İYİ Parti’den “Yeni Anayasa” İçin Cumhur İttifakı’na Yeşil Işık

Yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, “Elbette Anayasa’da değiştirilmesi gereken hususlar var. Hükümetin parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir düşüncesi olsa buna destek veririz” dedi ve ekledi:

“Ama Cumhur İttifakı’nın böyle bir düşüncesi yok. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. maddesi bizim kırmızı çizgimiz. Bunların hiçbir şekilde müzakere edilmemesi gerekir. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. madde tartışılmadığı sürece bir sıkıntı yok. Daha demokratik, katılımcı, yasama ve yürütmenin hesap verdiği, kuvvetler ayrılığının gerçekleştiği bir anayasa bizim de özlediğimiz bir anayasadır.”

İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, 1 Ekim Pazar günü başlayacak 28. Dönem 2. Yasama Yılı’na ilişkin partisinin beklentilerini anlattı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Yeni anayasa tartışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Usta, “yeni anayasa” kavramını kullanmaktan ziyade “anayasa değişikliği” kavramını kullanmayı tercih ettiklerini söyledi.

İYİ Partili Usta, “Yeni anayasa dediğinizde her şey farklılaşıyor. Baştan itibaren devletin şekli, sistemi, Türk vatandaşlığı, hatta Türk bayrağı bile tartışılıyor. Biz bunları tartışmayız. Bu nedenle anayasa değişikliği kavramını kullanmaktan yanayız.” dedi.

Mevcut Anayasa’da şimdiye kadar çok sayıda değişikliğin yapıldığını anımsatan Usta, şöyle konuştu: “Elbette Anayasa’da değiştirilmesi gereken hususlar var. Hükümetin parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir düşüncesi olsa buna destek veririz. Ama Cumhur İttifakı’nın böyle bir düşüncesi yok. Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. maddesi bizim kırmızı çizgimiz. Bunların hiçbir şekilde müzakere edilmemesi gerekir.

Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 66. madde tartışılmadığı sürece bir sıkıntı yok. Daha demokratik, katılımcı, yasama ve yürütmenin hesap verdiği, kuvvetler ayrılığının gerçekleştiği bir anayasa bizim de özlediğimiz bir anayasadır. Ayrıca anayasa değişikliğinin yerel seçim sonrasına bırakılmasını istiyoruz. Anayasa, toplumun en üst mutabakat metnidir. Bunu siyasi rekabetin parçası yapmamak gerekir.

Anayasa değişikliğinin seçim argümanı haline gelmemesi lazım. Seçim öncesi yapılırsa iş tıkanır ve çalışmadan sonuç alınamaz. Seçim sonrasında Türkiye’nin seçimsiz bir 4 yılı var. Sağduyuya dayalı ve en geniş katılımın sağlandığı anayasa değişikliği bizim de özlemimiz. Bu konuda katkı vereceğiz. İYİ Parti olarak biz de hazırlıklarımızı yapıyoruz. Genel Merkezde anayasa değişikliği konusunda bir komisyon oluşturuldu. Hangi maddede nasıl bir değişikliğe ihtiyaç var, Bunlar çalışılıyor.”

Usta, Meclis İçtüzüğü’nde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyum açısından bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini dile getirdi. Daha kaliteli yasama sürecinin olması için etkin müzakere mekanizmasının kurulmasını sağlayacak Meclis İçtüzüğü’ne ihtiyaç olduğunu söyleyen Usta, yeni hükümet sistemiyle birlikte yürütmenin yapısının değiştiğine işaret etti.

Usta, şöyle devam etti: “İhtisas komisyonlarının isimleri ve yapısının değişmesi lazım. Komisyondaki müzakereler son derece sınırlı ve kısıtlı. Kanun teklifleri aceleye getiriliyor. Dünyanın her yerinde komisyon çalışmaları uzun, genel kurul çalışmaları ise kısa sürüyor.

Bizde tersi durum var. Komisyonda kanun tekliflerinin görüşülmesiyle ilgili sürenin uzatılması gerekir. Kanun teklifleri hazırlanırken etki analizleri sağlıklı yapılmıyor. Sivil toplum kuruluşlarının yasama sürecine dahil edilmesi gerekiyor. Bunlar yapılırsa daha kaliteli ve etkin şekilde kanunlar müzakere edilmiş olur.”

Paylaşın

Washington Post’tan Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan, Kartlarına Fazla Güveniyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan dönüşü verdiği, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği mesajın ardından ABD’nin önde gelen gazetelerinden Washington Post (WP), dikkat çeken bir analize yer verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Washington Post (WP), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsveç’in NATO üyeliği konusunda “elindeki kartlara fazla güvendiğini” yazdı.

WP’nin yayın kurulunun kaleme aldığı analizde, Erdoğan’ın yürüttüğü politikayla “NATO ve birliğin düşmanı Rusya arasında gidip geldiğini ve tavizler kopararak kendi güç simsarlığı pozisyonunu kuvvetlendirdiğini” öne sürdü.

Analizde, Erdoğan’ın uluslararası politikadaki konumunu belirginleştirmesi gerektiği savunularak, şu ifadelere yer verildi: Erdoğan’ın çıkarlarının nerede olduğunu yeniden değerlendirmesi akıllıca olur. Ekonomik hasılası toplamda Rusya’nınkinden yaklaşık 10 kat daha fazla olan NATO müttefiklerini mi yoksa Batı yaptırımlarının ağırlığı karşısında ekonomiyi ayakta tutmaya çalışan Kremlin’deki savaş çığırtkanlarını mı destekleyecek?

Haberde, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğine dair pozisyonundaki değişimlere de dikkat çekildi. Erdoğan’ın temmuzdaki NATO zirvesinde İskandinav ülkesinin üyeliğine onay vereceğini söylediği ancak bu haftaki açıklamasında onayın önce TBMM’den geçmesi gerektiğini belirttiği hatırlatıldı.

Analizde, Erdoğan’ın İsveç’in üyeliğini onaylamadan önce ABD’yle 20 milyar dolarlık F-16 anlaşmasını sağlama almayı hedeflediği belirtildi. ABD Başkanı Joe Biden, F-16 satışına destek verdiğini belirtmişti fakat son karar ABD Kongresi’nin onayına bakıyor. Kongre ise Türkiye, İsveç’in üyeliğine onay vermeden F-16 anlaşmasını geçirme taraftarı değil.

WP’nin yazısında, F-16 meselesinin yanı sıra Türkiye’nin “terörle bağlantılı olduğunu savunduğu” İsveç’teki Kürtlere karşı baskının artırılmasını, Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecinin yeniden başlatılmasını ve Müslüman ülkelerden büyük tepki toplayan Kuran yakma eylemlerini yasaklamasını talep ettiği de hatırlatıldı.

İsveç’inse buna karşılık bazı Kürtleri ülkeden sınırdışı ettiği, terörle mücadele yasalarını sıkılaştırdığı ve Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu da kaldırdığı belirtildi.

Analizde, Erdoğan’ın politikasının belirli bir sınıra dayandığı savunularak, şu değerlendirmeler paylaşıldı:

Erdoğan elindeki kartlara fazla güveniyor. İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi karşılığında, Türkiye’nin AB’ye katılımında ilerleme kaydedilmesi ve son zamanlarda yaygın bir protesto eylemine dönüşen Kuran yakmanın resmen yasaklanması için Stockholm’e baskı yapmak gibi sıkı pazarlık çabaları var. Bu taleplerden ilki daha baştan imkansız, ikincisiyse İsveç’in ifade özgürlüğü geleneğine ters düşüyor.

WP’nin analizinde hem Erdoğan hem de NATO için en iyi seçeneğin, ABD Kongresi’nin çizgisinde hareket ederek, Türkiye’nin İsveç’in ittifaka üyeliğine onay vermesi, daha sonra da F-16 paketinin görüşülmesi olduğu savundu.

Paylaşın

CHP PM’de Kemal Kılıçdaroğlu’na Sert Eleştiriler

Genel Başkan adayı olan Grup Başkanı Özgür Özel’in katılmadığı Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi (PM) toplantısında, değişimcilerin en çok eleştiri getirdiği konuların başında il ve ilçe kongrelerinde yaşananlar olduğu öne sürüldü.

Toplantıda, değişimciler, Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimlerin, kongre üyelerine baskı yaptığını iddia ederken, Kılıçdaroğlu, “Ben kurultay işleriyle ilgilenmiyorum, arkadaşlar da ilgilenmiyor ama bazı arkadaşlarımız tümüyle kendini buraya vermiş durumda, bu doğru değil” dediği iddia edildi.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından kurultay takvimini başlatan CHP’nin Parti Meclisi toplantısında seçim sonrası yaşananlar ve kurultay süreci gündeme geldi.

Kılıçdaroğlu, yenilginin erken kabullenildiğini belirtirken, özeleştiri yapılmadığı yönündeki yorumlarla ilgili de “Genel bir strateji olarak görmek lazım. Biz niye yenildiğimizi söyleyelim” diye konuştu.

Genel Başkan adayı olan Grup Başkanı Özgür Özel’in katılmadığı toplantıda değişimcilerin en çok eleştiri getirdiği konuların başında il ve ilçe kongrelerinde yaşananlar oldu.

Değişimciler, Kılıçdaroğlu ve ona yakın isimlerin, kongre üyelerine baskı yaptığını iddia ederken, Kılıçdaroğlu, “Ben kurultay işleriyle ilgilenmiyorum, arkadaşlar da ilgilenmiyor ama bazı arkadaşlarımız tümüyle kendini buraya vermiş durumda, bu doğru değil” dedi.

Bunun üzerine söz alan PM üyesi Onursal Adıgüzel, şu ifadeleri kullandı: “Saydığınız isimler tamamen sizin kendi ekibinizde. Her iki ayda bir YSK’dan aldığımız seçmen listesi alınmadı. Örneğin Eyüp’te 10 bin seçmen kaydırılmış durumda ama bununla ilgili genel merkezde en ufak bir çalışma yok, haberiniz yok. Sizin kadrolarınız, parti içi işlerle ilgilendiği kadar bunlarla ilgilenmiyor.”

“Parti, troll aklına teslim edilmiş durumda”

Bazı PM üyeleri de, İstanbul İl Başkanlığına adaylığını koyan Cemal Canpolat’ın sosyal medyadan yaptığı adaylık açıklamasının, partinin finanse ettiği hesaplar tarafından paylaşıldığına dikkat çekti.

“Parti, troll aklına teslim edilmiş durumda” diyen PM üyeleri, “Siz tüm adaylara eşitim diyorsunuz ama, parti tarafından finanse edilen hesaplar bunu yapıyor” eleştirisini getirdi.

Değişimciler, Kılıçdaroğlu’na “Kongre üyelerini aradığınızı duyuyoruz. Sivas kongresinde divan başkanı adayı olan birini aradınız” derken Kılıçdaroğlu da “Ben öyle bir şey yapmadım. Hiçbir zaman divan belirlemedim, genel başkan divan belirlemez” yanıtını verdi.

Kongre süreçleri ile ilgili bir eleştiri de, bir önceki MYK’da yer alan Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’dan geldi. Ağbaba, “Malatya’ya özel müdahaleler yapıldı. Genel merkez, milletvekilleri Müzeyyen Şevkin, Barış Bektaş ve Abdurrahman Tutdere’yi görevlendirdi. Niye böyle bir şey yapıyorsunuz?” dedi.

Kongrelere müdahale edildiği eleştirilerini yanıtlayan Kılıçdaroğlu, suçlamaları kabul etmezken, belediye başkanları ile ilgili de değerlendirmede bulundu. Kılıçdaroğlu, “Belediye başkanlarının hepsine örgüte karışmayın dedim ama karışıyorlar” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder: Gün Bitimli, Devran Dönümlüdür

Sırrı Süreyya Önder, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kanun Hükmü’ belgeselin festivalden çıkarılmasına tepki göstererek, “Festival Komitesi’nin filmi göstermeyeceklerine dönük kararını okuyunca iliklerime kadar utandım. Sansürcülere ibrikçi başılık yapmaktır bu. Neymiş, yargıyı etkilemek istemiyorlarmış da, süreç bittikten sonra yayınlayacaklarmış da, bla bla…” dedi ve ekledi:

“Sen kimsin ki bu halinle yargıyı etkileyeceksin a benim zavallı kardeşim! Etkileneceğini sandığın kurumlar sana bir yerleriyle gülmekten başka ne yapabilirler? Yargının nasıl ve ne şekilde etkilendiğini bilmeyen bir tek sen kalmış olamazsın! Sanat toplumsal sorunlarla ilgilenmeyecekse başka ne işe yarar? Gelişim ve değişimde, ilerlemede bir iş görmeyecekse adına sanat denir mi?

İktidarın temel yakıtı, sizin bu boş eyyamcılığınızdır. Yapamıyorsanız girişmeyin. Yapabilenlerin ve bu uğurda her türlü bedeli ödeyenlerin yolunu kesmeyin. Başta bu yapımı gerçekleştirenlere selam olsun. Onlarla dayanışmayı yükselten bütün kurum ve sanatçılar var olsun. ‘Aman ayranım dökülmesin’ diye düşünen ve bunu da sofistike yol ve yöntemlerle yapmaya çalışan bütün kurum ve sanatçılara da eyvahlar olsun. Gün bitimli, devran dönümlüdür. Omuzlarınıza bu yükü alıp, mahcup olmayın.”

Sırrı Süreyya Önder, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde belgesel kategorisine yer alan ‘Kanun Hükmü’ filmi, belgeseldeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği gerekçesiyle festivalden çıkarılmasına ilişkin bir yazı kaleme aldı

Önder’in Artı Gerçek’te “Yok hükmünde!” başlığıyla kaleme aldığı yazısı şöyle:

“Yıl 2017. Ağustosun 16’sı. O gün, ülkemizin protesto tarihinde, benzeri görülmemiş bir şey yaşandı. Yaklaşık 100 kalp hastası, Muğla Valiliği’ne doğru yürüyorlardı. KHK ile görevden alınan doktorları Yasemin Demirci’nin görevine iadesini istiyorlardı. Yolda polisler tarafından iki defa durdurulup GBT kontrolleri yapıldı. GBT dediysek, tıbbi bir kontrol zannetmeyin. Hastaların sicilleri, sabıkaları kontrol edildi.

Yürüyüşün engellenmesi, çoğu yaşlı olan hastalar arasında paniğe sebep oldu.

Olay yerine gelen avukatlar, katılanların yaşlı kalp hastaları olduğu ve oluşabilecek bir karmaşada sıkıntı yaşanabileceğini kayıt altına aldırdılar. Yürüyüş devam etti. Valiliğin önüne gelindiğinde Çok kalabalık bir polis ekibi, TOMA’lar ve panzerler onları bekliyordu.

Bundan iki gün sonra, KHK ile görevden alınan öğretmen Engin Karataş, Bodrum Meydanı’nda barışçıl bir eylemle, durumunu görünür kılmaya çalışıyordu.

Öğretmen Engin’e, tekne tamir işleriyle uğraştığı bilinen bir kişi kameralar önünde baskı kurdu, hakaret ve ölüm tehdidinde bulundu. Olay yerine gelen Çevik Kuvvet Ekiplerinin yanında, aynı tavrını devam ettiren saldırgan yerine Engin öğretmen gözaltına alındı.

Bu durumu bir belgesel filmle anlatmaya karar veren Yönetmen Nejla Demirci, çekim sürecinde başlarına gelenleri özetlerken, “14 Temmuz 2017 tarihinden bu yana hiçbir gerekçe gösterilmeden kameralarımız sürekli polis tarafından kapatıldı ve sürekli gözaltına alındık. Bazı sivil kişiler ve özel güvenlik görevlilerinin saldırılarına uğradık. Belgeselin nasıl bir belgesel olacağından nerelerde yayınlanacağına kadar alanda ve gözaltında polis tarafından sürekli sorgulandık.”

Bu belgesel 14 Temmuz 2017 tarihinden bu yana KHK ile kamu görevinden çıkarılan doktor YASEMİN ve öğretmen ENGİN’in ihraç sonrası gösterdikleri mücadeleyi anlatıyor. Yalnızlığa itilen, toplumdan dışlanan bu iki kişi, bütün zorluklara rağmen tekrar görevlerine dönmek istemektedirler. Ama tüm girişimleri devletin kanun labirentlerinde kaybolmaktadır.

Yasemin ve Engin’in yaşadığı şehirde 2 doktor 17 tane akademisyen ve öğretmen ihraç edildi. Engin ile yolları kesişen Yasemin diğer KHK’lı öğretmenlerle Engin sayesinde tanışır ve bu tanışma dayanışmaya dönüşür.

Türk Tabipler Odası’nın sahnelediği; Dostoyevski’nin “Timsah” adlı öyküsü günümüz KHK’lı insanların yaşamlarına uyarlandı. Şebnem Korur Fincancı, Onur Hamzaoğlu gibi dünyaca tanınan KHK’lı akademisyen doktorların sahne aldığı bu okuma tiyatrosunda Yasemin başrol oyuncusudur. Yasemin’in daveti ile bu tiyatroyu seyreden Engin öğretmenin ailesi artık çocuklarının suçsuz olduğuna inanmaktadırlar.

Sanatın dönüştürücü gücüyle beraber; Kanun Hükmünde Belgesel Filminde, Engin öğretmenin öğrencileri ve velileri, Doktor Yasemin’in hastalarının mücadelesi ve büyük üzüntüleri, bize KHK mağduriyetinin sadece ihraç edilen bu iki profesyoneli kapsamadığının göstergesi oluyor.

Bilimsel eğitimi savunan Engin öğretmen öğrencileri tarafından, sağlığın ticarileşmesine karşı olan Dr. Yasemin de hastaları tarafından çok seviliyor. Mesleklerini sevgiyle yapan bu iki insanın hikayesi, diğer KHK’lı öğretmen ve doktorlarla buluştuğunda yaşanan haksızlığı çok çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yönetmen Demirci’ye tekrar kulak verelim.

“18.01.2018 tarihinde Dr. Yasemin ve hastaları; Engin Öğretmen’e ve belgeselimize destek için alana geldiklerinde toplam 17 kişi olarak gözaltına alındık. Terörle Mücadele Komiseri; yaptığım bu belgesel ile teröre destek vermekten suçlandığımı, teröristler hakkında belgesel yapmanın suç olduğunu, kamera ile alanda bizi bir kez daha gördüklerinde asla affetmeyeceklerini, valilik tarafından belgesel çekmemin yasaklandığını bağırarak tarafıma anlattı. Terörle mücadele komiseri belgesel çekimlerini sonlandırsam bile beni rahat bırakmayacaklarını mutlaka tutuklanacağıma ilişkin tehditlerini birlikte gözaltına alındığım insanların tanıklığında yaptı.

Belgesel çekiminin yasaklanmasından kısa bir süre sonra Bodrum meydanında eylem yapan Engin öğretmeni ziyaret etmek istediğimde gözaltına almak istediler. Artık kamerasız olarak da Engin öğretmeni ziyaret edemiyordum.”

Bundan sonra, siyasi otorite, bu belgeselin çekimlerini engellemek için her türlü yolu denedi. Nejla Demirci, hakkını Anayasa Mahkemesi’ne kadar giden bir süreçte aradı ve kazandı. En son, Altın Portakal Festivalinde filmin gösterimden çıkarılmasına dönük karara bakılırsa iktidar bu sindirme girişiminden vazgeçmiş görünmüyor.

İktidarın, bu sansürcü tutumuna karşı itiraz ve kararlı bir mücadele etmekten başka yol yoktur.

İktidarın bu hoyratlığını, yasa tanımazlığını besleyen bir kanal daha var ve görmezden gelinemez. O da Belediye ve Organizasyon esnaflarının pısırık, eyyamcı yaklaşımlarıdır.

Festival Komitesi’nin filmi göstermeyeceklerine dönük kararını okuyunca iliklerime kadar utandım. Sansürcülere ibrikçi başılık yapmaktır bu. Neymiş, yargıyı etkilemek istemiyorlarmış da, süreç bittikten sonra yayınlayacaklarmış da, bla bla…

Sen kimsin ki bu halinle yargıyı etkileyeceksin a benim zavallı kardeşim! Etkileneceğini sandığın kurumlar sana bir yerleriyle gülmekten başka ne yapabilirler? Yargının nasıl ve ne şekilde etkilendiğini bilmeyen bir tek sen kalmış olamazsın! Sanat toplumsal sorunlarla ilgilenmeyecekse başka ne işe yarar? Gelişim ve değişimde, ilerlemede bir iş görmeyecekse adına sanat denir mi?

İktidarın temel yakıtı, sizin bu boş eyyamcılığınızdır. Yapamıyorsanız girişmeyin. Yapabilenlerin ve bu uğurda her türlü bedeli ödeyenlerin yolunu kesmeyin. Başta bu yapımı gerçekleştirenlere selam olsun. Onlarla dayanışmayı yükselten bütün kurum ve sanatçılar var olsun. “Aman ayranım dökülmesin” diye düşünen ve bunu da sofistike yol ve yöntemlerle yapmaya çalışan bütün kurum ve sanatçılara da eyvahlar olsun. Gün bitimli, devran dönümlüdür. Omuzlarınıza bu yükü alıp, mahcup olmayın.”

Paylaşın

İktidarın Gündemi Yeni Anayasa: İşte Öne Çıkarılacak Başlıklar

AK Parti ve MHP’nin temelini oluşturduğu Cumhur İttifakı, “Yeni Anayasa” çalışmalarını hızlandırdı. Çalışmalarda, başörtüsüne anayasal güvencenin yanı sıra, ırkçılık ve nefret söyleminin suç sayılması, dilekçe ile halka denetim yetkisi ve milletvekili dokunulmazlıkları gibi başlıklar ön plana çıkarılıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim vaatleri arasında yer alan “yeni sivil anayasa” hazırlığı, uzun süredir iktidar partisinin gündeminde. Daha önce bu konuda Cumhurbaşkanlığı’nca çalıştaylar düzenlenmiş, taslak anayasa metni hazırlanmıştı.

İktidar partisinin hedeflerinden biri, parlamentoda anayasa değiştirecek sandalye sayısı olmadığı için TBMM’nin yeni yasama yılında bu konuda Meclis’te uzlaşma zemini oluşturmak.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, Cumhur İttifakı, 1 Ekim’de TBMM’nin yeni yasama yılının başlamasıyla birlikte “yeni anayasa” ile ilgili de “çalışmaları hızlandıracağı” ifade ediliyor. AKP ve MHP’li kurmaylardan edinilen bilgiye göre yeni anayasa ile ilgili çalışmaların ana başlıkları da şekillenmeye başladı. Kulislerde konuşulan ‘ana başlıklar’ şöyle:

İlk dört maddede değişiklik yok: AKP’li kurmaylar, “anayasadaki ilk dört maddeden asla taviz verilmeyeceğini” belirtiyor. Anayasanın ilk dört maddesinin Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin de “kırmızı çizgisi olduğuna” dikkat çekiliyor. Anayasanın ilk dört maddesi ile birlikte mevcut anayasanın 66. maddesinde yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür” düzenlemesinin de korunacağı ifade ediliyor.

Nefret söylemi suçu: AKP’li kurmaylar, son dönemde “sığınmacılar” üzerinden toplumdaki “nefret ve ırkçılık” söylemlerinin arttığına dikkat çekiyor. Mevcut anayasanın 10. maddesinde yer alan “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” düzenlemesinin korunmasıyla birlikte bu düzenlemeye “her türlü ırkçılık ve nefret söyleminin suç kapsamına alınabilmesine yönelik bir ifadenin de eklenebileceğini” belirtiyor.

Anayasal güvence: AKP ve MHP, geçen yasama döneminde “başörtüsü serbestisi” ile “ailenin korunmasını” öngören anayasa değişikliği teklifini TBMM’ye sunmuştu. Ancak bu teklif, deprem fekaletin ardından TBMM Genel Kurul gündemine taşınamamıştı. Bu düzenlemenin yeni anayasa teklifinde de yer alacağına dikkat çekiliyor. Sadece “başörtüsü serbestisi” değil, kılık kıyafet ile ilgili her türlü ayrımcılığı önleyici maddelerin yeni anayasa teklifinde yer alabilceğine dikkat çekiliyor.

Halk rol alacak: AKP’li kaynaklar yeni anayasa teklifinde yer alacak düzenlemeler ile “denge ve denetimin etkinleştirileceğini” belirtiyor. Öcelikli hedefin “cumhurbaşkanı ve milletvekillerini seçen halkın denetimde de aktif rol almasının sağlanmasının olduğu” kaydediliyor. Halkın denetleme yetkisini TBMM Dilekçe Komisyonu aracılığı ile yapılabileceği ifade ediliyor. Milletvekillerini ve yasama faaliyetlerini, yasama ve yürütme ile ilgili önerilerini TBMM Dilekçe Komisyonu’na göndereceği dilekçeler ile iletebileceği, bu önerilerin TBMM Genel Kurul faaliyetleri kapsamına alabileceği dillendiriliyor. Ancak bunun için TBMM İçtüzüğü ile ilgili düzenlemenin yapılaması gerektiği vurgulanıyor. Daha sonra halkın doğrudan yasama faaliyetlerine katılımının sağlanmasının “anayasal güvence altına alınabileceği” ileri sürülüyor.

Milletvekili dokunulmazlığı: AKP’li kurmaylar, MHP’nin de sıklıkla gündeme getirdiği milletvekili dokunulmazlıkları ile ilgili yeni bir düzenlemenin “yeni anayasada yer alabileceğini” belirtiyor. Buna göre milletvekili dokunulmazlıklarını düzenleyen 83. maddenin yeniden düzenlenebileceği kaydediliyor. Yeni düzenlemede, “kamu vicdanının kabul etmeyeceği her türlü bölücülük faaliyetlerinin dokunulmazlık kapsamı dışında kalmasını sağlayacak bir maddenin yeni anayasada yer alabileceği” kaydediliyor.

MHP ile paylaşılacak: AKP’li kurmaylar, MHP’nin 2021’de hazırladığı ve 100 maddeden oluşan yeni anayasa teklifinin de “AKP’nin hazırlayacağı teklifte değerlendirileceğini” belirtiyor. Ancak AKP, yeni anayasa ile ilgili çalışmalarda tüm siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarından gelecek önerilerin de dikkate alınacağını ve bu önerilerle yeni anayasa teklifinin şekillenerek “konsensus” halinde TBMM’ye sunulacağını belirtiyor.

“Kabul ederler etmezler, kapıları çalacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Azerbaycan dönüşü gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, “Meclis açıldığında öncelikli gündeminiz ne olacak” soruna “Anayasa” karşılığını verdi: Erdoğan şunları söyledi: “AK Parti meclis grubumuz parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle ‘gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım’ davetimizi iletecek.

Kabul ederler etmezler, ama biz şu anda kapıları çalacağız. Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor.”

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “Enflasyon” Mesajı: Sabırlı Olmalıyız

 “Doğru yoldayız. Güvenin geri döndüğüne dair güçlü kanıtlar var. Ancak sabırlı olmalıyız, hala zorlu bir süreçteyiz” diyen Bakan Şimşek, “Enflasyon beklentilerini sıfırlamak için güvene ihtiyacınız var” dedi.

Şirketlerin ve bankaların dış kaynak erişimlerine de değinen Şimşek “Biz ilerleme kaydettikçe şirketlerin ve bankaların uluslararası sermaye piyasalarına erişimleri iyileşecek, bu kritik bir konu. Bu noktadan sonra işimiz daha çok kolaylaşacak” değerlendirmesini yaptı.

Seçimler sonrası tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanan Mehmet Şimşek, Londra merkezli uluslararası ekonomi gazetesi Financial Times’a konuştu.

Financial Times röportajı “Türkiye Maliye Bakanı zorlu koşulların tersine dönmesinin zaman alacağını söyledi” başlığıyla okuyucularına sundu.

Bakan Şimşek “ekonomiyi yeniden dengelemeyi ve iç talebi yumuşatmayı” hedeflediklerini belirterek politika değişimi süreci için sabırlı olunması gerektiğini belirtti.

Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni ekonomi politikalarına destek verdiğinin altını çizerek, “Doğru yoldayız. Güvenin geri döndüğüne dair güçlü kanıtlar var. Ancak sabırlı olmalıyız, halen zorlu bir süreçteyiz” dedi.

Haziran ayında göreve gelmesinden bu yana uluslararası medyaya verdiği ilk röportajda Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle yıllarca sürdürülen geleneksel olmayan ekonomi politikalarının ardından “ekonomiyi yeniden dengelemeye ve iç talebi yumuşatmaya” çalıştığını söyledi.

Gelecek yılın ortalarına kadar enflasyonun “geçiş sürecinde” olacağını belirten Şimşek miktarsal sıkılaştırma tedbirleriyle birlikte finansal koşulların TCMB politika faizinin işaret ettiğinden daha fazla sıkı olduğunu belirtti.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “Enflasyon beklentilerini sıfırlamak için güvene ihtiyacınız var” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye, Küresel Organize Suç Endeksi’nde Avrupa’da Birinci

Türkiye, başta uyuşturucu kaçakçılığı, göçmen ve tarihi eser kaçakçılığı, insan ticareti, yolsuzluk, sigara ve alkol kaçakçılığı, silah ve mühimmat kaçakçılığı gibi başlıkların yer aldığı Küresel Organize Suç Endeksi’nde Avrupa’da birinci dünyada ise 14. sırada.

Araştırma için organize suça ilişkin yayınlar incelenerek veriler toplanıyor. Yerel uzmanlar ve gruplar bunların doğruluğunu kontrol ediyor. Sonra da endeks skoru ortaya çıkıyor. 1 en düşük, 10 ise en yüksek skor. Yüksek skorlar bu ülkede organize suç oranının yüksek olduğunu gösteriyor.

Küresel Organize Suçlar Raporu, Türkiye’de çeşitli mafya gruplarının hükümet ve diğer siyasetçilerle yakın ilişki kurarak polis ve yargı karşısında koruma sağladıklarının aktarıldığını bildirdi. Türkiye’nin 2023 skoru 7,03 puan. Bu skor 2021 yılında 6,89 idi. Bu son iki senede işlerin biraz daha kötüye gittiğini gösteriyor.

Uluslararası Organize Suç İnisiyatifi’nin Küresel Organize Suç Endeksi 2023 raporu yayımlandı. Endeks BM üyesi 193 ülke içinde gelişen organize suç faaliyetlerini karşılaştırıyor.

Organize suç skoru için ülkedeki suç ortamı ve suç aktörlerine bakılıyor. Bunlar toplam 20 alt başlıktan oluşuyor. Suç ortamına dair başlıklar arasında insan ticareti, insan kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, eroin ticareti, kokain ticareti, sentetik uyuşturucu ticareti, mali suçlar, yenilenemez kaynakların yasadışı ticareti, uyuşturucu ticareti gibi başlıklar bulunuyor. Suç aktörleri için ise mafya grupları, kriminal ağlar, devlet bağlantılı aktörler, yabancı suç aktörleri ve özel sektör aktörleri inceleniyor.

Türkiye’nin genel organize suç skoru 7,03. Alt başlıklarda ise devlet bağlantılı suç aktörleri ve insan kaçakçılığı 9 puan ile Türkiye’nin en kötü olduğu alanlar olarak kayda geçti.

İnsan kaçakçılığı birilerinin kendi rızası ile kaçak yollarla bir ülkeye sokulması anlamına gelirken insan ticareti ise kişilerin rızası dışında fuhuş ve zorla çalıştırma da dahil olmak üzere sömürü için gerçekleştirilen ticaret.

Silah ticareti, eroin ticareti ve mafya vari suç gruplarında ise Türkiye’nin puanı 8,5. İnsan ticareti puanın 8 olması da bunun Türkiye’de ne kadar büyük bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.

Küresel Organize Suç Endeksi’nin zirvesinde ise 8,15 puan ile Myanmar yer alıyor. Ardından Kolombiya ve Meksika geliyor. İran, Türkiye ile aynı puan ile yine 14. Sırada bulunuyor. Rusya ise 6,87 puan ile 19. sırada.

Türkiye Avrupa ülkeleri arasında ise ilk sırada. Organize Suç Endeks skoru en yüksek olan AB ülkesi ise İtalya oldu.

Türkiye hakkında öne çıkan bulgular

Endeks dışında ülkeler raporda başlık başlık değerlendiriliyor. Öne çıkan bazı bulgular şöyle:

Türkiye’nin Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasındaki kavşakta yer alan coğrafi konumu ve uzun sınırları, ülkeyi insan ticareti ve insan kaçakçılığı için önemli bir transit ve hedef ülke haline getirmektedir.

Özellikle cinsel sömürü ve zorla çalıştırma amaçlı insan ticareti Türkiye’de giderek yaygınlaşıyor. Türkiye büyük bir mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaya devam ederken, insan tacirleri bu toplulukların savunmasızlığından yararlanarak kadınları ve çocukları cinsel sömürü için insan ticaretine zorlamaktadır.

Genç kızların gayri resmi dini törenler yoluyla zorla evlendirilmesi, ekonomik bir başa çıkma mekanizması olarak giderek yayılmaktadır.

Suç şebekelerine ek olarak, devlet içinde yerleşik aktörler de insan ticaretinde rol almakta ya da en azından kolaylaştırmaktadır.

Rapora göre Türkiye; Suriye ve Afganistan gibi ülkelerden Avrupa’ya yönelik göçmen kaçakçılığında kilit transit ülke olmaya devam ediyor.

Ayrıca Afrika ülkelerinden gelen düzensiz göçmen sayısında da bir artış söz konusu ve bu artış Türkiye’nin vize şartlarını hafifletmesi ve ülkeye giriş için iyi havalimanı bağlantıları sayesinde kolaylaşmaktadır.

İnsan ticaretine benzer şekilde, insan kaçakçılığı da yolsuzluğa bulaşmış hükümet yetkilileri tarafından kolaylaştırılmaktadır. Haberler, devletle ile bağlantılı aktörlerin ve meşru işletmelerin bu pazara doğrudan dahil olduğunu iddia ediyor.

Rapora göre akaryakıt kaçakçılığı, daha ucuz petrole olan talepten ve özellikle Suriye, Irak ve İran kaynaklı kaçak petrol satışından vergi geliri elde etme fırsatından yararlanan Türkiye’deki organize suç grupları için en kârlı gelir kaynaklarından birisi.

Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle eroin ticareti için bir kaynak, transit ve hedef ülke konumunda.

Türkiye tarihsel olarak uluslararası kokain kaçakçılığı rotasında yer almamasına rağmen, son birkaç yıl içinde ele geçirilen kokain miktarındaki artışın, Amerika ve Avrupa’daki yüksek sayıdaki ele geçirmeler nedeniyle nakliye rotalarındaki değişimin bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Türkiye, Güneydoğu ve Doğu Avrupa’yı hedef alan kokain kaçakçılığında daha önemli bir transit ülke haline gelmektedir

Türkiye’de faaliyet gösteren ve geleneksel mafya sistemini model alan önemli sayıda mafya tarzı grup bulunmaktadır. Ülkede varlıklarını sürdüren bu grupların hükümetle ve diğer siyasetçilerle yakın ilişkiler geliştirdikleri ve bu sayede kolluk kuvvetleri ve yargı karşısında koruma sağladıkları bildirilmektedir.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AİHM, “ByLock Ve Bank Asya” Kararını Açıkladı: Türkiye’den Sert Tepki

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “ByLock kullanmak”, “Bank Asya’da hesabı olmak” gerekçesiyle Fethullah Gülen (FETÖ) yapılanması davası kapsamında tutuklanan eski öğretmen Yüksel Yalçınkaya hakkında hak ihlali kararı verdi.

Mahkeme, kararında eski öğretmenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “adil yargılanma”, “kanunsuz ceza” ve “örgütlenme özgürlüğü”yle ilgili maddelerine aykırı biçimde yargılandığına işaret etti. Manevi tazminat talebini geri çeviren AİHM, Türkiye’den Yalçınkaya’ya mahkeme masrafı olarak 15 bin euro ödemesini istedi.

Karar, AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi tarafından alındı. Tarafların karara itiraz hakkı bulunmuyor. Karar, AİHM gündemindeki benzer 8 bin 500 dava başvurusu için doğrudan emsal teşkil ediyor.

Kararda AİHS’nin adil yargılanmayla ilgili 6’ncı ve kanunsuz ceza olamayacağıyla ilgili 7’nci maddelerinde ihlale hükmedilmesi, davacı Yüksel Yalçınkaya’ya yeniden yargı yolunun açılmasını gündeme getiriyor. AİHM, 7. maddenin ihlal edildiğine 6’ya karşı 11 oyla, 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine 1’e karşı 11 oyla ve 11. maddenin ihlal edildiğine oy birliğiyle karar verdi.

Kararda, Türkiye’nin “terör suçlamalarıyla yapılan yargılamalarında” bilhassa AİHS’in 6. ve 7. maddesinin ihlali bakımından çok sayıda insanı ilgilendiren sistematik sorunlar olduğu kaydedildi.

Karara Türkiye’den sert tepki

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, karara tepki gösterdi. Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ilk derece mahkemesinden, istinafa, Yargıtaydan Anayasa Mahkemesine her derecedeki yargılama makamlarının delilleri yeterli gördüğü bir dava hakkında, AİHM’in yetkisini aşarak delil incelemesi yapmak suretiyle ihlal kararı vermesinin kabul edilemez olduğunu belirtti

AİHM’in bir temyiz mahkemesi olmadığını söyleyen Tunç, mahkemenin “delillerin kabul edilebilirliği veya delillerin nasıl değerlendirileceğinin ulusal hukukun ve ulusal mahkemelerin yetkisinde olduğu”na yönelik kararlarını atıfta bulundu.

“Ulusal mahkemelerce yapılan hukuk kurallarının uygulanması, yorumlanması ve delil değerlendirmesinin kendi incelemesinin konusu olamayacağını vurgulamıştı. Ancak AİHM, bugün açıkladığı Yalçınkaya kararında, bu yerleşik içtihadından ayrılmıştır,” diyen Tunç “AİHM açıkça delil değerlendirmesi yapmak suretiyle yetkisini aşmış ve ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının uygulanması ve delil değerlendirme yetkisini inceleme konusu yapmıştır. AİHM kendi içtihatlarında defalarca delilleri değerlendirme yetkisi olmadığını belirttiği halde, konu FETÖ yargılamaları olunca delil değerlendirme yoluna gitmiştir,” ifadelerini kullandı.

“Hükümetimizce ayrıntılı bir şekilde bilgilendirildiği ve itiraz edildiği halde, hakkında Türk yargısınca FETÖ üyeliği suçlamasından iki ayrı yakalama kararı bulunan bir kişiyi Büyük Daire duruşmasında başvuranın temsilcisi olarak kabul eden AİHM, tarafsız bir yargılama yapmayacağını en baştan belli ederek hukuka ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir karar vermiştir,” sözlerini kullanan Tunç “Ülkemiz, ulusal mevzuata ve uluslararası yükümlülüklere uygun olarak yaptığı terörle mücadelesinde kararlılığını sürdürecektir,” yorumunu yaptı.

Ne olmuştu?  

Yalçınkaya, 6 Ocak 2017 tarihinde Kayseri Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamede “TCK 314/2 temelinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmakla” suçlanmıştı. Suçlamaya gerekçe olarak “ByLock uygulaması kullanmak, Bank Asya’da hesap sahibi olmak (3 bin 110 TL), FETÖ-PDY bağlantılı dernek ve sendikalara üye olmak, OHAL döneminde yayınlanan Kamu Personeline İlişkin Önlemlerle İlgili 672 nolu KHK kapsamında işten çıkarılmak ve gizli tanık ifadeleri” gösterilmişti.

Yalçınkaya, 21 Mart 2017’de Kayseri Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildi. İstinaf Mahkemesi ve Yargıtay’a yaptığı temyiz başvuruları reddedildi. AYM’ye yaptığı bireysel başvuru da kabul edilemez ilan edildi. Yalçınkaya, bunun üzerine 17 Mart 2020 tarihinde hak ihlali iddiası temelinde AİHM’ye başvurdu.

“Tarafsız ve bağımsız mahkemeler tarafından adil yargılanmadığı, CMK’nın 134 ve 135’inci maddeleri ihlal edilerek ve Mahkeme kararı olmaksızın MİT tarafından kanunsuz yollardan elde edilen kanıtlar temelinde suçlandığı, kanıtların kendisine gösterilmediği, mahkemelerin sadece savcıların tek taraflı tezleri temelinde karar aldığı, bunun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu ve avukatıyla etkin iletişim sağlamasının engellendiği” tezlerini savunan Yalçınkaya, internet veri trafiği ve sendika ve dernek üyelikleriyle ilgili keyfi muamelede bulunulduğunu da iddia ediyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Önlemlerimiz Sürecek

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması önlemlerinin ekonomi yönetimi tarafından hayata geçirildiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu adımların kaynakları üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıdığını ifade etti. Maliye politikaları ile da bu amaçların desteklendiğini söyleyen Erdoğan, “Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, enflasyona ilişkin soruya, “Değerli arkadaşlar, enflasyonla mücadelede şu an itibariyle arkadaşlarımızın yoğun bir takvimi var. Enflasyonun dizginlenmesi ve kalıcı olarak tek haneye inmesi amacıyla açıkladığımız Orta Vadeli Program bu yoldaki kilometre taşlarımızı oluşturuyor. Fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması tedbirleri ekonomi yönetimimizce hayata geçiriliyor.

Bu adımlar kaynaklarımızın üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıyor. Maliye politikaları ile da bu amaçlar destekleniyor. Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” şeklinde cevap verdi.

Yeni Anayasa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin önemli başlıklarından olan “Yeni Anayasa”nın hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullandı: “Anayasayla ilgili davetimizi biz 12 Eylül’ün yıldönümünde Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde zaten yaptık. Bunu yaparken de özellikle şunu söyledik, dedik ki ‘Gelin bir sivil anayasayı bu dönemde yapalım’ Bu konuyla ilgili olarak da Ak Parti meclis grubumuz parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle “gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım” davetimizi iletecek. Kabul ederler etmezler, ama biz şu anda kapıları çalacağız. Kim çalacak Ak Parti’nin TBMM Grubu.

Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey’e “hemen gereken suretle görüşmeleri yapın” dedim. Yani 1 Ekim’den itibaren Meclis konuşmamızda da gerekli vurguyu buna göre yaparız, gerekli adımları da buna göre inşallah atarız. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor.

Zaman içerisinde yapılan müdahalelerle belli bir mesafe alınsa da mevcut anayasa Türkiye Yüzyılı’na yakışmayan bir yapıdadır. Hedefimiz tüm vatandaşlarımızın “benim anayasam” diyeceği bir anayasa ortaya koymaktır. Umarım uzlaşı içerisinde Türkiye’ye yakışır birlikteliği ortaya koyarak anayasa metnimizi ortaya çıkartırız. Çağrımız tüm siyasi partilerimizin vaadi olan yeni anayasa konusunu bizlere yakışır bir biçimde neticelendirmek ve millete verdiğimiz sözü tutmak içindir.”

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Erdoğan’dan ABD’ye F-16 Mesajı

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruya, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği yönünde mesaj vererek yanıtladı.

Erdoğan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan, ABD’den Türkiye’ye F-16 satışı ve modernizasyonunun önündeki en büyük engellerden biri olan Menendez’in bu durumu sonrası Beyaz Saray’dan bir hamle bekleyip beklemediği yönündeki soru üzerine, “Bizim, F-16’larla ilgili bu konuda en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD’li senatör Bob Menendez’in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi.

Dolayısıyla, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şu anda bu süreci yakından takip edecek. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan üç-dört gün önce Amerika’da görüştüler. Bu görüşmeler hâlâ devam ediyor. Ama şimdi bu durumu fırsata dönüştürüp kendisiyle tekrar görüşmekte fayda var” yanıtını verdi.

Erdoğan, “Bu sayede F-16 ile ilgili süreci de belki hızlandırma fırsatımız da olabilir. Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez’in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez’e bağlı bir konu değil. Yönetilmesi gereken alanları Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan yürütecek. Bu konuda ABD’den artık net bir yanıt bekliyoruz. Temenni ediyoruz ki beklediğimiz olumlu neticeyi fazla uzamadan alırız” diye ekledi.

Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin 1 Ekim’de açılacak olan TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruyu da yanıtladı. ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” hâlinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği sinyalini veren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.”

Netanyahu’nun Türkiye ziyareti

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ertelenen Türkiye ziyaretiyle ilgili de konuşan Erdoğan, bu konuda Dışişleri Bakanlığının çalışmalarının devam ettiğini belirterek “Zannediyorum Ekim-Kasım gibi Netanyahu’nun hastalık nedeniyle gerçekleştiremediği ve ertelenen Türkiye ziyareti yapılır. En uygun zamanda bu ziyaretin olması için görüşme trafiği devam ediyor” dedi. Erdoğan “Ondan sonra da biz iade-i ziyaretimizi yapacağız” ifadesini kullandı.

Geçen haftaki ABD ziyareti sırasında İsrail’le enerji sondaj çalışması başlatılacağını açıkladığı hatırlatılan Erdoğan, “Türkiye ve İsrail olarak birçok alanda iş birliği yapıyoruz. Yeni iş birliği alanlarının varlığı da bir gerçek. Özellikle Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan konjonktürün de etkisi ile sürdürülebilir enerji kaynağı arayışında. İsrail’in kaynaklarının Avrupa’ya taşınması konusunda arayışta olduğu da herkesin malumu. En akılcı rota ise Türkiye üzerinden bu kaynakların Avrupa’ya ulaştırılması. Bunu son görüşmemizde de ele aldık, çalışmalara başladık” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diğer taraftan sondaj çalışmaları noktasında da iş birliği fırsatları bulunuyor. Bununla ilgili teknik çalışmaların yapılması talimatlarını ilgili arkadaşlarımıza verdik. En kısa sürede gerek Türkiye’de gerek İsrail’de yapacağımız görüşmelerde rota, takvim ve sondaj alanları gibi ayrıntıları da netleştiririz” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın