Akşener’den İttifak Çıkışı: Biz Tek Siz Hepiniz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “İYİ Parti olarak siyaset düzenindeki çürümeye ve yozlaşmaya karşı yalnızca bir seçim süreci bir ittifak tercihinde değil, bir düzen tercihinde de bulunduk” dedi ve ekledi:

“Bu düzeni de iki yumruğun birbirinden yana değil, hür ve müstakil olarak, durarak, güdümlü medyanın tarifleriyle değil öz kimliğimizle yürüyerek, onun bunun ittirmesiyle değil öz varlığımızla kantara çıkarak öz başımıza kuracağız. Birilerine kazandırmak yerine hür ve dik duracak, sadece milletimize kazandıracağız.”

Akşener konuşmasının devamında, “Birbirinden beslenen kayıkçı siyasetine karşı milletimize yeni bir tercih, yeni bir yol sunacağız. Ülkemizin geleceğinin kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla değil, açık ve şeffaf biçimde sandıkta şekillenmesini istiyoruz. Her türlü dayatmaya kafa tutan koca yürekler burada. Buradan tüm siyaset simsarlarına sesleniyorum. Biz tek siz hepiniz. Hadi bakalım Halep oradaysa arşın burada” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugün 15 Kasım. KKTC’nin bağımsızlığının ilan edilişinin 40. yıl dönümü, kutlu olsun. Kıbrıs davamızın milli kahramanlarına, Dr. Fazıl Küçük’e, Hala Sultan’a, Türk Mukavemet Teşkilatı’na selam olsun. Kıbrıs’ta bağımsızlık yolunu, Türklük yolunu inşa edenlere selam olsun.

Cumhuriyetine ilk günkü aşkla, şevkle, inançla sahip çıkan Kıbrıs Türk’ü gençlere selam olsun. Bozkurt Rauf Denktaş’a selam olsun. Bundan tam 40 yıl önce Kıbrıs’ta Türk’ün iradesini savunan, koruyan ve Türk’ün zaferini Cumhuriyet ile taçlandıran o şanlı mücadelenin tüm neferlerine, şehitlerine, gazilerine selam olsun.

KKTC’nin varlığının ve bağımsızlığının nasıl stratejik öneme sahip olduğunu bir kere daha görüyoruz. Doğu Akdeniz’de, Kafkasya’da, Orta Doğu’da ve hatta Kuzey Afrika’da olup bitenleri çok iyi okumak, anlamak durumundayız. KKTC, bizim için sadece kardeş ülkemiz değil aynı zamanda Türk Dünyası’nın güney ucundaki yıldızıdır. KKTC’nin bağımsız ve erkin bir devlet olarak yaşaması için ilk başta Türk dünyasının süreci samimiyetle sahiplenmesi gerekiyor.

Bu kapsamda KKTC’nin Türk Devletler Teşkilatı’na gözlemci üye olmasını elbette memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak son zirveye davet edilmeyişi de dikkatle takip ediyor, sürecin bir an önce tamamlanmasını bekliyoruz. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki dün olduğu gibi bugünde, yarında Cumhuriyet ilelebet payidar kalacak. Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak.

Diyanet’e “Atatürk” tepkisi: Geçtiğimiz hafta Atamızın ebediyete intikalinin 85. yılıydı. Onun gösterdiği ufka varma vazifemizi bir kez daha hatırladık ve dualar ettik. Onun büyük vizyonunu bir kez daha anladık. Ancak maalesef, biz milletçe aynı duygularda buluşurken bu duyguları paylaşmayanlar da vardı. Ayrıkotları, istiklal zararlıları, ahlak yoksunları da vardı. Düşmanlıktan beslenen kirli zihniyetler vardı.

Gazi Mustafa Kemal’i anmaktan gocunanlar, ona bir hayır duayı çok gören şuursuzlar da vardı. Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde Atatürk’ümüz tarafından kurulmuştur. Varlığını ona borçlu olan kurumumuz 10 Kasım’daki hutbesinde Atamıza bir Fatiha’yı bile çok gördü. Yazıklar olsun. Bir insanın sahip olabileceği en büyük erdemlerden biri vefadır. Yüce dinimiz hakkında milletimizi aydınlatmakla yükümlü bir kurumun sergilediği bu vefasızlığa tahammül gösteremeyiz.

Devletin memuru olan diyanet mensuplarından Cumhuriyetimizin kurucusuna saygı beklemek en doğal hakkıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak ve anlamaktan yoksun olanlara, Türk milletinin Atatürk ve Cumhuriyet sevdasından rahatsız olanlara hatırlatmak istediğim bir şey var. Eğer ki bugün memleketimizde ezanlar okunuyorsa, gökyüzünde bayrağımız dalgalanıyorsa, canımızın, namusumuzun güvenliği varsa bunu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz.

Vicdansızlıktan beslenenlere, Cumhuriyet’i reklam arası görenlerle, 100 yıllık bir tarihi ‘cinayet ve zulüm’ diye tarifleyenlerle, 10 Kasım’da onu anmak yerine 14 Kasım’da Cumhuriyet düşmanlarını ananlarla mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

AYM – Yargıtay krizi: AK Parti iktidarının neden olduğu krizler silsilesinden son olarak Anayasa ve hukuk düzeninin de payını aldığını görüyoruz. Zaten uzun zamandır hakkın ve hukukun üstünlüğü yerine güçlünün üstünlüğüne dayanan bir anlayışla çok tehlikeli bir yere doğru gidiyorduk. Bu sistem elimi kolumu bağlıyor denildi, sistem değişti. Kuvvetler ayrılığı yer bir edildi. TBMM’nin vasıfları teker teker çökertildi.

Bugün geldiğimiz noktada ise iktidarın gözü yine hukuka dikildi. Sayın Erdoğan uzunca bir süredir hukuktan şikayetçi. Gezi Parkı davasında parka inşaat yapılmasını reddeden, Koruma Kurulu’na başbakan sıfatıyla ‘Reddi reddederiz’ diye karşı çıkan kendisiydi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla AYM’nin kararına uymuyor, saygı da duymuyorum diyen de kendisiydi. Her fırsatta hukuktan duyduğu rahatsızlığı dile getiren bu zihniyetin biriktiği garabetler dizisinin sonucunu da geçen hafta yaşadık.

Can Atalay davasıyla ilgili hukuk skandalları 8 Kasım itibariyle artık bir anayasa, devlet krizine dönüştü. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, ‘Karara uymuyorum’ dedi. El yükseltti, suç duyurusunda bulundu. Hatta o da yetmedi TBMM’ye sopa gösterdi. Bu hukuksuzluk karşısında iktidar tarafından yapılan ilk yorum ise kararın milliliği üzerine oldu.

Anayasa değişikliği arayışına girdiler. Fiili durumu yasallaştırmanın peşine düştüler. Böyle bir zihniyetin Türk milletine, devleti yönetenlerine yön vermesine kabul edemeyiz. Değerli dava arkadaşlarım bu ise düpedüz bir siyasi fırsatçılıktır. Böylesine vahim bir krizden, siyaset üstü olması gereken bir devlet meselesinden siyasi rant devşirmeye çalışmak ayıptır.

Ya muhteremler, anayasa değişikliğini konuşmadan önce mevcut anayasaya uymanız gerekiyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin oluşturduğu hukuk dışı fiili durum devlet nizamını aksatmış ve bir anayasal devlet krizine neden olmuştur. Halbuki, AYM kararları kesindir. Herkes uymak zorundadır. Siz halen neyi tartışıyorsunuz? Mahkemelerin aldığı kararlar elbette siyasi düzlemde demokratik metotlarla eleştirilebilir. Çıkıp da ‘Anayasa Mahkemesi kapatılsın’ demedik, demeyiz. AYM üyelerinin hedef gösterilmesini hiçbir koşulda kabul etmeyiz.

