” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye’nin liranın değerini artırmak için milyarlarca dolar harcamasının “beyhude bir çaba” olarak tanımlandığı yazıda, “Türkiye neredeyse dövizsiz kaldı. Aslında bir manada tamamen dövizsiz kaldı. Çünkü sahip oldukları dövizi borç aldılar ve bu borç er ya da geç sahibine dönmek zorunda. Türkiye’nin merkez bankası yerel bankalara borçlu olduğu garip bir durumda kaldı” değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye’nin bir “rota düzeltmesi” yapmaması durumunda döviz rezervlerinin yaz aylarını çıkaramayacağı belirtilen yazıda, “Bu rota düzeltmesi büyük oranda iki kişinin ellerinde olacak: Hafize Gaye Erkan ve Mehmet Şimşek. İkisi de Türkiye dışında saygınlar ve ne yapılması gerektiğini biliyorlar. Buradaki soru Erdoğan’ın müdahale edip etmeyeceği” dendi.

Erkan’ın kariyeriyle ilgili detayların da yer aldığı yazıda, “Goldman Sachs’ta çalıştı ve ardından 2014’te First Republic Bank’a katıldı. 2021’in ilk 6 ayında bankanın eş CEO’su oldu. First Republic faiz oranı risklerini kötü yönettiği için battı ve geçen ay JPMorgan Chase’e satıldı. Erkan, bankanın çöküş nedeni olan hızlı mevduat büyümesinin peşinde olduğu dönemde bankaya liderlik etti ancak kişisel olarak ne kadar sorumluluk taşıdığını bilmiyorum” ifadeleri kullanıldı.

TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın Mehmet Şimşek’in korumasına ihtiyaç duyacağının belirtildiği yazıda, “Eğer o ve Şimşek bir şekilde başarırsa, Erdoğan kendi dik kafalılığından onu kurtardıkları için son derece minnettar hissetmeli” ifadeleri kullanıldı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu, Özgür Özel’i Genel Başkanlık İçin Destekleyebilir” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’i genel başkanlık konusunda destekleyebileceği konuşuluyor. Özel, değişim vurgusu yaparak, “Sorumluluk almaktan kaçmayacağım” demişti.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre, parti içindeki isimler, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’den gelen adaylık çıkışını “Tartışmalar bir süre daha devam edecektir. Şu anda herkes iddiasını ortaya koyuyor” diyerek yorumluyor.

“Çatışarak değil, uzlaşarak bir değişim olmalı” diyen kaynaklar, “Yerel seçimde CHP bölünmüş, parçalanmış ve birbirine kırılmış bir halde olmamalı. Uzlaşarak bir değişimin gerçekleşmesi düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Özgür Bey de aday olursa genel başkanla çatışarak aday olmaz. Desteğini arzu eder. Yaptığı açıklamalarından da bu anlaşılıyor. Ona saygılı bir çerçevede süreci götürür. Sert bir süreç götürmez” değerlendirmesini yapıyor.

Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun yaptığı “bayrak değişimi” ve “Değişime el veririm” açıklamalarına gönderme yapan parti içi isimler, “Kılıçdaroğlu’nun el verebileceği ismin Özel olabileceğini” söylüyor.

Kaynaklar İmamoğlu için ise “Delege siyasi yasak riskinden çekinecektir. Ayrıca kimse İstanbul’da belediye başkanlığının bırakılmasını istemiyor” yorumunu yapıyor.

“‘İlla ben Genel Başkan olayım’ diye bir hırsı yok”

Öte yandan Gazeteci Kübra Par, Özel ile CHP Genel Başkanlığı’na adaylığına ilişkin konuştuğunu belirtti. Özel’in açıklamasına ilişkin izlenimlerini de aktaran Par, “İlla ben Genel Başkan olayım” diye bir hırsı yok. Ancak seçimden ve yarıştan da kaçmıyor” dedi. Par’ın izlenimleri şöyle:

“Benim edindiğim izlenim; Özgür Özel adaylık açıklamasını salt Kılıçdaroğlu’na bayrak açmak için yapmış değil. Fakat bu bir danışıklı dövüş de değil. ‘İlla ben Genel Başkan olayım’ diye bir hırsı yok. Ancak seçimden ve yarıştan da kaçmıyor. Kılıçdaroğlu’nun daha fazla yıpranmadan, bir abi formülüyle bu sürece öncülük etmesinin, parti içi uzlaşıyla yeni bir genel başkan belirlenmesinin daha doğru olacağına inanıyor.

