Akşener’den AYM’ye Başvuru: 5 Milyon Lira Manevi Tazminat Talebi

İYİ Parti lideri Meral Akşener, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak, 5 milyon TL tazminat talep etti. Akşener’in başvuru gerekçesi ise, hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda kovuşturmaya yer olmadığı dair kararla sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlalleri.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, ihbarlar gerekçe gösterilerek başlatılan ve daha sonra PKK itirafçısı olduğu ortaya çıkan “gizli tanığın” ithamları üzerine yürütülen soruşturmaya Mayıs 2019’da gizlilik kararı verilmişti. Soruşturma, 22 Ağustos 2023 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştı.

Başvuru hakkında bilgi veren İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, tüm süreç boyunca medyadaki kimi haber ve yayınlarda dosya içeriğine ilişkin bilgilere yer verildiğini ve yorumlar yapıldığını, dört yılı erişim kısıtlı olarak yedi yıl süren soruşturma evresinde gerçekleşen tüm seçim süreçlerinde Meral Akşener ve İYİ Parti aleyhine iktidar partisi olan AK Parti ile Cumhur İttifakı’ndaki diğer siyasi partiler tarafından bu soruşturmanın bir siyasi silah ve politik malzeme olarak kullanıldığını dile getirdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ dair karar ile sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu ve 5 milyon TL manevi tazminat talep etti.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Başvuru hakkında bilgi veren İyi Parti Antalya Milletvekili aynı zamanda avukatı Uğur Poyraz, avukatlar tarafından “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ve siyasi saiklerle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin Anayasa kuralının ihlal edilmesinden dolayı Meral Akşener adına bireysel başvuruda bulunulduğunu söyledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin ardından isimsiz ihbarlar dikkate alınarak başlatılan ve sonradan PKK üyeliğinden yargılandığı ve itirafçı olduğu için hakkında beraat kararı verildiği ortaya çıkan bir “gizli tanığın” ithamlarına dayanılarak yürütülen soruşturmada, yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimi öncesi Mayıs 2019’da gizlilik kararı verilmiş ve soruşturma, 22 Ağustos 2023 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştı.

Soruşturma sürecini başından itibaren Meral Akşener’in avukatı olarak takip eden İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz konuya ilişkin açıklamasında, avukatlar tarafından yapılan bireysel başvuruda gizlilik kararı alındıktan sonra kısa bir süre içinde dosyaya ilişkin tüm bilgilere savcılık tarafından ulaşıldığını, yaklaşık son dört yıllık sürede dosyada hiçbir işlem yapılmadığını kaydetti. Poyraz, Akşener’in Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ihlal edildiğini belirtti.

Ayrıca hiçbir makul gerekçe olmaksızın 2019 yılında dosyaya ilişkin tüm bilgi ve belgelere erişilmiş olmasına rağmen dosyada verilen gizlilik kararından sonra esasa ilişkin hiçbir işlem yapılmadığını ekleyen Poyraz, tüm süreç boyunca medyadaki kimi haber ve yayınlarda dosya içeriğine ilişkin bilgilere yer verildiğini ve yorumlar yapıldığını, dört yılı erişim kısıtlı olarak yedi yıl süren soruşturma evresinde gerçekleşen tüm seçim süreçlerinde Meral Akşener ve İYİ Parti aleyhine iktidar partisi olan AK Parti ile Cumhur İttifakı’ndaki diğer siyasi partiler tarafından bu soruşturmanın bir siyasi silah ve politik malzeme olarak kullanıldığını dile getirdi.

Uğur Poyraz, 2023 yılında takipsizlik kararı verilmesine karşı dört yıl boyunca soruşturmanın gizlilik kararı altında devam ettiriliyor gibi gösterilmesinin siyasi saiklerle yapıldığına delil olduğundan bahisle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin düzenlemeye yer veren Anayasa’nın 14. maddesinin 2. fıkrasına da aykırı davranıldığını, avukatlar tarafından bireysel başvuruda bu madde yönünden de hak ihlali iddiasına yer verildiğini sözlerine ekledi.

Müvekkillerinin Anayasa’da düzenlenen haklarının ihlal edildiğinin tespitini talep eden Akşener’in avukatları ayrıca bu süreçte uğramış olduğu saldırılar sebebiyle 5 milyon lira manevi tazminat talebinde de bulundu. Bu tazminata hükmedilmesi durumunda tüm tutarın şehit ailelerine verileceği de dilekçede açıkça belirtildi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti, Ankara Ve İstanbul Adaylarını Sona Saklıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’nin Ankara ve İstanbul adaylarını sona saklandığı öne sürüldü. Adayları belirlemede son kararın ise Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtilirken, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; İYİ Parti’de, 2024 yerel seçimlerine “ittifaksız” girme ve 81 ilde aday çıkarma kararının ardından aday çalışmaları da hız kazandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Eskişehir’den yedek genel idare kurulu (GİK) üyesi Melih Aydın’ın adaylığını açıklamaya hazırlanıyor. Ancak Aydın’ın adaylığının resmi olarak kesinleşmesi beklenen Eskişehir programı, Akşener’in enfeksiyon geçirmesi nedeniyle ertelendi.

Belediye başkan adaylığına çok fazla talep olduğu belirtilirken, Ankara ve İstanbul adaylarının belirlenmesinin sona saklandığı ve buraların adaylarını belirlemede kararın Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul ve Ankara

Bazı parti kurmayları ise İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Ayrıca, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Partinin Beşiktaş adaylığı için Mustafa Sandal’a resmi olarak teklif götürme hazırlığında olduğu da kulislerda konuşulanlar arasında.

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken IMF Raporu: Kemer Sıkma Önlemleri İnsan Haklarını Baltalıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), dikkat çeken bir rapora imza attı. HRW’nin raporuna göre, Uluslararası Para Fonu (IMF) kredileriyle bağlantılı kemer sıkma önlemleri dünya genelinde insan haklarını aşındırıyor.

HRW’ye göre uluslararası finans kuruluşlarının, üye devletler kanalıyla da insan hakları yükümlülükleri bulunuyor. Bu nedenle Örgüt, IMF’nin kredi verirken, politikaların hayata geçirilmeden önce insan hakları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gibi daha sıkı tedbirler uygulaması gerektiğini vurguluyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; HRW, Mart 2020 ile Mart 2023 arasında Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından onaylanan 38 kredi programının, uygulandığı ülkelerde her sekiz kişiden birinin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını doğrudan etkileyerek eşitsizliğin artmasına yol açtığını belirtti.

Kemer sıkma önlemlerini şart koşan kredilerden yararlanan ülkelerde toplamda 1,1 milyar insan yaşıyor. HRW’ye göre IMF kredileri, ülkelerin sağlık ve eğitim gibi hayati hizmetlere yatırım yapmalarına yardımcı olmak için tasarlandı, ancak pratikte bunu imkansız kılan şartlarla birlikte veriliyorlar.

Bir IMF kredisinin temel koşullarından biri, vergi artışları ve kemer sıkma politikaları yoluyla kamu borçlarının azaltılması oluyor. IMF aynı zamanda ülkelerin bunu “sosyal harcamaları koruyarak” yapmaları konusunda ısrar ediyor ki bu da ülkelerin belirli sosyal programlara ve sosyal güvenlik ağlarına yaptıkları harcamaları ifade ediyor.

Kurum, ülkelerin sağlık, eğitim ve sosyal koruma programları gibi sosyal harcamalara ayırmaları gereken asgari miktarları belirleyerek sosyal harcama tabanları oluşturuyor. Ancak HRW, sosyal harcama tabanlarının kamu harcamalarındaki azalmanın olumsuz etkilerini dengeleme konusunda yeterince etkili olmadığını vurguladı.

HRW tarafından hazırlanan raporda Ürdün örneği özel olarak ele alınıyor. Ülke 2012’den bu yana IMS kredi programlarından yararlanırken, hem yoksulluk hem de borç hala yüksek düzeylerde.

Neden sadece teoride kalıyor?

HRW’ye göre IMF’nin kredi şartlarının pratikte işe yaramamasının en önemli nedenlerinden biri, IMF kredi programlarından önce var olan sorunların genellikle çok belirsiz bir şekilde değerlendirilmesi. Bu da krediden sonra ihtiyaç duyulan sosyal harcama artışının boyutunu bilmenin neredeyse imkansız olduğu anlamına geliyor ve temel insan haklarına erişimde bir kesintiye yol açıyor.

HRW’ye göre ikinci olarak, katsayılar genellikle hükümetlerin kamu harcamalarını azalttığında bireylerin kaybedeceklerini uygun şekilde telafi edemeyecek kadar geniş tanımlanıyor. HRW’de ekonomik adalet ve haklar konusunda kıdemli araştırmacısı olan Sarah Saadoun, Euronews’e Sri Lanka’da ev işçisi olarak haftanın yedi günü çalışarak günde 1 dolar kazanan bir kadının durumunu anlattı.

“Oradaki ekonomik krizin etkisi kadının kazancının yarı yarıya azalması anlamına geliyordu. Dahası, kamu harcamalarını azaltmak amacıyla hükümet elektrik sübvansiyonlarını kesti” diyen Saadoun “Bu kadın oğluyla birlikte annesinin yanına taşınmak zorunda kaldı, yani hayatta kalmak için tamamen akrabalarına ve işverenine bağımlı hale geldi,” ifadelerini kullandı.

Sri Lankalı ev işçisi, 1994 yılından bu yana ülkesinin sosyal koruma sisteminden yardım alıyordu, ancak söz konusu sistemi iyileştirmek amacıyla bu yardımlar kesildi. Yeni kurulan programa ise uygun olup olmadığını henüz öğrenemedi.

Kamu harcamalarındaki kesintilerin etkilerini hafifletmek için gereken kesin kriterlerin değerlendirilmesinin karmaşık olduğunu belirten Saadoun Sri Lankalı kadın örneğinin bu zorluğu ortaya koyduğunu, elektrik sübvansiyonlarının kesilmesinin birçok kişinin enerji için daha fazla harcama yapması gerektiği anlamına geldiğini vurguladı.

Normalde devletin bunu bir şekilde telafi etmesi gerekiyordu. Örneğin eğitime katkılar vererek oğlunun eğitimi için daha az ödeme yapmasını sağlamalı ya da sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürerek bu alandaki maliyetleri düşürmeliydi. Ancak bu durum 1,1 milyar insana yayıldığında, kamu harcamalarındaki kesintilerin etkisinin ve her bir birey üzerindeki sonuçlarının nasıl hafifletileceğinin değerlendirilmesi neredeyse imkansız hale geliyor.

Paylaşın

İYİ Parti’den İktidara “Sığınmacı” Uyarısı

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çeken İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, “Ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır” dedi ve ekledi:

“Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.”

Kürşat Zorlu, açıklamasının devamında, “Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü ve Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bugün partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çekti. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Zorlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, ekonomik olarak adım adım bir darboğaza sürüklenirken huzur ve özgürlük alanları başta olmak üzere yaşam koşulları da giderek geriye gitmektedir. Bunlardan biri de geçtiğimiz hafta bazı sosyal medya haber sitesi yetkililerinin tutuklanmasıyla sonuçlanan keyfiliktir. Şu ana kadar bize ulaşan resmî bilgiler ve hukukçularımızın değerlendirmeleri çerçevesinde hem ifade özgürlüğünü hiçe sayan hem de ülkemizin en önemli problemlerinden biri olan sığınmacılar meselesini gözden kaçırmaya yönelik ciddi bir keyfilikle karşı karşıyayız.

Dosya içeriği incelendiğinde ortak özelliğinin sığınmacılar konusunda farklı haberlere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan bir kısmı zaten o dönemde emniyete intikal etmiş konular, bir kısmı ise diğer bazı sitelerin yaptığı paylaşımların tekrarına dayanıyor. Ama ilginç olan o ilk paylaşımın yapıldığı hesaplarla ilgili bir işlem yapılmıyor.

Üstelik savunma makamı bu bahsedilenler dışında başka bir isnat var ise onun da açıklanması gerektiğini resmi olarak ortaya koymasına rağmen başka bir iddianın da yer almadığı görülüyor. Bakın buradan seslenmek istiyoruz. Bu anlayışla ülkemize iyilik yapmıyorsunuz, aksine insanlarımızın tepkisini ve öfkesini daha da artıracak bir huzursuzluğa katkı sağlıyorsunuz. Yargıya ve medyaya olan güveni daha da aşağı çekiyorsunuz.

Oysa ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır. Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.

“Problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar”

Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez.”

Paylaşın

Yeşil Sol Parti’den İsim Değişikliği: Demokratik Halklar Partisi

Yeşil Sol Parti (YSP), 15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongreye isim değişikliğiyle gidiyor… Yeşil Sol Parti (YSP) MYK, partinin yeni ismini ‘Demokratik Halklar Partisi’ olarak belirledi.

Yeşil Sol Parti (YSP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı bugün gerçekleştiriliyor. Gündemde 15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongre, siyasi gelişmeler ve partideki isim değişikliği var.

ArtıTV’nin haberine göre, Yeşil Sol Parti’nin yeni ismi de belli oldu. Yeşil Sol Parti yoluna Demokratik Halklar Partisi olarak devam edecek.

Yeşil Sol Parti yönetimi, yaz başından bu yana, parti örgütleri ve bileşenlerden yeni isim önerilerini almıştı. İsim değişikliğinde, parti tabanından gelen, Kürt siyasi hareketinin temsil edildiği siyasi partilerle benzer bir isim değişikliğine gidilmesi talebi etkili olmuştu.

Anayasaya göre kapatılan siyasi partiler, aynı isimle yeniden faaliyet gösteremediği için, benzer isimler için öneriler alınmıştı. Edinilen bilgiye göre partiye en çok “Demokratik Halklar Partisi” önerisi geldi ve bu isim ağırlık kazanmıştı. İkinci alternatif olarak ise “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi” önerilmişti.

Ancak, yasal bir engel olmaması halinde Yeşil Sol Parti’nin yeni isminin Demokratik Halklar Partisi olması görüşü ağırlık kazanmıştı.

15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongrenin ardından ise hızla yerel seçim için hazırlıkların başlatılması planlanıyor. Bu kapsamda, 2024 yerel seçimlerine ilişkin politikaları belirlemek üzere Kasım ayı başında geniş katılımlı bir yerel yönetimler konferansı toplanması kararlaştırılmıştı.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Cumhur İttifakı’nda Denge Siyaseti İzlenecek

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça partilerin ve ittifakların seçim stratejileri de belli olmaya başladı. Cumhur İttifakı’nın bileşenleri AK Parti ve MHP’nin işbirliği yapacağı yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceğinin ip uçları kulislere yansıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 30 büyükşehirden bazılarında AK Parti’nin adayı desteklenecekse, o şehirlerin ilçe belediye başkanlıklarının güç dengesine göre bölüşülmesini talep ediyor.

AK Parti’nin, MHP ile Mart 2024’teki yerel seçimlerde yürütülecek işbirliğinde “2019 yılındaki işbirliğini ön plana çıkardığı” belirtiliyor. Ancak MHP kanadı, “Mart 2024’teki yürütülecek işbirliği koşullarının 2019 yılındaki koşullardan çok farklı olduğuna” işaret ediyor.

Yerel seçimlerdeki işbirliğinde bu kez “denge politikasının gözetilmesi gerektiğine” de işaret ediliyor. MHP kanadı, işbirliğinde sağlanacak dengedeki kastı “Ne eksik ne fazla. MHP’nin hakkı neyse o” sözleriyle açıklıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun aktardığına göre: AK Parti’nin 7 Ekim’deki olağanüstü kongresi öncesinde Cumhur İttifakı kanadı yerel seçimlerde yapılacak işbirliği için kolları sıvadı. AK Parti’nin, genel başkanvekili Efkan Ala başkanlığında heyet ile MHP’nin, Genel başkan yardımcıları Sadir Durmaz ve Feti Yıldız’dan oluşturduğu heyet, çalışmalarına da 7 Ekim’de başlayacak. Ancak her iki partinin heyetleri öncelikle kendi partilerinde bir çalışma yürütüyor.

AK Parti, daha önce yürüttüğü çalışmalarda özellikle 14 ve 28 Mayıs’taki seçimlerde hangi illerde, hangi nedenlerle oy kaybının yaşandığını masaya yatırmıştı. Aynı süreç MHP’de de işledi. MHP de belediye başkanlıklarının olduğu illerdeki oy durumunu ve diğer illerde ne kadar oy kaybının yaşandığı üzerinde çalıştı. AK Parti’nin, MHP ile Mart 2024’teki yerel seçimlerde yürütülecek işbirliğinde “2019 yılındaki işbirliğini ön plana çıkardığı” belirtiliyor.

Ancak MHP kanadı, “Mart 2024’teki yürütülecek işbirliği koşullarının 2019 yılındaki koşullardan çok farklı olduğuna” işaret ediyor. Buna göre MHP kanadı, 2019 yılı seçim döneminde Ankara ve İstanbul gibi iki metropol ilin o dönem “AK Parti’nin yönetiminde olduğuna” dikkat çekerek şimdi her iki belediye başkanlığının da “CHP yönetiminde olduğuna” dikkat çekiliyor.

O nedenle her iki parti arasında Mart 2024’teki seçimler için yapılacak işbirliğinin çok daha fazla önem taşıdığına vurgu yapılıyor.

Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, pek çok kez “2024’teki seçimlerde merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin uyum içinde olması gerektiği” vurgusunu yaptıklarına dikkat çekilirken “Ankara ve İstanbul başta olmak üzere pek çok büyükşehrin yönetimi Cumhur İttifakı’na geçmeli” değerlendirmeleri de yapılıyor. Ancak yerel seçimlerdeki işbirliğinde bu kez “denge politikasının gözetilmesi gerektiğine” de işaret ediliyor. MHP kanadı, işbirliğinde sağlanacak dengeki kastı “Ne eksik ne fazla. MHP’nin hakkı neyse o” sözleriyle açıklıyor.

AK Parti ve MHP’nin yürüteceği işbirliği ile ilgili örnekler  veriliyor. MHP’nin Ankara’da, Etimesgut, Gölbaşı ve Polatlı ilçe belediye başkanlıkları bulunuyor. 2024 yılındaki seçimlerde ise MHP, büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçe belediye başkanlıklarındaki sayıyı artırmayı hedefliyor. İşbirliği kapsamında AK Parti’nin, örneğin Ankara’da, Etimesgut, Gölbaşı ve Polatlı dışındaki bazı ilçe belediye başkanlıklarında da “MHP’nin adayına destek vereceği” konuşuluyor. Ankara’daki benzer durumun, diğer büyükşehir belediye başkanlıkları ve ilçelerinde de yaşanacağı ileri sürülüyor.

İllerde ise her iki partinin de “güç dengesine bakılacağı” konuşuluyor. MHP’nin İç Anadolu Bölgesi’ndeki illerdeki seçmen yapısının güçlü olduğu belirtiliyor.

“Tek bir adayla seçime girme”

AK Parti ve MHP, İç Anadolu Bölgesi’ndeki iller bazında da Kırşehir’i örnek gösteriyor. 2019 yılında Kırşehir’de hem AK Parti’nin hem de MHP’nin ayrı adaylarla seçime girdikleri ve her iki parti arasından “CHP’nin adayının seçimi göğüslediği” vurgulanırken, bu nedenle her iki partinin bu kez “ayrı ayrı adaylarla seçime girmek yerine tek bir adayla seçime gireceğinin” altı çiziliyor. Ancak Kırşehir gibi illerde bu kez “MHP’nin, AK Parti’den MHP’nin adayını desteklemesini isteyeceği” de konuşuluyor.

Paylaşın

Kişi Başına Düşen Doktor Sayısı: Türkiye Avrupa’da Son Sırada

2021 yılı verilerine göre Avrupa’da kişi başına düşen doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de 100 bin kişiye 218 doktor düşüyor. Zirvede ise 629 doktor ile Yunanistan var.

Diğer bazı ülkelerde 100 bin kişiye düşen doktor sayısı ise şöyle: Portekiz 562, Norveç 516, Almanya 453, İtalya 411, Hollanda 390, Belçika 325 ve Fransa 318.

Türkiye’de doktorlar başta olmak üzere sağlık görevlileri sık sık şiddet mağduru oluyor. Türkiye’den yurt dışına giden doktor sayısı da son yıllarda giderek artıyor. Türk doktorların ilk tercihi Almanya oluyor.

2021 yılı verilerine göre Türk vatandaşları senede ortalama 8 defa muayene olmak için doktora gidiyor. Türkiye bu alanda Avrupa ülkeleri içinde üst sıralarda yer alıyor.

Ülkedeki toplam hekim sayısı açısından Türkiye yine üst sıralarda yer almasına rağmen nüfus dikkate alındığında durum tam tersi. Kişi başına düşen doktor sayısı açısından Türkiye Avrupa’da son sırada yer alıyor.

Yıllık doktora gitme sayısı ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteriyor. AB İstatistik Ofisi Eurostat’ın açıkladığı 2021 yılı verilerine göre bu sayı 2 ile 11 arasında değişiyor.

İlk sırada 11 defa ile Slovakya bulunurken İsveç 2,3 defa ile son sırada. Türkiye’de ise bir kişi yılda ortalama 8 defa doktora gidiyor.

Türkiye bu alanda 29 Avrupa ülkesi içinde beşinci sırada yer alıyor. Almanya 9,6 kere ile ikinci olurken ardından Macaristan (9,4 defa) ve Hollanda (8,6 defa) geliyor. Bu sayı Fransa’da 5,5 olurken Yunanistan’da 2,7.

Öte yandan COVID-19 salgını döneminde muayene sayısında bir düşüş yaşandı. Salgın öncesi 2019 yılında Türkiye’de bir kişi senede ortalama 9,8 defa doktora gidiyordu. Bazı ülkelerde ise çok daha keskin düşüşler yaşandı. Örneğin İtalya’da 2019’da 10,4 olan muayene sayısı 2021’de 5,3’e düştü.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre muayene sayısında ülkeler arasında bu kadar fark olmasının çeşitli sebepleri olabilir. Bunların başında bazı ülkelerde hemşire ve diğer sağlık görevlilerin önemli rol üstlenmesi. İsveç ve Finlandiya buna bir örnek. Bu durum doktora ihtiyaç oranını düşürüyor.

Doktorların baktıkları hasta başına ücret aldıkları ülkelerde ise bu sayı daha yüksek. Buna örnek Slovakya ve Çekya.

Eurostat verilerine göre 2021 yılında Türkiye’de bulunan toplam hekim sayısı 183 bin 569 oldu. Zirvede ise 377 bin hekim ile Almanya yer alıyor. Türkiye doktor sayısında Almanya, İtalya (243 bin), Fransa (216 bin) ve İspanya’nın (213 bin) ardından beşinci sırada bulunuyor.

Türkiye Avrupa’da son sırada

Ülkelerin nüfusu birbirinden oldukça farklı. Bundan dolayı asıl olan kişi başına düşen doktor sayısı. 2021 yılı verilerine göre Avrupa’da kişi başına düşen doktor sayısının en düşük olduğu ülke Türkiye. Türkiye’de 100 bin kişiye 218 doktor düşüyor. Zirvede ise 629 doktor ile Yunanistan var.

Diğer bazı ülkelerde 100 bin kişiye düşen doktor sayısı ise şöyle: Portekiz 562, Norveç 516, Almanya 453, İtalya 411, Hollanda 390, Belçika 325 ve Fransa 318.

Türkiye’de doktorlar başta olmak üzere sağlık görevlileri sık sık şiddet mağduru oluyor. Türkiye’den yurt dışına giden doktor sayısı da son yıllarda giderek artıyor. Türk doktorların ilk tercihi Almanya oluyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’den “Sağ Destek” Eleştirisi

CHP Manisa İl Kongresi’nde konuşan genel başkan adayı Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özgür Özel, “Özgür biz sana inanıyor ve güveniyoruz, geç takımın başına” diyorsanız, ben bu takımı şampiyon yaparım” dedi. Seçimlerin ardından partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmende büyük bir duygusal kopuşa neden olduğunu kaydeden Özel, “Öyle bir şeyi görüyorum ki eğer biz sağlıklı bir itirazı, sağlıklı bir öz eleştiriyi, yeni bir yol yürüyüşü sağlamazsak, hep birlikte önümüzdeki yerel seçimlerde büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

CHP Grup Başkanı ve Genel Başkanı adayı Özgür Özel, partisinin Manisa İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

CHP’nin nasıl bir siyaset izlememesi gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunun yerine kendi pozisyonunu doğru tarif eden, doğru yerde duran ve kendinden emin olan, geri kalan bütün siyasetin ona göre şekilleneceği ilkeli, özgüvenli ve cesaretli bir siyaset için yola çıkmış durumdayız.”

“Bunu yaparken Türkiye’de bize dayatılan siyasete itiraz ediyoruz” diyen Özgür Özel, “Ne diyor? Recep Tayyip Erdoğan’ın meşhur anlayışı; kimlik siyaseti, dikine kesen siyaset; bir farklılığı bulalım, üzerinde tepinelim, bir tarafı şeytanlaştıralım, kendi arkamızı kalabalıklaştıralım. Bunun yerine enine kesen bir siyaset; AK Partili’nin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, HDP’linin de yoksuluna dokunan, işsizine dokunan, geleceğine kaygılı olanlarına dokunan ve hepsine dokunurken alt tarafı koruyan, alınterinden alınan vergi ile bir krema tabakasının sürekli mutlu olmasına itiraz eden, gerçek anlamda halkçı, sendikaların güçlenmesini savunan, sivil toplumla dayanışma içinde, meslek örgütünü güçlendiren ve meslek örgütünden, sendikadan, sol-sosyal demokratlardan güç alan ve kendini yeniden tarif eden bir anlayışla ‘Değişimin Yüzyılı, Yüzyılın Değişimi’ diyoruz.”

Bülent Ecevit’in adaylık sürecinin hatırlatan Özel, “11 yıldır Meclis’teyim evet, dur derseniz dururum ancak 1957’de milletvekili olan Ecevit’in 15 sene sonra 1972’de ortanın solu hareketini ete kemiğe büründürmesiyle 5 yıl süren bir tartışmayı bir noktaya getirmesiyle yola çıktığını bilelim” dedi.

”Siyaset söz ile yapılır”

“Bu partiye bir genel başkan gelecekse tombaladan çıkmayacak, meteorla düşmeyecek, laboratuvarda üretilmeyecek ancak sizin kefaletiniz, sizin yüreğiniz, sizin desteğinizle bu partinin bir evladı olacak” diyen Özel, şunları kaydetti:

“Siyaset söz ile yapılır. Söz ile yapılan her iş hataya açıktır. Siyasete girdiğim ilk günden bugüne kadar kalp kırmış mıyımdır? Kırmışımdır. Burada mahsur yok, gözün içine baka baka özür dilerim. Kırdığımdan, üzdüğümden, varsa hakkının yenmesine sebep olduğumdan bunlardan büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Beni çok kıran oldu, üzen oldu. Benden yana olan ne kadar hak varsa helal olsun. Bu salondan dışarıya hiçbir kırgınlık, küskünlük çıkarmıyorum. Size şunu soruyorum; üyelerimiz Atatürk’ün baba ocağının gerçek sahipleri, bu evladınıza ‘Özgür arkandayız’ diyorsanız ben yola çıkıyorum.”

Paylaşın

Davutoğlu: Ekonomik Krizin Arkasında Dış Mihrak Falan Yok

Partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuşan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Davutoğlu, konuşmasının devamında yerel seçimler ittifak ihtimaline ilişkin, “İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz… Bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç Kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuştu. ANKA’nın aktardığına göre Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:

“Bütün bunların arkasındaki faktör ne? Seçimden önce Türkiye’deki ekonomik krizlerin hepsine ne diyorlardı? ‘Türkiye yüzyılını engellemeye çalışan dış mihraklar’ diyorlardı. Ortada dış mihrak kaldı mı? Son bir dış mihrak kalmıştı İsrail Başbakanı Netanyahu. Yani Mavi Marmara’da 10 kardeşimizi şehit eden Netanyahu… Mescid-i Aksa’nın işgalci çizmesiyle çiğnenmesine teşvik eden Netanyahu’nun elini Sayın Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de, New York’ta sıktı. Hem de tebessüm ederek sıktı.

Kimdi dış mihrak? ABD Başkanı Biden’dı. G-20’de Biden’e ne kadar mesaj gittiğini tahmin edemezsiniz? Onunla da el sıkıştı… Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız.

Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Şimdi burada bakanların isimlerini sorsam, üç veya dört bakan biliriz değil mi? Ama size son dönemde kendisine operasyon yapılan, sosyal medyada birtakım ifşaatlarda bulunan ya da sokak ortalarında çatışan mafya liderlerini sayın desem bakanlardan daha çok isimler aklınıza gelir. Saymayayım isimlerini, reklamını yapmayayım bu çetelerin. 2016’da biz ayrıldığımızda tek bir çete var mıydı sokaklarda?

Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı bütün ekibiyle tasfiye ediliyor. Allah aşkına gören de der ki, ‘Herhalde bu parti iktidardan gitti yerine yeni bir Cumhurbaşkanı geldi.’ İçişleri Bakanı eski İçişleri Bakanı ile ilgili ne varsa tasfiye diyor. İyi yapıyor mu, yapıyor. Peki ama daha önce onlara kim izin verdi. Süleyman Soylu’yu bu ülkenin en güçlü adamı haline kim getirdi? Onun etrafında çeteleşmelere kim izin verdi?

Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasını iyi takip edin. Geçen dedi ki, ‘Mülakatı mülakat gibi yapacağız.’ Ne demek bu biliyor musunuz? Bir önceki bakan mülakatı mülakat gibi yapmamış demek ki. Torpillileri almış geri kalanı almamış.

Dünde dedi ki, ‘Kul hakkına girmeyeceğiz’ demek ki bir ilerleme var. Demek ki mülakatta birilerini eleyip kendi damadını yakınlarını çocuklarını kadroya almak kul hakkıymış öyle mi? Yeni mi öğrendin ey Bakan bunu, yeni mi öğrendin. Sen o bakanlıkta müsteşarlık yaptın. Hepiniz bu işin içindeydiniz. Neden bizim damatlarımız çocuklarımız kimse tarafından bilinmez de sizinkiler bütün hayat hikayeleriyle her an kamuoyundadır.

Liseli bir öğrencinin elindeki Atatürk fotoğrafıyla uygunsuz hareketlerine ilişkin ise Davutoğlu, “Türkiye’nin en seçkin kurumlarından birinde bir gencimiz bunu yapıyor. İktidarın iki şeyi sorması gerekir. Bu kurumlar bu hale nasıl düştü? Nasıl en seçkin öğrenci diye getirdiğimiz ve yeni bir nesil yetiştireceğiz dediğimiz yere bu geldi.

Çünkü Sayın Erdoğan bir toplantıda ‘Biz kindar nesil, kinine sahip çıkan nesil yetiştireceğiz’ demişti. Problem bu… Bizimle görüşmekten korkan İmam hatiplerle ilgili dernek yöneticilerinin, vakıf yöneticilerinin şimdi bir düşünmesi lazım. Neden bu çocuk tutuklandı da o çocuğu bu hale getiren sistem tartışılmıyor. Neden bu çocuk tutuklandı? Bir sebebi de ne biliyor musunuz? Çünkü aynı yaşta Cumhurbaşkanı’na hakaret eden çocuklar da tutuklandı. Biz bunları karşımıza alıp konuşacağız, eğiteceğiz.

Ben de bir eğitimciyim… Tek bir çocuğun kaybı insanlığın kaybıdır…. Birçok iktidara yakın isim benim bu mesajı göndermemden sonra doğrudan dolaylı mesaj gönderip teşekkür ettiler. Ama bana teşekkür edeceklerine şimdiye kadar görüşmekten korktukları eski başbakanım dedikleri birine teşekkür edeceklerine sayın Erdoğan’a ve bugün Milli Eğitim’i yönetenlere sorular sorsunlar. İktidara, sahiplerine soru sormaya cesareti olmayanların bize teşekkür etmeye hakları, yetkileri yoktur. O hale gelmiş olan bütün gençlerimiz için yüreğim yanıyor.

“Bütün partilere kapımız açık”

Biz iktidarı cezalandırmak, insanları cezalandırmak için siyaset yapmıyoruz. İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz. Karne bozulursa, sonuna kadar mücadele ederiz… Parti yönetimimizde aldığımız karar mucibince Türkiye’nin her yerinde ittifak ihtimalleri mahfuz tutulmak üzere kendi logomuzla seçime girmeye hazır hale geleceğiz. Ama bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz.”

Paylaşın

Cevdet Yılmaz’dan Dikkat Çeken “Enflasyon” Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Enflasyonun yönünü tekrar aşağı doğru çevirmesi ne zaman mümkün olacak?” sorusuna, “Şu anda bir geçiş sürecindeyiz, politikalarda birtakım güncellemeler oldu. Yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele de bu dönemin hakikaten en temel önceliklerinden bir tanesi. Geçici olarak enflasyonda bir yükseliş var bu geçiş döneminin şartlarından kaynaklanan” şeklinde cevap verdi ve ekledi:

“Kurda ciddi bir hareketlilik oldu biliyorsunuz. Maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Diğer taraftan enerji fiyatlarında dünyada beklentilerin aksine bir yükseliş gerçekleşti. O da doğrudan zaten biliyorsunuz etkiliyor birtakım kalemleri. Bunun dışında bütçe açığını aşağı çekebilmek için birtakım tedbirler aldık doğrusu onların da enflasyona geçici olarak olumsuz yansımaları da oldu. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Ama bir taraftan da güncellenmiş bir politikalar, kararlı uygulamalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız.

Dolayısıyla bir süre sonra bu geçici yükseliş yerini düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başlarında bu aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Çünkü bir baz etkisi oluştu. Bu temmuz, ağustosta ciddi bir yükseliş oldu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz doğrusu.”

Yılmaz, “Seneye bu vakitler kaç olur mesela enflasyon?” sorusuna, “Tam bu vakitleri söyleyemem ama ortalama bir hesabımız var yüzde 33 olarak ve bu da gerçekleştirilebilir bir rakam diye düşünüyorum.” karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kanal 7 canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çeşitli konularda makro tahminlerinizi, planlamalarınızı bütünlük içinde ortaya koyduğunuz doküman. Siyasi belirsizlikler ortadan kalktı. Biz OVP’de ne yapmış oldu. Siyasi istikrar ve güven iklimini teknik öngörülebilirliği sağlayarak desteklemiş olduk.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat katılması bu programa desteğini ortaya koyması çok önemli. Cumhurbaşkanımızın tam desteği önemliydi. Bu programı hazırlarken ilgili tüm kesimlerle istişare yaptık. İşçi kesimleri ile, iş dünyası ile, özel kesimden sendikalarla, finans kesimleriyle bütün kesimlerle istişareler yaptık.

Geçiş sürecindeyiz, politikalarda güncellemeler oldu, yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele bu dönemin en temel önceliklerinden bir tanesi. Şu an itibarıyla enflasyon bağlamında şunu ifade edebilirim. Geçici olarak enflasyonda yükseliş var. Kurda ciddi hareketlilik oldu, maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Enerji fiyatları kalemleri etkiliyor. Bütçe açığını aşağı çekebilmek için tedbirler aldık, bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Güncellenmiş politikalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız. Bir süre sonra geçici yükseliş yönünü düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başında aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Temmuz ağustosta baz etkisi oluştu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz.

Aylık bazda daha düşük temmuz ağustosa göre düşük bir rakam bekliyoruz. Yıllık bazda etkiyi daha çok 2024’ün ortalarına doğru görmüş olacağız. Baz etkisi dediğimiz bu yıl yaşanan artışın gelecek yıla farklı bir etkisi olacak. Gelecek yıl dezenflasyon sürecinin hızlandığını göreceğiz. Burada beklentileri kırmak çok önemli.

Son 3 aya baktığımız zaman cari açığımız olduğu halde rezervlerin artmaya başladığını görüyoruz. Geçen hafta itibarıyla 22 milyar dolar rezervlerde net artış oldu. Son 3 ayda 22 milyar dolar rezerv artışı gerçekleşti. Bu çok önemli bir rakam diye düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemde daha fazla kaynak girişi olacak. Cari açığımızı düşüreceğiz. Bunu çok rahat bir şekilde finansa edeceğiz bir taraftan rezervlerimizi artıracağız.  CDS’ler 400’ün altına gelmiş oldu. Risk algısı azalıyor. Şu anda algı belli bir seviyeye gelmiş durumda. Önümüzdeki dönemlerde daha da aşağılara doğru gittiğini göreceğiz.

Ciddi adımlar attık. EYT düzenlemesinden ücret artışlarına, asgari ücret düzenlemesine varıncaya kadar. Hakikaten güçlü sosyal politika izlediğimizi ifade edebilirim. Bu süreçte deprem yaşadık. Depreme rağmen EYT’de diğer politikalarda Türkiye devam etti.

Son dönemde 2023 yılında enflasyonun üstüne artışlar yaptık. Asgari ücrette, memur maaşlarında, emekli maaşlarında enflasyonun üzerinde artış yapıldı. Bir dönemde enflasyon artışın üstüne çıktıysa telafi edici mekanizmalarımız var. 6 ayda bir enflasyon verdiğimiz artışın üzerindeyse telafi ediyoruz. Önümüzdeki dönemde şöyle bir tablo var. Yılbaşından itibaren memurlarda seyyanen artış yapılmıştı. Yılbaşında enflasyon farkı oldukça yüksek olacak. Bu da memur emeklilerine yansıyacak. Geriye işçi ve Bağkur emeklilerimiz kalıyor. Orada da oransal artışlar, enflasyon farkı olacak. Memurunki biraz daha farklı, bu kesimlere dönük dengeleyici bir çalışmayı sürdürüyoruz.

En düşük maaşı alanlarda bu yıl yüzde 114 artırdık. Asgari emekli ücretinde nisan ayında en büyük artışı yaptık. Temmuzda bir şey yapılmadı diye söylem oldu bir algı oluştu. Daha fazla imkanlarımızı zorlayarak bütün dünyadaki sıkıntılara rağmen bütün imkanlarımızı zorlayarak emeklilerimize elimizden gelen en iyi desteği vermeye çalışacağız. İnşallah yıl sonuna kadar çalışmayı tamamlayarak emeklimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Düşük alanları destekleyici bir yaklaşımımız olacak. “

Paylaşın