İktidarın Gündemi Yeni Anayasa: İşte Öne Çıkarılacak Başlıklar

AK Parti ve MHP’nin temelini oluşturduğu Cumhur İttifakı, “Yeni Anayasa” çalışmalarını hızlandırdı. Çalışmalarda, başörtüsüne anayasal güvencenin yanı sıra, ırkçılık ve nefret söyleminin suç sayılması, dilekçe ile halka denetim yetkisi ve milletvekili dokunulmazlıkları gibi başlıklar ön plana çıkarılıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim vaatleri arasında yer alan “yeni sivil anayasa” hazırlığı, uzun süredir iktidar partisinin gündeminde. Daha önce bu konuda Cumhurbaşkanlığı’nca çalıştaylar düzenlenmiş, taslak anayasa metni hazırlanmıştı.

İktidar partisinin hedeflerinden biri, parlamentoda anayasa değiştirecek sandalye sayısı olmadığı için TBMM’nin yeni yasama yılında bu konuda Meclis’te uzlaşma zemini oluşturmak.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, Cumhur İttifakı, 1 Ekim’de TBMM’nin yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte “yeni anayasa” ile ilgili de “çalışmaları hızlandıracağı” ifade ediliyor. AKP ve MHP’li kurmaylardan edinilen bilgiye göre yeni anayasa ile ilgili çalışmaların ana başlıkları da şekillenmeye başladı. Kulislerde konuşulan ‘ana başlıklar’ şöyle:

İlk dört maddede değişiklik yok: AKP’li kurmaylar, “anayasadaki ilk dört maddeden asla taviz verilmeyeceğini” belirtiyor. Anayasanın ilk dört maddesinin Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin de “kırmızı çizgisi olduğuna” dikkat çekiliyor. Anayasanın ilk dört maddesi ile birlikte mevcut anayasanın 66. maddesinde yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür” düzenlemesinin de korunacağı ifade ediliyor.

Nefret söylemi suçu: AKP’li kurmaylar, son dönemde “sığınmacılar” üzerinden toplumdaki “nefret ve ırkçılık” söylemlerinin arttığına dikkat çekiyor. Mevcut anayasanın 10. maddesinde yer alan “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” düzenlemesinin korunmasıyla birlikte bu düzenlemeye “her türlü ırkçılık ve nefret söyleminin suç kapsamına alınabilmesine yönelik bir ifadenin de eklenebileceğini” belirtiyor.

Anayasal güvence: AKP ve MHP, geçen yasama döneminde “başörtüsü serbestisi” ile “ailenin korunmasını” öngören anayasa değişikliği teklifini TBMM’ye sunmuştu. Ancak bu teklif, deprem fekaletin ardından TBMM Genel Kurul gündemine taşınamamıştı. Bu düzenlemenin yeni anayasa teklifinde de yer alacağına dikkat çekiliyor. Sadece “başörtüsü serbestisi” değil, kılık kıyafet ile ilgili her türlü ayrımcılığı önleyici maddelerin yeni anayasa teklifinde yer alabilceğine dikkat çekiliyor.

Halk rol alacak: AKP’li kaynaklar yeni anayasa teklifinde yer alacak düzenlemeler ile “denge ve denetimin etkinleştirileceğini” belirtiyor. Öcelikli hedefin “cumhurbaşkanı ve milletvekillerini seçen halkın denetimde de aktif rol almasının sağlanmasının olduğu” kaydediliyor. Halkın denetleme yetkisini TBMM Dilekçe Komisyonu aracılığı ile yapılabileceği ifade ediliyor. Milletvekillerini ve yasama faaliyetlerini, yasama ve yürütme ile ilgili önerilerini TBMM Dilekçe Komisyonu’na göndereceği dilekçeler ile iletebileceği, bu önerilerin TBMM Genel Kurul faaliyetleri kapsamına alabileceği dillendiriliyor. Ancak bunun için TBMM İçtüzüğü ile ilgili düzenlemenin yapılaması gerektiği vurgulanıyor. Daha sonra halkın doğrudan yasama faaliyetlerine katılımının sağlanmasının “anayasal güvence altına alınabileceği” ileri sürülüyor.

Milletvekili dokunulmazlığı: AKP’li kurmaylar, MHP’nin de sıklıkla gündeme getirdiği milletvekili dokunulmazlıkları ile ilgili yeni bir düzenlemenin “yeni anayasada yer alabileceğini” belirtiyor. Buna göre milletvekili dokunulmazlıklarını düzenleyen 83. maddenin yeniden düzenlenebileceği kaydediliyor. Yeni düzenlemede, “kamu vicdanının kabul etmeyeceği her türlü bölücülük faaliyetlerinin dokunulmazlık kapsamı dışında kalmasını sağlayacak bir maddenin yeni anayasada yer alabileceği” kaydediliyor.

MHP ile paylaşılacak: AKP’li kurmaylar, MHP’nin 2021’de hazırladığı ve 100 maddeden oluşan yeni anayasa teklifinin de “AKP’nin hazırlayacağı teklifte değerlendirileceğini” belirtiyor. Ancak AKP, yeni anayasa ile ilgili çalışmalarda tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarından gelecek önerilerin de dikkate alınacağını ve bu önerilerle yeni anayasa teklifinin şekillenerek “konsensus” halinde TBMM’ye sunulacağını belirtiyor.

“Kabul ederler etmezler, kapıları çalacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, “Meclis açıldığında öncelikli gündeminiz ne olacak” soruna “Anayasa” karşılığını verdi: Erdoğan şunları söyledi: “AK Parti meclis grubumuz parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle ‘gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım’ davetimizi iletecek.

Kabul ederler etmezler, ama biz şu anda kapıları çalacağız. Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor.”

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “Enflasyon” Mesajı: Sabırlı Olmalıyız

 “Doğru yoldayız. Güvenin geri döndüğüne dair güçlü kanıtlar var. Ancak sabırlı olmalıyız, hala zorlu bir süreçteyiz” diyen Bakan Şimşek, “Enflasyon beklentilerini sıfırlamak için güvene ihtiyacınız var” dedi.

Şirketlerin ve bankaların dış kaynak erişimlerine de değinen Şimşek “Biz ilerleme kaydettikçe şirketlerin ve bankaların uluslararası sermaye piyasalarına erişimleri iyileşecek, bu kritik bir konu. Bu noktadan sonra işimiz daha çok kolaylaşacak” değerlendirmesini yaptı.

Seçimler sonrası tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Mehmet Şimşek, Londra merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’a konuştu.

Financial Times röportajı “Türkiye Maliye Bakanı zorlu koşulların tersine dönmesinin zaman alacağını söyledi” başlığıyla okuyucularına sundu.

Bakan Şimşek “ekonomiyi yeniden dengelemeyi ve iç talebi yumuşatmayı” hedeflediklerini belirterek politika değişimi süreci için sabırlı olunması gerektiğini belirtti.

Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni ekonomi politikalarına destek verdiğinin altını çizerek, “Doğru yoldayız. Güvenin geri döndüğüne dair güçlü kanıtlar var. Ancak sabırlı olmalıyız, halen zorlu bir süreçteyiz” dedi.

Haziran ayında göreve gelmesinden bu yana uluslararası medyaya verdiği ilk röportajda Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle yıllarca sürdürülen geleneksel olmayan ekonomi politikalarının ardından “ekonomiyi yeniden dengelemeye ve iç talebi yumuşatmaya” çalıştığını söyledi.

Gelecek yılın ortalarına kadar enflasyonun “geçiş sürecinde” olacağını belirten Şimşek miktarsal sıkılaştırma tedbirleriyle birlikte finansal koşulların TCMB politika faizinin işaret ettiğinden daha fazla sıkı olduğunu belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “Enflasyon beklentilerini sıfırlamak için güvene ihtiyacınız var” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye, Küresel Organize Suç Endeksi’nde Avrupa’da Birinci

Türkiye, başta uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen ve tarihi eser kaçakçılığı, insan ticareti, yolsuzluk, sigara ve alkol kaçakçılığı, silah ve mühimmat kaçakçılığı gibi başlıkların yer aldığı Küresel Organize Suç Endeksi’nde Avrupa’da birinci dünyada ise 14. sırada.

Araştırma için organize suça ilişkin yayınlar incelenerek veriler toplanıyor. Yerel uzmanlar ve gruplar bunların doğruluğunu kontrol ediyor. Sonra da endeks skoru ortaya çıkıyor. 1 en düşük, 10 ise en yüksek skor. Yüksek skorlar bu ülkede organize suç oranının yüksek olduğunu gösteriyor.

Küresel Organize Suçlar Raporu, Türkiye’de çeşitli mafya gruplarının hükümet ve diğer siyasetçilerle yakın ilişki kurarak polis ve yargı karşısında koruma sağladıklarının aktarıldığını bildirdi. Türkiye’nin 2023 skoru 7,03 puan. Bu skor 2021 yılında 6,89 idi. Bu son iki senede işlerin biraz daha kötüye gittiğini gösteriyor.

Uluslararası Organize Suç İnisiyatifi’nin Küresel Organize Suç Endeksi 2023 raporu yayımlandı. Endeks BM üyesi 193 ülke içinde gelişen organize suç faaliyetlerini karşılaştırıyor.

Organize suç skoru için ülkedeki suç ortamı ve suç aktörlerine bakılıyor. Bunlar toplam 20 alt başlıktan oluşuyor. Suç ortamına dair başlıklar arasında insan ticareti, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, eroin ticareti, kokain ticareti, sentetik uyuşturucu ticareti, mali suçlar, yenilenemez kaynakların yasadışı ticareti, uyuşturucu ticareti gibi başlıklar bulunuyor. Suç aktörleri için ise mafya grupları, kriminal ağlar, devlet bağlantılı aktörler, yabancı suç aktörleri ve özel sektör aktörleri inceleniyor.

Türkiye’nin genel organize suç skoru 7,03. Alt başlıklarda ise devlet bağlantılı suç aktörleri ve insan kaçakçılığı 9 puan ile Türkiye’nin en kötü olduğu alanlar olarak kayda geçti.

İnsan kaçakçılığı birilerinin kendi rızası ile kaçak yollarla bir ülkeye sokulması anlamına gelirken insan ticareti ise kişilerin rızası dışında fuhuş ve zorla çalıştırma da dahil olmak üzere sömürü için gerçekleştirilen ticaret.

Silah ticareti, eroin ticareti ve mafya vari suç gruplarında ise Türkiye’nin puanı 8,5. İnsan ticareti puanın 8 olması da bunun Türkiye’de ne kadar büyük bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.

Küresel Organize Suç Endeksi’nin zirvesinde ise 8,15 puan ile Myanmar yer alıyor. Ardından Kolombiya ve Meksika geliyor. İran, Türkiye ile aynı puan ile yine 14. Sırada bulunuyor. Rusya ise 6,87 puan ile 19. sırada.

Türkiye Avrupa ülkeleri arasında ise ilk sırada. Organize Suç Endeks skoru en yüksek olan AB ülkesi ise İtalya oldu.

Türkiye hakkında öne çıkan bulgular

Endeks dışında ülkeler raporda başlık başlık değerlendiriliyor. Öne çıkan bazı bulgular şöyle:

Türkiye’nin Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasındaki kavşakta yer alan coğrafi konumu ve uzun sınırları, ülkeyi insan ticareti ve insan kaçakçılığı için önemli bir transit ve hedef ülke haline getirmektedir.

Özellikle cinsel sömürü ve zorla çalıştırma amaçlı insan ticareti Türkiye’de giderek yaygınlaşıyor. Türkiye büyük bir mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam ederken, insan tacirleri bu toplulukların savunmasızlığından yararlanarak kadınları ve çocukları cinsel sömürü için insan ticaretine zorlamaktadır.

Genç kızların gayri resmi dini törenler yoluyla zorla evlendirilmesi, ekonomik bir başa çıkma mekanizması olarak giderek yayılmaktadır.

Suç şebekelerine ek olarak, devlet içinde yerleşik aktörler de insan ticaretinde rol almakta ya da en azından kolaylaştırmaktadır.

Rapora göre Türkiye; Suriye ve Afganistan gibi ülkelerden Avrupa’ya yönelik göçmen kaçakçılığında kilit transit ülke olmaya devam ediyor.

Ayrıca Afrika ülkelerinden gelen düzensiz göçmen sayısında da bir artış söz konusu ve bu artış Türkiye’nin vize şartlarını hafifletmesi ve ülkeye giriş için iyi havalimanı bağlantıları sayesinde kolaylaşmaktadır.

İnsan ticaretine benzer şekilde, insan kaçakçılığı da yolsuzluğa bulaşmış hükümet yetkilileri tarafından kolaylaştırılmaktadır. Haberler, devletle ile bağlantılı aktörlerin ve meşru işletmelerin bu pazara doğrudan dahil olduğunu iddia ediyor.

Rapora göre akaryakıt kaçakçılığı, daha ucuz petrole olan talepten ve özellikle Suriye, Irak ve İran kaynaklı kaçak petrol satışından vergi geliri elde etme fırsatından yararlanan Türkiye’deki organize suç grupları için en kârlı gelir kaynaklarından birisi.

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle eroin ticareti için bir kaynak, transit ve hedef ülke konumunda.

Türkiye tarihsel olarak uluslararası kokain kaçakçılığı rotasında yer almamasına rağmen, son birkaç yıl içinde ele geçirilen kokain miktarındaki artışın, Amerika ve Avrupa’daki yüksek sayıdaki ele geçirmeler nedeniyle nakliye rotalarındaki değişimin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Türkiye, Güneydoğu ve Doğu Avrupa’yı hedef alan kokain kaçakçılığında daha önemli bir transit ülke haline gelmektedir

Türkiye’de faaliyet gösteren ve geleneksel mafya sistemini model alan önemli sayıda mafya tarzı grup bulunmaktadır. Ülkede varlıklarını sürdüren bu grupların hükümetle ve diğer siyasetçilerle yakın ilişkiler geliştirdikleri ve bu sayede kolluk kuvvetleri ve yargı karşısında koruma sağladıkları bildirilmektedir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AİHM, “ByLock Ve Bank Asya” Kararını Açıkladı: Türkiye’den Sert Tepki

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “ByLock kullanmak”, “Bank Asya’da hesabı olmak” gerekçesiyle Fethullah Gülen (FETÖ) yapılanması davası kapsamında tutuklanan eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya hakkında hak ihlali kararı verdi.

Mahkeme, kararında eski öğretmenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “adil yargılanma”, “kanunsuz ceza” ve “örgütlenme özgürlüğü”yle ilgili maddelerine aykırı biçimde yargılandığına işaret etti. Manevi tazminat talebini geri çeviren AİHM, Türkiye’den Yalçınkaya’ya mahkeme masrafı olarak 15 bin euro ödemesini istedi.

Karar, AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi tarafından alındı. Tarafların karara itiraz hakkı bulunmuyor. Karar, AİHM gündemindeki benzer 8 bin 500 dava başvurusu için doğrudan emsal teşkil ediyor.

Kararda AİHS’nin adil yargılanmayla ilgili 6’ncı ve kanunsuz ceza olamayacağıyla ilgili 7’nci maddelerinde ihlale hükmedilmesi, davacı Yüksel Yalçınkaya’ya yeniden yargı yolunun açılmasını gündeme getiriyor. AİHM, 7. maddenin ihlal edildiğine 6’ya karşı 11 oyla, 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine 1’e karşı 11 oyla ve 11. maddenin ihlal edildiğine oy birliğiyle karar verdi.

Kararda, Türkiye’nin “terör suçlamalarıyla yapılan yargılamalarında” bilhassa AİHS’in 6. ve 7. maddesinin ihlali bakımından çok sayıda insanı ilgilendiren sistematik sorunlar olduğu kaydedildi.

Karara Türkiye’den sert tepki

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, karara tepki gösterdi. Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ilk derece mahkemesinden, istinafa, Yargıtaydan Anayasa Mahkemesine her derecedeki yargılama makamlarının delilleri yeterli gördüğü bir dava hakkında, AİHM’in yetkisini aşarak delil incelemesi yapmak suretiyle ihlal kararı vermesinin kabul edilemez olduğunu belirtti

AİHM’in bir temyiz mahkemesi olmadığını söyleyen Tunç, mahkemenin “delillerin kabul edilebilirliği veya delillerin nasıl değerlendirileceğinin ulusal hukukun ve ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğu”na yönelik kararlarını atıfta bulundu.

“Ulusal mahkemelerce yapılan hukuk kurallarının uygulanması, yorumlanması ve delil değerlendirmesinin kendi incelemesinin konusu olamayacağını vurgulamıştı. Ancak AİHM, bugün açıkladığı Yalçınkaya kararında, bu yerleşik içtihadından ayrılmıştır,” diyen Tunç “AİHM açıkça delil değerlendirmesi yapmak suretiyle yetkisini aşmış ve ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının uygulanması ve delil değerlendirme yetkisini inceleme konusu yapmıştır. AİHM kendi içtihatlarında defalarca delilleri değerlendirme yetkisi olmadığını belirttiği halde, konu FETÖ yargılamaları olunca delil değerlendirme yoluna gitmiştir,” ifadelerini kullandı.

“Hükümetimizce ayrıntılı bir şekilde bilgilendirildiği ve itiraz edildiği halde, hakkında Türk yargısınca FETÖ üyeliği suçlamasından iki ayrı yakalama kararı bulunan bir kişiyi Büyük Daire duruşmasında başvuranın temsilcisi olarak kabul eden AİHM, tarafsız bir yargılama yapmayacağını en baştan belli ederek hukuka ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir karar vermiştir,” sözlerini kullanan Tunç “Ülkemiz, ulusal mevzuata ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak yaptığı terörle mücadelesinde kararlılığını sürdürecektir,” yorumunu yaptı.

Ne olmuştu?  

Yalçınkaya, 6 Ocak 2017 tarihinde Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede “TCK 314/2 temelinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmakla” suçlanmıştı. Suçlamaya gerekçe olarak “ByLock uygulaması kullanmak, Bank Asya’da hesap sahibi olmak (3 bin 110 TL), FETÖ-PDY bağlantılı dernek ve sendikalara üye olmak, OHAL döneminde yayınlanan Kamu Personeline İlişkin Önlemlerle İlgili 672 nolu KHK kapsamında işten çıkarılmak ve gizli tanık ifadeleri” gösterilmişti.

Yalçınkaya, 21 Mart 2017’de Kayseri Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildi. İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay’a yaptığı temyiz başvuruları reddedildi. AYM’ye yaptığı bireysel başvuru da kabul edilemez ilan edildi. Yalçınkaya, bunun üzerine 17 Mart 2020 tarihinde hak ihlali iddiası temelinde AİHM’ye başvurdu.

“Tarafsız ve bağımsız mahkemeler tarafından adil yargılanmadığı, CMK’nın 134 ve 135’inci maddeleri ihlal edilerek ve Mahkeme kararı olmaksızın MİT tarafından kanunsuz yollardan elde edilen kanıtlar temelinde suçlandığı, kanıtların kendisine gösterilmediği, mahkemelerin sadece savcıların tek taraflı tezleri temelinde karar aldığı, bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu ve avukatıyla etkin iletişim sağlamasının engellendiği” tezlerini savunan Yalçınkaya, internet veri trafiği ve sendika ve dernek üyelikleriyle ilgili keyfi muamelede bulunulduğunu da iddia ediyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Önlemlerimiz Sürecek

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması önlemlerinin ekonomi yönetimi tarafından hayata geçirildiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu adımların kaynakları üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıdığını ifade etti. Maliye politikaları ile da bu amaçların desteklendiğini söyleyen Erdoğan, “Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, enflasyona ilişkin soruya, “Değerli arkadaşlar, enflasyonla mücadelede şu an itibariyle arkadaşlarımızın yoğun bir takvimi var. Enflasyonun dizginlenmesi ve kalıcı olarak tek haneye inmesi amacıyla açıkladığımız Orta Vadeli Program bu yoldaki kilometre taşlarımızı oluşturuyor. Fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması tedbirleri ekonomi yönetimimizce hayata geçiriliyor.

Bu adımlar kaynaklarımızın üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıyor. Maliye politikaları ile da bu amaçlar destekleniyor. Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” şeklinde cevap verdi.

Yeni Anayasa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin önemli başlıklarından olan “Yeni Anayasa”nın hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullandı: “Anayasayla ilgili davetimizi biz 12 Eylül’ün yıldönümünde Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde zaten yaptık. Bunu yaparken de özellikle şunu söyledik, dedik ki ‘Gelin bir sivil anayasayı bu dönemde yapalım’ Bu konuyla ilgili olarak da Ak Parti meclis grubumuz parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle “gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım” davetimizi iletecek. Kabul ederler etmezler, ama biz şu anda kapıları çalacağız. Kim çalacak Ak Parti’nin TBMM Grubu.

Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey’e “hemen gereken suretle görüşmeleri yapın” dedim. Yani 1 Ekim’den itibaren Meclis konuşmamızda da gerekli vurguyu buna göre yaparız, gerekli adımları da buna göre inşallah atarız. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor.

Zaman içerisinde yapılan müdahalelerle belli bir mesafe alınsa da mevcut anayasa Türkiye Yüzyılı’na yakışmayan bir yapıdadır. Hedefimiz tüm vatandaşlarımızın “benim anayasam” diyeceği bir anayasa ortaya koymaktır. Umarım uzlaşı içerisinde Türkiye’ye yakışır birlikteliği ortaya koyarak anayasa metnimizi ortaya çıkartırız. Çağrımız tüm siyasi partilerimizin vaadi olan yeni anayasa konusunu bizlere yakışır bir biçimde neticelendirmek ve millete verdiğimiz sözü tutmak içindir.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Erdoğan’dan ABD’ye F-16 Mesajı

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruya, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği yönünde mesaj vererek yanıtladı.

Erdoğan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan, ABD’den Türkiye’ye F-16 satışı ve modernizasyonunun önündeki en büyük engellerden biri olan Menendez’in bu durumu sonrası Beyaz Saray’dan bir hamle bekleyip beklemediği yönündeki soru üzerine, “Bizim, F-16’larla ilgili bu konuda en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD’li senatör Bob Menendez’in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi.

Dolayısıyla, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şu anda bu süreci yakından takip edecek. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan üç-dört gün önce Amerika’da görüştüler. Bu görüşmeler hâlâ devam ediyor. Ama şimdi bu durumu fırsata dönüştürüp kendisiyle tekrar görüşmekte fayda var” yanıtını verdi.

Erdoğan, “Bu sayede F-16 ile ilgili süreci de belki hızlandırma fırsatımız da olabilir. Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez’in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez’e bağlı bir konu değil. Yönetilmesi gereken alanları Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan yürütecek. Bu konuda ABD’den artık net bir yanıt bekliyoruz. Temenni ediyoruz ki beklediğimiz olumlu neticeyi fazla uzamadan alırız” diye ekledi.

Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin 1 Ekim’de açılacak olan TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruyu da yanıtladı. ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” hâlinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği sinyalini veren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.”

Netanyahu’nun Türkiye ziyareti

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ertelenen Türkiye ziyaretiyle ilgili de konuşan Erdoğan, bu konuda Dışişleri Bakanlığının çalışmalarının devam ettiğini belirterek “Zannediyorum Ekim-Kasım gibi Netanyahu’nun hastalık nedeniyle gerçekleştiremediği ve ertelenen Türkiye ziyareti yapılır. En uygun zamanda bu ziyaretin olması için görüşme trafiği devam ediyor” dedi. Erdoğan “Ondan sonra da biz iade-i ziyaretimizi yapacağız” ifadesini kullandı.

Geçen haftaki ABD ziyareti sırasında İsrail’le enerji sondaj çalışması başlatılacağını açıkladığı hatırlatılan Erdoğan, “Türkiye ve İsrail olarak birçok alanda iş birliği yapıyoruz. Yeni iş birliği alanlarının varlığı da bir gerçek. Özellikle Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan konjonktürün de etkisi ile sürdürülebilir enerji kaynağı arayışında. İsrail’in kaynaklarının Avrupa’ya taşınması konusunda arayışta olduğu da herkesin malumu. En akılcı rota ise Türkiye üzerinden bu kaynakların Avrupa’ya ulaştırılması. Bunu son görüşmemizde de ele aldık, çalışmalara başladık” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diğer taraftan sondaj çalışmaları noktasında da iş birliği fırsatları bulunuyor. Bununla ilgili teknik çalışmaların yapılması talimatlarını ilgili arkadaşlarımıza verdik. En kısa sürede gerek Türkiye’de gerek İsrail’de yapacağımız görüşmelerde rota, takvim ve sondaj alanları gibi ayrıntıları da netleştiririz” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Akşener’den AYM’ye Başvuru: 5 Milyon Lira Manevi Tazminat Talebi

İYİ Parti lideri Meral Akşener, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak, 5 milyon TL tazminat talep etti. Akşener’in başvuru gerekçesi ise, hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda kovuşturmaya yer olmadığı dair kararla sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlalleri.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, ihbarlar gerekçe gösterilerek başlatılan ve daha sonra PKK itirafçısı olduğu ortaya çıkan “gizli tanığın” ithamları üzerine yürütülen soruşturmaya Mayıs 2019’da gizlilik kararı verilmişti. Soruşturma, 22 Ağustos 2023 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştı.

Başvuru hakkında bilgi veren İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz, tüm süreç boyunca medyadaki kimi haber ve yayınlarda dosya içeriğine ilişkin bilgilere yer verildiğini ve yorumlar yapıldığını, dört yılı erişim kısıtlı olarak yedi yıl süren soruşturma evresinde gerçekleşen tüm seçim süreçlerinde Meral Akşener ve İYİ Parti aleyhine iktidar partisi olan AK Parti ile Cumhur İttifakı’ndaki diğer siyasi partiler tarafından bu soruşturmanın bir siyasi silah ve politik malzeme olarak kullanıldığını dile getirdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, hakkında 4 yılı gizlilik kararı altında olmak üzere 7 yıl süren ve geçtiğimiz aylarda ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ dair karar ile sona eren soruşturma sürecinde uğramış olduğu hak ihlallerine karşı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu ve 5 milyon TL manevi tazminat talep etti.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Başvuru hakkında bilgi veren İyi Parti Antalya Milletvekili aynı zamanda avukatı Uğur Poyraz, avukatlar tarafından “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ve siyasi saiklerle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin Anayasa kuralının ihlal edilmesinden dolayı Meral Akşener adına bireysel başvuruda bulunulduğunu söyledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin ardından isimsiz ihbarlar dikkate alınarak başlatılan ve sonradan PKK üyeliğinden yargılandığı ve itirafçı olduğu için hakkında beraat kararı verildiği ortaya çıkan bir “gizli tanığın” ithamlarına dayanılarak yürütülen soruşturmada, yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimi öncesi Mayıs 2019’da gizlilik kararı verilmiş ve soruşturma, 22 Ağustos 2023 tarihinde takipsizlik kararı ile sonuçlanmıştı.

Soruşturma sürecini başından itibaren Meral Akşener’in avukatı olarak takip eden İYİ Parti Antalya Milletvekili Uğur Poyraz konuya ilişkin açıklamasında, avukatlar tarafından yapılan bireysel başvuruda gizlilik kararı alındıktan sonra kısa bir süre içinde dosyaya ilişkin tüm bilgilere savcılık tarafından ulaşıldığını, yaklaşık son dört yıllık sürede dosyada hiçbir işlem yapılmadığını kaydetti. Poyraz, Akşener’in Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen “Adil Yargılanma Hakkının, Kendisine Yöneltilen Suçlamanın Nedeninden ve Niteliğinden Haberdar Olma Hakkının, Makul Sürede Yargılanma Hakkının Ve Lekelenmeme Hakkının” ihlal edildiğini belirtti.

Ayrıca hiçbir makul gerekçe olmaksızın 2019 yılında dosyaya ilişkin tüm bilgi ve belgelere erişilmiş olmasına rağmen dosyada verilen gizlilik kararından sonra esasa ilişkin hiçbir işlem yapılmadığını ekleyen Poyraz, tüm süreç boyunca medyadaki kimi haber ve yayınlarda dosya içeriğine ilişkin bilgilere yer verildiğini ve yorumlar yapıldığını, dört yılı erişim kısıtlı olarak yedi yıl süren soruşturma evresinde gerçekleşen tüm seçim süreçlerinde Meral Akşener ve İYİ Parti aleyhine iktidar partisi olan AK Parti ile Cumhur İttifakı’ndaki diğer siyasi partiler tarafından bu soruşturmanın bir siyasi silah ve politik malzeme olarak kullanıldığını dile getirdi.

Uğur Poyraz, 2023 yılında takipsizlik kararı verilmesine karşı dört yıl boyunca soruşturmanın gizlilik kararı altında devam ettiriliyor gibi gösterilmesinin siyasi saiklerle yapıldığına delil olduğundan bahisle “sınırlamanın Anayasa’da belirtilen amaçları aşamayacağına” ilişkin düzenlemeye yer veren Anayasa’nın 14. maddesinin 2. fıkrasına da aykırı davranıldığını, avukatlar tarafından bireysel başvuruda bu madde yönünden de hak ihlali iddiasına yer verildiğini sözlerine ekledi.

Müvekkillerinin Anayasa’da düzenlenen haklarının ihlal edildiğinin tespitini talep eden Akşener’in avukatları ayrıca bu süreçte uğramış olduğu saldırılar sebebiyle 5 milyon lira manevi tazminat talebinde de bulundu. Bu tazminata hükmedilmesi durumunda tüm tutarın şehit ailelerine verileceği de dilekçede açıkça belirtildi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti, Ankara Ve İstanbul Adaylarını Sona Saklıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’nin Ankara ve İstanbul adaylarını sona saklandığı öne sürüldü. Adayları belirlemede son kararın ise Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtilirken, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; İYİ Parti’de, 2024 yerel seçimlerine “ittifaksız” girme ve 81 ilde aday çıkarma kararının ardından aday çalışmaları da hız kazandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Eskişehir’den yedek genel idare kurulu (GİK) üyesi Melih Aydın’ın adaylığını açıklamaya hazırlanıyor. Ancak Aydın’ın adaylığının resmi olarak kesinleşmesi beklenen Eskişehir programı, Akşener’in enfeksiyon geçirmesi nedeniyle ertelendi.

Belediye başkan adaylığına çok fazla talep olduğu belirtilirken, Ankara ve İstanbul adaylarının belirlenmesinin sona saklandığı ve buraların adaylarını belirlemede kararın Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul ve Ankara

Bazı parti kurmayları ise İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Ayrıca, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Partinin Beşiktaş adaylığı için Mustafa Sandal’a resmi olarak teklif götürme hazırlığında olduğu da kulislerda konuşulanlar arasında.

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken IMF Raporu: Kemer Sıkma Önlemleri İnsan Haklarını Baltalıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), dikkat çeken bir rapora imza attı. HRW’nin raporuna göre, Uluslararası Para Fonu (IMF) kredileriyle bağlantılı kemer sıkma önlemleri dünya genelinde insan haklarını aşındırıyor.

HRW’ye göre uluslararası finans kuruluşlarının, üye devletler kanalıyla da insan hakları yükümlülükleri bulunuyor. Bu nedenle Örgüt, IMF’nin kredi verirken, politikaların hayata geçirilmeden önce insan hakları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gibi daha sıkı tedbirler uygulaması gerektiğini vurguluyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; HRW, Mart 2020 ile Mart 2023 arasında Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından onaylanan 38 kredi programının, uygulandığı ülkelerde her sekiz kişiden birinin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını doğrudan etkileyerek eşitsizliğin artmasına yol açtığını belirtti.

Kemer sıkma önlemlerini şart koşan kredilerden yararlanan ülkelerde toplamda 1,1 milyar insan yaşıyor. HRW’ye göre IMF kredileri, ülkelerin sağlık ve eğitim gibi hayati hizmetlere yatırım yapmalarına yardımcı olmak için tasarlandı, ancak pratikte bunu imkansız kılan şartlarla birlikte veriliyorlar.

Bir IMF kredisinin temel koşullarından biri, vergi artışları ve kemer sıkma politikaları yoluyla kamu borçlarının azaltılması oluyor. IMF aynı zamanda ülkelerin bunu “sosyal harcamaları koruyarak” yapmaları konusunda ısrar ediyor ki bu da ülkelerin belirli sosyal programlara ve sosyal güvenlik ağlarına yaptıkları harcamaları ifade ediyor.

Kurum, ülkelerin sağlık, eğitim ve sosyal koruma programları gibi sosyal harcamalara ayırmaları gereken asgari miktarları belirleyerek sosyal harcama tabanları oluşturuyor. Ancak HRW, sosyal harcama tabanlarının kamu harcamalarındaki azalmanın olumsuz etkilerini dengeleme konusunda yeterince etkili olmadığını vurguladı.

HRW tarafından hazırlanan raporda Ürdün örneği özel olarak ele alınıyor. Ülke 2012’den bu yana IMS kredi programlarından yararlanırken, hem yoksulluk hem de borç hala yüksek düzeylerde.

Neden sadece teoride kalıyor?

HRW’ye göre IMF’nin kredi şartlarının pratikte işe yaramamasının en önemli nedenlerinden biri, IMF kredi programlarından önce var olan sorunların genellikle çok belirsiz bir şekilde değerlendirilmesi. Bu da krediden sonra ihtiyaç duyulan sosyal harcama artışının boyutunu bilmenin neredeyse imkansız olduğu anlamına geliyor ve temel insan haklarına erişimde bir kesintiye yol açıyor.

HRW’ye göre ikinci olarak, katsayılar genellikle hükümetlerin kamu harcamalarını azalttığında bireylerin kaybedeceklerini uygun şekilde telafi edemeyecek kadar geniş tanımlanıyor. HRW’de ekonomik adalet ve haklar konusunda kıdemli araştırmacısı olan Sarah Saadoun, Euronews’e Sri Lanka’da ev işçisi olarak haftanın yedi günü çalışarak günde 1 dolar kazanan bir kadının durumunu anlattı.

“Oradaki ekonomik krizin etkisi kadının kazancının yarı yarıya azalması anlamına geliyordu. Dahası, kamu harcamalarını azaltmak amacıyla hükümet elektrik sübvansiyonlarını kesti” diyen Saadoun “Bu kadın oğluyla birlikte annesinin yanına taşınmak zorunda kaldı, yani hayatta kalmak için tamamen akrabalarına ve işverenine bağımlı hale geldi,” ifadelerini kullandı.

Sri Lankalı ev işçisi, 1994 yılından bu yana ülkesinin sosyal koruma sisteminden yardım alıyordu, ancak söz konusu sistemi iyileştirmek amacıyla bu yardımlar kesildi. Yeni kurulan programa ise uygun olup olmadığını henüz öğrenemedi.

Kamu harcamalarındaki kesintilerin etkilerini hafifletmek için gereken kesin kriterlerin değerlendirilmesinin karmaşık olduğunu belirten Saadoun Sri Lankalı kadın örneğinin bu zorluğu ortaya koyduğunu, elektrik sübvansiyonlarının kesilmesinin birçok kişinin enerji için daha fazla harcama yapması gerektiği anlamına geldiğini vurguladı.

Normalde devletin bunu bir şekilde telafi etmesi gerekiyordu. Örneğin eğitime katkılar vererek oğlunun eğitimi için daha az ödeme yapmasını sağlamalı ya da sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürerek bu alandaki maliyetleri düşürmeliydi. Ancak bu durum 1,1 milyar insana yayıldığında, kamu harcamalarındaki kesintilerin etkisinin ve her bir birey üzerindeki sonuçlarının nasıl hafifletileceğinin değerlendirilmesi neredeyse imkansız hale geliyor.

Paylaşın

İYİ Parti’den İktidara “Sığınmacı” Uyarısı

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çeken İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, “Ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır” dedi ve ekledi:

“Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.”

Kürşat Zorlu, açıklamasının devamında, “Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü ve Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bugün partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çekti. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Zorlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, ekonomik olarak adım adım bir darboğaza sürüklenirken huzur ve özgürlük alanları başta olmak üzere yaşam koşulları da giderek geriye gitmektedir. Bunlardan biri de geçtiğimiz hafta bazı sosyal medya haber sitesi yetkililerinin tutuklanmasıyla sonuçlanan keyfiliktir. Şu ana kadar bize ulaşan resmî bilgiler ve hukukçularımızın değerlendirmeleri çerçevesinde hem ifade özgürlüğünü hiçe sayan hem de ülkemizin en önemli problemlerinden biri olan sığınmacılar meselesini gözden kaçırmaya yönelik ciddi bir keyfilikle karşı karşıyayız.

Dosya içeriği incelendiğinde ortak özelliğinin sığınmacılar konusunda farklı haberlere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan bir kısmı zaten o dönemde emniyete intikal etmiş konular, bir kısmı ise diğer bazı sitelerin yaptığı paylaşımların tekrarına dayanıyor. Ama ilginç olan o ilk paylaşımın yapıldığı hesaplarla ilgili bir işlem yapılmıyor.

Üstelik savunma makamı bu bahsedilenler dışında başka bir isnat var ise onun da açıklanması gerektiğini resmi olarak ortaya koymasına rağmen başka bir iddianın da yer almadığı görülüyor. Bakın buradan seslenmek istiyoruz. Bu anlayışla ülkemize iyilik yapmıyorsunuz, aksine insanlarımızın tepkisini ve öfkesini daha da artıracak bir huzursuzluğa katkı sağlıyorsunuz. Yargıya ve medyaya olan güveni daha da aşağı çekiyorsunuz.

Oysa ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır. Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.

“Problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar”

Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez.”

Paylaşın