Erdoğan: Gazze’de Yaşananlar İnsanlık Suçudur, Savaş Suçudur

Dünya İklim Eylemi Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin topraklarında yaşanan insani krize değinmeden geçemeyeceğini belirterek, “İsrail saldırıları sonucu, çoğunluğu çocuk ve kadın 16 bini aşkın Filistinli masum sivilin hayatını kaybetmesi, hiçbir şekilde meşru gösterilemez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Gazze’de yaşananlar insanlık suçudur, savaş suçudur ve bu suçu işleyenlerden uluslararası hukuk önünde mutlaka hesap sorulmalıdır. Son gelişmelerle birlikte 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğünü haiz bir Filistin Devleti’nin kurulmasının ehemmiyetini hep birlikte tekrar gördük.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında, “Türkiye olarak bunun tesis ve temini noktasında her türlü sorumluluğu almaya hazırız. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkündür’ şiarımızı burada tekrar vurgulamak istiyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dubai’de Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28’inci Taraflar Konferansı (COP28) kapsamında düzenlenen Dünya İklim Eylemi Zirvesi’nde bir konuşma gerçekleştirdi.

Zirvenin hayırlara vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gösterdiği samimi misafirperverlikleri için Emirlik makamlarına teşekkür etti.

Dünyanın, koronavirüs salgını ve Ukrayna-Rusya savaşının ardından şimdi de Gazze’deki katliamların acı sonuçlarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, tüm bu krizlerde barışın yanında olmuş, adalet ve hakkaniyet temelinde çözüm için çalışmıştır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin iklim değişikliğine de bu perspektiften yaklaştığını anlatarak, şunları söyledi: “Sera gazı emisyonunda tarihî sorumluluğumuz yüzde 1’in altında olmasına rağmen, kendi imkânlarımızı kullanarak çok önemli adımlar atıyoruz. 2053 yılı itibarıyla net sıfır emisyon hedefini gerçekleştirmeyi öngörüyoruz. 2030 senesine kadar emisyon azaltımı hedefimizi iki katına çıkardık.

Bu kapsamda, yıl sonu itibarıyla 66,6 milyon ton karbondioksit emisyon azaltımı bekliyoruz. Toplam kurulu güç içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 55’e yükselttik. Bu oranla Avrupa’da 5’inci, dünyada ise 12’nci sırada yer alıyoruz. Jeotermal kurulu gücünde Avrupa’da 1’inci, dünyada 4’üncüyüz. Hidroelektrik santrali kurulu gücünde ise Avrupa’da 2’nci, dünyada 9’uncu sıradayız.

Hidrojen Teknolojileri Stratejimizi uygulamaya aldık. Ayrıca net sıfır emisyon hedefi bağlamında çelik, alüminyum, çimento ve gübre sektörleri karbonsuzlaşma yol haritalarımızı tamamladık. 2053’te yenilenebilir enerjinin payını yüzde 69’a çıkarmayı planlıyoruz. Eşimin himayesinde başlatılan ‘Sıfır Atık’ projesiyle atıkların geri kazanım oranını 2035 yılında yüzde 60’a taşıyacağız.”

Tüm bu çalışmaların maliyetinin yüksekliğinin herkesin malumu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İklim finansmanı kaynaklarına ve teknoloji transferi imkânlarına daha adil şekilde erişebilmemiz, bu bakımdan büyük önem arz ediyor” değerlendirmesini yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli deprem felaketine rağmen Türkiye’nin ne ekonomideki ne de iklim değişikliğiyle mücadeledeki hedeflerinden koptuğunu belirterek, “14 milyon insanımızı ve 11 ilimizi olumsuz etkileyen depremlerin yol açtığı yaraları hamdolsun hızla sarıyoruz. Şehirlerimizin yeniden inşasında da çevreyi korumak, iklim ve çevre dostu yapılar inşa etmek, önceliklerimizin başında yer almaktadır” dedi.

“Filistin Devleti’nin kurulmasının ehemmiyetini hep birlikte tekrar gördük”

Filistin topraklarında yaşanan insani krize değinmeden geçemeyeceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi: “İsrail saldırıları sonucu, çoğunluğu çocuk ve kadın 16 bini aşkın Filistinli masum sivilin hayatını kaybetmesi, hiçbir şekilde meşru gösterilemez. Gazze’de yaşananlar insanlık suçudur, savaş suçudur ve bu suçu işleyenlerden uluslararası hukuk önünde mutlaka hesap sorulmalıdır.

Son gelişmelerle birlikte 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve toprak bütünlüğünü haiz bir Filistin Devleti’nin kurulmasının ehemmiyetini hep birlikte tekrar gördük. Türkiye olarak bunun tesis ve temini noktasında her türlü sorumluluğu almaya hazırız. ‘Dünya 5’ten büyüktür’ ve ‘Daha adil bir dünya mümkündür’ şiarımızı burada tekrar vurgulamak istiyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan ve Devlet Başkanı Yardımcısı, Dubai Emiri Muhammed Al Maktum başta olmak üzere zirvenin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 60’ıncı Oturumu’nun ocak ayında İstanbul’da gerçekleştireceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ayrıca 2026’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31’inci Taraflar Konferansı’na ev sahipliği için adaylığını açıkladığını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz değerli dostlarımın bu kapsamda gereken desteği vereceğinden şüphe duymuyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: İş Birliği Talebi Gelirse, Değerlendiririz

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Lideri Babacan, “Biz tartışmaların, görüşmelerin içinde değiliz ama bazı partiler kendi içinde ya da diğerleri ile görüşüyor olabilir. Bizim yerel seçimlerle ilgili hiçbir siyasi partiyle ne iş birliği modeli ne de beraber hareket etmeyle ilgili görüşmemiz olmadı” dedi ve ekledi:

“Biz Genel Merkez olarak gidip de başka bir partinin Genel Merkezi ile bunu görüşmeyeceğiz. Ancak yerelden iş birliği talebi gelirse, münferiden ve istisnai olarak değerlendiririz. Biz bir etik sözleşme hazırladık. Bunu uluslararası kabul edilmiş yerel yönetimler etik kuralları silsilesinden çıkardık. Adaylarımız imza atacaklar. Teşkilattan gelen görüşleri çok önemsiyoruz. Teşkilatımız il ve ilçe ile bir adayın arkasındaysa, o bizim için çok değerli.