Nereye hizmet ettiği belli olmayan odakların, millet iradesini hedef almasına da asla izin vermeyiz. Krize sebep olanlar hakkında suç duyurusunda bulunduk. Erdoğan’a hakem olma görevini hatırlattık. AYM üyelerimiz sahipsiz değildir. Tüm yollar kesilse bile Türk milletinin sinesine giden bir yol her zaman vardır ve olacaktır.

Ekonomik kriz: AK Parti iktidarı yıllardır elbirliği ile mahvettikleri ekonomimizi birkaç isim değişikliği ile toparlayabileceğini zannetti. Para arayarak her şeyi düzeltebileceğini sandı. Her konuda olduğu gibi çözümü, tüm sorunları halının altına süpürmekte buldu. Ancak faizleri yükseltip para politikasını biraz normalleştirmek, piyasaları bir süreliğine sakinleştirse de hızlı faiz artışları, dar ve orta gelirli vatandaşlarımızı ezmekten başka bir işi yaramadı. Yaz aylarında başlayan zam furyası hala devam ediyor. 5 aylık enflasyon yüzde 30 oldu.

Ülkemizin yedek akçesini harcadılar, fabrikalarımızı tesislerimizi sattılar. Rezevlerimizi eksiye düşürdüler, hesap bile vermediler. Sandıktaki hesaptan sıyrılmayı başardılar ama artık kaçacak yerleri kalmadı. Şimdi de bu yüzden kapı kapı dolaşıp para arıyorlar. Bulamıyorlar.

Adaletin, hukukun, özgürlüklerin ayaklar altına alındığı bir ortamda kim, nasıl yatırım yapsın? Memleketi her gün krizden krize koşturan bir yönetime kim neden parasını versin? Olan yine milletimize oluyor. Olan, Cumhuriyet’in 100. yılında sadaka verir gibi 5 bin lira verdikleri emeklimize oluyor. Olan en güzel yılları heba edilen gençlerimize oluyor. Olan kendi için, çocukları için kadınlarımıza oluyor. Olan Türkiye’ye oluyor.

Yerel seçimler: İktidar yerel seçim gündemini saptırmak için yine hamasete, dedikoduya, suni gündemlere sarılsa da biz İYİ Parti olarak önümüzdeki seçimlerde milletimizin dert ve taleplerinin görmezden gelinmesine izin vermeyeceğiz. Milletimiz, AK Partinin belediyecilik anlayışından çok çekti.

Belediyeleri rant kapısı olarak gören bu anlayış, yerel kaynaklarımızı har vurup harman savunurken diğer yanda hakkıyla yapılan bir yerel yönetim rekabetinin de yollarını tıkadı. Geldiğimiz noktada ceket siyasi, hizmet siyasetinin yerini aldı. Biz İYİ Parti olarak tıkanan demokrasinin tüm yollarını açmaya ve Türkiye’de önce yerelde sonra da merkezi yönetimde gerçek bir sıçramayı başlatmaya geliyoruz.

2024 yerel seçimlerine girerken, 81 ilde milletimize liyakatli adaylarımız, kadrolarımız ve çözümlerimizle birlikte iyi belediyecilik vizyonunu da sunuyoruz. Kazandığımız tüm şehirleri katılımcı demokrasi anlayışıyla yöneteceğiz, çok paydaşlı bir yaklaşımı hayata geçireceğiz. Belediye meclislerinde kadınların daha fazla temsil edilmesini sağlayacağız.

Bizim esas hedefimiz öncekilerden daha iyi olmak değil, milletimizin şimdiye kadar mahrum bırakıldığı büyük bir vizyonu hayata geçirmektir. Biliyorum ki işimiz çok zor. Biliyorum ki sıkışmamızı, tökezlememizi, düşmemizi bekleyen çok. Biliyorum ki çizdiğimiz rotadan rahatsız olmayan yok. Tüm bunların cesurlar hareketinin hiçbir ferdine engel olamayacağını da çok iyi biliyorum. Partimizin üzerinde tasarlanan tüm oyunları birer birer bozacağımızı da çok iyi biliyorum.

İttifak: Milletimizin de teveccühü ile İYİ Partimizin Türkiye’de yepyeni bir siyaseti mümkün kılacağına yürekten inanıyorum. İYİ Parti olarak siyaset düzenindeki çürümeye ve yozlaşmaya karşı yalnızca bir seçim süreci bir ittifak tercihinde değil, bir düzen tercihinde de bulunduk.

Bu düzeni de iki yumruğun birbirinden yana değil, hür ve müstakil olarak, durarak, güdümlü medyanın tarifleriyle değil öz kimliğimizle yürüyerek, onun bunun ittirmesiyle değil öz varlığımızla kantara çıkarak öz başımıza kuracağız. Birilerine kazandırmak yerine hür ve dik duracak, sadece milletimize kazandıracağız. Birbirinden beslenen kayıkçı siyasetine karşı milletimize yeni bir tercih, yeni bir yol sunacağız.

Ülkemizin geleceğinin kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla değil, açık ve şeffaf biçimde sandıkta şekillenmesini istiyoruz. Her türlü dayatmaya kafa tutan koca yürekler burada. Buradan tüm siyaset simsarlarına sesleniyorum. Biz tek siz hepiniz. Hadi bakalım Halep oradaysa arşın burada.

Paylaşın

HEDEP’li Vekilden AK Partili Vekile: Terörist Senin Babandır

HEDEP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, kendisine yönelik ‘terör seviciliği’ ifadesini kullanan AK Parti Milletvekili İsmail Erdem’e tepki göstererek,  “Terörist senin babandır. Sensin! Bize terörist diyenlerin alnını karışlarım” dedi ve ekledi:

“Terörist sizsiniz! Kim ‘Terörist’ diyorsa onlar teröristtir. Oradan ‘terörist’ diyeceksiniz, biz dinleyeceğiz öyle mi? Dinleyeceksin kuzu kuzu. Terör sevici de kendileridir. Onlar seviyor terörü. Terör üzerinden beka devşiriyorsunuz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkan Vekili ve Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, bugün grubu adına söz alarak PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yıllardır avukatları ve ailesi ile görüştürülmemesinin hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu belirterek “Bu, ben çete yöntemleriyle bu ülkeyi yönetiyorum demektir” dedi.

Beştaş şunları söyledi: “İmralı Adası bu ülkenin cezaevi değil mi? Ceza İnfaz Kanununa tabi değil mi? Ceza almış diye insanları ailesiyle, avukatlarıyla görüştürmemek hukuk devleti değilim, ben kabile devletiyim, ben çete yöntemleriyle bu ülkeyi yönetiyorum demektir. Eğer hukuka burada uyulmayacaksa, uyulmasını istemeyeceksek nerede isteyeceğiz?” sözlerini kullandı.

Beştaş, ayrıca; 8 HEDEP milletvekilinin pasaportlarına İçişleri Bakanlığı tarafından tahdit konulduğu için yurt dışına çıkamadıklarını bunun da “hukuk tanımazlığa” başka bir örnek olduğunu söyledi.

