“Akşener Masayı Tekmeleyecek; Sert Bir Konuşma Hazırladı”

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in önümüzdeki günlerde 6’lı masa ya da Milet İttifakı olarak bilinen ve yerel seçimlerde yeniden bir araya gelip ortak çalışma yapılması yönündeki beklentiyi karşılamayacağı ve adeta masayı tekmeleyeceği öne sürüldü.

Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı konuşma için ise sert bir konuşma hazırladığı iddia edildi. İddiada Akşener’in, her yerde kendi adaylarıyla seçime gireceklerini ifade edeceği belirtildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı konuşma için partinin sözcüsü Kürşad Zorlu, “Türk siyasetinde tarihi bir başlangıç olacak” demişti. Akşener’in o konuşmasının içeriği kulislere sızdı.

Akşener 6’lı masada cumhurbaşkanı adayı belirleme krizinin patlak vermesi üzerine çok sert sözler kullanarak masadan geçici olarak ayrılmış, seçimlerin ardından ise “CHP’den 15 milletvekili istemek hayatımın en büyük pişmanlığı” dediği yine sert çıkışlar yapmıştı.

İYİ Partililerle görüştüğünü belirten gazeteci Barış Yarkadaş, partililerden aldığını belirttiği yanıtları tv100 canlı yayınında paylaşıp Akşener’in yapacağı öne sürülen konuşmaya ilişkin şunları aktardı:

“Akşener, önümüzdeki günlerde 6’lı masa ya da Milet İttifakı olarak bilinen ve yerel seçimde yeniden bir araya gelip ortak çalışma yapması yönünde beklentiyi karşılamayacak ve adeta masayı tekmeleyecek. Bugün bir grup İYİ Partili ile buluştum. Bir kısmı Meral Hanım’ın ve partinin genel merkezinin yerel seçimde CHP ile işbirliği yapmama tavrına anlam veremediklerini, milletvekili toplantısında buna itiraz eden birkaç kişinin susturulmasının da anlamsız olduğunu ifade ettiler.

“Sert bir konuşma hazırladı”

Meral Hanım ne açıklayacak diye sordum. Söyledikleri aynen şu: ‘Meral Hanım, 26 Ağustos için sert bir konuşma hazırladı, çerçevesini hemen hemen çizdi. Seçim değerlendirmesini yapacak. CHP’den alınan ve İYİ Parti’nin seçime girme mevzusunu sağlanan 15 milletvekili olayını bir daha tartışmaya açılmamak üzere net bir dille ifade edecek. Her yerde kendi adaylarıyla seçime gireceklerini ifade edecek.’

İYİ Partili kaynaklarımın ifadesine göre en önemlisi 26 Ağustos günü partililere, ‘Eğer ben bir gün bu partinin başından gitsem bile CHP ile hiçbir şekilde ittifak yapmayacaksınız’ çağrısı yapacak. Bunu ben 4 ayrı kişiyle konuştum.”

Paylaşın

Kulis: İmamoğlu, İBB Başkanlığı Adaylığını Açıklayacak

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, önümüzdeki 10-15 gün içinde yeniden İBB Başkanlığı için adaylığını açıklayacağı öne sürüldü. Yerel seçimlerin 31 Mart 2024’te yapılması planlanıyor.

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki “değişimcilerin” Ekrem İmamoğlu’nun desteğiyle Grup Başkanı ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’’i kurultayda Genel Başkanlığa aday gösterecekleri iddia edildi.

CHP’deki “değişim” ve “yenilenme” tartışması kurultay sürecine damgasını vururken İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “Biz hem bundan sonraki İstanbul seçimlerini hem de ilçe seçimlerini kazanmaya devam edeceğiz” sözleri “yönünü İBB’ye çevirdiği” şeklinde yorumlandı. Kulisler de genel başkanlık konusunda net açıklama yapmayan İmamoğlu’nun, İBB’ye devam edeceği konuşuluyor.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, bu kapsamda İmamoğlu’nun, “önümüzdeki 10-15 gün içinde İBB Başkanlığı adaylığını açıklayacağı” iddialar arasında.

‘Özgür Özel’i aday gösterecekler’

Bu durumda “değişimcilerin” “İmamoğlu’nun desteğiyle Grup Başkanı Özgür Özel’’i kurultayda aday gösterecekleri” öne sürülüyor. Ancak İmamoğlu’nun önderlik ettiği ve sızdırılan “çevrimiçi toplantısına” katılan Gökhan Günaydın, Bülent Tezcan, Muharrem Erkek, Selin Sayek Böke gibi isimlerin bu listede bulunmayacağı ileri sürülüyor.

Bu isimlerin tabandan ve seçmenden “zaten yıllardan beri partideler, değişim bu isimlerle mi olacak?” tepkisini gördüğü için yer almayacağı belirtiliyor.

İstanbul’un kurultaya 196 delege verdiği anımsatılarak “Bu 36 ilin sayısına eşit. İstanbul’da CHP’nin önde olduğu ilçe örgütlerine baktığımızda İmamoğlu destekçilerinin önde olduğunu görüyoruz. Bu açıdan kurultay çetin geçebilir” değerlendirmeleri yapılıyor.

Ayrıca kurmaylar, “2018’de Muharrem İnce salondaki üyelerin desteğiyle iyi bir başarı yakalamıştı. Taban ve delegeler karşı karşıyaydı. Bu kurultayda ‘değişim’ söylemleri dikkate alınmazsa aynı atmosferle karşılaşabiliriz” görüşü dillendiriliyor.

Paylaşın

12 Vekile Ait Dokunulmazlık Fezlekeleri TBMM’de

Aralarında CHP Grup Başkanı Özgür Özel, HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un da bulunduğu 12 milletvekiline ait 15 dokunulmazlık dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu.