Zaten Özgür Özel CHP Grup Başkanı sıfatıyla hali hazırda Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile yakın olarak çalışıyor. Hatta yarın Meclis’te CHP’nin kapalı grup toplantısını yönetecek. Bu CHP tarihinde bir ilk çünkü Özgür Özel CHP’nin Genel Başkan olmayan ilk Grup Başkanı.

Bir başka ifadeyle, CHP Grup Başkanı’nın Genel Başkan olmadığı bir dönem hiç olmadı. Ayrıca çok partili dönemde CHP Genel Başkanı’nın milletvekili olmadığı bir dönem de olmamıştı. Kapalı grubun ardından Kemal Kılıçdaroğlu Açık Grup Toplantısı’nda konuşacak. Bakalım değişim taleplerine ilişkin bir yorum yapacak mı…”

Paylaşın

İYİ Parti’de Peş Peşe İstifalar: Para Ve Menfaate…

Partisinden istifa eden İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali, “İddiamızdan vurulduk, milletimizin ümitlerini suya düşürdük” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük.”

İYİ Parti 27. Dönem İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve İYİ Parti’nin kurucularından 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ahat Andican’ın ardından İYİ Parti’de üst düzey bir isim daha istifa etti.

İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali partisinden istifa etti.

Küçükali, sosyal hesabından yaptığı açıklamada, “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük” ifadelerini kullandı.

Küçükali, istifa açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Sadakatin yerine liyakati, dar ekipçilik yerine toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı, seçmenin bir kısmı yerine milletin tümüne hizmet etmeyi kendimize yol olarak belirlemiştik.

Ülkemizin kuruluş ilkelerine bağlı, milli ülkülerden taviz vermeyen, yüzyılların birikimi demokratik değerlere bağlı, kalkınmacı, toplumcu değerler bütünü çerçevesinde büyük Türkiye idealine tereddütsüz bir yürüyüşe çıkmıştık.

Geride kalan iki genel seçim, bir yerel seçim ve kongreler sürecinde üzülerek günü kurtarmaya yönelik hamlelerin iddialarımızı akamete uğrattığını gördük.”

Andican ve Çıray

Dün partisinden istifa eden İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahat Andican, “Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkanı kalmamış durumdadır” demişti.

Ahat Andican, “‘Partisiz muhalefet’ saflarına katılmış bulunuyorum. Bugünden sonra sade bir vatandaş olarak bulabildiğim her mecrada yukarıda tanımladığım zihniyete karşı mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray da, geçen hafta partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. Çıray, “Kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Yunanistan’a Mesaj: Ege Denizi Barış Denizi Olsun

KKTC’de konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirterek, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan sözlerini, “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin” şeklinde sürdürdü.

Recep Tayyip Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk resmi yurt dışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ortak basın toplantısı düzenledi.

Görüşmede Kıbrıs meselesini ele aldıklarını ve Doğu Akdeniz’e ilişkin güncel durumu değerlendirdiklerini ifade eden Erdoğan, Kıbrıs meselesinde Türk tarafının her zaman yapıcı ve sonuç odaklı bir tutumu benimsediğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ada’nın kadim ve asli unsuru özellikle Kıbrıs Türklerinin haklı talepleri açık ve nettir. Kıbrıs Türkü, asla azınlık olmamıştır olmayacaktır” diye konuştu.

“Kıbrıs Türklerinin gayretlerine rağmen yarım asırdan fazla bir sürenin Rum tarafının uzlaşmaz ve maksimalist yaklaşımları nedeniyle heba edildiğini” belirten Erdoğan, “Kimsenin bir 50 sene daha kaybetmeye tahammülü yoktur. Kıbrıs Türklerinin müktesep hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi bizler için olmazsa olmazdır.

Müzakere masasına geri dönülecekse bunun yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasından geçmektedir. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın Cenevre’deki son gayri resmi toplantıda ortaya koyduğu, bizim de desteklediğimiz gerçekçi ve sonuç odaklı vizyon esasen bundan ibarettir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin de garantör ülke olarak her zaman diyalogdan yana olduğunun altını çizen Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarlarını savunmaya devam edeceklerini de vurguladı.

Cumhurbaşkanı, “Anlamsız silahlanma faaliyetlerine girişenler, bu teşebbüslerin getireceği riskleri iyice hesaplamalıdır. Adadaki kardeşlerimizin huzur ve güvenliği, bizim huzur ve güvenliğimiz demektir” diye konuştu.

Erdoğan, Yunanistan’la ikili ilişkilere ilişkin de olumlu mesajlar verdi. Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin.”

Paylaşın

CHP’li Faik Öztrak: Kongreler Sürecimiz Kurultay’la Taçlanacak

MYK toplantısının ardından gündeme dair açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası gündemine dair açıklamalarda bulundu. Öztrak, açıklamasında şunları söyledi:

“Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Hafta sonu önemli kayıplarımız oldu. Irak’ın kuzeyinde, hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki Mehmetçiğimiz, Piyade Uzman Çavuş Cem Ahmet Kaya ve Piyade Uzman Çavuş Halil Şahin’in şehadet haberleriyle yüreklerimiz dağlandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Yine hafta sonunda, Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin Ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada beş emekçimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz. Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Ama bakıldığında bu, MKE fabrikalarında yaşanan ilk patlama, ilk can kaybı değil.

Patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var. Hükümetin verdiği modernizasyon sözünün tam anlamıyla tutulmadığına, patlama yerinde görev yapan personelin de yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var. Bir Grup Başkanvekilimiz, bir Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler, bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler. Bu elim olayla ilgili araştırma ve soruşturma süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Yine bu hafta sonu, Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden, dünyaca ünlü keman sanatçısı, Sayın Suna Kan’ı da yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

“Cari açık 58 milyar dolar”

Siyasetimizin unutulmaz isimlerinden rahmetli Osman Bölükbaşı “Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı. Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi. Sarayın kibir hastalığıyla malul başı, kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı. Hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı. Paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı. Bugün yine Ödemeler Dengesi verileri açıklandı. Cari açık 58 milyar doları bulmuş. Bu yıllık olarak son 11 yılın en yüksek cari açığı. Yine dört aylık cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 30 milyar dolara ulaşmış.

Daha da vahimi bu açığın 22 milyar 445 milyon doları Merkez Bankasının döviz rezervleri satılarak kapatılmış. İşte Saray’ın sözde Türkiye Modeli’nin “Cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası bir kere daha iflas etmiş. Saray son dönemde işlerin çığırından çıktığını gördükçe, bir yandan, ihracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı. Merkez Bankası’nın rezervlerini Banka’nın arka kapısından sattı. Diğer yandan, “Liralaşma” diyerek, hem döviz rezervlerini kuruttu, hem de ekonomiyi dolara endeksledi. Ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı ve ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.

“Toplumun temelini altüst etmek için, ulusal parayı yoldan çıkartmaktan daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor, ünlü ekonomist Keynes. Bu Hükümet de tam olarak bunu yaptı. Saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana, yediği hurmaların faturası, seçimden sonra önüne geldi. Ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği Erdoğan, çareyi geçmişte görevden aldığı, bir de üstüne Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, Mehmet Şimşek’i yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirmekte buldu.

Onun ilk işi ise, Sarayın Kibirlisinin seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını akıl dışı ilan etmek oldu. Ama Erdoğan, oyun içinde ikide birde kural değiştirerek, saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek, ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki, şimdi yeni atadığı Hazine ve Maliye Bakanı, Saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye geri dönsün diye, Türkçe yerine, İngilizce sosyal medya mesajlarıyla yabancı yatırımcılara garanti vermek zorunda kaldı. Bir başka ifadeyle Müslüman mahallesinde salyangoz satmak zorunda kaldı.

Piyasalar önce, “Erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü. Seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen, Kredi Temerrüt Risk primi bir miktar düştü. Merkez Bankası’nın rezervleri eksideyken, hala döviz sattığı, seçimden önce Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını, Erdoğan’ın vesayetine teslim eden, eski Merkez Bankası Başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de, BDDK Başkanı olarak yer aldığı görülünce, Türkiye’nin risk primleri yeniden yükseldi 500 baz puanın üzerine çıktı. Döviz piyasalarında Mayıs’tan bu yana süren, hararet düşmedi, daha da arttı.

“Ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor”

Hazine ve Maliye Bakanı sosyal medyadan, şeffaflık, tutarlılık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik sözleri veriyor. Bu sözlerin inandırıcı olabilmesi için önce Merkez Bankası’nın arka kapısından 2018 seçimlerinde satılan, 128 milyar doların, ardından bu seçimlere kadar da bir o kadar daha satılan döviz rezervlerinin, kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının, ortaya konması mutlaka gerekiyor. Sır gibi saklanan “Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında, Merkez Bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin, bu uygulamanın Bankaya ne kadara mal olduğunun, bu çerçevede ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor.

“Hesap verebilirlik” deniyorsa, Banka’nın zarardaki bilançosunun, muhasebe kuralları değiştirilerek, bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin ve bu yapılan uygulamaların uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına ne kadar uygun olup olmadığının açıklanması gerekiyor. Yine bu suretle elde edilen kârların, Hazine yerine AFAD’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların, nasıl kullanıldığının bu millete anlatılması gerekiyor. Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı ihracat bedellerinin tutarlarının, Banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının, bundan yararlanan şirketlerinde mutlaka açıklanması gerekiyor.

Yine son dönemde, Rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını, Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren, BOTAŞ’ın güncel bilançosunun biran önce kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Son olarak da, TÜİK’in TÜFE, büyüme ve işsizlik verileri konusunda güvenilirliğini yeniden kazanması için gerekli geriye dönük teknik araştırmanın başlatıldığının da kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Bunlar olmadan, İngilizce sosyal medya mesajlarında kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye ne kadar paralasanız boş… Hepsi lafı güzaf…

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı, “Aman ha, benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek, Saraydaki çakma ekonomistin, bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı önlem almaya çalışsa da durum ortada… Şu an Saray yönetimindeki görüntü tam bir didişme, tam bir yönetim zafiyeti… Bakan güven sağlamak için yurt dışından, Merkez Bankası’nın başına ithal başkan getiriyor.

Saray da, yeni Bakana direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için sözünden çıkmayan mevcut bakanın görevden aldığı eski Merkez Bankası Başkanını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun başına getiriyor. Erdoğan, bu atamayla Bakanına ve çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanına, “Arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı, ancak ve ancak benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor. “Bağımsızlık dediysek, o kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajını veriyor.

Daha önce devlet yönetiminde, birçok istikrar programının yapılmasında ve yönetiminde yer almış, ülkenin en büyük krizlerinden birinde, ekonomiyi yeniden toparlamak için, Hazine Müsteşarlığı görevine atanmış bir kişi olarak söylüyorum. Saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça, güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça ve Erdoğan’ın da ekonomi yönetimine müdahaleleri devam ettikçe, ekonomide yeniden güven sağlamanın, milletimize maliyeti her gün biraz daha artacaktır.

İşlerin dengeye gelebilmesi için daha sıkı bir para politikası, yani daha yüksek faiz, daha değersiz Türk lirası gerekecektir. İşlerin dengelenebilmesi için yine daha sıkı bir maliye politikası, yani daha düşük memur maaşı, daha düşük emekli, dul, yetim aylığı, daha düşük yatırım, daha yüksek vergiler gerekecektir. Bunun sonucunda da, daha fazla durgunluk, daha fazla işsizlik olacaktır. Ve ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse korkarım bu yönetim ekonomiyi, IMF kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.

“Rasyonel mi olsun, irrasyonel mi olsun, Mehmet gelsin, Hafize gelsin, Şahap da şurada onları kontrol etsin” derken, Saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide, paramızın pul olması, dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değeri eriyor. 1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı. Oysa 14 Mayıs’tan önce yani seçimin ilk turundan önce 1 dolar 19 lira 58 kuruştu. Seçimin ilk turundan bu yana geçen bir ayda, bir dolar almak için artık 4 lira 7 kuruş daha fazla ödemek zorundayız.

Döviz bitti. TL pul oldu, olmaya da devam ediyor. Tabi zam yağmurları da hızlanıyor. 1 kiloluk Tiryaki çayının fiyatı seçimden önce 96 liraydı, şimdi 138 liraya çıktı. Kahveciler isyan ediyor, vatandaş isyan ediyor. Benzinin litresine 2 lira 70 kuruş, mazotun litresine 1 lira 40 kuruş, LPG’ye de 68 kuruş zam geldi. Sigaraya zam, alkollü içeceklere zam, ithal ürünlerin tamamına zam… Ekmeğin fiyatının fırınlara un desteğinin bitmesiyle 6 liradan 10 liraya çıkacağı konuşuluyor. Makarnadan her türlü unlu mamule ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor. Evet fiyat artıyor, ekmeğin fiyatı artıyor da bunun buğday üreticisi çiftçiye bir faydası var mı? Ne gezer?

Seçimden önce biz, “Buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” derken bir maliyet hesabı yapıyorduk. Seçim bitti, Saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı. Geçen yıla göre artış sadece yüzde 24. Bu çiftçinin maliyetlerini karşılamaya yetmiyor. Diyarbakırlı buğday üreticisi tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken “Bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor. Bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek? Gelecek yıl tarlasını nasıl ekecek? Bu zamlarla bu millet nasıl çay içecek? Nasıl işine gidecek? Çoluğuna çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek? Evine nasıl ekmek götürecek? Paramız pul olmaya devam ettikçe, her şeye zam geliyor iğneden ipliğe. Milletimizin cüzdanını, milletimizin tenceresini zamlar boşaltıyor.

“Erasmus’un dediği gibi ‘İnsanların hiç yaşamadan öldüğü’ bir yere çevirdi”

İnsanlar evinin kirasını ödeyip öyle ya da böyle karnının gurultusunu kesebiliyorsa, kendini yaşadım sanıyor. Artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın bir araba alabilmeyi hayal etmesi çok zor. Ev almak ise artık hayallere bile girmiyor. Ev almayı geçtik, kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile artık çok zor. Bakınız, son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası Tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya çıkmış. İstanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya çıkmış.

Ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya, Diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya çıkmış. Samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya, Sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırlamış. Yaşamak sabah işe gidip, akşamın geç saatinde eve dönmek, evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değildir. Bu yaşamak değildir. Bu ülkeyi yöneten hükümet dünyanın en verimli topraklarına sahip, jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle kendi vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla refah sağlayabilecek bu ülkeyi, Erasmus’un dediği gibi “İnsanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.

Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor. Asgari ücret, 10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında. Önceki dönemin Çalışma Bakanı, Mayıs ayı başında, “500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti. Ama 500 dolarlık asgari ücret bile açlık sınırının zar zor üstüne çıkıyor.

İŞKUR’un açıkladığı kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra yeniden yükselmeye başladı ve Mayıs’ta 63 bin kişi arttı. TÜİK’in Nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı. Gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi artmış. Ve 23 ay sonra ilk defa Türkiye’de işsiz sayısı yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıkmış. Bu, dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla. Ve ben buradan söylüyorum, önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da, uygulanmasa da işsiz sayıları hızla artacaktır. Nitekim sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor. Son 6 ayın 4’ünde sanayi üretimi gerilemiş. Yine Nisan ayı verilerine göre, sanayi üretimi yüzde 1,2 düşmüş.

Ama paramızın değer yitirmesinin, milletimizin sırtına bindirdiği yük, bunlarla da sınırlı değil. Seçimin başından bu yana paramızın değer kaybetmesi sonucunda Türkiye’nin dış borçlarının Türk Lirası karşılığı da olağanüstü seviyelere taşındı. Türkiye’nin, net dış borcu 235 milyar dolar. Seçimin başından bu yana Türk Lirası’nın değer kaybı, Türkiye’nin Net Dış Borcunun Türk Lirası karşılığını tam 957 milyar TL artırmış. Hazine son dönemde yurt içinden de dövizle borçlandı. Hatırlayacaksınız “İlk günahı” işledi.

Bugün Hazine’nin iç borcunun dörtte biri yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden. Paranın değer kaybetmesi sonucunda, buradan da hazinenin üzerine yani milletimizin üzerine 116 milyar liralık bir kur farkı yükü geliyor. Bir de Kur Korumalı Mevduatlar var… Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre 2 Haziran 2023 itibariyle, Kur Korumalı Mevduatta biriken para toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira. Yani 2 Haziran’daki kurla 121 milyar dolar. Seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle, buradan da 500 milyar liralık bir yük geliyor. Bunun üçte birlik kısmını, bankaların faiz olarak ödeyeceğini varsayarsak, Hazine ve Merkez Bankası’na, yani yine milletin sırtına binecek yük, 300-350 milyar TL arasında olacak.