Bu sırada AK Partili İsmail Erdem, “Terör seviciliği” ifadesini kullandı. Bunun üzerine Meral Danış Beştaş, Erdem’e dönerek, “Terörist senin babandır. Sensin! Bize terörist diyenlerin alnını karışlarım. Terörist sizsiniz! Kim ‘Terörist’ diyorsa onlar teröristtir. Oradan ‘terörist’ diyeceksiniz, biz dinleyeceğiz öyle mi? Dinleyeceksin kuzu kuzu. Terör sevici de kendileridir. Onlar seviyor terörü. Terör üzerinden beka devşiriyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Davutoğlu’ndan İktidarın İsrail’e Yaptırım Uygulamamasına Tepki

Saadet – Gelecek grubunda konuşan Gelecek Partisi Lideri Davutoğlu, “Ne olurdu Türk hava sahası İsrail’e kapatılsaydı? Bir Filistinli çocuk şunu söyledi bizi İsraillinin attığı kurşunlar değil de akşam televizyonlarda gözümüzün içine soka soka Türkiye’den gelen gemiler daha çok yaralıyor” dedi ve ekledi:

“İsrail televizyonu sırf Filistinlilere Türkiye arkanıza değil demek için her haberde Türkiye’den gelen gemileri gösteriyor. Utanmıyor musunuz siz? Halka söylediğiniz boykotu siz uygulayın dedik.”

Davutoğlu konuşmasının devamında, “Gece yarısı kararnameleriyle ülkedeki tüm düzeni sarsan Cumhurbaşkanı kararnamelerinden bir kararname yayınlayacaklar ve İsrail’e destek sağlayan firmalar bundan sonra T.C. Devleti’nin hiçbir ihalesine giremez hiçbir kamu kurumu alışveriş yapamaz diyecek. Bu kadar basit.

Çünkü Allah’tan önce hesap vermek zorunda oldukları yerleri düşünüyorlar artık. Artık kaybetmekten korktukları koltuklarını düşünüyorlar. Artık kaybetmekten korktukları servetlerini düşünüyorlar. Mazlumları düşünmeye vakit kalmadı” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet – Gelecek grup toplantısında konuştu. Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Soğuk Savaş’ın iki süper gücünü birini Vietnamlılar çıplak ayaklarıyla Amerikalıları dize getirerek yendiler diğeri Sovyetler Birliğini de o dağlardaki Afgan dağlarındaki yiğit insanlar dize getirdi.

Hiç merak etmeyiniz bir gün bugün işlenen savaş suçlarını işleyenler de bu süper güçler gibi tarihe karışacaktır. Filistinliler bir tarih yazıyor. “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter” sözü gibi bütün dünyayı uyandırmaya da bir tek Filistinli çocuk yeter.

İslam İşbirliği Teşkilatı toplandı geçenlerde. İslam İşbirliği Teşkilatı bildirisini okuduğumda hayal kırıklığı değil, utanç duydum. Bildirinin iki şeyi var. Bir gözlem. Dünyadaki diğer insanlar gibi bunlar da gözlüyorlar.

İkincisi de çağrı. Birleşmiş Milletlere, insanlığa ve değişik kurumlara çağrı. Birleşmiş Milletler şunu yapsın o bunu yapsın gibi birtakım kararlar. Peki siz ne yapacaksınız? Siz ne karar aldınız? Sayın Cumhurbaşkanı yolda büyük bir başarı kazanmış gibi ciddi kararlar aldık diyor. Diplomatik bir yazım dışında hiçbir şey yok.

Bugünden itibaren bütün normalleştirme ilişkilerinizi donduracağınızı söyleyin. Söylediler mi? Hayır. Aksine Netanyahu Arap liderlerini tehdit etti. “Sizler de yerinizde duramazsınız” dedi. İşte Filistinli çocuk şunu söylüyor onlara “Sizin gibi korkak liderler olmaktansa bizim gibi küçücük bedeniyle ahirete gidenler olmak daha hayırlıdır”

Netanyahu’nın tehdidinden korkan İslam liderlerine sesleniyorum. Bu korku ikliminin sorumlusu sizsiniz. Nerede cesaretiniz? Neden Netanyahu’ya ortak bildiriyle haddini bildirmiyorsunuz. O sizi tehdit etme cesaretini buluyor siz onunla normalleşme ilişkilerini durdurma cesaretini niye bulamıyorsunuz?

Ne olurdu Türk hava sahası İsrail’e kapatılsaydı? Bir Filistinli çocuk şunu söyledi bizi İsraillinin attığı kurşunlar değil de akşam televizyonlarda gözümüzün içine soka soka Türkiye’den gelen gemiler daha çok yaralıyor.

İsrail televizyonu sırf Filistinlilere Türkiye arkanıza değil demek için her haberde Türkiye’den gelen gemileri gösteriyor. Utanmıyor musunuz siz? Halka söylediğiniz boykotu siz uygulayın dedik.

Gece yarısı kararnameleriyle ülkedeki tüm düzeni sarsan Cumhurbaşkanı kararnamelerinden bir kararname yayınlayacaklar ve İsrail’e destek sağlayan firmalar bundan sonra T.C. Devleti’nin hiçbir ihalesine giremez hiçbir kamu kurumu alışveriş yapamaz diyecek. Bu kadar basit.

Çünkü Allah’tan önce hesap vermek zorunda oldukları yerleri düşünüyorlar artık. Artık kaybetmekten korktukları koltuklarını düşünüyorlar. Artık kaybetmekten korktukları servetlerini düşünüyorlar. Mazlumları düşünmeye vakit kalmadı.

Çok mu zordu topluca İsrail BMGK’nin 242 sayılı kararını uygulayıp bütün işgal edilen topraklardan çekilene kadar İsrail ile hiçbir görüşme yapmayacağız demek. Onlar için zordu. Filistinli bebekler için ölmek kolay ama onlar için böyle cesur kararlar almak çok zor.

Şimdi 20 Kasım dediler değil mi? Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetinin gitmesi öngörülen tarih. Bu ne demek? 7 Ekim’den sonra yaklaşık 40-45 gün. Çünkü şöyle düşündüler 20 Kasım’a kadar bu savaş biter ortalık sakinleşir biz de sakin şartlarda göstermelik heyet göndeririz. Mesele savaş bittiğinde heyet göndermek değil bombalar yağarken orada olabilmek.

Bir milletin kaderiyle kader birliği yapmazsanız o milletin ruhuna nüfus edemezseniz o milletin hakkını savunamazsınız.

Makul olmak lazımmış, devlet aklı devreye girmeliymiş. Türkiye her iki tarafa da aynı mesafede olmalıymış. Her iki tarafa da aynı mesafede olan bitaraf olmak adına zulme ses çıkarmayan tarihin çarkları içinde utançla anılır. Devlet aklı Cumhuriyetin kurulmasında İstiklal savaşında mazlumun yanında olmayı gerektirir. Devlet aklı Dicle’ye ve Fırat’a kadar gelme iddiasını açıkça söyleyen Netenyahu’ya karşı “Sen oturduğun yerde otur” diyebilmektir.

Biz İsrail’e, emperyalizme, zulme karşı duracaksak. Orta Doğu’da Türkiye, İran ve Araplar arasında ekilmeye çalışılan nifak tohumlarını kaldırırsak biz ayakta durabiliriz.

Eğer İslam diye yola çıkanlar İslam’ın en temel ilkelerini çiğnemeye başlamışsa, eğer ümmet millet diye yola çıkanlar kendi yakınlarını düşünmekten milleti ümmeti düşünmeye vakit bulmama başlamışsa bizim onlara sormamız lazım sen niye burada değilsin, niye hala oradasın?

Ben de onlara soruyorum siz bütün bu yanlışlar karşısında bizim yerimize gelen çıkarcılar, uyuşturucu tacirleri, her türlü çeteyle resimleri olan bakanların yanında nasıl durabiliyorsunuz?

Şimdi AK Partili kardeşlerime sesleniyorum sorun kendinize tüm dünya ayaktayken resmi bir miting dışında resmi toplum niye harekete geçirilmedi. İHH’nın yürüyüşleri, Anadolu Gençlik Derneği’nin faaliyeti dışında.

