“Sivas Katliamı Davası” Zamanaşımı Gerekçesiyle Düşürüldü

Firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı Sivas Katliamı Davası, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşürüldü. Kararı protesto edenler “Sivası yakanlar, AKP’yi kuranlar” sloganları attı.

Haber Merkezi / 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde 35 kişinin yanarak hayatını kaybettiği katliama ilişkin son dava, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı dava, 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşürüldü.

Ankara Adliyesi önünde kararı protesto edenler “Sivası yakanlar, AKP’yi kuranlar” sloganları attı.

Duruşmaya Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekilleri Ali Mahir Başarır, Gökçe Gökçen, Orhan Sarıbal, Veli Ağbaba, Ulaş Karasu, Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, çok sayıda gazeteci ve siyasetçi katıldı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, karar sonrasında sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada katliamı “insanlık suçu” olarak nitelendirerek zamanaşımının söz konusu olamayacağını vurguladı. Kılıçdaroğlu, “Bu karar adalet için Türk Milleti adına değil, tek bir kişinin isteği doğrultusunda verilmiştir. Buna karar denmez, olsa olsa suç ortaklığıdır!” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti: Sivas Katliamı Davasında verilen zaman aşımı kararı, katilleri korumaya ve katliamı aklamaya dönük iktidarın siyasi tutumudur. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz. Bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Katiller mutlaka hesap verecek.

Madımak’ta hayatını kaybedenler

Muhibe Akarsu (35 yaşında, misafir), Muhlis Akarsu (45 yaşında, sanatçı), Gülender Akça (25 yaşında, sanatçı), Metin Altıok (52 yaşında, şair, yazar), Ahmet Alan (22 yaşında, sanatçı), Mehmet Atay (25 yaşında, gazeteci), Sehergül Ateş (30 yaşında, sanatçı), Behçet Aysan (44 yaşında, şair), Erdal Ayrancı (35 yaşında, yönetmen), Asım Bezirci (66 yaşında araştırmacı, yazar), Belkıs Çakır (18 yaşında, sanatçı), Serpil Canik (19 yaşında, sanatçı),

Muammer Çiçek (26 yaşında, aktör), Nesimi Çimen (67 yaşında, şair, sanatçı), Carina Cuanna (23 yaşında, Hollandalı gazeteci), Serkan Doğan (19 yaşında, sanatçı), Hasret Gültekin (23 yaşında şair, sanatçı), Murat Gündüz (22 yaşında, sanatçı), Gülsüm Karababa (22 yaşında, sanatçı), Uğur Kaynar (37 yaşında, şair), Asaf Koçak (35 yaşında, karikatürist), Koray Kaya (12 yaşında, çocuk), Menekşe Kaya (17 yaşında, sanatçı),

Handan Metin (20 yaşında, sanatçı), Sait Metin (23 yaşında, sanatçı), Huriye Özkan (22 yaşında, sanatçı), Yeşim Özkan (20 yaşında, sanatçı), Ahmet Öztürk (21 yaşında, otel görevlisi), Ahmet Özyurt (21 yaşında, sanatçı), Nurcan Şahin (18 yaşında, sanatçı), Özlem Şahin (17 yaşında, sanatçı), Asuman Sivri (16 yaşında, sanatçı), Yasemin Sivri (19 yaşında, sanatçı), Edibe Sulari (40 yaşında, sanatçı), İnci Türk (22 yaşında, sanatçı), Kenan Yılmaz (21 yaşında, otel görevlisi).

Davanın geçmişi

Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21 Ekim 1993’te yapıldı. Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldı.

Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi. DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir. Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştu.

Paylaşın

Mansur Yavaş Ve Ekrem İmamoğlu’ndan İYİ Parti’nin Yerel Seçim Kararı Yorumu

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti’nin Genel İdare Kurulu’nda alınan 81 ilde aday çıkarma kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundular.

Haber Merkezi / Mansur Yavaş, yaptığı hizmetlerle konuşulmak istediğini belirterek, “Ankara’da şu an 4 milyon 200 bin seçmen var. Ne kadarı oy kullanır bilmiyorum ama ben hepsinin oyuna talibim. Parti ve bölge ayırt etmeksizin” dedi. İmamoğlu ise, “Ben hala ittifakın gerekli olduğunu, ittifak sürecinin Türkiye’de bir gerçek olduğunu ve bunun da müzakereye açık olması gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.

ABB Başkanı Yavaş, açıklamasının devamında, “Bizim her zaman söylemimiz şu olmuştur. Seçildikten sonra herkese eşit bir şekilde kimseyi ayırmadan hizmet edeceksiniz. Bu şekilde de beş yıla yakındır hizmet ettiğimizi düşünüyoruz” dedi.

2019 yılında seçimlere vaatlerde bulunarak girdiklerini kaydeden Yavaş, 31 Mart 2024 tarihinde yapılması beklenen yerel seçimlere icraatlarını anlatarak gireceklerine dikkat çekerek, “Belediyeciliğe farklı bir bakış getirdiğimizi düşünüyoruz. Ankara halkının önüne çıkıp yaptığımız hizmetleri beğeniyorsanız eğer bize oy verin diyeceksiniz. Bunu da yaparken şu seçmen bu seçmen diye ayırmadan 4 milyon 200 bin seçmene hizmet ettiysek şimdi de hepsinden oy istiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

İBB Başkanı İmamoğlu ise, açıklamasının devamında, “Açıkçası dünkü yapılan tariften de müzakerenin kapanmadığını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Bunu zamanla göreceklerini söyleyen İmamoğlu, en önemli unsurun toplumsal ittifak olduğunu ve özellikle muhalefet tabanının güçlü bir ittifak modeliyle sonuca kavuşabileceğini bilen biri olduğunu aktardı.

İmamoğlu, bunu özenli bir şekilde İstanbul’da yaşadıklarını ve yaşattıklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Başta Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti ittifakının yanı sıra güçlü bir ‘İstanbul İttifakı’nın tesisiyle, bambaşka bir demokrasi mücadelesi verildi ve kazanıldı. Yine büyük bir demokrasi mücadelesinin verilmesi ve kazanılması hususunda diyalog çerçevesini en yüksek seviyede tutan, toplumsal katmanlarını en iyi şekilde analiz eden ve bu görüşmeleri titiz bir biçimde, İstanbul ve Türkiye için en doğru demokrasi yolculuğunu tarifleme adına yapmaya hazır, gayretli bir ekibiz.”