Haber Merkezi / Meclis Başkanlığı’na, “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi” sunulan 12 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Yeşil Sol Parti Kars Milletvekili Gülistan Koçyiğit, HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Yeşil Sol Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli, Yeşil Sol Parti Diyarbakır Milletvekili Berdan Öztürk, CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, CHP İzmir Milletvekili Mahir Polat,

Demokrat Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, İYİ Parti Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır hakkında 1’er, Yeşil Sol Parti Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, HDP Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Uluç, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz hakkındaki 2’şer dokunulmazlık dosyası.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

“Birçok İsim Merkez Bankası Başkanlığı Görevini Kabul Etmemiş” İddiası

14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası yönetimin değiştiği Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) için dikkat çeken bir iddia öne sürüldü. Merkez Bankası Başkanlığı için birçok kişiye teklifin götürüldüğü ama bu isimlerin görevi kabul etmediği iddia edildi.

Bu iddiaları öne sürenler, Hafize Gaye Erkan’ın ataması öncesinde de yaklaşık on farklı adayla temasa geçildiği ama sonuç alınamayınca Erkan’ın başkan olarak atandığını söylediler.

10 Haber yazarı Barış Soydan, Cevdet Akçay, Fatih Karahan ve Hatice Karahan’ın başkan yardımcısı olarak atandığı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda (TCMB) birimlerle ilgili görevlendirmelerin tamamlandığını duyurdu. Akçay’a bankacılıkla ilgili birimin bağlandığı söyleniyor. Ayrıca banknot matbaası ve emisyon gibi birimlerin de Akçay’ın görev alanında olacağı ifade ediliyor.

Para politikası açısından en belirleyici birim olan Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü ise Başkan Yardımcısı Fatih Karahan’a bağlanırken bankanın yatırımcılara bakan yüzü olan yatırımcı ilişkileri birimi Hatice Karahan’ın sorumluluğuna verildiği belirtiliyor. Soydan’ın aktardığına göre banka içi kaynaklar, Fatih Karahan’a çok sayıda birimin bağlandığını ve adeta bir ‘gölge başkan’ gibi konumlandırıldığını ifade ediyorlar.

Karahan’a çok sayıda birimin bağlanmasının ilginç olduğunun altını çizen Soydan, “Bazı kaynaklar da Fatih Karahan’ın Bakan Yardımcısı olmayı beklediğini, şartlar değişince Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı görevini kabul ederken güçlü bir konumlanma talep ettiğini öne sürüyor” ifadesini kullandı ve ardından şunları kaydetti:

“Yatırımcı ilişkilerinin bağlandığı Hatice Karahan’ın geçmişte Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak sınırlı da olsa yatırımcılarla görüşmeler yürüttüğü biliniyor. Ancak o dönemdeki konumu ve yaklaşımıyla Merkez Bankasındaki yaklaşımı elbette farklılık gösterecektir.

Görev dağılımın yanı sıra dikkat çeken bir başka konu, bir başkan yardımcılığı koltuğunun halen boş olması. Aslında son atamalara bir isim daha eklenerek kadro tamamlanabilirdi ama olmadı. Bu konuda kulislerde farklı yorumlar yapılıyor.

“Birçok isim görev kabul etmemiş”

İlk olarak, teklif götürülen birçok ismin görev kabul etmediği öne sürülüyor. Bu yorumu yapanlar Hafize Gaye Erkan’ın ataması öncesinde de yaklaşık on farklı adayla temaslar sürdüğü ama sonuç alınamayınca Erkan’ın başkan atandığını öne sürüyorlar. Başkan Yardımcısı Fatih Karahan’ın da görevi kabul etmek istemediği ve Bakan Yardımcılığı pozisyonu gerçekleşmeyince bu göreve “şartlı” atandığı söyleniyor.

Bir başka yorum ise Cumhurbaşkanlığı tarafının dördüncü başkan yardımcısını atamayarak gelişmelere göre yeni bir isim belirleme konusunda inisiyatifi elden bırakmak istemediği şeklinde. Geçmiş örnekler düşünüldüğünde, işler istendiği gibi gitmediği takdirde atanacak son başkan yardımcısının çok etkili olabileceği ve bir değişimin altyapısını hazırlayabileceğini söylüyorlar.”

Paylaşın

Bakan Koca Açıkladı: Beyaz Kodda Hukuki Süreç Devreye Giriyor

Sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlara ilişkin açıklama yapan Bakan Koca, “İçişleri Bakanlığımız ile tamamlanmak üzere olan bir çalışma yapıyoruz. Bu çalışma beyaz kod öncesi bir ara uyarı ve ön haber sistemi. Biliyorsunuz beyaz kodda adli ve kolluk süreci derhal başlıyor ama ondan önce bir şiddet eylemi riski olması durumunda ya da bir şekilde daha önce şiddete başvurmuş birinin olma ihtimaline karşı bir öncül kod verilmesini hedefliyoruz” dedi ve ekledi:

“Hastane emniyetini, güvenliğini ve ilgili idarecileri devreye sokacak bir uyarı sistemi üzerinde çalışıyoruz. Bir yazılım hazırlanıyor bunun için. Beyaz kodda hukuki süreç devreye giriyor. Bu süreçle karakol dahil olmak üzere haberdar edilmiş olunuyor. Yazılımın bitmesiyle bu durum, öncül şiddet eylemini önleme anlamında yeni bir yaklaşım.”

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kabine toplantısının ardından sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunlarına ilişkin açıklama yaptı. Sağlıkta şiddet olaylarının önlenmesine yönelik İçişleri Bakanlığıyla, beyaz kod öncesi ara uyarı içeren sistem üzerinde çalıştıklarını belirten Koca, “İkinci Beyaz Reform” ile şiddet eylem planının hayata geçeceği dönemin başladığını belirtti.

“Ağırlıklı olarak hastanelerimizde görevli emniyet personeli ve güvenlikçi sayısını arttırmayı hedefliyoruz. Bu en temel işlerimizden biri” diyen Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İçişleri Bakanlığımız ile tamamlanmak üzere olan bir çalışma yapıyoruz. Bu çalışma beyaz kod öncesi bir ara uyarı ve ön haber sistemi. Biliyorsunuz beyaz kodda adli ve kolluk süreci derhal başlıyor ama ondan önce bir şiddet eylemi riski olması durumunda ya da bir şekilde daha önce şiddete başvurmuş birinin olma ihtimaline karşı bir öncül kod verilmesini hedefliyoruz.

