AYM’den Ek MTV İptali Başvurusuna Ret: Hangi Araç Ne Kadar MTV Ödeyecek?

Anayasa Mahkemesi (AYM) ek Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) düzenlemesinin iptali talebiyle yapılan başvuruyu oy birliğiyle reddetti. Karar oy birliğiyle alınırken, kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından TBMM’den geçirilen 1 trilyon 150 milyar 496 milyon 400 bin liralık ek bütçede, bu yıl ikinci kez MTV alınması da düzenlenmiş ve ek MTV’den 32 milyar 662 milyon 87 bin lira gelir hedeflenmişti.

Düzenleme ile 2023 yılında bir defaya mahsus olmak üzere getirilen bu vergi kapsamındaki ödemelerin Ağustos ve Kasım ayları olmak üzere iki taksit hâlinde ödenmesi kararlaştırılmıştı.

CHP, söz konusu düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. AYM’nin aldığı ret kararıyla ek MTV düzenlemesi yürürlükte kalmış oldu. CHP’nin başvurusunda, ek MTV düzenlemesinin Anayasa’nın “hukuk devleti”, “sosyal devlet”, “eşitlik”, “adalet”, “verginin genelliği ve adaleti”, “herkesin mali gücü oranında vergilendirmesi” ilkelerini ihlal edildiği öne sürülmüştü.

AYM 1999 yılında yapılmış benzer düzenlemeyi Anayasa’ya uygun görürken 2003 yılında ise benzer başvuruyu Anayasa’ya aykırı bulmuştu.

Hangi araç ne kadar MTV ödeyecek?

Sene başında MTV, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yetkisini kullanması üzerine yüzde 122,9’luk yeniden değerleme oranı yerine yüzde 61,5 baz alınarak hesaplanmıştı.

Ancak sene başında belli olan MTV, ocak ve temmuz olmak üzere iki taksitte ödeniyor.

2022’de 1.300 silindir hacminin altında 1-3 yaş aralığındaki bir otomobilin yıllık MTV ödemesi 1.313 TL iken 2023 itibarıyla 2 bin 120 TL’ye çıkarılmıştı. Yani ocak ayında 1060 TL MTV ödemesi yapar bir vatandaş, temmuzda 1060 TL daha ödeyecek.

Ek MTV de toplam 2 bin 120 TL olacak şekilde iki taksitte ödenecek.

Bu taksitlerin ise ilki ağustos sonuna kadar yapılacakken; ikinci taksitinin ise kasım ayı sonuna kadar ödenmesi istenecek. Böylece 2023 için tahsil edilen toplam MTV ödemesi belirtildiği üzere ‘bir defaya mahsus olmak üzere’ yüzde 100 zamlanmış olacak.

Diğer araç sahiplerinin yapmaları gereken MTV ödemeleri şu şekilde:

1.300 silindir hacminin altındaki araçlarda:

Matrahı 114 bin TL’ye kadar olan 4-6 yaş aralığındaki araçlar için 739,5 TL. (Yıllık ödemesi 1479 TL idi.)
Matrahı 114 bin-199 bin 700 TL aralığında olan 1-3 yaş araçlar için 1,165 TL. (Yıllık ödemesi 2 bin 330 TL.)
Matrahı 114 bin-199 bin 700 TL aralığında olan 4-6 yaş araçlar için 813 TL. (Yıllık ödemesi 1,626 TL.)
Matrahı 199 bin 700 TL ve üstü olan 1-3 yaş araçlar için 1272,5 TL. (Yıllık ödemesi 2 bin 545 TL.)

1301-1600 motor araçlarda:

Matrahı 114 bin TL’ye kadar olan 1-3 yaş araçlar için 1846,5 TL. (Yıllık ödemesi 3 bin 693 TL.)
Matrahı 114 bin TL’ye kadar olan 4-6 yaş araçlar için 1384,5 TL. (Yıllık ödemesi 2 bin 769 TL)

1301-1600 cc araçlarda:

Matrahı 114 bin-199 bin 700 TL arasında olan 1-3 yaş araçlar için 2 bin 33 TL. (Yıllık ödemesi 4 bin 66 TL.)
Matrahı 114 bin-199 bin 700 TL arasında olan 4-6 yaş araçlar için 1524,5 TL. (Yıllık ödemesi 3 bin 49 TL)
Matrahı 199 bin 700 TL ve üstü 1-3 yaş araçlar için 2 bin 217 TL. (Yıllık ödemesi 4 bin 434 TL.)
Matrahı 199 bin 700 TL ve üstü 4-6 yaş araçlar için 1662,5 TL (Yıllık ödemesi 3 bin 325 TL.)

1601-1800 cc araçlarda:

Matrahı 285 bin 800 TL’yi aşmayan 1-3 yaş araçlar için 3 bin 589 TL. (Yıllık ödemesi 7 bin 178 TL), 4-6 yaş araçlar için 2 bin 806,5 TL. (Yıllık ödemesi 5 bin 613 TL.)
Matrahı 285 bin 800 TL’yi aşan 1-3 yaş arası araçlar için 3 bin 917 TL (Yıllık ödemesi 7 bin 834 TL), 4-6 yaş aralığındaki araçlar için 3 bin 60 TL (Yıllık ödemesi 6 bin 120 TL.)

1801-2000 cc araçlarda:

Matrahı 285 bin 800 TL olan 1-3 yaş araçlar için 4 bin 524 TL; 4-6 yaş aralığındaki araçlar için 3 bin 484 TL.
Matrahı 285 bin 800 TL ve üstü olan 1-3 yaş araçlar için 5 bin 655,5 TL; 4-6 yaş araçlar için 4 bin 752,5 TL.

2001 – 2500 cc araçlarda:

Matrahı 356 bin 900 TL olan 1-3 yaş araçlar için 8 bin 483,5 TL; 4-6 yaş araçlar için 6 bin 159,5 TL.
Matrahı 356 bin 900 TL ve üstü olan 1-3 yaş araçlar için 9 bin 256 TL; 4-6 yaş araçlar için ise 6 bin 718 TL.

4001 cc ve yukarısı araçlarda:

Matrahı 1 milyon 357 bin 700 lirayı aşmayan 1-3 yaş araçlar için 46 bin 362,5 TL.
Matrahı 1 milyon 357 bin 700 lirayı aşan 1-3 yaş araçlar için ise 50 bin 576,5 TL.

MTV ödemesi nasıl yapılır?

gib.gov.tr’de yer alan “Borç Sorgulama ve Ödeme” bölümüne 02:00 – 22:00 saatleri arasında giriş yaparak kredi kartı ve banka kartı ile ödeme yapılabiliyor.

Anlaşmalı bankaların internet bankacılığını kullanarak veya banka şubelerine başvurarak ödeme yapılabilir.

MTV yönünden mükellefiyet kaydının bulunduğu veya MTV’yi tahsile yetkili diğer Vergi Dairesi müdürlüklerine başvurarak vergi ödenebilir.

MTV’yi e-Devlet üzerinden de ödemek mümkün.

Paylaşın

Erdoğan Ve Bahçeli’nin Beştepe’deki Sürpriz Görüşmesinde Ne Konuşuldu?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Lideri Bahçeli dün, Beştepe’de sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmede, Meclis’in açılmasıyla beraber İsveç’in NATO üyeliği ve İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere büyükşehirlerde nasıl adayların çıkarılması gerektiği konusunda liderler fikir alışverişinde bulundu.

Erdoğan ve Bahçeli’nin, Meclis’in yeni döneminde sivil anayasayı yapma konusunda Cumhur İttifakı’nın kararlı olduğu görüşmede bir kez daha vurguladı. Görüşmede yeni dönemde Meclis gündemine gelecek kanun tekliflerini de masaya yatıran Erdoğan ve Bahçeli ayrıca, enflasyonun düşmesi için alınan ve alınması planlanan tedbirler başta olmak üzere ekonomik gelişmelerle ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi dün, Beştepe’de sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmede, TBMM’nin 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama yılı ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığı ve “yerel seçimlerde AKP ile MHP arasında yürütülecek işbirliği” gibi başlıkların ele alındığı belirtilirken iki liderin “TBMM’nin yeni yasama yılında iki partinin en önemli başlıklarından birinin yeni anayasa olacağını değerlendirdiği” kaydedildi. Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili Cumhur İttifakı, tüm partilerin kapısını çalacak.

Cumhuriyet’te yer alan Selda Güneysu imzalı habere göre, yeni anayasayı “TBMM’den 400 milletvekilinin evet oyu ile geçirmeyi” hedefleyen Cumhur İttifakı kanadında, “Muhalefet çok parçalı yapıya büründü. CHP’nin yeni anayasaya destek vermemesi kamuoyunda ‘vesayetçi bir anayasayı savundukları’ algısını oluşturur. En baştan bu yana kapımız herkese açık diyoruz. Eğer masaya oturmazlarsa, bu durumu halka anlatamazlar.

Zaten kendi aralarında yaşadıkları bölünmüşlük ortada. Teklifin en kötü ihtimalle, 360 milletvekilinin evet oyuyla, referanduma gideceğini düşünüyoruz. Teklifin referanduma gitmesi halinde de halka ‘Biz kapıyı açtık, onlar ise açık olan kapıdan girmek istemediler, en çok şikâyet ettikleri 82 Anayasası’nı, yani darbe anayasasını savundular deriz” görüşü hakim.

Erdoğan ile MHP lideri Bahçeli’nin görüşmesinde İsveç’in NATO üyeliği konusunda atılacak adımların da gündeme geldiği ileri sürülüyor. Bahçeli, “terör örgütlerine destek verdiği” gerekçesiyle “İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili şerh düştüğü” biliniyor. MHP kanadı, İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili “teröre verilen destekten vazgeçilmesi” şartı bulunuyor. TBMM’nin yeni yasama yılında İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili sürecin de ana gündem maddelerinden biri olacağı değerlendiriliyor.

Görüşmenin bir diğer başlığı ise “yerel seçimlerdeki işbirliği” oldu. Heyetler, AKP’nin 7 Ekim’deki olağanüstü kurultayı sonrasında bir araya gelecek. İki liderin öncelikli hedefinin de CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanlıklarını kazanmak olduğu biliniyor.

Paylaşın

ABD’den Türkiye’den İki Şirkete Yaptırım Kararı

ABD, Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. ABD, daha öncede, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulama kararı almıştı.

ABD, son yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu: “İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Maliye Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Dairesi (OFAC), İran’ın insansız hava aracı (İHA) programına katkı sağladığı gerekçesiyle, aralarında Türkiye’den de iki şirketin bulunduğu, beş ülkeden beş şirket ve iki şahısa yaptırım uygulanacağını duyurdu. Türk şirketleri ile birlikte yaptırım kararına dahil edilen diğer şirket ve şahıslar İran, Çin, Hong Kong ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) menşeli.

Bakanlık, Türkiye’den Dal Enerji Madencilik Turizm Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Anka Port İç ve Dış Ticaret İnşaat Lojistik Sanayi Limited Şirketi’nin dahil edildiği yaptırım kararıyla alakalı olarak şu açıklamada bulundu:

“İran yapımı İHA’lar Rusya’nın Ukrayna saldırılarının kilit araçlarından biri olmaya devam ediyor. Bu İHA’lar Ukrayna vatandaşlarını korkutan ve kritik altyapıyı hedef alan saldırılarda kullanılıyor. ABD, müttefikleri ve ortaklarıyla istişare halinde, İran’ın Rusya’ya İHA tedarikini yaygınlaştırmasına katkı sağlayanları, bunların Ortadoğu’daki temsilcilerini ve istikrarsızlığa neden olan diğer paydaşları sorumlu tutmaya ısrarla devam edecektir.”

İki hafta içinde ikinci yaptırım

Washington 14 Eylül’de aldığı bir başka yaptırım kararında, yine aralarında Türkiye’den şirketlerin de bulunduğu çok sayıda ülkeden 150’den fazla şahıs ve şirkete, Rusya’ya yönelik yaptırımları ihlal ettikleri gerekçesiyle yaptırım uygulama kararı almıştı.

Türkiye’den, Margiana İnşaat Dış Ticaret, Demirci Bilişim Ticaret Sanayi, Denkar Gemi İnşaat, CTL Limited ile tersane işletmesi ID Ship Agency ve bu şirketin sahibi İlker Doğruyol’un dahil edildiği yaptırımlarla ilgili olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştı:

“ABD Dışişleri ve Ticaret Bakanlıkları, Rusya’nın Ukrayna’da sürdürdüğü savaşla ilgili olarak çok sayıda kişi ve kuruluşa karşı yaptırım kararı almıştır. Rusya’nın gayri hukuki bir biçimde Ukrayna işgaliyle ilişkisi olan, ABD’nin Rusya’ya işgal nedeniyle uyguladığı yaptırımların ihlaline ve Rusya’nın savaş kabiliyetini ilerletmesine katkı sağlayan, Rusya’nın enerji üretimini kuvvetlendirmesinden sorumlu olan 150’nin üzerinde kişi ve kuruluşa ek yaptırımlar uygulanacaktır.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Görevden Alındı” İddiası

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimlere ittifaksız gireceğini açıklayan İYİ Parti’de, İstanbul İl Başkanı Coşkun Yıldırım’ın tabandan gelen bir talep üzerine görevden alındığı iddia edildi.

Haber Merkezi / İYİ Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre, yerel seçimlere giderken tabandan gelen talepler üzerine ve İstanbul teşkilatının daha da güçlendirilmesi amacıyla İl Başkanı Coşkun Yıldırım görevden alındı.

Coşkun Yıldırım, 25 Eylül’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Görevimizin başındayız” ifadesini kullanmıştı.

Coşkun Yıldırım kimdir?

1964 yılında, Erzincan’da doğdu. İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra, lisans eğitimini Yıldız Teknik Üniversitesi “Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği” bölümünde tamamladı.

İstanbul Üniversitesi’nde “Sosyal Yapı-Sosyal Değişim” üzerine yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yıldırım’ın yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütmekte olduğu şirketi, halen gayrimenkul ve inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye “Sığınmacı Desteği” 10 Milyar Euroyu Buldu

Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye, ağırladığı sığınmacılar ve ev sahibi topluluklarla ilgili verdiği desteğe ilişkin yapılan açıklamada, söz konusu desteklerin 2011 yılından bu yana 10 milyar euroyu bulduğu belirtildi.

Türkiye’nin “dünyadaki en büyük mülteci topluluğunu ağırlayan ülke olmaya ve onların ihtiyaçlarını karşılama konusunda önemli çabalar göstermeye devam ettiği” ifade edilen açıklamada, AB Komisyonunun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi’nin şu sözlerine yer verildi:

“AB, Türkiye’deki mültecilerin ve ev sahibi toplulukların yanında olmaya devam edecek. Komisyon, üye ülkelere, sahadaki mevcut gerçeklere uygun, istikrar ve güvenliğe büyük bir yatırım olarak 2023 sonrasında da destek seferber etmeyi sürdürmeleri yönünde bir teklifte bulundu. Umarım üye ülkeler arasında konuyla ilgili görüşmeler hızla sonuçlandırılır.”

Avrupa Birliği’nin (AB), 2011 yılından bu yana sığınmacıların gereksinimlerinin karşılanması amacıyla Türkiye’ye sağladığı maddi destek 10 milyar euroyu buldu.

Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programı Yedinci Yıllık Raporunda söz konusu meblağın sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılanması, eğitim, sağlık, sosyo-ekonomik alanlarda desteklenmesi, toplumsal altyapı ve sınır yönetiminin güçlendirilmesi gibi kilit alanlar için hazır edildiği belirtildi.

AB Komisyonu tarafından Çarşamba günü Brüksel’de yapılan açıklamada, 2021-2023 dönemi için ayrılan 3 milyar eurodan 30 milyon euroluk miktarın göç yönetimi ve sınır kontrolleri için öngörüldüğü, sadece geçen yıl Türkiye’nin doğu sınırlarına gelen sığınmacıların teknik ve eğitim gibi gereksinimlerinin karşılanabilmesi için 220 milyon euro ayrıldığı belirtildi.

AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu üyesi Oliver Varhelyi ödemeleri “istikrar ve güvenliğe yapılan önemli bir yatırım” olarak nitelendirdi. Komisyon bu nedenle üye ülkelere desteğin 2023’ten sonra da devam etmesi yönünde bir öneri hazırladı. Varhelyi istişarelerin hızlı bir şekilde sonuçlanmasını umduğunu söyledi.

AB, Türkiye üzerinden göçün sınırlandırılmasına yönelik 29 Kasım 2015 tarihli ortak eylem planı kapsamında sığınmacılar ve ev sahibi toplumlar için bir fon mekanizması oluşturmuştu. Bu bağlamda temel ihtiyaçların karşılanması, eğitim, sağlık ve belediye altyapılarının oluşturulması ve sınır yönetimi gibi konularda Türkiye’ye para desteği sağlanıyor.

2016 yılında mülteci mutabakatıyla genişletilen ortak eylem planı kapsamında 2016-2017 ile 2018-2019 dönemleri için 3’er milyar euroluk destek öngörülmüş, 2022 yılı sonuna kadar 5 milyar euroluk miktarın ödemesinin tamamlandığı bildirilmişti.

Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programı kapsamında sığınmacılara şu yardımlar sağlanıyor:

Temel ihtiyaçlar: Banka kartlarıyla aylık nakit yardımı sağlayan bir program aracılığıyla 2,6 milyondan fazla mülteciye doğrudan yardım edildi. Ayrıca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Türk sosyal güvenlik sistemine benzerlik gösteren bir program kapsamında çok güç durumda olan mültecilere aylık mali yardım sağlandı.

Eğitim: Mart 2022 itibarıyla 747 binden fazla Suriyeli çocuk örgün eğitim hizmetlerine katıldı. 811 bin 181 çocuğa, mülteci çocukların okula kayıtlarını ve devamlarını destekleyen bir AB programı kapsamında yardım edildi. Bugüne kadar 12 binden fazla eğitim kurumu iyileştirildi ve toplam 117 yeni okul inşa edildi.

Sağlık: Göçmenlere yönelik iki hastane ve 187 sağlık merkezi açıldı. AB destekli bu tesislerde yaklaşık 4 bin sağlık çalışanı istihdam ediliyor.

Belediye altyapısı: Mali Yardım Programı, 36 su temini ve sanitasyon tesisi ile atık yönetim tesisinin yanı sıra 26 gençlik ve spor tesisini finanse etti. Gaziantep’te mekanik-biyolojik atık arıtma tesisinin inşaatı Ekim 2021’de tamamlandı.

Mesleki eğitim: Suriyeli sığınmacı ve ev sahibi topluluklarda, yeni başlayanların yanı sıra yerleşik girişimciler de girişimcilik hibeleri ve eğitimleri yoluyla desteklendi. 26 binden fazla kadın kısa süreli mesleki eğitimi tamamladı ve yaklaşık 40 bin kadın istihdam danışmanlığı hizmetlerinden yararlandı. Ayrıca, yaklaşık 25 bin kadın Türkçe dil kurslarından mezun oldu.

Sınır yönetimi: Mali Yardım Programı, Türk Sahil Güvenliğinin arama ve kurtarma kapasitesini ve AB’den geri dönüşlerin yönetimini güçlendirmek için toplam 80 milyon euro tutarında iki proje finanse edildi. Her iki proje de tamamlandı.

Paylaşın

Öymen, Neden Aday Olduğunu Açıkladı: CHP’de Devrimci Bir Hareket Başlatmak

CHP’de genel başkanlığa aday olan Örsan K. Öymen, adaylığına dair, “Amacım hem parti içi demokrasi sorununu çözmek hem partinin ilkelerine sahip çıkmak, özüne dönmesini sağlamak. Ve bu ilkeler üzerinden Türkiye’nin sorunlarına yönelik çözüm önerileri getirerek hem CHP’de hem de ülkede devrimci bir hareket başlatmak amacıyla Genel Başkan aday adayı oldum” dedi ve ekledi:

“Partide böyle bir boşluk olduğunu gördüğüm ve ne yazık ki başkaları böyle bir çıkış yapmadıkları için ahlaki ve siyasi bir sorumluluğun gereği olarak böyle bir karar aldım.”

Öymen, açıklamasının devamında, “Çünkü ben öyle makam mevki peşinde koşacak bir insan değilim. Benim umurumda da olmaz öyle şeyler. Ben felsefe profesörüyüm. Belli şeyleri aşmış bir insanız artık. İdealistiz, dava insanıyız. Olaylara ideolojik bakarız. Makam, mevki bunlar araç yani. Parti meclis üyeliği, milletvekili, genel başkanlık vs. Ancak şu anda CHP’de siyaset kariyer nesnesi haline dönüştürülmüş durumda” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 4-5 Kasım tarihlerinde yapılması planlanan 38. Olağan Kurultay’da Genel Başkanlık için aday adaylığını açıklayan isimlerden Örsan Kunter Öymen, Bianet’ten Vecih Cuzdan’a açıklamalarda bulundu. Öymen’in açıklamaları şöyle:

“Cumhuriyet Halk Partisi’nde iki temel sorunun olduğunu düşünüyorum. Birincisi partinin ilkelerinden ve kendi özünden uzaklaşmış olması. Sağa kayması. Bu sağa kaymanın iki temel boyutu var. Birincisi; laiklik ilkesinin bir kenara atılmış olması ve Türkiye’deki laiklik sorunu konusunda yeterince duyarlı davranılmamış olması.

İkinci boyutu da ekonomi politikalarında halkçı, devletçi, sosyal demokrat, demokratik solcu ekonomi politikalarının yeterince ortaya konulmamış olması. Yani hem sol kimlik hem de laiklik konusundaki duyarlılığın erozyona uğramış olması.

Türkiye’de AKP hükümeti teokratik bir düzen kurmuş durumda. Teokrasi demek, din devleti demek. Yani gücünü halktan alan değil dinden veya Tanrı’dan alan bir yönetim biçimi. Teokratik bir düzen kurulmuş ama ana muhalefet partisi CHP’nin yönetimi bu konuda üzerine düşeni ne yazık ki yıllardır yapmıyor. Bu yeni bir şey de değil, uzun süredir devam ediyor.

Yine aynı şekilde işte kamucu ekonomi politikası deniyor. Fakat arkasını doldurma konusuna gelince ekonomik ve sosyal adalet sağlanması konusunda somut sol projelerin geliştirilemediğini görüyoruz.

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi ne yazık ki bu partinin kendi kurultayı tarafından onaylanmış programındaki temel ilkeleri yerine getirmiyor. Bu ilkeler; cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik, milliyetçilik, devrimcilik, sosyal demokrasi ve demokratik solculuktur. Sosyal demokrasi ve demokratik solculuk, halkçılığı ve devletçiliği tamamlayan ilkelerdir. CHP de bunları sentezlemiş bir siyasi partidir. Her üye de partinin kurumsal kimliğine uymakla yükümlüdür. Hiç kimsenin, “Ben bu ilkelerden birkaç tanesini seçerim, gerisini bir kenara atarım” demek gibi bir hakkı da yok. Genel Başkan da buna dâhil.

Türkiye’de genelde, belki sosyalist partilerde o kadar değil ama özellikle merkez sol partilerde ve CHP’de ideolojik temelde siyasetin yapılamıyor olması bir sorun. Son dönemlerde ilkeler ve ideoloji üzerinden hareket edilmediği için siyaset böyle makam, mevki, koltuk kapmaca oyununa dönüştü. Onun için bu ideoloji ve ilkeler çok önemli. Haziran ayında kurulmasına öncülük ettiğim CHP İlke ve Demokrasi Hareketi’nin internet sitesinde de “Amaç ve İdeoloji” bölümünde bunları anlatıyoruz somut bir şekilde.

Altı Ok, AKP’nin kurduğu düzenin panzehiri olduğu için buna sahip çıkmamız gerekiyor. Ancak Altı Ok’a sahip çıkmadığınızda veya birkaçına sahip çıkıp birkaçını elediğiniz zaman AKP’nin karşıdevrim sürecine hizmet etmiş oluyorsunuz. Benim temel çıkış noktam bu ve partide ‘değişim’ talep eden kesimlere ya da ‘değişim’ sözcüğünü kullanarak ortaya çıkan diğer hareketlere baktığımız zaman orada açıkçası bu sözünü ettiğim ilkelerle tutarlı ve etkili biçimde bir sahip çıkma gözlemleyemiyorum. Ve sanki mevcut yönetimin bir uzantısı olduklarına dair bir izlenim ortaya çıkıyor.

Bir başka mesele de tabii parti içi demokrasi meselesi. Amacımız hem parti içi demokrasi sorununu çözmek hem partinin ilkelerine sahip çıkmak, özüne dönmesini sağlamak. Ve bu ilkeler üzerinden Türkiye’nin sorunlarına yönelik çözüm önerileri getirerek hem CHP’de hem de ülkede devrimci bir hareket başlatmak amacıyla Genel Başkan aday adayı oldum.

Partide böyle bir boşluk olduğunu gördüğüm ve ne yazık ki başkaları böyle bir çıkış yapmadıkları için ahlaki ve siyasi bir sorumluluğun gereği olarak böyle bir karar aldım.

Çünkü ben öyle makam mevki peşinde koşacak bir insan değilim. Benim umurumda da olmaz öyle şeyler. Ben felsefe profesörüyüm. Belli şeyleri aşmış bir insanız artık. İdealistiz, dava insanıyız. Olaylara ideolojik bakarız. Makam, mevki bunlar araç yani. Parti meclis üyeliği, milletvekili, genel başkanlık vs. Ancak şu anda CHP’de siyaset kariyer nesnesi haline dönüştürülmüş durumda.

“Özgür Bey’in etkili bir eleştirisini hatırlamıyorum”

Partinin sağcılaşmasıyla ilgili bir statükoyu temsil ediyor bu yönetim, Genel Başkan dâhil. Bir de ‘değişim’ söyleminde bulunan bir ekip var. İşte Sayın Özgür Özel’in temsil ettiği. Şu an bu kesimin adayı o gibi görünüyor. Şimdi bu ikisinin arasına sıkışıp kalma meselesi şöyle: Mesela Özgür Bey’in açıklamalarına bakıyoruz, “CHP’yi sosyal demokrat bir parti yapacağız” diyor. Altı Ok’u reddetmiyor tabii. Atatürk’ü de reddetmiyor ama böyle aralarda değiniyor. Ön plana koyduğu kavram sosyal demokrasi.

Aslında daha önce Kemal Derviş’in yaptığı da buydu. Bir de sosyal demokrasiyi nasıl tanımladığını da çok somut bir biçimde ifade etmiyor. Yani savundukları sosyal demokrat bir model mi yoksa sosyal demokrasinin neoliberalleşmiş -ki ben onlara sahte sosyal demokrat diyorum- hali mi? Söylem ile eylem bütünlüğüne baktığınız zaman ortaya öyle bir şey çıkmıyor. Dolayısıyla bu ‘değişim’ adını kullananların ‘sosyal demokrasi’ dediklerinde neyi kastettiklerini ben henüz anlayabilmiş değilim. Öncelikle onun bir açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Bir ikincisi ‘değişim’ diyen kadrolara bakıyorum, birçoğu Kemal Bey’in [Kılıçdaroğlu] döneminde A takımda olan kişiler. Yani demin anlattığım sorunların, yanlışların, hataların altında imzası olan veya o hatalar yapıldığında sessiz kalan bir ekip. Özgür Bey de sonuçta yıllardır milletvekili, grup başkanvekili olarak görev yaptı. Ve ister ilkelerin bertaraf edilmesi olsun ister parti içi demokrasi olsun bu konularda böyle çok ciddi diyebileceğimiz, etkili ve yüksek tonda bir eleştirisinin olduğunu hatırlamıyorum. Dolayısıyla böyle olunca tabii ‘değişim’ söylemi samimi değil. Değişecek olan sadece kişiler mi yoksa ilkesel boyutta da ciddi bir değişim olacak mı?

Değişimcilerle ilgili üçüncü bir sorun daha var. CHP Genel Başkanlığı’na aday olacak birisinin bir kere bağımsız bir karaktere sahip olması lazım. Yani birtakım güç odaklarının güdümünde olmaması lazım. Hakkında “emanetçi”, “uydu” gibi söylemler olmaması lazım. Doğrudur, yanlıştır bilemem ama böyle bir algı ortaya çıktı. Kapalı kapılar ardında birtakım müzakereler yapıldığı gibi. Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve birtakım milletvekillerinin kendi aralarında Genel Başkan tayin ettiği gibi bir izlenim var. Bunu yanlışlamak ve bu konuda seçmeni, delegeyi ikna etmek onlara düşen bir görev ama ne yazık ki böyle bir algı izlenimi oluştu.

Sonuç olarak kurultay delegesinin önüne bir seçenek koymamız gerekiyor. Aksi takdirde zaten iki tane seçenek var. Biz de bunlardan birini seçtik diyebilirler. Hem ahlaki hem siyasi bir sorumluluk gereği bu adımı attık.”

Örsan Kunter Öymen’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İYİ Parti’den “Yeni Anayasa” İçin Cumhur İttifakı’na Yeşil Işık

Yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, “Elbette Anayasa’da değiştirilmesi gereken hususlar var. Hükümetin parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir düşüncesi olsa buna destek veririz” dedi ve ekledi:

“Ama Cumhur İttifakı’nın böyle bir düşüncesi yok. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. maddesi bizim kırmızı çizgimiz. Bunların hiçbir şekilde müzakere edilmemesi gerekir. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. madde tartışılmadığı sürece bir sıkıntı yok. Daha demokratik, katılımcı, yasama ve yürütmenin hesap verdiği, kuvvetler ayrılığının gerçekleştiği bir anayasa bizim de özlediğimiz bir anayasadır.”

İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, 1 Ekim Pazar günü başlayacak 28. Dönem 2. Yasama Yılı’na ilişkin partisinin beklentilerini anlattı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Usta, “yeni anayasa” kavramını kullanmaktan ziyade “anayasa değişikliği” kavramını kullanmayı tercih ettiklerini söyledi.

İYİ Partili Usta, “Yeni anayasa dediğinizde her şey farklılaşıyor. Baştan itibaren devletin şekli, sistemi, Türk vatandaşlığı, hatta Türk bayrağı bile tartışılıyor. Biz bunları tartışmayız. Bu nedenle anayasa değişikliği kavramını kullanmaktan yanayız.” dedi.

Mevcut Anayasa’da şimdiye kadar çok sayıda değişikliğin yapıldığını anımsatan Usta, şöyle konuştu: “Elbette Anayasa’da değiştirilmesi gereken hususlar var. Hükümetin parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir düşüncesi olsa buna destek veririz. Ama Cumhur İttifakı’nın böyle bir düşüncesi yok. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. maddesi bizim kırmızı çizgimiz. Bunların hiçbir şekilde müzakere edilmemesi gerekir.

Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. madde tartışılmadığı sürece bir sıkıntı yok. Daha demokratik, katılımcı, yasama ve yürütmenin hesap verdiği, kuvvetler ayrılığının gerçekleştiği bir anayasa bizim de özlediğimiz bir anayasadır. Ayrıca anayasa değişikliğinin yerel seçim sonrasına bırakılmasını istiyoruz. Anayasa, toplumun en üst mutabakat metnidir. Bunu siyasi rekabetin parçası yapmamak gerekir.

Anayasa değişikliğinin seçim argümanı haline gelmemesi lazım. Seçim öncesi yapılırsa iş tıkanır ve çalışmadan sonuç alınamaz. Seçim sonrasında Türkiye’nin seçimsiz bir 4 yılı var. Sağduyuya dayalı ve en geniş katılımın sağlandığı anayasa değişikliği bizim de özlemimiz. Bu konuda katkı vereceğiz. İYİ Parti olarak biz de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Genel Merkezde anayasa değişikliği konusunda bir komisyon oluşturuldu. Hangi maddede nasıl bir değişikliğe ihtiyaç var, Bunlar çalışılıyor.”

Usta, Meclis İçtüzüğü’nde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyum açısından bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini dile getirdi. Daha kaliteli yasama sürecinin olması için etkin müzakere mekanizmasının kurulmasını sağlayacak Meclis İçtüzüğü’ne ihtiyaç olduğunu söyleyen Usta, yeni hükümet sistemiyle birlikte yürütmenin yapısının değiştiğine işaret etti.

Usta, şöyle devam etti: “İhtisas komisyonlarının isimleri ve yapısının değişmesi lazım. Komisyondaki müzakereler son derece sınırlı ve kısıtlı. Kanun teklifleri aceleye getiriliyor. Dünyanın her yerinde komisyon çalışmaları uzun, genel kurul çalışmaları ise kısa sürüyor.

Bizde tersi durum var. Komisyonda kanun tekliflerinin görüşülmesiyle ilgili sürenin uzatılması gerekir. Kanun teklifleri hazırlanırken etki analizleri sağlıklı yapılmıyor. Sivil toplum kuruluşlarının yasama sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Bunlar yapılırsa daha kaliteli ve etkin şekilde kanunlar müzakere edilmiş olur.”

Paylaşın

Washington Post’tan Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan, Kartlarına Fazla Güveniyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü verdiği, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği mesajın ardından ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post (WP), dikkat çeken bir analize yer verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda “elindeki kartlara fazla güvendiğini” yazdı.

WP’nin yayın kurulunun kaleme aldığı analizde, Erdoğan’ın yürüttüğü politikayla “NATO ve birliğin düşmanı Rusya arasında gidip geldiğini ve tavizler kopararak kendi güç simsarlığı pozisyonunu kuvvetlendirdiğini” öne sürdü.

Analizde, Erdoğan’ın uluslararası politikadaki konumunu belirginleştirmesi gerektiği savunularak, şu ifadelere yer verildi: Erdoğan’ın çıkarlarının nerede olduğunu yeniden değerlendirmesi akıllıca olur. Ekonomik hasılası toplamda Rusya’nınkinden yaklaşık 10 kat daha fazla olan NATO müttefiklerini mi yoksa Batı yaptırımlarının ağırlığı karşısında ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan Kremlin’deki savaş çığırtkanlarını mı destekleyecek?

Haberde, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine dair pozisyonundaki değişimlere de dikkat çekildi. Erdoğan’ın temmuzdaki NATO zirvesinde İskandinav ülkesinin üyeliğine onay vereceğini söylediği ancak bu haftaki açıklamasında onayın önce TBMM’den geçmesi gerektiğini belirttiği hatırlatıldı.

Analizde, Erdoğan’ın İsveç’in üyeliğini onaylamadan önce ABD’yle 20 milyar dolarlık F-16 anlaşmasını sağlama almayı hedeflediği belirtildi. ABD Başkanı Joe Biden, F-16 satışına destek verdiğini belirtmişti fakat son karar ABD Kongresi’nin onayına bakıyor. Kongre ise Türkiye, İsveç’in üyeliğine onay vermeden F-16 anlaşmasını geçirme taraftarı değil.

WP’nin yazısında, F-16 meselesinin yanı sıra Türkiye’nin “terörle bağlantılı olduğunu savunduğu” İsveç’teki Kürtlere karşı baskının artırılmasını, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecinin yeniden başlatılmasını ve Müslüman ülkelerden büyük tepki toplayan Kuran yakma eylemlerini yasaklamasını talep ettiği de hatırlatıldı.

İsveç’inse buna karşılık bazı Kürtleri ülkeden sınırdışı ettiği, terörle mücadele yasalarını sıkılaştırdığı ve Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu da kaldırdığı belirtildi.

Analizde, Erdoğan’ın politikasının belirli bir sınıra dayandığı savunularak, şu değerlendirmeler paylaşıldı:

Erdoğan elindeki kartlara fazla güveniyor. İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi karşılığında, Türkiye’nin AB’ye katılımında ilerleme kaydedilmesi ve son zamanlarda yaygın bir protesto eylemine dönüşen Kuran yakmanın resmen yasaklanması için Stockholm’e baskı yapmak gibi sıkı pazarlık çabaları var. Bu taleplerden ilki daha baştan imkansız, ikincisiyse İsveç’in ifade özgürlüğü geleneğine ters düşüyor.

WP’nin analizinde hem Erdoğan hem de NATO için en iyi seçeneğin, ABD Kongresi’nin çizgisinde hareket ederek, Türkiye’nin İsveç’in ittifaka üyeliğine onay vermesi, daha sonra da F-16 paketinin görüşülmesi olduğu savundu.

Paylaşın

CHP PM’de Kemal Kılıçdaroğlu’na Sert Eleştiriler

Genel Başkan adayı olan Grup Başkanı Özgür Özel’in katılmadığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) toplantısında, değişimcilerin en çok eleştiri getirdiği konuların başında il ve ilçe kongrelerinde yaşananlar olduğu öne sürüldü.

Toplantıda, değişimciler, Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimlerin, kongre üyelerine baskı yaptığını iddia ederken, Kılıçdaroğlu, “Ben kurultay işleriyle ilgilenmiyorum, arkadaşlar da ilgilenmiyor ama bazı arkadaşlarımız tümüyle kendini buraya vermiş durumda, bu doğru değil” dediği iddia edildi.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından kurultay takvimini başlatan CHP’nin Parti Meclisi toplantısında seçim sonrası yaşananlar ve kurultay süreci gündeme geldi.

Kılıçdaroğlu, yenilginin erken kabullenildiğini belirtirken, özeleştiri yapılmadığı yönündeki yorumlarla ilgili de “Genel bir strateji olarak görmek lazım. Biz niye yenildiğimizi söyleyelim” diye konuştu.

Genel Başkan adayı olan Grup Başkanı Özgür Özel’in katılmadığı toplantıda değişimcilerin en çok eleştiri getirdiği konuların başında il ve ilçe kongrelerinde yaşananlar oldu.

Değişimciler, Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimlerin, kongre üyelerine baskı yaptığını iddia ederken, Kılıçdaroğlu, “Ben kurultay işleriyle ilgilenmiyorum, arkadaşlar da ilgilenmiyor ama bazı arkadaşlarımız tümüyle kendini buraya vermiş durumda, bu doğru değil” dedi.

Bunun üzerine söz alan PM üyesi Onursal Adıgüzel, şu ifadeleri kullandı: “Saydığınız isimler tamamen sizin kendi ekibinizde. Her iki ayda bir YSK’dan aldığımız seçmen listesi alınmadı. Örneğin Eyüp’te 10 bin seçmen kaydırılmış durumda ama bununla ilgili genel merkezde en ufak bir çalışma yok, haberiniz yok. Sizin kadrolarınız, parti içi işlerle ilgilendiği kadar bunlarla ilgilenmiyor.”

“Parti, troll aklına teslim edilmiş durumda”

Bazı PM üyeleri de, İstanbul İl Başkanlığına adaylığını koyan Cemal Canpolat’ın sosyal medyadan yaptığı adaylık açıklamasının, partinin finanse ettiği hesaplar tarafından paylaşıldığına dikkat çekti.

“Parti, troll aklına teslim edilmiş durumda” diyen PM üyeleri, “Siz tüm adaylara eşitim diyorsunuz ama, parti tarafından finanse edilen hesaplar bunu yapıyor” eleştirisini getirdi.

Değişimciler, Kılıçdaroğlu’na “Kongre üyelerini aradığınızı duyuyoruz. Sivas kongresinde divan başkanı adayı olan birini aradınız” derken Kılıçdaroğlu da “Ben öyle bir şey yapmadım. Hiçbir zaman divan belirlemedim, genel başkan divan belirlemez” yanıtını verdi.

Kongre süreçleri ile ilgili bir eleştiri de, bir önceki MYK’da yer alan Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’dan geldi. Ağbaba, “Malatya’ya özel müdahaleler yapıldı. Genel merkez, milletvekilleri Müzeyyen Şevkin, Barış Bektaş ve Abdurrahman Tutdere’yi görevlendirdi. Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?” dedi.

Kongrelere müdahale edildiği eleştirilerini yanıtlayan Kılıçdaroğlu, suçlamaları kabul etmezken, belediye başkanları ile ilgili de değerlendirmede bulundu. Kılıçdaroğlu, “Belediye başkanlarının hepsine örgüte karışmayın dedim ama karışıyorlar” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder: Gün Bitimli, Devran Dönümlüdür

Sırrı Süreyya Önder, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kanun Hükmü’ belgeselin festivalden çıkarılmasına tepki göstererek, “Festival Komitesi’nin filmi göstermeyeceklerine dönük kararını okuyunca iliklerime kadar utandım. Sansürcülere ibrikçi başılık yapmaktır bu. Neymiş, yargıyı etkilemek istemiyorlarmış da, süreç bittikten sonra yayınlayacaklarmış da, bla bla…” dedi ve ekledi:

“Sen kimsin ki bu halinle yargıyı etkileyeceksin a benim zavallı kardeşim! Etkileneceğini sandığın kurumlar sana bir yerleriyle gülmekten başka ne yapabilirler? Yargının nasıl ve ne şekilde etkilendiğini bilmeyen bir tek sen kalmış olamazsın! Sanat toplumsal sorunlarla ilgilenmeyecekse başka ne işe yarar? Gelişim ve değişimde, ilerlemede bir iş görmeyecekse adına sanat denir mi?

İktidarın temel yakıtı, sizin bu boş eyyamcılığınızdır. Yapamıyorsanız girişmeyin. Yapabilenlerin ve bu uğurda her türlü bedeli ödeyenlerin yolunu kesmeyin. Başta bu yapımı gerçekleştirenlere selam olsun. Onlarla dayanışmayı yükselten bütün kurum ve sanatçılar var olsun. ‘Aman ayranım dökülmesin’ diye düşünen ve bunu da sofistike yol ve yöntemlerle yapmaya çalışan bütün kurum ve sanatçılara da eyvahlar olsun. Gün bitimli, devran dönümlüdür. Omuzlarınıza bu yükü alıp, mahcup olmayın.”

Sırrı Süreyya Önder, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel kategorisine yer alan ‘Kanun Hükmü’ filmi, belgeseldeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği gerekçesiyle festivalden çıkarılmasına ilişkin bir yazı kaleme aldı

Önder’in Artı Gerçek’te “Yok hükmünde!” başlığıyla kaleme aldığı yazısı şöyle:

“Yıl 2017. Ağustosun 16’sı. O gün, ülkemizin protesto tarihinde, benzeri görülmemiş bir şey yaşandı. Yaklaşık 100 kalp hastası, Muğla Valiliği’ne doğru yürüyorlardı. KHK ile görevden alınan doktorları Yasemin Demirci’nin görevine iadesini istiyorlardı. Yolda polisler tarafından iki defa durdurulup GBT kontrolleri yapıldı. GBT dediysek, tıbbi bir kontrol zannetmeyin. Hastaların sicilleri, sabıkaları kontrol edildi.

Yürüyüşün engellenmesi, çoğu yaşlı olan hastalar arasında paniğe sebep oldu.

Olay yerine gelen avukatlar, katılanların yaşlı kalp hastaları olduğu ve oluşabilecek bir karmaşada sıkıntı yaşanabileceğini kayıt altına aldırdılar. Yürüyüş devam etti. Valiliğin önüne gelindiğinde Çok kalabalık bir polis ekibi, TOMA’lar ve panzerler onları bekliyordu.

Bundan iki gün sonra, KHK ile görevden alınan öğretmen Engin Karataş, Bodrum Meydanı’nda barışçıl bir eylemle, durumunu görünür kılmaya çalışıyordu.

Öğretmen Engin’e, tekne tamir işleriyle uğraştığı bilinen bir kişi kameralar önünde baskı kurdu, hakaret ve ölüm tehdidinde bulundu. Olay yerine gelen Çevik Kuvvet Ekiplerinin yanında, aynı tavrını devam ettiren saldırgan yerine Engin öğretmen gözaltına alındı.

Bu durumu bir belgesel filmle anlatmaya karar veren Yönetmen Nejla Demirci, çekim sürecinde başlarına gelenleri özetlerken, “14 Temmuz 2017 tarihinden bu yana hiçbir gerekçe gösterilmeden kameralarımız sürekli polis tarafından kapatıldı ve sürekli gözaltına alındık. Bazı sivil kişiler ve özel güvenlik görevlilerinin saldırılarına uğradık. Belgeselin nasıl bir belgesel olacağından nerelerde yayınlanacağına kadar alanda ve gözaltında polis tarafından sürekli sorgulandık.”

Bu belgesel 14 Temmuz 2017 tarihinden bu yana KHK ile kamu görevinden çıkarılan doktor YASEMİN ve öğretmen ENGİN’in ihraç sonrası gösterdikleri mücadeleyi anlatıyor. Yalnızlığa itilen, toplumdan dışlanan bu iki kişi, bütün zorluklara rağmen tekrar görevlerine dönmek istemektedirler. Ama tüm girişimleri devletin kanun labirentlerinde kaybolmaktadır.

Yasemin ve Engin’in yaşadığı şehirde 2 doktor 17 tane akademisyen ve öğretmen ihraç edildi. Engin ile yolları kesişen Yasemin diğer KHK’lı öğretmenlerle Engin sayesinde tanışır ve bu tanışma dayanışmaya dönüşür.

Türk Tabipler Odası’nın sahnelediği; Dostoyevski’nin “Timsah” adlı öyküsü günümüz KHK’lı insanların yaşamlarına uyarlandı. Şebnem Korur Fincancı, Onur Hamzaoğlu gibi dünyaca tanınan KHK’lı akademisyen doktorların sahne aldığı bu okuma tiyatrosunda Yasemin başrol oyuncusudur. Yasemin’in daveti ile bu tiyatroyu seyreden Engin öğretmenin ailesi artık çocuklarının suçsuz olduğuna inanmaktadırlar.

Sanatın dönüştürücü gücüyle beraber; Kanun Hükmünde Belgesel Filminde, Engin öğretmenin öğrencileri ve velileri, Doktor Yasemin’in hastalarının mücadelesi ve büyük üzüntüleri, bize KHK mağduriyetinin sadece ihraç edilen bu iki profesyoneli kapsamadığının göstergesi oluyor.

Bilimsel eğitimi savunan Engin öğretmen öğrencileri tarafından, sağlığın ticarileşmesine karşı olan Dr. Yasemin de hastaları tarafından çok seviliyor. Mesleklerini sevgiyle yapan bu iki insanın hikayesi, diğer KHK’lı öğretmen ve doktorlarla buluştuğunda yaşanan haksızlığı çok çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yönetmen Demirci’ye tekrar kulak verelim.

“18.01.2018 tarihinde Dr. Yasemin ve hastaları; Engin Öğretmen’e ve belgeselimize destek için alana geldiklerinde toplam 17 kişi olarak gözaltına alındık. Terörle Mücadele Komiseri; yaptığım bu belgesel ile teröre destek vermekten suçlandığımı, teröristler hakkında belgesel yapmanın suç olduğunu, kamera ile alanda bizi bir kez daha gördüklerinde asla affetmeyeceklerini, valilik tarafından belgesel çekmemin yasaklandığını bağırarak tarafıma anlattı. Terörle mücadele komiseri belgesel çekimlerini sonlandırsam bile beni rahat bırakmayacaklarını mutlaka tutuklanacağıma ilişkin tehditlerini birlikte gözaltına alındığım insanların tanıklığında yaptı.

Belgesel çekiminin yasaklanmasından kısa bir süre sonra Bodrum meydanında eylem yapan Engin öğretmeni ziyaret etmek istediğimde gözaltına almak istediler. Artık kamerasız olarak da Engin öğretmeni ziyaret edemiyordum.”

Bundan sonra, siyasi otorite, bu belgeselin çekimlerini engellemek için her türlü yolu denedi. Nejla Demirci, hakkını Anayasa Mahkemesi’ne kadar giden bir süreçte aradı ve kazandı. En son, Altın Portakal Festivalinde filmin gösterimden çıkarılmasına dönük karara bakılırsa iktidar bu sindirme girişiminden vazgeçmiş görünmüyor.

İktidarın, bu sansürcü tutumuna karşı itiraz ve kararlı bir mücadele etmekten başka yol yoktur.

İktidarın bu hoyratlığını, yasa tanımazlığını besleyen bir kanal daha var ve görmezden gelinemez. O da Belediye ve Organizasyon esnaflarının pısırık, eyyamcı yaklaşımlarıdır.

Festival Komitesi’nin filmi göstermeyeceklerine dönük kararını okuyunca iliklerime kadar utandım. Sansürcülere ibrikçi başılık yapmaktır bu. Neymiş, yargıyı etkilemek istemiyorlarmış da, süreç bittikten sonra yayınlayacaklarmış da, bla bla…

Sen kimsin ki bu halinle yargıyı etkileyeceksin a benim zavallı kardeşim! Etkileneceğini sandığın kurumlar sana bir yerleriyle gülmekten başka ne yapabilirler? Yargının nasıl ve ne şekilde etkilendiğini bilmeyen bir tek sen kalmış olamazsın! Sanat toplumsal sorunlarla ilgilenmeyecekse başka ne işe yarar? Gelişim ve değişimde, ilerlemede bir iş görmeyecekse adına sanat denir mi?

İktidarın temel yakıtı, sizin bu boş eyyamcılığınızdır. Yapamıyorsanız girişmeyin. Yapabilenlerin ve bu uğurda her türlü bedeli ödeyenlerin yolunu kesmeyin. Başta bu yapımı gerçekleştirenlere selam olsun. Onlarla dayanışmayı yükselten bütün kurum ve sanatçılar var olsun. “Aman ayranım dökülmesin” diye düşünen ve bunu da sofistike yol ve yöntemlerle yapmaya çalışan bütün kurum ve sanatçılara da eyvahlar olsun. Gün bitimli, devran dönümlüdür. Omuzlarınıza bu yükü alıp, mahcup olmayın.”

Paylaşın