Sürece böyle baktıklarını ve bunu da başaracaklarını düşündüklerini dile getiren Ekrem İmamoğlu, “Bu anlamda yine en güçlü şekliyle Sayın Akşener, İYİ Parti, İYİ Parti yöneticileriyle müzakerenin, diyaloğun çok sağlıklı bir şekilde yürütülebileceğini, yönetilebileceğini düşünüyorum. Elbette bunun karşılıklı gerekleri var. Zaman gösterecek.” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Muhalefet Kulisleri: İYİ Parti Kapıyı Kapattı Ama Kilitlemedi

İYİ Parti Genel İdare Kurulu’nda alınan kararla 2024 seçimleri için ittifak siyasetine kapı kapatılmasına rağmen muhalefet kulislerinde halen “İstanbul, Ankara gibi bazı kritik şehirler için farklı tutumlar alınabilir mi” diye sorulmaya devam ediliyor.

İYİ Partili birçok isim 2019 yerel seçim sürecindeki iş birliğinin bir benzerinin kesinlikle olmayacağını söylerken sadece şöyle bir esneme payı bırakılıyor: Kapı kapandı ama kilitlenmedi.

“Kapının kilitlenmemesi” CHP genel merkez yönetimi ya da belediye başkan adayları üzerinden iş birliği arayışının ilerleyen süreçte gündeme gelebileceğine dair bir değerlendirme. Ancak bu durumda da İYİ Parti’nin adayları belirlenip ilan edilmiş olacağı için söz konusu girişimlerden sonuç alınabilmesi için ‘büyük fedakarlıklar’ yapılması gerekeceğine dikkat çekiliyor.

İYİ Parti’den beklenen yerel seçim açıklaması geldi. Partinin kurultaydan sonra en üst karar organı Genel İdare Kurulu’nun (GİK) yaklaşık 4 saat süren toplantısında 81 il ve tüm ilçelerde aday çıkarma kararı alındı.

Adaylar teşkilatların görüşlerinin yanı sıra, her seçim çevresinde aday adaylarına yönelik halkın eğilim ve tercihleri dikkate alınarak tespit edilecek. Sürecin yönetiminde İYİ Parti Başkanlık Divanı yetkili olacak.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu kararın oy çokluğuyla alındığını söyledi. Edinilen bilgiye göre toplantıda yapılan 4 itiraz kararın içeriğine tamamen karşı çıkışı içermiyor. Partililer 2019 yerel seçimlerinde olduğu gibi ülke genelinde iş birliği yapılmaması gerektiği konusunda hemfikir. Ama bazı kentler için tüm olasılıkların değerlendirilmesi gerektiğini dile getirenler olsa da bu görüş karşılık bulmamış görünüyor.

Toplantıya katılan GİK üyeleri ülkeyi yönetmeye aday bir siyasi partinin yerel seçimlerde kendi adayları ile seçimlere girme kararının çok doğal olduğuna dikkat çekiyor. 2019 yerel seçimlerinde muhalefetin iş birliği sonucunda kazanılan İstanbul ve Ankara gibi bazı büyükşehirlerde de aday çıkarmayla ilgili şu an için bir esneklik olmadığı kaydediliyor.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın haberine göre; İcracı bir makam olan belediye başkanlığında yürütülen görevin bayrak yarışı olduğunu kaydeden bir GİK Üyesi, “Biz bir siyasi partiyiz. Başka partilerden teklif bekleyerek yol alamayız. İYİ Parti’nin mottosu ‘kazanacak aday’ oldu.

Bundan vazgeçmiş değiliz. İllerde, ilçelerde aday adaylarımızla ilgili kamuoyu araştırmaları yapacağız, teşkilatların da görüşlerini alıp en son genel merkezde karar alacağız. En nitelikli adayları bulup çıkaracağız. İmamoğlu ve Yavaş başarısız demiyoruz ama bu bir bayrak yarışı. Neden bizim belirleyeceğimiz adaylar kazanıp yönetmesin” diyor.

CHP-İYİ Parti 2019 yerel seçimlerinde 51 ilde iş birliği yapmıştı. Ancak dün gerçekleşen Genel İdare Kurulu’nda alınan karar ile 2024 seçimleri için ittifak siyasetine tamamen kapı kapatılmış oldu.

Bu karara rağmen muhalefet kulislerinde halen “İstanbul, Ankara gibi bazı kritik şehirler için farklı tutumlar alınabilir mi” diye sorulmaya devam ediliyor. İYİ Partili birçok isim 2019 yerel seçim sürecindeki iş birliğinin bir benzerinin kesinlikle olmayacağını söylerken sadece şöyle bir esneme payı bırakılıyor: Kapı kapandı ama kilitlenmedi.

“Kapının kilitlenmemesi” CHP genel merkez yönetimi ya da belediye başkan adayları üzerinden iş birliği arayışının ilerleyen süreçte gündeme gelebileceğine dair bir değerlendirme. Ancak bu durumda da İYİ Parti’nin adayları belirlenip ilan edilmiş olacağı için söz konusu girişimlerden sonuç alınabilmesi için ‘büyük fedakarlıklar’ yapılması gerekeceğine dikkat çekiliyor.

İYİ Parti’nin son iki haftadır konuşulan yerel seçim stratejisi ile ilgili CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak son MYK toplantısı sonrası “İş birliklerine kapalı olmadığımızı ifade ettik. Ama bizim dışımızdaki bir parti ‘Ben kendi adaylarımı göstereceğim’ diyorsa, bize de ‘yolunuz açık olsun demek’ düşer” demişti. Kararın kesinleşmenin ardından CHP’den resmi bir açıklama gelmezken birçok genel merkez yöneticisi de değerlendirme yapmak istemedi.

CHP’de seçim sonrası başlayan iç tartışmada değişim iradesinden yana tutum alan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’ın değerlendirmesi ise “Yorum yapmak için çok erken. Yerel seçimlere daha 6.5 ay var” oldu.

İYİ Parti’nin 81 ilde aday çıkarmayla ilgili açıklamasında “aday belirlerken kamuoyu araştırmalarına ve teşkilatların görüşlerine başvurulacağı” vurgusuna dikkat çeken Günaydın bunların İYİ Parti’yi doğru karara yöneltebileceğini kaydediyor.

Her partinin kendi adayları ile seçim yarışına girmesinin doğal bir hak olduğunu ancak alınan kararların rasyonellikten de uzak olmaması gerektiğini belirten Günaydın, “İYİ Parti’nin elbette tek başına gireceği yerler olacaktır. Ama seçimler yaklaştıkça farklı politikalar da geliştirilecektir. Yereller, kamuoyu araştırmaları gerekli doneleri sunacaktır” diyor.