Babacan açıklamasının devamında, “Uygun görmediğimiz bir birlikteliğin içinde olmamız bizim için çok çok zor açıkçası. İstanbul, Ankara ve İzmir ile ilgili epey isim dolaştı aramızda ama bunlar olgunlaşıp da henüz açıklanacak noktaya gelmedi. Onun için büyükşehirlerde bir miktar daha çalışmalarımızı devam ettireceğiz” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Karar TV ekranlarında Taha Akyol ile Elif Çakır’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Babacan, ekonomi ile ilgili yaptığı değerlendirmede Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşmesinden de bahsederek Şimşek’e ekonomi yönetiminin yapacağı işlerin sınırı olduğunu ilettiğini söyledi.

Babacan’ın programdaki konuşmasından satır başları şu şekilde oldu: “Türkiye Cumhuriyeti gerçek bir hukuk devleti ise Anayasa kararları herkesi bağlar. Yürütme de yargı da kurumlar da onun gereğini yapar. Anayasanın çok açık bir hükmüdür. Bunun dışındaki her türlü adım aslında anayasal düzene karşı yapılmış bir teşebbüstür. Askeri darbe nasıl bir anayasal düzene karşı yapılmış bir eylem ise anayasanın ilgili hükümlerini yok saymak da benzer vahamette bir adımdır. Çünkü anayasal düzen yok sayıldığı anda o ülkenin sisteminin çivisi çıkmış demektir.

Seçimle iş başına gelenler ‘Ben 50+1’i aldım cebime koydum hukuk tanımam’ diyemez. Çünkü demokrasi; hukukun üstünlüğü ilkesi ile bir arada anlamlıdır, değerlidir.

Yargıtay’ın zaman içerisinde insan kaynağı olarak, kadro olarak aldığı bu şekil, siyasi partilerin yargı içine nüfus etme yarışı maalesef yargının da siyasallaşmasını beraberinde getiriyor. Yeni anayasa çıkardığımızda uyacak mısın, mevcuda uymuyorsun. Yenisini çıkardığımızda uyacağının garantisi ne? Siz 50+1, 50+50 de olsanız, 100 de olsanız o anayasaya uyacaksınız. Böyle bir şey yok. Biz bu anlayışa sahip olmayanlarla hangi anayasayı konuşacağız ki?”

Ekonomi, izole bir alan değil. Ekonomide en önemli unsur, güven. Güven dediğimiz o büyük kavramın içerisinde de hukuk güvenliği olmazsa olmaz bir unsur. Olmadığı bir ülkede ekonomide arzu edilen noktaya varmak çok zor.

Eğer güven yoksa, Arjantin gibi yüksek faiz ve yüksek enflasyon bir sarmal haline gelir. Arjantin’in yeni Cumhurbaşkanı soluğu Washington’da, IMF’nin kapısında aldı. Çok acı. Seçimden önceki açıklamalarına bakın, seçimden sonra yapmak zorunda olduklarına bakın. Ekonomide biraz çarşıyı, pazarı bilmeden, Sultan Hamam’ın, Yeşildirek’in, Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tozunu yutmadan ekonomiyi yönetmeye kalkışmak ancak hüsranla sonuçlanır.

Geçici olarak bir yerden borç para buluyorlar, ‘Merkez Bankası’nın rezervi 3 milyar arttı’ diyorlar. İyi de senin borcun da 3 milyar arttı. Dolayısıyla net anlamda bunun ülkeye bir faydası yok. Öylesine bir rant mekanizması kurulmuş durumda, ki o rant rüzgarının karşısında şu andaki bakanların hiçbirinin durma imkânı, ihtimali yok. O çok kuvvetli bir rant rüzgârı, orada korkunç kuvvetli lobiler var. Cumhurbaşkanı ile direkt cepten cebe konuşuyorlar. Onların etkisi herhangi bir bakandan çok daha fazla.

Türkiye için hukuk; ekmek, su gibi ihtiyaç bugün. Türkiye için ihtiyaç piramidinde en temelde hukuk var. Bugünkü ekonomi yönetiminin bunun gayet farkında olduğuna inanıyorum ama ellerinden gelen hiçbir şey olmadığını da biliyorum. O alan sadece Sayın Erdoğan ve hukukla uzaktan yakından alakalı olmayan insanlar tarafından yönetiliyor. Tabii ki Beştepe’de danışmanlar var. Onların bir kısmı gerçekten son derece riskli isimler. Nasıl oldu da ülkenin cumhurbaşkanı o nitelikteki insanlarla iş tutar hale geldi? O da benim için büyük bir hayal kırıklığı. Ülkem adına bir hayal kırıklığı.

Mehmet Şimşek, AK Parti döneminde ilk kurulan hükûmet zamanında tanıştığımız bir arkadaşımız. Kendisi hem Türkiye’de hem dünyada tanınır ve ismi olumlu olarak anılır. Dostluğumuz çok eskiye dayanır, ailecek görüşürüz. Babamın taziyesi için geldi, görüştük. ‘Güzel işler yapmaya çalışıyorsunuz, gayretiniz takdire değer ama bu adaletsizlik ve hukuksuzluk ortamında ekonomi yönetiminin yapacağı işlerin sınırı var’ dedim. Tabii görevi gereği bir tepkide bulunamadı, sadece dinledi.

İkili anlaşmalarla kredi çok risklidir. Başka bir ülkenin devlet başkanına ‘Para verdiniz ama yetmiyor, biraz daha verin’ demek, ülkenin dış politikasını ve uluslararası ilişkilerini bağımlı hale getirir. Borç alan emir de alır. Türkiye’nin finansmanı tamamen Türkiye’nin cazip hale gerilmesiyle sağlanmalıdır. Sermayenin doğal olarak artmasını sağlamanız lazım. Sizin eğer Rusya’ya doğal gazdan bir borcunuz varsa, diğer ülkelere gidip para istemek durumunda kalıyorsanız, ister istemez dış politikada ve ikili ilişkilerde o ülkelere karşı boynunuz bükük olur, dik duramazsınız. Kritik kararlarda ‘Kardeşim olmaz’ diyemezsiniz. ‘Eyy’ diye naralar atamazsınız.

Bugün 30 Kasım, seçimlerden bu yana tam 6 ay geçti. Normalde bırakın 6 ayı, ilk 3 ay çok önemlidir, yeni kurulan hükûmetlerde. O dönemde atılan adımlar ve sonuçları çok kıymetlidir. Biz ona ‘Altın fırsat penceresi’ deriz. Şimdi o ‘Altın fırsat penceresi’ kapanmış durumda ve bir yerel seçime doğru gidiyor ülke.

Tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Türkiye olarak biz derhal 29 ülkenin uyguladığı kamu alımları mevzuatını getirelim Türkiye’ye koyalım. Bu ülkelerde yatırım var mı var, kamu harcaması var mı var ama aynı zamanda bu ülkeler denge kontrol mekanizmalarının Türkiye’den daha iyi çalıştığı, şeffaflığın Türkiye’den daha iyi olduğu ülkeler. Kamu alımları, yolsuzluk bütün bunların arkasında bu var. İlk 90 günde kolay yapılacak işlerdi bunlar. Allah bu ülkenin yüzüne baksın, daha bu günler iyi günler. Ülkenin nasıl yönetildiğine baktığımda maalesef ümitkâr olamıyorum. Şu emekli maaşlarıyla açlık sınırına bakın.

Açlık sınırı açıklandı TÜRK-İŞ tarafından, şu hâle bakın. Emeklinin hâline bakın. Açlık sınırı neredeyse 2 katı. Aralıkta açlık sınırı biraz daha artacak. Açlık sınırı ile asgari ücret arasındaki makasın aralığını görüyorsunuz bu daha da açılacak. Gelecek yılın enflasyon borcunu öde ondan sonra gelecek yıl beklenenini öde. Gerçek enflasyon refah payını bir ver bakalım. Sokağa çıkan, alışveriş eden, evine bir kilo peynir alan herkes biliyor ki TÜİK’in enflasyonu gerçek enflasyon değil. Ben yeni ekonomi yönetiminden önce gerçek verileri ortaya koymalarını beklerdim.

Hükûmetin 6 aylık karnesinde neler var diye baktığımızda, Merkez Bankası faizi ne olmuş? %8,5’tan çıkmış %40’a. Seçimden bu yana dolar ne olmuş? 20 liradan, 28 liraya çıkmış. Mazot ne olmuş? 20 liradan, 37 liraya çıkmış. Enflasyon ne olmuş? Tabii bu TÜİK’in açıkladığı enflasyon %40’tan %61.4’e çıkmış.

Yeni Merkez Bankası Başkanı’na ‘Gerçekten bağımsız mısınız’ mealinde soruyorlar. ‘Siyasi sorulara cevap vermek istemiyorum’ diyor. Merkez Bankası Başkanı bu sorudan kaçarsa, kendi kredibilitesini oluşturamaz. ‘Kimseden talimat falan almam, görevim enflasyonla mücadeledir ve gereğini yaparım’ demesi lâzım. Ancak öyle güveni oluşturabilirsiniz.

Zorunlu askerlikle bedelli askerliğin eşzamanlı olarak uygulanmasını biz adil görmüyoruz. Yani parası olanın askerliği kısa yapması, imkânı olmayanın uzun yapması adalet değil. Bizim güvenlik politikalarımızdaki yaklaşım; güvenlik işinin tamamen profesyonel bir orduya dönüşle sağlanması. ‘Benim yetkim dahilindeki, kontrol alanımdaki konuda yanlış bir talimat verilmişse, yapmadım, ‘olmaz’ dedim. Ben Başbakan Yardımcısıydım, AK Parti’nin kurucusuyum. Biz Sayın Erdoğan’la ast-üst ilişkisi ile hiçbir zaman çalışmadık. Doğru bir iş ise yaptık yanlış ise de karşı durduk. Benim yetkim dahilindeki, kontrol alanımdaki konuda yanlış bir talimat verilmişse, yapmadım ‘Olmaz’ dedim, bitirdim işi ama bu herkesin harcı değil. Herkes güçlü ve dirayetli bir şekilde Başbakan’la Cumhurbaşkanı’yla ilişkisini kuramaz.

“İş birliği talebi gelirse, değerlendiririz”

Biz tartışmaların, görüşmelerin içinde değiliz ama bazı partiler kendi içinde ya da diğerleri ile görüşüyor olabilir. Bizim yerel seçimlerle ilgili hiçbir siyasi partiyle ne iş birliği modeli ne de beraber hareket etmeyle ilgili görüşmemiz olmadı. Biz Genel Merkez olarak gidip de başka bir partinin Genel Merkezi ile bunu görüşmeyeceğiz. Ancak yerelden iş birliği talebi gelirse, münferiden ve istisnai olarak değerlendiririz.

Biz bir etik sözleşme hazırladık. Bunu uluslararası kabul edilmiş yerel yönetimler etik kuralları silsilesinden çıkardık. Adaylarımız imza atacaklar. Teşkilattan gelen görüşleri çok önemsiyoruz. Teşkilatımız il ve ilçe ile bir adayın arkasındaysa, o bizim için çok değerli.

Uygun görmediğimiz bir birlikteliğin içinde olmamız bizim için çok çok zor açıkçası. İstanbul, Ankara ve İzmir ile ilgili epey isim dolaştı aramızda ama bunlar olgunlaşıp da henüz açıklanacak noktaya gelmedi. Onun için büyükşehirlerde bir miktar daha çalışmalarımızı devam ettireceğiz.

Biz kendi Cumhurbaşkanı adayımızla ve kendi milletvekilleri adayımızla seçime girseydik bu DEVA için çok daha olumlu bir sonuç oluşturacaktı, orası kesin. CHP bize şöyle bir argümanla geldi, ‘Cumhurbaşkanlığını kazanma ihtimalimiz var ama mecliste çoğunluğu kaybediyoruz. Bu iş birliği olmazsa, ortak listelerle seçime girilmezse çoğunluğu asla sağlayamıyoruz’ dediler ve önümüze bir sürü analiz koydular.

‘Bizim DEVA önceliğimiz kusura bakmayın, Türkiye bizim önceliğimiz değil biz aldığımız oya ve çıkardığımız milletvekili sayısına bakarız’ diyebilirdik ama bunu demedik. ‘Önce Türkiye’ dedik. Önce Türkiye dediğimiz için de partimizin kimliği açısından bedel ödedik. Bundan zarar gördük. O günkü aldığımız kararların arkasındayız, tarihin doğru yerinde durduğumuza inanıyoruz. Mevcut anayasaya göre 50+1’in ancak iş birlikleriyle ittifaklarla sağlanabileceği gerçeğini de görmemiz gerekiyordu.

Türkiye’nin yaptıkları Gazze’deki kıyımı önleyebildi mi, geciktirebildi mi? Ateşkes ise bir başka ülkenin arabuluculuğu ile bu noktaya geldi. O da kalıcı mı değil mi belli değil. Türkiye tarihinden, kendi coğrafyasından, o bölge ile olan eski gönül coğrafyası olmanın verdiği gücü, etkiyi maalesef büyük ölçüde yitirdi. Çizilen zikzaklar ve U dönüşü sebebiyle. Siz önemli dış politika meselelerini her gün iç politikada kullanırsanız, ülkelerle ilişkileri bozmayı ya da düzeltmeyi kendi iç politika meseleniz haline getirirseniz o zaman tutarlı, güvenli, itibarlı bir politika yürütemezsiniz.