Emin olun, 90’larda böyle bir iktidar olsaydı biz muhalefetteyken o iktidar İsrail ile normalleşmeyi bile durdurmasaydı bu katliam karşısında İsrail ile ticareti kesmeseydi bütün sokaklar cami önleri mitinglerle dolardı. Şimdi niye susuyorsunuz, ey vakıflar, kanaat önderleri, İslami birikimin bütün mirasını yiyip tüketenler niye susuyorsunuz?

Çünkü o zamanlar derin vicdanımız vardı bizim. Şimdi bu vakıfların, derneklerin yüksek binaları lüks makam odaları var ama artık vicdanlarından eser kalmadı. Onları Allah’a, millete şikayet ediyorum. Bizim tek derdimiz gelecek nesillere iyi örnek olabilmek.

AYM – Yargıtay krizi: Mesele iki mahkeme arasında dava olsa çözmek kolaydı. Mesela Can Atalay, bir milletvekilinin seçimden sonra hapishanede tutulması olsaydı onu da çözmek kolaydı.

Biz Gelecek-Saadet grubu olarak milli irade ile seçilmiş milletvekillerinin yerlerinin hapishaneler değil millet meclisleri olduğu kanaatindeyiz ve bunda ısrarcıyız. Peki nedir mesele? Mesele büyük bir devlet krizidir.

(15 Temmuz) Bir darbeyi büyük fedakarlıklarla hep beraber yendik. O günden bugüne Türkiye’de gizli bir el, özel örgütlenmiş bir çete adım adım baskıcı bir rejimi kurumsallaştırmak istiyor. Bunu yaparken kullandıkları en önemli araç hukuktur. Hukukun özgür olduğu yerde baskıcı bir rejim olmaz. Türkiye Cumhuriyeti tarihi yüzyıl boyu demokratik hukuk devletini gerçekleştirememenin acısını yaşıyor.

Eğer Anayasa Mahkemesi gerçekten devlete ve millete karşı bir mihrak haline dönüşmüşse derhal bir soruşturma açılsın ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin tek tek geçmişleri araştırılarak onların hangi şartlarda AYM’ye Cumhurbaşkanı tarafından atandığı tespit edilsin.

Her gün değişen kararlarla Türkiye’de sistem ve devlet krizi çıkarılmaya çalışılıyor. Hakimin tek bir kimliği vardır o da adalet. Bugün yargı, maalesef, şu Yargıtay’ın şu dairesine giderseniz şu parti hakim, şu dairesine giderseniz şu çevre hakim diye bölünmüşse buradan adalet çıkar mı?

Biz milletimize şunu vaat ediyoruz. Bizim iktidarımızda aynen Fatih Sultan Mehmet Han’ı vicdanıyla hesaba çeken Hızır Beyler gibi hakimler olacak. Hiçbir devlet adamı o hakimin huzuruna çıkmaktan çekinmeyecek. Bizim dönemimizde adalet dağıtan hakimlerin tek bir kimliği olarak vicdan kimliği. Başka kimlik tanımadık, tanımayacağız.”

Paylaşın

HEDEP’li Gergerlioğlu İle MHP’li Akçay Arasında Gerginlik: Adi Herif

TBMM Genel Kurulu’nda, HEDEP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu ile MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay arasında gerginlik yaşandı. Gergerlioğlu’nun sözlerine tepki gösteren Akçay, Gergerlioğlu’na “Adi herif” diyerek hakaret etti.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda; Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugün grup toplantısında “Leyla Güven, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Figen Yüksekdağ, Can Dündar başta olmak üzere PKK’lı ve FETÖ’cülere hak ihlali kararıyla can simidi uzatan Anayasa Mahkemesi’dir” sözlerine tepki gösterdi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; HEDEP’li Gergerlioğlu açıklamasında, “Devlet Bahçeli, AYM’den hak ihlali almış bana ve bazı eski siyasetçilerimize ‘terörist’ diyerek hakaret ve iftira etmiştir. Bu hakaret ve iftiraları misliyle Bahçeli’ye iade ediyorum. Siyasette seviye kaybına dair hepimiz duyarlı olalım. Halkın vekiline hakaret, halka hakarettir. Bahçeli, talimatlarını Mustafa Şentop’a dinleterek, vekilliğimi düşürüp ‘Adalet Nöbetimde’ beni Meclis’ten çıkarsa da AYM’nin 15’e 0, oybirliği kararı ile Meclis’e döndüm.

Hadsizliği ve zulmü yendim. Halkımızla beraber yendik. Hukuka çarpacaksın, Bahçeli. Hazmedeceksin Bahçeli. Haddini bileceksin Bahçeli. Anayasayı ve Anayasa Mahkemesi’ni tanıyıp yerine oturacaksın Bahçeli. Soyadımı bile doğru telaffuz edemeyen Bahçeli, Türkçe öğren de gel. Sen önce Sinan Ateş’in katilinin niye Olcay Kılavuz’un evinde çıktığını, … açıkla” dedi.

Gergerlioğlu’nun sözlerinin ardından MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, yerinden söz aldı. Akçay, “Bu, biraz evvel, yerinden konuşma yapan Gergerlioğlu’nun bütün bu hadsiz sözlerini misliyle, misliyle kendisine iade ediyoruz. Ve en kısa sürede de psikiyatrik tedavi görmesini salık veriyorum. Yani bu, psikolojik dengesi bozulmuş…” ifadelerini kullandı.

Gergerlioğlu’nun yerinden tepki göstermesi üzerine, Akçay; “Sen ağzını topla. Adi herif. Genel Kurul’a hitap etmiyor, haddini bilmiyor. TBMM Genel Kurulu’nun mehabetine uygun olmayan konuşmalar yapıyor. İyice sınırı aştı” diyerek Gergerlioğlu’na hakaret etti.

Gergerlioğlu, “Sen kimsin. Haddinizi bilin” diye yanıtlarken, tartışmanın büyümesi üzerine TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, birleşime 10 dakika ara verdi.

Paylaşın

HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan’dan ‘Demokratik Anayasa’ Çağrısı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “15 Temmuz darbesi gibi bu yargı darbesine de ‘Allah’ın lütfu’ diyerek bunu da kendi lehlerine çevirmek isteyecekler. Özgürlükleri kısıtlayan ve antidemokratik bir anayasaya asla izin vermeyeceğiz. Karşısında tüm gücümüzle duracağız” dedi.

“Bizler yeni bir anayasaya hazırız, yeni bir anayasa yapılmalı” diyen Bakırhan, “Darbe anayasaları yerine demokratik bir anayasa olsun diyoruz. Herkesi Türk sayan, tek tipçi, erkeklerin çıkarına, cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren, sosyal devlet ve hukuk ilkelerini mürekkepten sayan, her şeyi merkeze bağlayan, yerelin iradesini yok sayan bir anayasaya evet demeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını tanımamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, “Yargıtay ve AYM üzerinden başlayan bir tartışma var. Biz buna ilk günden beri darbeye teşebbüstür dedik. Yargıtay, darbeye teşebbüsün ilk adımını atmıştır. Asıl darbe saray tarafından yürürlüğe konulmuştur. Açık bir dille darbeye destek olmuştur” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına yanıt veren Bakırhan, “Bu darbe teşebbüsünün asıl vurucu gücü küçük ortaktır. Küçük ortak bugün yine esip gürüyordu. Her hafta esip gürlemenin dışında başka bildiği bir şey yok kçük ortağın. Küçük ortak tek olalım, Türk olalım, bütün renkler solsun, hukuk olmasın, demokrasi olmasın diyor. Küçük ortağa ‘biz demokrasi için ağır bedeller ödedik, ödemeye devam ederiz, senin naralarından, tehditlerinden korkacak değiliz’ diyoruz. Haddine bak, işine bak, bu kin ve nefret dilini terket diyoruz” dedi.