Hastane emniyetini, güvenliğini ve ilgili idarecileri devreye sokacak bir uyarı sistemi üzerinde çalışıyoruz. Bir yazılım hazırlanıyor bunun için. Beyaz kodda hukuki süreç devreye giriyor. Bu süreçle karakol dahil olmak üzere haberdar edilmiş olunuyor. Yazılımın bitmesiyle bu durum, öncül şiddet eylemini önleme anlamında yeni bir yaklaşım.”

“Nöbet saatlerinde düzenleme yaptık”

Sağlık çalışanlarına gönderdiği mektubun ardından kendilerine iletilen maillerde şiddetle mücadele eylem planı başta olmak üzere çalışma şartları ile ilgili önerilerini aldıklarını vurgulayan Koca, tedbir alınması gereken konuları, ilgili bakan yardımcılarına ve genel müdürlere ilettiğini söyledi.

Yapılması gereken pek çok şeyi hayata geçirdiklerini vurgulayan Bakan Koca, şunları söyledi: “Malpraktis yasası gibi, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin katalog suçlara alınması gibi, mahsuplaşmanın artık olmaması gibi, herkesin sabit taban ücreti ve teşvikten alabilir hale gelmiş olması gibi, asistanların nöbet sayısı ve süresinin 24 saatten fazla olmaması dahil olmak üzere birçok düzeltmeleri yaptık.

Ancak, esas bundan sonra yapılması gereken düzenlemeler var. Çalışanların sabit ücretlerinin emekliliğe yansıması konusu var. Cumhurbaşkanımızın bu konuda müjdesi vardı Tıp Bayramı’nda biliyorsunuz. Emekliliğe sayılacaktı bu henüz yapılmadı. Yapılsın gayreti içindeyiz.

Sağlık çalışanlarının taban ücreti katsayısı 0,32’ydi. Uzmanlarda 4,5, pratisyenlerde 2,25, asistanlarda 3,40 gibiydi. Sağlık çalışanlarının ise 0,32 idi. Yani sağlık çalışanlarımızın taban ücreti, hekim arkadaşlarımızın taban ücretinin 10-15’te biriydi. Bu oranın makul bir düzeye çıkarılması gerektiği kanaatindeyim.”

Tüm sağlık çalışanları için en azından bu oranın bir kat artırılması gerektiğini, yan dal uzmanlarının da taban ücretinin farklılaştırılması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Koca, şöyle konuştu:

“Hepsi için taban ücretini artırılması ama sabit ücretin emekliliğe sayılması, bunlara ilave olarak da nöbet ücretlerinin hekimler dahil olmak üzere herkesi gözeterek çalışan işçilerin nöbet ücretinin üstüne çıkarılması gerektiği de aşikar bir durum. Ayrıca tavan oranlarının da düzenlenmesi gerekiyor.

Aile hekimliğiyle ilgili cari ödemeler sorun olmaya başladı. Aile hekimliği uzmanlarının da uzman gibi görülerek taban ücretlerinin uzman katsayısına çıkarılması, ayrıca teşvik sisteminin de artırılarak koruyucu hekimlikle ilgili de teşvik sisteminin biraz daha aktif devreye girmesi gerektiği kanaatindeyiz.”

Paylaşın

Anadolu Rock Müziğinin Efsane İsmi Erkin Koray Yaşamını Yitirdi

Estarabim, Çöpçüler, Fesuphanallah, Cemalim, Köprüden Geçti Gelin, Nihansın Dideden ve Kıskanırım gibi şarkılarıyla geniş kitlelerin beğenisini kazanan Erkin Koray, uzun süredir yaşadığı Kanada’nın Toronto şehrinde kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Anadolu rock müziğinin efsanevi ismi 82 yaşındaki Erkin Koray, akciğeriyle ilgili rahatsızlıklarının yanı sıra yaşlılığa bağlı sağlık sorunlarına karşı savaş veriyordu.

Erkin Koray geçen ay sevenlerine şu mektubu yazmıştı: “Canlar! Yaşlanıyoruz herhalde artık… Size bir-iki söyleyeceğim bir şey var, onu da söyleyeyim de… Neme lazım. Bu arada Kanada seyahatimle ayrı kaldığımız süre içinde, tabii ki yeni eserler yaptım. Bunların hepsini kızım Damla’ya, Kanada “Weagle Records” firmasından size ulaştırması için bırakıyorum. Belki ‘Niye sen kendin çıkarmıyorsun?’ diyeceksiniz…

Vallaa, memleketin bu hukuki arızaları bende hiç heves bırakmadı. Sizin de kazanmış olduğunuz mahkeme dosyalarınızın üzerine bir çizgi çekip, çapulcuya ‘Sen devam et” dense, sizde de aynı şey olur! Düşünebiliyor musunuz? Herif pembe plak kapağı yapmış. Kendi ruhunu yansıtıyor herhalde. Benim onayım yok, normal olarak. Zaten plak üzerinde onayı alınan herhangi bir şey de yok.

O yüzden bu işi kızıma bırakıyorum. Onun sinirleri benimkinden daha sağlam. Daha doğrusu ben ona, bu işlere sinirlerini bozmamasını telkin ettim. Eserlerin adlarını özellikle şimdiden söylemiyorum. Sebebi var: “A” desem, ANNEN diye plak çıkartırlar yarın; söz ve müzik: Erkin Koray, diyerekten… Söyleyeceklerim bu kadar. Sizleri ne kadar sevdiğimi tarif edemem. Mutlu yarınlar dilerim. Erkin Koray…”

Erkin Koray kimdir?

Türk rock, Hard Rock ve Anadolu rock sanatçısı Erkin Koray, 24 Haziran 1941 tarihinde İstanbul’da doğdu. Küçük yaşlarda, piyano öğretmeni olan ve Şerif Yüzbaşıoğlu, Ayhan Yünkuş ve Önder Bali gibi müzisyenlere eğitmenlik yapan annesi Vecihe Koray’dan piyano öğrendi, daha sonra gitar çalmaya başladı.

İstanbul Alman Lisesi’nde eğitim gördüğü 50’li yılların ikinci yarısında, arkadaşları ile kurduğu amatör topluluk olan Erkin Koray ve Ritimcileri ile dönemin güncel parçalarını çalmaya başladı. Lise eğitiminin ardından 60’lı yılların başına dek çalışmalarını yarı amatör yarı profesyonel olarak sürdürdü.