Yeni hükûmette dış politika ve dış güvenlik konusunda bir öncekine göre daha iyi bir ekip var. Yaşar Paşa olsun Hakan Fidan olsun dış politika ve dış güvenlik ekibi bir öncekine göre açıkçası daha güvendiğim bir ekip. Ama aynı ekonomi ekibinde olduğu gibi bu arkadaşların da hareket alanı tamamen sınırlı. Cumhurbaşkanı yarın bir grup toplantısında bir nara atar onların 3 aylık emeklerini sıfırlayabilir.

Öyle de bir durum var. Onun için parlamenter sistem, kurumlar, güçlü bir Dış İşleri Bakanlığı, güçlü Bir Millî Savunma Bakanlığı, güçlü bir Genelkurmay, güçlü bir İstihbarat Teşkilatı, güçlü Merkez Bankası, güçlü yargı diyoruz. Bir ülkenin gücü bunların toplamından oluşur. ‘Güçlü lider’ dediğin anda o lider kendi eliyle en büyük zararı verebiliyor.”

Paylaşın

Bakırhan’dan ‘Kayyım’ Tepkisi: Bu Nasıl Kardeşlik?

Hakkari’de halka seslenen HEDEP Eş Genel Başkanı Bakırhan, “Recep Tayyip Erdoğan, oturuyor kalkıyor ‘Kürt kardeşlerim’ diyor. Biz kardeşsek niye iki dönemdir buraya kayyım atıyorsunuz? Niye Amasya’ya, Yozgat’a atamıyorsun da Batman’a, Siirt’e atıyorsun. Bu nasıl kardeşlik. Niye başka kapılar vızır vızır işlerken Kürtlerin sınır kapıları kapatılıyor” dedi ve ekledi:

“Bu ülkenin en demokrat, en onurlu, en kıymetli kurumlarından Türk Tabipler Birliği’nin yönetimine de buraya atadıkları gibi kayyım atadılar. Biz buradan TTB’nin mücadelesini desteklediğimizi haykırıyoruz. Hakkari’de de kayyıma hayır, Ankara’da da TTB’de de”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bir hafta önce başlattığı kent gezilerini Hakkari halk buluşmasıyla noktaladı. Sabah saatlerinde Hakkari’ye giden Bakırhan ve beraberindekiler, kalabalık bir kitle tarafından Özgürlük Meydanı’nda karşılandı.

Konvoyla kent merkezine geçen Bakırhan, HEDEP il binası önüne kadar yürüdü. Parti binası önünde toplanan halka seslenen Bakırhan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Zannediyorlar ki engelleyerek bedel ödemiş insanlar bu davadanm vazgeçecek. Biz bir türlü onlara haklı bir dava verdiğimizi,  bu dava sonuçlanıncaya kadar bütün eziyetlerine onurumuzla katlanacağımızı anlatamadık. Ama inşallah anlatmaya devam edeceğiz. Devlet burada çok pervasızca davranıyor. Adını sayamayacağım kadar çok sivil vatandaş bu topraklarda yaşamını yitirdi. Onları katledenlerin bir gün demokratik bir yargı önünde hesap vereceklerini belirtmek istiyorum.

İki dönemdir irademize kayyım atıyorlar. Kayyım yolsuzluk demektir, kayyım yolsuzluk demektir, kayyım Ape Musa’nın ismini tabeladan silmektir, kayyım kadın karşıtıdır, genç karşıtıdır. Peki kayyım ne yapıyor? Talan ve yolsuzluk yapıyor. Diyarbakır’da Bağlar’da, Mardin kayyımının Van kayyımının yaptıklarını anlatsak 2 saatte bitmez.

Van’ın borcu ikiye katlanmış. Peki ne yapacağız? Önümüzdeki seçimde bu kayyım sistemini sandığa gömeceğiz. Sayın kayyımı kendi memleketine göndereceğiz, gitsin biraz da Uşaklılara hizmet etsin, Uşaklılar onu sevsin. Sayın valiler, sayın kayyımlar, 4 ay sonra seçim var, kendinize güveniyorsanız buyurun siz de aday olun, halk kimi destekliyor görelim.

Recep Tayyip Erdoğan, oturuyor kalkıyor ‘Kürt kardeşlerim’ diyor. Biz kardeşsek niye iki dönemdir buraya kayyım atıyorsunuz? Niye Amasya’ya, Yozgat’a atamıyorsun da Batman’a, Siirt’e atıyorsun. Bu nasıl kardeşlik. Niye başka kapılar vızır vızır işlerken Kürtlerin sınır kapıları kapatılıyor.

Bu ülkenin en demokrat, en onurlu, en kıymetli kurumlarından Türk Tabipler Birliği2nin yönetimine de buraya atadıkları gibi kayyım atadılar. Biz buradan TTB’nin mücadelesini desteklediğimizi haykırıyoruz. Hakkari’de de kayyıma hayır, Ankara’da da TTB’de de.”

Paylaşın

CHP’nin ‘İş Birliği’ Önerisi İYİ Parti’de Nasıl Yankılandı?

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, siyasi partiler de seçim çalışmalarına hız verdi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i İYİ Parti Genel Merkezi’nde ziyaret etti.

İki liderin kurmaylarının da eşlik ettiği ve yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmede CHP Lideri Özel, İYİ Parti Lideri Akşener’e yerel seçimlerde iş birliği teklif etti.

Özel, İYİ Parti’nin 81 ilde aday çıkarma kararına ‘sonsuz saygılı’ olduklarını, asla bu kararın çiğnenmesi gibi bir tutumlarının olamayacağını söyledi. Partisinin kurultayında delegenin CHP’ye yeni bir yol çizdiğine işaret eden Özel, kurultayın kendilerine verdiği sorumluluk ve heyecanla, seçim iş birliği için bu ziyareti gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Yerel seçimler konusunda toplumun iki partiden de beklentisi olduğunu ifade eden Özel, Akşener’e “yerelde iş birlikleri” konusunda ne düşündüğünü sordu.