Yerel seçimlere yaklaşık 6 ay gibi uzun bir zamanın olması, CHP’nin kurultay süreci gibi gelişmeler dikkate alındığında muhalefetin iş birliği tartışmaları daha birçok gelişmeye sahne olacak görünüyor.

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu Duyurdu: Özgür Özel Adaylığını Açıklayacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Grup Başkanı Özgür Özel’in yarın adaylığını açıklamasının beklendiği sorusuna, “Gayet güzel arkadaşlar. Burası CHP’dir, diğer partiler gibi değildir. CHP’de her üyenin genel başkan olma hakkı vardır” şeklinde yanıtı verdi.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, “Bütün kurultaylarımızda, benden önceki kurultaylar da dahil çok sayıda genel başkan adayı çıkmıştır” diyen Kılıçdaroğlu, “Demokratik yollarla adaylıklarını ilan ettiler. Adaylıklarını ilan etmeleri için biz genel merkezimizde gerekli yerleri tahsis ederiz. Her türlü ikramı sağlarız, bunlar çıkarlar adaylıklarını ilan ederler.

Özgür Bey yarın adaylığını ilan edecek. Bir başka arkadaşımız İstanbul’dan mektup yazmış ‘genel merkezde adaylığımı ilan edebilir miyim’ diye. Hemen yanıt verdik genel merkezde adaylığınızı ilan edebilirsiniz diye. CHP demek demokrasi demektir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin yerel seçimlere 81 ilde kendi adayları ile gireceği açıklaması konusunda ise Kılıçdaroğlu, “Bir siyasi partinin aldığı kararı saygı ile karşılayacağız. Seçimden sonra, kurduğumuz ittifak zaten bitti” ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ziyaret sonrası açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Kendisi hakkında 7 Mart 2024 tarihinde “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla görülecek olan davada savcının hapis ve siyasi yasak istediğini hatırlatılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beni tanımıyorlar. Zannediyorlar ki biz bir dava açarız, Kemal Kılıçdaroğlu korkar ve susar. Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur. Ama onların verilecek çok hesabı olduğu için susturmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Cesaretleri varsa, yürekleri varsa olayı getirirler TBMM’de yeniden tartışırız. 17-25’in ne olduğunu, devletin nasıl soyulduğunu, birilerinin paraları nasıl götürdüğünü… Bu adamlarda ahlak ve erdem yok ya.”

Kılıçdaroğlu, İYİ Parti’nin 81 ilde aday çıkarma kararına ilişkin gelen bir soruya da, “Bir siyasi partinin aldığı kararı saygıyla karşılayacağız. Bir siyasi parti diyor ki ‘Biz bağımsız olarak seçimlere gireceğiz.’ Saygıyla karşılayacağız. Seçimden sonra kurduğumuz ittifak zaten bitti. Daha önce de söyledik. İttifak seçim dönemlerinde olur. Daha önce ittifakın uzun dönemli olmasının sebebi neydi, iktidara geldiğimizde neler yapacağımız konusunda ortak mutabakat metnini hazırlamaktı. Onu yaptık” şeklinde yanıt verdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Özel’in adaylığı konusunda, “CHP diğer partiler gibi değildir. Herkesin aday olma hakı vardır. Yarın Özgür Bey adaylığını ilan edecek. Bir arkadaşımız İstanbul’dan mektup yazmış. Ben de adaylığımı genel merkezde ilan edebilir miyim diye. Tabii dedik” diye konuştu. Özgür Özel’in yarın CHP Genel Merkezi’nde düzenleyeceği basın toplantısıyla adaylık kararını açıklaması bekleniyor.

Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen’in yeğeni Prof. Dr. Örsan K. Öymen’in de genel başkanlık yarışına katılacağı iddia edildi. Gazeteci Fatih Altaylı, kendi Youtube kanalında çektiği videoda, CHP’de Cuma günü bir adayın daha çıkacağını söylerken sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “CHP’de yeni ve gerçek bir değişim için başlatılan bir hareket var ve adayları olarak Prof. Örsan Öymen’i belirlediler” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısıya yanıt veren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız. Önce şunu söyleyecekler; Seçim meydanlarında söylediğiniz yalanlar için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür diliyoruz., mülakat konusunda ‘Biz özür diliyoruz. Montaj videolar yaptık, özür diliyoruz. Bu özürlerimizi kabul ederseniz buyurun gelin anayasa yapalım?

Paylaşın

Ömer Çelik’ten Erdoğan’ı Eleştiren Kılıçdaroğlu’na Tepki

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesinde startı verilen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru’na Türkiye’nin alınmamasını ‘Utanç’ sözleriyle eleştiren Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdi:

Haber Merkezi / “Cumhurbaşkanımızın küresel sistem içindeki güçlü ve kararlı çizgisi, Kılıçdaroğlu’nun asla anlayamacağı bir boyuttadır. Zaten küresel sistemin bütün aktörleri Cumhurbaşkanımızın kararlı ve vizyoner bir dış politika çizgisi izlediğini yakinen bildiği gibi dostlarımız bu duruşuna saygı duyduklarını da açıkça ifade etmektedirler.”

Çelik, açıklamasının devamında, “Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye’siz masa kurulduğunu” söylemesi ise masa denilince sadece 7’li masayı anlayan birisi için büyük bir iddiadır! Cumhurbaşkanımız ise küresel ve bölgesel olaylarda “Türkiye’siz masa kurulamaz” dediğinde bunu defalarca ispat etmiştir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesinde startı verilen Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru’na Türkiye’nin alınmamasını ‘Utanç’ sözleriyle eleştiren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Çelik şu ifadeleri kullandı:

“Sn Kemal Kılıçdaroğlu yine cehalet dolu cümlelerle Sn Cumhurbaşkanımıza saldırmış. Her zaman olduğu gibi eline tutuşturulan bir metni yayınlayarak G20 Zirvesi hakkında açıklamalarda bulunmuş. Hiç anlamadığı konularda yaptığı açıklamalarına bir yenisini eklemiş.

Öncelikle Sn Kılıçdaroğlu, hayatında Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini korumak adına bugüne dek hiçbir uluslararası müzakereye liderlik etmiş değildir… Bu noktada G20 zirvesi ve uluslararası gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamalar en temel dış politika gelişmeleri hakkında hiç bilgisi olmadığını bir kez daha göstermiştir…

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanımıza yönelik “Erdoğan küresel güçlere boyun eğmiştir” demiş. Cumhurbaşkanımızın küresel sistem içindeki güçlü ve kararlı çizgisi, Kılıçdaroğlu’nun asla anlayamacağı bir boyuttadır. Zaten küresel sistemin bütün aktörleri Cumhurbaşkanımızın kararlı ve vizyoner bir dış politika çizgisi izlediğini yakinen bildiği gibi dostlarımız bu duruşuna saygı duyduklarını da açıkça ifade etmektedirler.

Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye’siz masa kurulduğunu” söylemesi ise masa denilince sadece 7’li masayı anlayan birisi için büyük bir iddiadır! Cumhurbaşkanımız ise küresel ve bölgesel olaylarda “Türkiye’siz masa kurulamaz” dediğinde bunu defalarca ispat etmiştir.

Seçim kampanyası boyunca terör örgütlerinin destek propagandasına sessiz kalan ve boyun eğen, dahası sınır ötesi tezkereye hayır diyen Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü milli dış politika hakkında konuşması abestir! Sn Kılıçdaroğlu’nun öncelikle terörle mücadeleden Mavi Vatan’a, Karabağ ve Suriye’den Libya’ya kadar bir dizi konuda dersini çalışması, sınavını vermesi gerekmektedir. Kılıçdaroğlu’nun G20’yi değerlendirebilmesi için katetmesi gereken çok mesafe vardır.

Kemal Kılıçdaroğlu ne demişti?

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu şunları söylemişti: “Erdoğan, katıldığı G20 Zirvesinde egemen güçlere boyun eğmiş, Türkiye’nin dışlanmasına göz yummuş, tarihi bir skandala imza atmıştır.

Önce malum konuyla başlayayım. 2015 yılından bu yana ‘ülkeler arasında kalıcı düşmanlık olmaz, bölgenin iki önemli aktörü olan Türkiye ve Mısır bir araya gelmelidir’ dediğimiz için bizi ‘darbecilik’ ile suçlayan Erdoğan, egemen güçlerin baskısıyla, Sisi’nin dizinin dibine oturdu.

Ama içeride kaplan kesilip dışarıda süt dökmüş kediye dönen Erdoğan’ın, en utanç verici faaliyeti sadece bu değil…

G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır.

Mersin ve İskenderun gibi limanlara sahip bir ülkenin bu yeni hatta yer almaması, hem ticaret hem de itibar açısından büyük bir kayıptır. İtibarı lükste, şatafatta arayanlar; yaşadıkları olağanüstü lüks hayatı halka ‘itibar’ diye satanlar, itibarımızı yerle bir etmiştir. Şu fotoğrafta Türkiye’nin olmamasının hiçbir izahı yoktur.

Siz o zirveye Katar Emiri’nin ‘hediye(!)’ uçağıyla katılırsanız, malvarlığınızın hesabını veremezseniz, egemen güçler azarlayınca her siyah dediğinize beyaz derseniz, sizi böyle rezil ederler.

Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına ‘Türkiyesiz bir koridor olmaz’ diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? ‘Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz’ dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…”

Paylaşın

Kemal Kılıçdaroğlu Hakkında “Siyasi Yasak” Talep Edildi

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu için milletvekilliği dokunulmazlığı bulunmayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2 yıl 4 aya kadar hapis talebiyle yargılanacak. Kılıçdaroğlu, hakkında siyasi yasak da isteniyor.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma:

“17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin. TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arası hapis istemiyle “kamu görevlisine alenen hakaret” suçlamasıyla dava açıldı. Davanın ilk duruşması 7 Mart 2024’te İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu’nun yazısına göre, Kılıçdaroğlu’na 11 Eylül’de tebligat gönderildi. Kılıçdaroğlu son seçimde Cumhurbaşkanı adayıydı, milletvekili olmadığı için dokunulmazlığı bulunmuyor.

Tarihte ilk kez bir CHP Genel Başkanının sanık olarak tebligatla mahkemeye çağrıldığını yazan Terkoğlu, iddianame kapsamında Kılıçdaroğlu için siyasi yasak* da istendiğini aktardı.

Yargılama nedeni, 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısında yaptığı şu konuşma: 17 ve 25 Aralık’ta Cumhuriyet tarihimizin en büyük yolsuzluğu oldu, gerçekleşti. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk. Sonunda bir soruşturma komisyonu kuruldu. TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek mahkemeye başvuruyor. Diyor ki, komisyonla ilgili olarak yayın yasağı getirin.

TBMM’de kurulan komisyonla ilgili yayın yasağı getirin, diyor. Ve mahkemeden karar çıkarıyor. Ne zamandan beri TBMM hırsızların hamisi konumuna geldi Sayın Cemil Çiçek, bunu bir açıklar mısın? Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu mudur? Senin görevin başka bir şey. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarını korumaktır. Yayın yasağı getirerek kimlere arka çıkıyorsun sen?”

Konuşmada geçen “hırsız” ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar dilekçe vererek şikâyetçi oldu, Kılıçdaroğlu hakkında 31 Ekim 2016 tarihinde iddianame hazırlandı. Dokunulmazlığı kalkınca da kamu davası açıldı.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Terkoğlu’na yaptığı açıklamada davayı şöyle değerlendirdi: “Dava açıldığı bilgisini genel başkana arz ettiğim sırada mutlu olduğuna tanık oldum. Davaya konu olan olguların tamamının ispatlanması talimatını verdi. İspat hakkı, Türk Ceza Kanunu’nun ve anayasanın verdiği bir hak. Yolsuzluk eleştirilerinin haklı dayanaklarını delil olarak mahkemeye sunacağız, 17-25 Aralık sürecindeki tapelerle ilgili bilirkişi incelemesi talebimiz var.

Zaten eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın da ispat hususuna karşı çıkmayacağı dava dosyasında beyan olarak var. Dolayısıyla mahkemenin delilleri toplayacak olması, ses kayıtları hakkında bilirkişi incelemesi yapmak zorunda olması bizi mutlu etti. Bu dava yoluyla, 17-25 Aralık dönemindeki tüm yolsuzlukları ispat etme şansına sahip olacağız.”

Siyasi yasak hakkında

Türk Ceza Kanunu’nun “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı 53. Maddesi:

(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;

a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun bırakılır.

Paylaşın

İYİ Parti’nin “Yerel Seçimler” Kararı Belli Oldu: Kendi Adaylarını Çıkaracak

Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, yerel seçimlerde partisinin 81 ilde aday çıkaracağını söyledi.

İYİ Parti Genel Başkan Meral Akşener, gazeteci Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamada, Genel İdare Kurulu’ndan çıkacak kararın kesin olduğunu söylemişti.

İYİ Parti Genel İdare Kurulu, (GİK) partinin yerel seçimlerde kendi adaylarını çıkarması kararını tartışmak üzere toplandı. 3 saat süren toplantı sonrası kameraların karşısına geçen Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, GİK’ten çıkan karar metnini okudu. Metinde şu ifadeler kullanıldı:

“31 Mart 2024 tarihinde gerçekleşecek olan yerel seçimlerde Türkiye genelinde 81 il ve ilçelerde partimizin kendi adaylarının teşkilatlarımızın görüşlerinin yanı sıra her seçim çevresinde aday adaylarımıza yönelik halkın eğilim ve tercihlerinin dikkate alınarak tespit edilmesine karar verilmiş olup sürecin yönetiminde parti başkanlık divanımız yetkilendirilmiştir.”

“İYİ Parti yerel seçimlerin parlayan yıldızı olacak”

İstanbul ve Ankara’da CHP’nin adaylarının desteklenip desteklenmeyeceğine ilişkin soruya Zorlu, “Metni okumak istedim. Bu metni birlikte oluşturduk. Farklı açılardan değerlendirmeler oldu ama bahsettiğiniz tüm kişi ve tartışmalardan azade bir şekilde metni okuduğunuzda her şey çok net. İnşallah İYİ Parti yerel seçimlerin parlayan yıldızı olacak” cevabını verdi.

Kararın yüksek ölçüde oy çokluğu ile alındığını ifade erden Zorlu, “CHP’ye tüm kapılar kapandı mı?” sorusuna şu yanıtı verdi: Bu sorular Türk siyasetine ne kadar zorlu bir dönemeçten geçtiğimizin işareti. Biz bu ittifaklar mekanizmasıyla Türk milletinin kıskaç siyasetine alınmasına karşıyız. Biz bu yolculuğu onların desteğiyle yapacağımıza inanıyoruz. Şu anda odaklandığımız şey kendi adaylarımızı ülke genelinde belirleyerek milletimizin karşısına çıkabilmek.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a G20 Tepkisi: İçeride Aslan, Dışarıda Kedi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına ‘Türkiyesiz bir koridor olmaz’ diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın katıldığı G20 zirvesinde tarihi bir skandala imza attığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, katıldığı G20 Zirvesinde egemen güçlere boyun eğmiş, Türkiye’nin dışlanmasına göz yummuş, tarihi bir skandala imza atmıştır.

Önce malum konuyla başlayayım. 2015 yılından bu yana “ülkeler arasında kalıcı düşmanlık olmaz, bölgenin iki önemli aktörü olan Türkiye ve Mısır bir araya gelmelidir” dediğimiz için bizi “darbecilik” ile suçlayan Erdoğan, egemen güçlerin baskısıyla, Sisi’nin dizinin dibine oturdu.

Ama içeride kaplan kesilip dışarıda süt dökmüş kediye dönen Erdoğan’ın, en utanç verici faaliyeti sadece bu değil…

G20 Zirvesinde, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomi Koridoru oluşturuldu. Bu yeni hat, G20 ülkelerinin içinde belki de en stratejik konuma sahip olan Türkiye’yi kapsamıyor. Bu tarihi bir yok sayılmadır, utançtır.

Mersin ve İskenderun gibi limanlara sahip bir ülkenin bu yeni hatta yer almaması, hem ticaret hem de itibar açısından büyük bir kayıptır. İtibarı lükste, şatafatta arayanlar; yaşadıkları olağanüstü lüks hayatı halka “itibar” diye satanlar, itibarımızı yerle bir etmiştir. Şu fotoğrafta Türkiye’nin olmamasının hiçbir izahı yoktur.

Siz o zirveye Katar Emiri’nin “hediye(!)” uçağıyla katılırsanız, malvarlığınızın hesabını veremezseniz, egemen güçler azarlayınca her siyah dediğinize beyaz derseniz, sizi böyle rezil ederler.

Erdoğan G20 sonrası uçağına aldığı medyasına “Türkiyesiz bir koridor olmaz” diye de caka satmış. Peki, bunu zirvede, yüzlerine söyledin mi? “Bölgede bizim olmadığımız bir masa kurulamaz” dedin mi? Elbette hayır. Çünkü içeride aslan, dışarıda kedi…

Bu yeni hat, basit bir mesele değildir. Ülkemizin geleceğini, büyümesini, kalkınmasını çok yakından ilgilendiriyor. Bu skandaldan dönülmesi için var gücümüzle çalışacağız.”

Paylaşın

YSP’li Oluç: Anayasaya Makyaj Yapmaya Alet Olmayacağız

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendiren YSP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “41 yıldır bu anayasanın zulmünü ve hukuksuzluklarını yaşıyoruz. Dün AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve yeni bir anayasa çağrısında bulundu. Bütün partilerle konuşacağız, dedi. Adalet Bakanı da benzer bir açıklama yaptı. Muhtemelen başka parti sözcüleri ve iktidar sözcüleri de bu açıklamaları yapacaktır. Şunu net olarak söyleyelim. Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birkaç maddesini değiştirmek için adım atılacaksa bu adımların hiçbirinin yanında olmayacağız. Çünkü daha fazla makyaja tahammülümüz yok. Ama gerçekten demokratik sivil bir anayasa yapılacaksa; hem Meclis çatısı altında hem de Meclis dışında toplumun farklı kesimlerinin, STK’ların, uzmanların ve halkın görüş ve önerileriyle iyi bir tartışma süreci yürütülecekse iktidarı ve muhalefetiyle o zaman bu çalışmaların ciddiye alınma ihtimali ortaya çıkar. Ama iktidar kendisine yarayacak yama faaliyetleri ve palyatif tedbirlerle yeni bir anayasa yapıyoruz havasına giriyorsa, biz böyle bir şeyden yana olmayacağız.”