“İktidar bu darbe teşebbüsüyle hukuk sistemine son çiviyi çakmak istiyor” diyen Bakırhan, “Erdoğan’ın açıklamaları da bu yaşananların önceden hazırlanmış bir darbe teşebbüsü olduğunu ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

İktidar cephesinden gelen anayasa değişikliği çağrılarına da değinen Bakırhan, “15 Temmuz darbesi gibi bu yargı darbesine de ‘Allah’ın lütfu’ diyerek bunu da kendi lehlerine çevirmek isteyecekler. Özgürlükleri kısıtlayan ve antidemokratik bir anayasaya asla izin vermeyeceğiz. Karşısında tüm gücümüzle duracağız” ifadelerini kullandı.

“Bizler yeni bir anayasaya hazırız, yeni bir anayasa yapılmalı” diyen Bakırhan, şunları kaydetti: “Darbe anayasaları yerine demokratik bir anayasa olsun diyoruz. Herkesi Türk sayan, tek tipçi, erkeklerin çıkarına, cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren, sosyal devlet ve hukuk ilkelerini mürekkepten sayan, her şeyi merkeze bağlayan, yerelin iradesini yok sayan bir anayasaya evet demeyeceğiz.”

Anayasa çağrısı

Meclis’e çağrı yapan Bakırhan, şöyle devam etti: “Gelin demokratik bir anayasa yapalım, bunun koşullarını yapmak için de elimizi taşın altına koyalım. Önce Türk Ceza Kanunu’nu demokratikleştirelim. Demokratik siyasetin önündeki yargı vesayetine son verelim. Kayyum atamalarına son verecek düzenlemeler yapalım diyoruz.”

Yerel seçimler için ittifak konusuna değinen Bakırhan, “Halkımızın işine gelmeyen, emekçilerin işine gelmeyen, halkımızın derdine çare olmayan ittifaklar dayatılırsa kesinlikle seçeneksiz olmadığımızı belirtmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, şunları söyledi: “İttifakları açık, şeffaf yapacağız. Kiminle ne görüştük kamuoyunun bilgisi olacak. Halkımızın da beklentisi düşünceler bunlardır. Bölgede kazanan, Batı’da kaybettiren pozisyondan çıkacağız. Bölgede kazanan, Batı’da kazanan bir pozisyon içinde olacağız. Bunu geçmişte defalarca başardık, yine başaracağımıza eminim.”

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Ömer Çelik’ten Özgür Özel’e ‘Darbe’ Yanıtı: Yassıada Zihniyeti

CHP Lideri Özgür Özel’in AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması kararına ilişkin yaptığı “darbe” değerlendirmesine yanıt veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Onlar demokratik kültüre alışkın olmadıkları için Türkiye’de demokratik hayatta çözülmesi gereken mesele çıktığında, bunu sürekli olarak hemen bir ‘darbe girişimi’ olarak sunmaya çalışıyorlar” dedi ve ekledi:

“Türkiye’deki en büyük meselelerden biri, demokratik hayat içindeki olağan birtakım tartışmaları CHP’nin öteden beri bir rejim tartışması haline getirmesidir. İktidara geldiğimiz zamandan beri herhangi bir konuda sistem üzerinde bir iyileştirme, reform yapmaya çalıştığımızda CHP bunu rejim tartışması haline getirirdi. Türkiye’de rejimimiz üzerinde mutabakat tamdır, rejim ile ilgili Türkiye’nin bir problemi yoktur.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisince düzenlenen çalışma kampının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Birgün’ün aktardığına göre; Yargıtay’ın, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili seçilen Gezi Parkı davası sanığı Can Atalay’a ilişkin kararı ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması kararına ilişkin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “darbe” ifadesini kullanmasına yönelik değerlendirmesi sorulan Çelik, şunları söyledi:

“Bu çıktığı zaman bu uyumun sağlanması görevi Cumhurbaşkanlığı makamına verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da ‘Hakem pozisyondayız, üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz’ dedi. Eğer bu uyumun sağlanması bakımından yasal ve anayasal boşluklar varsa bunların giderilmesi TBMM’nin görevidir.”

Özel’in açıklamalarını, “Yassıada zihniyeti” olarak nitelendirdiğini vurgulayan Çelik, şunları söyledi: “Onlar demokratik kültüre alışkın olmadıkları için Türkiye’de demokratik hayatta çözülmesi gereken mesele çıktığında, bunu sürekli olarak hemen bir ‘darbe girişimi’ olarak sunmaya çalışıyorlar.

Türkiye’deki en büyük meselelerden biri, demokratik hayat içindeki olağan birtakım tartışmaları CHP’nin öteden beri bir rejim tartışması haline getirmesidir. İktidara geldiğimiz zamandan beri herhangi bir konuda sistem üzerinde bir iyileştirme, reform yapmaya çalıştığımızda CHP bunu rejim tartışması haline getirirdi. Türkiye’de rejimimiz üzerinde mutabakat tamdır, rejim ile ilgili Türkiye’nin bir problemi yoktur.”

“CHP’de herhangi bir siyasi yazılım değişimi olmamıştır”

Çelik, CHP Genel Başkanı Özel’in seçilir seçilmez “Cumhurbaşkanlığı makamının meşruiyetine saldırdığını” iddia ederek şu açıklamalarda bulundu: “Bunlar ‘değişim’ diye ortaya çıktılar ancak bu, şunu gösterdi ki aslında CHP’de herhangi bir siyasi yazılım değişimi olmamıştır. Onlar sadece biyografiyi değiştirmişler. CHP Genel Başkanı’nın biyografisi değiştiği zaman bunu siyasi değişim zannediyorlar. Siyasi değişim, siyasi fikirlerin, demokratik sisteme yaklaşımın, demokratik sistem içindeki tartışmalara yaklaşımın ele alınmasıyla ilgili bir değişimdir.

Özel’in ilk ortaya koyduğu açıklamalar, Kemal Kılıçdaroğlu döneminden bile daha geri açıklamalardır. Kemal Kılıçdaroğlu demokratik bir üslubu sürdürmeyi öğrenememişti ama en azından öğrenmiş gibi yapıyordu. Bütün bunlar olmadığı zaman ne oldu? Şimdi hemen bir tartışmayı darbe olarak nitelendirip Sayın Cumhurbaşkanı’mızın siyasal meşruluğuna saldırmak sadece Yassıada zihniyetinden beri alışkın olduğumuz demokrasiyi, siyasi sistemi zehirleme faaliyetinin bir devamıdır.”

“CHP Genel Başkanı Özel’in, partisinin ön seçimle yerel seçim adayı belirlemesine yönelik bir hafta içinde iki farklı değerlendirmesinin olduğu” yönündeki söylemlere ilişkin düşüncesi sorulan Çelik, şunları kaydetti:

“Seçim zamanında bunları gördük, önceki Genel Başkan da ‘demokrasi, çoğulculuk’ demişti, kendileri gibi düşünmeyenleri tehdit etmeye, demokrasiyi zehirleyecek şekilde terör örgütlerine alan oluşturmaya başladılar. Şimdiki de geldi ‘ön seçimle belirleyeceğiz’ dedi, sonra ‘ön seçim için yeterli takvim yok’ diyor.

Onun için diyoruz ki bu bir siyasal değişim değil, bu bir biyografi değişimidir. CHP aynı CHP’dir. Göreceksiniz öncekinden daha otoriter birtakım yaklaşımların ortaya çıktığı görülecek. Kemal Kılıçdaroğlu hiç yoktan ‘demokrat’ gibi yapıyordu, şimdikinin ilk vazgeçtiği şey kendi sözü oldu. Bir siyasi partinin kendi içindeki çelişkileri yönetemezken devlet hayatı hakkında bu kadar iddialı cümleler kurması bir garabettir.”

Paylaşın

2023 Yılında Almanya’ya İltica Başvurusu Yapan Türklerin Sayısı 45 Bini Geçti

2023 yılı Ocak – Ekim ayları arasında Almanya’ya toplam 267 bin 384 ilk kez iltica başvurusu yapıldı. Bunların 45 bin 86’sı Türkiye vatandaşları. Türklerin toplam başvurular içindeki payı yüzde 16,9 oldu. 

Almanya’ya ilk kez iltica başvurusu yapanlar arasında ilk sırada yüzde 31,2 ile Suriye vatandaşları var. Türkiye vatandaşları ikinci sırada. Üçüncü sırada yüzde16,4 ile Afganistan vatandaşları var.

Alman basınında Türkiye vatandaşlarının başvurularının Suriyelileri geçtiği yönünde çıkan haberler ise resmi veriler tarafından yalanlandı.

Almanya Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi (BAMF) ekim ayı iltica başvurusu istatistiklerini açıkladı. Buna göre; 2023 yılında Ocak-Ekim ayları arasında Almanya’ya toplam 267 bin 384 ilk kez iltica başvurusu yapıldı.

Bunların 45 bin 86’sı Türkiye vatandaşları. Türklerin toplam başvurular içindeki payı yüzde 16,9 oldu. İlk sırada yüzde 31,2 ile Suriye vatandaşları var. Türkiye vatandaşları ikinci sırada. Üçüncü sırada yüzde16,4 ile Afganistan vatandaşları var.

Ekim ayında ise toplam 31 bin 887 başvurunun 9 bin 692’si Türkiye vatandaşlarından geldi. Türklerin payı ekim ayında yüzde 30,4 oldu. İlk sırada yüzde 33,5 ile yine Suriye vatandaşları yer aldı.

Alman basınında Türkiye vatandaşlarının başvurularının Suriyelileri geçtiği yönünde çıkan haberler ise resmi veriler tarafından yalanlandı.

AB İstatistik Ofisi ve BAMF verilerine göre ağustos, eylül ve ekim aylarında toplam 21 bin 752 Türkiye vatandaşı Almanya’ya ilk kez iltica başvurusu yaptı. Ağustos ayı öncesinde kadar aylık başvuru sayısı 5 bini hiç aşmamıştı.

Almanya’ya ekim ayı itibariyle son 12 ay toplamı (Kasım 2022-Ekim 2023) ise 53 bin 847 oldu. Son 12 ay toplamı geçtiğimiz yıl aynı dönemde 20 binin altındaydı. Kasım 2022’de son 12 ay toplamı ilk kez 20 bin sınırı aşılırken 2023’te bu sayı her ay artarak yükseldi.

Türkiye vatandaşları en çok hangi ülkelere iltica ediyor?

AB istatistik ofisinin ekim ayına ilişkin verileri yok. O yüzden veriler Ocak-Eylül ayı toplamını yansıtıyor. Almanya için ise Ocak-Ekim verileri mevcut. Buna göre Almanya’ya başvurusu sayısı 45 bini aştı. Bu sayı Ocak-Eylül döneminde 35 binin üzerindeydi.

Almanya’nın ardından Türkiye vatandaşlarının en çok iltica ettiği Avrupa ülkesi Fransa (6 bin 755). Ardından İsviçre (4 bin 705), Avusturya (2 bin 890) ve Hollanda (bin 860) geliyor.

Resmi verilere göre 2023 yılının ilk dokuz ayında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Eski rekor 2022 yılında 48 bin 615 başvuru ile kırılmıştı. Almanya’nın ekim ayı veriler de eklendiğinde 2023 toplamı 61 bini aştı.

Diğer ülkelerin ve kalan ayların da eklenmesiyle 2023 yılında AB’ye iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı çok daha yüksek bir seviyeye çıkacak. 2008-2015 yılları arasında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 4 bin civarında gerçekleşti.

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı 2016’dan sonra ise iltica sayısı hızla arttı. 2016’da ilk kez iltica sayısı 10 bin sınırına dayandı. Covid-19 öncesi 2019 yılında bu sayı 23 bini aştı. 2022 yılında ise 48 bin 615 Türkiye vatandaşı ilk kez AB ülkelerine iltica başvurusu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a ‘Anayasa’ Yanıtı: Aklını Başına Topla, Bindiğin Dalı Kesme

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, iktidarın son yargı krizi sonrası anayasa değişikliği yapılması gerektiği yönündeki açıklamalarına ilişkin olarak, “Valla Sayın Erdoğan, sende anayasayı değiştirecek sayı yok. Seninle birlikte anayasayı güçsüzleştirmeye kalkarsam gözüm çıksın” dedi.

Özgür Özel, konuşmasının devamında Anayasa’nın üçüncü maddesinin açık ve net olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararının bekletilmeden Resmi Gazete’de yayımlandığını; kararın yasama, yürütme, yargı oranlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığını söyledi.

AYM kararıyla ilgili olarak, “Vatandaş Tayyip Erdoğan’ı da AKP Genel Başkanını da bağlar” diyen Özel, Erdoğan’a şu sözlerle seslendi: ‘Ben bu maddeyi yok sayıyorum’ diyor. Sen gücünü Anayasa’dan alıyorsun, bindiğin dalı kesiyorsun. Bu ülkeye yaptığın kötülüğün farkında değilsin…Erdoğan aklını başına topla, bindiğin dalı kesme.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin ilk TBMM Grup Toplantısında açıklamalarda bulunuyor. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Ülkemiz çok zor dönemden geçti. Tek adam rejiminin git gide otoriterleştiği, hukukun rafa kalktığı bir dönemde 13 yıl boyunca partimizin genel başkanı olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı büyük mücadele vermiş, Çubuk’ta şehit cenazesinde linç girişime uğramış, Ankara’dan İstanbul’a 432 kilometre hak hukuk adalet diyerek yürümüş, bana ve bu salondaki hepimize çok emeği olan genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nu saygıyla selamlıyorum.

Emekleri unutulmaz, kendisine vefamızı her zaman göstereceğiz. Kendisinin önünde saygıyla eğiliyorum.

İlk kez gölge kabine görevlendirmesi yaptık. Kabine’nin yaptığı her şeyi dakika dakika izleyerek, doğrulara destek vererek, yanlışlara engel olmaya çalışarak yapıcı ve etkin bir şekilde muhalefet yapacağız. Kabinemizi Erdoğan’ın kabinesiyle karşılaştıracak olursak, Erdoğan 18 atama yaptı, biri kadın. Bizim ise 9’u kadın 9’u erkek. Gölge kabinemizi toplumun tam yarısını oluşturan ve hepimize emekleri olan bütün kadınlara emanet ediyorum.

İlk ziyareti söz verdiğim gibi Hatay’a yaptım. Bundan sonra da Hatay’da olmaya devam edeceğiz. Hatayspor matem rengi formasıyla maçlarını Mersin’de oynayarak büyük başarılara imza atıyor. Biz de başarılar diliyoruz.

Hatay’a gittiğimde ‘Burada siyaset yapmayacağım, sadece sizi dinlemeye geldim’ dedi. ‘İlk günlerden buraya geldiniz, bizi yalnız bırakmadınız. Devlet Hatay’a geç geldi, erken gitti. Unutulduk burada. Arama kurtarma çalışmaları geç başlamıştı, enkaz kaldırma işlemleri de hala bitmedi, Hatay’a verilen sözler tutulmadı. Siz Hatay’ı unutturmayın’ dediler. Ben de Atatürk’ü sözlerini hatırlatarak diyorum ki Hatay bundan sonra benim de şahsi meselemdir, unutmayacağız, unutturmayacağız.