Akşener, Özel’in “seçim iş birliği” önerisine “olumlu veya olumsuz” bir görüş belirtmedi. İYİ Parti’nin başta MHP olmak üzere pek çok partinin aksine daha demokratik bir işleyişe sahip olduğunu belirten Akşener, bu konudaki kararı tek başına veremeyeceğini söyledi.

“Genel İdare Kurulu ne derse ben onu yapacağım” diyen Akşener, geçmişte masadan kalkması dahil tüm kararlarını da GİK’le birlikte aldığını anlattı. Partisinin Genel İdare Kurulu’nun 4 üyesi hariç tüm üyelerinin 81 ilde aday çıkarma kararını onayladığını hatırlatan Akşener, Özel’in önerisini GİK’e sunacağını söyledi.

Görüşmede Akşener, Özel’e iş birliği teklifine ilişkin nasıl bir model önerdiklerini de sordu. Özel, öncelikle İYİ Parti’nin “tek başına seçime girme kararını esnetip esnetmeyeceği” konusundaki tutumunu görmek istediği için, Akşener’le görüşmesinde somut bir iş birliği formülü sunmadı. GİK’ten olumlu bir karar çıkması halinde iki partinin ilgili genel başkan yardımcılarının bu doğrultuda bir çalışma yapabileceklerini ifade etti.

Görüşmede İYİ Parti heyeti, Özgür Özel’in adaylaştıracağını açıkladığı İstanbul, Ankara ve Aydın belediyelerini hatırlattı ve bu konudaki tutumunu sordu. Özel, bu açıklamanın arkasında olduklarını, onun haricinde bütün seçim bölgelerini birlikte değerlendirmeye açık olduklarını ifade etti.

Bunun üzerine Akşener, kendisine eşlik eden parti yöneticilerinin de onayını alarak CHP’nin önerisini pazartesi günü GİK’in onayına sunacağını ve olumlu veya olumsuz alınan kararı bildireceklerini ifade etti.

Görüşmede 14-28 Mayıs seçimlerindeki ittifak süreci, süreçte yapılan hatalar da gündeme geldi. Özel de Akşener de, iş birliği olsun olmasın bundan sonraki tüm süreçlerin şeffaf ve güven esaslı olması gerektiğini söyledi.

CHP’nin iş birliği teklifinin ardından 31 Mart yerel seçimlerine “hür ve müstakil” olarak girme kararı alan İYİ Parti’nin bu kararını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. İYİ Parti kurmayları, GİK toplantısına kadar geçen süreçte gerek Akşener, gerek milletvekilleri ve yöneticilerin geniş kapsamlı “istişare” yürüteceğini ifade etti.

İyi parti yerel seçimler kararını değiştirir mi?

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre; CHP’li kurmaylar, Türkiye demokrasisi ve yerel seçim başarısı için güçlü bir adım attıklarını düşünürken, bir CHP’li yönetici şu ifadeleri kullandı:

“Hepimiz cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak için yola çıktık ve CHP de İYİ Parti de kazanılması için büyük çaba sarf etti. Ama olmadı. Bu süreçle ilgili onların kırgın olduğu hususlar izlenimi aldık. Bizim de elbette kırgın olduğumuz hususlar oldu. Ama gördüğümüz, herkes o hatalardan ders çıkardı.”

İYİ Parti yönetimindeki pek çok isim “hür ve müstakil İYİ Parti” kararının doğru karar olduğunu düşünüyor. GİK’in neredeyse oybirliğiyle aldığı karardan geri dönmesinin kolay olmayacağını belirten bazı İYİ Parti kurmayları, “2 ay önce ne söylediysek, yine aynı karar çıkacaktır, çünkü şu ana kadar o kararı değiştirmemizi gerektirecek bir durum yok” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Parti’nin iktidar alternatifi olmak için tek başına seçime girme kararı aldığını belirten kurmaylar, “Dik durmamız lazım. Biz kararımızı değiştirirsek, belki kamuoyu rahatlar, teşkilatlar rahatlar ama Türkiye’de yönetim değişmez. Bizim önceliğimiz Türkiye” görüşünü dile getiriyor.

İYİ Partili kurmaylar, 81 ilde aday çıkarma kararından bir vazgeçiş olursa, bunun Türkiye için daha hayırlı bir karar olduğuna kanaat getirilirse de parti disiplini gereği bu karara uyacaklarını ifade ediyor.

Paylaşın

31 Mart’ta Yapılacak ‘Yerel Seçimler’ Takvimi Belirlendi

31 Mart 2024 Pazar günü yapılması planlanan Mahalli İdareler Genel Seçimlerine ilişkin seçim takvimi Resmi Gazete’de yayımlandı. Yayınlanan karara göre, seçim takvimi başlangıç tarihi 1 Ocak 2024 Pazartesi günü olacak.

Siyasi partiler belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine ait aday listelerini 20 Şubat Salı günü saat 17.00’ye kadar Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edecek. Kesin aday listeleri il ve ilçe seçim kurullarınca 3 Mart Pazar günü ilan edilecek.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Mart 2024 mahalli idareler genel seçimlerinde uygulanacak seçim takvimine dair kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.

Kararda “Yüksek Seçim Kurulunun yerleşik uygulamalarına göre, seçim işlemlerinin ve seçim sürecinin işlemeye başladığı tarih, aynı zamanda seçim takviminin başlangıç tarihi olarak kabul edilmekle, 31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak olan Mahalli İdareler Genel Seçimlerine ait Seçim Takviminin başlangıç tarihi 1 Ocak 2024 Pazartesi günü olarak belirlenmiştir” denildi.

Açıklanan seçim takvimine göre Yüksek Seçim Kurulu 2 Ocak’ta seçime katılabilecek siyasi partileri ilan edecek. 27 Ocak 2024’te siyasi partilerin birleşik oy pusulasındaki yeri belirlenecek.

7 Şubat’ta seçmen kütükleri kesinleşecek ve seçmenlerin oy vereceği yer ve sandıkların belirlenmesi başlayacak, bu süreç 11 Şubat’ta tamamlanacak.

Siyasi partiler belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine ait aday listelerini 20 Şubat Salı günü saat 17.00’ye kadar Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edecek.

Kesin aday listeleri il ve ilçe seçim kurullarınca 3 Mart Pazar günü ilan edilecek. 21 Mart’ta seçim propagandası ve yasaklar başlayacak. Oy verme işlemi ise mart ayının son pazar günü olan 31 Mart’ta yapılacak.

Paylaşın

“Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi” Görevden Alındı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri, mahkeme kararıyla görevden alındı. Mahkeme kararında, TTB Kanunu ek 2. maddesine göre; bir ay içinde yeniden seçime gidilmesine; büyük kongre üyeleri arasından 5 kişilik heyetin görevlendirilmesine hükmetti.