Oluç, açıklamasının devamında, “Evrensel hukuk ilkelerine, hak ve özgürlüklere dayalı bir anayasaya sahip olmak için bir çaba olduğunu görmedik bugüne kadar maalesef. Böyle bir niyet varsa bizler bu tartışmanın değerlendirilmesi gerektiğini elbette ki düşünürüz. Ama ortamın değişmesi lazım. Ağzını açanın, sosyal medya paylaşımı yapanın tutuklandığı, ifade özgürlüğünün esamesinin bulunmadığı, HDP’ye yönelik kumpas davalarının sürdüğü, basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda demokratik ve özgürlükçü anayasa yapılmasının mümkün olmadığı açıktır. Yani ortam demokratikleşmeli ki demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın yapılma ortamı da ortaya çıkabilsin” ifadelerini kullandı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Oluç, şunları söyledi:

“Öncelikle Libya’da halkın yaşadığı çok acı bir felaket var, başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Libya halkının acılarını paylaşıyoruz. Yarın 14 Eylül, Madımak Katliamının davası var. 2005 yılında TCK’ya giren “insanlığa karşı suçlar” kapsamında değerlendirilseydi, zamanaşımı diye bir şey olmayacaktı. Fakat bir zamanaşımı kararıyla karşı karşıya kalınmış durumda. Davanın 29’uncu duruşmasında mahkeme, katliamın insanlığa karşı suç olduğu kanaatini ortadan kaldırdı. Adalet Bakanlığı da zamanaşımı tarihinin 2 Temmuz 2023’te dolacağını açıkladı.

Yarın eğer aksi bir karar alınmaz ise dava maalesef zamanaşımına uğratılmış olacak. Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Açıkça insanlığa karşı suç işlenmiştir Madımak Katliamında. İktidar bunu örtbas etmek için elinden geleni yapıyor. Ama ne yaparlarsa yapsınlar insanlığa karşı işlenen bu suçun sorumluluğundan kurtulamayacak bu suçu işleyenler. Bu kara leke tarihte hiçbir zaman silinmeyecek. Zamanaşımı kararının yanlış olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

“Seçim sonrası zam yağmuru devam ediyor”

Zamlarla ilgili konuşmadan uzun süredir geçemiyoruz. Eğer beklentiler doğrultusunda adım atılırsa bu akşam benzin fiyatlarına zam gelecek, dün gece motorine zam geldi. Vergi ve kur artışlarının ardından petrol fiyatlarındaki artış akaryakıta zam yağmuruna dönüşmüş durumda. Büyük ihtimalle benzinin litre fiyatına 1 lira 64 kuruş zam gelecek. Motorine de dün akşam zaten 2 lira 3 kuruş zam gelmişti. Bunun sonucunda benzinin litre fiyatı 40 liraya yaklaştı, motorinin litre fiyatı ise kimi yerlerde 40 lirayı geçti. Seçim sonrası zam yağmuru devam ediyor. 14 Mayıs’taki seçim öncesinde İstanbul’da benzinin litre fiyatı 19 lira 81 kuruştu bugün geldi 40 liraya.

Motorinin litre fiyatı 18 lira 58 kuruştu o da 40 lirayı aştı. Seçim sonrasında geçen 3,5 ayda zam oranı motorinde yüzde 105’i aştı, benzinde yüzde 95 oldu. Durum ortada. Bu enflasyon, bu zamlar en çok emekçiyi, memuru, işçiyi vuruyor. Asgari ücretin 2217 lirası eridi gitti. Durum bu. Temmuz’da 11 bin 402 lira olan asgari ücret, şimdi 9 bin 85 liraya gerilemiş oldu. Bunu bir kez daha vurgulayalım.

Zam fırtınası devam ediyor ve bu gidişle de devam edecek. Gıda fiyatlarındaki durum ortada. Türkiye’de 36 aydır kesintisiz bir şekilde gıda fiyatlarında artış yaşanıyor. Dünya Bankasının yayımladığı raporlara göre de Türkiye yıllık bazda en yüksek gıda enflasyonuna sahip 10’uncu ülke. OECD arasında ise 1. sırada yer alıyor. Şekere 4 ayda 11 kez zam yapıldı. Çaya son 3 aydır 4 kez zam yapıldı. Şeker fiyatlarında yüzde 46 artış oldu, çay fiyatlarında yüzde 90 artış oldu. Başka bir şeye herhalde çok fazla gerek yok. Bütün OECD verileri gösteriyor ki Türkiye geçim derdi çeken ülkeler arasında 1. sırada yer alıyor. Ailelerin yaklaşık yüzde 70’i geçim derdi yaşıyor.

Vatandaşların alım gücü her geçen gün eriyor. Zamlar devam ediyor. En ciddi sorunları yaşayanlar ise emekliler. Milyonlarca emekli asgari ücretin 11 bin 402 lira olduğu ve hiçbir şeye yetmediği bir ülkede 7 bin 500 lira maaş alıyor. Açlık sınırı Ağustos ayında, son verilere göre 15 bin liranın üstüne çıktı, yoksulluk sınırı 47 bin liraya dayandı. Ama emekliler 7 bin 500 lira maaş alıyor ve emeklilere hala yılbaşına kadar sabredin diyorlar. Emeklinin yıl sonuna kadar değil, sabahın akşamına kadar sabredecek gücü kalmadı. Emekliler için acilen Meclis açılır açılmaz kararlar alınmalı ve emekli maaşları artırılmalıdır.

Okullar açılalı iki gün oldu ve okul masrafları el yakıyor. Bütün veliler bunun farkında. Sözde ücretsiz eğitim deniliyor ama alakası yok. Çünkü velilerin hepsi biliyor ki okullara verilen bağışlar, kırtasiye masrafları aslında çocukların eğitim masraflarının son derece yüksek olduğunu hepimize gösteriyor. Servis ücretlerinde artış geçen yıla göre neredeyse 3 katına varmış vaziyette. Ailelerin artan eğitim masraflarını karşılamaları iyice zorlaştı. Hele hele bir ailede okuyan birkaç çocuk varsa aileler büyük sıkıntı çekiyor. Ekonomideki bu koşullar “Rasyonel ekonomi politikaları uygulayacağız” diyen Hazine ve Maliye Bakanı döneminde hafiflemiş değil tam tersine artmış vaziyette.

Hiçbir hedefi tutturamayan bir iktidar var ve bu iktidar memur maaşlarını hedef enflasyon ile belirleyeceğiz diyor. Olacak iş değil. Son 3-4 yıla baktığımızda bütçede hiçbir hedef tutmadı. Merkez Bankası ve Hazine verilerine baktığımızda hiçbir hedef tutmadı. Orta vadeli planlara baktığımızda hiçbir hedef tutmadı ve siz şimdi hedef enflasyona göre nasıl memurların ücretlerini belirleyeceksiniz. Hiç anlaşılır bir şey değil. Olacak olan belli. Hedef enflasyonu tutturamayan iktidarın ne yapacağı açık. Enflasyon altında kalan memur maaşları açığa çıkacak. Gerçekten ücretli çalışanlar, kamu emekçileri, işçiler, memurlar çok ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalacaklar.

Bakana söyleyelim; vergileri ve yeniden değerlendirme oranlarını da o zaman hedef enflasyona göre belirleyin, bu konuda adım atın bu kadar ciddi iseniz söylediklerinizde. Orta Vadeli Plan bile ortaya koyduğu vergilerle devletin kendi kurumları arasında uyum olmadığını gösterdi. Orta Vadeli Plandaki yıllık enflasyon hedefi ile 1,5 ay kadar önce Merkez Bankasının açıkladığı yıllık enflasyon beklentisi arasında 10 puan fark var. Devlet kurumları arasında bile bir uyum sağlanmış değil. Ekonomideki sıkıntılar devam ediyor ama iktidarın taktiğinin hepimiz farkındayız.

Yerel seçimlere giderken yıl başından itibaren muhtemelen göz boyamak için çeşitli maaş ve ücret artışı yapacaklar. Yapıldıktan iki ay sonra erimeye başlayan bu artışları yerel seçimlere kadar sağlayacaklar, yerel seçimlerden sonra da büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacağız. İktidar aklını başına toplamalı ve ekonomi tercihlerini emekçiden, kadından, esnaftan, ücretlilerden, emekliden, çiftçiden yana yapmalıdır. Ama iktidar kararlı bir şekilde ekonomi tercihlerini sermayeden ve kendisini destekleyen yandaşlardan yana kullanıyor.

Dün 12 Eylül’dü. 12 Eylül 1980’de gerçekleşen darbenin üzerinden 43 yıl geçti. O günlerde yaşananları hepimiz hatırlıyoruz. Yüz binlerce gözaltı, binlerce tutuklama, işkence, sürgün, idam, faili meçhul her türlü insanlık dışı muamelenin yapıldığı bir dönemdi. Her türlü hukuksuzluğun ve adaletsizliğin yapıldığı bir dönemdi. 12 Eylül’den sonra yapılan anayasanın 1982’de kabul edilmesinin üzerinden 41 yıl geçti.

12 Eylül Anayasasının yıllardan beri değiştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu anayasanın demokrasiyle, hukukla, adaletle, evrensel hak ve özgürlükle alakası olmadığını hep söyledik, söylemeye de devam edeceğiz. AKP, bu anayasada 12 kez değişiklik yaptı. 12 kez yama yaptı var olan anayasaya. Aslında her dönemde anayasanın değişmesi gerektiğini söylediler ve sadece yama yaparak günü atlatmaya çalıştılar. Bu demokratik olmayan darbe anayasasından kurtulma imkanını bu toplum bulamadı.

“Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız”

41 yıldır bu anayasanın zulmünü ve hukuksuzluklarını yaşıyoruz. Dün AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve yeni bir anayasa çağrısında bulundu. Bütün partilerle konuşacağız, dedi. Adalet Bakanı da benzer bir açıklama yaptı. Muhtemelen başka parti sözcüleri ve iktidar sözcüleri de bu açıklamaları yapacaktır. Şunu net olarak söyleyelim. Anayasaya makyaj yapmaya biz asla alet olmayacağız.

Birkaç maddesini değiştirmek için adım atılacaksa bu adımların hiçbirinin yanında olmayacağız. Çünkü daha fazla makyaja tahammülümüz yok. Ama gerçekten demokratik sivil bir anayasa yapılacaksa; hem Meclis çatısı altında hem de Meclis dışında toplumun farklı kesimlerinin, STK’ların, uzmanların ve halkın görüş ve önerileriyle iyi bir tartışma süreci yürütülecekse iktidarı ve muhalefetiyle o zaman bu çalışmaların ciddiye alınma ihtimali ortaya çıkar. Ama iktidar kendisine yarayacak yama faaliyetleri ve palyatif tedbirlerle yeni bir anayasa yapıyoruz havasına giriyorsa, biz böyle bir şeyden yana olmayacağız.

Evrensel hukuk ilkelerine, hak ve özgürlüklere dayalı bir anayasaya sahip olmak için bir çaba olduğunu görmedik bugüne kadar maalesef. Böyle bir niyet varsa bizler bu tartışmanın değerlendirilmesi gerektiğini elbette ki düşünürüz. Ama ortamın değişmesi lazım. Ağzını açanın, sosyal medya paylaşımı yapanın tutuklandığı, ifade özgürlüğünün esamesinin bulunmadığı, HDP’ye yönelik kumpas davalarının sürdüğü, basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda demokratik ve özgürlükçü anayasa yapılmasının mümkün olmadığı açıktır. Yani ortam demokratikleşmeli ki demokratik ve özgürlükçü bir anayasanın yapılma ortamı da ortaya çıkabilsin.

Biliyorsunuz ki 14-28 Mayıs seçimlerinden sonra partimiz bir muhasebe süreci başlattı. Bugüne kadar birçok toplantılar dizisi gerçekleştirdi. Dün de konferanslarımız sonuçlandı. Ekim ayında yapacağımız kongreye 1 ay zaman kaldı. Konferanslarımız, seçimlerin ardından yapılan yeniden yapılanma muhasebesinin sonuçlarını ortaya çıkardı. Bu süreçte bine yakın toplantı yaptık. Hem halk toplantıları hem il ve ilçe toplantıları oldu. Çalıştay ve atölyelerimiz oldu. Bölge konferanslarımız oldu. On binlerce insanın katıldığı bu toplantılar sürecinde ciddi bir muhasebe yapıldı. Konferanslarımızda alınan kararlarla birlikte bu süreci tamamlamış olduk. Bu sonuçları kongremize taşıyacağız. Kongrede bu kararlar kesinleşecek, hem partinin ismi hem tüzüğü hem de parti yönetimi değişecek.

Yeni bir başlangıcı Ekim’de yapacağımız kongreyle gerçekleştireceğiz. Bu konuda çok ders çıkardık. Bütün tartışmalardan, eleştirilerden hareketle bir özeleştiri süreci yaşadık. Hem örgütsel hem de politik açıdan eksik ve gediklerimizi çok yaygın olarak tartıştık ve sonuçlara vardık. Önemli görüyoruz. Belki de muhalefet partileri içinde bu süreci gerçekleştirmiş ve tamamlamış olan tek partiyiz. Ve yapılması gerekenleri de ortaya çıkaran tek partiyiz, bunu da vurgulayalım.

Eş Genel Başkanlarımız, yeni dönemde aday olmayacaklarını açıklayarak bu muhasebede kendilerine düşen payı söylemiş oldular. Çok teşekkür ediyoruz hem Pervin Buldan’a hem Mithat Sancar’a. Kendileri büyük fedakarlıklarla bu süreci sürdürdüler. Dönemin yöneticileri büyük bir fedakarlık ve kararlılıkla bu süreci sürdürdüler ve bu muhasebe sürecinde kendilerine düşen her şeyi yapmaya çaba sarf ettiler. Umuyorum kongremizi de iyi bir şekilde tamamlayıp yeni bir başlangıcı yapacağız. Demokrasi, özgürlük, adalet ve barış mücadelemize hem Meclis’te hem de Meclis dışında devam edeceğiz.”

“Demokratik, sivil ve özgürlükçü bir anayasa temel ihtiyaçtır”

Soru: Anayasadan bahsettiniz. Dün Erdoğan’ın açıklaması oldu, ‘Türkiye’nin zenginliğini ve çeşitliliğini yansıtan bir anayasa yapılacağını” söyledi. Bu konudaki tartışmaları ve söylemleri nasıl yorumluyorsunuz?

İkinci soru olarak Ayhan Bora Kaplan operasyonuyla ilgili ne söylersiniz? Verdiği ifadenin bir kısmı yansıdı. Bir suç örgütünden bahsediliyor ve bu suç örgütünün Emniyette ve yargıda ayakları olduğu söyleniyor. Bu isimlerin İçişleri Bakanına yakın olduğu söyleniyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

“Anayasa ile ilgili biraz önce görüşlerimizi dile getirdim. Demokratik, özgürlükçü ve sivil bir anayasanın büyük bir ihtiyaç olduğunu hep söyledik. 41 yıldır bir darbe anayasası ile yönetiliyor bu ülke. Dolayısıyla özgürlükçü sivil bir anayasa yapılacaksa bu yeni bir toplumsal sözleşme anlamına gelir. O zaman Türkiye’de yaşayan bütün farklılıkların, farklı anadillerin, kültürlerin, inançların özgür ve eşit olduğunu vurgulayan bir anayasa olmalı. Herkesin anadilinin, kimliğinin, inancının saygın olduğunu vurgulayan eşitlikçi bir anayasaya ihtiyaç var.

Elbette biz henüz bir taslakla karşı karşıya gelmedik. Bir taslak mı olacak çünkü iktidar kanadında farklı partiler var. Bu taslaklar ortaya çıktığında biz de görüşlerimizi söyleyeceğiz. Tartışmalar ve değerlendirmelere katılacağız. Cumhurbaşkanı demiş ki “Hiçbir muhalefet partisinin taslağı ortada yok”. Bizim taslağımız ortada ve bunu her an güncelleyerek ilerliyoruz. Hem dünyadaki hem de ülkedeki gelişmeleri değerlendiren güncellemeler yaparak ilerliyoruz. Eğer böyle bir tartışma gerçekten demokratik bir ortamda halkın katılımıyla gerçekleşirse bizler de taslağımızı ortaya koyacağız.

İkinci sorunuza gelince; özellikle İçişleri Bakanlığı ve Emniyet açısından, kara para aklanmasından mafyatik ilişkilere ve uyuşturucu ticaretine kadar Türkiye yakın tarihinin en şaibeli ve en kirli ilişkilere sahip olunan bir dönemdeyiz. Meclis’te yaptığımız tartışmalarda bunu açık bir şekilde dile getirdik. Baktığınızda tutanaklarda hepsini bulabilirsiniz. Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığınızda İçişleri Bakanlığı açısından en karanlık dönemin yaşandığı çok açıktır.

Ama buna ilişkin gerçekten makyaj tedbirler mi alınıyor, yoksa köklü düzenlemeler mi yapılıyor göreceğiz. Bizler de basında çıkan haberleri, kime nasıl operasyon yapılıyor okuyoruz. Zaten mafyatik ilişkileri bu kadar geniş şekilde kurmuş olan, mafya ve uyuşturucu tacirleriyle çok kalın bir fotoğraf albümü olan bir içişleri bakanlığından bahsettiğimiz için, hani böyle bir iki operasyon ile temizlenecek gibi bir durum görünmüyor. Bu iktidar içi ilişkilerin nasıl ilerleyeceğini, ne tür adımlar atılacağını yakından izliyoruz.”

Paylaşın

CHP İle İYİ Parti Arasında İttifak Polemiği: İmamoğlu’ndan Meral Akşener Yorumu

İYİ Parti Lideri Akşener’in İstanbul ve Ankara da aralarında olmak üzere “her ilde yerel seçime kendi adaylarımızla gireceğiz” şeklinde açıklaması üzerine konuşan İmamoğlu, “Sayın Akşener’in açıklamalarını ilgiyle, özenle takip ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin geleceğine dair, hele hele İstanbul’un geleceğine dair diyalogların kapalı olmayacağını düşünüyorum. Kapıları kapattığı düşüncenize katılmıyorum.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İstanbul ve Ankara da aralarında olmak üzere “her ilde yerel seçime kendi adaylarımızla gireceğiz” şeklinde açıklaması üzerine konuştu.

“Sayın Akşener’le seçimden sonra farklı konularda birkaç kez telefonda görüştük. Ama bu süreçlerle ilgili bir istişaremiz başlamadı. Bunun olması için siyasi olarak kendi içimizdeki süreçlerin olması değerlidir” diyen İmamoğlu, gazetecinin Akşener için “İttifaka kapıyı kapatmış görünüyor” demesi üzerine şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Akşener’in açıklamalarını ilgiyle, özenle takip ediyorum. Türkiye’nin geleceğine dair, hele hele İstanbul’un geleceğine dair diyalogların kapalı olmayacağını düşünüyorum. Kapıları kapattığı düşüncenize katılmıyorum.”

Kılıçdaroğlu, İmamoğlu’nun adaylığını duyurmuştu

Kılıçdaroğlu, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) adayının Ekrem İmamoğlu olduğunu açıklamıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’den İpek Özbey’in “İmamoğlu da adayınız mı, bunu aynı netlikte ne zaman söyleyeceksiniz?” sorusuna “Bir insan bir görevde başarılıysa, neden değiştirilsin? Elbette Ekrem İmamoğlu adayımızdır” yanıtını vermişti.

Paylaşın