Deprem gören bütün bölgelere Kahramanmaraş ve Adıyaman’dan başlayarak verilen bütün sözlerin tutulmasının takipçisi olacağız.

DİSK, Arzu Çerkezoğlu önderliğinde İstanbul’dan Ankara’ya yürüyor. Ankara’da cuma günü ben, grubum ve Ankara’daki üyelerimiz DİSK ile beraber Ulus’a kadar yürüyeceğiz. Sesimize ses eklenecek, değiştireceğiz bu ülkenin kaderini.

Emek ile sermaye karşı karşıya gelmişse emeğin, kadın ile erkek karşı karşıya gelmişse kadının, güçlü ile zayıf karşı karşıya gelmişse zayıfın yanında olacağız.

Emeklisine 7.500 lirayı reva gören hükümet, bayramda 5 bin lira ikramiye vereceğini söyledi. Onu da ÇKS sistemine kayıtlı olan 3-5 dönüm arazisiyle geçinmeye çalışan çiftçi ve köylülere de vermeyecekleri ortaya çıktı, yazıklar olsun. Biz bu düzenlemeyi Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu için AYM’ye taşıdık.

Yargıtay Can Atalay kararında AYM’ye kafa tuttu. Bu karar, bu Meclis tarafından hızla ele alınmalı dedik. Numan Kurtulmuş’u aradım, önce olumlu baktı, sonra ne olduysa oldu Danışma Kurulu toplanmadı. Sonra uçaktaki konuşmalarından anlaşıldı ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargıtay’ın kararına destek veriyor.

Darbeyi asker yaparsa askeri, siviller yaparsa sivil darbe olur ama Cumhurbaşkanı yapıyorsa ömrümde gördüğüm en hadsiz darbedir.

Bu darbe girişiminde Recep Tayyip Erdoğan’a meydanı bırakmayız. Aslında öyle bir iş yapıyor ki, anayasanın 153. maddesi açık, net. Sen anayasanın 153. maddesini yok sayarsan biri de çıkar anayasanın 107. maddesin yok sayar. Sen gücünü anayasadan alıyorsun, bindiğin dalı kesiyorsun.

Seninle birlikte anayasayı çiğnemeye kalkarsam gözüm çıksın. Gidip anayasa değişikliği için kapılarını çalacağız diyor.

Anayasa herkese yapılır, hatta her doğana yapılır. Ama bu anayasa her doğana değil, Erdoğan’a yapılıyor. Her doğan için anayasa yapana kadar Erdoğan anayasası ile mücadele etmeye devam edeceğiz.

İlk ziyaretimi KKTC’ye yapacağım. İkinci ziyaretimi Azerbaycan’a, sonrakini ise 25 Kasım’da Bosna Hersek’e gerçekleştireceğim. Bundan sonra nerede olmamız gerekiyorsa orada olacağız, ilişkilerimizi tazeleyeceğiz. Sosyal demokrat partilerle, Avrupa Konseyi ile, Sosyalist Enternasyonal ile sıkı ilişkilerimiz olacak.

Kongremizde yönetim kadrolarımız değişti. Daha genç bir ekiple ama tecrübelerden faydalanarak, kimseye vefasızlık etmeden bir yürüyüşe başladık. Ama CHP baba evidir, herkes baba evine döner. Bu babaevinin tapusu ne Özgür Özel’de ne Kemal Kılıçdaroğlu’nda. Bu baba evinin kapıları herkese açık. Gelin baba evine güçlenelim. Baba evi sizleri bekliyor.

“Partimizin yetkili kurullarında ittifakları konuşacağız”

Grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel, “Ön seçimden vazgeçtiği yönündeki iddiaları yanıtladı. Mevcut Belediye Başkanlarımızı anketle ölçeceğiz. Halkın gönlünde yeri yoksa yeni aday belirleyeceğiz, örgütümüz çoklu yarış derse mutlaka ön seçim yapacağız. Örgüt denetiminde ön seçim yapacağımızı söyledim. Sandıktan kim çıkarsa onu adaylaştıracağız” dedi.

Devlet Bahçeli’nin yaşında, tecrübesinde birisinin ağzından “Zillet İttifakı” kelimesini duymak beni mutlu etmiyor. Millet kelimesini tahrip etmek milliyetçi bir partiye yakışmıyor.

Sayın Aşkener ile çok güzel bir telefon görüşmesi yaptık, elbette görüşeceğiz ama kararlaştırdığımız bir tarih söz konusu değil. Partimizin yetkili kurullarında ittifakları konuşacağız.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: HEDEP’den ‘İlkeler Temelinde İttifak’ Vurgusu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçime ilişkin stratejileri netleşiyor. Hafta sonu Ankara’da Yerel Yönetimler Konferansı’nı gerçekleştiren HEDEP, yerel seçimler için ilke kararları aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), hem iktidara kaybettirme hem de kayyum atanan belediyelerin geri alınması için muhalefetten “cesur adımlar atılmasını” bekleyecek.

HEDEP Yerel Yönetim Konferansı’na, partinin A takımı olarak adlandırılan MYK ve PM üyeleri, kayyum atanan belediyelerin eş başkanları, il ve ilçe belediye meclis üyeleri ve milletvekilleri katıldı.

Basına kapalı olarak yapılan toplantıda, başta kayyum atananlar olmak üzere, doğu ve güneydoğudaki tüm belediyelerin HEDEP tarafından kazanılması gerekliliği vurgulandı. Batı’da ise Mersin ve Adana başta olmak üzere bazı illerde yer alan ve Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı ilçe belediyeleri de “kazanılması hedeflenen yerler” arasında değerlendirildi.

HEDEP tabanının, “Yan yana görüntü vermek istemeyenlerle ittifak yapılmaması” talebi de toplantıda gündeme geldi. Tüm partilere bu koşul, olası ittifak öncesi önemli şartlardan biri olarak gösterilecek.

“Kayyumlara son verilmesi” vurgusu

Konferansın ardından yayımlanan bildirgede de kayyumlara son verilmesi gerektiği vurgulandı. “2023 seçimleri, Türkiye’nin demokratikleşmesini amaçlayan halklar açısından istenilen başarı düzeyine ulaşamamıştır” denilen HEDEP Yerel Yönetimler Konferansı Sonuç Bildirgesi’nde ayrıca şu ifadeler kullanıldı:

“Türkiye’de siyasetin iki kutba sıkıştırılmak istenmesi, bugün bizlere Üçüncü Yolu daha kıymetli ve büyütülmesi gereken bir mücadele hattı olarak gösteriyor. Üçüncü Yol siyasetimizi yerel yönetimlerde uygulama, büyütme ve toplumsal mücadele birlikteliğine dönüştürme yolunda ısrarlı ve kararlıyız.

31 Mart 2019 seçimleri bizler açısından yeni bir dönemi ifade ediyordu. 2016 yılında başlayan kayyım atamaları ile birlikte halkların kentleri, kimlikleri, kültürleri, dilleri topyekûn bir saldırı konseptine tabi tutulmuştu. Bu nedenle 2019 sonrasında belediyelerin yeniden kazanılması hem bizler açısından hem de halklarımız açısından ayrı bir önem taşımaktaydı.

Ancak halkların ortak irade beyanıyla kazanıma dönüşen belediyelerimizi koruma ve gasp edilmesinin önüne geçme noktasında yeterli mücadeleyi yürütemedik. Halkların kazanımına yönelen bu saldırılar karşısında gerekli toplumsal refleksi örgütleyemedik.

Bizler açısından masada ve sandık üzerinde kurulan değil, toplumsal yaşamın içerisinde kurulan ve halkı özne olarak gören demokratik ittifak anlayışı esastır.”

Paylaşın

Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’ni Hedef Aldı: Ya Kapatılsın…

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Nerede bir suçlu varsa, Türkiye’ye nefret kusan, ihanet eden bir hain varsa AYM tarafından hak ihlali kararıyla ödüllendirilmektedir. Bu olacak iş midir? AYM, zulmün yanında, milletin karşısında bir mihrak olarak sivrilmiştir” dedi ve ekledi:

“PKK’ya para aktarılmasının önünü açan AYM’dir. Terörist Demirtaş hakkında hak ihlali kararı veren AYM’dir. Dağda, ovada başını ezdiğimiz hainlerin sırtını sıvazlayan AYM’dir. Bu mahkeme böyle giderse Fetullah Gülen ile Murat Karayılan’a da hak ihlali ile kucak açacaktır. Bize göre Yargıtay 3. Dairesi, görevinin gereğini eksiksiz yapmıştır. Sorun yumağının merkezinde AYM’nin lekeli kararları bulunmaktadır.”

Bahçeli konuşmasının devamında ise, “Kafası zehirlenmiş AYM Başkanına hatırlatırım ki Türkiye’de kuvvetler ayrılığı netleştirilmiştir. AYM Başkanı, zillet ittifakının yüksek yargıya yuvalanmış hastalıklı koludur. Bu kişinin haddini ve hududunu çok açık şekilde aştığını düşünüyoruz. Türk devleti ile uğraşma, cesaretin varsa Kandil’e git. Mahkeme başkanı objektifliğini kaybetmiş, milli birlik ve kardeşliğe cephe almıştır. Karşımıza iki seçenek çıkmaktadır; ya AYM kapatılmalı ya da yeniden yapılandırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“MHP nefes alır gibi dur durak bilmeden çalışıyor. 31 Mart’ta yapılacak seçimlere hazırlık sürecini dolu dolu geçireceğiz. Hiçbir şeyi şansa bırakmayacağız. Sömürü çarkında öğütülen, iktidara değil Türkiye’ye muhalefet eden partilere meydanın boş olmadığını öğreteceğiz. Vakti yeterse İstanbul’a uğrayan belediye başkanını evine göndereceğiz. CHP ve HDP yönetimindeki belediyeleri cumhurun yönetimi ile birleştireceğiz. Kayıp yıllar Allah’ın izni ile son bulacak. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler tek ses olacak. Belediye kaynaklarını bölücülere sevk edenlerden milletimiz hesap soracak.

“Netanyahu savaş suçlarından Lahey’de yargılanmalıdır”

Riyad’da İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü toplandı. Riyad’daki görüşleri saygı görüp öne çıkan Sayın Cumhurbaşkanımız kadar dürüst, ilkeli ve samimi fikir belirten hiç kimse olmamıştır. Peki Gazzeli bebeklerin canlarına ne zaman sahip çıkılacaktır? Bu ataletin kaynağı nedir? Gazzeli mazlumlar kirli su için hayatta kalma mücadelesi verirken kaymak tabakanın vicdanı yerinde midir? Netanyahu Arap ülkelerine “Çıkarlarınız için sessiz kalın” demiş.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hiç kimseye eyvallahı yoktur. Zulme sessiz kalmak ortak olmak demektir. Herkes sussa da biz susmayacağız. Emperyalizme, faşizme ve Siyonizme kategorik olarak sonuna kadar tepki göstereceğiz. Netanyahu savaş suçlarından Lahey’de yargılanmalıdır.

Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal hayatın denge ve düzenidir. Hukuksuz devlet olamaz. Asıl olan adalettir. AYM ile Yargıtay arasındaki anlaşmazlık hukuk devleti açısından arzu etmediğimiz bir durumdur. Bir kahırdan ümit ediyorum birçok hayır da doğacaktır. Yaşanan süreç bir devlet ve ya rejim krizi değil, siyasi partilerin uydurması ve kuruntusudur. Kriz bekleyenlere açıkça söylüyorum ki avuçlarını yaşayacaklar.

AYM, adalet ve hukuk düzeninin safrası ve sancısıdır. AYM’nin bireysel başvurularda hukuku tahrip edici kararlar alması, vakayı adliyeden sayılamayacak bir sapmadır. Bu mahkeme, TİP’ten vekil seçilen ve Gezi Davası’ndan 18 yıl kesinleşmiş hükmü bulunan Can Atalay için hak ihlali vermiştir. 3 ay gibi kısa bir sürede karar vermesi ister istemez HDP’nin kapatılması davasında neden hala karar vermediğini akıllara getirmektedir.

AYM’nin millet vicdanına ve hukuk normlarına aykırı ihlal kararları diğer mahkeme kararları için yeniden yargılama sebebidir. Daha vahimi, AYM, TBMM’ye karşı kanun yapılıncaya kadar ihlal kararı vereceğini ilan etmektedir. Bu mahkemenin yetkileri arasında yasal düzenleme denetlemek yoktur.

“Milletin üstünde bir güç olamaz”

Gazi Meclis, AYM’nin vesayeti altında hiç değildir. Milletin üstünde bir güç olamaz. TBMM’de oturma eylemi yapan güruhun Yargıtay’a laf etmesi küstahlıktır, seviyesizliktir. Sokak çağrısı yapanlar ilkesizlerdir. Siz oturmaya devam edin, Türk milleti size Osmanlı şamarı vura vura kaldırmasını da bilecektir. Ortalıkta bal gibi AYM’nin yetkisini asarak yargısal aktivizmi vardır. AYM, TBMM’ye parmak sallamaktadır.

Nerede bir suçlu varsa, Türkiye’ye nefret kusan, ihanet eden bir hain varsa AYM tarafından hak ihlali kararıyla ödüllendirilmektedir. Bu olacak iş midir? AYM, zulmün yanında, milletin karşısında bir mihrak olarak sivrilmiştir. PKK’ya para aktarılmasının önünü açan AYM’dir. Terörist Demirtaş hakkında hak ihlali kararı veren AYM’dir.

Dağda, ovada başını ezdiğimiz hainlerin sırtını sıvazlayan AYM’dir. Bu mahkeme böyle giderse Fetullah Gülen ile Murat Karayılan’a da hak ihlali ile kucak açacaktır. Bize göre Yargıtay 3. Dairesi, görevinin gereğini eksiksiz yapmıştır. Sorun yumağının merkezinde AYM’nin lekeli kararları bulunmaktadır.

Kafası zehirlenmiş AYM Başkanına hatırlatırım ki Türkiye’de kuvvetler ayrılığı netleştirilmiştir. AYM Başkanı, zillet ittifakının yüksek yargıya yuvalanmış hastalıklı koludur. Bu kişinin haddini ve hududunu çok açık şekilde aştığını düşünüyoruz. Türk devleti ile uğraşma, cesaretin varsa Kandil’e git. Mahkeme başkanı objektifliğini kaybetmiş, milli birlik ve kardeşliğe cephe almıştır. Karşımıza iki seçenek çıkmaktadır; ya AYM kapatılmalı ya da yeniden yapılandırılmalıdır.

“İYİ Parti’yle ilgili hiçbir düşüncemi söylemem”

Grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, “CHP bir gölge kabine oluşturdu, ne diyorsunuz buna?” sorusuna “Gölgeden ne istiyorlar, asli yolu tercih etseler daha iyi olur” cevabını verdi. “İYİ Parti’de birtakım gelişmeler yaşanıyor, iddialar var. Ne diyorsunuz bu konuya?” sorusunu ise Bahçeli, “İYİ Parti’yle ilgili hiçbir düşüncemi söylemem. Çünkü zamanında söyledik, aynen devam ediyor” diyerek yanıtladı.

Paylaşın