Haber Merkezi / Karar sonrası Türk Tabipleri Birliği’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Siyasi iktidar eliyle egemen kılınmak istenen hukuksuzluk rejimi bir meyvesini daha vermiş; Türk Tabipleri Birliği’ni hedef alan davada, bir yıldan bu yana süregelen hukuksuzluklar silsilesi Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması ile sonuçlanmıştır” denildi.

Konsey üyelerinin karar kesinleşene kadar görevine devam edeceği belirtilen açıklamada, “Altını kalın çizgilerle çiziyoruz: Türk Tabipleri Birliği için dünden bugüne değişen hiçbir şey yoktur. Merkez Konseyi karar temyizde kesinleşene kadar görevinin başındadır. Eşitlik yoksa, özgürlük yoksa, demokrasi yoksa, adalet yoksa, sağlık yoksa; mücadele haktır! Ve mücadele, Türk Tabipleri Birliği’nin adıdır!” ifadelerine yer verildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Merkez Konseyi’nin görevden alınmasıyla sonuçlanan dava ile ilgili basın toplantısı düzenledi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, basın toplantısında yaptığı açıklamada sağlığı piyasalaştırmaya çalışan politikalara karşı mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

TTB’nin sadece merkez konseyinden ibaret olmayıp 103 bin üyesi ile bütünlüklü bir mücadele içerisinde olduklarını vurgulayan Fincancı, “Bu mücadele bitmez. Mücadele TTB’nin adıdır. Bu kararın yok hükmünde olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz” diye konuştu.

Mahkeme kararına ilişkin farklı hukuk görüşleri olduğuna dikkat çeken Fincancı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Delegeler arasında 5 kişilik bir heyetin belirlenmesiyle 1 ay içinde seçimin yapılması bekleniyor. Ancak istinaf hakkı açık. Bu durumda seçim için istinaf kararı mı beklenecek? Yoksa olağanüstü seçim mi yapılacak? İstinaf karası bizim lehimize çıkarsa ne olacak? Hem bizim için hem de yeni konseyde seçilen arkadaşlar için bir hak kaybı olacak. Bu kararın yok hükmünde olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.”

“TTB’nin onurlu mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz”

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına tepkiler de peş peşe geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de karara tepki göstererek, “TTB Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması kararı, hukuka aykırıdır. Belediyelerde de kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinde de kayyımlara karşıyız. Hukuku savunmaya ve TTB’nin seçilmiş organlarının yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP), Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınmasına yönelik karara tepki gösterdi.

Partinin resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması, iktidarın yargı eliyle yaptığı yeni bir darbedir, kayyım darbesinin devamıdır. Hekimlerin iradesini gasp eden bu karar suçtur. Bu darbenin karşısında amasız fakatsız durmak tüm demokratik güçlerin görevidir. TTB’nin yanındayız” denildi.

Açıklamada,  “TTB Merkez Konsey Üyelerinin görevden alınmasını asla kabul etmiyoruz! Darbe silsilesi devam ediyor. Şimdi de toplumun sağlık hakkını savunan ve bu konuda büyük bedeller ödeyen TTB’ye darbe yapılıyor. Bu karar ile TTB’ye kayyum atanmasının zemini hazırlanıyor. İktidarın yaşadığı güç zehirlenmesinin ve kayyım rejiminin ülkedeki her mücadele alanına kumpaslarla, hukuk dışı zorbalıklarla sirayet etmesinin son örneğidir TTB kararı. TTB, başta mesleği olmak üzere; ülkedeki demokrasi ve adalete sahip çıkıyor. Yaşanan hukuksuzluğun karşısında olacağız. TTB’nin onurlu mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadeleri kullanıldı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da şunları yazdı: “TTB Merkez Konsey Üyelerinin görevden alınması kararı hukuk dışıdır! Reddediyoruz! AKP-MHP ittifakının emrindeki yargı eleştirel düşünen, demokrasi ve barıştan yana olan herkesi hedef haline getirmiş ve meşruluğunu yitirmiştir. Güdümlü yargıyla mücadelemizden geri adım atacağımızı sananlar, büyük yanılıyorlar. TTB ve tüm ezilenlerle dayanışma içerisinde olduk, olacağız. Bu istibdat düzenine hep birlikte son vereceğiz.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP): Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Davası’nın 7. duruşmasında TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın ve mevcut merkez konseyinin görevden alınmasına karar verildi. Saray iktidarı yargı eliyle haksız ve hukuksuz müdahalelerine her gün bir yenisini daha eklemeye devam ediyor. Hekimlerimizin eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yanında, TTB’ye uzanan ellerin karşısındayız!

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK): TTB Merkez Konsey üyelerinin görevden alınması kararı hukuksuzluklara bir yenisini daha eklemiştir. Siyasi iktidarın hedef gösterdiği TTB hakkında verilen bu karar hukuki değil, siyasi bir karardır. Hukuku, adaleti yok saymaktır. Halkın sağlık hakkını, iyi hekimlik değerlerini savunan TTB Merkez Konsey üyelerinin görevden alınması kabul edilemez! KESK olarak, yaşama ve yaşatma mücadelesini sürdüren TTB’nin yanındayız! Eşitlik, özgürlük, emek ve demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz!

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Merkezi: “Sağlık hakkı ve sağlık emekçilerinin hakları için yürüttüğümüz mücadelede her zaman yanımızda olan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyelerinin haksız ve hukuksuz bir şekilde görevlerinden alınmasını kınıyoruz. Bu kararla TTB’ye kayyım atanmıştır. Kayyım zihniyetini kabul etmiyoruz. Bu zihniyete karşı TTB’nin yanında mücadeleye devam edeceğiz. Yaşama ve yaşatma mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz.”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV): “İyi hekimliğin, insan hakları ve demokrasi ilkelerinin tavizsiz savunucusu TTB Merkez Konseyi üyelerinin görevden alınması kararı kabul edilemez.”

Diyarbakır Barosu: İktidar ve bazı siyasi parti yetkilileri; TTB’yi hedef göstermiş, yargı da her zaman olduğu gibi üzerine düşen sorumluluğu “kusursuz” bir şekilde yerine getirmiş. Siyaset, yargı eliyle her yeri istediği şekilde dizayn etmeye çalışıyor. TTB yalnız değildir. Bu hukuksuzluğa karşı dayanışma içinde olacağız.”

İnsan Hakları Örgütü (İHD): “Siyasi İktidarın ve ortaklarının uzun süredir hedef gösterdiği TTB Merkez Konseyi üyeleri görevden alındı. Siyaset kurumunun verdiği karar yargı eliyle sonuçlandırıldı. Bizler biliyoruz ki bu karar hukuki değil siyasi bir karardır. TTB Hekim meslek örgütüdür.”

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB): TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınmasına yönelik hukuk dışı karar kabul edilemez, bu kararı reddediyoruz. Verilen karar sadece TTB’ye yönelik değil ülke demokrasisine vurulan bir darbedir. Hekimlerin haklı mücadelesinin, TTB’nin yanındayız.

Demokrasi İçin Hukukçular: “Hekimlerin seçtiği yöneticilerin siyasi saiklerlerle görevden alınması hukuksuzdur. Bu karanlıktan, demokratik hak kırıntılarını, kurumları korumak için direnenlere omuz vererek, birlikte mücadele ederek çıkacağız.”

Ne olmuştu?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “PKK’ye yönelik yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarının tarafsız heyetlerce soruşturulması gerektiğini ifade eden Şebnem Korur Fincancı hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama’ iddiasıyla soruşturma başlatmıştı.

Fincancı, “Sanki ben kimyasal kullanılmıştır demişim gibi haber yapıyorlar. Öyle bir şey demedim ben. Canlı yayında konuşuyorum. Hani diyorum ki bir kimyasal etkisi olabilir. ‘Sinir sistemini etkileyen o istemsiz hareketler nedeniyle bunun araştırılması gerekir’ diyorum. Yani görüntüler de bunu söylemek olanaklı değildir diyorum canlı yayında. Sanki ben ‘kimyasal var’ demişim gibi lanse ediyor. Onların o şekilde yapması da sorumsuzluk tabii ki. Ben eleştirilerimi de yönelttim kendilerine” açıklamasını yapmıştı.

Kabine toplantısının ardından açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TTB Başkanı Fincancı üzerinden TTB’yi hedef gösterdi. “TTB Başkanı’yla ilgili yargı harekete geçmiştir. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız. Böyle bir şahsın adı Türk’le başlayan kurumun başında olmasını milletimizin tüm fertlerini rahatsız ettiğine inanıyorum” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında Türk Tabipleri Birliği’nin kapatılmasını, yönetimine en ağır ceza verilmesini ve TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve yönetiminin Türk vatandaşlığından çıkarılmasını istedi.

Fincancı hedef göstermelerin ardından gözaltına alınan Fincancı, 27 Ekim Perşembe 2022’de tutuklanmıştı. 11 Ocak 2023’te görülen duruşmada, Fincancı’nın tahliyesine karar verilmişti.

Paylaşın

HEDEP’li Meral Danış Beştaş: Yılmaz Güney Davası Yeniden Görülsün

HEDEP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, “Kriminal rapor ve otopsi raporu Yılmaz Güney’in katil olmadığını ispat eder nitelikte olmasına rağmen olay anında saldırıya uğrayan Güney meşru savunma sınırlarında kalmış olmasına rağmen dönemin yargıçları ve onları atayan Adalet Bakanlığı, Yılmaz Güney’i bugüne kadar maalesef katil ilan etmiş durumdalar” dedi ve ekledi:

“Avukatlarının da yazdığı ve bu davanın terazisi maktulün mezarının açılmasıdır. Teraziden kaçan hırsızdır. Yılmaz Güney gibi büyük bir değeri katil ilan eden bu yargı kararının değiştirilmesi ve düzeltilmesi aynı zamanda milyonların talebidir. Yeniden yargılama talebinin kabul edilmesini umuyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Sefa Mutlu’nun ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili Güney’in avukatlarının yeniden yargılama taleplerinin kabul edilmesini istedi.

49 yıl sonra gerçeklerin açığa çıkması için o gün Adli Tıp Kurumu’nun istediği gibi Sefa Mutlu’nun mezarının açılması ve kurşun giriş çıkış yönünün tespit edilmesi gerektiğini söyleyen Meral Danış Beştaş, şu ifadeleri kullandı:

“49 yıl önce Yumurtalık’ta meydana gelen ve Sefa Mutlu’nun ölümüyle sonuçlanan olayda Yılmaz Güney’i katil ilan eden yargılamayı avukatları 49 yıl sonra tekrar ele aldılar. Yargılanmanın taraflı yapıldığına ilişkin somut deliller ortaya koyarak yeniden yargılama taleplerini bize de ilettiler.

Kriminal rapor ve otopsi raporu Yılmaz Güney’in katil olmadığını ispat eder nitelikte olmasına rağmen olay anında saldırıya uğrayan Güney meşru savunma sınırlarında kalmış olmasına rağmen dönemin yargıçları ve onları atayan Adalet Bakanlığı, Yılmaz Güney’i bugüne kadar maalesef katil ilan etmiş durumdalar. 49 yıl sonra adaletin tecelli edebilmesi için gerçeklerin açığa çıkması için o gün Adli Tıp Kurumu’nun istediği gibi Sefa Mutlu’nun mezarının açılması ve kurşun giriş çıkış yönünün tespit edilmesi gerekmektedir.

Avukatlarının da yazdığı ve bu davanın terazisi maktulün mezarının açılmasıdır. Teraziden kaçan hırsızdır. Yılmaz Güney gibi büyük bir değeri katil ilan eden bu yargı kararının değiştirilmesi ve düzeltilmesi aynı zamanda milyonların talebidir. Yeniden yargılama talebinin kabul edilmesini umuyoruz.”

Paylaşın

İmamoğlu’na Siyasi Yasak İstenene Dava 25 Nisan’a Ertelendi

İçişleri Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 7 sanık hakkında ”ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla açılan dava 25 Nisan 2024 tarihine ertelendi.

Haber Merkezi / Mahkeme, savcının 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istenen Ekrem İmamoğlu’nu zorla getirme talebini de reddetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında “ihaleye fesat karıştırma” iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

İçişleri Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine açılan davada, İmamoğlu dahil 7 kişi hakkında 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Ekrem İmamoğlu hakkında zorla getirme kararı talep eden Savcılık davada, İmamoğlu için siyasi yasak anlamına gelen ”belli haklardan yoksun bırakılma” cezası da talep ediyor.

İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, “Bilirkişiye tevdi hususunda takdir mahkemenindir. Müvekkilimizin zorla getirilmesi talebine katılamıyoruz. İstanbul’da çok yoğun bir yağış vardı. Birçok randevusu aksadı. Kalan işleri vardı. Bu nedenle hazır edemedik. Sabah mazeret dilekçesi sunmuştuk. Reddini talep ederiz” şeklinde savunma yaptı.

Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşması 25 Nisan 2024’e yani yerel seçim sonrasına ertelendi.

Ne olmuştu?

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede, İçişleri Bakanlığı ihbar eden, Ekrem İmamoğlu, Cem Ülken, Fidan Gül, Hasan Çetin, Hilal Çuhadar, Mehmet Hepgül ve Türkan Demirel Dişisağlam ise şüpheli olarak yer almıştı.

İddianamede, 29 Aralık 2015 tarihinde ‘Beylikdüzü Belediyesi Kültür Merkezlerinde Personel Çalıştırılması ve Kültür Sanat Organizasyonları Hizmet Alım İşi’ ihalesi sırasında İmamoğlu’nun Başkan olduğu, diğer sanıkların ise belediyede müdür ve personel olarak görev yaptıkları belirtilmişti.

İddianamede, kamu kurumu statüsüne haiz Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’nın 250 bin 86 lira fazladan para ödemesine ve neticede 250 bin 86 lira tutarında kamu zararına neden oldukları iddia edilmişti.

Savcılık, İmamoğlu ve 6 isim hakkında “ihaleye fesat karıştırma” suçundan ayrı ayrı 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemişti. İddianamede Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” başlıklı siyasi yasak olarak bilinen 53. maddesinin uygulanması da talep edilmişti.

Paylaşın

Özdağ’ın ‘İttifak’ Çağrısına İYİ Parti’den Yanıt: Tutarsızlık

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ’ın yerel seçimler için ‘ittifak’ çağrısına yanıt veren İBB İYİ Parti Grup Başkan Vekili İbrahim Özkan, “Önce CHP ile gizli protokol yap! Sonra bunlar kötüdür diye İYİ Parti’ye ittifak teklif et.. Nerden baksan tutarsızlık…” ifadelerini kullandı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener‘e hitaben yaptığı açıklamada, yerel seçimler için ittifak kurma çağrısında bulundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İYİ Parti Grup Başkan Vekili İbrahim Özkan, Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ’ın yerel seçimler için ‘ittifak’ çağrısına yanıt verdi.

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Özkan, “Önce CHP ile gizli protokol yap! Sonra bunlar kötüdür diye İYİ Parti’ye ittifak teklif et.. Nerden baksan tutarsızlık…” ifadelerini kullandı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, Meral Akşener’e ziyareti öncesi İYİ Parti’ye ittifak önerisinde bulunmuştu.

Özdağ, yaptığı açıklamada, “AK Parti ve CHP merkezli siyaset yapılanmasını, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine sarsılmaz bir inanç temelinde kurulacak Zafer Partisi-İYİ Parti ittifakı etrafında oluşacak büyük bir vatansever, Atatürkçü, Türk milliyetçisi seçmen gücünün yaratacağı sinerji ile dağıtarak mevcut ikili kutuplaşmayı kıralım” demişdi.

Ümit Özdağ, “CHP’nin ziyareti ve size yönelik belirli grupların baskısını bildiğimiz için bu ziyaret öncesinde öyle kapalı kapılar ardında değil bütün Türk Milleti’nin önünde Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliği ittifakı öneriyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon İçin ‘Sinsi Saldırı’ Yorumu

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Erdoğan, “Sabırla ve kararlılıkla, istihdam ve yatırım odağını kaybetmeden, ekonomimizi enflasyon belasından kurtaracak programları uyguluyoruz” dedi ve ekledi:

“İnsanımızın günlük hayatında yaşadığı sıkıntıları görmezden geliyor değiliz. Türkiye’nin sinsi saldırı altında olduğunu kimse inkar edemez. Milletimizle birlikte yıkılmadan ayakta kalmayı başardık. Küresel düzeyde salgınla başlayan ve Rusya Ukrayna savaşı ile devam eden bir süreci gördük. Tüm kaynakları hayata geçirdik.”

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“31 Mart seçimleri ile ilgili hazırlıkları kongremiz sonrası başlattık. Gündemimizi işletiyoruz. Saha araştırmaları ile adaylarımızı belirleyeceğiz. Kampanya ekibimiz çalışmalarına başladı. Seçim takvimimiz ilerliyor.

Yeniden İstanbul mücadelenin parolalarından biri olacaktır. CHP bizim başlattığımız projeleri bile devam ettiremedi. CHP’li iş bilmezlerin yönetimi altında İstanbulluları yoran bir şehre dönüştü. İstanbul CHP zihniyeti elinde eski günlerini arıyor. Alışmışlar tıpış tıpış bize oy vereceksiniz demeye. Utanmadan sıkılmadan kameralar karşısında söylüyorlar.

Milletimizi bu cenderen Mart ayının sonunda kurtaracağız. Allah’ın izniyle yüksek oy oranları ile tekrar kazanacağız. Kabinemiz eser ve hizmet siyasetini hızla sürdürüyor. Her bir belediyemizin saymaya kalsak saatler sürecek hizmetleri var.

Deprem bölgesinden elimizi zaten çekmedik. Belediyelerimiz ile deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın yanında olacağız… Kazanmak, hem de ezici bir oranla kazanmak dışında bir seçeneğimizin olmadığı seçimlere hazırlanıyoruz.

Hükümette sağladığımız istikrarı şehirlerimize de kazandırmak istediğimiz anlatacağız. Alta yapı sağlayamayan muhalefet belediyelerinin karşısına Türkiye Yüzyılı belediyeciliği ile geçeceğiz. Bu partide şahsım dahil hiç kimse laüsel değildir.

Amacımız 30 büyük şehir 51’i il tüm ilçelerde tüm belediyelerin tamamına yakınını AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak kazanmaktır. Vatandaşımız neredeyse orada olmak boynumuzun borcu. Seçime kadar gece gündüz demeden çalışacağız.

Sabırla ve kararlılıkla, istihdam ve yatırım odağını kaybetmeden, ekonomimizi enflasyon belasından kurtaracak programları uyguluyoruz. İnsanımızın günlük hayatında yaşadığı sıkıntıları görmezden geliyor değiliz. Türkiye’nin sinsi saldırı altında olduğunu kimse inkar edemez. Milletimizle birlikte yıkılmadan ayakta kalmayı başardık. Küresel düzeyde salgınla başlayan ve Rusya Ukrayna savaşı ile devam eden bir süreci gördük. Tüm kaynakları hayata geçirdik.”

Paylaşın