“CHP’li Özel, Genel Başkanlık İçin Hazırlanıyor” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan ‘değişim’ ve ‘dönüşüm’ tartışmaları devam ediyor. Özgür Özel’in adaylık açıklaması için bir metin üzerinde çalıştığı, bu metnin bir ‘tutum belgesi’ işlevi göreceği öne sürüldü.

Özgür Özel’le çalışan isimler, “Bu çalışma bir sır değil. Bunu her yerde dile getiriyoruz. Bizlere değişimin altını doldurmadılar diyen isimlere cevap olacağını belirtmek istiyoruz” diyor.

Değişim açıklamasıyla ilk çıkışı yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yeniden İstanbul’u işaret etmesiyle gözler Özgür Özel’e çevrildi. İmamoğlu, yaptığı açıklamada, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlar göreve hazırdır. Bunlardan birisi -ismi geçtiği için söylüyorum- Özgür Özel’dir” demişti.

Diken’den Altan Sancar’ın haberine göre, Özel, eylül başında genel başkanlık için yola çıkacak. Özel’in adaylık açıklaması için bir metin üzerinde çalıştığı, bu metnin bir ‘tutum belgesi’ işlevi göreceği belirtiliyor. Açıklama için net tarih dillendirilmese de metin üzerindeki çalışmaların bitmesi ile kararlaştırılacağı belirtiliyor. Çalışmanın ve açıklamanın eylüle yetişmesi bekleniyor.

Özel’le çalışan isimler, “Bu çalışma bir sır değil. Bunu her yerde dile getiriyoruz. Bizlere değişimin altını doldurmadılar diyen isimlere cevap olacağını belirtmek istiyoruz” diyor.

Özel’in adaylık açıklaması sonrası grup başkanlığı görevinden istifa edip etmeyeceği ise net değil. Ancak genel merkez yönetimi bu durumda güven oylaması istenebileceğini dile getiriyor. Değişim talep edenler ise “Vekillerimiz elbette talep edebilir, ancak sonucun ne olacağı sürpriz olabilir” diyerek genel merkezin vekillerin büyük bölümü üzerinde hakimiyetinin olmadığını vurguluyor.

Genel merkezin adayı Kemal Kılıçdaroğlu

Öte yandan CHP Genel Merkezi, kurultayda partinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterecek. İkinci bir adayın çıkması durumundaysa kurultayda verilecek önergeyle parti meclisi için blok liste uygulamasına gidilmesi planlanıyor.

CHP kurultaylarında genel başkan adayı olan Kılıçdaroğlu genellikle sunulan çarşaf liste için anahtar liste kullanıyordu. Bu anahtar liste zaman zaman delinerek, listede yer almayan isimler parti meclisine giriyordu. CHP yönetiminin listenin delinmemesi için bu yönteme başvurabileceği belirtiliyor.

‘Değişim’ cephesi ise kendilerinin blok veya anahtar liste yerine, çarşaf liste ile parti meclisi üyelerinin belirlenmesinin tamamen delegeye bırakılması gerektiğini düşünüyor.

Paylaşın

Erdoğan İle Putin Ne Zaman Ve Nerede Görüşecek?

Son olarak 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yakında bir görüşme için bir araya gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ağustos ayı içinde Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıklamıştı. DW Türkçe’den Kıvanç El‘in  edindiği bilgiye göre görüşmenin adresi değişebilir. Erdoğan’ın, Eylül ayındaki G-20 Liderler Zirvesi öncesinde Rusya’ya bir ziyaret gerçekleştirebileceği belirtilirken görüşme için temaslar da başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9-10 Eylül tarihlerinde Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G-20 Liderler Zirvesi’ne katılacak. Bu zirve öncesinde Erdoğan’ın Rusya’ya giderek Eylül ayı başında Putin ile bir araya gelmesi yönünde çalışmalar yürütülüyor.

Erdoğan ile Putin arasında planlanan görüşmenin ana gündemini Tahıl Koridoru Anlaşması ve Ukrayna savaşı başlıkları oluşturacak. Rusya’nın Tahıl Koridoru Anlaşması’ndan çekilmesi sonrasında Türkiye, anlaşmanın uzatılması için çabalarını sürdürüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılması ve küresel düzeyde gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmanın önüne geçilmesi için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin girişimiyle 2022 yılı Temmuz ayında İstanbul’da tahıl koridoruna dair anlaşma imzalanmış ve geçen süre içinde Ukrayna’dan yaklaşık 30 milyon ton tahılın sevkiyatı yapılmıştı. Rusya’nın çekilme kararı aldığı Tahıl Koridoru Anlaşması’nın geleceği merak konusu.

Hükümet kaynakları liderler düzeyinde görüşme ile Tahıl Koridoru Anlaşması konusunda somut adım atılabileceğini vurguladı. Bu görüşmenin bu ay içerisinde Ankara’da olacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu ayın başında açıklanmıştı. Ancak bu konuda henüz somut bir ilerleme kaydedilemediği öğrenildi.

Ankara’da, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinde tahıl koridoruna dair somut bir adım atılabileceği beklentisi hâkim. Eğer somut bir adım atılırsa Erdoğan, G-20 Zirvesi’ne uluslararası krize dönüşen bir sorunu çözerek gitmiş olacak.

Kaynaklara göre tahıl koridoru konusunda somut adım atılamama ihtimalinin görülmesi durumunda Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin G-20 Liderler Zirvesi sonrasına kalması da olasılıklar arasında.

G-20 Zirvesi’ne Putin’in katılıp katılmayacağına dair netlik ise yok. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, Mart ayında yaptığı açıklamada Putin’in zirveye katılması konusunda henüz bir karar verilmediğini belirtmişti. Peskov’un bu sözlerinin ardından ardından Rusya’dan katılım konusunda yeni bir açıklama gelmedi.

Geçen yıl Endonezya’da gerçekleşen G-20 Liderler Zirvesi’ne Putin katılmamıştı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise geçen yıl davetliler arasındaydı. Bu yıl ise Hindistan, Zelenskiy’yi zirveye davet etmedi.

Erdoğan ve Putin arasında planlanan görüşme öncesinde alt düzeyde yapılan temaslarda tahıl koridoru ve Ukrayna ile barış süreci dışındaki konular da gündemde. Suriye’de terörle mücadele ve Türkiye-Suriye ilişkileri de önemli başlıklardan. Kaynaklar son dönemde Suriye-Ürdün sınırında etnik bazı çatışmaların arttığını belirtirken bu durumun bölgede yeni bir gerginliği tetikleyebileceğine dikkati çekiyor. Bu konuda Türkiye’nin hem ABD hem de Rusya ile yapacağı görüşmelere vurgu yapılıyor.

İki ülke arasındaki diplomatik temaslarda ele alınan bir diğer başlık ise ekonomik gelişmeler. BOTAŞ’ın Rusya’ya ertelenen borçları, enerji anlaşmalarının yenilenmesi ve revize edilmesi ve bu kapsamdaki yeni yatırımlar görüşmenin başlıklarından.

Görüşmelerin gündemindeki en önemli konulardan biri de Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine verdiği ön onay. NATO’nun 11-12 Temmuz’daki Vilnius zirvesinin ardından Türkiye İsveç’in üyeliğine yeşil ışık yakmış ve Meclis’te onaya sunulacağı duyurulmuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) Ekim ayında açılmasının ardından İsveç’in NATO üyeliğine onayın Meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Hükümet kaynakları, Rusya’nın ilkesel olarak Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine “saygı duyduğunu” ve “anladığını” değerlendiriyor. Bir kaynak, “Rusya’nın Türkiye’nin NATO adımları ile ilgili bir rahatsızlığı bulunmuyor” görüşünü de dile getiriyor.

Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde “mesafeyi artıracağına” dair yorumlar da son dönem arttı. Bu yorumlarda Türkiye’nin Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi adına Rusya’ya karşı mesafesini artıracağı savunuluyor. Ancak hükümet kaynaklarının verdiği bilgiye göre; iki konu birbirinin alternatifi değil. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde       “araya mesafe koyma” yönünde bir iradesi yok. Hatta yeni anlaşmalar ile ilişkilerin daha da “derinleştirilmesi” gündemde. Kaynaklar, eş zamanlı adımlarla Batı ile ilişkilerin de kuvvetlendirileceğine dikkati çekiyor.

“Rusya’yı ikaz ettik”

Türkiye ile Rusya arasında temaslar sürerken Karadeniz’de Rus askerlerinin “Şükrü Okan” adlı gemiye düzenlediği baskın dikkat çekti. Bu baskın Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına duyuruldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu baskına ilişkin hükümetin sessiz kaldığını söyleyerek, “Baskının görüntüleri, Rusya Savunma Bakanlığı tarafından basına dağıtılmış ve halkımız ancak bu şekilde gelişmeden haberdar olmuştur” paylaşımı yaptı. Kılıçdaroğlu, “Saray Devleti konuya dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Neden?” sorusunu da yöneltti.

Türkiye’den baskına ilişkin tek açıklama ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yapıldı. “Rus askeri Türk gemisi Şükrü Okan’a baskın yaptı, Türk hükümeti tepki göstermedi” şeklindeki iddiaların “manipülasyon” içerdiği kaydedilen açıklamada, gemiye müdahalede bulunulan yerin Türk karasuları değil uluslararası sular olduğu belirtildi. Açıklamada “Geminin sahibi Türk olsa bile gemi Türk bayraklı bir gemi değildir.

Uluslararası hukukta geminin ismi veya personelinin milliyetinden ziyade önemli olan ‘bayrak devleti’dir. Tüm bunlara rağmen gemiye yapılan müdahale sonrasında Rusya Federasyonu’ndaki muhataplar, Karadeniz’de gerginliği tırmandıracak bu tarz girişimlerden kaçınılması için uygun şekilde ikaz edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Rusya ile “Şükrü Okan” olayı yaşanırken dikkat çeken bir gelişme daha gerçekleşti. Ukrayna limanlarından ayrılan Hong Kong bandıralı Joseph Schulte adlı ticari gemi Cuma günü İstanbul Boğazı’ndan geçti.

Bu gemide tahıl olduğu iddiaları kamuoyunda konuşulurken Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, “Mevcut gemi konteyner yüklü gemi olup tahıl yüklü gemi değildir” denildi. Bakanlık kaynakları, tahıl koridorunun işlemesi için çabaların sürdüğünü belirtirken diğer ülkelerin de alternatif güzergahlar üzerinden yaptıkları çalışmaların da yakın takip edildiği bilgisini de paylaştı.

Hükümet kaynakları, bu geminin geçişinin önemli bir adım olduğunu ifade ederken, hem tahıl koridorunun aktifleşmesi hem de ticari gemilerin zarar görmemesi için Rusya’nın da Türkiye’nin hassas çalıştığı değerlendirmesini yaptı.

Erdoğan ile Putin son olarak geçen yıl bir araya gelmişti

Rusya Devlet Başkanı Putin son olarak Türk Akımı doğalgaz boru hattı temel atma töreni nedeniyle 7 Ocak 2020 yılında Türkiye’ye gelmişti. Bu ziyaretin ardından Erdoğan üç yıllık süreçte Mart 2020’de Moskova, Eylül 2021’de Soçi ve Ağustos 2022’de de Soçi olmak üzere üç kere Rusya’ya gitti. Erdoğan ve Putin son olarak ise 13 Ekim 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da CICA Zirvesi kapsamında bir buçuk saatlik bir görüşme yapmıştı.

Paylaşın

“Mehmet Şimşek İstifa Etmek İstedi” İddialarına Yalanlama

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz’ın “Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in istifa etmek istedi” iddialarına İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nden yalanlama geldi.

Haber Merkezi / Bu tür haberlerin piyasalarda tedirginlik yaratma ve güvensizlik oluşturma amaçlı olduğunu belirten İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İtibar etmeyiniz”

“Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, görevinden istifa etmek istedi” iddiası doğru değildir. Piyasalarda tedirginlik ve güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan dezenformatif haberlere itibar etmeyiniz.”

Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz, Mehmet Şimşek’in istifa etmek istediğine dair bir iddia dile getirerek, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yapmıştı:

“Zamcı bakan Mehmet Şimşek’in görevinden istifa etmek istediği ve araya Cevdet Yılmaz’ın girerek, kendisini zor ikna ettiği duyumu var. Doğruysa, neden istifa etmek istediğini ve ne vaadler alarak istifadan vazgeçtiğini elbette ilerleyen zamanda öğreniriz. Siyasal islamcılar birbirine düşecek! Çünkü ülkeyi birlikte batırdılar ve çıkışı bulamıyorlar! Herkes diğerine çöküşün faturasını kesmek istiyor!”

Paylaşın

Orta Vadeli Program: Hükümet İddialı, Uzmanlar Temkinli

28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası ekonominin yönetimine geçen isimler, son bir aydır Orta Vadeli Program’a (OVP) ilişkin talep ve önerileri almak üzere iş dünyasının farklı kesimleri ile özel toplantılar düzenliyor. Son günlerde ise ekonomi yönetiminin tepe isimleri, Eylül ortasına kadar açıklanması beklenen yeni OVP’ye ilişkin birbiri ardına iddialı açıklamalar yapıyorlar.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta Vadeli Program ile öngörülebilirliğin arttığı bir ortama geçiş yapmış olacağız” derken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “OVP, hem özel sektör hem kamu sektörü için önemli bir rehber ve yol haritası fonksiyonunu yerine getirecek” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Burak Saltoğlu, analistler ve piyasayı izleyen uzmanların OVP tahminlerinin seviyesi ve tutarlılıklarını dikkatle inceleyeceğine işaret etti.

Türkiye ekonomisinde yüksek enflasyon nedeniyle her geçen gün ağırlaşan hayat pahalılığı vatandaşların hayatını zorlaştırmaya devam ederken gözler hükümetin Eylül ortasına kadar açıklayacağını duyurduğu Orta Vadeli Program’a (OVP) çevrilmiş durumda. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yılda büyüme, enflasyon, cari açık ve döviz kurları gibi kritik alanlarda atacağı adımları içermesi beklenen yeni OVP için hükümet yetkilileri iddialı konuşuyor.

Ancak özellikle Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen 2018’den bu yana açıklanan OVP’lerdeki hedeflerin çok büyük oranda şaşması, yeni OVP’ye ilişkin beklentilerin de zayıf olmasına neden oluyor.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan uzmanlara göre, Şimşek ve ekibinin hazırladığı yeni OVP’nin ekonomide olumlu bir hava yaratabilmesi için enflasyonla mücadele ve faiz politikası konusunda tutarlı ve rasyonel bir yol haritası açıklanması gerekiyor.

Ekonomi yönetimi, son bir aydır OVP’ye ilişkin talep ve önerileri almak üzere iş dünyasının farklı kesimleri ile özel toplantılar düzenliyor. Son günlerde ise ekonomi yönetiminin tepe isimleri, Eylül ortasına kadar açıklanması beklenen yeni OVP’ye ilişkin birbiri ardına iddialı açıklamalar yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta Vadeli Program ile öngörülebilirliğin arttığı bir ortama geçiş yapmış olacağız” derken Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de “OVP, hem özel sektör hem kamu sektörü için önemli bir rehber ve yol haritası fonksiyonunu yerine getirecek” şeklinde konuştu.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burak Saltoğlu, analistler ve piyasayı izleyen uzmanların OVP tahminlerinin seviyesi ve tutarlılıklarını dikkatle inceleyeceğine işaret ediyor. Özellikle büyüme, cari açık ve enflasyon hedeflerindeki tutarlılığın önemli olacağını vurgulayan Prof. Saltoğlu, “Sayın Şimsek’in ‘2026’dan sonra normalleşeceğiz’ yorumu da yine OVP içinde aranacaktır. TCMB’nin yeni enflasyon ve büyüme tahminleri de yeni OVP’de aranacaktır” diyor.

OVP’de Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında ekonomide atılacak adımlara ilişkin sinyallerin de verilmesi gerektiğini belirten Saltoğlu, “Ama geçmişte de olduğu gibi OVP’ler ciddi anlamda şaştığı ve şaşacağı için aşırı yüksek bir önem atfetmek de doğru olmaz. Temel kurgu ve tutarlılık konusunda bir sorun görülmezse, olumlu olur ama ekonomide çok fazla yönlendirme etkisi olacağı kanısında değilim” diye konuşuyor.

Prof. Saltoğlu’nun da işaret ettiği gibi, son yıllarda açıklanan OVP’lerde ekonomiye ilişkin hedef ve tahminler büyük oranda yanlış çıktı. Berat Albayrak’ın ekonominin başına getirildiği 2018 yılında sonra açıklanan OVP’lerde özellikle büyüme, enflasyon ve dolar kuru tahminleri tutmadı.

2019 yılında açıklanan OVP’de, 2020 yılı için yüzde 5 büyüme, yüzde 8,5 enflasyon ve dolar kurunda 6 TL seviyesi belirlenmişti. Ancak 2020 sonunda büyüme yüzde 1,8’e düşerken, enflasyon yüzde 14,6’ya çıktı. Dolar kuru ise 7 dolar oldu. 2021’de açıklanan OVP’de ise 2022 için yüzde 9,8 enflasyon ve dolar kurunda 9,2 TL seviyesi öngörüldü. Fakat 2022 sonunda enflasyon yüzde 64’e çıkarken, dolar kuru 18,7 TL’ye tırmandı. Cari açık ise 48,8 milyar dolar oldu.

Eylül 2022’de açıklanan son OVP’de ise 2023 yılı sonunda kişi başına gelirde 10 bin dolar seviyesinin aşılacağı, enflasyonun ise yüzde 24,9 olarak gerçekleşeceği tahmini yapıldı. Ortalama dolar kuru ise 21,5 TL olarak belirlendi. Ancak 2023’ün neredeyse 8 ayının geride kaldığı bugünlerde dolar kuru 27 TL’yi aşmış durumdayken, temmuz itibariyle yüzde 48 olan enflasyonun yılsonunda yüzde 70’e yaklaşması bekleniyor.

Beykoz Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Evren Bolgün, yeni açıklanacak OVP’ye büyük umutlar bağlamanın yanlış olacağını söylüyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilen 2018 yılı sonrasında hükümetin yayınladığı OVP’lerin büyük oranda itibar kaybettiğini savunan Prof. Bolgün, 2018 sonrasında hazırlanan OVP’lerde yer alan hedef ve değerlendirmelerin giderek rasyonellikten uzaklaştığını ifade ediyor.

Bu nedenle son yıllarda gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında piyasa oyuncuları, yatırımcılar ve akademi dünyasının OVP’de yer alan hedef ve tahminleri dikkate almadığını kaydeden Bolgün, “Yeni dönemde Mehmet Şimşek’in başında olduğu ekonomi yönetimi tarafından hazırlanacak OVP’de ise temel parametrelerdeki görüş ve tahminler belirleyici olacak” diyor.

“Piyasa oyuncuları açısından kritik olacak”

Yeni OVP’de başta büyüme ve enflasyon olmak üzere, AKP iktidarının makro ekonomik hedeflerine ilişkin ortaya konacak üç yıllık projeksiyon, hükümetin yüksek enflasyon ve dış ticaret açığı ile zarar gören dengelerinasıl düzelteceğine yönelik ipuçları verecek. OVP’de yer alacak dolar kuru tahminleri de yine piyasa oyuncuları açısından kritik olacak.

Hükümet tarafından açıklanacak yeni OVP’de Türkiye ekonomisinde ‘restorasyon’ yapacak tutarlı bir program beklentisi olduğunu belirten Bolgün, “AKP hükümeti seçimleri kazandı ve 5 yıllığına daha yönetme yetkisini eline aldı. Seçimlerden bu yana 3 ay geçti ancak vergi artışlar dışında hala yakıcı ekonomik sorunlara karşı kapsamlı bir program göremiyoruz. Yeni OVP bu beklentiyi karşılamak zorunda” diye konuşuyor.

Türkiye’de büyümenin yüzde 5,5 seviyesine yükseltilmesi gerektiğini, bu arada yüksek enflasyonun da düşürülmek zorunda olduğunu dile getiren Bolgün, şöyle konuşuyor:

“Hem büyümek hem de enflasyonu düşürüp işsizliği patlatmamak için çok dengeli bir program yürütmek gerekiyor. Şimşek ve ekibinin bu ne kadar başarabileceğini izleyeceğiz. Bütçe gelirlerini artırmak için kamuda ne tür tasarruf önlemleri alınacak, vergi sisteminde ne tür değişikler olacak, bunların hepsini OVP’de görmemiz gerekir. Aksi takdirde yeni OVP’nin de diğerleri gibi pek bir anlamı olmaz.”

Borsa İstanbul’da yatırımcı sayısı rekor kırdı

Öte yandan yeni OVP’nin yatırımcıların Türkiye’ye bakışında ve Türk piyasalarına güvende olumlu değişiklikler yaratacağını düşünenler de var.

Sermaye Piyasaları Danışmanı Yunus Kaya, seçim sonrasında yatırımcıların Türkiye ekonomisinin geleceğine daha pozitif yaklaştıklarını söylüyor. Kaya, “Son 5 yılda 10 milyar dolarlık yabancı çıkışı olan borsaya Cumhuriyet tarihinin en güçlü yabancı sermaye akımlarından birini yaşıyoruz. Mayıs ayındaki seçimlerden sonra geçen iki ayda 2 milyar dolarlık borsaya yabancı girişi oldu. Üstelik bu girişler sadece borsaya yönelik olmadı. Türkiye’nin yurtdışında ihraç ettiği Eurobondlara da hücum yaşandı” diyor.

Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun (MKK) sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda da borsada yatırımcı sayısındaki rekor değişim ortaya kondu. Buna göre, pay senedi bakiyeli yatırımcı sayısı, 15 Ağustos itibarıyla 5 milyon 636 bin 160’a ulaşarak rekor seviyeye çıktı. Yıllık yatırımcı sayısındaki yükseliş 3 milyon 3 bin 214 olurken, bu durum yüzde 114,06’lık artışa işaret etti. Aylık bazda bakıldığında da borsada yatırımcı sayısı, yüzde 27,54 artarak yatırımcılara 1 milyon 216 bin 954 kişi eklendi.

“İyimser beklentiler artıyor”

Seçim sonrasında 700 seviyesini gören Türkiye’nin kredi risk priminin (CDS) de 400’ün altına gerilediğini hatırlatan Kaya’ya göre, 4 Haziran’da ekonomi yönetiminin başına Mehmet Şimşek’in getirilmesi, Merkez Bankası Başkanı ve 3 yardımcısının değiştirilmesi Türkiye’ye yönelik iyimser beklentileri artırmış durumda.

Ekonominin farklı kesimleri ile görüşmeler yapılmasının ardından eylül ayında OVP sonrasındaki uygulamalar ile Türkiye’nin son zamanlarda patinaj yaptığı ekonomide bir yükseliş dönemine girebileceğini dile getiren Yunus Kaya, şu değerlendirmeleri yapıyor:

“Doğrusu yabancı yatırımcılar da bunu önden satın alıyorlar. Son 5 yılda önce çıkan kar ederken, artık önce giren kar ediyor diyebiliriz. Borsa açısından bakarsak yabancı kanalından sürekli para girişi, düzeltmeleri bile kısa tutup yükseliş trendinin soluksuz devamına yol açtı. Borsa tarihi zirvesini bile geçtikten sonra 2 ayda yüzde 36 yükselmiş durumda. Özellikle ABD seans başlangıç saatinde gelen yabancı alımları bize bu temponun kolay durulmayacağını gösteriyor.”

“Papua Yeni Gine seviyesine çıkarız”

Bu arada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, geçen hafta Türkiye’nin ortodoks politikaları hayata geçirmesi durumunda not artışı yapılabileceği sinyalini verirken bu hafta içinde ise Türk bankalarının görünümünü ‘negatif’ten ‘durağan’a çevirdi.

Moody’s’in not artışının beklenen not artışlarının ilki olabileceğini öne süren Yunus Kaya, “Çünkü 3 kurumdan biri not artıracaksa, ilk artıranın Moody’s olması en doğalı olur. Ancak halen Türkiye’nin gidecek çok yolu var. Türkiye, şu anda Moğolistan ve Mısır ile aynı notlara sahip. Eğer Moody’s bir kademe iyileştirirse; Papua Yeni Gine, Kamboçya ve Kenya ile aynı not düzlemine gelmiş oluruz” şeklinde konuşuyor.

Paylaşın

Türkiye’de Cezaevinde Bulunan Gazeteci Sayısı 21’e Yükseldi

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Eleştirel gazeteciliğe iktidarın tahammülünün hiç kalmadığını anlıyoruz. Son olarak da Barış Pehlivan 5. kez cezaevine girdi. Bu olaylar iktidarın anayasal bir hak olan basın özgürlüğünü hiçe saydığını gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Barış Pehlivan’ın denetimli serbestlik talebinin görmezden gelinmesi ciddi bir haksızlık. Çünkü tüm adil suçluların bu haklardan bu haktan yararlandığını görüyoruz.”

Sibel Güneş, “Meslektaşlarımıza yönelik ağır baskılardan vazgeçilmesini istiyoruz. Başta Merdan Yanardağ ve Barış Pehlivan olmak üzere tutuklu toplam 21 gazetecinin serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

2016 ve 2017 yıllarında dünyada en fazla gazetecinin hapsedildiği ülke olan Türkiye, son yıllarda bu kötü sicilinden uzaklaşıyordu. Ancak son bir yıl içinde tutuklamalar yeniden arttı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne göre en son tutuklamalarla cezaevinde bulunan gazeteci sayısı 21’e yükseldi.

Seçimlerden önce Nisan ayında Diyarbakır’da Abdurrahman Gök, Beritan Canözer, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya adlı gazeteciler tutuklandı. Ardından seçimler sonrası Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, bir yayında Abdullah Öcalan’ı övdüğü iddiasıyla cezaevine gönderildi.

En son iki gün önce de Barış Pehlivan 3 yıl 9 ay hapse mahkum olduğu bir davadan yeni İnfaz Yasası’ndaki denetim serbestliğinden yararlandırılmadığı için Silivri Açık Cezaevi’ne teslim oldu. Son dönemde gazetecilere yönelik artan tutuklamalar basın kuruluşlarının tepkisine neden oluyor.

“Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, yeni İnfaz Yasası’na rağmen Barış Pehlivan’ın tutuklanmasına tepki gösterirken iktidarın eleştirel gazeteciye tahammülünün kalmadığına işaret etti.

VOA Türkçe’den Hilmi Hacaloğlu‘na değerlendirmelerde bulunan Güneş, “Önce Merdan Yanardağ’ın, televizyonda ifade özgürlüğünü kullanması ile ilgili olarak bir hedef gösterme ve linç söz konusu oldu. İşaret fişeği atıldı ve meslektaşımız maalesef tutuklandı. Ardından Tele 1’in de kapandığına tanıklık ettik. Eleştirel gazeteciliğe iktidarın tahammülünün hiç kalmadığını anlıyoruz. Son olarak da Barış Pehlivan 5. kez cezaevine girdi.

Bu olaylar iktidarın anayasal bir hak olan basın özgürlüğünü hiçe saydığını gösteriyor. Yargının gazetecileri sindirmek için kötüye kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Barış Pehlivan’ın denetimli serbestlik talebinin görmezden gelinmesi ciddi bir haksızlık. Çünkü tüm adil suçluların bu haklardan bu haktan yararlandığını görüyoruz” dedi.

“Haksız gözaltı ve tutuklamalar…”

TGC Genel Sekreteri yalnız Yanardağ ve Pehlivan için değil seçimlerden önce tutuklanan dört Kürt gazetecinin de dahil olduğu tüm tutuklu gazeteciler için özgürlük çağrısında bulunuyor.

Sibel Güneş, “Güneydoğu’da görev yapmak gazetecilik açısından her zaman çok zor oldu. Güneydoğu’da görev yapan meslektaşlarımızın sindirilmeye çalışıldığına tanıklık ediyoruz. Gerçekler üzerinden haksız gözaltı ve tutuklamalar bir Demokles’in kılıcı gibi sürekli baskıyı hatırlatacak şekilde gazetecilerin üzerinde tutuluyor. Güneydoğu’da arkadaşlarımızla da dayanışma içerisindeyiz.

Biliyorsunuz bir önceki yıl haksız yere tutuklanan meslektaşlarımıza Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ‘basın özgürlüğü ödülü’ verdi. Meslektaşlarımıza yönelik ağır baskılardan vazgeçilmesini istiyoruz. Başta Merdan Yanardağ ve Barış Pehlivan olmak üzere tutuklu toplam 21 gazetecinin serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Gerçek gazeteciler kalemlerini satmıyor”

Önceki gün Barış Pehlivan cezaevine teslim olurken onu uğurlamaya Silivri Cezaevi’ne giden gazetecilerden biri olan Timur Soykan da yeni infaz düzenlemesinden katiller ve uyuşturucu kaçakçıları dahi yararlanırken bir gazetecinin kapsam dışı bırakılma çabasının hukukla bağdaşmadığına dikkat çekiyor.

Timur Soykan, “Yeni bir infaz yasasıyla yine katillerin, tecavüzcülerin, uyuşturucu kaçakçılarının, hırsızların tahliye edildiği günlerdeyiz. Ve yine biz arkadaşımız Barış’ı Silivri cezaevine gönderdik. Bu adaletsizlik, bu hukuksuzluk, bu zorbalık biz gazetecilere sürekli bunu yaşatıyor. Ama Barış da pes etmeyecek yazmaya devam edecek.

En iyi bildiği şeyi, gazeteciliği yapmaya devam edecek. Çünkü bu ülkenin gerçek vatanseverleri gerçek gazetecileri gözlerini kulaklarını hakikate kapatmıyor, kalemlerini de satmıyor, mücadeleye devam ediyorlar. Kimileri ceplerini dolduruyor olabilir ama bu ülkenin gerçek gazetecileri var ve onlar bu hakikat mücadelesine devam ediyorlar” dedi.

Timur Soykan, gazetecilerin ve hak savunucularının iktidar baskısına karşı yalnız bırakıldığı görüşünde: “Bu ülkenin de bir vefasızlığı var mücadele eden gazetecilere karşı. Çok bedeller ödeniyor. Arkamda gördüğünüz Silivri Cezaevi’nde (Gezi davası tutukluları) Can Atalay Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Osman Kavala var.

Bu ülkedeki adaletsizlik insanların hayatlarından çalıyor. Tayfun Kahraman’ı kızından uzak tutuyor Hakan’ı oğlundan uzak tutuyor. Can Atalay bir milletvekili ama hapisten çıkartılmıyor. Ama işte bütün bu korku iklimine karşı -Türkiye’deki insanlar o korku iklimine teslim olmuş görünebilir- hiçbir zaman hakikatin mücadelesi bitmez.”

Paylaşın

Ankara’dan Moskova’ya “Şükrü Okan” Uyarısı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Ukrayna’nın güneyindeki Izmaïl limanına giden bir Türk şirketine ait kargo gemisine uyarı ateşi açılmasıyla ilgili Rusya’nın “uygun şekilde uyarıldığını” açıkladı.

Sessiz kalındığı yönündeki eleştirilerin doğru olmadığını bildiren DMM’nin X hesabı üzerinden yapılan açıklamada, olayın gerçekleştiği yerin Karadeniz’in Türk karasuları değil, uluslararası sular olduğu, geminin sahibinin Türk olmasına rağmen uluslararası hukukta geminin ismi ya da personelinden ziyade bayrak devletinin önemli olduğu ve Rusya Federasyonu’nun “uygun şekilde” ikaz edildiği bildirildi.

Türkiye, Palau bayrağı taşımasına rağmen bir Türk şirketine ait geminin karıştığı olayla ilgili sessizliğini bozdu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), Ukrayna’nın güneyindeki Izmaïl limanına giden bir Türk şirketine ait kargo gemisine uyarı ateşi açılmasıyla ilgili Rusya’nın “uygun şekilde uyarıldığını” açıkladı.

DMM’den yapılan açıklamada “Rusya’daki muhataplarımız Karadeniz’de tansiyonu yükseltebilecek bu tür girişimlerden kaçınmaları konusunda uyarılmıştır” denildi. Şükrü Okan isimli gemiye yapılan baskının Türk karasularında değil uluslararası karasularda yaşandığı belirtilen açıklamada “geminin sahibi Türk olsa bile gemi Türk bayraklı bir gemi değildir” ifadeleri kullanıldı.

Rusya Savunma Bakanlığı, 13 Ağustos Pazar günü Karadeniz’de devriye gezen Rus gemisi Vasiliy Bikov’un Palau bayraklı Sükrü Okan adlı Türk yük gemisine uyarı ateşi açtığını ve gemiyi durdurduğunu açıklamış, Ukrayna’nın İzmail Limanı’na giden gemiye yasak kapsamına giren bir yük taşıyıp taşımadığının denetlenmesi amacıyla durması yönünde önce uyarı yapıldığını, ancak buna tepki vermediği için üzerine uyarı ateşi açılarak durdurulduğunu bildirmişti.

Açıklamada, daha sonra Rus denetim ekiplerinin helikopterle gemiye indiği, çalışmalarını yürüttüğü ve daha sonra da hedef limanına gitmesine izin verildiği bilgisi yer almıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, kargo gemisinin Kiev tarafından kurulan “yeni bir insani yardım koridorunu” kullandığını söyledi. Ukrayna Altyapı Bakanı Oleksandre Kubrakov ise, yeni koridorun Şubat 2022’de “esas olarak Rus işgali sırasında limanlarda bulunan gemileri tahliye etmek için kullanılacağını” açıkladı.

Paylaşın

Bakan Şimşek: Para Politikasında Sıkılaştırma Devam Edecek

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Bakan Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Seçimlerin ardından hazine ve maliye bakanlığına getirilen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye Bankalar Birliği’nin 66’ncı Genel Kurulu’nda konuştu.

Bakan Şimşek, “Ülkemize baktığımız zaman büyüme performansımız oldukça güçlü seyretmeye devam ediyor. 2003-2022 döneminde ortalama ülkemiz reel olarak yüzde 5,4 büyüdü. 2023 yılında bütün bu sıkıntılı küresel finansal koşullara rağmen yüzde 4,5 civarında bir büyüme öngörüyoruz” dedi.

Konuşmasında reel sektörün finansman açısından desteklenmesi gerektiğine de değinen Şimşek, “Özel bankaların sadece tüketici kredilerine odaklandığı dönem artık geride kalmalı çünkü bunun şartları ortadan kalkmıştır. Bu sürdürülebilir değildir. Artık haklı bir gerekçeleri de kalmamıştır. Reel sektörü desteklemek esas vazifemizdir. Reel sektör tabii ki yatırım, istihdam, üretim ve ihracat çerçevesinde önceliklendirilecektir. Burada sürdürülebilir yüksek büyümenin devamı için reel sektörümüzün finansmana kesintisiz erişimi tabii ki olmazsa olmazdır” diye konuştu.

“Enflasyondaki düşüş önemli çünkü parasal sıkılaşmanın muhtemelen sonuna geldik; yakınız. 2024’ün ikinci yarısından itibaren bir gevşeme olasılığı artmıştır” diyen Bakan Şimşek, “Ümit ediyoruz ki 2024’ün ikinci yarısından itibaren küresel finansal koşullarda daha destekleyici bir ortam ile karşı karşıya kalırız” dedi.

“Attığımız adımlar beklentileri olumlu etkilemeye başladı”

“Biz teşebbüs hürriyetini, dalgalı kur sistemi, dışa açık ve kurala dayalı ekonomi ilkelerini benimseyen bir sistem anlayışı içerisinde ilerleyeceğiz” diyen Şimşek, para politikasında sadeleştirme ve sıkılaştırma adımlarının devam edeceğini, para ve maliye politikalarının eşgüdüm içerisinde yürütüleceğini söyledi.

Bakan Şimşek, “Seçim sonrası azalan siyasi belirsizlik para ve maliye politikasında attığımız adımlar Türkiye ekonomisine ilişkin beklentileri olumlu etkilemeye başlamıştır. Ülkemizin risk primi 700 baz seviyesinden 400 baz civarına gerilemiştir. Bu ekonomideki bütün aktörlerin daha makul maliyetlerle dışarıdan kaynak bulmasının önünü açmıştır” diye konuştu.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: İmamoğlu Neden ‘Adayım’ Demedi?

İstanbul Belediye Başkanlığı (İBB) için adaylığını açıklayan Ekrem İmamoğlu, basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Seçim sonrasında CHP’de değişim tartışmalarını başlatan ve öncülüğünü yapan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu açıkladığı yol haritasıyla, tercihini İstanbul’dan yana koydu ve bir kez daha belediye başkanlığına aday olacağının sinyalini verdi.

İmamoğlu’nun bu kararı, CHP Genel Merkezi’nde, görünür bir şekilde de memnuniyet yarattı. CHP’de yapılan ilk yorumlar, “İmamoğlu, bekleneni yaptı, parti artık yerel seçim sathına girer, oybirliğiyle de belediye başkanlığına aday gösterilir” yönünde oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını açıkladığı basın toplantısını, parti genel merkezinde bazı yakın kurmayları ile izledi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘a konuşan CHP kurmaylarına göre Kılıçdaroğlu İmamoğlu’ndan böyle bir açıklama bekliyordu, o nedenle de rahattı ve şaşırmadı.

Bir parti yöneticisi İmamoğlu’nun seçimden hemen sonra söyledikleriyle, bugün söyledikleri arasında bir fark olmadığını savunarak “Üstelik İmamoğlu’nun bugün söylediklerini, Genel Başkan da söyledi. Değişim olmalı, İstanbul adayımız İmamoğlu olmalı dedi. Yani gelinen noktada ikisinin de söyledikleri birbiriyle örtüşüyor” görüşünü dile getirdi.

Seçimden sonra CHP, kendisini İmamoğlu’nun başını çektiği değişim tartışmaları içinde bulmuş ve seçimlere kadar yakın kurmayları arasında yer alan bir çok isim artık Kılıçdaroğlu’nun kurultayda aday olmayarak, değişimin önünü açması talebini dile getirmişti.

Kılıçdaroğlu’nun yerel seçim sürecinde “gemiyi terk etmeme” kararı nedeniyle, değişimcilerin bu talebi gerçekleşmedi. Ancak bu tartışmalar, TBMM ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedilmesinin yarattığı hayal kırıklığı, yerel seçimlere odaklanmasını da büyük ölçüde engellendi.

O nedenle genel merkez yönetimi, İmamoğlu’nun yol haritasını netleştirmesi ile artık partinin “yerel seçimlere odaklanacağını” düşünüyor.

Partinin yerel seçim kampanyasını bir an önce başlatması ve seçimlere odaklanabilmesi için İmamoğlu’nun adaylığının bir an önce Parti Meclisi’nde görüşülüp, ilan edilmesini savunanlar da var. Parti yöneticilerine göre Parti Meclisi’nde İmamoğlu, oy birliğiyle İBB’ye yeniden aday gösterilebilir.

İmamoğlu, İBB’de karar kılmasına karşın, partideki değişim talebinden vazgeçmediğini de ortaya koydu ve adı genel başkan adaylığı için geçen Grup Başkanı Özgür Özel’in de ismini anarak, “CHP’nin tarihi bilen, geçmişi tertemiz evlatları vardır. Bunlardan birisi, ismi geçtiği için söylüyorum Özgür Özel’dir” görüşünü dile getirdi.

Özel ise İmamoğlu’nun İstanbul kararının ardından yaptığı ilk değerlendirmelerde, değişim tartışmalarının başında dile getirdiği, “sorumluluk üstlenmekten de fedakarlık yapmaktan da kaçmam” dediği noktada olduğunu belirtti.

CHP kulislerindeki beklenti Özel’in, İmamoğlu ve değişim talebini dile getirenlerle birlikte kararını netleştireceği yönünde. Genel merkez yönetimi ise İmamoğlu’nun yarıştan çekilmesi ile Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığı yeniden rahat kazanacağı görüşünde.

İmamoğlu desteklese de Özel’in delegede umduğunu bulamayacağını, “delegenin Kılıçdaroğlu’na akacağını” hatta il ilçe kongre sonuçlarına göre Özel’in aday olmayabileceğini savunanlar da var.

Özel’in aday olması halinde bunun bir sorun oluşturmayacağını savunan bir parti yöneticisi “Bir demokrasi yarışı olur, parti yoluna devam eder. Daha önce Muharrem İnce ile yarış oldu, yaşandı bitti yolumuza devam ettik, hiçbir sıkıntı olmaz” görüşü dile getiriliyor.

CHP’de Özel’in aday olsa da İmamoğlu gibi bir etki yaratmayacağı için Kılıçdaroğlu’nun kurultay yarışını rahat önde bitireceği görüşü hakim. Ancak başta İmamoğlu olmak üzere değişim isteyen ekibin, partiyi almaya dönük bir strateji izleyebileceği ifade ediliyor.

1972’de Bülent Ecevit’in Genel Başkan İsmet İnönü’ye karşı PM listesi çıkarıp çoğunluğu alması örnek gösterilerek, “Ecevit-İnönü kurultayına çevirmek ve Parti Meclisi’nde (PM) çoğunluğu sağlayarak güçlü olmak isteyebilirler” görüşü dile getiriliyor.

Genel merkeze göre İmamoğlu’nun genel başkanlık yarışına girmeyecek olması nedeniyle, delege büyük oranda Kılıçdaroğlu’na destek olacağı için böyle bir tablo beklenmiyor. Bir çok parti yöneticisi önümüzdeki süreci “Siyaset biraz durağanlaşacak. Çünkü artık kararsızlık sona erdi, belediye başkan aday adayları artık genel merkeze gelmeye başlayacak ve parti artık seçime odaklanabilecek” diye özetliyor.

2019 yerel seçimlerinde Millet İttifakı içinde yer alan muhalefet partilerinin desteği ve HDP’nin de aday çıkarmamasıyla kazanan İmamoğlu yol haritasını açıklarken, İstanbul’u kazanmak için “partiler üstü ittifak” kuracağını da ifade etti.

Seçimlerden sonra ittifak kararını yeniden gözden geçirmeye hazırlanan İYİ Parti’nin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceği CHP’de de merak konusu.

Parti yöneticileri yerel seçimlere giderken İYİ Parti dahil, muhalefetle ittifak koşullarının yeniden değerlendirilebileceğine işaret ederken, “Onların da elbette şartları olacak, oturup konuşacağız. Tepeden bir şeyler dayatmak doğru değil. Yani İYİ Parti, ülkeyi yönetmeye layık gördüğü İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a destek vermeyecek mi? En önemli soru bu. Kemal Bey öyle bir denklem kurar ki, partideki herkesi birleştirir” görüşü dile getiriliyor.

İmamoğlu’nun siyasi partilerin ortaklaşa destekleyeceği bir yapı kurma çabasının da başarılı sonuç vereceği düşünülüyor.

İYİ Parti yerel seçimlerde ne yapacak?

İYİ Parti ise yerel seçimlerde izleyeceği stratejiyi önümüzdeki günlerde netleştirecek. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’nin 26 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un başladığı Afyonkarahisar’da yapacağı mitingin bu konuda önemli bir milat olması bekleniyor.

İYİ Parti’de, partinin kurulduğundan bu yana seçimlere sürekli ittifaklarla girmesi nedeniyle parti kimliğini perdelediği ve seçmene de bu nedenle kendisini istediği gibi anlatamadığı görüşü hakim. Yeni dönemdeki adımların bu anlayışı kırmaya dönük olması planlanıyor.

Partinin oy oranı ve siyasi konjonktür nedeniyle, ittifaklara tamamen kapıları kapatan bir anlayış söz konusu olmayacağı, ancak kendi kurumsal kimliğini öne çıkaracak bir ittifak anlayışının egemen olacağı ifade ediliyor. Çerçevesi şimdiden kesin çizilmiş olmamakla birlikte partide ağırlıklı görüş, Millet İttifakı gibi belli bir ittifak ismi yerine, yerel işbirliklerine gidilmesi yönünde.

Seçimlerde “muhalefete kaybettiren” olmanın risk olacağı düşünüldüğü için İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde yerel işbirliklerine açık olunacağı ifade ediliyor. Ancak 2019 yerel seçimlerinde CHP’ye ittifak teklifini götüren İYİ Parti, 2024 içinse CHP’nin kapısını çalmasını ve getireceği teklifi görmeyi istiyor.

İYİ Parti’de bazı kurmaylar, Ankara ve İstanbul Büyükşehir belediye başkanlarının ittifak belediyesi gibi davrandığını belirtse de İYİ Parti’nin bu kez elini yüksek tutacağı ve bazı yerlerde CHP’nin fedakarlık yapmasını isteyebileceğine işaret ediliyor.

Ekrem İmamoğlu neden ‘adayım’ demedi?

Ekrem İmamoğlu basın toplantısının ardından gazetecilerin “Adaylığınızı ilan ettiniz. Adaysanız diğer ilçelerdeki adaylarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?” şeklindeki sorusu üzerine “Adayım demedim, yola çıkıyorum” yanıtı vermişti.

CHP’de milletvekilliği gibi, belediye başkanları için de adaylarla ilgili Parti Meclisi karar veriyor. Genel merkez kaynakları İmamoğlu’nun, PM iradesini de dikkate alıp “adayım” demeyerek, bir anlamda parti hukukuna uygun hareket ettiği görüşünü savunuyor.

Paylaşın

Saadet’ten Muhalefete Ve İktidara “Ekonomik Kriz” Çağrısı

Düzenlediği basın toplantısında hayat pahalılığına dikkat çeken Saadet Partili Sabri Tekir, “İktidar ve muhalefet partilerinin tamamına bir çağrımız vardır. Yaşanan bu ekonomik kriz ortamında bu sorunlar nasıl çözülecek, gelin bunlara yoğunlaşalım, bunları müzakere edelim” dedi ve ekledi:

“Sözgelimi, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi en iyi, en insancıl, en üretken ve sorumluluk bilinci yüksek gençler olarak nasıl yetiştirebiliriz, ona bakalım. Bu geçim şartlarında, kendilerini geleceğe hazırlamak bir yana, kendi ders kitaplarını bile temin edebilecekler midir, ona bakalım.”

Sabri Tekir, açıklamasının devamında, “Bu konuda örnekleri fazla çoğaltmak istemem. Ancak, vatandaşımızın siyaset kurumundan ne beklediğinin farkında olalım. Bilelim ki, “kaynağı çaresizlik olan oylarla iktidar olmak, ne ülkeye ne de iktidara hayır getirmez.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Sabri Tekir, basın toplantısı düzenledi. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Sabri Tekir, basın açıklamasında şunları kaydetti:

“Çarşı pazarda her şey el yakıyor. Yüksek ateşli geçim şartlarından nasıl ve ne zaman kurtulabileceğiz, onu da yaşayarak göreceğiz. Gerçek şu ki, hayat pahalılığı her geçen gün daha çok can yakmaya, Sn. Erdoğan’ın da ifadesiyle “milletimizi bunaltmaya” devam ediyor, görünen o ki bu devam edip gidecek.

Değerli arkadaşlar; iktidar olmak, olanı biteni sadece yorumlamak değildir, toplumu derinden sarsan krizleri ise seyretmek hiç değildir. Krizlerin üstesinden gelmek, çareler üretmek demokrasilerde iktidar olma sorumluluğunun gereğidir. Yoksa iktidar olmak anlamını yitirir, mütegallibe bir sınıfın tatmin aracı haline dönüşür.

Yaşadığımız ekonomik kriz, yıllardır uygulanan yanlış politikalar, yanlış kaynak kullanımı sonucu  göz göre göre geldi. İktidar krizi önce inkar ediyor; krizi daha da derinleştirecek adımlar atıyor; ardından “ biz krizin farkındayız” diyor. Bu hal, 22 yıllık bir iktidarın  başarısızlığının, acziyyetinin, iş bilmezliğinin itirafı, ifadesi değil de nedir? Sonra, bir şeyin inkarı onun varlığını ortadan kaldırmaz.

Sadece bugünden bahsetmiyoruz ki. Merhum Genel Başkanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız başta olmak üzere, aklı başında herkes, her tecrübeli devlet adamı uygulanan politikaların yanlışlığı konusunda uyarılarda bulundu. Seçimden önce başta Saadet Partisi olmak üzere muhalefet partileri bu gelen “ekonomik tufan” konusunda uyarılarda bulundular?

Bunlara karşı iktidarın tavrı ise, uyarıları dikkate alıp hataları düzelteceğine, daha verimli ve üretime yönelik politikalar geliştireceğine, sorumluluklarının gereği demokratik uyarılarda  bulunanları “hain, terörist, bilmem ne iş birlikçisi” parantezine almak tarzında oldu!

“Daha neler yaşayacağız, birlikte göreceğiz”

Bu tutum ve davranışlarıyla iktidar yaşananlara “Ekonomik krizin, hayat pahalılığının farkındayız.” demekten başka bir tepki gösteremedi, bir şey yapamadı. Bunca yaşanan, bunca gelişen olaylar karşısında yirmi yıllık iktidarın cevabı sadece  bu cümleden ibaret olacak, öyle mi? Daha neler yaşayacağız, birlikte göreceğiz.

Hayat pahalılığını azaltacak somut ve kalıcı adımlar atmak yerine; sözüm ona önce vatandaşın alım gücünü yok edip fakirleştirecekler, sonra da talep yetersizliğinden raflardaki fiyatlar kendiliğinden düşecek. Bunu bekliyorlar. Ekonomiye ultra-modern bir bakış açısı.

Evet, durum aynen budur! İktidar doğru analizler yapamıyor, aslında yapmak istemiyor; sağlıklı adımlar atamıyor, aslında böyle bir zahmete  girmek istemiyor, işin kolayına kaçıyor; vatandaşın alım gücünü yok ederek enflasyonu düşürme stratejisi(!) uyguluyor. Bu nasıl ve hangi amaca yönelik strateji ise, her şeye zam üstüne zam yapılıyor. Ultra-modern ekonomik anlayışa göre talep gücü kalmamış zavallı halk geçim şartlarının zorluğu altında daha da ezilmiş olacak, dolaylı olarak da ürün fiyatları düşmüş olacak.

Ne kadar ilginç değil mi, hiç kimsenin aklına bir taraftan halkın alım gücünü yükseltirken diğer taraftan bu alım gücünün tetiklediği üretimi artıracak politikalar uygulamak, yani “ arz yönlü politikalar” uygulamak gelmiyor.  Gelemez. Bu kadar borç yükü altına girmiş olan bir ülke bu tür bağımsız politikalar geliştiremez de ondan. Amaç, enflasyonla mücadele ediliyormuş gibi bir görüntü sergilemek. Dahiyane(!) düşündükleri planları bu!

Şurası açıktır ki, enflasyonla mücadele, maliyet artışına yol açan nedenleri ortadan kaldırarak yapılabilir. Finansman imkanlarını zorlaştırarak, yüksek faiz politikası uygulayarak, çiftçinin kullandığı akaryakıt, gübre, zirai ilaç, yem gibi girdi maliyetlerini artırarak gıda fiyatlarının artmasını önleyemezsiniz. Bu yolla da gıda enflasyonunun önüne geçemezsiniz. Üzüntü ile ifade etmek gerekirse, bu ağır iç ve dış borç yükü ile bu tür politikalar da geliştiremezsiniz.

Bu “ekonomik tufan”ın önünü marketlerde zabıta denetimleriyle, polisiye tedbirlerle kesemezsiniz.  Kağıt üstünde göstermelik tasarruf tedbirleriyle bu fiyat artışlarını durduramazsınız. Nitekim, fiyatlar güya bunca tedbire rağmen, gemi azıya almış ve hızla yükselmektedir.

İktidar ve muhalefet partilerinin tamamına bir çağrımız vardır. Yaşanan bu ekonomik kriz ortamında bu sorunlar nasıl çözülecek, gelin bunlara yoğunlaşalım, bunları müzakere edelim. Sözgelimi, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi en iyi, en insancıl, en üretken ve sorumluluk bilinci yüksek gençler olarak nasıl yetiştirebiliriz, ona bakalım. Bu geçim şartlarında, kendilerini geleceğe hazırlamak bir yana, kendi ders kitaplarını bile temin edebilecekler midir, ona bakalım.

Bu konuda örnekleri fazla çoğaltmak istemem. Ancak, vatandaşımızın siyaset kurumundan ne beklediğinin farkında olalım. Bilelim ki, “kaynağı çaresizlik olan oylarla iktidar olmak, ne ülkeye ne de iktidara hayır getirmez.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik: Kılıçdaroğlu, Siyaseten Yok Hükmündedir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini eleştiren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerini hedef alan açıklamalarda bulundu. Çelik’in açıklamaları şöyle:

“Demokrasi tarihi açısından siyasi katılım oranı yüksekliği ve şeffaflığı ile çok yüksek standartlara sahip olan bir seçim gerçekleştirdik. Bu seçimin net ve tartışmasız sonucunda aziz milletimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçmiş ve Yüce Meclis’te çoğunluğu Cumhur İttifakı’na vermiştir.

Bu gerçeği anlamayan tek kişi defalarca sandıkta hezimete uğramasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’dur. Dün yaptığı açıklamada yine Cumhurbaşkanımıza ve seçim sonuçlarına saldırmış. Sayın Kılıçdaroğlu’nun nitelikli bir siyasetçi olmadığını biliyorduk. Yaptığı açıklamalarla zerre miktar demokrasi adabına sahip olmadığını da gördük.

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci boyunca terör odağı Kandil’e karşı net bir tavır koyamayan, Kandil’den yapılan geceli gündüzlü kendisine destek açıklamalarını net bir şekilde reddedemeyen Kılıçdaroğlu, halen seçim sonuçlarının şaibeli olduğundan bahsediyor.

Kılıçdaroğlu’nun söz konusu tutumuna, aziz milletimiz sandıkta gerekli cevabı vermiştir; Kılıçdaroğlu sayısını hatırlamakta zorlandığımız kez sandıkta hezimetle karşılaşmıştır.

Kılıçdaroğlu, CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın demokratik iradesini istismar etmeye devam ediyor. Bu iradeye saygı duymak yerine, kendi koltuğunu sağlama almak için çirkin sözlerle milli iradeye saldırıyor.

CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın da tanıklığı ile Kılıçdaroğlu’nun gerçeklikle bağı kopmuş, siyasi tutumu demokrasi karşıtlığına dönüşmüştür.

Terör odağı Kandil’in “Cumhuriyeti yeniden kurma, siyasi özerklik, terörist başına imtiyaz”dan bahsettiği dönemde suskun kalan Kılıçdaroğlu’nun bugün söyledikleri siyaseten yok hükmündedir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise aziz milletimizin her defasında artarak yinelenen desteği ile Cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etmeye, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunmasına liderlik etmeye devam etmektedir.”

Paylaşın