YSP’li Kılıçgün Uçar: Pusulamız HDP Paradigması

Partisinin “Büyük Konferans” toplantısında konuşan eşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “HDP’nin birikiminin, kazanımının ve paradigmasının özü üzerinden bugün bir aradayız. HDP’ye inanan, güç veren, emek veren bütün arkadaşlara sonsuz teşekkürler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kurulduğu günden beri çok ciddi başarılara, Türkiye siyasi tarihiyle birlikte ciddi bir birikime sahip olan HDP, özellikle 2015’te ulus devletin bugüne kadar bütün kodlarını bozmuştur. HDP’nin paradigması AKP tarafından yenilememiştir. Bundan sonra yol yürüyeceğimiz Yeşil Sol Parti’nin mücadele pusulası emek verdiğimiz HDP paradigmasıdır.”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) yeniden yapılanma ve inşa süreci kapsamında gerçekleştirdiği “Büyük Konferans”, bugün Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, konferansın açılışında bir konuş yaptı. Sözlerine Kürtçe başlayan Kılıçgün Uçar, şunları söyle:

“Merheba hûn bir xêr hatin, li ser seran li ser çavan hatin. Li ser navê Partiya Çepên Kesk silavên xwe pêşkêşî we dikim. Ma bi xêr dî sarê ma, sima bi xeyr ameyê, çimanê mi ser, sereyê mi ser ameyê. Ma di rojî pîya yîme. Vizêr ma se kerd ewro se kenîme, mest ma do se bikerîme ma do di rojî pêropîya qisey bikerîme. Kêmanîyê ma bî, ma gegane nêresayî jûbînî, la wa bo. Ma xoverdayîşê xo heta nika ca nêverda nika ra tepîya kî ca nêverdanîme. Bizanîme ke ma ney ê teng der ê. Coka mîyanê ziwanê înan de şer est o, herb est o, ceng est o. Înan qiseyê xo xelisnayî, kerdenê xo xelisnayî. Ma vanê ke bêrê êndî. Cinî, camêrd, karker urzîme! Zanîme ke roj tarîye ra dima yena. Raya ma akerde bo.

HDP’nin birikiminin, kazanımının ve paradigmasının özü üzerinden bugün bir aradayız. HDP’ye inanan, güç veren, emek veren bütün arkadaşlara sonsuz teşekkürler. Kurulduğu günden beri çok ciddi başarılara, Türkiye siyasi tarihiyle birlikte ciddi bir birikime sahip olan HDP, özellikle 2015’te ulus devletin bugüne kadar bütün kodlarını bozmuştur. HDP’nin paradigması AKP tarafından yenilememiştir. Bundan sonra yol yürüyeceğimiz Yeşil Sol Parti’nin mücadele pusulası emek verdiğimiz HDP paradigmasıdır.

Yeni bir yüzyıla girdik. AKP-MHP iktidarı yeni yüzyılı anlata anlata bitiremedi. Biz de bunu değiştirme ve halkların yüzyılı yapma konusunda ısrarcıyız. AKP savaş politikalarını derinleştirmeye devam ediyor, yetmedi kirli ittifaklarla bu işi genişletmeye çalışıyor. En önemli meselelerden biri şudur; devlet şiddeti karşısında eşitiz, AKP-MHP hukuksuzluğu karşısında çok eşitiz, hukuksuzluk karşısında eşitiz, en çok da yoksulluk karşısında eşitiz. AKP seçimden sonra rasyonel politikalara döneceğiz dedi. Bu şunun itirafı; şimdiye kadar yaptıkları rasyonel değildi ve felaketin sebebi yürüttüğü ittifaklardı. İtiraf ettiği bir şey daha vardı; kapitalist çevreleri kıblesi olarak bizlere gösterdi. Bu durum bize nasıl yansıyor?

Daha maaş zamları cebe girmeden bunlar zamlarla halkın cebinden çıkıyor. Halkı nefessiz bırakan bir ekonomik siyaset yürütüyorlar. Bugün bu konferansta en çok konuşmamız gereken şey AKP’yi ayakta tutan savaş ekonomisidir. Adil ve eşit bir düzen kurmak zor mu, elbette değil. Hukuksuzlukta, adaletsizlikte eşitlendiğimiz bütün kesimlerle birlikte AKP’nin savaş ekonomisini teşhir etmek durumundayız. Savaş ekonomisini barışın ve emeğin lehine dönüştürecek şekilde yeniden düzenlemek zorundayız. Bunun için hiçbir kurtarıcıya ihtiyacımız yok. Bu güç bu salondadır.

Bu salon adil, eşitlikçi, demokratik ekonominin temelini her beraber kuracaktır. Adalet Bakanı bir önceki yasama dönemi bittiğinde büyük bedellerle kazandığımız nafaka hakkını elimizden alınacağını söyledi. Özellikle Medeni Kanunda yapılacak bir düzenleme ile nafakayı hedef alıyorlar. Yine biliyorsunuz torba yasa ile birlikte bir infaz düzenlemesi yapıldı. Kadın katilleri, taciz ve tecavüz failleri serbest bırakılıyor. Ve son 2 ay içerisinde 110 bin kişi cezaevinden serbest bırakılmış. Yine bir başka proje var, ÇEDES Projesi. Okulların açıldığı dönemde okullara manevi danışmanlar atanıyor. Kadın Konferansımızda da uzun uzun konuştuk bunları ve yol haritamızı belirledik.

En önemli sorun olarak Kürt sorununu görmeyen bir devlet aklıyla karşı karşıyayız. Kürt sorunu bir inkar ve imha sorunu. Kürt sorununda geldiğimiz aşamayı anlamak için son 10 gün içerisinde yaşananlara bakmamız yeterli. Halkımızın çocuklarının cenazeleri kutular içerisinde ailelere verildi. Devletin direksiyonunda oturan AKP-MHP çok ahlaksız bir kırım savaşı yürütüyor. Cenazesi 7 gün sokakta bekletilen Taybet Ananın kızı Hezni İnan’ın yanmış elbiseleri geçtiğimiz günlerde bir poşet içerisinde ailesine teslim edildi. Bizim esas ve gerçek gündemlerimiz bunlar olmalı. Bu kırılmadan ne Kürt halkının ulaşmak istediği hedefe doğru yol alabiliriz ne de Türkiye halklarının ulaşmak istediği hedeflere ulaşabiliriz.

Buradan sorumlulara ve iktidara sesleniyoruz; o mezarlar Kürt halkının tarihidir, o mezarlar bizim tarihimizdir. İnan ailesine gönderdiğiniz poşetten iki şey çıktı; birisi devletin vahşeti ve kırımı, diğeri ise Kürt halkının direnişi. Bu halk diz çökmedi, çökmeyecek. Bu halk biat etmedi, etmeyecek. AKP’nin yeni yüzyıl vizyonunda cezaevleri de var. Yeni cezaevi yapma hayali olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Cezaevlerinde işkence var, cezaevlerinde ölümler var, cezaevlerinde siyasi rehineler var. Birçok arkadaşımızın cezaevlerinde yaşadığı hukuksuzluğu ve rehine siyasetini hatta bir ölüm rejiminin cezaevlerinde uygulandığını görmemiz gerek. Nerede bir muhalif varsa, nerede AKP-MHP iktidarı karşısında söz kuran biri varsa, kadın, emekçi, gazeteci, siyasetçi bugün hepsi cezaevinde.

2022 yılında cezaevlerinde 81 kişi hayatını kaybetmiş. 561 ağır hasta tutsak var, 1500’den fazla hasta tutsak var. Erzincan L Tipi Cezaevinde yaşamını yitiren 70 yaşındaki kanser hastası Şakir Turan’a bu devletin Adli Tıp Kurumu ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Ailesi gidip kendisi ile görüştüğünde hastanenin bodrum katında en soğuk, en özensiz, en sağlıksız yerde ailesiyle vedalaşması bile zar zor yapıldı ve hayatını kaybetti.

Bundan bir hafta sonra Erdoğan ATK kararını beklemeden Madımak Katliamı faillerinden Hayrettin Gül’ü serbest bıraktı. 14 Eylül de Madımak Katliamının zamanaşımına uğrama tarihidir arkadaşlar. Cumhurbaşkanı bu affetme ile bir mesaj gönderiyor. Bu dava bitmiştir diyor. Katliamı gerçekleştirenler bu ülkenin cumhurbaşkanı tarafından affedilmiştir, suçsuz bulunmuştur. Alevi toplumunun bu konuda yürüttüğü mücadelenin yanında olduğumuzu kaydetmek isterim. Onlarca infaz düzenlemesi yapıldı ama politik tutsaklar hiçbir şekilde yararlanmadı.

300 politik tutsağın çok su kullandığı gerekçesiyle, çok kitap okuduğu gerekçesiyle, ALES’e girmediği gerekçesiyle, zılgıt çektiği gerekçesiyle, Kürtçe şarkı söylediği gerekçesiyle infazları yakıldı. Cezaevleri işkence evlerine dönüşmüş durumda. Patnos Cezaevinde kadın arkadaşlarımız erkek gardiyanların yaptığı sayıma izin vermedikleri için işkenceye maruz kaldılar, hücreye atıldılar. 90’larda bıraktığımızı düşündüğümüz Hizbul-Kontra yöntemiyle yani domuz bağı ile bağlandılar. Avukat arkadaşlarımız ve her birimiz bu mücadelenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Türkiye’de Kürt sorununu derinleştiren AKP’nin Dışişleri Bakanı Ortadoğu’da bu savaşı sürdürmenin ittifaklarını yaratmaya çalışıyor. 2015 yılından beri Kürt düşmanlığı için ittifak arayan bir iktidarla karşı karşıyayız. En son Deyrazor’da yaşananlara bütün dünya tanıklık etti. Orada yaşananlar bir provokasyon.

Bu devlet kendi içinde kriz yaşıyor ve bunu aşmak için Kürt sorununu derinleştirmeye ve Kürt halkının kazanımlarına müdahale etmeye yöneliyor. Son iki hafta içerisinde İran, Irak, Rusya, Körfez ülkelerine seferler düzenlendi. Bu seferlerden Kürt halkının kazanımlarına savaş açma kararı çıkardılar. Deyrazor’da yaşanan provokasyonu bütün dünya seyrediyor. IŞİD çetelerini bize Arap aşiretler olarak göstermeye çalıştılar. Açıkça ifade edelim, Deyrazor’da yaşanan ikinci bir Kobanî kuşatması gibidir. O gün Kobanî’nin düşmesini bekleyenler, bugün Deyrazor’da yaşananların müsebbibidir, failleridir.

Kobanî ve Rojava’da bugün mücadelesini yürüttüğümüz tüm dünyaya örnek olan bir ortak yaşam örneği var. Bugün de Deyrazor’da Kürt Arap birlikteliği ve ortak yaşama karşı bir saldırı ile karşı karşıyayız. Kobanî’de oluşan bu birlik Suriye’nin kuzeyinde o kadar etkili bir hale geldi ki özgür ve demokratik Suriye’nin gerçekleşmesinde öncü güç olacak. Arap-Kürt birliğine karşı mevcut iktidar bütün kanallarla saldırmaya devam ediyor. HDP nasıl ki Kobanî direnişi karşısında halkların ortak direnişini savunduysa, Yeşil Sol Parti de Arap ve Kürt halkının ortak mücadelesini sahiplenmeye devam edecek.

“Kürt sorunu bir demokrasi sorunudur”

Kürt sorunundan bahsettiğimizde en önemli başlıklardan biri elbette tecrit olmak durumunda. Kürt sorunu bir güvenlik sorunu değil. Kürt sorunu bir demokrasi sorunu, bir özgürlük ve statü sorunudur. Ama devlet Kürt sorunu konusunda sorumluluk almayan aklıyla bizleri cezaevleri ve mahkemelerle baş başa bırakıyor. Herkes biliyor bu ülkenin mahkeme tutanakları Kürt halkının mücadelesini savunduğu dosyalarla doludur.

Dönüp oraya bile baksalar bu halkın mücadelesinden vazgeçemeyeceğini, kazanımlarını sahipleneceğini görecekler. Yine birilerinin ortalığı karıştırmak istediği ve Kürtleri savaşa sürüklemek istediği çok açık. “Deyrazor yerlidir millidir” diyenlerdir bunun failleri. Kucaklaşma fotoğraflarını her birimiz gördük. Bu kucaklaşmadan halklar lehine bir şey çıkmadı, çıkmayacak. Bu kucaklaşmadan Kürtlere ölüm ve Kürt halkının bütün kazanımlarının gaspından öte bir şey çıkmayacaktır.

Kürt sorunu aslında inkara dayalı. Bu inkarın en derinleştiği yer tecrittir. Çünkü tecrit Kürt sorununda inkardır. Bu inkar üzerinden dört bir taraftan savaş devam ediyor. Öyle ki tecridi konuşmak bile tecrit edilir hale geldi. Alanlarda vekil arkadaşlarımız, mücadele arkadaşlarımız bu konuyla ilgili her sözlerinde ciddi saldırıyla karşı karşıya kalıyor. Yaptığımız doğru. Çünkü bize saldıranlar Kürt halkının kimliğini, dilini, kültürünü, tarihini tanımayanlardır. Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar biz tecrit var demeye devam edeceğiz. Tecridin kaldırılması için mücadele edeceğiz.