Özgün çalışmaları, doğu ve batı müziklerinde yaptığı çalışmalarla birçok müzisyeni etkilemiştir. Cemalim, Köprüden Geçti Gelin gibi çalışmaları ile Türk halk müziği, Nihansın Dideden, Kıskanırım gibi parçalar ile Türk sanat müziği eserlerini yorumlayarak Anadolu rock tarzının en önemli eserlerini vermiştir.

Şaşkın (Ala Ain Moulayiteen) (Dabke), Estarabim, Çöpçüler, Fesuphanallah gibi geniş kitlelerin beğenisini kazanan Arabesk-rock parçaların yanında, Mesafeler, Yağmur gibi psychedelic rocka uzanan ve Krallar, Akrebin Gözleri, Öfke gibi metal müzik olarak nitelendirilebilen birçok önemli çalışmaya imza atmıştır.

Paylaşın

Bahçeli’den Parti Teşkilatlarına “Yerel Seçim” Mesajı

9 Ağustos’ta başlayacak olan partisinin ilçe kongrelerine mesaj gönderen MHP Lideri Bahçeli, “Cumhur’un 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta elde ettiği demokrasi zaferinin yerel seçimlerde taçlanması ülkemizin geleceği açısından mühim ve milli bir zarurettir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nitekim belediye yönetimlerindeki zillet gölgesi muhakkak surette kaldırılmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla bu göreve hazırdır. Mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemeliyiz. Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermeliyiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 9 Ağustos’ta başlayacak olan ilçe kongrelerine mesaj gönderdi. Bahçeli, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Hepinizi en kalbi duygularımla, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum. An itibariyle kongre salonunda hazır bulunan her dava ve yol arkadaşıma en iyi dileklerimi sunuyor, günümüzün kutlu olmasını temenni ediyorum. Aynı zamanda ilçede yaşayan tüm vatandaşlarımızı kucaklıyorum.

Türk milletinin beka ve hürriyet namusunu, devletin egemenlik ve güvenlik haklarını cesaretle savunuyorken şehit düşen kahramanlarımızı, aynı şekilde bir hilal uğruna şehadet şerbetinden içen ülkücü şehitlerimizi rahmetle, minnetle, saygıyla anıyorum.

Bildiğiniz üzere 9 Ağustos 2023 tarihi itibariyle ilçe kongreleriyle başlayıp il kongreleriyle genişleyecek ve nihayet 14’ncü Büyük Kurultayımızın icrasıyla sonuçlanacak seçimli demokratik süreç inanıyorum ki partimizin haklı ve tarihi mücadelesine güç katacaktır.

Öncelikle ilçe kongremizin huzur ve kardeşlik havasında geçmesi, karşılıklı saygı ve samimi diyaloglara sahne olması, 54 yıllık müktesebatımıza yakışan bir olgunlukla gerçekleşmesi hepinizden beklentimdir. Milliyetçi Hareket Partisi’nin her mensubu gönül alarak, gönül yaparak, gönülleri kazanarak yoluna devam edecektir.

Hiç kimseyi ayırmadan, hiç kimseyi ayrıştırmadan milli ve manevi ortak paydada buluşan her kardeşimizi, her vatandaşımızı kucaklayacak derin bir heyecan, engin bir hoşgörü üç hilalin çatısı altında vardır ve tartışmasızdır.

Şunu da unutmayınız ki, aramıza sızarak fitne yaymak isteyenler çıkacaktır ve her zaman olduğu gibi bu tehlike beklenmelidir. Anılarımızı ve hüviyetimizi istismar ederek iç bünyemizi zehirlemeyi, tefrika ve tezviratlarıyla moral ve motivasyon hisarlarımızı yıkmayı amaçlayanlar olacaktır ve bu durum işin özünde kaçınılmazdır.

Türk milleti ve Türkiye ile hesabı olan karanlık çevrelerin Milliyetçi Hareket Partisi’yle uğraşması, zora düşmesini projelendirmesi dün olduğu gibi bugün de mümkün ve muhtemeldir.

Yıkılan ağaca balta vurmayı alışkanlık haline getirmiş, yıkık köyden haraç almaya alışmış sefillere hatırlatırım ki, Türk milleti var olduğu müddetçe üç hilalin önü kesilemez, ömrüne vade biçilemez.

Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin son siperidir. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi istiklalimizin son müdafaa hattıdır. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin ruh kökü, tarihin kükreyen sesi, Türklüğün ebediyen tütecek ocağıdır.

İpi iğnesinden geçmeyen, dikişi yırtığını örtmeyen, özüyle sözü adamlıkla örtüşmeyen süfli güruh ne derse desin, ne yaparsa yapsın, nasıl bir tertibin içinde kıvranırsa kıvransın dediğimiz ve diyeceğimiz hep Türklüktür, Türkiye’dir, milli birlik ve kardeşliktir.

Bu nedenle mücadelemizde her zaman uyanık olmakla yükümlüyüz. Dikkatle, tedbirle, teenniyle, demini almış sabır ve şuurla hareket etmeye de mezun ve mecburuz. 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri milli iradenin seçimiyle tezahür etmiş, Türk ve Türkiye Yüzyılının ilk ve muktedir adımı atılmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bahse konu seçimlerde muvaffak olmuş, Türk milleti zillet ve hezimet siyasetine geçit vermemiştir. Sizler, pek çok saldırıya, pek çok sataşmaya, şer ve şiddet içerikli aşağılık algı oyunlarına rağmen sancağımızı yere düşürmediniz, dava ve siyaset onurumuza leke sürdürmediniz.

Biliniz ki, hepinizle iftihar ediyor, hepinizi bağrıma basıyorum. Yenilenmiş kadrolarla, tazelenmiş umutlarla, tahkimi yapılan hedeflerle, perçinlenmiş birlik ve kardeşlik ruhuyla 31 Mart 2024 Seçimlerine hazırlanacağız, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında tam bir uyumun sağlanması için elimizden gelen her çabayı göstereceğiz.

“2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu” temasıyla çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. “İstikrar ve Hizmet İçin, Uyumlu Yönetimle, Umutlu Geleceğe” ulaşacağız.  “Merkezden Yerele, İstikrarı Bozmadan Umuda Doğru” yol alacağız. Bunları hep birlikte yapacağız ve elbette başaracağız.

Muhalefet partileri 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde hüsrana uğramakla kalmamış, çetin ve çetrefilli iç sorunlara gömülmüştür. Nevzuhur değişim hezeyanları muhalefetin pespaye ve perişanlığının nasıl bir acınası hale geldiğini ibra ve ifşa etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’ncü yıldönümünde zillet ittifakının maskesi düşmüş, bütün kirli çamaşırlar ortalığa saçılmıştır. Cumhurun 14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta elde ettiği demokrasi zaferinin yerel seçimlerde taçlanması ülkemizin geleceği açısından mühim ve milli bir zarurettir.

Nitekim belediye yönetimlerindeki zillet gölgesi muhakkak surette kaldırılmalıdır ve Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı’yla bu göreve hazırdır. Mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemeliyiz.

Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermeliyiz. İşleyen kongre takvimimiz sonucunda temin ve tecelli edecek dinamik teşkilat yapımızla başarıya ulaşacağımızdan, Türkiye’mize sonuna kadar sahip çıkacağımızdan asla kuşku duymuyorum.

Türkiye marka değeri çok büyük bir ülkedir. Bazen kıskançlıkla, bazen hayranlıkla, bazen hasislikle, bazen de husumetle bakılan bir ülke gerçeği artık dünya siyaset sahnesinde göz kamaştırmaktadır. Ülkemiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle muazzam bir serpilme ve yükselme dönemine geçiş sağlamıştır.

Cumhur İttifakı da Türk-İslam asırlarının emanetlerini devralmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak nasıl bir maziye, çağın şu anki tablosunda nasıl bir misyona sahip olduğumuzun ziyadesiyle farkındayız. Kaldı ki biz Türkiye’nin tarafıyız, zillete düşenler de terör örgütlerinin ve sömürgeci efendilerinin tarafıdır.

Önümüzdeki mücadele sürecinde hepinize güveniyorum. Şölen ortamında geçecek kongrelerimizde kaybeden yoktur, bilakis kazanan Milliyetçi-Ülkücü Hareket’tir. Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerini omuzlayacak kadroların seçimiyle Kızılelma yürüyüşümüz sağlam ve sağduyulu iradeyle sürüp gidecektir.

Milli birlik ve kardeşliğimiz, milli hâkimiyet ve hükümranlık haklarımız, refah ve bereketimiz, huzurlu ve güvenli yarınlarımız için vatandaşlarımıza çağrım, gelin bir olalım, diri olalım, birlikte Türkiye olalım. Bu duygu ve düşüncelerle kongremizin hayırlı olmasını bahusus temenni ediyor, hepinize başarılar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık olsun, Cenab-ı Allah yar ve yardımcınız olsun. Ne Mutlu Türküm Diyene.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Yağmacı Bir Düzenin Bütün Unsurları Tek Tek Hayata Geçiriliyor

Partisinin genel merkezinde düzenlenen toplantıda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bizler bir yandan seçim sonrası değerlendirme faaliyetlerini sürdürürken, öte yandan ülke gündeminin bütün sorunlarıyla ilgilenmeye ve bütün mücadele alanlarında var olmaya gayret ettik. Seçimlerden sonra ülkenin yangın yerine dönüşeceği, yangının daha da artacağı, çöküşün yaygınlaşacağı uyarısını yapmıştık ve çağrılarımızı zamanında yine halkla, kamuoyuyla, seçmenle paylaşmıştık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Nitekim seçim sonrası yaşadığımız bütün olaylar bu öngörülerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya koydu. Ekonomi bir büyük buhranın içinde. Ekonomideki durumu kriz diye geçiştirmek, sanki bundan herkes aynı şekilde etkileniyormuş gibi bir yanılsama yaratmaya yöneliktir. Oysa ortada bir çöküş var ve bu çöküşün altında kalan büyük halk kesimleridir, emekçilerdir, yoksullardır. Yani halkın yüzde 95’idir. Bir avuç sermayedarın varlığına daha fazla varlık kattığı, servetini büyüttüğü bir süreçten ülkenin ve halkın tümünün aynı şekilde etkilendiğini iddia etmek halkla alay etmektir.

Enflasyon oranları ortada, kira artışları ortada, gıda sorunu ortada. İnsanlar barınamıyor, beslenemiyor ve hayatlarını asgari insani şartlara göre yürütemiyor. Emek sömürüsü aldı başını gidiyor. İlkel birikim anlayışıyla bir kapitalist düzen işletiliyor. Yani yağmacı bir düzenin bütün unsurları tek tek hayata geçiriliyor. Her alanda hayata geçiriliyor. Yağmacılık emek sömürüsünde zaten zirve yapıyor ama aynı zamanda doğanın bu ilkel birikim modeline göre talanı da bu iktidarın son sürat yürüttüğü bir politikadır.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Örnekler canlı; bir yanda Akbelen’de orman kıyımı, öte yanda Cudi’de ormanların yok edilmesi, diğer yanda Dikmece’de acele kamulaştırmayla doğa varlıklarının ve zeytinliklerin talanı. Bütün bunların amacı yağmacı, ranta dayalı, soyguncu bu ilkel birikim modelini sürdürmektedir. Sadece ekonomi alanında değil adalet alanında da aynı talancılık devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), Eş Genel Başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar başkanlığında partinin Ankara’daki genel merkezinde olağanüstü kongre gündemiyle toplandı. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, toplantı açılışında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Tarihsel bir dönemeçte Parti Meclisimizi topluyoruz ve bu toplantıda yine tarihsel önemde kararlar almak üzere tartışmalar yürüteceğiz. Seçimlerden sonra halkımıza söz verdiğimiz gibi değerlendirme, muhasebe, eleştiri-özeleştiri sürecini elimizden gelen en yaygın biçimiyle yürütmeye çalıştık. Bu süreç devam etmektedir. Bunun sonunda konferanslar ve kongreler toplanacaktır.

Kongreler diyorum çünkü hem HDP’nin hem de Yeşil Sol Parti’nin kongreleri gündemimizdedir. Bizler bir yandan seçim sonrası değerlendirme faaliyetlerini sürdürürken, öte yandan ülke gündeminin bütün sorunlarıyla ilgilenmeye ve bütün mücadele alanlarında var olmaya gayret ettik. Seçimlerden sonra ülkenin yangın yerine dönüşeceği, yangının daha da artacağı, çöküşün yaygınlaşacağı uyarısını yapmıştık ve çağrılarımızı zamanında yine halkla, kamuoyuyla, seçmenle paylaşmıştık.

“Ekonomik kriz değil büyük buhran”

Nitekim seçim sonrası yaşadığımız bütün olaylar bu öngörülerimizin ne kadar doğru olduğu ortaya koydu. Ekonomi bir büyük buhranın içinde. Ekonomideki durumu kriz diye geçiştirmek, sanki bundan herkes aynı şekilde etkileniyormuş gibi bir yanılsama yaratmaya yöneliktir. Oysa ortada bir çöküş var ve bu çöküşün altında kalan büyük halk kesimleridir, emekçilerdir, yoksullardır. Yani halkın yüzde 95’idir. Bir avuç sermayedarın varlığına daha fazla varlık kattığı, servetini büyüttüğü bir süreçten ülkenin ve halkın tümünün aynı şekilde etkilendiğini iddia etmek halkla alay etmektir.

Enflasyon oranları ortada, kira artışları ortada, gıda sorunu ortada. İnsanlar barınamıyor, beslenemiyor ve hayatlarını asgari insani şartlara göre yürütemiyor. Emek sömürüsü aldı başını gidiyor. İlkel birikim anlayışıyla bir kapitalist düzen işletiliyor. Yani yağmacı bir düzenin bütün unsurları tek tek hayata geçiriliyor. Her alanda hayata geçiriliyor. Yağmacılık emek sömürüsünde zaten zirve yapıyor ama aynı zamanda doğanın bu ilkel birikim modeline göre talanı da bu iktidarın son sürat yürüttüğü bir politikadır.

Örnekler canlı; bir yanda Akbelen’de orman kıyımı, öte yanda Cudi’de ormanların yok edilmesi, diğer yanda Dikmece’de acele kamulaştırmayla doğa varlıklarının ve zeytinliklerin talanı. Bütün bunların amacı yağmacı, ranta dayalı, soyguncu bu ilkel birikim modelini sürdürmektedir. Sadece ekonomi alanında değil adalet alanında da aynı talancılık devam ediyor.

Kobani Kumpas Davası hiçbir kural tanıma kaygısı güdülmeden yürütülüyor. Orada yargılanan arkadaşlarımıza isnat edilen suçlamalara bakıldığında, amacın hiç de hukuksal bir süreç yürütmek olmadığını açıkça görebilirsiniz. IŞİD zihniyetinin ve yenilgisinin intikamı bu dava ile alınmak isteniyor. IŞİD’e karşı direnişin hesabı sorulmak isteniyor. O dönem IŞİD’in bölgede yayılmasını durduran direniş ile demokratik siyaset alanında yeni dönemin barış huzur, demokrasi ve özgürlük temelinde kurulması temelindeki çabalar suçlanıyor.

Partimize, yoldaşlarımıza yöneltilen suçlamalara baktığınızda bunu görebilirsiniz. Hiçbir temeli yok. Tarihte rastladığımız skandal davalardan daha beter bir hukuksuzluk pervasızca yürütülüyor. Ama orada sanık sandalyesine oturtulan arkadaşlarımız bütün bu gerçekleri geri adım atmadan, en ufak bir tereddüt göstermeden dile getirmeye de devam ediyorlar. Bizler de burada bu oyunları, bu kumpasları boşa çıkarmanın mücadelesini durmadan ve yılmadan sürdürüyoruz. Sürdürmeye de kararlıyız. İktidar bütün imkanlarıyla Kobanî Kumpas Davasına yükleniyor. En son Diyanet İşleri Başkanlığını devreye soktu. Müdahillik dilekçesi adı altında neredeyse IŞİD zihniyetinin devamı olan ifadeler bütününü mahkemeye sundular. Saldırılarını ideolojik ve politik düzeyde bu dava üzerinden yürütüyor iktidar.

Aynı hukuksuzluğu Anayasa Mahkemesinin kararlarını yok sayma cüretkarlığında, Cumartesi Annelerinin haklı meşru direnişine karşı gösterilen uygulamalarda da görüyoruz. Cumartesi Anneleri AYM kararına rağmen her hafta cumartesi günü haklarını kullanmak üzere toplandıklarında polis tarafından engelleniyorlar, gözaltına alınıyorlar. Halkın temsilcilerine bile toplanma imkanı tanımayan açık bir hukuksuzluk, bir despotik yönetim söz konudur. Bütün alanlarda devam eden adaletsiz, yağmacı, talancı, savaşa dayalı düzenle bir yandan da toplumu teslim almaya çalışıyorlar.

Seçimlerden sonra mağlubiyet duygusunu hezimet algısına dönüştürmek için toplumsal muhalefet saflarına yönelik propagandayı ve çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor bu iktidar. Amaç toplumu, muhalefeti, toplumsal muhalif güçleri; yeni, adil, özgür bir yaşam isteyen çevreleri çaresizlik duygusuna sürüklemektir. Bütün toplumsal değişim, özgürlük ve adalet taleplerinin teslimiyetle sonuçlanmasını hedefliyorlar.

Topluma bir mağlubiyet ve hezimet duygusu yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunun ötesine geçerek çaresizliği yerleştirmeye çalışıyorlar. Son adım olarak da teslimiyet tuzağına bütün toplumsal muhalefet güçlerini düşürmek istiyorlar. Bizler bu tuzakların ve operasyonları farkındayız. Kendi değerlendirme süreçlerimizi yürütürken Akbelen’den Cudi’ye, emekçilerin grevlerinden Cumartesi Annelerinin adalet mücadelesine kadar her yerde var olmak için bütün gücümüzle çalışıyoruz.

“Toplumsal mücadelenin öncülüğünü sürdüreceğiz”

Bizler buradayız. Yürüttüğümüz değerlendirme, muhasebe, eleştiri-özeleştiri süreci bütün bu adaletsizliklere karşı daha güçlü bir şekilde toplumsal muhalefetin öncülüğünü üstlenecek bir güç birikimini ileriye taşımak içindir. Hiç kimsenin bu konuda en ufak bir karamsarlığa kapılmaya hakkı yok. Umutsuzluk ise asla ve asla buralarda yer bulmamalı. Tam tersine umut mücadeleden doğar, mücadele inançtan beslenir. Biz hedeflerimize ve ilkelerimize inanıyoruz. Onun için mücadelemizi sürdürüyoruz. Mücadele büyüdükçe de bu umut hem kendi saflarımızda hem de toplumda değişim bekleyen bütün çoğunlukta karşılığını mutlaka bulacak ve büyüyecektir.

Biliyorsunuz seçim süreci HDP’ye yönelik her türlü kuşatmanın yürütüldüğü bir oyunlar ve operasyonlar bütünü olarak gerçekleşti. Kapatma davası HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye etmenin bir aracıydı, bir hamlesiydi. Aynı zamanda seçimlerde halkı seçeneksiz bırakma planlarının bir parçasıydı. HDP’yi savunacağız diye yola çıktık, HDP’yi yaşatacağız dedik. Bunun içi hukuksal, toplumsal ve siyasal mücadelemizi sürdüreceğiz dedik ve öyle yaptık.

Ama halkı seçimlerde seçeneksiz bırakmamak ve iktidarın oyunlarını boşa çıkarmak da bizlerin tarihsel bir göreviydi. O nedenle kapatma ihtimaline karşı bileşenimiz olan Yeşil Sol Parti seçimlere hazırlandı ve bizler de Yeşil Sol Parti çatısı altında seçimlere girdik. Seçimlerde istediğimiz sonuçları alamasak da buradayız. Parlamentoda 3’üncü büyük partiyiz. Bütün engellemelere, hilelere ve manipülasyonlara rağmen bir güç olarak büyüme imkanlarını halkımız bizlerden esirgemedi. O nedenle halkımıza minnettarız, halkımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

Hem verdiği destek için hem de bizlere yaptığı uyarılar için halkımıza minnettarız. Derin bir sağduyu orada kendisini göstermiştir. Adresin ne olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Umudun ve değişimin adresi burasıdır; HDP fikriyatı ve siyasi birikimidir, HDP’nin mücadele tecrübesidir. Şimdi bizler bunu yeni yapılanma ile birlikte en yüksek noktaya çıkarma sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyayız. HDP bu ülkenin umudunu oluşturan fikriyatın sembolüdür.

HDP kendisinden önceki mücadele tecrübesini devralmış bir büyük bedeller ve inançlar kümesidir. HDP aynı zamanda bu siyasi birikimi geleceğe aydınlık bir ülke yaratma amacıyla taşıyacak temel aktördür. Fikriyatı, tecrübesi ve birikimiyle aydınlığa çıkaracak olan adrestir. Seçime girmedik. Seçime iktidarın oyunlarını boşa çıkarmak için başka bir yöntemle girdik. Şimdi HDP olarak bizler varlığımızı koruyacağız ama birikimimizi aktardığımız Yeşil Sol Parti’yi hem toplumsal mücadelenin bütün alanlarında hem de parlamentoda en etkili güç haline getirmek için elimizden gelen bütün çabayı harcayacağız.

Biz bu fikriyatı bizden önceki partilerden ve mücadeleden aldık. Bu birikimi geçmişin bedellerle yüklü güçlü mücadelesinden aldık. Şimdi bunu Yeşil Sol Parti’de devam ettirecek yöntemleri de hep birlikte tartışacağız. Ana gündemimiz HDP’nin olağanüstü kongre kararı alması olacaktır. Bunu sizlerle tartışacağız. Olağanüstü kongremizi toplayacağız. Daha doğrusu toplamayı tartışacağız. PM’nin kararı burada belirleyici olacaktır.

Bu tartışmalardan sonra HDP kurumsal varlığını devam ettirecek şekilde birikimini Yeşil Sol’a aktarmanın yöntemlerini tartışacaktır. PM bu açıdan gerçekten tarihi bir toplantı gerçekleştirmektedir. Ve çok önemli bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Bütün bunları sonuç alıcı bir biçimde masaya yatıracağız, hep birlikte tartışacağız. Hedefimiz topluma dayatılan çaresizlik ve teslimiyet seçeneklerini boşa çıkaracak yöntemler geliştirmek ve mücadeleyi büyütmektir.

“Toplumsal değişim isteyenler mücadeleye ve öncülüğe davet ediyor; buna varız”

Mücadelenin kurumsal adresi değil ruhunun ve birikimin yaşadığı yer önemlidir. Yeter ki bu ruhu, bu fikriyatı, bu birikimi hakkıyla hayata geçirelim. Bunu yapacağımızdan da şüphemiz yok.

Bugün bu hedefler çerçevesinde yöntemleri ve planlamamızı değerlendireceğiz, kararlarımızı alacağız ve en güçlü şekilde yolumuza devam edeceğiz. Bu toplantının başarılı geçeceğine inancım tamdır. Geleceğin umut ve özgürlük üzerine kurulması için bizi bekleyen bütün ezilenler, Kürt halkının özgürlük mücadelesi, doğa savunucularının ve ekoloji çevrelerinin doğayı ve yaşamı savunma mücadelesi, kadınların eşitlik, özgürlük ve hak mücadelesi, gençlerin aydınlık bir gelecekte yaşama mücadelesi… Bütün bunlar bizleri davet ediyor.

Emekçiler bizleri davet ediyor. Mücadele bizleri davet ediyor. Çaresizlik ve teslimiyeti boşa çıkaracak öncülere bir davettir. Biz bu daveti kabul ediyoruz. Bu davet başımız gözümüz üstünedir. Bu davetin gereklerini yerine getirecek kararları buradan alacağımızı halkımıza duyurmak istiyorum. Parti Meclisimiz bu davetin gereklerini yerine getirecek kararları enine boyuna yürüteceği tartışmaların sonucunda alacaktır. Her alanda mücadele daveti büyüyor. Bu davetin yöneldiği adres de bizleriz. Bizler bu davetin hakkını yerine getirmekle sorumluyuz. Yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: Demokrat Parti Kendi Logosu Ve Adaylarıyla Giriyor

Yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan DP Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, “81 ilde kendi adaylarımızı ve meclis üyelerimizi çıkartacağız. Kendi logomuz ve kurumsal kimliğimizle seçimlere katılacağız” dedi.

Yürüttükleri çalışmalar neticesinde Ege ve Güneydoğu bölgesinde iddialı olduklarını ifade eden Aksoy, “Kurumsal kimliğimizle birlikte o bölgelerde, güçlü olan adaylarla seçime gireceğiz. Şu an birçok talep geliyor, biz de değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, yaklaşan yerel seçimlere ilişkin, açıklamalarda bulundu.  81 ilde kendi logosu ve adayları ile seçime katılacaklarını açıklayan Aksoy, “Her partinin kendi kitlesi vardır ve işbirliği sayesinde mikro düzeyde daha fazla etkili olabilirsiniz” dedi.

Cumhuriyet’ten Mehmet Oflaz’a konuşan Aksoy, yürüttükleri çalışmalar neticesinde Ege ve Güneydoğu bölgesinde iddialı olduklarını söyledi.

Aksoy, “Kurumsal kimliğimizle birlikte o bölgelerde, güçlü olan adaylarla seçime gireceğiz. Şu an birçok talep geliyor, biz de değerlendiriyoruz. Demokrat Parti olarak biz sadece adaylara odaklanmadık. Meclis üyeleri de bizler için önemli. İstanbul ve Ankara’ya baktığımızda, Meclis çoğunluğu sizde olmadıktan sonra belediye başkanları ciddi sıkıntı yaşıyor. Dolayısıyla Meclis üyeliklerinin de büyük titizlikle üzerinde duruyoruz” diye konuştu.

Yerel seçimlerde işbirliği de yapabileceklerini ifade eden Aksoy, “Seçim yaklaştıkça bu durum daha da belirginleşir. Yerel seçimlerde işbirliği yapmak daha da önemlidir. Her partinin kendi kitlesi vardır ve işbirliği sayesinde mikro düzeyde daha fazla etkili olabilirsiniz” dedi.

Demokrat Parti, 14 Mayıs 2023 Pazar günü gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimleri’nde Millet ittifakı’nın büyük paydaşı olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) listelerinden girmişti.

Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, İstanbul 1. Bölge’de 9. sıradan, Haydar Altındaş İzmir 1. Bölge’de 2. sıradan, eski ANAP Genel Başkanlarından Salih Uzun ise İzmir 2. Bölge’de 5. sıradan aday olmuştu. Cemal Enginyurt, Salih Uzun, Haydar Altıntaş, milletvekili seçilmişti.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek 1 Yıl İçinde Görevden Ayrılır” İddiası

İlerleyen günlerde Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğunda değişiklik yaşanabileceğine dikkat çeken Mustafa Balbay, “Mehmet Şimşek’in kafasındaki planı uygulayamadığını biliyorum. Mehmet Şimşek’in bir yıl içinde görevden ayrılır” dedi ve ekledi:

“Ekonomi diyelim ki istenildiği gibi olmadı ve Şimşek’in kabul etmediği bir karar geldiğinde Şimşek ayrıldığı zaman Erdoğan ‘yapamadı’ diyecek. Hacı yatmaz gibi Erdoğan hariç herkes suçlu. Ekonomide o yüzden şu anda böyle bir yol kurdu, Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor.”

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) yaklaşımını Cumhuriyet TV’ye değerlendirdi.

“Mehmet Şimşek’i önümüzdeki dönem çok konuşacağız diyerek” sözlerine başlayan Balbay, “Gelinen noktada Mehmet Şimşek’in bir anlamda, hükümetin bu halka IMF gibi davranan bir tutumla yola çıktığını görüyoruz. Hiçbirimiz tekrar IMF’nin programlarına teslim olmayı istemez ama o programda bile bir hedef vardı, sıkılacak kemerler vardı, rakamlar açıklanırdı. Devletin pek çok rakamına uluslararası alanda ne yazık ki güven yok.

Mehmet Şimşek’in bu planları yaparken rakamların sağlıklı olmadığını gördü. Bunun üzerine bu rakamları belirleme noktasında en sorunlu yer dolarak TÜİK’in rakamlarını gerçekçi bulmadığını, bir süredir de bunu kafasında bir yere oturtmaya çalıştığının haberini alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ile Şimşek arasında bir görüş ayrılığı yaşandığının altını çizen Balbay, “Mehmet Şimşek 2024 yılı ortasında bir nebze önümüzü göreceğiz ve enflasyon düşecek diyor. Erdoğan ise 2024 yılı başında rahatlamaya başlayacağız diyor çünkü yerel seçim var. Erdoğan yerel seçimden birkaç ay önce bir anlamda rahatlamanın hissedilmesini ve devamında da seçimlerin kazanılmasını arzu ediyor.

Mehmet Şimşek de en erken 1 yıl sonra sonuç alabileceğimiz bir döneme girdik diyor, bu bir çatışma bence. Şu anda Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı ağırlığıyla batıdan para alamıyor. Sizin kültürünüzle ekonomiye bakan bir kişiyi bu işin başına atadım dedi Erdoğan ve Mehmet Şimşek şu an fiilen IMF temsilcisi. Ben ilerleyen günlerde bir çatışma bekliyorum” dedi.

“Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor”

Balbay, İlerleyen günlerde bakanlık koltuğunda değişiklik yaşanabileceğine dikkat çekerek, “Mehmet Şimşek’in kafasındaki planı uygulayamadığını biliyorum. Mehmet Şimşek’in bir yıl içinde görevden ayrılır. Ekonomi diyelim ki istenildiği gibi olmadı ve Şimşek’in kabul etmediği bir karar geldiğinde Şimşek ayrıldığı zaman Erdoğan ‘yapamadı’ diyecek. Hacı yatmaz gibi Erdoğan hariç herkes suçlu. Ekonomide o yüzden şu anda böyle bir yol kurdu, Erdoğan’ın AKP’lilere anlatacağı bir süreç gelişiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın