Kılıçdaroğlu’ndan KKM Açıklaması: Bu Ağır Yükü 85 Milyon Beraber Ödeyeceğiz

Merkez Bankası’nın Kur Korumalı Mevduat kararını değerlendiren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Biz bunların olacağını daha önce söyledik. Saray Hükümetini defalarca uyardık. Bu sıkıntıları nasıl aşacağımızı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” ile ortaya koyduk. Bugün geldiğimiz noktada haklı çıkmaktan hiç mutlu değiliz. Bu ağır yükü 85 milyon hep beraber ödeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bütüncül bir program yerine, parça başına alınan kararlarla bu sorun çözülemez. KKM bu şekilde tasfiye edilemez. Parça başına alınan kararlar vatandaşlarımızı ve piyasaları daha da ürkütebilir. Kaş yapayım derken, göz çıkarılabilir. TCMB’nin son aldığı kararlarla ya bankalar mevduat faizlerini ciddi şekilde artıracak; ya da yüksek enflasyon ortamında millet KKM’den dövize koşacak. Peki, kasada döviz yokken bu nasıl karşılanacak?”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında, “Artık havanda su dövmeyin. Önümüzdeki bir yılda çevrilmesi gereken dış borç 206 milyar dolar. Hazine’nin sadece önümüzdeki dört ayda ödeyeceği dış borç 4,5 milyar dolar. Ama diğer tarafta ülkemizin döviz pozisyon açığı arşa çıkmış.

Vatandaşlarımıza ve piyasalara güven verecek bir programı artık derhal açıklayın. Eylül’de açıklayacağınız Orta Vadeli Program bu çerçevede önemli bir fırsattır. Herkese güven verecek para, maliye politikalarıyla, tutarlı bir makro ihtiyati çerçeveyi ortaya koyun.

Bu programla orta vadede KKM’den nasıl çıkacağınızın yol haritasını kamuoyuna açıklayın. Dolarizasyonu ve ülkemizin risk primini gerçekten düşürmek istiyorsanız, bu söylediklerimi mutlaka yapın. Aksi halde millet ve tarih huzurunda çok ağır vebal ödersiniz.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) Kur Korumalı Mevduat (KKM) kararını değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Haftasonu piyasalar kapalıyken yine “kervan yolda dizilir” anlayışıyla, birtakım kararlar açıklandı. Alelacele alınan bu kararlar elbette sebepsiz değil. “Harç bitti, yapı paydos!” dememek için; suyunu çeken tulumbaya dolambaçlı yollardan su taşımaya çalışıyorlar.

TCMB, bir yandan bankaların yabancı para zorunlu karşılıklarını artırarak kuruyan döviz rezervlerini makyajlamaya; diğer yandan bankaların menkul kıymet tesisleriyle oynayarak, kapısının önüne terk edilen Kur Korumalı Mevduatın (KKM’nin) yükünü hafifletmeye uğraşıyor.

Rakamlar ortada… 17 Ağustos itibariyle, “TCMB net döviz pozisyon açığı (SWAP dahil)” 61 milyar $. “Kasa sıfır” demek için; 61 milyar $’a ihtiyaç var. TCMB’nin bilançosunda takip ettiği henüz gerçekleşmemiş kur farkı zararı ise 706 milyar lira.

Yine 17 Ağustos itibariyle TCMB’nin, büyük ölçüde KKM’den kaynaklanan zararı 565 milyar lira. Hazine’nin geçen yıldan bu yana KKM için ödediği 152 milyar lira da cabası. Bu ülke böyle bir ekonomik yıkım ve soykırımla daha önce hiç karşılaşmadı.

“En kötü senaryoda bile Hazine’ye yük gelmiyor” dedikleri KKM uygulaması; ülkenin kaynaklarını emen koca bir kara deliğe dönüştü. Sebep oldukları yüksek enflasyon Türk Lirasının “değer biriktirme” işlevini tamamen yok etti. KKM, dolarizasyonu çok yüksek seviyelerde katılaştırdı.

Biz bunların olacağını daha önce söyledik. Saray Hükümetini defalarca uyardık. Bu sıkıntıları nasıl aşacağımızı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” ile ortaya koyduk. Bugün geldiğimiz noktada haklı çıkmaktan hiç mutlu değiliz. Bu ağır yükü 85 milyon hep beraber ödeyeceğiz.

Bütüncül bir program yerine, parça başına alınan kararlarla bu sorun çözülemez. KKM bu şekilde tasfiye edilemez. Parça başına alınan kararlar vatandaşlarımızı ve piyasaları daha da ürkütebilir. Kaş yapayım derken, göz çıkarılabilir.

“Kasada döviz yokken…”

TCMB’nin son aldığı kararlarla ya bankalar mevduat faizlerini ciddi şekilde artıracak; ya da yüksek enflasyon ortamında millet KKM’den dövize koşacak. Peki, kasada döviz yokken bu nasıl karşılanacak?

Artık havanda su dövmeyin. Önümüzdeki bir yılda çevrilmesi gereken dış borç 206 milyar $. Hazine’nin sadece önümüzdeki dört ayda ödeyeceği dış borç 4,5 milyar $.  Ama diğer tarafta ülkemizin döviz pozisyon açığı arşa çıkmış.

Vatandaşlarımıza ve piyasalara güven verecek bir programı artık derhal açıklayın. Eylül’de açıklayacağınız Orta Vadeli Program bu çerçevede önemli bir fırsattır. Herkese güven verecek para, maliye politikalarıyla, tutarlı bir makro ihtiyati çerçeveyi ortaya koyun.

Bu programla orta vadede KKM’den nasıl çıkacağınızın yol haritasını kamuoyuna açıklayın. Dolarizasyonu ve ülkemizin risk primini gerçekten düşürmek istiyorsanız, bu söylediklerimi mutlaka yapın. Aksi halde millet ve tarih huzurunda çok ağır vebal ödersiniz.”

Paylaşın

“Değişim” Tartışmaları: CHP’de “Yeni İttifak” Hesabı

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan ‘değişim’ ve ‘dönüşüm’ tartışmaları devam ediyor. Değişim yanlıları Kemal Kılıçdaroğlu’nun yöneteceği bir parti yapısıyla yerel seçime gitmenin sıkıntılı olacağını savunuyor.

Gazete Duvar‘da yer alan habere göre; Kılıçdaroğlu’nun varlığının sadece parti değil ittifaklar için de sıkıntı olduğunu savunanlar, “Şu an partinin içine düştüğü en zor durum, bu halde yerel seçimlere gidersek ittifak yapma potansiyelimiz ortadan kalkacak.

Ancak CHP’de bir değişim olursa yeni bir isimle yeni bir ittifak zemini yaratıp farklı partilerle masaya yeniden oturulabilir. Yeni bir anlayış, yeni bir liderlik, yeni bir güven duygusu verir ama mevcut haliyle bunu sağlamak zor” diyor.

“Özgür Özel’in kazanması zor” 

CHP kasım ayı başında yapılması beklenen büyük kurultaya hazırlanıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday gösterilmesi beklenen kurultayda yeni bir gelişme olmazsa CHP Grup Başkanı Özgür Özel de tartıya çıkacak. Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da destek verse Özel’in Kılıçdaroğlu ile gireceği yarışı kazanmasının çok zor olduğu savunuluyor.

Değişim beklentisini yerel seçim sonrasında toplanacak bir olağanüstü kongreye bırakanlar, “CHP’de ciddi bir değişim gerekiyor. Ancak birincisi Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın çıkışları, ikincisi değişim talebiyle adı öne çıkanların CHP’nin son 10-15 yılına damga vuran siyasetçiler olması bu değişim iradesini sakatladı. Bu kongre zor ama yerel seçim sonrası daha gerçek bir değişim tartışması yaşayacağız” diyor.

Öte yandan CHP’nin kongre takvimi işliyor. Seçim sonrası değişim çağrılarının yapıldığı partide ilk çekişme mahalle delege seçimlerinde, ardından ilçe kongrelerinde yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde “piro” olarak adlandırılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bazı partililer kongre sürecinde de bu lakabı kullanarak pozisyon alıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ekibinde yer alan puro içen bazı isimlere gönderme yapanlarsa bu ekibi ise “purocu” diye anıyor. Bu nedenle devam eden seçimlerde de partililerin birbirlerine “Pirocu musun, purocu musun” diye sorduğu anlatılıyor.

Paylaşın

Yeniden Seçilemeyen 310 Vekil 149’ar Bin Lirayı Afiyetle Yedi

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Söz konusu ödemenin 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaştan oluştu.

Mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul etti.

Meclis’in 27’nci döneminde görev yapan 314 milletvekili, 14 Mayıs seçimlerinde ya aday gösterilmedi ya da seçilemedi. Vekillikleri sona eren 314 isme Nisan-Mayıs-Haziran ayları için toplam 70 milyon TL ödendi. Bunun 46 milyon 786 bin lirası hak edilmeyen 2 aylık maaşı kapsıyor.

Sözcü’den Zekeriya Albayrak‘ın haberine göre; mayıs ayının yarısı ve Haziran aylarında vekil olmadıkları halde fazladan ücret alan 314 vekilden sadece 4’ü “Biz bu parayı hak etmedik” diyerek parayı iade etti. Üç aylık maaş olarak 223 bin 500’er lira maaş alan 310 milletvekilinden ise ses çıkmadı. Vekillik yapmadan aldıkları 149 bin lirayı kabul ettiler.

İki aylık maaşı iade eden Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal “İki aya yakın fazladan ücret ödendi. Hak etmediğim bir parayı alamazdım, iade ettim” dedi. Uysal’ın yanı sıra BBP lideri Mustafa Destici, eski İYİ Parti Bursa milletvekili ve Kamil Erozan, eski AKP Balıkesir milletvekili Adil Çelik de iki aylık maaşlarını TBMM muhasebesine iade etti.

Paylaşın

Almanya’dan Kürtlerin İltica Başvurularına Rekor Ret

Almanya’ya 2021’de iltica ederken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü.

Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) yetkilileri, “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı.

“Nereye iş başvurusu yapsam, hep olumlu cevap aldım, mülakatlar da iyi geçti. İş sabıka kaydına gelince Cumhurbaşkanı’na hakaretten, terör örgütü propagandasından ceza yemişim, yatmışım. ‘Kusura bakma’ dediler. Artık ya açıklıktan ölecektim ya da ülkeden çıkacaktım.”

Robin E. ikinci seçenekte karar kılmış ve Aralık 2022’de Türkiye’den ayrılmış. İnsan kaçakçıları aracılığıyla Sırbistan’a gidiş-dönüş uçak bileti alarak Belgrad’ta otel rezervasyonunu yaptırmış. “Orada Subotica diye bir yer var, şebekeler oraya yönlendiriyor, herkes biliyor. Belgrad Havalimanı’ndaki taksiciler ezbere götürüyor. Ben de oraya gittim.”

Sırbastan’a ulaştıktan sonra bir akşam, hava kararınca saatlerce ormanda yürüyerek sınıra ulaşmışlar, buradan da çitleri atlayıp Macaristan’a geçmişler. Robin, “İki araç bizi aldı ve Dresden’e götürdü. Sonra da Almanya’da iltica ettim” diye devam ediyor.

Türkiye’den Almanya’ya sığınanların sayısı son iki yılda rekor derecede artış kaydetti. Almanya’ya Türk vatandaşlarının 2021 yılında yaptığı iltica başvurusu 7 bin 67’yken bu rakam 2022’de üç kattan fazla artarak 23 bin 938 oldu.

Türkiye’den Almanya’ya 2022 yılında toplamda 23 bin 938 iltica başvurusu yapılmıştı. Bu yılın ilk yedi ayında (Ocak-Temmuz) Türk vatandaşlarının Almanya’ya iltica başvuruları ise şimdiden 23 bin 82 oldu.

Türkiye, Almanya’ya son yıllarda yapılan iltica başvurularında onlarca yıldır savaş ve krizlerin damgasını vurduğu Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sırada yer alıyor. Temmuz 2023’te ise 3 bin 791 başvuru ile Türkiye ilk kez Afganistan’ı da geride bırakarak Suriye’nin ardından en çok iltica başvurusu gelen ikinci ülke oldu.

İltica edenlerin sayısı artarken Almanya’nın başvurulara kabul oranı ise giderek azalıyor. Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF), bu sene Ocak-Temmuz döneminde Türk vatandaşlarının yaptığı başvuruların yüzde 15’ine onay verildiğini açıkladı. Bu oran geçen yıl yüzde 27,8, 2021’de de yüzde 37,2 olmuştu.

BAMF’ın verdiği bilgiye göre, 2021’de Türk vatandaşlarının yaptığı toplam 7 bin 67 iltica başvurusundan 3 bin 878’ini Kürtler oluşturdu. Geçen yıl Türkiye’den yapılan 23 binden fazla iltica başvurusunun 19 bin 500’ü, yani yüzde 81’den fazlası da yine Kürtler’den oluştu.

Bu yıl Ocak-Temmuz döneminde iltica etmek isteyen 23 binden fazla kişiden 19 bin 220’si de Alman makamlarına Kürt olduğunu beyan etti.

“Bekliyorduk”

Almanya’ya yapılan iltica başvurularını DW Türkçe’den Elmas Topçu‘ya değerlendiren Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Cahit Başar, “Pek çok kuruluş gibi biz de iktidarın seçimleri yeniden kazanması halinde ilticalarda artış bekliyorduk” dedi.

“Etnik ve dini azınlık mensupları ile demokratlar için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim zaferinin sadece hayal kırıklığı olmadığını, aynı zamanda daha çok baskı, kısıtlama ve takibat anlamına geldiğini” söyleyen Başar, “Kürtler ve Aleviler karşıtı ırkçılık uzun süredir toplum tarafından genel kabul gören bir gerçeklik. Türk ve Sünni olanın dışındaki her şey tehdit veya tehlike olarak görülüyor” şeklinde konuştu. Bütün bunların, insanların yaşadığı toprakları terk etmesi yönünde hissedikleri baskıyı daha da artırdığını savunan Başar, “6 Şubat depremleri, onlarca yıldır ihmal edilen Kürt illerindeki mevcut karamsarlığı daha da derinleştirdi” görüşünde.

Almanya’da ilticacılara yardım eden bir sivil toplum örgütü olan Pro Asly’ün Aşağı Saksonya Eyalet Yönetim Kurulu Üyesi ve avukat Dündar Kelloğlu da “Erdoğan’ı seçmeyen yüzde 50 şu dönem büyük bir depresyon içinde” ifadelerini kullandı. Almanya’ya gelen ve iltica edenler arasında bunu yoğun biçimde gözlemlediklerini söyleyen Kelloğlu sözlerini “Şu dönem hakim olan karamsar ve kötümser hava 1980 askeri darbesi sonrasında bile yoktu” şeklinde sürdürdü. Kelloğlu, mevcut siyasi duruma ve bununla bağlantılı ekonomik krize bakıldığında ilticaların daha da artmasının muhtemel olduğunu da sözlerine ekledi.

Almanya Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) uzmanlarından Dr. Yaşar Aydın da mevcut siyasi havaya ilaveten ekonomideki kötümser gidişatın yurt dışına çıkışlarda etkili olduğu kanısında. “Giderek artan ekonomik kriz yüzünden daha da çok şeyden vazgeçmek zorunda kalınacağını ve mevcut refahlarından daha da çok şey kaybedeceklerini görüyorlar” diyen Aydın, özellikle eğitimli kesimin geleceğe gün geçtikçe daha da kötümser baktığını, Türkiye’de kendisine güvenli bir yarın göremediği için ülkesini terkettiğini ve Almanya gibi ülkelere gittiğini dile getirdi.

Rekor ret

Türkiye, 2016’da yaşanan darbe girişimine kadar uzun yıllar Almanya’ya yapılan iltica başvurularında ortalama bin 500 ile geri sıralardaydı. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 2017’te başvurular katlanarak önce 8 bin 27’ye, 2018’de 10 bin 160’a, 2019’da da 10 bin 784’e yükseldi. Bu tarihlerde dikkat çeken ise iltica eden Türk vatandaşları arasında Türk olduğunu söyleyenlerin sayılarındaki rekor artış oldu. Avukat Kelloğlu, Türk olduğunu söyleyenlerin çoğunun Gülen Hareketi üyesi olmakla suçlananlar olduğu gözlemlediklerine dikkat çekti.

Ancak bu trend 2021’den itibaren tersine döndü ve iltica eden Türkiye vatandaşlarında Kürtlerin oranı, 90’lı yıllardaki gibi yine artış göstermeye başladı. Geçen yıl Kürt olduğunu belirtenlerin sayısı bir önceki yıla göre beş kattan fazla arttı.

Türk ve Kürt olduğunu beyan edenlerin başvurularının kabulune ilişkin makas da giderek açıldı. Almanya’ya 2021’de iltica edenken “Türküm” diyenlerin başvurularının yüzde 77’si kabul edilirken Kürt olduğunu söylenlerde bu oran sadece yüzde 10,7 oldu. Geçen yıl ise Türk olduğunu belirtenlerin başvurularının yüzde 73’üne yine onay verilirken Kürt olduğunu söyleyenlerde kabul oranı yüzde 8,2’ye düştü. Bu yılın ilk yedi ayında da “Türküm” diyen ilticacıların yüzde 59,8’ine olumlu cevap verildi, Kürtlere verilen kabul yanıtı ise neredeyse yarı yarıya azalarak yüzde 4,8 seviyesine indi.

“BAMF tutum değiştirdi”

Türkiye’den iltica başvurularına kabul oranlarının neden düştüğü sorusunu yönelttiğimiz BAMF yetkilileri ise “ilticanın tamamen bireysel bir olay olduğuna vurgu yaparak sığınmacıların geldikleri ülkelerdeki toplumsal ve siyasi gelişmeleri içeren raporların sık sık güncellendiğini ve bu raporlar sayesinde iltica başvurularının incelenip kabul veya ret verildiğini” aktardı. BAMF daha ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

Türkiye’de temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı konularında iyileşme olmaksızın BAMF’ın Türkiye’ye yönelik değerlendirmesini değiştirdiğini düşünen Kelloğlu ise “Eskiden siyasi görüşü nedeniyle takibata uğrayan veya hakkında yakalama kararı olan kabul alırdı, şimdi sadece cezası kesinleşmişlere kalma hakkı veriliyor. Biri aranıyorsa veya davası sürüyorsa ret veriyorlar” dedi. Almanya Kürt Toplumu Genel Sekreteri Başar da BAMF’ın “iltica bireyseldir” değerlendirmesini “uydurulmuş bir hukuki kılıf” şeklinde eleştirdi.

27 yaşındaki kamu yönetimi mezunu Mustafa S. de kendine Türkiye’de bir gelecek görmeyenlerden. Diyarbakır doğumlu Mustafa S. de iki ay önce Sırbistan’a uçakla gelip sonrasında kara yoluyla Almanya geçmiş. Kaçakçıların bıraktığı Bavyera’da bir otoyol kenarında polise yakalanmış, ardından iltica başvurusu yapmış. “Tahir Elçi anmasına katıldım diye hakkımda soruşturma açıldı, meslekten men edildim, iş başvurularım sabıka kaydı yüzünden hep retle sonuçlandı. Yaşam hakkı yok, bitelim isteniyor” diyen Mustafa, şimdi bir mülteci yurdunda kalıyor. Mustafa, Almanca kursu için başvurduğunu, haftada iki kez mülteci yurdundaki diğer sığınmacılarla kurdukları ekiplerle futbol oynadıklarını, umutlarını kaybetmemek için de birbirilerini motive ettiklerini söylüyor.

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Bizim Kimseye Diyet Borcumuz Yok

Cumhur İttifakı ile imzaladıkları mutabakata değinen Yeniden Refah Partisi’nin Genel Başkanı Fatih Erbakan, verdikleri desteğin herhangi bir pazarlık karşılığında olmadığını söyleyerek, ”Bizim kimseye diyet borcumuz yok, bu millete hizmet borcumuz var” ifadelerini kullandı.

İktidarın çeşitli kesimlerin yaşadığı mağduriyetlere kulak tıkadığını ifade eden Erbakan, “Yaşadığı her mağduriyette milletine başvuran bir siyasi partinin, vatandaşının yaşadığı mağduriyetlere göz yumması, görmezden gelmesi asla kabul edilemez” diye konuştu.

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “Adalet İçin Refah’ta Buluşuyoruz” programında bazı derneklerin temsilcileriyle biraraya geldi. Ankara’da düzenlenen programa Süresiz Nafaka Mağdurları Derneği, İmar Yasasına Takılanlar Derneği, 6284 Mağdurları Derneği, Çocuksuz Babalar Derneği, Başıboş Sokak Hayvanları / Güvenli Sokaklar Derneği, Çek Mağdurları, Belediye Şirket İşçileri Derneği, Dağılmış Aileler Derneği, Terörle Mücadele Sırasında Yaralanıp Gazi Sayılmayanlar Derneği’nin de aralarında bulunduğu 100’ün üzerinde dernek ve oluşumun temsilcileri katıldı.

Süresiz Nafaka Mağdurları Derneği, Erbakan’ın salona girişi sırasında kendilerini tanıtan dövizleri kaldırarak, “Nafaka mağdurları da burada. Süresiz nafaka olmaz. Feministlerden korkmayın, arkanızdayız Sayın Başkan” diyerek Erbakan’a seslendi.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın aktardığına göre; Programın başlangıcında gündeme ve derneklerin taleplerine dair değerlendirmelerde bulunan Erbakan, son dönemde partisinin yaptığı çalışmaları da hatırlattı. Erbakan, “EYT mağduriyetlerinin kısmen giderilmesinde, Ayasofya’nın yeniden cami olarak hayata geçirilmesinde, LGBT sapkınlığına, dış güçlerin LGBT projesine karşı toplumsal farkındalık oluşmasında, süresiz nafaka konusunda, yuva yıkan 6284 Sayılı Kanun noktasında, gençlerin, çocukların ne olduğu belli olmayan sıvılarla aşılanmasına karşı pandemi döneminde yapılan çalışmalarda Yeniden Refah Partimizin farkı fark edilmiştir” diye konuştu.

“Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz”

Konuşmasında sıraladığı gelişmelerin Milli Görüş siyasetinin felsefesi sayesinde gerçekleştiğini söyleyen Erbakan, partisinin 14 Mayıs seçimlerinde verdiği desteğe de değindi ve “Bizim 14 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı’na verdiğimiz destek herhangi bir pazarlık karşısında olmadı. Biz kimseyle makam, mevki, milletvekilliği pazarlığı yapmadık. Biz ortaya koyduğumuz protokolle milletimizin maddi ve manevi sıkıntılarının giderilmesini şart olarak ortaya koyduk” dedi.

Bundan sonraki süreçte Cumhur İttifakı’na katılırken imzaladıkları mutabakat metnindeki maddelerin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirten Erbakan, “Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz. Bizim kimseye diyet borcumuz yok. Bu millete hizmet borcumuz var” diye konuştu.

Cumhur İttifakı’na katılırken imzaladıkları protokoldeki adımların Meclis’te takipçisi olacaklarına dair millete söz verdiklerini belirten Erbakan, AK Parti iktidarının çalışmalarına dair de değerlendirme yaptı. AK Parti’nin 22 yıllık bir iktidar süresine sahip olduğunu hatırlatan Erbakan, “Bu, Cumhuriyet tarihinde kimseye nasip olmayan bir süre. Bu süre zarfında milletimiz istedikleri kadar yetkiye onları sahip kıldı. Hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan milletimizin derdine derman olacak adımları atmaları gerekiyor” dedi.

AK Parti’nin yaşadığını iddia ettiği ‘tüm mağduriyetlerde millete başvurduğunu ve milletin AK Parti’nin mağduriyetlerini giderdiğini’ söyleyen Erbakan, “Böyle bir noktada bugün yaşanan mağduriyetlere AK Parti’nin kulak tıkaması kabul edilemez. Yaşadığı her mağduriyette milletine başvuran bir siyasi partinin vatandaşının yaşadığı mağduriyetlere göz yumması, görmezden gelmesi asla kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin birtakım adımlar attığını ancak yeterli olmadığını ve yeni mağduriyetler de oluşturduğunu ifade eden Erbakan, şu örnekleri verdi: “EYT çözüme kavuşturulurken 1 gün farkla 17 yıllık bekleme süresi oluşması, staj ve çıraklık mağdurları, 2000’liler gibi yeni mağdur grupları oluştu. ‘Kadına yönelik şiddeti önleyeceğim’ derken erkeklerin mağdur edilmesi, maaşlara zam yapıp hemen akabinde KDV’ye, akaryakıta yapılan zamlarla maaş zamlarının buhar olup gitmesi biraz önce söylediğimiz gerçeğe işaret etmektedir.”

Muhalefet partilerini de eleştiren Erbakan, “Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri kendisini mağduriyetlerin çaresi gibi göstermekte ama gerçeğin böyle olmadığını açık bir şekilde görmekteyiz” dedi. CHP’li belediyelerde işten çıkarmaların devam ettiğini söyleyen Erbakan, İstanbul başta olmak üzere CHP’li belediyelerin konut sorununu, taşeron sorununu çözmediğini, ulaşım ve suya zamlar geldiğini hatırlattı.

Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte çözülmesi gereken bazı maddeler olduğunu ifade eden Erbakan şu maddeleri sıraladı:

“Uzman çavuşların kadro ve özlük haklarında gerekli iyileştirmelerin yapılması,
Güvenlik korucularının maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
Polislerin, itfaiyecilerin, bekçilerin maaş ve özlük haklarının iyileştirilmesi,
Görev başında şehit olan itfaiyecilerin şehit statüsüne alınması,
Tüm taşeronların kadroya alınması,

Atama hakları ellerinden alınan 2020 KPSS mağduru 15 bin öğretmene ek atama hakkı tanınması,
Planlı bir şekilde 150 bin öğretmen ataması gerçekleştirilmesi,
Özel okullarda çalışan öğretmenlerin Öğretmenlik Meslek Kanunu Kapsamına alınması,
Özel kreşlerde asgari ücret altında çalışan uzman ve öğretmenlerin haklarının gözetilmesi,
Yoksulluk sınırının altında maaşlarla çalışan akademisyenlerin maaşlarının yeniden düzenlenmesi”

Tüm kamu çalışanlarına ve emeklilerin 3600 ek gösterge sağlanması,
Diploma denkliği için bekleyen 104 bin mağdurun mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli adımların atılması,
Fahri kuran kursu hocalarımıza kadro verilmesi,
Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin kadro sorununun çözülmesi,

Özel güvenlik görevlilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi,
Kamu mühendislerinin maaşlarında iyileştirilme yapılması,
Engelli maaşlarının asgari ücret seviyesine çıkarılması,
Staj ve çıraklığın sigorta başlangıcı sayılarak EYT kapsamına alınması,
2000 sonrası sigortalıların emeklilik yaşı ve prim günlerinde adil bir düzenleme yapılması”

Tayinlerde aile bütünlüğünü sağlayacak düzenlemeler yapılması,
Kamuya alımlarda mülakatların kaldırılması,
Süresiz nafaka mağduriyetinin ortadan kaldırılması,
6284 sayılı kanunda ve medeni kanunda aile bütünlüğünü tehlikeye sokan maddelerin revize, ıslah edilmesi,
Kadını, aileyi, babayı, çocuğu koruyan yerli ve milli yasaların hayata geçirilmesi,
Emekli ve çalışanın yaşanabilir bir gelir seviyesine ulaştırılması.”

Erbakan, konuşmasının devamında, “’İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ sözünü ağzından düşürmeyen yetkililere, siyasetçilere sesleniyorum; iktidarından muhalefetine kendisini bu mağduriyetlerin çözüm merkezi olarak gösterenlere sesleniyorum; mağdur vatandaşlarımızı sadece seçim arifesinde hatırlayıp onları oy deposu olarak gören ve onları seçim malzemesi olarak kullananlara sesleniyorum; seçimden sonra onları unutanlara sesleniyorum; artık milletimizin mağduriyetlerine kulak verme vaktidir. Milletimiz bu mağduriyetleri gidermek üzere sizleri ve bizleri seçmiştir” ifadelerini kullandı.

Ekim ayında Meclis’in açılmasıyla birlikte bu maddelerin çözüme kavuşturulması gerektiğini belirten Erbakan, “Bizler ‘milletimizin sorunları çözülsün de kim çözerse çözsün’ anlayışındayız. Bu nedenle çözüm önerilerinin üretilmesi, kanun tekliflerinin verilmesi ve Meclis çoğunluğunun sağlanması için iktidara destek olacağımızın açık bir şekilde sözünü veriyoruz. Yeter ki iktidar bu mağduriyetlerin çözümüne niyet etsin, adım atsın” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Dikkat Çeken Mesajlar

İBB Başkanı İmamoğlu, ortaklaşan bir akılla geleceği tasarlamaları gerektiğini belirterek, “Bulduktan sonra da inşallah hep birlikte ayağa kalkıp, güçlü bir şekilde hedefe menzile birlikte yürüyeceğiz. Yine kol kola olarak inşallah bunu başardığımızda ondan sonra yeni bir yerel yönetim kabiliyeti, yerel yönetim gücü ortaya koyduğumuzda bir sonraki seçime amasız, fakatsız, keşkesiz, ‘tüh ya şunu niye yaptık’ demeden, eksiksiz, güçlü bir şekilde kazanmanın yolculuğunu ortaya koyacağız.” dedi ve ekledi:

“Hem güzel ortamınızı sizlerle paylaşmış oldum hem de kısa bir gelecek tahayyülünü sizinle paylaşmış oldum” diyen İmamoğlu, “İnşallah seneye bambaşka daha farklı, çok daha güzel, çok daha umutlu, çok daha huzurlu şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna gelmeyi bize Allah nasip etsin. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, yolumuz açık olsun.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Hacıbektaş programının ikinci gününde de bir dizi ziyaret yaptı.

Hacıbektaş Veli Kültür Derneği Genel Merkezi’ni ziyaret eden İmamoğlu, ziyaret sonrası Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı’na yürüyerek geçti. Yaklaşık 300 metrelik mesafeyi yoğun ilgi altında kat eden İmamoğlu, Hünkar’ın huzurunda dua etti.

İBB iştiraki KİPTAŞ’ın üstlendiği Mihmandar projesini yerinde inceleyen İmamoğlu, ziyaretlerinin son noktası İlicek Köyü’nde önemli mesajlar verdi. Ülke ekonomisinin savaş halindeki ülkelerden bile geride olduğunu belirten İmamoğlu şöyle dedi:

“Bu beceriksizliği, bu kötülüğü hep beraber ortadan kaldırmak adına, yerelden başlayan başarılarımızı daha hızlı, daha güçlü, daha hatasız, daha eksiksiz, daha düzgün tasarlayarak planlayarak genele taşımanın yolculuğu yeniden başlıyor. Onun için 2024 hepimiz için çok önemli.

Ortaklaşan bir akılla geleceği tasarlamaları gerektiğini kaydeden İmamoğlu şöyle dedi: “Bulduktan sonra da inşallah hep birlikte ayağa kalkıp, güçlü bir şekilde hedefe menzile birlikte yürüyeceğiz. Yine kol kola olarak inşallah bunu başardığımızda ondan sonra yeni bir yerel yönetim kabiliyeti, yerel yönetim gücü ortaya koyduğumuzda bir sonraki seçime amasız, fakatsız, keşkesiz, ‘tüh ya şunu niye yaptık’ demeden, eksiksiz, güçlü bir şekilde kazanmanın yolculuğunu ortaya koyacağız.”

“Hem güzel ortamınızı sizlerle paylaşmış oldum hem de kısa bir gelecek tahayyülünü sizinle paylaşmış oldum” diyen İmamoğlu, “İnşallah seneye bambaşka daha farklı, çok daha güzel, çok daha umutlu, çok daha huzurlu şekilde Hacı Bektaş-ı Veli’nin huzuruna gelmeyi bize Allah nasip etsin. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Yolunuz, yolumuz açık olsun.”

“Var gücümüzle çalışacağız”

Ziyaretini İlicek Köyü’nde sonlandıran İmamoğlu, köy halkı tarafından alkışlarla karşılandı. Muhtarlık binasının önünde konuşma gerçekleştiren İmamoğlu, Atatürk’ün cumhuriyet düşüncesinde Hacıbektaş’tan etkilendiğini söyledi.

“Cumhuriyet bizim, birlik ve beraberliğimizi tesis eden en büyük projedir” diyen İmamoğlu, son olarak şöyle dedi: “Onu bizim koruyup, kollayıp geliştirme zorunluluğumuz vardır. Bazı aksaklıklar yaşıyor olabiliriz. Arzu etmediğimiz sonuçları aldık, eksiklerimiz var, hatalarımız oldu.

Bunları düzelteceğiz. Bunları düzelteceğiz. Büyük bir mücadele vereceğiz. Cumhuriyetimizi geliştirmek için, demokrasimizi geliştirmek için, geleceğin ihtiyaçlarını karşılamak için eğitimden teknolojiye, adaletten tarıma, aklınıza gelebilecek her hususta ülkemizin potansiyelini daha yukarılara taşımak için var gücümüzle çalışacağız.”

Paylaşın

“Türkiye, Rusya Ve Katar Yeni Bir Tahıl Anlaşması Hazırlıyor” İddiası

Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek olan Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürüldü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı iddia edildi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Alman Bild gazetesi Rusya, Türkiye ve Katar’ın bir ayı aşkın süredir işlemeyen Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nın ardından yeni bir anlaşma hazırlamak için harekete geçtiğini iddia etti.

Ele geçirilen resmi yazışmalara dayandırıldığı bildirilen haberde, 21 Temmuz ila 8 Ağustos’ta Türkiye ve Rusya’nın diplomatik temsilcilikleri arasında gerçekleşen diyaloglarda Moskova’nın Karadeniz Tahıl Girişimi’nden çekilme planlarını defalarca Ankara’ya ilettiği belirtildi.

Bild, Ukrayna’nın Karadeniz’den 33 milyon tonluk gıda ihraç etmesini sağlayan anlaşmadan çekilecek Rusya’nın Türkiye’yle birlikte Katar’ı da yanına alarak yeni bir anlaşma hazırlamaya çalıştığını öne sürdü.

Rusya’nın tahıl tedariğini sağlayacağı, Katar’ın sponsorluk yapacağı, Türkiye’ninse anlaşmayı organize etmeye çalıştığı bildirildi. Tahılın birincil hedefinin Afrika ülkeleri olacağı da haberde yer aldı.

Anlaşmanın bu haftasonu Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de yapılabileceği ifade edilirken, halihazırda Rusya’ya bağlı Tataristan’ın lideri Rüstem Minnihanov’un orada olduğu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da pazar günü günübirlik ziyarette bulunacağı hatırlatıldı.

Bild, BM ile koordinasyonu sürdürmek isteyen Türkiye’nin dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın, Ukrayna’nın da yer aldığı önceki tahıl anlaşmasının devamı için Rusya’dan talepte bulunduğunu da savundu.

Kremlin’in tahıl anlaşmasına Kiev yönetiminin ihracatını kesecek bir alternatif aradığı iddiası, 21 Temmuz’da Financial Times tarafından ortaya atılmıştı. Londra merkezli gazete, Türkiye ve Katar’ın henüz bu fikri onaylamadığını bildirmişti.

Ukrayna-Rusya Savaşı’nın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için BM, Rusya, Türkiye ve Ukrayna, 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da düzenlenen törende Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması’nı imzalamıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, süresi dolan anlaşmaya ilişkin 17 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Tahıl koridoru anlaşması fiilen son buldu, durduruldu. Rusya, ilgili şartlar uygulanır uygulanmaz derhal tahıl anlaşmasına geri dönecek. Anlaşmanın Rusya’yla ilgili kısmı yerine getirilmedi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları Yine Gözaltına Alındı: Ters Kelepçe

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Galatasaray Meydanında 960. hafta açıklamasını yapmak isterken yine gözaltına alındı: Gözaltına alınıyoruz. Yine hukuksuzluk, yine işkence yine ters kelepçe!!!

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan yapılan açıklamada, “Bugünkü gibi ortam sıcaklığının 31 °C olduğu bir günde araç içi sıcaklıklar 60 °C’ye çıkabiliyorken bu hafta 10 kişinin bulunduğu bakımsız gözaltı aracında arkadaşlarımızın aracın motor ısısına da katlanmak zorunda bırakıldığını öğrendik” ifadeleri kullanıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri 960. hafta basın açıklaması bugün de engellendi. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararlarına rağmen bir kez daha hak savunucuları ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, sosyal medya hesabından önce “19. kez Galatasaray Meydanı’na girişimiz yoğun abluka ile engellendi. Polis çemberi içindeyiz” paylaşımı yaptı. Ardından da “Gözaltına alınıyoruz. Yine hukuksuzluk, yine işkence yine ters kelepçe!!!” diye yazdılar.

Cumartesi Anneleri/ İnsanları da şu açıklamayı yaptı: “Bugünkü gibi ortam sıcaklığının 31 °C olduğu bir günde araç içi sıcaklıklar 60 °C’ye çıkabiliyorken bu hafta 10 kişinin bulunduğu bakımsız gözaltı aracında arkadaşlarımızın aracın motor ısısına da katlanmak zorunda bırakıldığını öğrendik. #CumartesiAnneleri960Hafta”

Cumartesi Anneleri’nin sosyal medya hesabından Hanife Yıldız, Mikail Kırbayır, Osman İşçi, Ali Tosun, İkbal Eren, Ali Ocak, Oya Ersoy, Leman Yurtsever, İsmail Yücel, Nimet Tanrıkulu, Cüneyt Yılmaz, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Davut Arslan, Nazım Dikbaş, Eren Baskın, Yusuf Ardaş, Esma Nur Yıldız, Selim Derelioğlu, Begali Kurnaz ve Canan Yıldırım’ın gözaltına alındığı duyuruldu.

Bu haftaki eyleme, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ve çeşitli STK temsilcileri de destek verdi.

“Kayıplarımızın akıbetini öğrenme kararlılığımızda ısrar edeceğiz”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Kayıplara Karşı Komisyon şu açıklamayı yaptı: “Cumartesi Anneleri/İnsanlarının buluşmalarını engelleyen kaymakamlık yasaklama kararındaki gerekçeler, Anayasa Mahkemesi tarafından inandırıcı bulunmamış, hukuki dayanaklarını yitirmişti. Ancak Beyoğlu Kaymakamı her Cumartesi aynı gerekçelerle verdiği yasaklama kararları ile Anayasa Mahkemesi’ni devre dışı bıraktığını iddia ediyor.

“Hukuku, Anayasa’yı yok sayan bu uygulama karşısında ülkenin Anayasa Hukuku hocaları, üniversitelerin Anayasa Hukuku kürsüleri sessizliğini koruyor. Anayasa’ya sadakatle bağlı kalacaklarına namus ve şerefleri üzerine yemin eden Cumhurbaşkanı, kabine üyeleri ve milletvekilleri susuyor. Bu suskunluk, Anayasa’yı değersizleştiren hukuksuzluk iklimini güçlendiriyor, ihlalcileri cesaretlendiriyor.

Yaratılan hukuksuzluk ikliminde anayasal hakkımızı kullanmak istediğimiz için 19 haftadır, İstanbul’un ortasında, herkesin gözü önünde engelleniyor, işkence ve kötü muameleye maruz kalıyoruz.

Savcıların, şüphesiz haberdar olmalarına rağmen, idarenin ve kolluğun hukuk dışı uygulamalarını görmezden gelmeleri, bizim bu konudaki iddialarımızı dikkate almamaları, işkence ve insanlık dışı muamele suçlularının dokunulmaz olduğu bir kısır döngü oluşturuyor. İşkence ve kötü muamele yasağınının ihlaline karşı hoşgörü politikasını besliyor.

960. haftamızda bir kez daha baskıyla, şiddetle bizi susturmak isteyenlere sesleniyoruz: Bizi susturarak, gözaltında kaybedilenleri ve onları kaybedenleri görünmez kılmak istediğinizi biliyoruz. Gözaltında kaybetmelerin bir devlet siyaseti olarak işlendiğini ve bugün de bu siyasetin devamı olarak karanlıkta bırakıldığını biliyoruz. İşte bu üstü örtülen bilgileri silkelemek, canlandırmak, dolaşıma sokmak istediğimiz için bizi susturmak istediğinizi biliyoruz. Toplumsal hafıza üzerindeki hakimiyetinize karşı bir tehdit olarak gördüğünüz için bizi yok saymak istediğinizi biliyoruz.

Ama biz varız, buradayız ve susmayacağız; her engelinizde farklı bir yol bularak hakikati haykırmaya devam edeceğiz. 29 yıl önce, 18 Ağustos 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Hani ilçesinde gözaltında kaybedilen Mehmet Günkan ve tüm kayıplarımızın akıbetini öğrenme talebimizde ısrar edeceğiz. Adaletin sağlanması talebimizde, insan hakları talebimizde, hukuk devleti talebimizde ısrar edeceğiz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu: Bizim Son Tercihimiz CHP’ydi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim. ‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gazeteci Fatih Altaylı’nın Youtube programına konuk oldu. Davutoğlu’na ‘en büyük pişmanlığının milletvekilliği seçimlerine CHP listelerinden girmek olduğu’ sözlerini soran Altaylı, “Gerçekten pişman oldunuz mu? Çünkü bunda pişman olacak bir şey yok. Meclis’e milletvekili soktunuz” dedi.

“Asla pişmanım ifadesi kullanmadım” diyen Davutoğlu, “Ben ne söylediğimi bilirim. Kullandığım ifade şu. Bize seçimden sonra o kadar haksız eleştiriler geldi ki. Sanki biz bir şeyi dolandırdık, 10 milletvekilini haksız aldık vs. Halbuki biz siyasi mücadele yürüttük. Beraber kazandık, beraber kaybettik. Burada ben ne herhangi bir partiyi ne de Sayın Kılıçdaroğlu’nu suçladım.

Özellikle CHP’ye yakın medyadan, belirli kesimlerden bize yönelik çok haksız şeyler geldi. Ruşen Bey de bu soruyu bana sorunca dedim ki, ‘Ya biz bu işin peşinde deli gibi koşmadık. Bizim son tercihimiz CHP’ydi.’ Çünkü siyasi gerçeklik ve halkın psikolojisini ben biliyorum. Bunu da defalarca söyledim. Kamuoyunda açık söyledim, masada söyledim. ‘Böyle kutuplaşmış bir iklimde CHP’ye oy vermekte zorlanan kitleler için alternatif bir ittifak oluşturalım’ dedim.

‘İttifak içi ittifak. DEVA, SAADET, Gelecek üçümüz girelim’ dedim. Hatta Sayın Akşener’e Altılı Masa toplanmadan önce söyledim. ‘Biz önce 5 parti bir deklarasyon yayınlayalım. Sonra da CHP ile yayınlayalım. Adım adım gidelim. İnsanlar bizim CHP’nin peşine takıldığımız görüntüsüne sahip olmasınlar. Merkez sağ gibi bir blok olarak çıkalım CHP’den dışlanmayalım. Sonra oturalım dedim” ifadelerini kullandı.

“Ya siz hayal mi görüyorsunuz?”

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde CHP ile ittifak yapan ve Millet İttifakının bileşenlerinden DEVA Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulundu.

Seçime CHP listelerinden giren partilere yönelik eleştirilere yanıt veren Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler.

Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var. AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor.

‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz” dedi.

Paylaşın

Ali Babacan’dan CHP’ye Salvolar

Genel seçimleri değerlendiren DEVA Partisi lideri Babacan, “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.” dedi ve ekledi:

“AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV’de Hülya Hökenek ve Faruk Aksoy’un sorularını yanıtladı. Babacan, hükümetin ekonomi yönetiminin yanı sıra seçim sonuçlarını ve seçime yönelik muhalefetin yaptığı iş birliği hakkında devam eden tartışmaları değerlendirdi.

Ekonomi yönetiminde yapılan değişikliklerin ekonomiyi düzeltmeye yetmeyeceğinin altını çizen Babacan, “Türkiye’nin ekonomisi sadece ekonomi yönetimiyle düzelmez. Çünkü hukuk, adalet eğer düzgün değilse bir ülkede gelir ekonomiyi vurur. Eğer eğitim sistemi düzgün çalışmıyorsa gelip ekonomiyi vurur. Mesela enflasyonun patladığı dönemde Merkez Bankası Başkanı olan insanı tuttular, BDDK’nın başına da atadılar. Merkez Bankası burada ne kadar çaba gösterirse göstersin, eğer BDDK onunla aynı çizgide destekleyici adımlar atmazsa bu iş olmaz, enflasyon falan düşmez bu ülkede. Bunların hepsi bir bütün. Eğer TÜİK, şeffaf bir şekilde enflasyonu ölçmezse, ne yaparsanız yapın zaten söylenenler bir yalan dünyası” diye konuştu:

“Şu anda Türkiye’nin bir ekonomi programı yok.  ‘Orta vadeli program üzerinde çalışıyoruz’ dediler. Demek ki neymiş? Yeni yeni bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Program açıklanınca bakacağız, gerçekçi mi, tutarlı mı?

Benim ekonomi yönetiminin başında olduğum dönemde hazinenin borcu nasıl gidiyor? 2018’de alanı ekonomi olan Erdoğan’ın tek imza ile ülkeyi yönetmeye başladığı dönemden itibaren nasıl gidiyor? Ülkenin borcunu makul seviyede tutmak mı yerlilik millilik, yoksa Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi içeriye dışarıya borçlandırarak, gidip kapı kapı Suudi Arabistan’dan, Katar’dan, Birleşik Arap Emirlikleri’nden kredi dilenerek ülke ekonomisini yönetmeye çalışması mı yerlilik millilik?

Bizim bu iddialarımız devam ediyor, değişmeyecek ve inşallah biz bir gün bu ülkeyi yöneteceğiz. İktidara talibiz biz. Onun için çalışıyoruz. Biz bir düşünce kuruluşu değiliz. Biz bir vakıf değiliz, dernek değiliz. Biz STK da değiliz, biz bir siyasi partiyiz. Ve bu ülkeyi yönetme iddiasıyla ortaya çıkmış bir siyasi partiyiz.

Demokrasi talebi daha çok orta sınıflardan gelir biliyorsunuz, şimdi orta direği çökertiyorlar. Bugün asgari ücretle geçinen herkes aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bugün asgari emekli maaşı alan 7500 lira alan emeklilerimizin hepsi aşırı yoksulluk içerisinde yaşıyor. Onlara ne yapıyorlar? Özellikle maaş almayan yoksul kesime koliler, paketler, destekler, yani diyorlar ki ‘Sen AK Parti’ye üyeysen bu yardımı alırsın.’ Zenginler iktidardan bir şekilde nemalanıyor. Yoksullar da mecbur kalıyor iktidara. Dolayısıyla demokrasi talebi ülkede azalıyor. İşte biz, o demokrasi talebini hep canlı tutacağız. İnadına inadına canlı tutacağız ve orta direği yeniden ayağa kaldırmak için, orta sınıfı yeniden ayağa kaldırmak için de her türlü çabayı sonuna kadar göstereceğiz.”

‘Sonradan ortaya çıkan protokole üzüldüm’

Millet İttifakı’nın ortak Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ arasında protokol yapıldığının ortaya çıkması hakkında konuşan Babacan, “14 Mayıs ile 28 Mayıs arasındaki o duruş ve söylem değişikliğini biz kaygıyla takip ettik. Bir tarafta da iki seçim arasında ‘Acaba birinci turda böyle oldu ama ikinci turda değiştirebilir miyiz dengeyi’ diye bir gayret. Biraz kaygıyla izledik. Ümit Özdağ ile sonradan ortaya çıkan protokolün var oluşuna ben tabii üzüldüm. Çünkü şeffaflık, açıklık önemli. Hele hele bu ortak hareket eden, ortaklık akdi üzerinde yürüyen partiler ve şahıslar için bu çok daha önemlidir” dedi.

Babacan sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Özellikle seçim kaybedildikten sonra CHP’yi destekleyen medya, köşe yazarları, yorumcular biz ve diğer partiler için şiddetli bir şekilde ‘CHP bunları niye taşıdı, CHP bunlarla niye beraber oldu, niye bu kadar milletvekili verdi’ dediler. Bu sesi çok çıkanlara soruyorum: CHP kendi başına bugün herhangi bir seçime girip Türkiye genelinde, Türkiye’nin tümü için kazanması mümkün mü? Ya siz hayal mi görüyorsunuz? Bu ülke öyle bir ülke mi? Bu ülkede ekseriyetin durduğu bir yer var.

AK Parti’ye oy veren seçmen şu anda ‘Allah bizi korumuş’ diyor. ‘Demek ki o zihniyet duruyor. Erdoğan’a karşı çıkıp parti kurmuş Ali Babacan’a bunu söyleyenler, CHP’nin içinde olduğu ittifak kazanırsa bize neler neler yaparlar diye düşünüyor AK Partili seçmen. İnanın bu dar ideolojik bakış olduğu sürece iflah olmaz.

Tek başımıza kalsak da demokrasi için mücadele edeceğiz. Çünkü Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi hakim olmadan, insanların fert fert kendini güçlü hissettiği bir Türkiye’ye ulaşmadan bu ülkenin ekonomisi düzelmez; hukuk, adaleti de düzelmez, eğitim de düzelmez. ‘Önce insan’ demek zorundayız ve bu da ancak ve ancak demokrasiyle mümkün.“

Paylaşın