İmralı tecridi sadece Kürtlerin sorunu değildir, bütün ülkeye yayılmış bir rejim haline getirilmiştir. Özgür ve eşit bir yurttaş olarak yaşamak isteyen Kürt halkının kaderi ile Türkiye halkının kaderi umduğumuzdan daha fazla ortaklaştı. Dolayısıyla ekoloji mücadelesinde, emek ve kadın mücadelesinde yan yana gelişlerimizin her biri tecrit mücadelesinde yan yana gelmek durumunda. Bu ülkede yaşanan yozlaşmayı ve çürümeyi tecrit rejiminden ayrı ele alamayız. Bunu anlatmak durumundayız. Savaş konusunda, tecrit konusunda ve bizim yapabileceklerimiz konusunda, barışın bir ütopya olmadığı konusunda, erkek devlet aklının bize dayattığından öte bir şey olmadığı konusunda ortaklaşma yaratmak durumundayız.

Bugüne kadar yaptıklarımızla yol aldık ama güçlü bir sahiplenmeye ihtiyaç var. Tecrit bir hukuk katliamı, hukukun dışına çıkılmasıdır. Devlette süreklilik esastır denir ya, Demirel’de söylemişti “Devlet zaman zaman rutin dışına çıkar”. AKP rutin bırakmadı, sınır bırakmadı. Adalet ve hukuku katleden bir sisteme boyun eğmemizi istiyor. Cumartesi Annelerinin her hafta gözaltına alınması, öğretmenlerin ters kelepçeyle gözaltına alınması, 3-4 insanın en temel demokratik hakkı için bir araya gelmesine izin verilmemesi tecrit rejiminden bağımsız değildir. O yüzden tecrit Türkiye sorunudur, hepimizin mücadele etmesi gereken bir alandır.

“Demokratik siyaseti en önemli güç haline getirmek zorundayız”

Seçim sonucu ciddi toplantılar yaptık. Seçim sonrası en cesur eleştirilerin olduğu toplantılar oldu. Bu cesur eleştiri bizimle beraber yol alan mücadele arkadaşlarımızın ve halkımızın bu paradigmayı sahiplendiğinin en büyük göstergesidir. Bu bize güç kattı, eksiklerimizi gördük, nasıl yol alabileceğimizi tartıştık.

Ama bugün burası bu kararların somutlaşacağı, başlıkların netleşeceği yerlerden biri. Bu çalışmayı yürütürken sadece toplantılar da yapmadık. Önceki dönem eş genel başkanlarımızdan ve cezaevlerindeki arkadaşlarımızdan, sürgünde olan arkadaşlarımızdan görüş aldık. Selahattin Demirtaş’tan, Figen Yüksekdağ’dan, Gültan Kışanak’tan, Alp Altınörs’ten, Sebahat Tuncel’den, Leyla Güven’den, Mahir Sayın’dan, Ertuğrul Kürkçü’den, Nasrullah Kuran’dan yeni dönemin inşasında konferansa giderken yapabileceklerimiz konusunda katkılarını istedik.

Komisyonumuz arkadaşlarımızın gönderdiği bilgi ve belgelerden faydalandı. Buradan hem sürgünde olan arkadaşlarımıza hem de cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza selam olsun! Demokratik uzlaşı, özgür bir siyaset ve evrensel hukuk bizim temel ilkelerimizdir. Bugün demokratik siyaseti Türkiye’de en büyük güç durumuna getirmek durumundayız. Bu çerçevede devletin her yerden bize saldırdığı bir zamanda mücadelemizi büyütmek hepimizin görevi. Özgür insana ve özgür topluma yakışır baharlar yaratmak iddiamız var. Tarih bizi mücadeleye, zaman ise başarıya dört elle sarılmaya çağırıyor. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: Kılıçdaroğlu, Mansur Yavaş’ın Adaylığını Duyurdu

CHP 100. Yıl Hatıra Ormanı açılışında konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) için adaylarının mevcut başkan Mansur Yavaş olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün partisinin kuruluşunun 100. yıl etkinliklerinin üçüncü günü kapsamında Ankara Beytepe’deki CHP 100. Yıl Hatıra Ormanı açılışına katıldı.

Açılışta konuşan Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) için adaylarının mevcut başkan Mansur Yavaş olduğunu söyledi: “Yavaş bizim belediye başkanımızdır ve adayımızdır.”

Mansur Yavaş ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili açıklaması üzerine bir açıklama yaptı. Yavaş şöyle konuştu: “Biz kendimize güveniyoruz. Büyük bir oy farkı ile seçilebileceğimize inanıyoruz. 4 buçuk yıldır hizmet ettik. Farklı bir belediyecilik anlayışı ortaya koyduk. Yolsuzluklarla mücadele ettik. İsraf etmeden, sadece Ankara halkının ihtiyaçları için hizmet ettik. Aynen devam edeceğiz.”

Kılıçdaroğlu’ndan Sezgin Tanrıkulu açıklaması

Kılıçdaroğlu, CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) yönelik sözlerine ilişkin ise “Konuyla ilgili açıklamayı parti sözcümüz yaptı. TSK bizim göz bebeğimizdir,” dedi.

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 8 Eylül’de TV100’de telefonla bağlandığı canlı yayındaki açıklamaları hakkında, “Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, milletimizin göz bebeği Türk Silahlı Kuvvetleri’ni töhmet altında bırakan ifadeleri kabul edilemez” demişti.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak’ın ardından Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da “TSK gözbebeğimizdir” açıklaması yapması sonrası X’ten (Twitter) bir paylaşım yapan Tanrıkulu, “İnsan haklarını savunurken asla geri adım atmadım, atmam da” mesajı verdi. Sezgin Tanrıkulu’nun paylaşımı şöyle:

“Bana, daha doğrusu hakikatlere karşı saldırı ve linç devam ederken sayısız dostum arıyor, dayanışma mesajları paylaşıyor. Hepinize teşekkürler. Ben hakikatleri dönemin koşullarına göre eğip bükenlerden, zora düşünce susanlardan değilim.

Hak ihlalleri yurttaşlar, insan hakları savunucuları geri adım attığında başlar. İnsan haklarını savunurken asla geri adım atmadım, atmam da.

Bana yönelik linç operasyonu devam ediyor. Herkes biliyor ki bu aslında geçmişi unutma ve unutturma operasyonudur. Bu ülkenin her bir yurttaşı adalete, demokrasiye, insan haklarına erişene kadar unutmayacağız, unutturmayacağız.”

Ne olmuştu?

CHP’li Tanrıkulu, 8 Eylül’de TV100’de telefonla bağlandığı canlı yayında, “TSK’nın yaptığı her şey, eleştiriden azade değil. Biz milletvekiliyiz bunları sorgularız. TSK değil mi 12 Eylül’de darbe yapan? Bu ordu değil mi 15 Temmuz’da darbe girişimi yapan, köyleri yakan… Benim takip ettiğim davalar var. 15 köylüyü helikopterden atan TSK değil mi? AİHM kararıyla sabit hale gelen…” demişti.

Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Tanrıkulu hakkında soruşturma başlatmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Avrupa Birliği Açıklaması: 50 Yıldır Türkiye’yi Oyalıyor

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sonrası basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel’le görüşmesi hatırlatılarak AB’ye katılımla ilgili Türkiye’nin perspektifinin sorulması üzerine şöyle konuştu:

Haber Merkezi / “Tabii ki yani şu an Michel ile neyi görüşeceksin? AB’yi görüşeceksin. Görüştük ama Sayın Michel’in tek başına karar verme yetkisi yok. O da tabii bütün AB üyesi ülkelerle görüşerek bir karar vermenin gayreti içerisinde. Bizi 50 yıldır AB üyesi ülkeler hep oyalamıştır, bugün de oyalıyorlar, hâlâ oyalamaya devam ediyorlar. Oyalasalar da oyalamasalar da Türkiye Türkiye’dir, biz yolumuza devam ederiz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sonrası basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fas’ta meydana gelen depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm Fas halkına “geçmiş olsun” dileğinde bulunarak, “Daha 6 ay önce asrın felaketini yaşamış bir ülke olarak tüm imkânlarımızla Faslı kardeşlerimize yardıma hazırız. 18’inci G20 Liderler Zirvesi’ni Hindistan’ın ev sahipliğinde tamamlamış bulunuyoruz. Bu vesileyle dönem başkanlığı görevini başarıyla icra eden Hindistan’ı, şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Şahsıma, eşime ve heyetime gösterdikleri misafirperverlik için Başbakan Sayın Modi başta olmak üzere emeği geçen herkese müteşekkirim” diye konuştu.

Bu seneki zirvenin temasının “Tek Dünya, Tek Aile ve Tek Gelecek” olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirve oturumlarının ilkinde gezegenin karşılaştığı çevre sorunlarını istişare ettiklerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve üçlü gezegen krizinin etkisini daha fazla hissettirdiğini anlatarak, orman yangınlarından, sel felaketlerine, kuraklıktan ısınmaya kadar geniş bir yelpazede bunun yıkıcı sonuçlarını gördüklerini söyledi.

Türkiye’nin özellikle sera gazı salınımlarında sorumluluğunun oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, buna rağmen Türkiye olarak dünyanın ve insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren bu hayati meselede elini taşın altına koyduklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’na “2053 net sıfır emisyon” ve “yeşil kalkınma” hedefleriyle en anlamlı katkıyı yapan ülkeler arasında olduklarını belirterek, şunları kaydetti: “Hem yenilenebilir enerji hem de nükleer ve hidrojen yatırımlarında önemli adımlar atıyoruz. Yenilenebilir kurulu güç bakımından Avrupa 5’incisi dünya 12’ncisiyiz. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında attığımız adımlar, yıllık 90 milyon ton karbon eş değeri sera gazı emisyonunu engelledi. ‘2053 yılı net sıfır emisyon’ hedefimiz doğrultusunda 2030 senesine kadarki emisyon azaltma hedefimizi iki katına çıkardık. Çölleşme ve erozyonla mücadelede dünyanın lider ülkelerinden biriyiz. Geniş bir alanda hayata geçirdiğimiz projelerle daha yeşil, daha temiz, daha yaşanabilir bir Türkiye ve dünya için çalışıyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde hayata geçirilen Sıfır Atık Projesi’nin bu süreçte bir dönüm noktası olduğunu anlatarak, “Dünya Ortak Evimiz” sloganıyla yürütülen projenin üçü Birleşmiş Milletler ofis ve programlarından olmak üzere beş uluslararası ödüle layık görüldüğünü söyledi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla Sıfır Atık Projesi’nin küresel bir harekete dönüştüğünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu kararla 30 Mart ‘Uluslararası Sıfır Atık Günü’ olarak ilan edildi. Önerimiz sayesinde G20 bildirgesinde sıfır atık girişimlerinin önemine dikkat çekildi. Zirvenin ilk oturumunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki yük paylaşımının adil bir şekilde yapılmasının önemini vurguladık. Ayrıca gelişmekte olan ülkelere yönelik finansman ve teknoloji transferinin arttırılmasının ehemmiyetine dikkat çektik” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonra da dünyanın korunması için çalışmaya devam edeceklerini dile getirerek, “Tek Aile başlıklı ikinci oturumda hiç kimsenin geride bırakılmaması, buradan hareketle küresel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik çabalarımızı aktardık. Mülteciler ve yerinden edilmiş kişilerin kendi ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönüşleri için yapılması gerekenleri ifade ettik” şeklinde konuştu.

Bir hususun altını özellikle çizmek istediğini belirterek, “İnancımız, kültürümüz ve kökenimiz ne olursa olsun hepimiz 8 milyarlık büyük insanlık ailesinin birer ferdiyiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir parça ekmek ve su bulamadıkları için çocukların öldüğü, her yıl on binlerce umut yolcusunun çöllerde hayatını kaybettiği, denizlerimizin hızla devasa bir mülteci mezarlığına dönüştüğü, savaşlar ve çatışmalar dolayısıyla milyonların evlerini terk ettiği, onca retoriğe rağmen insan hayatının giderek değersizleştiği, ezcümle hemen yanı başımızda yürek parçalayıcı trajedilerin yaşandığı bir dünyada, hiçbirimiz kendimizi güvende hissedemeyiz. Bir tarafta 735 milyon kişi açlıkla mücadele ederken, diğer tarafta lüks, şatafat ve israf alıp başını gitmişse burada çok ciddi bir sorun var demektir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gelinen noktada Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insanın bir avuç elitin keyfi ve refahı için çok kötü şartlarda çalıştığını ve ter döktüğünü kaydederek, “Bu ne adildir ne insanidir ne de vicdanidir. Sorunlarımızın sebebi kaynak kıtlığı değildir, merhamet eksikliğidir” dedi.

Türkiye olarak bu adaletsizliklere itiraz ettiklerini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Millî gelire oranla dünyanın en fazla yardım yapan ülkesiyiz. Ülkemize sığınan dört milyonu aşkın mazlum ve mağdura sahip çıkıyoruz. Suriye’nin kuzeyini terör örgütlerinden temizleyerek, bu bölgede kardeş ülkelerin desteğiyle kalıcı konutlar inşa ederek, eğitimden güvenliğe her alanda ihtiyaçları gidererek, insanları göçe zorlayan asıl nedenleri kaynağında ortadan kaldırıyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şimdiye kadar 600 bine yakın Suriyelinin güvenli, gönüllü, insan onuruna yakışan bir şekilde vatanına geri döndüğünü, projelerinin hayata geçmesiyle de bu sayının daha da artacağını dile getirdi.

“33 milyon ton tahıl uluslararası piyasalara ulaştırıldı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1,5 yıldır devam eden ve yüz binlerce insanın canına mal olan Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için yoğun çaba harcadıklarını söyledi.

Tarafları aynı masa etrafında toplayan İstanbul Süreci’nden, esir takaslarına ve Karadeniz Girişimi’ne kadar pek çok diplomatik hamleye imza attıklarına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Karadeniz Girişimi çerçevesinde, 33 milyon ton tahıl uluslararası piyasalara ulaştırıldı. Girişim sayesinde gıda krizinin daha fazla derinleşmesinin önüne geçtik. Şahsi temaslarımız sonucunda, girişim üç kez uzatıldı. Hafta başında, pazartesi günü Sayın Putin’in daveti üzerine Soçi’ye yaptığım ziyarette bu meseleyi kendisiyle bir kez daha enine boynuna konuştuk” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya-Katar ve Türkiye olarak gıda sıkıntısı çeken Afrika ülkelerine yönelik bir milyon ton tahılın işlenerek, ulaştırılmasına önem verdiklerine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “El ele vererek bunu gerçekleştireceğiz. Tahıl meselesinde Rusya’yı dışlayan bir sürecin sürdürülebilir olma ihtimali çok düşüktür. Karadeniz’de sükûneti bozacak, bölgede gerilimi tırmandıracak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği kanaatindeyiz.

Bugüne kadar Montrö’yü titizlikle uygulayarak ve taraflarla sürekli diyalog hâlinde kalarak, böyle bir duruma mahâl vermedik. Küresel gıda güvenliğine katkı için yakın zamanda Gıda Güvenliği Çalışma Grubu’nu toplayacağız. Gerek Rusya gerek Ukrayna gerekse Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumla yakın temas içinde olmayı sürdüreceğiz. Zirve bildirgesinde ülkemizin tüm bu çabalarından hakkıyla bahsedildi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede ayrıca Afrika Birliği’nin G20’ye daimi üyelik talebinin Türkiye’nin de güçlü desteğiyle karara bağlandığını ifade ederek, “Afrika Birliği’nin şahsında tüm Afrikalı kardeşlerimizin G20 üyeliğinin hayırlı olmasını diliyor, kendilerine aramıza hoş geldiniz diyorum” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tek Dünya, Tek Aile ve Tek Gelecek” idealine en büyük zararı tıpkı bir veba gibi yayılan İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığının verdiğini belirtti.

Müslümanları ve mültecileri hedef alan saldırıların kimi Batı ülkelerinde artık tahammül sınırlarını aştığını, bazı yerlerde de nefret furyasına dönüştüğünü dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokrasi ve insan hakları savunuculuğu yapan ülkelerin çoğu bu barbarlık karşısında maalesef üç maymunu oynamaktır. Polis koruması altında Kur’an-ı Kerim yakılması fikir özgürlüğü değil, çok açık bir provokasyondur, nefret suçudur. Hiç kimse bizden buna sessiz ve tepkisiz kalmamızı bekleyemez.

İnsanlığın ortak geleceği adına İslam düşmanlığının yükseldiği tüm ülkelerin, bu konuda artık daha kararlı politikalar izlemesi gerektiğine inanıyorum. Mevzuatla ilgili bir açık varsa giderilmelidir. Kanun gerekiyorsa süratle yapılmalıdır. Uluslararası camianın sorumlu bir üyesi olarak, ‘Dost acı söyler’ prensibinden hareketle hakikatleri tüm açıklığıyla söylemeyi görev biliyoruz. Bununla birlikte başta Birleşmiş Milletler olmak üzere üyesi bulunduğumuz platformlarda bu konuyu gündeme getiriyoruz.”

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 15 Mart’ın “İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü” olarak kabul edilmesine katkı sağladıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerek İnsan Hakları Konseyi’nin gerekse Genel Kurul’un, Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırılarla ilgili kararları bu minvalde önemlidir. Kimi ülkelerin, bu eylemler karşısında çeşitli idari ve hukuki tedbirler aldığını görüyor, bundan da memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin teklif ve gayretleriyle, kutsal kitaplara saldırı G20 bildirisinde de kınanmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, insani değerleri savunan, insan hak ve hürriyetlerine önem veren, farklı inanç mensuplarının barış içinde yaşayabileceğine inanan herkesi, Türkiye’nin çabalarına destek vermeye çağırdığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl MIKTA’nın 10. kuruluş yıl dönümünün idrak edildiğini belirterek, “Endonezya’nın dönem başkanlığında liderler olarak, MIKTA’nın son 10 yılını ve geleceğe dair planlarımızı gözden geçirdik. Ziyaretim çerçevesinde Sayın Hindistan Başbakanı Modi ile ikili bir görüşmemiz oldu. Güney Asya’daki en büyük ticaret ortağımız olan Hindistan ile başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda ciddi bir potansiyele sahibiz” dedi.

Özellikle seçim belirsizliğinin geride kalmasıyla birlikte bu potansiyeli en üst seviyede hayata geçirebilecek imkâna kavuşulduğuna inandığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüzde 90’ları bulan rekor katılımla gerçekleşen 14-28 Mayıs seçimleri, hem Türk demokrasisinin gücünü hem de milletimizin iktidarımıza olan güvenini teyit etti. Attığımız her adımla bu güveni daha da perçinliyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çarşamba günü kamuoyuyla paylaştıkları Orta Vadeli Program’ın, hem içeride hem yurt dışında takdirle karşılandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu: “Dünya Bankası tarafından yapılan açıklama, Türkiye ekonomisine duyulan güvenin bir tezahürüdür. Dünya Bankası Grubu 17 milyar dolarlık yatırım paketinin üzerine, 18 milyar dolarlık yeni bir yatırım paketi daha ekledi. Böylece bankanın, Türkiye’de önümüzdeki üç yıl içinde planladığı yatırımların büyüklüğü 35 milyar dolara ulaşacak. Ülkemize yönelik önyargılar kırıldıkça, Dünya Bankası’na yeni kurumlar eklenecektir. Ekonomimizdeki başarılarla birlikte uluslararası yatırımların daha da arttığını hep birlikte göreceğiz.”

Bir taraftan 6 Şubat depremlerinin yaralarını süratle sararken, diğer taraftan da Türkiye Yüzyılı hedeflerinden asla kopmayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaretinin, diğer hususların yanında, büyüyen ve güçlenen Türkiye gerçeğinin daha iyi anlaşılmasına vesile olduğu kanaatine vardığını söyledi.

Zirvenin ev sahibi Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yanı sıra iki günlük zirve boyunca pek çok ikili görüşme gerçekleştirdiklerini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kapsamda Japonya Başbakanı Kişida Fumio, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva,  Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiri Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, Almanya Federal Cumhuriyeti Başbakanı Olaf Scholz, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz El Suud, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ile son derece verimli görüşmeleri olduğunu aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki gün boyunca gerçekleştirdikleri tüm istişarelerin hayırlı olmasını temenni etti. Hindistan Dönem Başkanlığına teşekkürlerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, görevi devralan Brezilya’ya da başarılar diledi.

Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’yla ilgili bir soru üzerine şöyle konuştu: “Her şeyden önce bu koridorla ilgili çalışmamızda, Körfez ülkeleri buna dâhil, Irak buna dâhil ve Türkiye üzerinden böyle bir koridorun açılmasıyla Körfezi, Basra’dan Avrupa’ya bağlayan bir koridor. Bu koridorla ilgili özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Türkiye burada hassas davranıyoruz ve süratle de bu projeyi hayata geçirmenin gayreti içerisindeyiz. Şu an itibarıyla Dışişleri Bakanlarımız, Ulaştırma Bakanlarımız müşterek bir çalışmanın içerisine girerek, bunu birkaç ay içerisinde uygulamaya geçirmenin gayreti içinde olacağız.”

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmesi sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ağırlıklı olarak Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin yarınlarına yönelik ne gibi adımlar atılacağının üzerinde durduklarını; siyasi, ekonomik, kültürel birçok konuyu aralarında görüştüklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ermenistan-Azerbaycan sınırındaki son duruma ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, şöyle konuştu: “Bununla ilgili bugün Sayın İlham Aliyev’le de görüşme yaptım. Bu görüşmeden sonra da yarın büyük ihtimalle Sayın Paşinyan’la da bir görüşmem olacak. Bölgeyi sükûnete davet etmekten başka çaremiz yok. Fakat burada özellikle Hankendi’de, Karabağ’da şu anda atılan bu adımlar, doğru adımlar değil. Bunu kabullenmek, mümkün de değil. Nitekim Avrupa Birliği üyesi ülkeler de bunu kabullenmiyor.

Charles Michel’le de yaptığım görüşmede, onlar da bu gelişmelere olumlu yaklaşmıyorlar. Tabii biz de buna olumlu bakmıyoruz. Nitekim yarın yapacağımız görüşmede, Sayın Paşinyan’a da bu konuda uyarı yapmalarını ve kesinlikle böyle bir seçimi kabullenmenin mümkün olmadığını onlara da ifade edeceğiz. Şu ana kadar görüştüğümüz tüm dost, Batılı ülkeler vesaire böyle bir şeyi zaten seçimi kabullenmiyorlar. ‘Bu olacak bir iş değil. Kabul edilebilecek bir seçim değil’ diyorlar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’dan tahıl sevkiyatına yönelik eleştirilerle ilgili bir soruya şöyle cevap verdi: “Doğrusu ben bu eleştirilere katılmıyorum. Çünkü 33 milyon ton, Rusya şu ana kadar Karadeniz koridorundan tahıl ithali yaptı. Fakat burada bir gerçek var, yani bunun yüzde 44’ünü Batı aldı, yüzde 14’ü bize geldi. Bunun yüzde 14’ü Afrika ülkelerine gitti. Sayın Putin’in buradaki ısrarı, ‘Batı bize verdiği sözleri tutmadı’ diyor. ‘Biz ücretsiz olarak bilabedel bu tahılı verelim. Türkiye olarak siz bunu una çevirin. Katar’ı da yanımıza alalım. Bu şekilde fakir Afrika ülkelerine biz bu tahılı gönderelim’ diyor. Sayın Putin’in en son pazartesi günü yaptığımız görüşmede de ısrarla üzerinde durduğu, ‘Fakir ülkelere bu tahılı göndermeye ben varım bilabedel’ Biz de aynı şekilde düşünüyoruz.

Katar aynı şekilde düşünüyor. Bu şekilde bu süreci işletmekten yanayız. Bu konuda Sayın Putin şimdilik bir milyon tonu kabullendi. Burada da Sayın Lavrov’la yaptığım görüşmede yine ifade ettim, ‘Bunu, bir milyon tonu bu şekilde bırakmayalım. Yeniden bunu arttırmanın gayreti içerisinde olalım. Çünkü gerçekten fakir Afrika ülkeleri buraya bakıyor. Acaba Rusya’dan ne kadar tahıl gelir?’ ‘Bunun üzerinde düşünelim’ dediler. Biz de telefon diplomasisiyle de olsa çalışmaya devam edeceğiz. Dışişleri Bakanım aynı şekilde bu süreci takip edecek. Çünkü biz fakirlikle mücadelede özellikle Afrika ülkelerine yönelik bu adımlarımızı atmaya devam edeceğiz.”

Soçi ziyareti hatırlatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Putin’in tahıl anlaşması için iki isteğinden bahsetmiştiniz. Bununla ilgili olarak BM’nin çalışma yürüteceğini ifade ettiniz. Söz konusu çalışmalara ilişkin Sayın Guterres ile burada görüşme imkânınız oldu mu? Tahıl koridorunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?” sorusu üzerine, şu değerlendirmede bulundu: “Tahıl koridorunun yeniden işlevsel hâle gelmesinde ümitsiz değilim, yine bu süreç başlayabilir. Ancak Guterres’in bir mektubu var. Kendisinden bu mektubu güncelleyen ikinci bir mektubun gönderilmesi noktasında bir talebimiz olacak. Bu gerek sigorta gerekse swiftle ilgili olarak bunu güncellemesiyle burada yeni bir gelişme olabilir. Bunun da takipçisi olacağız.”

Afrika Birliği’nin G20’ye üye olduğunun hatırlatılması ve “Bunu adil dünya için bir adım olarak değerlendiriyor musunuz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Doğrusu bu gelişmeler bana göre olumlu, güzel bir gelişme. Hele hele Afrika’nın buraya bu şekilde üye olması bu süreci daha da bana göre canlandırdı diye düşünüyorum. Bu konuyla ilgili olarak kabul büyük bir alkışla karşılık buldu. Bu da tabii bizi ayrıca heyecanlandırdı” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonraki süreçte ilgili ülkelerin Afrika’yla olan münasebetlerini çok daha dikkatli, çok daha hassas yürüteceğini düşündüğünü belirterek, temennilerinin ise ilişkileri daha da canlı hâle getirmek ve bu süreci canlı tutmak olduğunu ifade etti.

“Meclisimin vereceği kararı beklemek durumundayım”

Zirvede, ABD Başkanı Joe Biden ile F-16 konusuyla ilgili bir teması olup olmadığı sorulan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Burada da Sayın Biden’la bir görüşmemiz ayaküstü de olsa oldu. Orada F-16 konusunu da görüştük. Tabii F-16 konusunda maalesef dostlar işi alıyorlar, götürüyorlar, ‘İsveç de İsveç’ diyorlar. Şimdi bu şekilde yaklaşım bizi ciddi manada üzmektedir. Böyle dendiği zaman benim vereceğim bir cevap var. Siz her şeyi kongre kongre diyorsunuz. Benim de kongrem var.

Benim kongrem neresi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisinden bu tür bir karar geçmediği sürece benim ‘evet’ demem mümkün değil. Tek başıma karar verecek noktada değilim. Meclisimden geçmesi lazım. İsveç’in üzerine düşen görevleri yerine getirmesi lazım. O da üstüne düşen görevleri yerine getirmediği sürece tabii ki ben Meclisimin vereceği kararı beklemek durumundayım.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirveye katılmaması hatırlatılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İkili görüşmelerde bu konu gündeme geldi mi? İki liderin yokluğu zirveye nasıl yansıdı? Sizce gelecek G20 Zirvesi’nde bu iki lideri görebilecek miyiz?” şeklindeki soruyu da her iki lideri de temsilen Dışişleri Bakanlarının zirvede bulunduğu cevabını verdi.

Çin Başbakanı Li Çiang ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmediğini ama Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la uzun uzadıya bir görüşme yaptığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Konuyla ilgili gerek Rusya’nın buradaki duruşuyla ilgili zaten pazartesi günü Soçi’de de görüşmelerimiz olmuştu. Burada da bu görüşmeleri yaptık. Tabii ki Şi Cinping’in de burada olması isabetli olurdu ama kendilerini temsilen başbakanı gönderdiler. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bizler bulunacağız. Orada birçok liderler şüphesiz ki yine bulunacak. Onlardan da gelenlerle orada görüşmelerimiz muhakkak etraflıca olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetin boşluk kabul etmeyeceğini, kendilerinin siyasette bu boşluklara fırsat vermeyeceklerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gelinen aşamada Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? BAE, Orta Doğu, Avrupa ve Hindistan arasındaki ekonomik koridorun geliştirilmesine nasıl katkıda bulundu?” sorusu üzerine, özellikle Orta Doğu’yla ilgili koridor çalışmasında BAE dâhil, Suudi Arabistan, Irak, Türkiye birlikte bu çalışmayı yürüteceklerini dile getirdi.

Bunun için de zaman kaybına tahammülleri olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, hızla bunu devam ettireceklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son Körfez seyahatinde 50 milyar doların üzerinde tutarı olan 13 anlaşma imzaladıklarını anımsatarak, “Bu 13 anlaşmayla özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasındaki iş birliği çok daha güçlü bir noktaya taşındı, çok daha farklı bir konuma geldi. Burada da Muhammed Bin Zayed’le yine etraflıca bir ikili görüşmemiz oldu. Bundan sonraki süreçte de bu görüşmelerimizi gerek Bakan arkadaşlarımız, gerekse şahsım devam ettireceğiz. Şu anda ilişkilerimiz güçlü bir konumdadır” ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerdeki son durumla ilgili soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öncelikle deprem bölgesine yönelik depremzedelerin bir an önce konutlarına kavuşabilmesi için çalışmalarımızı çok yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz ve hedefimiz köy evleri, normal konutlar, bunları bir yıl ile iki yıl içerisinde tamamlamak. Şu anda ilgili Bakan arkadaşım ekipleriyle TOKİ, bu çalışmaları sürdürüyor. Dikey mimari değil daha çok yatay mimariyle bu konutları yapacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’na ilişkin soru üzerine şunları söyledi: “‘Tek Kuşak Tek Yol’, biliyorsunuz Çin’in bir projesiydi. Bu projeyi Çin takip ediyor, devam ediyor ama diğeri ise daha çok Körfez ülkelerinin sahiplendiği, bizim de içinde olduğumuz, Türkiye, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, hep birlikte attığımız bir adım. Temenni ediyorum ki bütün bunlar tarihteki İpek Yolu’yla koordineli bir adım. En güzel şekilde bunun neticesini almak için kararlı olmamız lazım, çalışmamız lazım. Gerek altyapı gerek üstyapı çalışmalarını da sürdürmemiz gerekiyor. Bunları yaptığımız takdirde kısa zamanda netice alacağımıza inanıyorum.”

Ev sahibi ülke Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda barışı sağlama adına attığı adımlara ilişkin soruyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin gayretinin karşılığını alacağını, Hindistan’ın Başbakanı Modi’nin de kendisine göre bu alanda attığı bazı adımların olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin de bu alanda attığı adımların olduğunu hatırlatarak, “Pazartesi günü Soçi’de olduğumu söyledim ve Soçi’de heyetler arası görüşmeler yaptık, Sayın Putin’le benim ikili görüşmem oldu. Bütün bunların hepsi acaba Rusya ile Ukrayna arasındaki bu savaşı nasıl durdururuz? Nasıl buna noktayı koyarız ve bölgeyi bir barış bölgesi hâline yeniden getiririz? Derdimiz bu” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye Türkiye’dir, biz yolumuza devam ederiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel’le görüşmesi hatırlatılarak AB’ye katılımla ilgili Türkiye’nin perspektifinin sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Tabii ki yani şu an Michel ile neyi görüşeceksin? AB’yi görüşeceksin. Görüştük ama Sayın Michel’in tek başına karar verme yetkisi yok. O da tabii bütün AB üyesi ülkelerle görüşerek bir karar vermenin gayreti içerisinde. Bizi 50 yıldır AB üyesi ülkeler hep oyalamıştır, bugün de oyalıyorlar, hâlâ oyalamaya devam ediyorlar. Oyalasalar da oyalamasalar da Türkiye Türkiye’dir, biz yolumuza devam ederiz.”

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Oleg Nikolenko’nun G20 Sonuç Bildirgesi’nden memnun olmadığını söylediğinin hatırlatılması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onu yine kendisine sormak lazım. Biz gurur duyulacak bir deklarasyon olduğuna inandık ve altına imzalarımızı koyduk, hayırlı olsun” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hindistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki (BMGK) hedefiyle ilgili soru üzerine de şunları söyledi: “Hindistan gibi bir ülkenin orada bulunmasından iftihar ederiz ama biliyorsunuz dünya 5’ten büyüktür. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ derken burada sadece ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa, 5 ülke olsun istemiyoruz.

Şu anda gerek daimi üyeler gerekse geçici üyeler, mademki bunlar 5+15, biz diyoruz ki tamamı burada daimi üye olsun, dönüşümlü olsun ve dünyada şu anda mevcut Birleşmiş Milletler’deki 195 üyenin hepsini daimi üye yapacak hâle gelelim, dönüşümlü olarak. Mademki dünya beşten büyüktür, burada hepsi de daimi üye olmak suretiyle bunun tadını alsın. 5 tane üyenin iki dudağının arasına dünyayı sıkıştırmayalım. Tüm dünyada Birleşmiş Milletler’de şu anda bulunan ülkeler, daimi-geçici ayrımına tabi olmadan, burada daimi üye olursa inanıyorum ki tüm dünya bundan mutluluk duyacaktır.”

Paylaşın

YSP’li İbrahim Akın: “Üçüncü Yol” Siyasetini Örgütlüyoruz

Partisinin “Büyük Konferans” toplantısında konuşan eşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Bizim seçeneğimiz 3’üncü Yol seçeneğidir. Bu ülkedeki bütün ezilenlerin ortak geleceğinin inşa edileceği bir başka seçenek Üçüncü Yol seçeneğidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu seçenek yeterince anlaşılmış görünmüyor. Biz Türkiye tarihi boyunca aslında bunun çeşitli biçimlerini her beraber yaşadık. Emeğin, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin, ekoloji ve yaşam savunucularının burada olduğuna inanarak aslında HDP paradigması diye bahsettiğimiz HDP projesi bugüne geldi. Yeşil Sol Parti, bu geleneğin devamı olarak bugün Üçüncü Yol siyasetinin etkili bir şekilde örgütlenmesi için mücadele ediyor.”

Akın, konuşmasının devamında, “Bu mücadelede sırasında başarılarımız olduğu kadar başarısızlıklarımız da var.  Bunlarla yüzleşiyoruz ama 3’üncü Yol vazgeçilmez stratejimizdir. Bu aynı zamanda bizim barış ve özgürlük mücadelesi veren, bedel ödeyen ve cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza karşı sorumluluğumuzdur. Biz bu sorumluluğumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz. Şu anda iktidar ve muhalefet bizi seçeneksiz bırakmak isteyebilirler ama biz onların karşısında asla bu tasfiye siyasetine karşı pes etmeyeceğiz. Bütün inançların birlikteliğini, çoğulculuğu ve ortak geleceği inşa etmek konusunda kararlı bir şekilde yürüyeceğiz. Bu konferans bu yüzden önemli.” ifadelerini kullandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) yeniden yapılanma ve inşa süreci kapsamında gerçekleştirdiği “Büyük Konferans”, bugün Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde başladı. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, konferansın açılışında bir konuş yaptı. Akın, şunları söyle:

“Bugün burada büyük bir kalabalıkla önümüzdeki dönemin yol haritasını ve yeni hikayemizi çıkaracağız. Cezaevinde siyasi olarak rehin bulunan ve direniş destanı yazan barış ve özgürlük mücadelesi savunucusu yoldaşlarımızın katkılarıyla bu kongreyi daha güçlü bir şekilde yapmaya çalışıyoruz. Sevgili Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ şahsında bütün yoldaşlarımızı sevgiyle selamlıyoruz. Onların katkılarıyla daha güçlü bir yol haritası çıkaracağımıza inanıyorum.

Ülkemiz çok ağır bir çoklu krizle karşı karşıya. Hem ekonomik hem toplumsal hem siyasal hem de aynı zamanda ağır bir şiddet altında kriz sarmalı içerisinde yaşıyoruz. Buradaki arkadaşlarımızın neredeyse yüzde yüzü bunun ekonomik etkisi altında yaşıyor. Saray rejiminin sözcüsü Erdoğan, bu meselenin psikolojik olduğunu söylüyor. Yüzde 90’ı bu meseleden muzdarip olan insanlarımızla alay ediyor aslında.
Biz bunun psikolojik bir vaka olduğu tespitine varamıyoruz.

Türkiye’deki yaşanan bu krizin ana sebeplerinden bir tanesi Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözümsüzlük sürecine girmesidir. 2014 yılından bu yana yaşanan süreç aslında hepimizin içinde olduğu bir gerçekliği ifade ediyor. Bu gerçeklik neydi? Bu gerçeklik; 2013’te başlayan barış sürecini, imzalanan Dolmabahçe Mutabakatını 2014’te Erdoğan ve AKP iktidarının reddetmesi ve masayı devirerek başlattığı yeni sürecin ifadesiydi. Bu süreç aynı zamanda o günden bu yana Türkiye’nin içinden çıkılmaz derin krizlere girmesinin sebebidir. Türkiye halkları bu krizin içinde debeleniyor ve bu krizin bedelini ödüyor. Bunun aynı zamanda büyük ölçüde bir silah ticaretiyle beraber topluma mal edilen ciddi sonuçları olduğunu görüyoruz.

Bu mesele karşısında sürdürülen barış, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesi inanılmaz bir şekilde tahrip edildi. Bu mücadeleyi yürütenler, bu mücadele içerisinde yani masada bulunan insanlar şu anda Kobanî Kumpas Davasında yargılanıyor. Kobanî Kumpas Davasının bir tarafında devlet yani İçişleri Bakanından Cumhurbaşkanına kadar herkes muhatap iken şimdi barış mücadelesinin savunucuları yargılanıyor.

2 gün önce Kobanî Kumpas Davasındaydık. Sevgili Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder savunma yaptı. Aynen şunları söyledi. “Siz beni yargılayamazsınız. Ben şu anda Meclis Başkanvekiliyim ve aynı zamanda milletvekiliyim. Yani şu anda elinizdeki yasaların yapılmasını sağlayan bir yerim. Siz tersten buradaki yargı olarak ve aynı zamanda yürütmenin eliyle ortaya çıkan belgeler eliyle beni yargılayamazsınız. Böyle bir hakkınız yok. AYM’nin verdiği kararlar bunun çok somut göstergesidir”.

Açık açık bir saat neden savunma alamayacaklarını mahkeme heyetine söyledi. Ama karşıdakiler, Bilal’e anlatılır gibi anlatılmasına rağmen anlamadılar. Talimatlarla orada durduklarını bir kez daha kanıtladılar. Bir yargı heyeti değil sanki Saray tarafından görevlendirilmiş bir komisyon gibi görevlerine devam ettiler. Buradan bir kez daha şunu söylemek isteriz; sizin bu konuda yapmış olduğunuz yargılama aslında sahtedir, bir kumpas hikayesi sonucudur. Orada yargılanan bütün arkadaşlarımız mahkemeyi yargılıyorlar, Saray rejimini yargılıyorlar. Onlar da mahcup mahcup dinliyor. İnanın oradaki görevli memurlara baktığınızda bunu çok net anlıyorsunuz.

Kobani Kumpas Davasıyla yargılanmak istenen yalnızca aktif sorumluluk almış arkadaşlarımız değildir; halkımızın yürüttüğü barış mücadelesidir, sistematik olarak şiddete maruz kalan gençlerimizin bedenleridir, analarımızın dinmeyen yarasıdır, çocuklarımızın heba edilmek istenen geleceğidir. Kısacası bu devletin kuruluşundan bu yana yüzyıllık inkar ve imha siyasetinin sonucudur. Dolayısıyla bu süreç bir bütün olarak bizim yargılanma sürecimizdir.

Öte yandan Sayın Öcalan; barış sürecinin yol haritasına ve sürecin yönetilmesine dair bütün katkılarından sonra, Dolmabahçe Mutabakatının rafa kaldırılmasından sonra tecrit altında. Bu politika sanmayın ki sadece orada cezaevlerinde. İnanılmaz bir kötülük iktidarı, bir düşman iktidarı var. Ve bütün muhalefet yargılanıyor, tecrit ediliyor. Bu tecrit politikası sadece cezaevlerinde değil aynı zamanda hayatın her alanında uygulanıyor. O kadar yaygınlaştı ki mevcut muhalefetin değişik yerlerindeki herkes aynı zamanda bundan etkilenmeye başladı. Biliyorsunuz en son “Tecrit insanlık suçudur” diyen Merdan Yanardağ yargılanıyor ve cezaevinde.

Vekil olmasına rağmen cezaevinde bulunan Can Atalay bundan mahrum edilmiş durumda. Celalettin Can cezaevine girdiğinde iki gün kendisine su verilmemesi bu tecrit politikasının pratik sonucudur. Akbalen’de ekoloji mücadelesi verenlere yapılan inanılmaz saldırı bunların sonucudur. Eskişehir’de, Antep’te işçi direnişlerine dönük yapılan hukuksuz saldırılar bunun bir sonucu. Bu tecrit politikası muhalefet eden herkese uygulanmaya başlandı.

Buradan herkese sesleniyoruz. Mesele bir kesime yönelik bir tecrit politikası ile başlamıştı. Ancak şimdi bütün Türkiye’nin muhatap olduğu hukuksuz, insan haklarına aykırı, evrensel normlara aykırı bir politika bu ülkede uygulanıyor. Bu bakımdan önümüzdeki dönemin siyasetini eğer bu iktidardan kurtarmak istiyorsak, biz muhalefet edenler bunun farkında olarak siyaset yapmak zorundayız. Başka türlü üç maymunu oynayarak bu ülkede siyaset yapamazsınız. Önümüzdeki sürecin en önemli sorunlarından biri de bu iktidar karşısında yaşadığımız blok hikayesi var. Biz içinde bulunduğumuz süreci şöyle değerlendiriyoruz. İki kutuplu siyasete bizi sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Biz diyoruz ki mevcut faşizan Saray rejimi etrafındaki iktidar; yani dinci, milliyetçi, otoriter rejim sadece bir rejim değil aynı zamanda devletin kendisi haline gelmiş durumda. Bu devletin karşısında muhalefet edecekseniz, bu topluma umut vereceksiniz bu umudun yolu bir başka seçenek yaratmaktır.  Biz her iki seçeneğe de yani Saray rejiminin de restorasyoncu ve yüzyıllık tarihin sonuçlarını çözemeyen aklın da Kürt sorunu başta olmak üzere hiçbir sorunu çözemeyeceğini düşünüyoruz. 100 yıllık cumhuriyet birikimi demokrasiyle buluşmadığı sürece halklara bir çare olamaz.

“Üçüncü Yol siyasetini örgütlüyoruz”

Bizim seçeneğimiz 3’üncü Yol seçeneğidir. Bu ülkedeki bütün ezilenlerin ortak geleceğinin inşa edileceği bir başka seçenek Üçüncü Yol seçeneğidir. Bu seçenek yeterince anlaşılmış görünmüyor. Biz Türkiye tarihi boyunca aslında bunun çeşitli biçimlerini her beraber yaşadık. Emeğin, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin, ekoloji ve yaşam savunucularının burada olduğuna inanarak aslında HDP paradigması diye bahsettiğimiz HDP projesi bugüne geldi. Yeşil Sol Parti, bu geleneğin devamı olarak bugün Üçüncü Yol siyasetinin etkili bir şekilde örgütlenmesi için mücadele ediyor. Bu mücadelede sırasında başarılarımız olduğu kadar başarısızlıklarımız da var.

Bunlarla yüzleşiyoruz ama 3’üncü Yol vazgeçilmez stratejimizdir. Bu aynı zamanda bizim barış ve özgürlük mücadelesi veren, bedel ödeyen ve cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza karşı sorumluluğumuzdur. Biz bu sorumluluğumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz. Şu anda iktidar ve muhalefet bizi seçeneksiz bırakmak isteyebilirler ama biz onların karşısında asla bu tasfiye siyasetine karşı pes etmeyeceğiz. Bütün inançların birlikteliğini, çoğulculuğu ve ortak geleceği inşa etmek konusunda kararlı bir şekilde yürüyeceğiz. Bu konferans bu yüzden önemli.

Bu ülkede korkunç bir emek sömürüsü var. Ekonomi Bakanı “Biz artık bundan sonra ücretlilerin, emeklilerin, çalışanların maaşlarını gelecekte tahayyül ettiğimiz enflasyona göre yapacağız” diyor. Bu aynı zamanda şu andaki hakların da gitmesi demek. Şu anda çalışanların yüzde 85-90’ı açlık sınırının altında yaşıyor. Bunu bilim insanları söylüyor. Türk-İş’in belirlediği sınırlara göre açlık sınırının çok altında yaşıyorlar. Böyle bir atmosferde ülkenin sözde tek lideri Erdoğan bunu psikolojik vaka olarak adlandırıyor. Türkiye şu anda dünyadaki kötü koşullarda yaşayan 10 ülkeden biri haline gelmiş durumda.  Öyle bahsettikleri gibi Türkiye’nin durumu iyi değil. Ekonomik krizden çökmüş bir ekonomi var. İçinde bulunduğumuz tabloda iki kutuplu siyaset karşısında toplumun değişim talepleri geçtiğimiz seçimde karşılanmadı.

Deprem meselesini korkunç bir biçimde kullandılar. Deprem inanılmaz bir tahribat yarattı. Deprem doğal bir felaket ama aynı zamanda AKP-MHP şahsında ikinci bir felaket yaşandı. Bu felaketin üzerinden yedi ay geçmesine rağmen gördüğümüz tablo çok vahimdir. Daha dün temel kaldırma sırasında bir yurttaşımızın cesedine rastlandı. Hala bu göçükler altında insanların cenazeleri duruyor. Bütün uyarılara rağmen enkaz kaldırma çalışmalarında asbest tehlikesi yaşanıyor. İnsanlarımız kanser olma tehlikesiyle karşı karşıya. Herkes bağıra bağıra söylüyor ama dinlemiyorlar. Şu anda orada inanılmaz bir rant çetesi haline gelmiş ve devletle işbirliği halinde olan kesimlerce rantçı, talancı, yalancı bir siyasetin etrafında bir inşaat yapılmaya çalışılıyor.

Buradan, geçtiğimiz seçimlerde bize bina yapabilirler diyerek umut eden insanlarımıza sesleniyoruz. Bu yalancı ve talancı siyasete karşı artık daha fazla sessiz kalmayın. Herkesin demokratik hakkı buna isyan ve itiraz etmektir. Ayrıca bütün muhalefete sesleniyorum. Bunun karşısında sessiz kalmak, onursuz bir şekilde durmaktır, ortak olmaktır. Biz daha güçlü bir şekilde bu konferanstan çıkıp Türkiye’nin gerçekten muhalefeti olmaya, insanların umudu olmaya, bunun sözünü ve eylemini örgütlemeye aday partiyiz. Bunu da Yeşil Sol Parti’nin geleneğinden aldığı güçle gerçekleştireceğimize inanıyoruz.

Başka bir konu da yerel yönetimlerle ilgili. Yerel seçimler çok önemlidir. Türkiye’de yaklaşık 7 yıldır kayyımlarla karşı karşıyayız. 15 milyonun iradesini gasp eden Saray rejimine karşı bu dönem bütün halkımızla beraber bu kayyım rejimini bertaraf etmeye hazırlanıyoruz. Kayyımın ortadan kaldırılması, halkın kendi kendisini yönetmesi, söz ve karar sahibi olması için ciddi bir biçimde hazırlanıyoruz. Alacağımız kararlarla önümüzdeki dönemin yol haritasını çıkarırken şunu unutmayacağız. Bizim çeşitli süreçlerden geçerken yaşadığımız başarısızlık nedenlerinden biri yerel seçimler. Bunu kesinlikle ıskalamayacağız.

Halkın iradesiyle bu kayyım rejimini bertaraf edeceğiz ve bir daha bu ülkeye gelmemesi için halkımızın iradesi ve yönetime katılmasıyla bunu başaracağız. Saray rejiminin tek isteği bizi her tarafta tasfiye etmektir. Bu tasfiye ve tecrit siyaseti karşısında çok güçlü bir şekilde örgütlü duracağız ve mutlaka başaracağız. Halkımızın iradesi bunu başaracağını göstermektedir. Biz de bu inançla başaracağımıza inanıyoruz.

Yol haritamızı çıkarıyoruz

Bu süreç içerisinde bir yüzleşmeyi, bir eleştiri sürecini başlattık. Biliyorsunuz yaklaşık 4 aydır bütün bu tartışmaları hiçbir partinin yapmadığı kadar açık ve şeffaf yaptık. Önce ilçelerimizde sonra illerimizde toplantılar yaptık. Halk toplantıları yaptık. Bu halk toplantılarına 30 binin üzerinden insanımız katıldı. Bunları raporlaştırarak ve değerlendirerek önümüzdeki dönemin yol haritasını çıkartmak için çalıştaylar yaptık. Bugün sizlerin delege olarak katıldığı bu konferansta kararlarımızı almış olacağız. Bu kararlarımız kongremizde sonuçlanacak. Bu kararlar bence yeni dönemin yol haritasını çıkartmak bakımından çok değerli ve kıymetli olacak. Hazırlanan karar taslaklarının üzerine her bir arkadaşın katılması bu siyasetin öznesi olmak bakımından önemlidir.

Bu dönemde sadece bunları yaşamadık. Tarihsel paradigmamız inanılmaz bir saldırı altındadır. Bilinçli ve iradeli siyasi bir kararlılık göstermezsek bu saldırılar başarı hikayemizi etkileyecek. Hem devletin egemen güçleri hem de bizi daraltmaya ve sınırlamaya çalışanlar karşısında kapsayıcı ve Türkiye’nin barış mücadelesini ve bütünlüğünü sağlayacak bir yol haritasını çıkarmak konusunda sizlere güveniyoruz. Bu konuda burada bir karar çıkacağına inanıyoruz.

Geçmişteki tartışmalara takılıp kalmamalıyız. Evet, geçmişi tartışalım ama aynı zamanda geleceğe bakalım. Ortak bilinç, irade ve gelecek kaydetmek konusunda konferansımızın çok başarılı bir şekilde sonuç almasını diliyorum. Türkiye’nin bütün halkları buraya bakıyor, aynı zamanda bölgedeki bütün halklar ve dünyadaki ezilenler bizi izliyor. Geleceğimizi daha yoldaşça kurmak için bu mücadeleyi yürütmemiz gerektiğini belirtiyor ve konferansımızın başarılı geçmesini temenni ediyorum. Birlikte başaracağız. An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Tek Adam Rejimine, Diktatörlüğüne Karşı Biz Kazanacağız

CHP’nin 100. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nın ve onun devamında gerçekleşen devrimlerin öncüsüdür. CHP’nin tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeştir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “100 yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Memleket ve milletin her türlü dayanaktan mahrum bırakıldığı, uğursuz bir hengâmenin yaşandığı bir dönemde, herkesi çatısının altında buluşturan mukaddes, devrimci bir parti’ olmaktan vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Asla ve asla vazgeçmeyeceğiz, devrimci bir parti olma sürecimizi sürdüreceğiz.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “O nedenledir ki; CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluğu yıkacak tek adrestir. Çünkü CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluk aşılanamayacak tek adrestir. Biz başaracağız; tek adam rejimine karşı, diktatörlüğüne karşı elbette biz kazanacağız. Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağız. Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eşi Sayın Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte Cumhuriyet Halk Partisi 100. Yıl Etkinlikleri kapsamında Anıtpark’ta düzenlenen 100. Yıl Buluşması’na katıldı. Kısa film gösterimi ve halk dansları gösterisinin düzenlediği ve sanatçı Candan Erçetin’in konseriyle son bulan kutlama programında, geçmiş dönem CHP Genel Başkanlarına da 100. Yıl Plaketi takdim edildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu buluşmada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Efendim, böyle güzel bir gecede sizlerle buluşmak ne kadar güzel. Genel Başkanlarımızı dinledik, güzel Anadolu oyunlarını seyrettik. Cumhuriyetin kurucusu olan CHP’nin 100. Yılını kutluyoruz.

Aramızda siyasal partilerin temsilcileri var, az önce sizlere hitap eden saygıdeğer Genel Başkanlarımız var, milletvekillerimiz var, Kadın Kolları, Gençlik Kolları Başkanlarımız ve üyeleri var.

Değerli yol arkadaşlarım, değerli arkadaşlar; bugün sadece bizim açımızdan değil dünya siyaset tarihi açısından da önemli bir gün. Bir siyasal partinin, Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren bir siyasal partinin 100. Yılını kutluyoruz. Dünyada ender rastlanan, dünyada dört veya beş 100. Yılını tamamlayan siyasal parti var, bunlardan birisi de Milli Kurtuluş Savaşı’nı veren, kadın erkek eşitliğini getiren, Cumhuriyeti kuran, özgürlüklerin hamisi, koruyucusu CHP.

Sizlere kısa bir konuşma yapmak isterdim ama izin verirseniz biraz tarihten ve biraz da günümüzden söz etmek isterim. Çünkü tarihini bilmeyen geleceğini sağlıklı inşa edemez. O nedenle önce izin verirseniz kısaca tarihimizden söz edeyim.

Bizler; Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten günümüze; ülkemizin demokrasi tarihinde eşsiz yere sahip bir partinin mensuplarıyız.

Büyük Atatürk’ün, kurucusu olduğu Türkiye Cumhuriyetimizle birlikte “iki büyük eserinden biri olarak” nitelendirdiği Cumhuriyet Halk Partisi bugün itibariyle 100 yaşında.

Cumhuriyet Halk Partimizin 100. Yaşı kutlu olsun.

Tüm Cumhuriyet Halk Partililerin 100. Yılları da kutlu olsun.

Sevgili dostlarım, yol arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında seyreden saygıdeğer vatandaşlarım;

Milli Mücadelemizin en önemli dönüm noktalarından biri olan 4 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi partimizin ilk kongresidir.

Atatürk de CHP’nin 15 Ekim 1927 tarihli II. Büyük Kurultayı açış konuşmasında şöyle der: “Fırkamız, geçen ıstırap seneleri içinde milletimizin hayatı ve şerefi için gösterdiği yüksek azim ve iradenin mümessili olarak, bundan dokuz sene evvel meydana çıkmıştı. Bütün Anadolu ve Rumeli‘ye şamil olmak üzere ilk umumi kongremiz Sivas‘ta akdedilmişti.” Bu sözler- az önce Genel Başkanımız da söyledi- Sivas Kongresi CHP’nin ilk kongresidir.

Bu nedenle, kuruluşundan önce, resmi kuruluşundan önce, ilk kongresini yapmış bir parti olarak da dünya siyasi tarihinde özgün bir yere sahip olduğumuzu unutmayalım.

İlk kongremizde alınan kararların sekizinci maddesi özetle şöyledir: “Milletlerin kendi kaderlerini bizzat tayin ettikleri bu tarihsel çağda merkezi hükümetimizin millî iradeye bağlı olması zorunludur. Merkezi hükümetin hemen millî meclisi toplaması, millet ve memleketin geleceği hakkında alınacak bütün kararları meclis denetimine sunması zorunludur”

Görüleceği üzere, Sivas’ta kongre kararıyla kayıt altına alınan millet egemenliğine tam bağlılık, partimizin yani CHP’nin ana omurgasını oluşturmuştur.

Öte yandan; partimizin, siyaset bilimi müktesebatına uygun olarak kurulduğu tarih ise 1923’tür. Atatürk’ün, 6 Aralık 1922’de yaptığı “Halkçılık esasına dayanan ve Halk Partisi adıyla siyasi bir parti kurma niyetindeyim” açıklamasıyla başlayan çalışmalar, 9 Eylül 1923’de parti tüzüğünün kabul edilmesiyle tamamlanmıştır.

Partimizin ilk programı da 8 Nisan 1923’te Atatürk’ün imzasıyla açıklanan ve bir beyanname niteliği taşıyan “9 Umde”dir. Yani 9 İlkedir.

9 İlkenin ilk maddesi şöyledir.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. İdare yöntemi halkın doğrudan doğruya kendi kaderini belirlemesi esasına dayanır.

Ulusun gerçek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında hiçbir kişi, hiçbir makam, hiçbir güç milletin kaderine egemen olamaz.”

4 Eylül 1919’dan 9 Eylül 1923’e kadar geçen zaman içinde Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucu kadroları, millet egemenliğine duydukları inançtan asla ve asla geri adım atmamışlardır.

İlk maddeyle birlikte;

Saltanatın kaldırılması ve egemenliğin milletin gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplanması,
Yargı, maliye, güvenlik, tarım, ekonomi, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar ve kamu alanında bilimsel temelli reformlar yapılması,
Laik eğitim sistemine geçilmesi, kamu hizmetlerinin denetime tabi kılınması, kamu istihdamının liyakat esasına dayandırılması,
gibi maddeler nedeniyle 9 Umde, yani 9 İlke CHP’nin uygar dünyayla bütünleşme amacının ilk temel metinlerinden biridir. Bununla gurur duyuyoruz. Yani ilk beyannamemizle gurur duyuyoruz, onur duyuyoruz.

Sevgili Cumhuriyet Halk Partililer, değerli yoldaşlarım, arkadaşlarım,

Partimiz 15 Ekim 1927’de II. Büyük Kurultayı’nı toplamıştır. Atatürk’ün Büyük Nutku’nu da okuduğu bu kongrede ilk dört ilkemiz Cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik ve milliyetçilik ilkeleri kabul edilmiştir. 1931 yılında gerçekleşen III. Büyük Kurultayda devletçilik ve devrimcilik ilkelerinin kabulüyle, partimizin “Altı ok”u tamamlanmıştır.

Atatürk’ün katıldığı son kurultay ise Mayıs 1935 Kurultayıdır. Atatürk bu kurultayda, “Uçurumun kenarında yıkık bir ülke” cümlesiyle başlayan veciz konuşmasını yapar. Partimizin ismi de artık Cumhuriyet Halk Fırkası değil, Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.

Büyük Atatürk’ün ölümünün ardından partimizin ilk olağanüstü kurultayı toplanır. Atatürk’ün yol arkadaşı, Lozan kahramanı, II. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü Aralık 1938 Kurultayında ikinci genel başkanımız olarak seçilir.

Merhum İnönü, Atatürk’ün başlattığı milli kalkınmanın ve çağdaşlaşmanın sürdürücüsü olmakla kalmayacak; ülkemizi II. Dünya savaşından uzak tutan bir diplomasi dehası olarak da tarihimizdeki yerini alacaktır.

İnönü aynı zamanda, ismini demokrasi tarihimize altın harflerle yazdırmayı da başaracaktır.

Ülkemizi çok partili siyasi hayata taşıyan en temel olgu İnönü’nün demokrasiye duyduğu sarsılmaz bağlığıdır. 1950’de Demokrat Parti’ye karşı kaybettiğimiz seçimleri “Bu yenilgi benim en büyük zaferimdir” sözleriyle nitelendiren İnönü, Türk demokrasi tarihinin en önemli kahramanlarından biridir.

İnönü’nün, 1959 yılında iktidara yürüyen CHP’nin genel başkanı olarak düzen değişikliği önermesi ve bu değişikliği “İlk hedefler Beyannamesi” olarak kamuoyuyla paylaşması da partimizin bir diğer önemli atılımı olmuştur.

CHP’nin 14. Kurultayında merhum Turan Güneş tarafından okunan “İlk hedefler beyannamesi” Sivas kararlarının özünü oluşturan ve 9 Umde’de vurgulanan hâkimiyetin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesi temelinde köklü bir değişim öngörüyordu.

14 Ocak 1959 tarihinde açıklanan Beyannamenin ilk iki maddesini aktarmakla yetineceğim. İlk iki madde Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasiye ve özgürlüğe bağlı; demokrasi ve özgürlük adına herkes için mücadele eden tarihsel kimliğinin kanıtıdır:

Demokratik inkişafımızı durduran, gerileten bütün antidemokratik kanunlar, usuller, zihniyet ve tatbikat kaldırılacaktır.
Anayasamız modern demokrasi ve cemiyet anlayışına uygun, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve emniyet esaslarına dayanan bir devlet nizamına göre değiştirilecektir.
Değerli yoldaşlarım; İnönü’nün partimiz için attığı önemli adımlardan biri de 9 Umde’yle temelleri atılan ilkelerin, “Ortanın Solu” kavramıyla netleştirilmesidir.

Öte yandan 12 Eylül 1963’te Türkiye’nin AB’nin temelini oluşturan Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyeliğinin önünü açan Ankara Anlaşması imzalandığında dönemin başbakanının Merhum İnönü olduğunu da hafızalarımızda tutalım.

III. Genel Başkanımız Bülent Ecevit, İnönü’nün “Ortanın Solu” tercihini şu sözlerle sahiplenmiştir: “Ortanın solundakiler, insancıdır, halkçıdır, sosyal adaletçidir, plancıdır, halkı gözetici bir biçimde devletçidir, özgürlüğe bağlıdır, sosyal demokrasiden yanadır; ortanın solundakiler ilerici, devrimci ve reformcudur.”

Ecevit’in bu sahiplenişi, “Halkçı Ecevit” efsanesinin doğmasına neden oldu. Karaoğlan, 1974 yılında Başbakan Yardımcılığını Merhum Necmettin Erbakan’ın üstlendiği CHP- MSP koalisyon hükümeti döneminde Kıbrıs’ın Beşparmak Dağlarına milliyetçiliğimizi de nakşeden liderdir…

Ecevit, sadece 70’li yıllar boyunca sadece partimizi iktidar yapmanın mücadelesini sürdürmedi. Aynı zamanda ülkenin içinden geçtiği karanlık dönemde baskıcı rejime karşı sürdürülen mücadelenin de aktörlerinden biri oldu. Bu mücadelesini 12 Eylül Askeri darbe döneminde de kararlılıkla sürdürdü.

Ecevit sonrası CHP’de özel bir yeri olan Merhum Deniz Baykal’ı da sevgiyle ve özlemle anıyorum. 11 Şubat 2023 tarihinde kaybettiğimiz Sayın Baykal, 12 Eylül Askeri darbesiyle birlikte kapatılan ve yine bir 9 Eylül’de; yani 9 Eylül 1992’de yeniden açılan partimizin dördüncü genel başkanıdır. Sayın Baykal’ın genel başkanlığında yeniden açılan CHP, Türkiye’nin sol sosyal demokrat birikiminin yeniden yapılanması ve yenilenmesi açısından önemli bir görev üstlenmiştir. Sayın Baykal’ın özellikle 1 Mart tezkeresi sürecinde üstlendiği rol ve gösterdiği kararlılık ülkemizi büyük bir badireden kurtarmıştır.

Gördüğünüz üzere sevgili yoldaşlarım, tüm genel başkanlarımızın tek bir amacı vardı; bu güzel ülkemizin topyekûn refahı, mutluluğu, huzuru ve ülkemizde demokrasimizin kökleşmesi.

Değerli yoldaşlarım,

25 – 26 Temmuz 2020 tarihlerinde yapılan 37’inci Olağan Kongremizde kabul ettiğimiz İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizi de hatırlatmak isterim.

Bir kongre kararına dönüşen bu beyannamemiz de, Sivas Kongresi, 9 Umde ve İlk Hedefler Beyannamesi ile Büyük Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden aldığımız ilhamla hazırlanmıştır.

İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi, milletin egemenliğine bağlılığımızın ve parlamenter sisteme duyduğumuz inancın cisimleşmiş halidir.

Değerli yol arkadaşlarım,

Bu kısa tarihsel değerlendirme ve anımsatmaların ardından geleceğe dair de şunları söylemek isterim…

Cumhuriyet Halk Partisi, “Halkımıza hürriyet ve hâkimiyet temin eden mukaddes bir cemiyettir. Halk Partisinin ruhu tam bağımsızlık ve kayıtsız şartsız milli egemenliktir.”

Bu sözler Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. Dolayısıyla partimiz halkın hürriyetini ve hâkimiyetini ortadan kaldırmak isteyen herkese ve her kuruma karşı devrimci bir ruhla dikilmeyi her zaman, her dönem ilke edinmiştir.

Bu temel ilke doğrultusunda parti içi tartışmalardan da çekinmemiş; aksine parti içi tartışmaları yenilenmenin aracı olarak kabul etmiştir. Her bir CHP’li; etik ilkelere bağlı kalınarak yapılan tüm tartışmaları, Büyük Atatürk’ün önderliğinde başlayan ve ülkemizin kalıcı olarak demokratikleşmesi hedefini taşıyan devrimci mücadelemize bir katkı olarak niteler.

Bu bağlamda; yüzyıllık tarihimiz boyunca yaşadığımız tüm tartışmalar, yeni ve güçlü başlangıçlarımız için bir liman vazifesi görmüştür. Her bir tartışma CHP’yi büyüten, güçlendiren sonuçlar doğurmuştur.

Değerli yoldaşlarım;

100. Yılımızda nasıl bir Türkiye istiyoruz? İkinci yüz yıla geçiyoruz, ikinci yüzyıla başlıyoruz; nasıl bir Türkiye istiyoruz?

13 temel konuyu sizlerle paylaşacağım.

Üniversiteleri özerk, bilgi üreten, teknoloji devrimini yaratan bir Türkiye istiyoruz.
Geleceğini yurt dışında arayan değil, emeğini, bilgisini ülkesi için harcayan, ülkesi için kullanan gençlerinin ve vatandaşlarının mutlu olduğu bir Türkiye istiyoruz.
Herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği, hapishanelerinde düşüncelerinden ötürü hiçbir tutuklunun, hükümlünün bulunmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Devlet yönetiminde liyakatin egemen olduğu, devleti oluşturan kurumların kendi kültürlerini oluşturdukları, inşa ettikleri bir Türkiye istiyoruz.

Yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, adaletin, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaate göre gerçekleştiği bir Türkiye istiyoruz. Yani “darbe hukuku”ndan arınmış bir Türkiye istiyoruz.
Siyasetin ahlaki temeller üzerinde yapıldığı, dinin, inançların, kimliklerin siyasete alet edilmediği, inançlara, kimliklere ve yaşam tarzlarına saygı duyulduğu, hiç kimseye ikinci sınıf vatandaş muamelesinin yapılmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Kadın erkek eşitliğinin sağlandığı, doğa haklarının korunduğu bir Türkiye istiyoruz. Bir parantez açayım burada… Kadınlar göreceksiniz yakında, kadın devrimini gerçekleştireceğiz, kadın devrimini. Ne dedik? CHP, devrimlerin partisidir, bunu da yapacağız.

Basının, yani medyanın iktidarlar tarafından baskılanmadığı, gazetecilerin hapse atılmadığı; gücü, yani iktidarı koşulsuz destekleyen medyanın kamu kaynaklarıyla beslenmediği bir Türkiye istiyoruz.
Kamu kaynaklarını harcayan iktidarın harcadığı her kuruşun hesabını verdiği bir Türkiye istiyoruz. Yani devlet yönetiminin şeffaf olduğu Türkiye istiyoruz.
Kuruluşundaki felsefeye uygun olarak “yurtta barış, dünyada barış” ilkesinden vazgeçmeyen bir Türkiye istiyoruz.
Küresel çaptaki tüm gelişmeleri izleyen, iklim değişikliğinden teknolojiye kadar sorunları gören, çözümü için planlama yapan, yaşam kalitesini yükselten bir Türkiye istiyoruz. Yani siyasal bağımsızlığını ekonomik gücüyle güvence altına alan bir Türkiye istiyoruz.

Milli Kurtuluş Savaşını yöneten Gazi Meclisin, yolsuzlukları aklayan değil, bir kişinin iradesine teslim olan değil, kuruluşundaki ruha dönmeyi amaçlayan bir Türkiye istiyoruz.
Bu ve benzeri hedeflerin gerçekleşmesi için eğitimde fırsat eşitliğini sağlayan, kişinin sorgulama kapasitesini geliştiren, laik ve bilimsel eğitimin vazgeçilmezliğini savunan bir Türkiye istiyoruz. Yani özetle “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nesiller yetiştiren bir Türkiye istiyoruz.
Bunları gerçekleştirdiğimizde hep birlikte büyük bir değişime, büyük bir dönüşüme imza atmış olacağız. Bu imza sadece bizim değil, bu güzel ülkenin gençlerine, kadınlarına, çiftçilerine, bilim insanlarına, iş insanlarına yani hepimize ait olacak.

Sevgili yoldaşlarım,

Değerli Cumhuriyet Halk Partililer,

Bize göre Cumhuriyet Halk Partililerin bugün için en önemli görevi, bu zamana kadar buluşamadıklarımızla da buluşarak geleceğe emin adımlarla yürümektir.

CHP, Türkiye’nin Bağımsızlık Savaşı’nın ve onun devamında gerçekleşen devrimlerin öncüsüdür. CHP’nin tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle özdeştir.

100 yıl boyunca Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Memleket ve milletin her türlü dayanaktan mahrum bırakıldığı, uğursuz bir hengâmenin yaşandığı bir dönemde, herkesi çatısının altında buluşturan mukaddes, devrimci bir parti” olmaktan vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Asla ve asla vazgeçmeyeceğiz, devrimci bir parti olma sürecimizi sürdüreceğiz.

O nedenledir ki; CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluğu yıkacak tek adrestir.

Çünkü CHP, Türkiye’nin içinden geçtiği bu sıkıntılı dönemde umutsuzluk aşılanamayacak tek adrestir.

Biz başaracağız; tek adam rejimine karşı, diktatörlüğüne karşı elbette biz kazanacağız. Cumhuriyetimizi demokrasi ile taçlandıracağız.

Yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi!

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Bu Ne Yaman Çelişki: Erbakan, Destek Verdiği İktidarı Eleştirdi

Partisinin Erzurum İl Kongresi’nde konuşan YRP Lideri Fatih Erbakan, yeni açıklanan OVP ve vergi sistemini eleştirerek, “Denk bütçe yapılmadan borçlanmaya devam ederek, borç faizi ödemekten kurtulamayacağımızı yıllardan beri ifade ediyorum” dedi ve ekledi:

“Bakınız merhum liderimiz Erbakan hocamız 11 aylık kısa bir sürede koalisyonla iktidarda olmasına rağmen ilk yaptığı iş, tek bütçeyi gerçekleştirmek oldu. Şu anda Orta Vadeli Program’la bunun çok çok uzağında olduğumuzu maalesef görüyorum. Geniş halk kesimlerinden, dar gelirliden toplanan vergilerden oluşan bu mevcut çarpık vergi sistemini, adil bir vergi sistemi haline dönüştürülmesi lazım.

Zenginden daha az, fakirden daha çok vergi alan bir sisteme hayır. Adil bir vergi sistemine geçilmesi lazım. Katma değeri yüksek olan ürünlerin üretilmesi ve bunların ihracatı için devletin kolları sıvaması, taşın altına elini koyması lazım. Katma değerli ürün üretmeden zenginleşmek olmaz.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Erzurum’daki İbrahim Erkal Kültür Merkezi’nde düzenlenen partisinin 3. Olağan İl Kongresi’nde konuştu. Seçimlerden sonra hükümetten vergi, enflasyon ve ekonominin düzelmesine yönelik bazı beklentiler içerisinde olduklarını aktaran Erbakan, şunları kaydetti:

“Denk bütçe yapılmadan borçlanmaya devam ederek, borç faizi ödemekten kurtulamayacağımızı yıllardan beri ifade ediyorum. Bakınız merhum liderimiz Erbakan hocamız 11 aylık kısa bir sürede koalisyonla iktidarda olmasına rağmen ilk yaptığı iş, tek bütçeyi gerçekleştirmek oldu. Şu anda Orta Vadeli Program’la bunun çok çok uzağında olduğumuzu maalesef görüyorum.

Geniş halk kesimlerinden, dar gelirliden toplanan vergilerden oluşan bu mevcut çarpık vergi sistemini, adil bir vergi sistemi haline dönüştürülmesi lazım. Zenginden daha az, fakirden daha çok vergi alan bir sisteme hayır. Adil bir vergi sistemine geçilmesi lazım. Katma değeri yüksek olan ürünlerin üretilmesi ve bunların ihracatı için devletin kolları sıvaması, taşın altına elini koyması lazım. Katma değerli ürün üretmeden zenginleşmek olmaz.”

“Bir pazarlık içerisine girmedik”

Konuşmasında “çocukların ve gençlerin geleceği için genel seçimlerde Cumhur İttifakı içerisinde yer aldıklarını” söyleyen Erbakan, bir pazarlık içerisine girmediklerini ifade ederek şu görüşlerini dile getirdi:

“‘Sözde namus kavramının kökünü kazıyacağız’ diyerek, ‘İstanbul sözleşmesini geri getireceğiz’ diyenlere fırsat vermemek için ‘LGBT Türk aile yapısını etkilemez, zarar vermez’ diyenlerin ve bu zihniyetin iktidar olmaması için böyle bir tavır içerisinde olduk. ‘Okul öncesinde 5 yaşında 6 yaşında çocuklara Kur’an öğretmek Taliban zihniyetidir’ diyenlere bu ülkeyi bu devleti teslim etmemek için böyle bir tavrın içerisinde olduk.”

Erbakan, halkın da seçimlerde bu yönde düşündüğünü, ekonomik sorunları bir kenara bırakarak, vatanının ve devletinin yanında yer aldığını belirtti. Erbakan, televizyon dizileri başta olmak üzere birçok programın ve filmin, aile yapısına direkt etki yaptığını, yetişen yeni nesillerde çöküntülere sebebiyet verdiği görüşünü savundu.

Müstehcenliğin sadece açıklıkla bağdaştırılmaması gerektiğini söyleyen Erbakan, “Senaryoda kim kimin babası, kim kimin kızı, kim kimin kardeşi veya eşi belli değil” dedi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

G20’den Ortak Bildiri: İklim Krizi Ve Ekonomi Vurgusu

G20 Liderleri ortak bir bildiri yayınlandı. G20 liderleri, ortak bildiride küresel ekonomik istikrarı tesis etmek ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için tebdirler alınmasını talep etti. Liderler, “gıda ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalara” karşı uyarırken, “gıda ve enerji güvenliğinin sürdürülmesinin önemini” vurguladılar.

Liderler, “fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması” taahhüdünde bulunmadı. Birleşmiş Milletler, Cuma günü yayınladığı iklim raporunda ise, bu adımın küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutabilmek için sera etkisine neden olan gazların net sıfıra indirilmesi hedefinde “zorunlu” olduğunu açıklamıştı.

G20 ülkelerinin liderleri iki günlük zirve için bugün Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de bir araya geldi. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinin liderlerinin katıldığı iki gün sürecek olan zirveye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Küresel ekonomik üretimin yüzde 85’ini ve dünya ticaretinin yüzde 75’ini temsil eden G20 ülkelerinin liderleri, üç oturumluk toplantıda kapsamlı küresel ekonomik reformları ele alıyor.

Cumartesi günü gerçekleştirilen görüşmelerin sonrasında, ABD, Suudi Arabistan, Avrupa Birliği, Birleşik Arap Emirlikleri’nin diğer ülkelerle oluşturacakları, Hindistan’dan Avrupa’ya Ortadoğu aracılığıyla ticaret faaliyetlerinin kolaylaştırılmasını hedefleyen modern bir “baharat yolu” planları açıklandı.

Ülkelerin demiryolları, limanlar, veri ağları ve hidrojen boru hatları aracılığıyla birleştirilmesi hedefleniyor. Özellikle ticaret odaklı olan bu projenin İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirebilecek geniş sonuçlar doğurması bekleniyor. İmzacı ülkeler, söz konusu proje ile ayrıca Hindistan’ın 1,4 milyar dolarlık pazarını batıdaki ülkelere entegre etmeyi ve Çin’in aşırı altyapı harcamalarına bir denge oluşturmayı ve Ortadoğu ekonomilerini canlandırmayı hedefliyor.

ABD Başkanı Joe Biden, girişim için “tarihi” ifadesini kullandı ve “Bu büyük bir olay” dedi. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Hindistan- Ortadoğu- Avrupa hattı için, “bir kablodan ya da demiryolundan çok daha fazlası. Kıtalar ve medeniyetler arası kurulan yeşil ve dijital bir köprü” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan G20’de temaslarda bulundu

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18’inci G20 Liderler Zirvesi kapsamında Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-Yeol ile görüştü.Türkiye-Güney Kore ikili ilişkilerinin ele alındığı görüşmede, mevcut ilişkileri geliştirecek adımlar ile iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve küresel meseleler hakkında görüş alışverişinde bulunuldu.

Reuters haber ajansının haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 liderler zirvesinde Japon Başbakanı Fumio Kishida ile Karadeniz tahıl anlaşmasını canlandırma konusunda görüşmeler yaptı. Erdoğan ayrıca zirvede Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile de bir araya geldi.

Ukrayna – Rusya Savaşı , ekonomi ve iklim değişikliği ana gündem maddeleri

Rusya- Ukrayna Savaşı da zirvenin ana gündem maddelerinden birini oluşturdu. Tarafların Ukrayna’daki savaşa ilişkin ulusal tutumlarının ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile BM Genel Kurulunda alınan kararların yinelendiği kaydedilen bildiride, tüm devletlerin BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine bütünüyle uyumlu davranması gerektiğinin altı çizildi.

Bildiride, “BM Şartı uyarınca, tüm devletler herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne, egemenliğine veya siyasi bağımsızlığına karşı toprak edinimi için güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmalıdır. Nükleer silahların kullanılması veya kullanma tehdidi kabul edilemez” ifadelerine yer verildi.

G20 liderleri, ortak bildiride küresel ekonomik istikrarı tesis etmek ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için tebdirler alınmasını talep etti. Liderler, “gıda ve enerji piyasalarındaki dalgalanmalara” karşı uyarırken, “gıda ve enerji güvenliğinin sürdürülmesinin önemini” vurguladılar.

Liderler, “fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması” taahhüdünde bulunmadı. Birleşmiş Milletler, Cuma günü yayınladığı iklim raporunda ise, bu adımın küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlı tutabilmek için sera etkisine neden olan gazların net sıfıra indirilmesi hedefinde “zorunlu” olduğunu açıklamıştı.

Ev sahibi Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi, “Afrika Birliği’nin de artık G20 grubunun daimi bir üyesi olacağı” duyurusuyla zirvenin açılışını yaptı. Modi, başkent Yeni Delhi’de düzenlenen zirvenin açılış konuşmasında, “Afrika Birliği temsilcisini G20’nin daimi üyesi olarak yerini almaya davet ediyorum” ifadelerine yer verdi.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zirveye katılmadı, Çin’i Başbakan Li Çiang, Rusya’yı ise Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov temsil ediyor.

G20’nin bir diğer blok üyesi Avrupa Birliği (AB) ise Yeni Delhi’de Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından temsil ediliyor. İklim değişikliği konusu da zirvenin ana gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı von der Leyen, Cumartesi günü G20 liderlerine küresel karbon fiyatlandırma sistemi oluşturulmasına yönelik öneriye katılma çağrısında bulundu.

G20 nedir?

G20 ülkeleri, küresel ekonomik üretimin yüzde 85’ini ve dünya ticaretinin yüzde 75’ini temsil ediyor. Dünya nüfusunun da üçte ikisini bu ülkeler kapsıyor. G20, Avrupa Birliği ve 19 ülkeden oluşuyor. Bu ülkeler, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere ve ABD.

Bu ülkeler arasında dünyanın en zengin sanayileşmiş yedi ülkesi G7 grubunda temsil ediliyor. İlk 20 ekonomi arasında olmasına rağmen G20’de yer almayan İspanya görüşmelere misafir olarak davet ediliyor.

Bazı G20 üyeleri ise BRICS grubunu oluşturdu. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan bu grup, bu yılki zirvesinde altı yeni üyeyle genişlemeye karar verdi. Bu ülkeler Arjantin, Mısır, İran, Etiyopya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri oldu.

Zirvede neler konuşuluyor?

G20 liderlerinin ekonomiyi konuşmak üzere bir araya geldiği toplantılarda bugün iklim değişikliğinden sürdürülebilir enerjiye, uluslararası borç affından çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesine daha geniş kapsamda konular gündeme alınıyor. Her yıl bir başka ülke G20 başkanlığını devralıyor ve toplantı gündemini belirliyor.

Bu yılki zirveye ev sahipliği yapan Hindistan bu yıl şu konulara odaklanmaya öncelik veriyor: Sürdürülebilir kalkınma, dünyada herkes için adil ve eşit büyüme için mücadele, gelişmekte olan ülkeler için borç affı.

Geçen yıl başkanlığı devralan Endonezya, Bali’deki zirvede küresel sağlık önlemleri ve pandemi sonrası ekonomik toparlanma konularını gündeme getirmişti. Zirve, ülke liderlerinin birebir müzakerelerde bulunması için imkan da sunuyor.

Beyaz Saray, Joe Biden’ın da liderlerle iklim değişikliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini ve Dünya Bankası gibi kurumların yoksullukla mücadeleye katkısını artırma konularını görüşmek istediğini açıklamıştı.

G20 hedeflerini başardı mı?

2008 ve 2009’daki finansal kriz döneminde düzenlenen liderler zirvelerinde, küresel mali sistemi kurtarmak için bir dizi önlem üzerinde anlaşmaya varılmıştı. Ancak müteakip zirvelerin daha az yapıcı olduğu ileri sürüldü çünkü bunlar rakip dünya güçleri arasındaki gerilimlerle gölgelendi.

G20 maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin bu yılki toplantısında, Rusya ile Batılı güçler arasında Ukrayna’nın işgali konusundaki tartışmalar nedeniyle çok az anlaşma sağlandı. Bununla birlikte, liderler zirvede yan görüşmelerde bir araya gelerek anlaşma sağlıyor.

2019’da Osaka’da düzenlenen zirvede, dönemin ABD başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, büyük bir ticaret anlaşmazlığını çözmek için müzakerelere devam etme konusunda anlaştılar.

Zirve neden protesto ediliyor?

Lider zirveleri sıklıkla büyük protestolarla karşılanıyor. 2018 Buenos Aires zirvesinde G20’nin ekonomi politikalarını protesto eden binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş yapılmıştı.

2017’de Hamburg’da yapılan zirvede kapitalizme karşı yürüyüşler yapılmış; binlerce gösterici 2018’de Rio de Janeiro’da ve 2010’da Toronto’daki G20 zirvelerinde yürümüştü. 2009’da gazete satıcısı Ian Tomlinson, Londra’daki G20 zirvesine karşı protesto gösterilerinde bir polisin darbesi ardından hayatını kaybetmişti.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Yerel Seçimler: Cumhur İttifakı’nda Kazanma Hedefli İttifak Modeli

Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) oluşturduğu Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleri için 2019 yılında olduğu gibi yine işbirliği yapmaya hazırlanıyor.

Liderler ilk mesajlarını verdi ama işbirliğinin detayları iki partinin kongrelerinin ardından belirlenecek. AK Parti ve MHP’den görevlendirilen heyetler ön bir çalışma yapacak. Daha sonra bu çalışma liderlerin onayından sonra uygulamaya geçecek.

14 ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerinin ardından iktidar da muhalefet partileri de kongre sürecine girdi. Önümüzdeki aylarda yapılacak kongrelerde yerel seçim öncesi partilerin yönetimleri yenilenecek.

CHP’nin kasım ayı başında yapacağı büyük kurultayda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun değişim yanlısı ekiple yarışması bekleniyor. HDP eş başkanlarının görevi bırakmasının ardından partinin çalışmalarının aktarıldığı Yeşil Sol Parti’nin de eylül sonu, ekim başında gerçekleşecek kongresinde tüm yönetim yenilenecek.

14-28 Mayıs seçimlerinin galibi iktidar cephesinde de kongre süreci yaşanıyor. AK Parti olağanüstü kongre için 7 Ekim tarihini karara bağladı. Cumhur İttifakı’nın ana ortağı MHP de olağan kongre takvimi için ekim-kasım ayında uygun bir takvim planlıyor. Kongreler tamamlandıktan sonra hızla yerel seçim çalışmalarına başlanacak.

İlçe ve il kongrelerini yapmadan Merkez Karar ve Yönetim Kurulu değişikliği için olağanüstü kongre kararı alan AK Parti’nin yeni dönem kadrolarının kimlerden oluşacağı merak konusu. AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tek genel başkan adayı olacağı kongrede kapsamlı bir değişiklik beklentisi var.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın haberine göre; Meclis seçimlerinde istisnasız üç dönem kuralını uygulayarak yüzde 60’ı geçen bir yenilenme gerçekleştiren AK Parti’nin kongrede de bu oranda değişiklik yapması sürpriz olmayacak görünüyor. Ancak AK Partili yetkililer bu değişimde tecrübe ile yeniliğin harmanlanacağına dikkat çekerek şu görüşü dile getiriyor:

“Büyük kongrede Cumhurbaşkanı tecrübe ile yeniyi kaynaştıracaktır. Kısa süre önce bir seçimden çıkıldı. Yaşanan seçimin bir hafızası, sonuçları itibariyle de alınmış notları var. Bunlar değerlendirilecek. Yeni arkadaşlar gelecek. Yönetimde gençleşme ve kadın temsilinde artış önemli. Yeni dönemi anlama ve kavrama açısından gençler ayrıca önem taşıyor. Yeni isimlerle tecrübeyi, hafızayı birleştirecek bir yönetim yapısı çıkacağını düşünüyoruz. Ayrıca yeni dönemde parti yönetiminde milletvekili ağırlığı da azalabilir.”

AK Partili yetkililer Meclis seçimlerinde yüzde 60’ı bulan yenilenmenin seçmende olumlu karşılık bulduğu görüşünde. Bu oranın 20 yılı aşan bir iktidarın yenilenme potansiyelini göstermesi açısından önem taşıdığına dikkat çeken yetkililer, “Genel seçimlerde yenilenmemizden seçmenimiz çok memnun kaldı. Uzun iktidara karşın değişebileceğimizi göstermek olumlu sonuç veriyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu kapsamda belediye başkanlığı seçiminde de adaylar belirlenirken geçmiş süreçlerde olduğu gibi üç dönem kuralının uygulanmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Yerel seçimler

AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleri için 2019 yılında olduğu gibi yine işbirliği yapmaya hazırlanıyor. Liderler ilk mesajlarını verdi ama işbirliğinin detayları iki partinin kongrelerinin ardından belirlenecek. AK Parti ve MHP’den görevlendirilen heyetler ön bir çalışma yapacak. Daha sonra bu çalışma liderlerin onayından sonra uygulamaya geçecek.

MHP’li yetkililere göre yerel seçim için temel ölçüt “mevcudu muhafaza etmek, 2019 seçimlerinde muhalefete geçen belediyeleri yeniden kazanmak” olacak. Bu hedefi gerçekleştirmek için de 2019 seçimlerinden farklı olarak işbirliği yapılan bazı illerde değişiklik olabileceği kaydediliyor.

AK Partili yetkililere göre AK Parti ya da MHP’nin ittifak yaparak tek adayda uzlaşacağı kentler iki partinin oylarının birbirine çok yakın olduğu kentler olacak. Böylece oyların bölünüp aradan yüzde 35 gibi oranlarla muhalefet adayının kazanmasına engel olunacak.

İktidar da muhalefet partileri de yerel seçimlerde belediye başkan adaylarının önemine dikkat çekiyor. Adayların yerelin özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre belirlenmesi gerektiğini belirten AK Partili kurmaylar, “Yerel seçimi genel seçim havasında geçirmemek gerek. Bu bir hizmet yarışı olmalı. Adaylar hizmetlerini ve projelerini anlatmalı. AK Parti belediyeciliği ile CHP belediyeciliğini kıyaslamalı. Geleceğe dair vizyonlarını ortaya koymalı” diyor.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Gözaltına Alınan Cumartesi Anneleri/İnsanları Serbest Bırakıldı

Eylemlerinin 963. haftasında Galatasaray Meydanı’na yürümek isterken gözaltına alınan Cumartesi Anneleri/İnsanları  4 buçuk saat sonra serbest bırakıldı: Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 22. kez engellenerek gözaltına alındı. Gözaltına alınan 19 kayıp yakını ve hak savunucusu gözaltında geçirdikleri yaklaşık dört buçuk saatten sonra Galatasaray Meydanı’na uzak ik farklı hastaneden serbest bırakıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın X hesabından yapılan açıklamada, “Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan engellenen basın açıklaması İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapıldı. Açıklamada, “Her Cumartesi, işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınmaktayız.Oysa gözaltına alma kararı, kişinin suç işlediğini gösteren güçlü deliller olduğunda verilebilir” denildi.

“Hukuki açıdan, gözdağı vermek, caydırmak veya onur kırmak amacıyla gözaltı kararı vermek mümkün olmadığına göre, tüm eylem ve işlemlerinizi hukukun üstünlüğüne uygun bir şekilde yapma yükümlülüğünüzü askıya mı aldınız? Anayasa, hukuk, adalet tanımayan, devletin kurumsal yapısını darmadağın eden, keyfi uygulamalarla toplumu germeyi amaçlayan bu anlayışa boyun eğmeyeceğiz.”

“Devleti yönetenlere, tüm eylem ve işlemlerinde hukuka bağlı kalma yükümlülüklerini hatırlatmaya devam edeceğiz” denilen açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

“Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen sevdiklerimizi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımıza ve adalete ulaşmak için hukukun bütün imkanlarını kullanmakta ısrar edeceğiz.12 Eylül 1994’te Ankara’da gözaltına alınarak kaybedilen AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum etmesine rağmen iç hukukta dava aşamasına gelmeden dosyası kapatılan Kenan Bilgin’i ve tüm kayıplarımızı unutmayacağız.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın

AYM Kararına Rağmen, Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Yine Abluka, Yine Gözaltı

Eylemlerinin 963. haftasında Galatasaray Meydanı’na yürümek isteyen Cumartesi Anneleri/İnsanları yine gözaltına aldı. Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

Haber Merkezi / Cumartesi Anneleri/İnsanlarının, gözaltında kaybedilen yakınları için Galatasaray Meydanı’nda yapmak istedikleri eylem 22. kez engellendi.

Polis, “Yapmak istediğiniz basın açıklaması Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanmıştır. Derhal dahılın. Dağılmadığınız takdirde, güvenlik güçleri tarafından müdahale edilecektir” dedi.

Polis ardından, Cumartesi Anneleri/İnsanları ve insan hakları savunucularını abluka altına alarak gözaltı işlemine başladı. Polis, çok sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına aldı.

Ablukaya alınan Meryem Bars astım krizi geçirdi. Polis, Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak’ı darp ederek ve ters kelepçe takarak gözaltına aldı. En az 20 kayıp yakını ve insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan isimleri öğrenilenler şöyle:

“Newroz Ali Tosun, Mikail Kırbayır, Maside Ocak, Ali Ocak, Hanife Yıldız, Nazım Dikbaş, Ömer Kavran, Deniz Aytaç, Melike Ersoy, Mete Demircigil, Davut Arslan, Hünkar Yurtsever, Doğan Özkan, Cüneyt Yılmaz, Türker Demirci, Necf Kuru Arpaçay, Gülendam Özdemir, Hanife Yıldırım, Gülseren Yoleri ve Hatice Onaran.”

Eski adı Twitter olan X’te açıklama yapan Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Yine bir cumartesi klasiği! İstiklal Caddesi’nde yolda yürümek yasak!” dedi.

“Anayasal haklarımızı kullanarak gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbetlerini öğrenmek için sesimizi duyurma çabamız sistematik biçimde engelleniyor. Her Cumartesi işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden koşullarda gözaltına alınıyoruz.”

AYM kararı neydi?

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Maside Ocak, 700. haftadaki (25 Ağustos 2018) polis şiddetini AYM’ye taşıdı.

Maside Ocak başvurusunda “24 yıldır süren etkinliğin barışçıl bir şekilde yapıldığını, yasaklamaya ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını ve bunun yanı sıra kolluk gücünün orantısız güç kullanarak toplantıyı dağıttığını, müdahale ve gözaltı sırasında yaralandığını belirterek kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini” dile getirdi.

Yüksek mahkeme “kötü muamele” iddiasını reddederken, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Maside Ocak’a 13 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Karar oy çokluğuyla çıktı. Karara karşı oy kullanan tek isim ise İçişleri Bakanı yardımcısı iken AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce oldu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları

12 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’nde bulunan Alevilerin çoğunlukta olduğu bir kahvehaneye durdukları bir taksi şoförünü öldürerek aynı taksiyle kahvehanedeki sivillere yönelik kimliği belirsiz kişilerce gerçekleştirilen silahlı provokatif saldırı sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olaylar.

15 Mart 1995’e dek kent geneline yayılan olaylar sonucunda 22 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi yaralanmış ve tutuklanmıştır.

21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra Hasan Ocak ortadan kayboldu. Annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu.

Ceset, Hasan gözaltına alındıktan beş gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti. Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü ve ilk kez 27 Mayıs’ta 15-20 kişilik bir grup, Galatasaray önünde oturma eylemi yaptı.[1]

Nadire Mater’in de aralarında bulunduğu “Arkadaşıma Dokunma” kampanyasını yürüten bir grup Hasan Ocak’ın cesedinin bulunmasıyla “Her Cumartesi aynı saatte Galatasaray meydanında sessizce oturalım.” fikrini ortaya koydu.

Oturma eyleminde “örgüt pankartı olmayacaktı, slogan atılmayacaktı ve her hafta bir gözaltında kaybın öyküsü anlatılacaktı.” Medya oturan insanlara “Cumartesi Anneleri” adını taktı.

Paylaşın