Bu Ne Yaman Çelişki: Erbakan, Destek Verdiği İktidarı Eleştirdi

Partisinin Erzurum İl Kongresi’nde konuşan YRP Lideri Fatih Erbakan, yeni açıklanan OVP ve vergi sistemini eleştirerek, “Denk bütçe yapılmadan borçlanmaya devam ederek, borç faizi ödemekten kurtulamayacağımızı yıllardan beri ifade ediyorum” dedi ve ekledi:

“Bakınız merhum liderimiz Erbakan hocamız 11 aylık kısa bir sürede koalisyonla iktidarda olmasına rağmen ilk yaptığı iş, tek bütçeyi gerçekleştirmek oldu. Şu anda Orta Vadeli Program’la bunun çok çok uzağında olduğumuzu maalesef görüyorum. Geniş halk kesimlerinden, dar gelirliden toplanan vergilerden oluşan bu mevcut çarpık vergi sistemini, adil bir vergi sistemi haline dönüştürülmesi lazım.

Zenginden daha az, fakirden daha çok vergi alan bir sisteme hayır. Adil bir vergi sistemine geçilmesi lazım. Katma değeri yüksek olan ürünlerin üretilmesi ve bunların ihracatı için devletin kolları sıvaması, taşın altına elini koyması lazım. Katma değerli ürün üretmeden zenginleşmek olmaz.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Erzurum’daki İbrahim Erkal Kültür Merkezi’nde düzenlenen partisinin 3. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Seçimlerden sonra hükümetten vergi, enflasyon ve ekonominin düzelmesine yönelik bazı beklentiler içerisinde olduklarını aktaran Erbakan, şunları kaydetti:

“Denk bütçe yapılmadan borçlanmaya devam ederek, borç faizi ödemekten kurtulamayacağımızı yıllardan beri ifade ediyorum. Bakınız merhum liderimiz Erbakan hocamız 11 aylık kısa bir sürede koalisyonla iktidarda olmasına rağmen ilk yaptığı iş, tek bütçeyi gerçekleştirmek oldu. Şu anda Orta Vadeli Program’la bunun çok çok uzağında olduğumuzu maalesef görüyorum.

Geniş halk kesimlerinden, dar gelirliden toplanan vergilerden oluşan bu mevcut çarpık vergi sistemini, adil bir vergi sistemi haline dönüştürülmesi lazım. Zenginden daha az, fakirden daha çok vergi alan bir sisteme hayır. Adil bir vergi sistemine geçilmesi lazım. Katma değeri yüksek olan ürünlerin üretilmesi ve bunların ihracatı için devletin kolları sıvaması, taşın altına elini koyması lazım. Katma değerli ürün üretmeden zenginleşmek olmaz.”

“Bir pazarlık içerisine girmedik”

Konuşmasında “çocukların ve gençlerin geleceği için genel seçimlerde Cumhur İttifakı içerisinde yer aldıklarını” söyleyen Erbakan, bir pazarlık içerisine girmediklerini ifade ederek şu görüşlerini dile getirdi:

“‘Sözde namus kavramının kökünü kazıyacağız’ diyerek, ‘İstanbul sözleşmesini geri getireceğiz’ diyenlere fırsat vermemek için ‘LGBT Türk aile yapısını etkilemez, zarar vermez’ diyenlerin ve bu zihniyetin iktidar olmaması için böyle bir tavır içerisinde olduk. ‘Okul öncesinde 5 yaşında 6 yaşında çocuklara Kur’an öğretmek Taliban zihniyetidir’ diyenlere bu ülkeyi bu devleti teslim etmemek için böyle bir tavrın içerisinde olduk.”

Erbakan, halkın da seçimlerde bu yönde düşündüğünü, ekonomik sorunları bir kenara bırakarak, vatanının ve devletinin yanında yer aldığını belirtti. Erbakan, televizyon dizileri başta olmak üzere birçok programın ve filmin, aile yapısına direkt etki yaptığını, yetişen yeni nesillerde çöküntülere sebebiyet verdiği görüşünü savundu.

Müstehcenliğin sadece açıklıkla bağdaştırılmaması gerektiğini söyleyen Erbakan, “Senaryoda kim kimin babası, kim kimin kızı, kim kimin kardeşi veya eşi belli değil” dedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

G20’den Ortak Bildiri: İklim Krizi Ve Ekonomi Vurgusu

G20 Liderleri ortak bir bildiri yayınlandı. G20 liderleri, ortak bildiride küresel ekonomik istikrarı tesis etmek ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için tebdirler alınmasını talep etti. Liderler, “gıda ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalara” karşı uyarırken, “gıda ve enerji güvenliğinin sürdürülmesinin önemini” vurguladılar.

Liderler, “fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması” taahhüdünde bulunmadı. Birleşmiş Milletler, Cuma günü yayınladığı iklim raporunda ise, bu adımın küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutabilmek için sera etkisine neden olan gazların net sıfıra indirilmesi hedefinde “zorunlu” olduğunu açıklamıştı.

G20 ülkelerinin liderleri iki günlük zirve için bugün Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bir araya geldi. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinin liderlerinin katıldığı iki gün sürecek olan zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Küresel ekonomik üretimin yüzde 85’ini ve dünya ticaretinin yüzde 75’ini temsil eden G20 ülkelerinin liderleri, üç oturumluk toplantıda kapsamlı küresel ekonomik reformları ele alıyor.

Cumartesi günü gerçekleştirilen görüşmelerin sonrasında, ABD, Suudi Arabistan, Avrupa Birliği, Birleşik Arap Emirlikleri’nin diğer ülkelerle oluşturacakları, Hindistan’dan Avrupa’ya Ortadoğu aracılığıyla ticaret faaliyetlerinin kolaylaştırılmasını hedefleyen modern bir “baharat yolu” planları açıklandı.

Ülkelerin demiryolları, limanlar, veri ağları ve hidrojen boru hatları aracılığıyla birleştirilmesi hedefleniyor. Özellikle ticaret odaklı olan bu projenin İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirebilecek geniş sonuçlar doğurması bekleniyor. İmzacı ülkeler, söz konusu proje ile ayrıca Hindistan’ın 1,4 milyar dolarlık pazarını batıdaki ülkelere entegre etmeyi ve Çin’in aşırı altyapı harcamalarına bir denge oluşturmayı ve Ortadoğu ekonomilerini canlandırmayı hedefliyor.

ABD Başkanı Joe Biden, girişim için “tarihi” ifadesini kullandı ve “Bu büyük bir olay” dedi. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Hindistan- Ortadoğu- Avrupa hattı için, “bir kablodan ya da demiryolundan çok daha fazlası. Kıtalar ve medeniyetler arası kurulan yeşil ve dijital bir köprü” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan G20’de temaslarda bulundu

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18’inci G20 Liderler Zirvesi kapsamında Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-Yeol ile görüştü.Türkiye-Güney Kore ikili ilişkilerinin ele alındığı görüşmede, mevcut ilişkileri geliştirecek adımlar ile iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve küresel meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.

Reuters haber ajansının haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 liderler zirvesinde Japon Başbakanı Fumio Kishida ile Karadeniz tahıl anlaşmasını canlandırma konusunda görüşmeler yaptı. Erdoğan ayrıca zirvede Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile de bir araya geldi.

Ukrayna – Rusya Savaşı , ekonomi ve iklim değişikliği ana gündem maddeleri

Rusya- Ukrayna Savaşı da zirvenin ana gündem maddelerinden birini oluşturdu. Tarafların Ukrayna’daki savaşa ilişkin ulusal tutumlarının ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile BM Genel Kurulunda alınan kararların yinelendiği kaydedilen bildiride, tüm devletlerin BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine bütünüyle uyumlu davranması gerektiğinin altı çizildi.

Bildiride, “BM Şartı uyarınca, tüm devletler herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne, egemenliğine veya siyasi bağımsızlığına karşı toprak edinimi için güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmalıdır. Nükleer silahların kullanılması veya kullanma tehdidi kabul edilemez” ifadelerine yer verildi.

G20 liderleri, ortak bildiride küresel ekonomik istikrarı tesis etmek ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için tebdirler alınmasını talep etti. Liderler, “gıda ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalara” karşı uyarırken, “gıda ve enerji güvenliğinin sürdürülmesinin önemini” vurguladılar.

Liderler, “fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması” taahhüdünde bulunmadı. Birleşmiş Milletler, Cuma günü yayınladığı iklim raporunda ise, bu adımın küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutabilmek için sera etkisine neden olan gazların net sıfıra indirilmesi hedefinde “zorunlu” olduğunu açıklamıştı.

Ev sahibi Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi, “Afrika Birliği’nin de artık G20 grubunun daimi bir üyesi olacağı” duyurusuyla zirvenin açılışını yaptı. Modi, başkent Yeni Delhi’de düzenlenen zirvenin açılış konuşmasında, “Afrika Birliği temsilcisini G20’nin daimi üyesi olarak yerini almaya davet ediyorum” ifadelerine yer verdi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zirveye katılmadı, Çin’i Başbakan Li Çiang, Rusya’yı ise Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov temsil ediyor.

G20’nin bir diğer blok üyesi Avrupa Birliği (AB) ise Yeni Delhi’de Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından temsil ediliyor. İklim değişikliği konusu da zirvenin ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen, Cumartesi günü G20 liderlerine küresel karbon fiyatlandırma sistemi oluşturulmasına yönelik öneriye katılma çağrısında bulundu.

G20 nedir?

G20 ülkeleri, küresel ekonomik üretimin yüzde 85’ini ve dünya ticaretinin yüzde 75’ini temsil ediyor. Dünya nüfusunun da üçte ikisini bu ülkeler kapsıyor. G20, Avrupa Birliği ve 19 ülkeden oluşuyor. Bu ülkeler, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere ve ABD.

Bu ülkeler arasında dünyanın en zengin sanayileşmiş yedi ülkesi G7 grubunda temsil ediliyor. İlk 20 ekonomi arasında olmasına rağmen G20’de yer almayan İspanya görüşmelere misafir olarak davet ediliyor.

Bazı G20 üyeleri ise BRICS grubunu oluşturdu. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan bu grup, bu yılki zirvesinde altı yeni üyeyle genişlemeye karar verdi. Bu ülkeler Arjantin, Mısır, İran, Etiyopya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu.

Zirvede neler konuşuluyor?

G20 liderlerinin ekonomiyi konuşmak üzere bir araya geldiği toplantılarda bugün iklim değişikliğinden sürdürülebilir enerjiye, uluslararası borç affından çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine daha geniş kapsamda konular gündeme alınıyor. Her yıl bir başka ülke G20 başkanlığını devralıyor ve toplantı gündemini belirliyor.

Bu yılki zirveye ev sahipliği yapan Hindistan bu yıl şu konulara odaklanmaya öncelik veriyor: Sürdürülebilir kalkınma, dünyada herkes için adil ve eşit büyüme için mücadele, gelişmekte olan ülkeler için borç affı.

Geçen yıl başkanlığı devralan Endonezya, Bali’deki zirvede küresel sağlık önlemleri ve pandemi sonrası ekonomik toparlanma konularını gündeme getirmişti. Zirve, ülke liderlerinin birebir müzakerelerde bulunması için imkan da sunuyor.

Beyaz Saray, Joe Biden’ın da liderlerle iklim değişikliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini ve Dünya Bankası gibi kurumların yoksullukla mücadeleye katkısını artırma konularını görüşmek istediğini açıklamıştı.

G20 hedeflerini başardı mı?

2008 ve 2009’daki finansal kriz döneminde düzenlenen liderler zirvelerinde, küresel mali sistemi kurtarmak için bir dizi önlem üzerinde anlaşmaya varılmıştı. Ancak müteakip zirvelerin daha az yapıcı olduğu ileri sürüldü çünkü bunlar rakip dünya güçleri arasındaki gerilimlerle gölgelendi.

G20 maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin bu yılki toplantısında, Rusya ile Batılı güçler arasında Ukrayna’nın işgali konusundaki tartışmalar nedeniyle çok az anlaşma sağlandı. Bununla birlikte, liderler zirvede yan görüşmelerde bir araya gelerek anlaşma sağlıyor.

2019’da Osaka’da düzenlenen zirvede, dönemin ABD başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, büyük bir ticaret anlaşmazlığını çözmek için müzakerelere devam etme konusunda anlaştılar.

Zirve neden protesto ediliyor?

Lider zirveleri sıklıkla büyük protestolarla karşılanıyor. 2018 Buenos Aires zirvesinde G20’nin ekonomi politikalarını protesto eden binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş yapılmıştı.

2017’de Hamburg’da yapılan zirvede kapitalizme karşı yürüyüşler yapılmış; binlerce gösterici 2018’de Rio de Janeiro’da ve 2010’da Toronto’daki G20 zirvelerinde yürümüştü. 2009’da gazete satıcısı Ian Tomlinson, Londra’daki G20 zirvesine karşı protesto gösterilerinde bir polisin darbesi ardından hayatını kaybetmişti.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Yerel Seçimler: Cumhur İttifakı’nda Kazanma Hedefli İttifak Modeli

Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleri için 2019 yılında olduğu gibi yine işbirliği yapmaya hazırlanıyor.

Liderler ilk mesajlarını verdi ama işbirliğinin detayları iki partinin kongrelerinin ardından belirlenecek. AK Parti ve MHP’den görevlendirilen heyetler ön bir çalışma yapacak. Daha sonra bu çalışma liderlerin onayından sonra uygulamaya geçecek.

14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin ardından iktidar da muhalefet partileri de kongre sürecine girdi. Önümüzdeki aylarda yapılacak kongrelerde yerel seçim öncesi partilerin yönetimleri yenilenecek.

CHP’nin kasım ayı başında yapacağı büyük kurultayda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun değişim yanlısı ekiple yarışması bekleniyor. HDP eş başkanlarının görevi bırakmasının ardından partinin çalışmalarının aktarıldığı Yeşil Sol Parti’nin de eylül sonu, ekim başında gerçekleşecek kongresinde tüm yönetim yenilenecek.

14-28 Mayıs seçimlerinin galibi iktidar cephesinde de kongre süreci yaşanıyor. AK Parti olağanüstü kongre için 7 Ekim tarihini karara bağladı. Cumhur İttifakı’nın ana ortağı MHP de olağan kongre takvimi için ekim-kasım ayında uygun bir takvim planlıyor. Kongreler tamamlandıktan sonra hızla yerel seçim çalışmalarına başlanacak.

İlçe ve il kongrelerini yapmadan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu değişikliği için olağanüstü kongre kararı alan AK Parti’nin yeni dönem kadrolarının kimlerden oluşacağı merak konusu. AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek genel başkan adayı olacağı kongrede kapsamlı bir değişiklik beklentisi var.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın haberine göre; Meclis seçimlerinde istisnasız üç dönem kuralını uygulayarak yüzde 60’ı geçen bir yenilenme gerçekleştiren AK Parti’nin kongrede de bu oranda değişiklik yapması sürpriz olmayacak görünüyor. Ancak AK Partili yetkililer bu değişimde tecrübe ile yeniliğin harmanlanacağına dikkat çekerek şu görüşü dile getiriyor:

“Büyük kongrede Cumhurbaşkanı tecrübe ile yeniyi kaynaştıracaktır. Kısa süre önce bir seçimden çıkıldı. Yaşanan seçimin bir hafızası, sonuçları itibariyle de alınmış notları var. Bunlar değerlendirilecek. Yeni arkadaşlar gelecek. Yönetimde gençleşme ve kadın temsilinde artış önemli. Yeni dönemi anlama ve kavrama açısından gençler ayrıca önem taşıyor. Yeni isimlerle tecrübeyi, hafızayı birleştirecek bir yönetim yapısı çıkacağını düşünüyoruz. Ayrıca yeni dönemde parti yönetiminde milletvekili ağırlığı da azalabilir.”

AK Partili yetkililer Meclis seçimlerinde yüzde 60’ı bulan yenilenmenin seçmende olumlu karşılık bulduğu görüşünde. Bu oranın 20 yılı aşan bir iktidarın yenilenme potansiyelini göstermesi açısından önem taşıdığına dikkat çeken yetkililer, “Genel seçimlerde yenilenmemizden seçmenimiz çok memnun kaldı. Uzun iktidara karşın değişebileceğimizi göstermek olumlu sonuç veriyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu kapsamda belediye başkanlığı seçiminde de adaylar belirlenirken geçmiş süreçlerde olduğu gibi üç dönem kuralının uygulanmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Yerel seçimler

AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleri için 2019 yılında olduğu gibi yine işbirliği yapmaya hazırlanıyor. Liderler ilk mesajlarını verdi ama işbirliğinin detayları iki partinin kongrelerinin ardından belirlenecek. AK Parti ve MHP’den görevlendirilen heyetler ön bir çalışma yapacak. Daha sonra bu çalışma liderlerin onayından sonra uygulamaya geçecek.

MHP’li yetkililere göre yerel seçim için temel ölçüt “mevcudu muhafaza etmek, 2019 seçimlerinde muhalefete geçen belediyeleri yeniden kazanmak” olacak. Bu hedefi gerçekleştirmek için de 2019 seçimlerinden farklı olarak işbirliği yapılan bazı illerde değişiklik olabileceği kaydediliyor.

AK Partili yetkililere göre AK Parti ya da MHP’nin ittifak yaparak tek adayda uzlaşacağı kentler iki partinin oylarının birbirine çok yakın olduğu kentler olacak. Böylece oyların bölünüp aradan yüzde 35 gibi oranlarla muhalefet adayının kazanmasına engel olunacak.

İktidar da muhalefet partileri de yerel seçimlerde belediye başkan adaylarının önemine dikkat çekiyor. Adayların yerelin özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gerektiğini belirten AK Partili kurmaylar, “Yerel seçimi genel seçim havasında geçirmemek gerek. Bu bir hizmet yarışı olmalı. Adaylar hizmetlerini ve projelerini anlatmalı. AK Parti belediyeciliği ile CHP belediyeciliğini kıyaslamalı. Geleceğe dair vizyonlarını ortaya koymalı” diyor.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Gözaltına Alınan Cumartesi Anneleri/İnsanları Serbest Bırakıldı

Eylemlerinin 963. haftasında Galatasaray Meydanı’na yürümek isterken gözaltına alınan Cumartesi Anneleri/İnsanları  4 buçuk saat sonra serbest bırakıldı: Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 22. kez engellenerek gözaltına alındı. Gözaltına alınan 19 kayıp yakını ve hak savunucusu gözaltında geçirdikleri yaklaşık dört buçuk saatten sonra Galatasaray Meydanı’na uzak ik farklı hastaneden serbest bırakıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın X hesabından yapılan açıklamada, “Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan engellenen basın açıklaması İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapıldı. Açıklamada, “Her Cumartesi, işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınmaktayız.Oysa gözaltına alma kararı, kişinin suç işlediğini gösteren güçlü deliller olduğunda verilebilir” denildi.

“Hukuki açıdan, gözdağı vermek, caydırmak veya onur kırmak amacıyla gözaltı kararı vermek mümkün olmadığına göre, tüm eylem ve işlemlerinizi hukukun üstünlüğüne uygun bir şekilde yapma yükümlülüğünüzü askıya mı aldınız? Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden, keyfi uygulamalarla toplumu germeyi amaçlayan bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz.”

“Devleti yönetenlere, tüm eylem ve işlemlerinde hukuka bağlı kalma yükümlülüklerini hatırlatmaya devam edeceğiz” denilen açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımıza ve adalete ulaşmak için hukukun bütün imkanlarını kullanmakta ısrar edeceğiz.12 Eylül 1994’te Ankara’da gözaltına alınarak kaybedilen AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum etmesine rağmen iç hukukta dava aşamasına gelmeden dosyası kapatılan Kenan Bilgin’i ve tüm kayıplarımızı unutmayacağız.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Abluka, Yine Gözaltı

Eylemlerinin 963. haftasında Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları yine gözaltına aldı. Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 22. kez engellendi.

Polis, “Yapmak istediğiniz basın açıklaması Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştır. Derhal dahılın. Dağılmadığınız takdirde, güvenlik güçleri tarafından müdahale edilecektir” dedi.

Polis ardından, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve insan hakları savunucularını abluka altına alarak gözaltı işlemine başladı. Polis, çok sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına aldı.

Ablukaya alınan Meryem Bars astım krizi geçirdi. Polis, Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak’ı darp ederek ve ters kelepçe takarak gözaltına aldı. En az 20 kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şöyle:

“Newroz Ali Tosun, Mikail Kırbayır, Maside Ocak, Ali Ocak, Hanife Yıldız, Nazım Dikbaş, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Melike Ersoy, Mete Demircigil, Davut Arslan, Hünkar Yurtsever, Doğan Özkan, Cüneyt Yılmaz, Türker Demirci, Necf Kuru Arpaçay, Gülendam Özdemir, Hanife Yıldırım, Gülseren Yoleri ve Hatice Onaran.”

Eski adı Twitter olan X’te açıklama yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

“Anayasal haklarımızı kullanarak gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini öğrenmek için sesimizi duyurma çabamız sistematik biçimde engelleniyor. Her Cumartesi işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınıyoruz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: CHP Değişecek, Türkiye Değişecek

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir. Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek” dedi.

Ekrem İmamoğlu, yazısında, “CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti.” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, yazısının devamında, “Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP’nin kuruluşunun 100’üncü yılında CHP’deki değişim tartışmalarını da ele alan bir köşe yazısı yazdı. Yazı, Cumhuriyet gazetesinde “Geçmişin İlhamıyla Geleceğin Vizyonuna” başlığıyla yayınlandı. İmamoğlu’nun yazısı şöyle:

“100 sene önce bugün, Kurtuluş Savaşımızı zafere ulaştıran kurucu liderimiz Mustafa Kemal ve arkadaşları o zamanki adıyla Halk Fırkası’nın programını 9 umdeye dayandırdılar ve partimizi kurdular. Kurulan bir partiden öte bir ay kadar sonra ilan edilecek genç Cumhuriyetin ilk sesi, egemenliğin hanedandan millete geçişinin ta kendisiydi.

1923’ten beridir yasalar önünde herkesin bir diğeriyle eşit vatandaş olduğu bir Cumhuriyet’te yaşıyor olmamızda CHP’nin imzası var. Cumhuriyetin ilanında olduğu gibi millet iradesine dayanan bir devletin ve vatandaşlık esasına dayalı bir milletin inşa edilmesinde de CHP’nin imzası var.

CHP’yi ve Cumhuriyeti kuranlar devleti gerçek anlamda güçlendirmenin yolunun güçlü ve milli bir ekonomi yaratmak ve toplumun refahını yükseltmek olduğunu gayet iyi biliyorlardı. 1923’te İzmir İktisat Kongresini yaparak, 1929’da ise Dünya Ekonomik Krizine anında ve doğru tepki vererek milli bir ekonomi kurdular. O günün koşullarında mucize sayılabilecek bir şeyi gerçekleştirdiler. Ülkede sermayenin çok ama çok kıt olduğu koşullara rağmen ulaşım alt yapısını oluşturdular ve temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar, ekonomi teşekkülleri kurdular.

Bu bir sıçrayarak kalkınma hamlesiydi. Tam anlamıyla bir ulus için çağ atlamaydı. Cumhuriyet tarihimizde yalnızca bir kez yapabildiğimiz ve şimdi yeniden yapmak zorunda olduğumuz bir hamle.

“Demokratik rejime geçişi CHP sağladı”

Tarihin o büyük zorlukları altında yapılanlar sayesinde ülkemizle dünyanın güçlü ve gelişmiş ülkeleri arasındaki fark azaldı. Dünya siyasetinde bağımsız bir ülke olarak yerimizi aldık. Yalnızca büyük sıçramayı değil aynı zamanda çok partili demokratik rejime geçişi de CHP sağladı.

İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden ve yarattığı büyük yıkımdan da CHP yönetiminin sayesinde uzak durabildik. 80 Milyon kişinin öldüğü o büyük küresel yıkımdan CHP yönetiminin diplomatik ferasetiyle hasarsız çıkmayı başardık.

Cumhuriyetin ilk çeyrek asrının her anına damgasını vuran CHP 1950’den sonra iktidarda olmadığı dönemlerde de ülke siyasetine yön verdi.

1970’lerde dünyada yükselen eşitlik ve özgürlük dalgasının ülkemizde “Ortanın Solu” konumlandırmasıyla sosyal demokrasi anlayışı olarak tecelli etmesinde CHP’nin imzası var. 1970’lerde “toprak işleyenin su kullananın”, “ne ezilen ne ezen, hakça düzen” diyen CHP oldu. Yine 1970’lerde MSP’yle koalisyon kurarak farklı toplum kesimlerinin aynı ideal etrafında buluşabileceğini, ulusal meselelerde ayrışma yerine birleşmenin mümkün olabileceğini de CHP gösterdi. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını yaparak hem müttefiklerimize hem de hasımlarımıza güç ve kararlılık gösteren devletimizin direksiyonunda CHP vardı.

CHP geride bıraktığımız 100 senenin en önemli aktörlerinden biri oldu olmasına ama malum çok uzun zamandır iktidarda değil ve Türkiye’ye hizmeti ve katkısı yerel yönetimlerde ortaya koyduğu çok değerli performansı bir yana bırakırsak, ülkenin ana muhalefet partisi olmakla sınırlı. 1950’den beri neredeyse gerçek anlamda hiç iktidar olmamış CHP, uzun yıllardır sanki ülkeyi yönetiyormuş ve tüm olumsuzluklardan sorumluymuş gibi bir algının öznesi yapılıyor.

“Türkiye değişirken CHP atalete düştü”

CHP’nin bu durumu üzerine düşünmemiz, hep beraber bu durumu değiştirmenin yollarını bulmamız gerekiyor. CHP son 43 yıldır zihni ve fiili bir değişememe sorunu yaşıyor. 1980’den bugüne dünya ve Türkiye muazzam biçimde değişirken, bu değişime ayak uyduramayan CHP kendisini adeta ebedi ve ezeli muhalefet partisi konumuna hapsetti. Halbuki, 600 yıllık bir imparatorluk çökerken, 1923 şartlarında dünyanın en devrimci hareketlerinden birini yaratarak doğrusunu yapanların partisi olarak kurulan CHP, 1960’larda ve 1970’lerde dünyanın ve Türkiye’nin değişimine ayak uydurarak da doğruyu yapmıştı. Ne var ki, 1980’den sonra aynı kabiliyeti gösteremedi. Dünya ve Türkiye değişirken CHP atalete düştü.

Ne yazık ki atalete düşmemizin maliyeti büyük oldu. Türkiye’nin yönetilmesinde etkin olamadığımız gibi Türkiye’yi adım adım otoriter bir iktidara teslim ettik. Birbiri peşi sıra iş basına gelen sağ iktidarlar, gelir dağılımını bozdu, Cumhuriyetin en önemli gücü ve dayanağı olan yetenekli ve girişimci orta direği eritti. Bugün toplumun %10’u ulusal zenginliğin yüzde yetmişine sahip olacak bir noktaya geldiyse, bizim de kusurumuz var. Emeğin asli temsilci olarak CHP’nin iktidar olamayışının bedeli bu denli ağır oldu maalesef.

Değişmeyi başaramadığımız için kuruluşunda bu kadar büyük bir rol oynadığımız Cumhuriyetin ikinci yüzyılına, köklü kurumları zayıflamış bir devletle, işlevsizleşmiş bir meclisle, liyakatsiz bir bürokrasiyle, çökmüş bir adalet sistemiyle, demokratik dünyadan uzaklaşmış bir ülkeyle, yarısı yoksulluk sınırının altında bir nüfusla giriyoruz.

Vatandaşlarımızı yerli ve milli olanlar ve olmayanlar diye ayrıştıran, muhalefete tahammülsüz, hukuku paramparça etmiş, eğitimi çökertmiş, borç batağına batırdığı ülkemize eşi daha önce görülmemiş bir hayat pahalılığı yaşatan bu iktidarla giriyoruz.

“CHP değişirse Türkiye değişir”

Ancak Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına, aynı zamanda, iktidarın değişebileceğine inancın azaldığı bir toplumsal ruh haliyle de giriyoruz. Bu hali kabullenemeyiz. CHP’nin bu duruma katkısıyla yüzleşmek zorundayız. Bu güzel ülkeye karşı tarih huzurunda sorumluyuz ve ben partimin bundan daha iyisini yapabileceğine tüm kalbimle inanıyorum. CHP’nin de Türkiye’nin de değişeceğine inanıyorum. Çünkü CHP değişirse Türkiye değişir.

Değişimin yeni vizyonu CHP’yi, dünya ölçeğinde kriz yaşayan sosyal demokrasiye ilham veren, küresel seviyede saygın ve güçlü bir parti haline getirmek olmalıdır. Değişimin yeni vizyonu, bu ülkeye bir sıçrama daha yaşatarak, gelir dağılımını kökten düzelterek, yetenekli ve girişimci insanlara adil fırsatlar sunacak mekanizmalar kurmak olmalıdır.

1923’lerin CHP’si dünyanın tüm mazlum milletleri için ilham kaynağı olmuştu. Bunu bir kez daha tekrar etmeliyiz. Etmeliyiz çünkü dünyamızda ağır yaralar açan vahşi kapitalizmi, yalnızca kamu aklını ve bilimi yeniden insani kalkınmanın motor gücü ilan eden bir siyasetle dönüştürebiliriz.

Türkiye 70 yıldır borçla büyüyor, krizle sarsılıyor ve dünyanın hızlı ilerleyişi karşısında her gün biraz daha geride kalıyor. CHP’nin yeni misyonu bu tekerrüre son vermektir. CHP bu berbat tekerrürü kırmak ve buna bir son vermek için değişmek zorundadır. Değişimin temeli; Türkiye’yi sıçrayarak kalkındıracak planı ortaya koymaktır. Bunun için CHP’yi, kamu aklını Türkiye’nin ve dünyanın dehasıyla bir araya getiren daha kapsayıcı, icraatçı ve reformcu bir parti kılacak şekilde değiştirmeliyiz.

İlk yapmamız gereken şey vatandaşlarımızı dikkat ve empatiyle dinlemektir. Onlara kulak verdiğimizde duyduğumuz insanlarımızın zengin, güçlü, itibarlı bir ülkede özgürlük ve refah içinde yaşamak istedikleridir. Kutuplara bölündüğünü, kimlik ve aidiyetlerine sıkıştığını zannettiğimiz toplum aslında yeni bir hikaye duymamanın ve muhalefete bir türlü güvenememenin bezginliğine sıkışmış durumdadır. Herkes milletimizin ferasetine güvenmelidir. Şundan eminiz ki bu aziz millet Türkiye’yi zengin, güçlü ve adil kılacağına inandığı bir muhalefeti desteklemeye hazırdır.

Gerçekten bir değişim istiyorsak; bunu nasıl yapacağımıza dair modelimizi güven verici bir biçimde topluma izah etmek durumundayız. Bu modelde Türkiye’nin ihtiyacı olan büyük sıçramanın motor gücü kamunun kaynakları ile ülkenin ve dünyanın dehasının birleşmiş gücü olmalıdır.

Burada vurguyu devlete değil kamu aklına yaptığımızın altını çizmek isteriz. Zira biz milleti devletin üstünde, onun sahibi olarak görüyor ve kamu aklını devleti de içine alan milletin bütünün ortak aklı olarak anlıyoruz. Öte yandan bu noktada bir olmazsa olmazın altını çizmek zorundayım.

Zengin olmayanın gücü olmaz evet ama adaleti olmayanın gücü zulüme çıkar. Bu sebeple zengin, demokratik, güçlü ve adil bir ülkenin vazgeçilmezi eşit yurttaşlıktır.

Değişim bahsinde diğer önemli bir mesele CHP’nin politika üretme yöntemine dairdir. İnsanlarımızın beklentilerini ve taleplerini sorgulamayan, kulağını millete vermeyen, kendi doğrusunu millete dayatan politika yapma alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız. Partinin yapısı ve alışkanlıkları, halkın siyasete olan güvensizliği ve yaratılan korku siyasete katılım kapısını kapatıyor. Oysaki bugün toplumsal muhalefetin büyük katkısına ve yepyeni bir insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. İhtiyacımız olan insan kaynağı yalnızca politikaya katılmak konusunda en cesur olanlar değiller. Aynı zamanda en bilgili ve en yaratıcı olanlarımıza da ihtiyacımız var. Partinin kapısının bu insanlara açılması onların katılımının teşvik edilmesi şarttır. CHP, Türkiye’nin en yaratıcı zihinlerinin tüm yenilikçi projelerinin ilk adresi olmalıdır. Bunu başaramayan bir CHP’nin iktidar şansı olamaz.

Bütün bunlar kadar önemli tüm kötülüklerin anası olan bir meselemiz daha var. Türkiye fakirlikle boğuşuyor. İki asır evvel kişi başına düşen milli gelir açısından eşit olduğumuz Almanya ile aramızdaki fark neredeyse 6 katına, ABD ile 7 katına çıkmış durumda.

Son 21 yıldır, iktidar açısından bakıldığında istikrar koşulları altında yönetiliyoruz. İktidarsa iktidar, yetkiyse yetki, güçse güç. Sonuç ortada. Biz gerilemeye devam ediyoruz, “bizi fena halde kıskananlar” ise farkı açmaya devam ediyor.

Gelecek ağır bir beka sorununa işaret ediyor. Batıyla aramızdaki fark git gide bir uçuruma dönüşüyor. Bizim ıskaladığımız baş döndüren bilimsel gelişmelerin sonuçları şunu gösteriyor: Eğer hemen harekete geçmezsek, milli gelir açısından batıyla aramızdaki fark bugünkünün iki katına çıkabilir. Aramızda böyle bir farkın oluşmasına izin verirsek, Türkiye küresel seviyede kendine yeten onurlu devletler ligine tutunmakta büyük zorluk içine düşer. Kendilerinin dışındakileri gayrı milli ilan etmeye çok meraklı olan ve ağızlarından beka sorununu düşürmeyen arkadaşlarımızın dikkatini çekmek isterim ki, asıl beka sorunu budur.

Ya yeniden sıçrayıp en kısa sürede onlara yetişeceğiz ya da gelecekte bekamızı korumakta büyük zorluk çekeceğiz. Ya değişerek yeni bir ilerlemenin asli motoru olacağız ya da aynı ataletle yerimizde sayacağız.

“Vatan duygusu hasar görüyor”

Türkiye’nin sıçrayarak kalkınması bahsinde ileride daha detaylı şeyler söyleyeceğiz. Şimdilik şununla yetinelim. Türkiye’nin gelişimi konusunda kaçırdığımız ve hala binmemekte ısrar ettiğimiz en büyük tren temel bilimler trenidir. Bu treni kaçıran gelişim trenini de kaçırır. Bizi engelleyen ikinci sebepse toplumsal ve kültürel çeşitliliğimizi eşit yurttaşlığa dayalı çoğulcu bir demokrasiye kavuşturamayışımızdır. Meselelerimizi çoğulculuk, eşitlik ve dayanışma içinde çözemediğimizde adalet duygusu zedeleniyor, toplumun çeşitli kesimleri kendilerini karar mekanizmasının dışında hissediyor ve ortak vatan duygusu hasar görüyor.

Şimdi bu iki sorunla da olgunlukla yüzleşmek ve yeni çözümler geliştirmek zorundayız. Zenginleşmek için sıçrayarak kalkınmaya, zenginliğimizi adil paylaşmak için demokratik, güçlü ve sosyal bir devlete ihtiyacımız var.

Dünya siyaseti ve ekonomisinin altüst olup, yeniden şekillendiği zamanlarda yeni risk ve fırsatlar ortaya çıkar. Küresel ekonominin büyük ülkeleri haline gelmiş olanlar fırsatları en iyi değerlendirmiş ve içselleştirmiş ülkelerdir. Geçtiğimiz yüzyılda birçok ülke çok gerilerden gelerek büyük dönüşümlere sahne olmuş ve bugün dünyanın en büyük ekonomileri arasına girmiş durumda.

Savaştan yıkılarak çıkan Almanya bugün bizim ekonomimizin 5 katından daha büyük bir ülke haline geldi. Yine savaştan nükleer bir yıkımla çıkan Japonya bizden 7 kat daha büyük bir ekonomiye sahip. 1960 yılında bizim ekonomimizin dörtte biri büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olan Güney Kore bugün bizim 2 katımızdan büyük bir ekonomi haline gelmiş durumda.

Savaşlardan çıkarak büyüyen bu üç ülkenin ortak bir özelliği var: Teknoloji üretiyor ve satıyorlar. Dünya ekonomisinin belkemiği durumundalar.

Bugün bizim de böyle büyük bir sıçramaya ihtiyacımız var.

Bugün CHP ve onun liderliğindeki muhalefete iktidar vizesi vermeyen millet, Türkiye’yi sıçratarak zenginleştirecek, güçlü ve adil bir Türkiye’yi inşa edecek bir muhalefeti gördüğünde, tereddüt etmeden iktidara taşıyacaktır. İşte milletin CHP’yi değişime zorlamasının nedeni budur. Bizim en önemli, en acil görevimiz hep beraber bu muhalefeti yaratmaktır. Bunu yaratmanın yolu ülkenin tüm vatanseverlerini birleştiren yeni, kapsayıcı ve güçlü bir vizyonun hikâyesini yazmaktır.

Türkiye’nin çoğulcu demokrasiye ve sıçrayarak kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin ikinci yüzyılına girerken değişmeye, bunun için yeni bir hikayeye ihtiyacı var.

Biz de bu milletle bu hikayeyi yeniden yazacağız.
Bir tespit bir de vaatle bitireyim.
Tespitim şu: CHP değişirse, Türkiye değişir.
Vaadim de şu olsun: CHP değişecek, Türkiye değişecek.”

Paylaşın

CHP’den Anayasa Mahkemesi’ne Ek MTV’nin İptali İçin İkinci Başvuru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ek Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) ikinci kez başvurdu. CHP’li Günaydın, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” dedi.

Günaydın, “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın, Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin (MTV) ikinci kez alınmasını öngören yasal düzenlemenin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle bugün ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.

AYM’nin önünde gazetecilere açıklama yapan Günaydın, 15 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeden 9 gün sonra 24 Temmuz’da AYM’ye gittiklerini hatırlattı.

26 Temmuz’da AYM ilk incelemeyi yaptığını, kanunun esastan görüşülmesine karar verdiğini kaydeden Günaydın aradan geçen 1,5 ayda yüksek mahkemenin bir karar vermediğini ifade etti.

Günaydın “İçeride AYM Genel Sekreteri Yardımcısı’na da söyledim. Neyi bekliyorsunuz bir karar almak için? Yurttaş MTV’yi ikinci kez ödesin, olası bir iptal kararına rağmen bu geriye alınamasın diye mi bekliyorsunuz?” dedi.

“AYM’nin bir karar üretmesini bekliyoruz”

CHP’li Günaydın ayrıca, “AYM’nin daha fazla gecikmeden bu konuda bir karar üretmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Günaydın devamında şunları söyledi: Bu Anayasaya uyarlı mıdır? Hukuk devleti ilkesi, sosyal devlet ilkesi aynı zamanda eşitlik ilkesi, adalet ilkesi, verginin genelliği ve adaleti ilkesi, herkese mali gücü oranında vergilendirme ilkesi, bunların tamamını ihlal eden bir yasa ile karşı karşıyayız.

1999’da Anayasa Mahkemesi benzer bir uygulamayı deprem harcamaları için uygun görmüş. Ancak 2003’te bu yol ikinci kere denendiğinde iki kez ‘Bu Anayasa’ya aykırıdır’ diyerek girişimi iptal etmiş.

Oysa AKP hükümeti, bu iki iptal kararına rağmen bunu TBMM’den geçirerek yasalaştırmada sakınca görmedi. Bunun söylediğimiz gibi eşitlikle, adaletle herkesin mali gücü oranında vergi kullanma yetkisi ile uzaktan yakından ilgisi yok.

Hem kanuna aykırılık hem de telafisi zor zararların doğma olasılığını birlikte gördüğümüz için bu kanunun yürütmesini durdurulmasına yönelik bir talebimiz oldu.

Umuyoruz ki; Anayasa Mahkemesi temmuz ayında alınan bu vergilerden sonra ikinci dilimin kasım ayında alınmasından evvel hem yürütmenin durdurulmasına hem de iptaline yönelik bir karar verir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının üzerinden ağır bir yük olmaktan çıkar.

Paylaşın

İYİ Parti’nin Resti Sonrası CHP Ne Yapacak?

CHP’de İYİ Parti Lideri Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor. CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu çıkışa henüz yanıt vermedi, açıklama yardımcılarından geliyor. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun” dedi.

İki parti arasında gerginliği artıran bu açıklamalara karşın CHP’de, “taban ittifakının” Akşener’i yeniden ittifak masasına oturtacağı görüşü hakim. CHP, büyükşehirlerdeki seçim stratejisini “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” üzerine kurma hesabı yapıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan CHP kurmayları, “ ‘Erdoğan mı, İmamoğlu mu?’ diye sorduğumuzda, İYİ Parti, artık kendi seçmenine derdini anlatır, çünkü Erdoğan’ı tercih etmeyeceğini biliyoruz” diyor.

Akşener’in çıkışına kamuoyu önünde ilk yanıtı veren CHP’li Öztrak, Fox TV’de katıldığı Çalar Saat programında, “Biz her türlü fedakarlığı yaptık, yapılan eleştirileri sineye çektik. Kan kustuk kızılcık şerbeti içtik. Ama gitmek isteyene kal demeyiz, yolları açık olsun, kendileri bilir” diye konuştu.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu ise Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, bu kararın nedenlerini açıkladı.

CHP ile 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, 2019’da partisinin teklifiyle yapılan yerel seçim ittifakının “kalbi bir ittifak” olduğunu ve bu ittifakın hedefinin de 2023 seçimlerini kazanmak olduğuna işaret etti.

2023 seçimlerini kazanamayınca yeniden durum değerlendirmesi yaptıklarını anlatan Dervişoğlu, 2019’da yapılan “kalbi ittifakın, politik ittifaka dönüştüğünü”, ittifakın ruhunu kaybettiğini, canlandırma imkanı görmedikleri için de seçime tek başına girme kararı aldıklarını söyledi.

CHP yönetimi ise yaşanan gelişmelerin ardından İYİ Parti ile karşılıklı polemiğe girmeme tutumunu sürdürüyor. Ancak CHP kulislerinde Akşener ve İYİ Parti’nin tutumundan duyulan rahatsızlık dile getiriliyor. Akşener’in büyükşehirleri de kastederek, “Gerekirse kaybederiz, sorumluluğunu alırız” yönündeki açıklamalarını anımsatan bazı CHP yöneticileri, bu tutumun Akşener ve İYİ Parti’ye kaybettireceği görüşünü savunuyor:

“İki belediye başkanını cumhurbaşkanlığına layık gören Meral Akşener. Çıktınız ‘İki belediye başkanından biri cumhurbaşkanı adayı olmalı’, dediniz. Devleti vermeyi göze aldığınız kişilere belediyeyi vermeyi mi göze alamıyorsunuz? Günü geldiğinde seçmen bu tutumun hesabını sorar.”

İYİ Parti’nin ittifakta yer almaması halinde CHP’liler “B Planı”nın devreye sokulacağına işaret ediyorlar. Bu konuda en büyük kozun “taban ittifakı” olduğu vurgulanıyor, “O risk görüldüğünde, siyasi partiler üzerinde toplumsal baskı yaratır. Seçime mobilize olan kitleler, sizi o masaya oturmaya zorlar. O zaman birileri de ‘Aslan payını almak şartıyla otururuz’ diyebilir” görüşü dile getiriliyor.

CHP’liler, İYİ Parti’nin “tek başına seçime girme” kararına karşın, parti tabanının üst yönetimi dinlemeyeceğine ve kendi adaylarına yöneleceğini düşünüyor. Seçim stratejisinin buna göre kurgulanacağı ifade ediliyor.

CHP’li kaynaklar, muhalefet seçmeninin “Erdoğan mı, CHP adayı mı?” sorusu üzerinden tercihini kullanacağına dikkat çekerek, seçim stratejisinin bu denklem üzerine kurulacağı belirtiliyor.

“Amiral gemi CHP’dir”

İYİ Parti’nin, CHP ile köprüleri atmasına gösterdiği gerekçelerden birisi de Kılıçdaroğlu’nun, büyükşehirlerde CHP adayları ile seçime girileceğini söylerken kullandığı “Çünkü CHP dominant partidir” ifadesi.

Bu ifadeyi sorduğumuz CHP’lilere göre Kılıçdaroğlu bu cümleyi, “durum tespiti” kullandı. CHP’liler, İYİ Parti’nin “yüzde 10’u geçemeyen bir parti” olduğu, ittifak yapılması halinde bu ittifakın ‘amiral gemisi’nin de CHP olacağının altı çiziliyor.

CHP yönetimi, ittifak konusundaki görüşmeleri, Kasım ayında yapılması planlanan 38. Olağan Kurultay’dan sonra başlatmayı planlıyor.

Akşener’in tek başına seçime girme kararına karşın, yeni ittifak formülasyonlarının gündeme gelebileceği, İYİ Parti dışında ittifak ve seçim işbirliği olanaklarının tartışılacağı belirtiliyor.

Buna karşın, her olasılığı dikkate alarak seçime tek başına girecekmiş gibi de hazırlık yapıldığı ve bütün belediye başkan adaylarının önceden belirleneceği ifade ediliyor.

CHP kurmayları, “Biz her yerde adaylarımızı belirleriz. Eğer ittifak olursa, arkadaşlarımızdan gelen talepler doğrultusunda biz de bazı adaylarımızdan feragat ederiz” diyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan OVP Açıklaması: Dağ Fare Doğurdu

Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, ‘dağ fare doğurdu.’ Bir ekonomik programın başarısı programın ‘teknik kalitesine’, ‘uygulayıcıların liyakatine’ ve ‘siyasi sahiplenmeye’ bağlıdır” dedi.

Haber Merkezi / OVP’de KKM’ye ilişkin bir stratejinin olmamasını eleştiren Kılıçdaroğlu, Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir” dedi ve ekledi:

“‘KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?’ diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.”

Kılıçdaroğlu, açıklamasının sonunda ise, “Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp ‘sorun ekonomik değil, psikolojik’ demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini ‘ekonomist’ zannedip, bir de ‘faiz sebep, enflasyon netice’ diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün açıklanan Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun sosyal medyada yaptığı değerlendirmeler şöyle:

Önümüzdeki üç yılı (2024-2026) kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) nihayet açıklandı. Ama yine, “dağ fare doğurdu.” Bir ekonomik programın başarısı programın “teknik kalitesine”, “uygulayıcıların liyakatine” ve “siyasi sahiplenmeye” bağlıdır.

Son ikisinden başlarsak; uygulayıcıların hali ortada… Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü 2023 için, 2011’de sözler verdiler. Türkiye ilk 10 ekonomi arasına girecek. Milli Gelir 2 trilyon $; fert başına gelir 25 bin $, ihracat 500 milyar $ olacak. İşsizlik % 5’e düşecekti.

Bunları devletin 10. Kalkınma Planına resmi hedef olarak da yazdılar. Şimdi getirdikleri OVP ile 2026’ya kadar, bu hedeflerin yanına bile yaklaşamıyorlar. Ama 2023 hedeflerinin neden ıskalandığına dair OVP ’de tek bir izahat yapmıyorlar; milletten özür dilemiyorlar.

Çünkü ortada 2023 hedeflerini sahiplenen samimi bir siyasi irade hiç olmadı. Aynı siyasi iradenin şimdi getirdiği OVP’ye göre Türkiye; ilk 10 ekonominin uzağında kalmaya, buna karşın dünya enflasyon şampiyonlar liginde oynamaya devam edecek.

OVP ’nin teknik tarafına gelirsek, burada da izaha muhtaç ciddi sıkıntılar var. Saray Hükümeti önümüzdeki üç yılda “Türkiye’nin potansiyel büyümesinden çok da taviz vermeden, enflasyonu üç yılda yüzde 65’lerden yüzde 8,5’e indireceğim” sözünü veriyor. Peki, bunu nasıl yapacak?

OVP ’deki bu büyüme ve enflasyon hedeflerinin beraberce sağlanması, iç talebin ciddi şekilde baskılanması ve dış talepten büyümeye ciddi bir katkı gelmesiyle ancak mümkün. 2024’de yurtiçi talepten büyümeye gelen katkının, 2023’e göre, yarı yarıya düşeceği anlaşılıyor. Perşembenin gelişi, Çarşambadan bellidir. Yerel seçimlerden sonra, daha yüksek faiz ve vergi yükü yolda.

Diğer taraftan OVP’ye göre gelecek üç yılda net ihracatın büyümeye katkısı son derece sınırlı. Yani önümüzdeki üç yılda da büyüme iç talep ağırlıklı olacak. Peki, bu büyüme kompozisyonuyla, enflasyon tek haneye nasıl düşecek?

OVP’nin dolar kuru tahminleriyle de enflasyon hedefleri uyumlu değil. OVP’ye göre 2024’de Amerikan Doları, TL’ye karşı yüzde 54 değer kazanacak. Yani TL pul olmaya devam edecek. TL’nin değeri pul olurken, enflasyon yüzde 65’lerden, yüzde 33’e nasıl düşecek?

Saray hükümeti yine selden kütük kaçıracak. Ekonomide işlediği tüm günahların vebalini milletin sırtına yıkacak. 2024’de hedeflenen enflasyon % 33, ama diğer tarafta hedefledikleri vergi tahsilatındaki artış % 73. OVP ’ye göre vatandaşın vergi yükü olağanüstü artacak.

Tüm uyarılarımıza rağmen, OVP ’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasından çıkış için ciddi bir strateji de ortaya konmamış. KKM’nin bugüne kadar bütçe ve TCMB’ye yükü 900 milyar lirayı aştı. 2024’de devletin bütçeden yapacağı yatırım harcamalarının 788 milyar lira olduğu düşünüldüğünde, KKM’nin sebep olduğu yük ve tahribat daha iyi anlaşılabilir.

“KKM olmasaydı bütçenin faiz yükü ne olurdu?” diyenler, bir zahmet OVP ’de faiz giderlerindeki patlamaya da bir baksın. 2023’de % 108 artan bütçenin faiz ödemeleri, 2024’de % 94 artacak.

Tüm bu yıkıma sebep olanların şimdi çıkıp “sorun ekonomik değil, psikolojik” demesi ise siyasetin değil, olsa olsa tıbbın konusudur. Ne de olsa olmadığı halde kendini “ekonomist” zannedip, bir de “faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, durduk yere ülkeyi perişan etmenin başka bir izahı olamaz.

Paylaşın

İYİ Parti’den CHP’ye İttifak Resti: Ruhunu Kaybetti

İYİ Partili Dervişoğlu, 2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirterek, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul ve Ankara dahil tüm şehirlerde kendi adaylarını çıkaracaklarını açıklamasının ardından partinin Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu, 2019 yerel seçimlerinde kurulan ittifakla bugünün şartlarının benzer olmadığını ifade etti. 2019’da kurulan ittifakın birincil tanıklarından olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “2019 yılında gerçekleşen seçim iş birliğini CHP’ye teklif eden İYİ Parti’dir. Teklifimiz Türkiye’yi mevcut ceberrut iktidardan kurtarabilmek için atılan önemli adımlardan biriydi. Biz o ittifak masasını hiçbir parti menfaati gözetmeksizin oluşturduk. Müzakereleri talepsizlik ve beklentisiz yürüttük. Kaç belediye başkanlığı alırız hesabı içinde değildik. Derdimiz sadece Türkiye’ydi” diye konuştu.

2018’de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ittifakları zorunlu hale getirdiğini belirten Dervişoğlu, “Oluşturduğumuz o ittifak kalbi bir ittifaktı. Bu ceberrut sistemden demokratik yol ve yöntemlerle kurtulabilmenin ilk adımının atıldığı yerdi. Biz o kalbi ittifaktan başarıyla çıktık. Hedefimiz 2023 seçimleriydi. Ancak o kalbi ittifak bir politik ittifaka dönüşerek ruhunu kaybetti. 2023 seçimleri de kazanılamayınca durumun yeniden gözden geçirilmesi ihtiyacı hasıl oldu” ifadelerini kullandı.

2019’da kurulan yerel seçim ittifakının 2023 genel seçimleri için kurulduğunu belirten Dervişoğlu, “Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonuç alınmayınca şapkayı önümüze koyup ciddi bir düşünme ihtiyacı içine girdik. Yanlış stratejiler, yapılan hatalar sebebiyle netice alınamadı” dedi.

2023 seçiminin kaybedilmesine ilişkin CHP içinde henüz bir tartışma yapılmadığını ya da yapıldıysa kendilerinin haberdar olmadığını kaydeden Dervişoğlu, seçim öncesi süreçte yaşananlara ilişkin şunları söyledi: “Süreç boyunca yapılan hataları telafi etmek için elimizden gelen tüm çabayı sarf ettiğimize kamuoyu şahit. Tüm kırılma noktalarında devreye girdik hatta özeleştirimizi bile verdik. Sayın genel başkanımız kötü gidişatı engelleyemediği için aziz milletimizden özür diledi. Ama görüyoruz ki CHP kaybedilen bu seçimi başarı olarak tanımlamaya devam ediyor. Biz kaybedilen bir seçimi kazanım olarak görmüyoruz ve değerlendirmemizi de buna göre yapıyoruz.”

Kutuplaşmalara vesile olmamak adına yaklaşan yerel seçimlere ayrı ayrı girme çağrısı yaptıklarını belirten Dervişoğlu, “İttifakların parti kimliklerine zarar vermesi ve demokratik sürece olumsuz etkilerde bulunması münasebetiyle o yoldan geri dönüş çağrısıdır. Ama bu çağrımız doğru bir biçimde karşılık bulmamıştır” dedi.

İttifak içinde kalarak sorunların çözüleceğine olan inançlarını yitirdiklerini ifade eden Dervişoğlu, “
Yaşananların en yakın tanığıyım. Sonradan sizler de şahit oldunuz, gizli protokollerle, gizli anlaşmalarla, politik manevralarla karşı karşıya kaldık. Ruhunu yitiren kalbi ittifakın yeniden ruhunun canlandırılmasını mümkün olmayacağı kanaatine vardık” ifadelerini kullandı.

‘CHP ile yeniden bir araya gelmek mümkün olabilir mi, tekrar konuşabilir miyiz’ sorusunu kendilerinin de sorduğunu belirten Dervişoğlu, CHP’den yapılan dominant partinin CHP olduğu açıklamasını, belediye başkanlarının adaylık ilanı gibi gelişmeleri hatırlatarak “Dil siyasette önemlidir. Eğer siz dilinizi değiştiremezseniz dil sizi değiştirmeye başlıyor. Türkiye’de yaşanan durum bu” ifadelerini kullandı.

“Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız”

Akşener’in 81 ilde aday çıkaracaklarını açıklamasının ardından Faik Öztrak’ın katıldığı bir televizyon programında kendilerine “yol açıklığı” temenni ettiğini ifade eden Dervişoğlu, “Herkesin yolu açık ve aydınlık olsun. Biz seçmenin iradesine ipotek koyacak değiliz. İsteyen istediği belediye başkanına oy verecektir. Biz seçmenin iradesine ipotek koymak ya da aldığımız oyu siyasi bir koza dönüştürmek için yapmıyoruz. Dün yaptıklarımızı da ülke için yaptık bugün yapacaklarımızı da ülke için yapıyoruz. Etkin, yetkin adaylarımızı milletimizin önüne çıkaracağız” diye konuştu.

Dervişoğlu, yerel seçimlere kendi adaylarıyla girilmesi halinde muhalefetin kaybedebileceğinin hatırlatılması üzerine “Siz bizi bir küsuratı tamamlayacak bir parti olarak görüyorsanız bu düşünceniz çok normal ama biz Türkiye’nin aydınlık ufuklarına yol almak istiyoruz dediğimizde bizi anlamanız çok kolay. Biz bir küsuratı tamamlayacak parti değiliz. Bu soruyu bana değil 49,5’u 50’ye tamamlayacak 0,5’lere değer verenlere sorun” ifadelerini kaydetti.

İYİ Parti’nin tavrının netleşmesi üzerine CHP kanadından gelen “kapı kapatılmadı sert örtüldü” benzeri açıklamalar hatırlatılan Dervişoğlu, “Bu söylemleri değerlendirmeye gerek görmüyorum. Muhataplık ilişkisinde mütekabiliyet aranır. O sözler kişileri bağlar. Biz kurumsal bir cevap almış değiliz. Bugün sadece Sayın Öztrak’ın açıklamalarını dinledim. Gayet de zarif bir açıklamaydı. Onun söylediklerini esas alarak konuştum” dedi.

Paylaşın