Bir de, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarlanan, Kamu Özel İşbirliği Projeleri var. Bu projeler yüzünden milletimizin, geçmediği yollar, köprüler, uçmadığı hava alanları için, 2023-2025 döneminde bütçeden 15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş. Bu durgunluk devam ederse bu çok daha yüksek noktalara çıkar. Seçimden bu yana TL’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelecek ek yük de, 63 milyar TL. Şimdi tüm bu kalemleri topladığımızda, seçimin ilk turundan bu yana, paramızın değer kaybetmesi sonucunda, devletin yükümlülükleri nedeniyle, milletimizin sırtına yüklenen fatura, 1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.

Önümüzdeki günlerde TL’nin değer kaybını yavaşlatmak için, ister istemez Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kalacak. Burada da bir sorun var. Buradan da devletin hazinenin bir yük gelecek. Çünkü bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar bankacılık sisteminde, sistemik bir zafiyete neden olmaması için hazine tarafından daha yüksek faizli kâğıtlarla değiştirilmesi gerekecek. Söylediğim gibi buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek. Tabi bunlar bu hesaba dahil değil.

Şimdi bu “1 trilyon 400 milyar liralık fatura” ağzımızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da, bu parayla neler yapılabileceklere baktığımızda işin vahameti daha iyi anlaşılıyor. Neleri kaybettiğimizi, hangi imkanları yitirdiğimizi görüyoruz. Döviz kurlarındaki son bir aylık artışın milletimizin sırtına yüklediği bu faturayla 3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu, üstüne 3 tane Atatürk Barajı, üstüne 3 tane Avrasya Tüneli, onun da üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet, 3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. Bütün bunları yaptıktan sonra da elimizde 4 milyar dolar para kalırdı. İşte “Faiz sebep, enflasyon sonuç, Türkiye ekonomi modeli, liralaşma” safsatalarıyla, ekonomiyi harap eden, ekonomiyi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin verdiği zararın boyutu bu.

Şunu hiç unutmamak gerekir: “Güven ruh gibidir, bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.” Doğru program, doğru kadro ve buna güç veren siyasi irade, güven veren politikaların üçlü sacayağıdır. Bunlardan biri bile olmazsa o yapı milletin üzerine yıkılır. Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal Merkez Bankası Başkanı getirmek, yine millet ittifakının Ortak Politikalar Mutabakat Metninden, kes-yapıştır yapmak bu yönetimi güvenilir hale getirmez. Ekonomideki oyuncular artık “Huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar.

Erdoğan’ın yegâne amacının, Londra ve New York’taki sıcak paracıları Türkiye’ye getirmek, Mart 2024’teki yerel seçimlere kadar döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar. Erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi? İstikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı? Yoksa yine, sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu, Yeni Bakan’ın üstüne atacak mı? Kendi de “Allah affetsin, millet affetsin” deyip masadan kalkacak mı? Bütün bunların sonucunda da ülkeyi IMF kapısına düşürecek mi?

Görünen o ki Erdoğan ekonomide, oyun alanı kalmadığının hala farkında değil. Piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor. Ülkede her iki seçmenden birinin kendisine karşı olduğunu da fark etmiyor. Genel Başkanımız, bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı. Bunu yaparken de hiçbir zaman vatandaşımızı suçlamadı. Kendimizi eleştirdi. Ama Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye bakılırsa, Saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor. İşini yapacağına, seçimde attığı iftiralardan, yaptırdığı sahte videolardan, milletin vergileriyle çalışanlarına maaş veren TRT’yi Saray’ın borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor. Hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye, bu ülkenin en köklü partisine hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.

Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.

Soru-Cevap bölümü

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ardından CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’de değişim sinyali vermişti. Hatta Genel Başkanlıkta dahil üzerime düşen sorumluluğu yapmaya hazırım dedi. Sizin değişim talepleri ve iki ismin adaylık çıkışıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olur?

Biraz önce izah etmeye çalıştım. CHP’de değişimin nasıl gerçekleşeceği bellidir. Yani bu partinin 100 yıllık geçmişine, güçlü kurumsal yapısına ve meri mevzuata göre bu süreç gerçekleşir. Genel Başkanımız kendi iradesi dahilinde gerçekleştireceği değişimi yapmış MYK’sını değiştirmiştir. Yeni MYK da ilk toplantısında kongre takvimini başlatarak örgütlerde değişimin önünü açmıştır. Bundan sonraki süreci üyeler, ilçe, il ve kurultay delegeleri belirleyecektir. Kurultay iradesinin en sağlıklı biçimde oluşması için de, herkes elinden geleni yapmalıdır, yapacaktır.

Faik Bey, belki biz anlamakta güçlük çekiyoruz ama Kurultay süreci başlatılmış olsa da değişim süreci anlamında bugünkü MYK’da mesela konuştunuz mu Özgür Özel’in çıkışını? Değişim süreci anlamında Kemal Kılıçdaroğlu bir geçiş süreci öngörüyor mu? Liderliği, MYK yönetimi ve Parti Meclisi’nin değişimi açısından. Bu kurultayı yerel seçimler öncesinde yapacak mısınız? Yoksa ertelemeyi mi öngörüyorsunuz?

Şimdi tabi estağfurullah anlamadığınız konusunda en ufak bir düşüncem yok. Hatta zaman zaman sorularınızla da bakıyorum durumun yorumunu da yapıyorsunuz. Ama benim söyleyeceklerim şu Yıldız Hanım. Yani biraz önce izah ettim CHP’de değişimin nasıl işlediğini ve tabi ki MYK’mızla da bu konuları tartışıyoruz.

Şimdi yerel seçimlere doğru gittiğimiz süreçte özellikle iktidar cephesinden yoğun bir hazırlık mesajı gelmeye başladı. Hatta sloganlar, işte olası adaylarla ilgili beklentiler ortaya çıktı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kapı kapı gezileceğini söylemiş. Peki CHP’de bu yerel seçime giden süreçte çalışmalar nasıl gidiyor? Çünkü bir kurultay takvimi var. Acaba kurultay takvimi çalışmaların birazcık daha cumhur ittifakına göre daha yavaş ilerlemesini mi sağlayacak? Yoksa kurultay süreciyle birlikte yerel seçime giden süreçte düzgün bir şekilde işleyebilecek mi?

Şimdi tabi bu kongreler takviminin başlamasıyla birlikte bir yenilenme, tazelenme sürecine de partimizde şahit olacağız. Bu, yerel yönetim seçimlerine, enerjinin bu noktaya doğru yönlendirilmesinde de önemli katkılarda bulunacak. Sizin söylediğinizin aksine enerjinin tek bir yerde kalmasına neden olmayacak. Açıkça şunu ifade edeyim. CHP olarak biz bu seçimlerde mevcut yönetimi tarihi bir yenilgiye uğratma konusunda kararlıyız. Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Onlar bir takım hazırlıklarını yaptıklarını söylüyorlar. Biz daha fazlasını yapıyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, kendilerine kırsalda az oy çıktığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kabahati kendinde aramak yerine hala seçmeni suçlaması siyasetin değil psikolojinin konusu yanıtını vermişti. Buna değerlendirmenizi rica edeceğim. Bir de asgari ücret komisyonu yarın toplanıyor. CHP’nin asgari ücretle ilgili bir teklifi var mı?

Şimdi açıkçası psikolojinin konusu olan bizim ya da Genel Başkanımızın söylemediği, yapmadığı bir şeyi söylemiş gibi göstermek. Genel Başkanımız bu bölgelerde alınan oyların daha düşük olmasını buralarda yeterli çalışma yapmamamıza bağladı. Ama şu anda bakıyorum bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkmış bizim tam tersini söylediğimizi iddia ediyor. Zaten bugüne kadar siyaseti hep böyle yaptı. Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Ama karşı tarafın da yaşadığı psikolojik sıkıntıları, özellikle Genel Başkanımızın bu seçimlerde almış olduğu 25 milyon oyun karşı tarafın üzerinde yarattığı baskıyı gayet net bir biçimde görüyoruz, izliyoruz. İşte bu desteğin üzerine biz önümüzdeki seçimleri bina etmek istiyoruz.

Asgari ücret konusuna gelince. Hatırlayacaksınız Mayıs ayında Çalışma Bakanı asgari ücretin 500 dolarlar civarında olması gerektiğini ifade etmişti. Şu anda asgari ücret görüşmeleri başladı. Bakalım bu işin nereye doğru gittiğini görelim o noktadan itibaren bizde asgari ücretle ilgili beklentilerimizi açıklamaya başlayacağız.

Paylaşın